
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yakıcı Sır
Sanırım ben kitabın özetinin özetini okudum. Çünkü yaptığım bazı araştırmalar kitabın 280 sayfa civarı olduğunu gösteriyor. Kitap daha ilk sayfadan sizi sürüklemeye başlıyor. Yazar, oluşturduğu karakterlerin psikolojisini çok başarılı bir şekilde yansıtmış. Edgar, Baron'dan sadece şu ana kadar görmediği sevgiyi istiyordu. O anneyi kitap boyunca şöyle bir sarsmak geldi içimden. Ben Baron'u kötü biri olarak göremedim. Baron sadece çıkarını düşünen biriydi. Sonlara doğru hak ettiği dersi almasını içimin yağları eriyerek okudum. Kısacası, sevgisizliğin ve aldatılmışlığın bir insanda nelere yol açabileceği Yakıcı Sır'da çok güzel anlatılmış. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/yakc-sr-yorum.html
Baskı: Gecenin Ardından (Seductive Nights #2)
Şimdiiii, serinin önceki kitabını çok beğendiğimi sizlere söylemiştim. Bu kitap hakkındaki düşüncem ise: Hiçbir yazar, bir serinin sonraki kitabında bu kadar çöküş yaratamaz. Kitap, kapağı hariç gerçekten çok kötüydü. Kurgu ilkine göre baya baya zayıftı. Allahtan 320 sayfaydı da çabucak bitti. Ama o kısalığa rağmen fazlasıyla atlayarak okudum kitabı. Bu kitapla beraber bence seri benim için son buldu. Zaten yazar önceki kitapta olanları kesin sona ulaştırdı benim gözümde. 3. kitabı okumama gerek yok. https://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/gecenin-ardndan-yorum.html
Baskı: Gülün Sözü (Warenne Dynasty, #2)
Kadın sen ne yaptın! Cidden okuyucularını kalpten götürmek istiyorsun bunu anlamış oldum. Waow, cidden waow! Bu cümlelerle kitaba ne kadar bayıldığımı söylememe gerek yok sanırım. Nasıl bir yorum gireceğimi ciddi anlamda düşündüren nadir kitaplardan biri oldu. Ortaya karışık bir yorum yapacağım gibi görünüyor, şimdiden kusura bakmayın. Kitabın yaklaşık ilk 100 sayfasına kadar "Herhalde yazarın önceden okumuş olduğum kitabı olan Aşka Yelken Açanlar gibi fazla olaylar olmayacak; hadi olursa da Yemin gibi olur diyordum." Fakat kitap sayfalar ilerledikçe Gönülçelen'i dahi aşarak aşırı entrikalı, bol olaylı bir kitap olarak çıktı karşıma. Kitapla ilgili yoruma geçmeden önce şunu belirtmek zorundayım. Kitapta gerçekleşmese de oğlancılık ön planda ve bir sahnede ensent ilişki geçiyor. Bunları duymaya bile dayanamayanların kitaptan uzak durmasını tavsiye ederim. Şimdi yorumuma geçebilirim. Yazarın bu kitabında bazı şeyleri ilk kez gördüm. Örneğin üstteki koyu renklerle belirtilmiş olan durum. Ayrıca ilk kez tarihi ayrıntıları fazlaca dikkate alarak yazmış. Gerçi Gönülçelen'de de tarihi ayrıntılar vardı ama bundaki daha fazlaydı. Bu açıdan Monica Mccarty sevenlerin bu kitabı da seveceğini düşünüyorum. Sonunda Pegasus, bir historical romanda yazım kurallarına dikkat etmiş. Bu da daha da zevkli bir okuma sağladı. Sadece 2-3 yerde kelime yazımı hatası gördüm ama sallayın gitsin. Sizi bilmem ama bence yazar, kurgusunu gerçeklerle anlatmaya çalışırken biraz bocalamış. Bir yerden sonra aşırı tarihi bilgi okumak beni biraz yordu. Ayrıca kitapta o kadar savaş geçti ama ayrıntılı bir anlatım yoktu. Gittiler ve kazandılar diye anlatmış sadece yazar. Onun yerine Mary'nin ne yaptığını okuduk daha çok. Sanırım abla güzel bir iş çıkarayım derken kendini biraz fazla kasmış. Ablamın bir kez daha gerçekçi bakış açısını tebrik ediyorum. Hatta bundan sonra favori historical yazarın kim derlerse Brenda Joyce'un adını vereceğim. Ufak not: Blogumda azıcık daha ayrıntılı bir yorum var ama spoilera kaçtığı için burada paylaşmadım. Bakmak isteyenler bloguma uğrayabilir :) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/gulun-sozu-yorum.html
Baskı: Gönülçelen (Warenne Dynasty, #1)
Brenda Joyce, bugüne kadar okumuş olduğum tarihi aşk romanı yazarlarından çok ayrı bir yere sahiptir benim için. Yarattığı konular olsun, karakterleri olsun, o dönemlerin acımasızlığını sergileme olsun... Yani kısaca her şeyiyle herhangi bir tarihi aşk romanı yazarından çok farklıdır ve onlardan kolayca ayrılabilen bir yazardır. Gelelim son çevrilen kitabına. Aslında Pegasus Yayınları bu kitaptan başlamalıydı seriye çünkü De Warenne efsanesinin ilk kitabı aslında budur. Yayın evi 6. kitaptan başlamış ama 1. ile 6. kitap arasında yıl farkı fazla olduğundan sıralama pek bozulmuyor diyebilirim. Kitap yorumuna geçmeden önce sizlere ne yazık ki bir şikayet belirteceğim, umarım başınızı şişirmem. Ben yazarı ve serilerini baya araştırdım ve gördüm ki aslında herhangi bir seri başka serilerle bağlantı içindeymiş. Ve yazarın o kadar çok kitabı var ki Pegasus Yayınları'nın en fazla 2 ay içinde bir kitabını çıkarması şart. Gelin görün ki maalesef bu yazarın bir kitabı 6-8 ay içinde elimize ulaşıyor. Ama Kristin Hannah denen ablamızın kitapları her ay çıkıyor maşallah. Şunu yazarken bile yine sinirden deliye döndüm. Pegasus'un, Kristin aşkı yüzünden yazarı hiç okumasam da kendisinden aşırı soğudum öncelik ona fazlasıyla verildiği için. Ve okumayacağım arkadaş o kadının kitabını! Brenda'ya ağırlık verilmesini istiyorum ben! Ah bir de 16-20 yaş arası gençlerin fantastik maceralarını veya farklı bir dünyadaki hikayelerini anlatan kitaplar var o kısım ayrı bir sorun. Ben sosyal ağ kullanan biri değim sadece e-mail adresim var ve 2-3 hafta kadar önce bunla ilgili bir e-mail de gönderdim ve cevap alamadım. Gerçi sosyal ağ olsaydı cevap alabilirdim ama cevap vermemeleri üzdü beni. Neyse, ben içimi döktüm ve biliyorum ki benim gibi tarihi aşk romanı seven sizler de bu dertten muzdaripsiniz. Ama en azından Brenda için bir çözüm bulmak şart. Ben artık kitap yorumuma geçeyim. İlk olarak ilk kez Pegasus Yayınları bir kitabın kapağına pek dikkat etmemiş. Normalde orijinal kapaklar kullanan Pegasus'un bu tavrı şaşırttı beni. Tamam orijinal kapağı o kadar güzel olmadığı ve gören herhangi biri çok eski bir kitap zannedeceği için bu kapak tercih edilmiş olabilir ama keşke azıcık daha dikkat edilseymiş. Kitaptaki karakterlerin fiziksel özelliği ile kapaktakilerin uyuşan tek bir özelliği bile yok. Gerçi kapaktaki jöne ben hayran kaldım :D . Neyse o kadarı kadı kızında da olur diyerek bir sonrakinde dikkat etmelerini umuyorum. İkinci şeyse kitap 400 değil 432 sayfa. Orada Rolfe denen bir arkadaş var, size bu karakteri anlatmak istiyorum. Kitabın konusunu okuduğunuzda aklınıza ne geleceğini az çok tahmin ediyorum. Geçmişinde yaşadığı bir olay yüzünden yüreği sertleşmiş, acımasız ancak adaletli, içindeki iyiliği birine aşık olduğu zaman göstermeye başlayan klasik historical erkeği aklınıza geldi değil mi? Bugüne kadar okuduğunuz sizi deli eden De Waranne serisindeki adamları unutun. Dostum, bu adam bambaşka bir şey. Adam bildiğiniz saf kötü ve kitap bu adamın kötülüklerini anlatıyor. Bu arkadaş tecavüzden fazlasıyla zevk alan, insanlara kötülük etmekten hiç çekinmeyen, amaçları uğruna her türlü pisliği yapan, bencil bir ruh hastası. İşin daha vahim kısmı bu arkadaşımızı derinden etkileyen, onu geçtim etkileneceği herhangi bir durum yaşamamış olması. Şimdi nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim ama gerçek bu. Ben bile daha ileri gidemez derken adam kendini aştıkça aştı.Ve bu arkadaş kesinlikle bir De Waranne olamaz. De Waranne insanı bir kez sever ve bırakmaz, ayrıca hata yapsa bile onu düzeltmeye çalışır. Rolfe'da bunların hiçbiri yoktu. Aksine onu en çok mutlu eden şey hata yapmaktır. Ve bu arkadaş tam kendine göre bir gelin bulmuştu, kitabın baş kadın karakterinin üvey kız kardeşi Alice. Bence ikisi tencere kapağını bulmuş uyumunu en güzel yansıtan çiftlerden biriydi. İkisi de psikopat bir ruh halinde olan insanlar. Tek fark Alice'in geçerli bir nedeni var. Yine de ikisi de nefret edilesi karakterlerdir. Ah be Rolfe, Ceidre'yi rahat bırakıp kendini Alice ile sonsuz mutsuzluğa boğsaydın keşke. Gelelim canım Ceidre'me. İmkansız Aşk'taki Alexandra'dan sonra en sevdiğim 2. kadın karakter oldu kendisi. Kardeşleri için yaptığı fedakarlıklar kalbimi fethetti. Bana göre Rolfe'a gayet de güzel bir şekilde direndi. Yine de ben Ceidre'nin Rolfe gibi bir adama mahkum olmasına çok üzüldüm. Çünkü her şey tatlıya bağlandıktan sonra ben Rolfe'un Ceidre'ye sadık olduğuna asla inanmıyorum. O yine bir yolunu bulup başka kadınların koynuna bir şekilde girmiştir, kadın istekli veya isteksiz olsun. Rolfe'a çok sövdüm ancak böyle bir karakterle yazar bir kez daha farkını ortaya koydu bence. Yazarın bu yönünü seviyorum, karakter konusunda tabuları yıkıyor her zaman. Bizim sevip sevmememizi umursamıyor ve bana kalırsa okunmasındaki en önemli etken budur. Hikaye ise Tehlikeli Aşk romanındaki gibi sert bir dille yazılmıştı, Orta Çağ'ın kadınlar ve yaşananlar konusundaki acımasızlığı çok güzel işlenmişti. Sonuç olarak usta bir yazardan yine harika bir eser. Rolfe'a dayanabilirseniz ne mutlu size. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/gonulcelen-yorum.html
Baskı: Aç Gözlerini (Blackstone, #3)
2. kitabını daha çok beğenmiştim. Biraz daha kısa tutulsaydı kitap daha fazla sevebilirdim, 408 sayfa çok fazlaydı. En azından Brynne'nin sorunu bir çözüme kavuşuyor. Aslında okuyalı biraz zaman geçtiğinden ve kitapta hatırlanmaya değen durum azlığından dolayı ( Byrnne'nin hamile olduğunu öğrendikleri ve kaçırıldığı zamanı hatırlıyorum) ne yazsam boş bir yorum olacak. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/the-blackstone-affair-serisi-yorum.html
Baskı: Değerli Şeyler (Blackstone, #4)
Seri bittiği için bana derin bir oh çektirdi. Son kitap da durum bakımından yine ilk 3 kitap gibi, öyle aman aman olaylar yaşanmıyor, yaşansa da bize yansıtılmadan barıştıklarını görüyoruz. Fakat çiftimizin birbirlerine destek olmaları ve hissettikleri sonsuz sevgiyi okumak kalp ısıtan cinsten. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/the-blackstone-affair-serisi-yorum.html
Baskı: Serseri Tutkular
Kitabı bitirdikten sonra niye bunu almadım diye baya hayıflanıyorum şu an. Kitap inanılmaz güzeldi. Bu sene okuduğum en iyi historical kitabı olabilir hatta. Siz benim anlattığım konuya bakmayın, bu sadece görünen yüzü. Kitap her duyguyu size yaşatabilecek cinsten. Ben ki bugüne kadar beni ağlatmayı başarmış 1-2 kitap vardır şu ana kadar, bu 4. olabilir. Ağlatmadı da daha çok yüreğimi sıkıştırdı, beni duygu seline boğdu. Bu da benim için ağlamakla eşdeğedir Şu an etrafta Luke diye geziniyorum. Her şeyiyle tam aşık olunacak bir erkek. Kendisini anlatmayı çok istiyorum ama anlatmayacağım. Ben sizin görüp tanımanızı tercih ederim. Catherine'yi de unutmamak lazım. O da bir harikaydı. Özellikle her zorlukta Luke'un yanında olması beni benden aldı. Onun haricinde William yani Bill de beni kendine aşık etti. Pozitif enerjisi ve tatlılığıyla hani bana demekten kendimi alamadım. Bir de Jim var ki... Tam olarak beni nereden aşık etti emin değilim ama ona da bir ah çekmekten kendimi alamadım. Yalnız, Bill'imin kitabı serinin son ve en kısa yani novella olan kitabıymış, nedennnnn? Bir de çok sevdiğim Winnie ile eşleşmişler *-* . Cidden yazar nasıl olur da bu çifti en sona bırakmış? Kim bilir Pegasus kaaaaaaç sene sonra çıkaracak kitabı? Jim de 4. sırada. Cidden ağlamak istiyorum. Fakat, bir tane iticilik abidesi var ki sormayın. Adı da Jack -_- . Kitap boyunca beni hep uyuz etti. Hatta kitap ortalarına kadar, kendisi için orta yaşlı, ileride bizimkilere kötülük yapacak olan bir amca modeli kurmuştum kendime. Tabi sonradan bizimkilerden, belki 2-3 yaş büyük olduğunu öğrenince yaşadığım şoku siz düşünün :D Ve bilin bakalım sıradaki kitap kimin? Cidden bu kitabı büyük bir heyecansızlıkla bekliyorum -_- . Frannie'nin hikayesini de çok merak ediyorum. Konusu cidden güzel bir kitap, umarım işleniş de harikadır. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/serseri-tutkular-yorum.html
Baskı: Kalbin Kuralları
Evet, geldik Epsilon'un unutulan yazarlarından birine. Tebrikler Epsilon, 4 kitaplık bir seriyi 7 senede tamamladığınız için. Bana kalırsa, sırf seri bitsin diye bu kitabı yayınladılar. Ben de sırf önceden 3 kitabı okuduğum için ve tarihi roman sıkıntısı çektiğim için okumuş oldum. Yazarın seçtiği konular güzel olmasına rağmen kaleminden olsa gerek, kitaplarını okurken sıkılıyorum. En önemli etken karakterler. Bütün karakterler aşırı ciddi. Bu kitap da bu konuda bir istisna değil. Bilmiyorum, 3 kitap boyunca Hayden gözümde hep biraz kilolu biri olarak canlanmıştır. Bunda da aynı şeyleri hissettim. Ama kitabın son 100 sayfası hoşuma gitti. Hayden-Alexia arasındaki romantizm bir anda tatlı gelmeye başladı. Ayrıca kitapta bir yer beni baya şaşırttı, o da spoilera girer diye söylemiyorum. Ayrıca ben kitabın kapağını da sevdim. Seriyi okumak isteyenler için (Ufak bir bilgi, Epsilon bu seriyi nedense 4-3-2-1 diye basmıştır): 1) Kalbin Kuralları 2) Tutku Dersleri 3) Bir Gecelik Günah 4) Aşk Gibi Günah Gibi Yazarı sevenler beni affetsin ama umarım bundan sonra bu kadının herhangi bir kitabı çevrilmez. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/kalbin-kurallar-yorum.html
Baskı: Raintree: Cehennem (Raintree #1)
Açık ara serinin en başarısız kitabıydı. Sanki olaylar fazla aceleye getirilmiş gibi geldi bana. Dante'den fazla hoşlanmadım ama Lorna harikaydı. Kitap sıkıcı olmasına rağmen bazı yerleri de gayet komikti ve eğlenceliydi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/raintree-serisi-yorum_20.html
Baskı: Raintree: Sığınak (Raintree # 3)
Serinin en en en iyi kitabı. Yazar 221 sayfada her şeyi eksiksiz anlatmış. Mercy ve Judah arasındaki çekime bayıldım ama serinin en iyi çifti bana göre Gideon-Hope'tur. Bir de evlere şenlik olan Eve var :D . En sevdiğim kısım kesinlikle savaş sahnesiydi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/raintree-serisi-yorum_20.html
Baskı: Raintree : Adalet (Raintree # 2 )
İlk kitaptan daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek. Seride en sevdiğim erkek Gideon oldu. Ayrıca Raintree özellikleri beni baya cezbetti *-* . Hope ve bıcırık Emma'yı da unutmamak lazım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/raintree-serisi-yorum_20.html
Baskı: Hain Yüreğim
Bir süredir farklı türlerde kitap okumayı kafayı koymuş olan ben, psikolojik gerilime de el atmış durumdayım. Wulf Dorn, bu konuda ülkemizde kalemi sevilen bir yazar. Böylece ilk psikolojik gerilim kitabım olan Hain Yüreğim'i okuyup bitirmiş oldum. Okuyanların da dediği gibi yazarın kalemi gayet akıcı. Fakat benim için kitap hakkında olumlu söyleyebileceğim tek şey bu. Ben beğenmedim kitabı. Öncelikli sebebim, kitabın genç yetişkin tarzı psikoloji gerilim kitabı olmasından kaynaklanıyor. Kitap hakkında bilgi sahibi olmama rağmen herhalde fazla genç yetişkin ağırlıklı değildir diye düşündüm. Fakat kitap bildiğim klasik genç yetişkin romanıydı benim için. Bana göre kitapta öyle aman aman gerilecek veya şaşırılacak bir şey yoktu. Her şey en başından beri belliydi. Hatta bir yerden sonra kitabı atlayarak okumaya başladım. Sadece son 56 sayfa idare ederdi. Geri kalan kısımlarda gerilmekten ziyade sıkıntıdan patladım. İleride okur muyum bu yazarı, okunacak kitaplarım bittikten sonra belki. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/hain-yuregim-yorum.html
Baskı: Fareler ve İnsanlar
Bu kitabı bu kadar geç okumama kızanların sayısı çok fazla olacaktır ama ne demişler, geç olsun güç olmasın. Yazarın şu ana kadar 2 kitabını okudum. Biri bu, diğeri de İnci. Yazarın İnci kitabını da çok sevmekle beraber, Fareler ve İnsanlar'ı okumak bana daha fazla keyif verdi. Sanırım bunun sebebi İnci'nin gereğinden fazla betimlemeye boğulmuş olmasıydı. Kitap daha ilk sayfadan sizi kendine çekiyor. Curley' hariç orada bulunan karakterlere kanım çabucak ısındı. Özellikle George'a. Aksi görünüşüne rağmen içinde yumuşak bir kişilik barındıran karakterleri seviyorum. Benim için "Hayal kurma" temasını en güzel işleyen kitaplardan biri oldu Fareler ve İnsanlar. Zamanında kitabı incelerken Candy ismini görmüştüm. Kitabı okumaya başladıktan sonra Candy'nin erkek çıkması beni baya şaşırttı. Kısa olmasına rağmen içi çok doluydu. Sadece "George, kendine ait bir çiftliğe sahip oldu mu?" sorusunun cevabını vermiyor, o kısım okuyucuya bırakılmış gibi görülüyor. Bana kalırsa, George olanlardan ötürü başta hayalinden vazgeçti fakat onu bunaltan çalışma şartlarına daha fazla dayanamadığı için kendine çiftlik satın aldı. Yine de fazla mutlu olduğu söylenemez. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/fareler-ve-insanlar-yorum.html
