Katolik inançlarına göre "beelzebub"(ibranice sineklerin tanrısı demek) şeytanın bir diğer ismidir.
Kitapta Roma'nın tarihsel dönemlerine atıflar güzel planlanmış.Fakat kapak kitabı tam olarak anlatmıyor bence daha farklı bir kapak yapılabilir.
medeni dediğimiz insanların her ne kadar çocuk da olsalar farklı şartlar altında neler yapabileceğini görünce çok şaşırıyorsunuz önce sakince başlayan hikayenin yavaş yavaş savaş sahnelerine dönmesi insanı hayrete düşürüyor vay be diyorsunuz
Sosyalizm ve faşizm çatışmasını anlatıyor. İnsanın doğasında vahşilik olduğunu anlatıyor. Küçükken okumuştum ve favori karakterim Domuzcuktu (Piggy). Aklıma geldi bir daha okuyum dedim ve yine çok beğendim ve yine favori karakterim Domuzcuk. Film gibiydi hemen bitiverdi.
Yıllardır okumak istediğim bir kitaptı. Fakat yıllardır merak ettiğim kitap hiç hayalini kurduğum gibi çıkmadı.
İnsanların ne kadar modern görünseler de içlerinde bir vahşilik olabileceğini vurgulamış yazar. Sağ duyulu ve aklın sesi ne kadar olsa da insanın içindeki vahşi duygular ortaya çıkınca bu sağduyu ve aklın bu vahşiliği engelleyemediğini.
Kitaptan anladığım; insanın doğasında var olan vahşiliğin ve zorbalığın kötü değerler tarafından belirlendiğidir.
Pozitif değer çıkarmak gerekirse; Karanlığa olan mücadele her zaman aydınlıktır.
Kitabın sonuna ulaşıncaya dek çok çaba sarfettim. Keşke hikayeyi tasvirlerle o kadar boğmasaymış yazar. Yalnız, sonunda üst üste gelen olaylar beni çok etkiledi. Yazarın karamsar yanını daha iyi anlamama yardımcı oldu. Neticede etkilendiğim bir kitap oldu, ama favorilerimdendir diyemem.
İnsanın hamurunda iyilik ve kötülük her zaman vardır ve bu iki gücün savaşı insanın hayatına her zaman eşlik eder. Kimi insanda iyilik ağırlık gelirken, kiminde de kötülük ağır gelir. Aslında olay bir denge işleyişidir ve evrenin her köşesinde bulunan dengenin, insanın karakterinde de var olması bir zorunluluktur. İyilik kötülükten beslendiği gibi kötülükte iyilikten beslenir; fakat iyiliği anlamlı kılan kötülüğün mevcudiyetidir.
İşte William Golding, bu kitapta çocuk karakterler kullanarak bize iyilik ve kötülüğün savaşını bu alegorik romanla okuyucuya anlatıyor.
Beni şaşırtan kitaplardan birisidir.
Ender gördüğüm sonla bitip tekdüze yaşantısına hiç bir şey olmamış inları anlatır yazar. Aynı kendi ülkem gibi hiç şeyi anımsamaz önüne bakar. Kitabın içeriği hakkında bilgi verecek düzeyde olsam da fazla vermem. Okudukça keyif alacağınıza inanıyorum... aykırı bir kitap!
Sahaflarda karşıma çıkan uzun zamandır okumak istediğim bir şaheser herkese tavsiye ederim.
Bana Mercan Adası kitabini aldırmıştır.
Kitabın adının neden Sineklerin Tanrısı olduğunu anladığım o an...
Daha önce okumadığıma pişman olduğum andır..
Okuyun bu kitabı. cidden okuyun.....
Aslinda ben orjinal(ingilizce) dilinde okudum ve hos bir kitap oldugunu dusunuyorum, yalniz erken 15-19 yaslari arasinda okusaydim heralde daha cok severdim.
Başlangıçta çok fazla betimleme var kitaptan tat alamıyorum diye diye okudum fakat son 20 sayfa o etkiyi sildi süpürdü.Son söz kitabı yerli yerine oturttu.Etkiledi.Özellikle karakterler çok gerçek ve kitap sizi bazı acımasız gerçeklerle yüz yüze getiriyor.
Kitap insanoğlunun birincil ihtiyaçlarını, bu ihtiyaçları karşılarken ne kadar vahşileceğini, Freud’un superego olarak tanımladığı sosyal kuralların aslında id’i ne kadar bastırdığını tüm çıplaklığıyla önümüze seriyor. Bize insancıl yönler katan acaba bulunduğumuz toplumun normları mı sorusunu sordurtuyor. Kitapta insanoğlunun üç yönünü temsil eden üç ana karakter var. Adalet, bilgelik ve içgüdüler kontrolündeki fiziksel güç. Başlangıçta kabul görür gibi olan adalet ve bilgeliğin zamanla içgüdülerin gölgesinde nasıl küçüldüğünü, önemsizleştiğini, insanın aslında değerleri olmadığında vahşi bir hayvan olduğunu acımasızca anlatıyor.
İyilik ve kötülük, aydınlık güçler ve karanlık güçler arasında asırlardır süren savaş...
Kitap, adaya düşmüş 6-12 yaş arası çocukların maceralarını anlatıyor. Betimlemeler yönünden çok güçlü bir kitap fakat olaylar betimlemelerin arkasında kalmıştı bana göre. Betimlemeler insanı yoruyor. Sürükleyici bir dili yok. Kitabı okumaya yüksek bir beklentiyle başlamıştım fakat beklentimi karşılamadı. Okurken çok sıkıldım. Fakat yine de vermek istediği mesaj çok fazla. Sonunu getirdiğinizde niçin ödül aldığını anlayabiliyorsunuz. Okuyacaklara tavsiyem çok sakin bir ruh halinizle okuyun...
Çocuk hikayesi gibi gözüküyordu ama okuyunca öyle olmadığını gösterdi ve şaşırttı.Güzeldi,okunur.
Çocukların dünyasından büyüklerin dünyasına bir bakıştır bu kitap. Lider olma hırslarına yenik düşenlerin kendileriyle beraber felakete sürükledikleri. Bertrand Russell İktidar kitabı bunu en güzel anlatan kitaptır. Önder ve önderin arkasından giden toplum. Sineklerin Tanrısı kütüphanenizde olması gereken kitaplardan.
Kitap boyunca son derece sıradan gibi görünen olaylar son sayfalarda o kadar hızlanıyor ki şaşırıyorsunuz. Mükemmel bir kitaptı.
Sonsözü okumadan da bazı şeyler oturmuyor.
Gizli mesajlar orada saklı.
ssız bir adaya düşen askeri okul çocuklarının maceralarını mı okuyacağınızı sanıyorsunuz? bence bu roman tıpkı tüm Dostoyevski romanları gibi insan ruhunun karanlıklarına ayna tutuyor. Aynaya bakmaya korkmayın. Orada kendinizi göreceksiniz.
Konu olarak, distopik bir yandan da aslında gayet günümüzde bile yaşanabilecek bir olayın sonuçlarının ne yönde olabileceğine dair oldukça gerçekçi bir varsayım.
Roman konusu bakımından o kadar orijinal ve gerçekçi ki bence anlatıma takılmadan, özellikle distopya seven okuyucuların, okuması gerekiyor bir kere.
İçerik eleştirisi olarak bazı karakterlerin iç dünyasına yeterince inemediğinizi hissediyorsunuz. Oldukça uzun çevre betimlemeleri var ancak bu betimlemeler yan karakterlerin ruh dünyasını anlatmaya gelince yetersiz kalıyor. Özellikle de 'Demek istediğim şu.. Bizden başka canavar yok belki...' diyen Simon karakterini daha iyi tanımak isterdim. Bir yerde kendiniz tamamlamak zorunda kalıyorsunuz o eksiklikleri.
Ve Mina Urgan... Neden o çeviriyi yaparken 'görmezlikten-duymazlıktan' yazmak yerine 'görmemezlikten- duymamazlıktan' yazıldı hiç anlayamadım. Keşke bu yazım hatası yapılmasaydı. İş bankası yayınındaki son söz de oldukça gereksiz geldi bana. Sanki biz anlamamışız gibi kitabın küçük bir tekrarı yapılmış ancak gereksiz olmuş.
Sonuç olarak insan olarak vahşi yaratıklarız, ilkokuldan liseye kadar yapılan güç gösterilerini hatırlayınca insanın eğitilerek gerçekten 'insan' olduğunu anlayabiliriz aslında. O yüzden bir okul müdürünün böyle bir hayal dünyası yaratmadaki başarısını daha iyi anlayabiliriz.
İnsan doğasının vahşi yönünü, söz konusu çocuklar dahi olsa, insan denen varlığın özünün masumiyetten ne kadar uzak olduğunu gözler önüne seren 'dev' bir eser. Hikayedeki en önemli karakter Domuzcuk'dur- bu karakterin üzerinden oluşturulan etkili alegori ise eserin en çarpıcı yönü bana göre. Özetle; gözlüklü, şişman, 'nerd' diye adlandırabileceğimiz bir çocuktur Domuzcuk. Adada ateş yakmak için Domuzcuğun gözlüğü kullanılır. Domuzcuk, açık denizden geçen gemilerin kendilerini fark edebilmeleri için adadaki ateşin devamlı canlı tutulmasının gerekliliğini ve önceliğini, barınakların doğru inşa edilmesinin önemini vurgularken, Jack adlı karakterin(***Heil Hitler!***) güdümündeki diğer çocuklar durmaksızın avlanmaya odaklanmıştır. Sopaların iki ucu da sivriltilmiş ve amansız bir av başlamıştır artık. Aklı ve sağduyuyu temsil eden Domuzcuğun önce gözlüğünü paramparça ederler- göremez olur, en nihayetinde öldürülür. Ne çalıların arasında saklanmış mitolojik bir canavar vardır ortada, ne de şeytan. Sadece 'insan' vardır ve insanın çürümüşlüğü... Kırık gözlük imgesi başlı başına ikoniktir, zihnime saplanıp kalmıştır ve beni uzun süre terk etmeyecektir muhtemelen... Dehşet verici, büyüleyici bir eser!
Okurken tabii ki metaforlara yoğunlaştım ve anlamaya çalıştım. Zaten son söz çok güzel anlatmıştı her şeyi (Mina Urgan'ı da saygıyla anıyorum).
Ama kitap, çok fena Lost'a kaynak olmuş gibi hissettim... Daha doğrusu Lost dizisi bu kitaptan fena araklamış bir şeyler... Mesela Jack'in içindeki John Locke'u görmemek için kör olmak gerekiyordu...
Çeviri de muazzamdı tabii ki, resmen adada hissettim kendimi...
Savaştan kaçırılarak daha güvenli bir yere yerleştirilmek istenen ve yaşları 6-12 arasında değişen çocukların bulunduğu uçak, ıssız bir adaya düşer. Başlarında hiçbir yetişkin olmaksızın ne yapacakları konusunda ilk etapta panik yaşayan çocuklar, grubun büyüklerinden Ralph'ı lider olarak seçerler. Aralarında iş bölümü yapmak, çocukları yönlendirmek pek de kolay değildir. Hele ki lider ruhlu Jack'in de gün geçtikçe boyunduruk altında olmaktan hoşlanmadığını belli etmesiyle adada gerilim yükselir.
Konusu itibariyle kitabın adının, çocuk da olsa insanın içindeki kötülüğü simgelediğini az çok anlamıştım ama tam olarak kaynağının ne olduğunu bilmiyordum. Buna ilişkin kafamdaki soruya da Mina Urgan'ın son sözünde cevap buldum. İngilizlerin Beelzebub dedikleri şeytanın, Kutsal Kitap'taki İbranice adı Sineklerin Tanrısı anlamına gelen Ba-al-z-bub'mış efendim.
http://kitapsevinci.blogspot.com.tr/2015/10/sineklerin-tanrisi-william-golding.html
Favori kitaplarım arasındadır.
Yorumum için
http://kitaplardansayfalar.blogspot.com.tr/2016/03/sineklerin-tanrisi.html
Kitap, atom savaşı sırasında, saldırılardan kaçarken uçakları ıssız bir adaya düşen bir gurup çocuğun başından geçenleri konu almaktadır.
Aralarında oylama sonucu şef belirleyen 6 ila 12 yaş arasındaki çocuklardan biri, kurdukları düzeni bozar ve yeni bir gurup oluşturur. Kendilerine 'avcılar' diyen bu çocuklar adadaki domuzları avlamanın zevkine ulaştıkça vahşileştiklerinin farkına varmazlar. Asıl şeflerinin, adadan tek kurtulma şanslarının yanan ateşin sönmeyip, dumanın yakınlardan geçen bir gemi tarafından görülmesi olduğunu anlattığı halde ona kulak asmazlar. Bu arada vahşileşmeye ve avlanmaya devam eden gurup, bir kaç arkadaşlarının ölümlerine sebep olurlar. Aslında, bir nevi büyükler arasındaki atom savaşının farklı bir versiyonu da çocuklar arasında, adada yaşanır.
'Sineklerin Tanrısı' uygar toplumun yaşam şekillerinin, korkunun, açlığın ve hayatta kalma mücadelesinin; insanı vahşileştirebildiği ve acımasız yapabildiği anlatılmaktadır. Hatta bu insanlar küçücük çocuklar olsalar bile...
Ayrıca insanlarda var olan kötü ve iyi içgüdünün aynı şekilde çocuklarda da olduğu; eğitim, çevre ve aile etkenleri ile iyilik yönünün gelişip, kötülük yönünün köreltilmesinin gerekliliği ve gerçekliği vurgulanmaktadır.
'Sineklerin Tanrısı' kesinlikle önerebileceğim kitaplar arasındadır. Keyifli okumalar, bol kitaplı günler...
Bitti... kitapla ilgili yorumumdan once bir kac alinti paylasmak istiyorum...
"'Ben sizlere yiyecek verdim' dedi Jack. 'Benim avcilarim sizi canavardan koruyacak. Kim giriyor benim kabileme?"
"'Ben şefim' dedi Ralph; çünkü beni sizler seçtiniz. Atesi söndürmeyecektik. Şimdiyse, yiyecek pesinden kosuyorsunuz..."
"Hangisi daha iyi? Kurallar yapip anlasmak mi, yoksa ava çikip öldürmek mi?"
Bir grup 7 ve 16 yas arasi çocugun bulundugu ucak bir adaya düsüyor ve cogu sag kaliyorlar. Bir araya gelip ne yapacaklarina karar vermek icin aralarinda Ralph i sef olarak seciyorlar. Ralph in ve diger cocuklarin tek amaci adadan en kisa zamanda kurtulmak, bunun icinde isaret vermek icin ates yakip duman yapmalari gerekmektedir. Jack ise kilise korosu baskanidir ve kendisinin avci oldugunu ve öncelikle karinlarini doyurmalari gerektigini ve avlanmalarini söyler. Kitap kesinlikle cocuk romani degildir. Aslinda bir hikayeden bütün dünyayi ilgilendiren evrensel konularada deginmistir perde arkasinda. Ceviriyi yapan yazarimiz Mina Urgan kitabin sonunda son söz olarak aciklamis zaten... lafin kisasi okunmasi gereken bir modern klasik diyorum ve herkese tavsiye ediyorum.
Baş yapıt ... Maalesef yine okumakta geciktiğim bir kitap.Uzun süredir kütüphanemde beklemekteydi.Henüz okumamış olanlar için şiddetle tavsiye olunur , Mina Urgan ın son sözü ile tadı damağınızda kalacak bir eser.
Muhakkak okunmalı dendiği için beklentiyi yüksek tuttuğumdanmıdır bilinmez yine hayalkırıklığı oldu ne yazık ki..Meşhur birkaç kitapta da yaşamıştım bu hayalkırıklığını.Kitabı akıcı ve açık bulamadım bazı şeyler muallakta kaldı özellikle kitabın başlarındaki diyaloglarda.. Betimlemeleri boğmadı desem yalan olur neyse ki sonlarda toparladı özellikle son sayfalar su gibi aktı..İçimizdeki canavarın yaşı yokmuş meğer