Tatar Çölü (düzenle)

(düzenle)


Kitap Açıklaması (düzenle)

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle savaşı. Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat düşmanın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek-dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle savaşı. Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat düşmanın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek-dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alı... tümünü göster

Baskı Bilgileri (düzenle)

Ciltsiz , 19.Baskı , 232 sayfa

23 Kasım 2018 tarihinde , İletişim Yayınları tarafından yayınlandı


ISBN
9754701258
Dil
Türkiye Türkçesi

Kitabın Ana Karakterleri(düzenle)

Kitaba karakter eklenmemiş ...

İlgili Kitaplar

8.5 puan (190 kişi)
376 okumuş, 252 okumak istiyor, 8 okuyor

8.4 puan (220 kişi)
474 okumuş, 449 okumak istiyor, 15 okuyor

8.2 puan (167 kişi)
357 okumuş, 205 okumak istiyor, 7 okuyor

9.3 puan (82 kişi)
137 okumuş, 354 okumak istiyor, 24 okuyor

8.5 puan (84 kişi)
167 okumuş, 202 okumak istiyor, 7 okuyor

8.4 puan (210 kişi)
461 okumuş, 263 okumak istiyor, 18 okuyor

9.3 puan (60 kişi)
120 okumuş, 149 okumak istiyor, 13 okuyor

8.8 puan (97 kişi)
176 okumuş, 348 okumak istiyor, 25 okuyor

8.8 puan (215 kişi)
420 okumuş, 428 okumak istiyor, 21 okuyor

7.6 puan (160 kişi)
305 okumuş, 110 okumak istiyor, 6 okuyor

Kitabın Geçtiği Listeler

Şu An Okuyanlar

Okumuşlar

Okumak İsteyenler

Takas Verenler

gosmik ozzg cansuyorguc mirage irmaksah
5 kişi
Burak Uzun Yunus Serdar intellecta denizuludagg Hawkstone Engin35 hasan fuat bayrak EMREKTRNC nurik ignatius elflady sestra çiğdem güner Oklap Kütüphanesi adadenizi alper_ak Tuncer Şengöz EmrEokur suheyla derin gzddrk demrude Serginho gzd kkn Bartuhan1991 ozmus Girift Hilalim Sonsuzgeceler sakalliperi mydestiny Leandros enessa buggie antagonist eliflik Frezya giovanni_drogo oznurgormus
213 kişi
MuratAras Shehla delibu Oza Günyüzü serem wertten emel elif ESRA KAKAÇ ılgın jazzdevil anagram idontgiveadamn Rebelsea hortumsuzfil Eskimo ayvalikkedisi rico kacinciyeni pensive Shahrukh Khan imdbsever sydgms kitaplarla beslenmek ysnd enginyilmz İlkind lillypad iremserim paçuka nursah misterred gagozzz bikahvebikitap kaan zeyneb kezibans Esma Aygn Ykn Serter Safa Afsana
161 kişi
annabel lee
1 kişi

Değerlendirmeler

değerlendirme
10 kişiden, 10 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

Neler neler çağrıştırıyor, 20. yüzyılın önemli romanlarından biri olan ''Tatar Çölü''. Yaratılan bir düşman figürü, bununla motive edilen, korkutulan, sonucunda bayrağa selam vermeden uçup giden kuşa bile nefret kusan bir toplumu... Edilgen bir hayata, kendi inşa ettikleri kalelere sıkışıp kalmış, hapsolmuş insancıkları... Alışkanlıkların sağladığı kolaylıklara kendini bırakmış, ömrünün gözünün önünden kayıp gitmesine müsaade etmiş bizleri, her birimizi... Tüm bunların yanında, içimizde varlığını sürekli sürdüren cevheri... Umudu... O var olduğu sürece sürdürülebilen hayatları...

Sorgu yargıcınız oluyor ''Tatar Çölü''. Daha ne kadar bekleyeceğinizi sorup sorup duruyor. Halbuki beklemeyince, korkmayınca özgürleşiyor insan. Tıpkı Kazancakis'in dediği gibi...

http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/04/dino-buzzati-tatar-colu.html

6 yıl, 7 ay önce
9 kişiden, 9 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

Yarısına kadar biraz süründü elimde ama yarıdan sonrası müthişti, başlangıçtaki olayların niye o kadar ayrıntılı ve sıkıcı anlatıldığı anlaşılıyordu. İnsanın varoluş sorunsalına dair okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. "Kale" metaforuyla anlatılan kendi içimizde ördüğümüz alışkanlıklar kalesi beni çok etkiledi, hala sorguluyorum kendimi...

6 yıl, 6 ay önce
8 kişiden, 8 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Zamanın nasıl akıp gittiğini böyle güzel anlatan kitap okumadım daha.

6 yıl, 4 ay önce
7 kişiden, 7 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Hayran kaldığım bir yapıttı. Kesinlikle okunmalı...

8 yıl, 3 ay önce
6 kişiden, 6 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Fantastik kurgusuyla yaşamdan uzak olabilecekken, tam da aksine hepimizin yaşamının tamda merkezini anlatıyor.

Seviyorum bu kitabı.

6 yıl, 7 ay önce
6 kişiden, 6 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

"Kalenin tepelerinde kuşkulu bekleyiş, kuzeydeki boş ovanın incelenmesi, kariyer konusundaki kaygılar, bekleyişle geçen
uzun yıllar küçücük basit bir şeye dönüşüverdi."

Giovanni Drogo ataması yapılmış yeni bir teğmen. Yeri konusunda çeşitli yorumlar bulunan bir kaleye doğru yola çıkıyor, yol uzadıkça
uzuyor. Öyle bir kalenin varlığından şüpheye düşmek üzereyken uzaklarda bir atlı gözüne çarpıyor ve gençliğinden gelen pervasızlıkla
adama sesleniyor. Neyse ki o tanımadığı rütbece Drogo'dan yüksekte olan asker de kaleye gidiyordur ve böylece Drogo rahatlar. Rahatlar ama
yıllar sonra o yabancı askerin yerine kendisi geçtiğinde, pişmanlığın kaybedileni geri getirmeyeceği gerçeği sıkı bir tokatmışçasına yüzüne
çarptığında ne rahatlık kalır ne de gençliği.

Kaleye vardığında ise bu ıssız, etrafında sadece çöl olan yerde umduğunu bulamamanın getirdiği çaresizlikle bir an önce geri dönebilmenin
yollarını aramaya başlar. Isterse dört ay kalıp gidebileceği söylenir ve o da kabul eder.
Sıradan, sıkıcı bir hikaye değil mi? Peki sonrasında Drogo napıyor? Elindeki dört ay, dört seneye mi dönüşüyor yoksa otuz dört seneye mi?

Peki yazar ne anlatmaya çalışıyor o halde?
Insanlar olarak sisteme girmeye, alışkanlıklarımızın kölesi olmaya, bir kere düşünmeye başladık mı ardını hesap edemeden
ve hayatı kaçırarak kendi bunalımımızda boğulmaya ve inatla kıvrımlı bir beyne, düşünme ve değiştirme yetisine sahip oluşumuzu
görmezden gelmeye, kendi kendimizi nasıl mahkum ettiğimizi asla bilemeden ve anlayamadan ölmeye mecbur yaratıklarız.

Çünkü ne saatler ne de haftalar ölüm için bir uzaklık birimi sayılmayacak kadar küçüktürler. Bunlar bir araya gelerek ve aralarına
vazgeçmeye oldukça meyilli olduğumuz hayallerimizi, planlarımızı dahil ederek bizleri de sürüklerler.
Sıradanlığın içerisinde zaman bu yüzden çabuk geçer. Hiçbir şey yapmadan geçirdiğimiz vakitler nasıl da hızlı akar değil mi?
Peki ya meşgul olduğumuzda? Sürekli hareket halinde olduğumuzda hayatta bir çok şeye zamanımız yeter, açıldıkça açılır ve
hayatın sıradan olmayan akışıyla dolup taşarız.
Bunu farketmek neden bu kadar güçtür?

Tavsiye ederim. Mükemmel bir kitaptı.

5 yıl, 4 ay önce
5 kişiden, 5 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

umut ettiğin şey uğruna yaşamında ki zaman kavramının karmaşasından sıkılıp sadece kendini umut edilen şeye bağlamak ve elde edeceğin anda işişten geçmiş olması ne kadar kötü,umut yoksa ölüm var diyor yazar sanki romanın sonunda kahramanın yaptığıyla...

7 yıl, 11 ay önce
5 kişiden, 5 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Belki de okuduğum en iyi kitap. Müthiş sarsıcı.

7 yıl, 5 ay önce
5 kişiden, 5 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

durum romanı;

insanın beklentileri ile hayat bulması ve kaderini kabullenmeyi durağan dili ile anlatan, okurken insana siyahın tonları varmış gibi hissettiren kitaptır. tembel okuyuculara göre değildir.

4 yıl, 9 ay önce
5 kişiden, 5 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Kutsal kitap

6 yıl, 2 ay önce
6 kişiden, 4 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Çok sıkıcı bir kitap. Tam da bu yüzden mükemmel. Çünkü yazar kitapta hayatın monotonluğu ve sıkıcılığını anlatmaya çalışıyor zaten.

6 yıl, 2 ay önce
4 kişiden, 4 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Büyüleyici.
Biraz Marquez, biraz Kafka, biraz Hasan Ali Toptaş; okudukça bu yazarlar geçti aklımdan. Hepsi kol kola yürüyor gibi geliyor bana.

Kafka'nın sunduğuna benzer kapalı ve bunaltıcı bir mekanda, bir kalede geçiyor bu roman, mekanın gücünü size gösteren bir anlatımı var. Baş kişi olsa da mekanın altında ezildiğinden ya da zaten ezilmeye, yok olmaya müsait bir ruha sahip olduğundan teğmen Giovanni Drogo'nun varlığını Bastiani Kalesi'nden daha az sezinliyoruz.

Drogo teğmen olduktan sonra ilk görev yeri Bastiani Kalesi'ne atanır, başlarda hiç sevmez burasını, hastalık bahanesi ile başka yere gitmeye çalışır, askeri hekim gelene dek beklemelidir ama, çok değil iki ay sonra şehirde bir göreve gidip Tatar Çölü'ne bakan bu yalnız kaleden kurtulacaktır. Böyledir umudu. Lakin kalenin heybeti, büyüsü ve kaledeki askerlerin içinde solmak bilmeden büyüyen savaş umudu Giovanni'yi sarar. Yavaş yavaş Drogo'nun da içinde varoluşuna anlam katacak bir savaş umudu belirir. Bir düşman gelecek, kaleyi saracaktır ve Bastiani Kale'sinin ve onu savunan yiğit askerlerin varlıklarının bir değeri olacaktır. Drogo kımıldayamaz kaleden, ara ara gitmek duygusuna kapılsa da alışkanlıklar ve boşa çıksa bile taze kalan umutlar yüzünden kalmaya devam eder kalede. Sonunda kaleden gider başka bir hayata atılır mı onu söyleyemem, okuyup görünüz.

Lakin sonu nasıl biterse bitsin, bu kitap yarattığı hava için ve Marquez'i andıran büyülü dili için okunmalı. Sade bir olay örgüsünün bile nasıl etkileyici kılınabileceğini, mekanın romanın baş kişisi olacak kadar güçlü anlatılabileceğini gördüm ben bu eserde. Gerçeklikten koptuğunuz anlarda bile kendi gerçekliğinin içine sizi alabilen güçlü bir eser Tatar Çölü. Ve içinde anlatılan o eşsiz düş için okumalısınız bu kitabı. Drogo'nun Angustina'yı gördüğü düş için (bölüm 11).

Ve çevirisi: Öyle güzel ki... Nihal Önol'un akan bir sesi var. Sözcüklerin seslenişi asla rahatsız etmiyor ve Buzzati'nin büyülü diline yakışıyor. Hülya Tufan'ın yaptığı çeviriyi incelediğimde çevirinin doğru ama soğuk olduğunu gördüm; Fransızca eğitimi aldığını öğrendiğim Hülya hanımın kitabın Fransızca çevirisinden çevirdiğini tahmin ediyorum. Murakami çevirileri de olan Nihal Önol'un üslubunu çok beğendim, kendisini izleyeceğim. Zihni dert bulmasın.

Tadımlıklar:

"Annesi, dönüşte gene kendi kendisini bulabilsin, uzun yokluğundan sonra bile gene orada çocuk kalabilsin diye odasını öylece koruyacaktı." (s. 7)

"... henüz batan güneşin kızıl ışıkları altında bir büyü ile oraya konuvermiş gibi parlayan, çıplak bir dağ gördü Giovanni Drogo ..." (s. 9)

"Şimdi salona gece duygusu egemendi; korkuların yarı yıkık duvarlardan çıktığı, mutsuzluğun tatlı olduğu, ruhun, uykuya dalmış insanlık üzerinde övünçle kanat çırptığı o saatlerin duygusu." (s. 47)

"Sonunda Drogo anladı ve iliklerine dek ürperdi. Suydu bu. Yakındaki kayalıkların tepelerinden dökülen bir çağlayandı. Yüksekten inen suyu titreten rüzgar, yankıların o anlaşılmaz gizemli oyunu, üzerinden geçtiği taşların çıkardığı değişik sesler, bu çağıltıyı insan sesine dönüştürüyordu, konuşan, durmadan konuşan bir sese; anlaşılmasına hep ramak kalan, ama hiçbir zaman anlaşılamayan, yaşamımızın sözleri." (s. 59-60)

Çevirinin güzelliğini göstermek için:

"Şimdi ise saydam bir burukluk bile duyuyordu içinde; sanki yazgımızın önemli saatleri yakınımızdan bize dokunmaksızın geçip gitmiş, uğultusu uzaklaşıp yitmiş, bizleri ise kuru yaprak yığınları arasında, o yitirilmiş, yaman, ama büyük olanağa ağlar durumda bırakmış gibi bir burukluk." (s. 69)

Özgün metin:

Ora sentiva perfino un'ombra di opaca amarezza, come quando le gravi ore del destino ci passano vicine senza toccarci e il loro rombo si perde lontano mentre noi rimaniamo soli, fra gorghi di foglie secche, a rimpianger la terribile ma grande occasione perduta.

İngilizce baskısının çevirisi:

Now he felt a certain bitterness, a dark shadow, such as come when moments of destiny pass us by without touching us and the noise of their passing dies away in the distance while we remain alone amid a swirl of dead leaves lamenting the great-and terrible--opportunity we have lost.

3 yıl, 11 ay önce
3 kişiden, 3 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

şimdiye kadar okumuş olduğum en iyi beş kitaptan biri... Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Yaşamınıza çok şey katacaktır.

6 yıl, 2 ay önce
2 kişiden, 2 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

müthiş bir kitap.

6 yıl, 6 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan


6 yıl, 2 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

tatar çölünü okuyanlar yada okumayanlar diye insanlar ikiye ayrılır! derler!!

7 yıl, 1 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
8 puan

'..Haydi biraz cesaret Drogo,bu senin son kağıdın,ölümün karşısına bir asker gibi çık ki,hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin.Yazgıdan intikamını al,kimse sana kahraman ya da buna benzer bir şey demeyecek ama işte tam da bunun için böyle yapmaya değer..'
Farklı bir kitaptı evet,elimde biraz süründü ama bitti,şu an Drogo için bir acıma hissini taşımakla beraber kendi yaşamımı da sorgulamaya başladım.'Neyi bekliyorum ki ben?'. İnsanı ve insana dair şeyleri yakalamış iyi bir kitap.

6 yıl, 9 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Körebe oynarken duvara çarpma hissi gibiydi.(o duvarı asla bulamazsın).Hayatını bir amaca adayan adamın hikayesi..

3 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Hayatımızdaki sıkıcı diyebileceğimiz detayların aslında nasıl da alışkanlıklarımıza dönüştüğünü yüzümüze vuran harika bir kitap. Ne kadar erken okunursa o kadar iyi.

4 yıl, 5 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Hayatın anlamı üzerine düşündüren etkileyici bir kitap. Uzunca bir süredir okumayı bekliyordum. Beklediğime değdi. İnsan ömrü alışkanlıklar, beklentiler ve umut içerisinde ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Çok güzel.

4 yıl, 2 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Her kelimesinde Albert Camus'yu hissetmenize rağmen kendi öznelliğine sahip harika bir eser.

3 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
6 puan

Bir kısa öykü, ya da en iyi ihtimalle uzun öykü olacak bir konuyu roman büyüklüğünde yazmak kolay iş değil. Buzzati de zoru seçmiş ve hikayeyi zenginleştirebilmek için pek çok karakter yaratmış. Bu karakterlerin bir kısmı anlatılan hikaye içinde iğreti duruyor. Konu ilginç, Buzzati'nin dili sade. Belki çok fazla beklentime karşılık biraz hayal kırıklığına uğradığım için On üzerinden değerlendirmem 6 oldu. 6 ile 7 arası daha insaflı olur.

1 yıl, 4 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Bastiani Kalesi'ne diğerleri gibi 20'li yaşlarında gelen yeni mezun bir teğmenin 50' li yaşlarına kadar surların içinde beklentilerle süren yaşamı konu edinmiş. Aslında konu bu kadar basit değil tabii ki... 30 küsur yıl insanın yaşadığı dünyada, yaptığı eylemlerde hayatına bir anlam verme arayışı için zihninde oluşturduğu beklentiye olan gönüllü köleliğin önce yavaş yavaş insan ruhunu ardından da bedenini nasıl tükettiğini anlatan, usta bir kalemin ustaca yazılmış harika/ harikulade bir hikayesi.

İnsanoğlunun, ilk etapta içinde yaşadığı sıkıntı dolu gelgitleri dindirmek adına hayatını anlamlandırmak, işkenceye dönüşen düşünsel gelgitlerine son vermek için inanmayı yeğlediği hikâyelerle, zihnini zamanla durağan alışkanlıklara nasıl ağır ağır teslim ederek hantallaştırdığı ve kendi kendini yaşamdan nasıl tecrit etmeye elverişli bir yapıya getirdiğini, zaman akışının olağanüstü betimlemeleriyle kaleme almış. Bana göre, Bastiani kalesi bir simgeydi biz okuyucular için. Her birimizin surlarla çevrili dünyasına dışarıdan sesleniyordu Dino Buzzati.

Kendine has güzellikleriyle dolu mevsimleri, yaşamın her gün cömertçe sunduğu taze heyecanları, bir çiftin birbirine verebileceği mutlulukları... vb seçmek varken; zihnimizde dönüp duran, bizi dünyadaki canlı yaşamın, büyüleyici döngüsel deviniminden koparan sadece bir seyirci durumuna düşüren anlam arayışımız yüzünden, bir bakmışız ki zamanla hantallaşarak hiç farkında bile olmadan yitirdiğimiz yaşam hakkımıza dair heyecanlarımızı gömmüşüz... Yaşarken aslında yaşamayıp da seyrine daldığımız canlı kanlı duygularımızı gömmek suretiyle bir çırpıda ömrümüzün sonunda bulduğumuz hayatlarımıza sesleniyor.

Tam da kendi döngüselliğimizin girdabında dönüp dururken zalimce davrandığımız kendimize geçen zamanı hatırlatıyor, hep bir şekilde ertelediğimiz ya da çoğunluğun beklentilerine uyarak yasakladığımız yaşantımızın bir noktasında ayna tutup 30 küsur yıldan sonra artık başka bir başlangıç için geriye dönüş yok “Bunu fark et” diyor. İnsanın zihnindeki hantallığı yıkarak yaşama bağlılığı tekrar kuran ve bağışıklık sistemini güçlendiren harika bir kitap bana göre. :))

4 yıl, 7 ay önce
1 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Son iki yılda aldıgım kararlarda en cok bu kitap etkili oldu

3 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Kitapta kahramanın hayatında hiçbir şey olmamasına rağmen hep bir şey olacakmış gibi umut ederek yaşama tutunmaya çalışması ve yaşamının hiç farkına varmadan nasıl tükendiği anlatılmakta. Aslında anlatılan sıradan insanın hikayesidir. Herkes kendinden bir şeyler bulabilir bu kitapta. Bu kitabı okurken sıkılan insan kendi hayatını gördüğü için sıkılmıştır bence.

3 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Varoluşsal sorgulamada pitoresk bir geçmişi olmayan, gerçek hayatın gerçekliğinden şüpheler duyarak düşünce boyutuna geçebilmek konusunda ve sorgulamalarda yanılgılar içinde olan, zamanın anlamsız yitimi içinde sürüklenmek istemeyen yada bunu bilinç içinde anlamlandırmak ve sezgilerine güven ve yön vermek konusunda bağımsız düşünceye sahip olabilmek adına okuduğunda Tatar Çölü DINO BUZZATTI ile farklılaşmış bir bakış acısı sunmaktadır.

2 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

Drogo yeni atandığı görev yeri olan kaleye daha ilk görüşte isinamamistir ve ilk gördüğü anda burdan gitmeyi kafasına koymuştur. Ama komutaniyla yaptığı görüşmede 4 ay kaldiktan sonra sağlık sorunlarını bahane Edip gitmesinin daha uygun olacağına karar verir. Neticede burda görev yaptığı süre hizmet olarak ona ayrı bir değer katacaktır.

Ama burda kaldığı 4 ay süreç onu tamamen kaleye bağlar, alışkanlıklarının esiri olur.

Kısa bir zaman dilimi için kalmayı planladığı kale ömrünü çalar Drogo'nun. Hep ufukta , çölün diğer tarafından gelecek düşman tehdidini beklemekle ömrünün sonuna gelir. Hayat beklemeye alamayacak kadar kısadır. Hayatta bulduğun fırsatları degerlendirmelisin, bazı şeyler için çok geç olabilir çünkü.. İnsanı yer yer siksa da karamsarlığa iten bir roman. Etkileyici , zihinde kalıcı bir roman. Bu romanı okuduktan sonra yaşantim geldi aklıma. Köy okulunda görev yapıyorum. Ve hayatım belirli ritüeller etrafında dönüyor. Alışkanlıkların esiri oldum. Bu 3 yıllık süre beni düşündürüyor. Acaba yenilik gerekmez mi? Hayat seni beklemez , hayatı bekletmeye çabalamak da neden ?

1 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

Kitabın baş karakteri, asker olan Giovanni Drogo yıllar boyunca ilk tayin yeri olan Bastiani Kale'sinden savaş çıkar umuduyla yaklaşık 40 yıl boyunca hiç bir yere gitmemiştir. Hiç bir tayin hakkını kullanmadığı gibi gitmesi için karşısına çıkan imkanları da tepmiştir. Kitabı okurken bir umut bekledim kaleden ayrılıp gerçek bir yaşantıya geçecek diye ama ömrümü yedi Drogo 😂 Sonunu da anlatmayayım siz de okuyun... İyi okumalar....

1 yıl, 1 ay önce
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski