
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Dünya Ağrısı
Dünya Ağrısı'nda, babasının hastalığı üzerine İstanbul'u terk edip ailesinin yanına yerleşen roman başkahramanı Mürşit'in öyküsünü anlatır Ayfer Tunç. Babasının otelini zorunlu olarak işleten Mürşit'in geçmişte işlediği suç yüzünden vicdan azabından kurtulamaz ve yaşamı yaşamak için sürdürmeyi katlanır kılan tek yanı, otelinde kalan tek dostu Madenci ile yaptığı rakı sohbetleridir. Kitap arka planda Maraş Katliamı'ndan da bahseder ve okuyucunun içini acıtır. 2015'i Dünya Ağrısı ile kapatırken, 2016'dan tek dileğim barış çığlıklarına birilerinin kulak verip artık acıların, ölümlerin son bulması. