Gerçekçi bir dil ile yazılmış muhteşem bir alegori örneği.Bir bakıma bende Hayvan Çiftliği'ni anımsattı.Okunması ve kütüphanelerde bulunması gereken bir kitap....
Modern Klasiklerden Stefan Zweig dışında okuduğum ilk eser olan Sineklerin Tanrısı, başta çok fazla akıcı ve okuyucuyu saran bir kitap olmasa da kitabın sonlarına dogru işler değişiyor. özellikle kitabın sonundaki açıklamalarla kitapta anlatılmak istenen okuyucuya net bir şekilde aktarılıyor. Değişik ve bir o kadar da düşündürücü bir kitap. Tavsiye edebileceklerim arasında.
‘’Sineklerin Tanrısı’’ uçak kazası sonucu ıssız bir adaya düşen çocukların adada hayatta kalmaya çalışırken aralarında geçen dostlukları ve düşmanlıkları anlatılıyor. Başlangıçta kararların toplantıda alınması, şeytanminaresini elinde bulundurana söz hakkı verilmesi, şefin oylamayla seçilmesi gibi demokratça bir düzen oluşuyor. Çocuklar büyükler yokken bu cennet gibi adada eğlenmeyi düşünüyorlar.
Ralph ile Jack arasındaki iktidar ve güç savaşı, adadan kurtulmak için ateş yakma mücadelesi ve avcılık tutkusu ‘’masum’’ olarak tanınan çocukları vahşileştiriyor. Zamanla cennet ada cehenneme dönüşüyor. Sineklerin Tanrısı da üzerine sineklerin konduğu kazığa geçirilmiş bir domuz başıdır ve kötülüğü simgelemektedir. Sırf görünüşünden dolayı alay edilen aralarında en akıllı olanı olan ve gerçek adını öğrenemediğimiz ‘’domuzcuk’’ lakaplı çocuğa çok üzüldüm. Çocuk dahi olsalar hem iyilik hem kötülük insanın içindedir. Yaşanan koşullar bunları ortaya çıkarır ve hangisinin ön plana çıkacağı insanın kendi tercihidir. Kitaptaki Mina Uygan’ın son sözü de çok anlamlı olmuş. Okumanızı tavsiye ederim.
Önceleri biraz sikintili gelsede okumak bir sekilde devam ettiriyor.Merak tabiki bunlardan en fazlasi.
Ikinci dunya savasi gibi bir vahsetten kurtulmalari gerektigi dusunuldugunden bir grup cocugu daha guvenli bir bölgeye götururken,cocuklarin icinde bulundugu ucagin dusurulmesiyle cocuklar kendilerini issiz bir adada bulur. Yaslari 6 ile 12 arasindaki cocuklar bir sekilde duzen kurarlarken insan olmanin dogasindaki durtuleri öne cikar,lider olmak,fark edilmek ,egonun en savunmasiz hali,dar bilgi kapasitesi. Burda korkunun da insana neler yaptirabilcegidir. Yasamak icin bir savunma yöntemi bulmak zorunda olan cpcuklar ayni zamanda kendi ustunlugunu kanitlama arzusuyla vahsilesir. Burdaki vahsilesme bana göre hayatta kalma arzusunun ve caresizligin bir ifadesi gibi geldi. Adada olanlar bize ne kadar korkunc gelsede bence biz buyuz yani vahsi,korkak egomuz nukler silahlardan bile korkunc insanlariz. insan iyi sartlarda neler yapabilecegi ayri bir durum mutlaka ama bu cocuklarin oldugu durumda olsaydik kimimiz Jack kimimiz Ralph yada Domuzcuk olurdu ne yazik ki cocugun adi bilinmiyor domuzcuk olarak kaliyor. Tabii final de hepsinin sadece masum cocuklar olarak göruyoruz.Bence okunulmasi gerekilen kitaplardan. Bu kitapdan sonra kesinlikle mercan adasini okumak bana dogru geliyor.
En büyükleri 13-14 yaşında olan, atom savaşları nedeniyle güvenli bir bölgeye kaçırılmaya çalışılan bir grup çocuğun uçak kazası nedeniyle bir adaya düşmesiyle başlıyor her şey. Başlangıçta cennetten bir tasvir gibi görünen, Mercan Adası’na atıflar yapan bu ada, zamanla yiyeceklerin sınırlı meyve ağaçlarından, bir domuz sürüsünden oluşması nedeniyle yaşam ve iktidar mücadelesinin merkezi oluyor.
İnsanın ulaşabildiği her yer cehennemdir misali, cennet ada da zamanla cehenneme dönüşüyor. Büyüklerinden gördükleri şekilde demokrasi geliştiren, bir düzen kurmaya çalışan çocuklar arasındaki iktidar mücadelesi, sorumsuzluk, düzensizlik, yetersizlik, beceriksizlik gibi çeşitli insana özgü problemler, okurken kendinizi sorgulamanıza, “Ben olsan ne yapardım?” diye düşünmenize neden oluyor. Alegorik şekilde insanı ve insani duyguları inceleyen roman da aklın ve düşüncenin sembolü Domuzcuk, diktatörlük ve yönetme hırsının sembolü Jack, sağduyunun sembolü ise Ralph olarak çıkıyor karşımıza. Kitaba yerleştirilen sembollerin içi Mina Urgan’ın eşsiz sonsözüyle doluyor.
Kitabın ilk sayfaları, akıcı ve sade dili, size masal kitabı okuyorsunuz izlenimi verebilir, olaylardaki sertlik, aralara sıkıştırılmış semboller durumu değiştiriyor.
Issiz bir adaya dusen cocuklarin romani bu, ama bu ada cocuklugumuzda okur iken hayran oldugumuz ve o macerayi kendimizde yasamak istegimiz klasik "Mercan Adasi" degil...
6 - 12 yas arasi cocuklarin uygarliktan uzaklasinca yasadiklari korkunc donusumu anlatan Golding, okuyani dehsete, aciya ve en onemlisi de muthis bir ic sorgulamaya surukluyor.
Iki lider, Ralph ve Jack... Biri, esitlige, sevgiye, anlamaya ve iyilige onem veren, digeri ise kendinden baskasini hor goren, zorbaca bir baskiya inanan, kotuluge yonelen... Domuzcuk, dis gorunusu ve astimi ile toplum disina itilen ama iclerinde en akillilari, Simon saf iyiligi temsil eden, gercekleri net gordugu icin, korkmayan ve Roger, oldurmekten zevk aldigini kesif eden...
Kitabi okur iken, birer melek oldugunu dusundugumuz cocuklarin, nasil birer vahsiye donusebildigini dehset ile fark ediyorsunuz, sonra da aslinda kendi cocuklugunuza baktiginizda, cocuklarin da tipki yetiskinler gibi birer insan oldugunu anliyorsunuz: iclerinde hem iyi hem de kotu ic guduleri olan. Anne/babalar ve toplumun asil gorevi ,iste bu iyi ic guduleri ortaya cikartmak, kotuyu de engellemek olmalidir.
Gozluk, insanligin kurtaricisi olan atesi!, buyuk deniz kabugu ise, demokrasiyi simgeliyor kitapda... Insanligin avlanmaya baslamasi ile de vahsilesmenin artik onune gecilemez bir durum haline geldigini okuyoruz ...
Her cocuk ve her yetiskin okumali bu kitabi... Bir hayatda kalma mucadelesi, ve bu mucadeleyi verir iken, insanligini kaybetmemenin onemi!
Başta ciddi anlamda çocuk kitabı gibi geldi bana. Okurken sıkıldım hatta bırakmayı düşündüm. Ama sona doğru yaklaştıkça çocuk kitabı olmadığını ve insanın dünyada en büyük canavar olduğunu anlıyorsunuz:/ hayvan çiftliğinden sonra en sağlam alegorilerden biri bile olabilir. Okuyun pişman olmazsınız:)
Kitaba diyecek söz yok.Yanlız sakın kitabı okumadan ön sözü okumayın çünkü kitabı resmen önsözde-hemde en kiritik noktalarıyla- anlatıyor.Dolayısıyla kitabı okumuş gibi oluyosuzun.Benden tavsiye.
Sineklerin Tanrısı ile birlikte Sweet Summer Challenge etkinliğinin yarısını tamamlamış oluyorum. Son kitabımın yorumuna geçmeden önce kitapta bir şey ilgimi çekti. Bence bu benim kadar diğer kitapseverleri de baya üzecek gibi görünüyor. Bu kitabı alan babamdı ve İş Bankası'nın bastığı ilk baskıyı almış. Kitabın arka kapağına baktığımda fiyat beni şaşırttı.
15 yıl önceki baskının 6 tl, şu anda ise 16 tl olması sinir bozacak derecede. Fiyattan da anlaşılacağı üzere o zamanlar bir kitaba ulaşmak gerçekten kolaymış. 260 sayfalık kitap 6 tl. Ben hala inanamıyorum 0_0
Kitapta en çok Domuzcuk ve Simon'u sevdim. Kitapta Domuzcuk'un ipleri ele almasını çok bekledim, tabi ki böyle bir şey olmadı, olsa şaşarım zaten -_-
Bana göre 1940-1960 arası kitapların dili fazla sıkıcı geliyor. Ağır bir dil yok ama çok fazla gereksiz cümle kullandıklarını düşünmemden dolayı olsa gerek, o kitapları okurken bana bir sıkılma geliyor. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz? Sineklerin Tanrısı da bu konuda bir istisna değildi gözümde. Akıcı değildi, okurken bazı sayfaları atlamak zorunda kaldım :(
Yine de yazarın duygu aktarımı konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Yazar insan şiddetinin gelebileceği noktaları çok ustaca işlemiş. Ayrıca iktidara geçme isteği,çaresizlik, giderek artan umutsuzluğun insanı getirdiği noktalar da güzelce aktarılmış.
SPOİLER!!!!
Kitabın ilerleyişi Simon'un ölümüne kadar baydı beni. Simon'un ölümü ve sonrasında yaşananlar hiçbir psikolojik gerilim kitabının yapamadığını yaptı: Beni gerim gerim gerdi.
http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/sineklerin-tanrs-yorum.html
Kesinlikle bir çocuk kitabı değil. Çevirisi mükemmeldir. Mina Urgan çevirisi olduğu için kitap orijinalden çok fark etmiyor. Rahatlıkla okunabilir. Ben kitabı okumadan filmi izlemenizi tavsiye etmem. Zaten 2. olarak çekilen film, bu kurguya bağlı kalmamış. Bu kitabı okuduktan sonra 1. olarak çekilen filmi tavsiye ederim. Ama önce kitabı okuyun. Yoksa filmdeki sahneler, kitap okurken zihninizde canlanır bu da kitaptan verim almanızı engeller. Kitap'ta betimlemeler fazla olduğu için soyutsal/somutsal biraz sıkıyor. Ama sonlara doğru biraz gerilim artıyor. 10// İyi bir kitap.
Giriş kısımlarında gayet sıradan gelen kitap, ilerledikçe derinleşti ve anlam buldu. İlk başlardaki okumam bir roman okuması gibiydi ancak ilerledikçe yaşanan olaylar, karakterlerin kişilikleri, betimlenen duygu durumları insanlık ve dünya için uyarlanabilecek bir modelmiş, bir simülasyonmuş gibi gelmeye başladı ve okumayı böyle bitirdim. İçgüdüler, şiddet arzusu, kontrolsüzlüğün götürdüğü nokta, mantığın gerekliliği, iyilik, kötülük gibi gibi çok derin anlamlar buldum şahsen. Kitabın sonundaki incelemede çevirmen Mina URGAN bu kitabın roman değil alegori olduğu söyleyip, simgesel anlamları olan bir öykü olarak tanımlamış. Bu tanımı kesinlikle çok doğru. Çok beğendim. Nobel'i hakkıyla almış. Tavsiye ederim.
Aslında kitap neden modern klasikler arasında hiç bir fikrim yok.
Sineklerin Tanrısı, etkili bir edebi dil ile yazılmış değil, akıcı değil, yani aslında edebi anlamda okuyucu için pek bir şey de sunmuyor. Olumlu diyebileceğim tek bir şey var, hikayeleme tekniği.
Temel anlamda kitabı okuyan birisi, "bu hikaye bana ne kattı" sorusuna yanıt aramakta zorlanacaktır. Keyifli bir hikaye değil, hikaye kahramanlarının herhangi bir özelliği yok, yani her şey çok sıradan geldi bana.
İsmi çok ilüzyonist görünse de, ünü çok abartılı bir kitap. Ben tavsiye etmem ama farklı bir şey okumak isteyenler için ilgi çekici olabilir.