Baskı: Erken Rüya Zamanlar
Elimde bulunan son Fatma Erdek kitabını da bitirmiş bulunmaktayım. Kitap bazı yönlerden gayet iyiydi fakat beğenmedim kısımları da yok değildi. Bana göre Fatma Erdek aşkı hem güzel anlatıyor hem de anlatırken biraz bocalıyor. Yazar, bence romantik kitap yazma konusunda diğer Türk yazarlardan daha başarılı. Okumuş olduğum 3 kitabında da (Erken Rüya Zamanlar, Gece ile Şafak, Ben O Değilim) çiftlerimiz arasında ne gereksiz atarlanmalar var ne de fazla inatlaşma ve kendini naza çekme durumu. Her şey olması gerektiği gibi ilerler. Ayrıca çiftlerimiz kitabın ortasında sevgili olmuşlardır ve kitap boyunca onların sorunlarla beraber mücadele etmelerine ve mutlu anlarına şahit oluruz. Ki böyle bir şeyi herhangi bir romantizm içeren kitapta bulmak oldukça zor. Çiftler anca kitap sonunda sevgili olur ve ondan sonra mutluluğa adım atmış olurlar. Bu yönden Fatma Erdek'i gerçekten takdir ediyorum. Gelelim bocaladığı yere. Yazar aşk işini çok aceleye getiriyor. ERZ'de birbirlerini 15 sene sonra ilk kez gören çiftimiz hemen birbirlerine kavuşmak için birinden bir işaret bekliyor. Tamam, 15 sene boyunca birbirlerini unutmadıklarını okuyoruz iki ağızdan da ama daha saniyesinde "Biz yeniden sevgili olmalıyız." demek de acelecilik demek. Bunun bir benzeri Ben O Değilim kitabında da vardı. Tuna'yı gören Arın, 2. karşılaşmada kıza aşık oldu ve onunla evlenme fikrini kafaya koydu hemen. Sonraki kitapta buna biraz daha dikkat etmeli yazar. Üstte de yazdığım gibi neyse ki kitabın ortasında çiftimiz bir nevi eski günlerine dönüyorlar. Kitapta hoşuma giden diğer kısım Eser'in, Nehir için yazmış olduğu mektuplardı. Bir Türk yazardan okuduğum en romantik yazılar olabilir o kısımlar. Olumsuz gördüğüm kısımlardan biri yazarın kitabı çok duygusala bağlamasıydı. İki karakterin iç sesleri beni baya boğdu. Sürekli birbirleri için verdikleri acılı söylemler bir süre sonra "Eh be kardeşim, aşk için bir ölmediğin kaldı." dedirtti bana sonunda. Ayrıca Kaan kötü bir karakter olmamasına rağmen herkes tarafından -nişanlısı Nehir de dahil- kötülendi. Neymiş sinsi olduğu için kötü biriymiş. Eğer canından çok sevdiği nişanlısını başkasına kaptırmamak için gösterdiği çabaları sinsilik olarak adlandırılıyorsa ben o sinsiliğe "Helal olsun, yürü koçum." derim. Böyle bir şeyi Eser, Nehir için yapsa herkes tarafından kahraman ilan edilir; Kaan yapınca pislik olur. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/erken-ruya-zamanlar-yorum_10.html
Baskı: Doctor Who - 11 Doktor 11 Öykü
Vizelerimin başlamasına az kalmasına rağmen şu güzellik sürekli "Beni oku!" diye göz kırpıp durdu. Araya 1-2 aksilik çıkmasaydı şu kitabı 4 günde bitirmiş olacaktım. Kitap hakkında önce genel bir yorum yapacağım, sonra da öyküler için söylemek istediğim birkaç şey var. Öncelikle Doctor Who hayranıysanız kitabı sevmemeniz mümkün değil. Kitap 50. yılın hakkını gerçekten vermiş. Yazarların hepsi itinayla seçilmiş. Özellikle Neil Gaiman'ın kalemini çok beğendim. Yazarlar, doktorlarına ve yardımcılarına çok dikkat etmişler. Ve 3. ile 6. Doktorun hikayesinde seride en sık karşısına çıkan düşmanlar görülüyor. Çoğumuz modern seriyi bildiğimiz için kitaptaki son 3 doktoru okurken daha zevk alacağınıza eminim. Az biraz klasik seriyi de bildiğim için bildiğim doktorları okumak çok zevkliydi benim için. Diğer dikkat ettiğim noktaysa her hikayede TARDİS'in Doktor için öneminin vurgulanmasıydı. Sanırım tek eleştirim bazı yerlerde çevirilerin düzgün çevrilmemesi olacaktır. Spoilera kaçmadan her hikaye için kısa notlar eklersem: 1. Doktor: Tam klasik seriye yakışır bir hikaye olmuş. Hikayede en çok hoşuma giden kısım Doktor'un Susan'a olan sevgisiydi. Bu kısım bana 12. Doktor'un Clara'ya olan derin sevgisi ve bağlılığını hatırlattı. 2. Doktor: Bu Doktor'umuzun zamanında 4 bölümlük olan bir macerasını izlemiştim ama beğenmemiştim o bölümü. Sebebi senaryoda aşırı tekrarlar olmasıydı ve Doktor'un bölüm boyunca yaptığı şey sadece kapı açmak oldu. O bölümden sonra 2. Doktor'u izlemeyi bırakmıştım. Fazla pasif gelmişti bana Doktor. Kitaptaki Doktor'un hikayesini beğendim. Pasif de değildi hikayede. Jamie'yi o beğenmediğim bölümde izlemiştim, yani Jamie hakkında da az çok bir bilgim vardı hikayeye başlamadan önce. Sırf Jamie hatırına yazın 2. Doktor'un maceralarını izleyebilirim. 3. Doktor: İşte en sevdiğim Doktorlardan biri. Diğer rejenerasyonlarından ayrılan en önemli özelliği centilmen olmasıdır. Hikayede de bu centilmenliği bir kez daha karşımıza çıkıyor. Yol arkadaşının rahatlığı için birçok şey yapabilecek biri. Diğer sevdiğim bir yönü de ciddi bir şey olduğunda o sorunu çözmek için gerçekten dikkatini vermesidir. Klasik seridekileri çok bilmesem de modern seridekiler ne yazık ki çok "lay lay lom" şekilde çözüyorlardı sorunları. Çoğu macerada asıl konudan koptukları çok oluyordu. Neyse ben biraz dağıttım konuyu, dönelim hikayeye. Elbette bu hikayeyi de çok beğendim. Bu da tam klasik seri macerası olmuş. 4. Doktor: Hakkında tek bildiğim seride en uzun bulunan doktor olduğudur, bir de jelibona olan aşırı düşkünlüğüdür. Kitaptaki hikayesi fena değildi. Fakat benim ilgimi asıl çeken yol arkadaşı olan Leela oldu. 5. Doktor: Tek bildiğim gerçek hayatta 10 Doktor'un kayın pederi olduğu. Açık ara kitaptaki en en en kötü hikayeye sahipti. Bir kere 5. Doktor nasıl biridir bir bilgi yok. Ayrıca kitapta 3-4 sayfa gözüküyor sadece. Hikaye desen 2-3 veledin başından geçen saçmalıkları konu alıyor. Hikaye öylesine yazılmış sadece. 6. Doktor: Bildiğim tek şey sebebini hatırlamasam da BBC tarafından işine son verilmesidir. Diğer hikayelerden farklı olarak 1. kişi ağzından anlatım yapılıyor. Anlatıcı Doktor'un yol arkadaşı olan Peri Brown. Richelle Mead, okumasam da ismini bildiğim bir yazar ve iyi ki zamanında bir kitabını okumamışım. Kalemini fazla akıcı bulmadım. Yeminle Doktor için kitap yazmasaymış, bu hikaye kesin aşk hikayesi olacakmış. Hikayede gerçekten beğendiğim şey düşmanı iyi seçmiş olmasıydı. Yeminle başka bir düşman olsaymış resmen facia bir hikaye olacakmış. 7. Doktor: Bunun hakkında da tek bildiğim rejenerasyon geçirdiği kısımdır. Kitaptaki en iyi hikayesi olan doktorlardan biri. Başından sonuna kadar film izliyormuşum gibi his yarattı. Ayrıca Ace'i de çok sevdim ben. Bir gün izleme şansına erişirsem bence çok seveceğim bir doktor olacak kendisi. 8. Doktor: Sevdiğim bir başka doktor. Ne yazık ki sadece 1 filmi ve mini bir bölümü var kadersizin. Ama Wiki sayfasından ve internette okuduğum birkaç çizgi romanı sayesinde kendisini tanımış oldum baya. Hikayesine gelince bence 8. Doktor'a göre bir hikayeydi ve genel olarak da iyiydi. 9. Doktor: İlk doktorum. Ve en bir sevdiklerimden. Hikayesi de gayet güzeldi. Tek hayal kırıklığım Ali'nin kız çıkması oldu. Ali tam benlik bir yol arkadaşıydı. Korkusuz, acayip zeki ve uzaylı *-* 10. Doktor: IYYYYYYYY!!! 10. Doktor, Doctor Who evrenindeki en sevmediğim 2 kişiden biridir (diğeri ise Rory). Bu hikaye de neden kendisinden nefret ettiğimi bir kez daha güzelce hatırlattı. Çok konudan kopuyorsun be arkadaşım! Ayrıca zekimişmiş. Gördük ne kadar zeki olduğunu 3 sezon boyunca. Martha ise modern seride Clara'dan sonra en bir bağrıma bastığım yol arkadaşıdır. 3. sezonun tek güzel yanı Martha'dır benim için. Ayyy 3. sezonu hatırladıkça beni afakanlar basıyor. Her bölüm bu kadar mı kötü olur ( evet, çoğu kişinin sevdiği Blink bölümü de gözümde berbat bir bölümdür -_-) ? Ben yine farklı bir konuya geçtim. Neyse, ilk kez 10. Doktor ve Martha'nın macerasından zevk aldım. Yazarın ağzına sağlık. Tabi hikayede Doktor yine beni sinir etti, Martha ise mantığıyla beni hayran bıraktı. Fakat bir yerde mantık hatası vardı bence. Martha, Rapunzel ile görüştüğü zaman "Geleceğe gidip senin Disney yapımı filmini izledim." diye bir cümle kuruyor. Fakat bana çok mantıksız geldi. Bir kere 10. Doktor'un Martha'yı herhangi bir filme götüreceğini hiç sanmıyorum ben. Keşke yazar öyle bir şeyi dahil etmeseymiş. 11. Doktor: Gaiman, 5. ve 6. sezonlardaki 1-2 bilgiye kısaca yer vermiş. Örneğin Amy'nin en iyi kız arkadaşı Mels. Hikaye fazla aksiyonlu değildi fakat okuması çok zevkliydi. 11. Doktor, veda sahnesine kadar çok sevdiğim bir doktordu. Moffat sağ olsun tam rejenarasyon sahnesinde kendisinden soğuttu beni. Hayır, sebebi kısa sürmesi değildi, vedası iyice yaşlanmış haliyle olmalıydı, gencecik haliyle değil -_- . Kısaca modern seridekiler hariç 3. ve 8. Doktor'u baya iyi tanıyorum. 1,2 az biraz biliyorum, diğerlerinin doktorsal özelliklerini hiç bilmiyorum. Yazın bir terslik olmazsa modern seriyi izleyeceğim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/11-doktor-11-oyku-yorum.html Son olarak hoşuma giden birçok alıntıyı kitapta altını çizmiştim. Eğer benim gibi Doktor'u özlediyseniz çizdiğim alıntılara blogumdan bakabilirsiniz. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/11-doktor-11-oyku-alntlar_1.html
Baskı: Büyülü Bir An İçin
Ne yazık ki "Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü" serisinin 2. kitabı olan Büyülü Bir An İçin, fazla beğendiğim bir kitap olmadı. Bunun en büyük sebebi kitaptaki çifte ısınamamış olmamdır. Önceki kitaptaki Meg ile bu kitaptaki Meg arasında dağlar kadar fark var. Önceki kitapta Meg'in davranışlarında hafif bir pervasızlık görülüyordu. Bu kitaptaki Meg'de o pervasızlık bir yerde bile gözükmedi. Ne kadar Gareth'a yardımcı olmak için çaba harcasa da düşündüğümden daha durgun bir karakterdi. Bazı yerlerde de bana Amelia'yı hatırlattı. Gareth'a da ayrı bir sinir oldum. Kitap boyunca çok fazla ikilem yaşadı. Meg'ten uzak duracağım dese de Meg'i gördüğü ilk an hemen kızın dudaklarına yapışıyor. Veya bu araştırmayı durduracağım dese de iki dakika sonra kendisi daha fazla araştırmaya katılıyor. Ben "Herhalde kitapta bir cinayet işlendi, suç da Gareth'a kaldı." diye düşünmüştüm. Fakat tahminimden çok alakasız ve aşırı sıkıcı bir dava çözümü ile karşı karşıya kaldım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/buyulu-bir-icin-yorum.html
Baskı: Sırrın Bende Saklı
Kitap 2014 çıkışlı ve sanırım benim bu kitabı almam, çıkışından 1 ay sonraydı. İlk 58 sayfayı okuduktan sonra niyeyse okumayı bırakmıştım. Serinin 2. kitabı gelmeseydi hala da dururdu kütüphanemin bir köşesinde. Yaklaşık 1 hafta önce yine başladım kitaba ve son bıraktığım sayfa ile 6 Mart arasından 501 gün geçmiş Vikitap'a göre. Robyn Dehart, hem ülkemizde hem kendi ülkesinde bilinen bir yazar değil. Fakat az biliniyor olması kötü bir yazar olduğu anlamına gelmez.Ben genel anlamda kalemini ve kurgularını seviyorum. Yazdığı hikayeler günümüz aşk romanlarının, historical'e uyarlanmış hali şeklinde. Yazarın okumuş olduğum 2. kitabı da beni hayal kırıklığına uğratmadı. Grubun kurucusu olan Amelia'yı çok sevdim ben. Her ne kadar kendisini diğer arkadaşlarına göre çekingen bulsa da öyle biri değil. Yeri geldiğinde tam bir maceraprest. Colin'e de kanım baya ısındı. Geçmişi yüzeysel anlatılmış olsa da o geçmişin kendisini ne derece etkilemiş olduğu karaktere başarılı yansıtılmış. Fakat kendisi kesinlikle bir Sherlock değil. Sherlock okumadığım için kıyaslama yapmam yanlış gelebilir ama bence Colin, Sherlock'tan daha nazik bir karaktere sahipti. Ayrıca kitapta 4 arkadaşın birbirlerine verdiği değer ve sevgi iç ısıtan cinsten. Dedektiflik bakımından fazla kafa yormayan fakat çiftimizin heykeli bulmak için yapmış oldukları araştırmaları okumak oldukça zevkliydi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/srrn-bende-sakl-yorum.html
Baskı: Bu Adamla Beraber (This Man, #2)
İlk kitabı okuduktan sonra orijinal dilindeki pdf'sini indirmiştim belki okurum diye. Aslında benim beklediğim Türkçe pdf'sinin çıkmasıydı fakat İngilizce dil yapısı aşırı basit olduğu için buradan devam etmeye karar verdim seriye. Bana göre serinin ikinci kitabı, ilkine göre az biraz daha iyiydi. Tek tek sıralayacak olursam: * Yukarıda da dediğim gibi, kitap orijinal dilinde gayet anlaşılırdı. Okurken anlamayacağınız yerler olacağını sanmıyorum. * Erotik sahnelerde olumlu yönde bir azalış görülüyor. Yani bir erotik romanda olması gerektiği kadar erotik sahneler içeriyor kitap. * Kitabın ilk yarısı bildiğimiz erotik roman tarzında ilerliyor. Çiftimiz sevgili oluyor ve çoğu erotik kitap çiftinde gördüğümüz şeyleri yaşıyorlar. Ama 2. yarıya geldiğimde beni ters köşeye düşürecek bir durumla karşılaştım. Ve bu okur bilmiyordu bunun sadece ufak bir başlangıç olacağını. Sonrasında "Ne! Nasıl yani? Hadi canım! Aman tanrım!" tepkilerini vereceğim durumlar gerçekleşmeye başladı. Neler olduklarını söylemiyorum, yoksa kitaptan alınacak bütün zevk gider. En fazla şu kadarını söyleyebilirim. 2. kitap "Olaylar,olaylar." dedirtecek durumlar yaşatacak size. * İlk kitaba oranla Ava'yı biraz daha sempatik buldum. Yaptıkları gözüme fazla çarpmadı, bana aşırı saçma gelecek bir harekette bulunmadı kendisi. * Hayatımda ilk kez bir kitapta bir evlilik teklifine hiç zorluk çıkarmadan "evet" cevabını veren birini gördüm. Belki olumsuz gelebilir size ama bu yönüyle şaşırtması iyi oldu benim için. * Belki de kitabı orijinal dilinde okuduğum için aldığım zevk daha fazlaydı. Fakat kitap için olumsuz söyleyeceğim şeyler de mevcut. Daha doğrusu az sonra birine çok fena saydıracağım. * Kitabın kapağı rezalet. İlk kitabın kapağına göre çok alakasız olmuş. Aslına bakacak olursak kitabın kapakları gerçekten hikayenin hiçbir kısmıyla örtüşmüyor. Fakat son kitapta şaşırtabilir de. * Ava'nın arkadaşı Kate, bana hiç de arkadaş gibi görünmedi. Tabi buldu erkeği (Sam'i), Ava'nın varlığını bizim erkekler olmasa unutacak kızı. * Kitapta çok fazla gereksiz çift kaplıyor. Örneğin Victoria-Drew ikilisi. Bunlar sevgili midir, değil midir kısacası ne idüğü belirsizler benim için. * Şimdi geliyorum saydırmaya: Arkadaşlar, hatırlarsanız ben Jesse Ward için "Baskıcılıkta dünya markası" gibi bir tanım kullanmıştım. İlk söylediğimin hala arkasındayım. Benim değinmek istediğim başka noktalar var. Meğer bu Jesse düşündüğümden daha pislik biri çıkmasın mı kitapta? Adam bildiğimiz orospu çocuğuymuş da benim haberim yok. Mümkün olduğunca spoiler vermemeye çalışarak neden nefretimi kazandığını anlatmaya çalışacağım. * Sally'i sürekli "O sadece arkadaşım. Bizi ayırmaya çalışmıyor, kafanda kuruyorsun bunları Ava." diye savunması çıldırttı beni. * Kitap boyunca Ava'nın her işine burnunu soksun, kızın her bir sırrını bir şekilde öğrensin ; fakat iş kendisine geldiğinde tam bir kapalı kutu olsun. Hele bir itirafı var ki... Allah belanı versin Jesse, tez zamanda geber inşallah! Ben Ava'nın yerinde olsam o anda bitirirdim ilişkiyi. Çünkü Jesse'in orada yaptığı tek şey bağımlılığına sığınmaktı (Tabi ona göre bu bir bağımlılık değil ya.) . * İlk kitapta Jesse tam bir boş adamdı benim gözümde. Burada ise hafif karanlık geçmişi olduğu gösteriliyor. Bence böyle bir şeye gerek yoktu. Yazar, boş adamı biraz doldurayım demiş ama böyle olması için geçerli hiçbir sebebi yok. Kitap bazı soru işaretleri bırakıyor elbette ama 2. kitap çok normal bir şekilde sonlanıyor. Hal böyle olunca "3. kitapta fazla bir şey olmaz, özetini okusam da olur." dedim. Demez olaydım a dostlar! Kitap daha da şoka sürüklüyormuş meğerse okuyucuyu. Az önce üst paragrafın son cümlesinde yazmış olduğum şeyi yazar bana güzel yedirdi. Biraz da bu ironi için üst paragrafı koyu renkle belirttim. İndirmeyi başarırsam 3. kitabı, vizelerden sonra okumayı planlıyorum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/bu-adamla-beraber-yorum.html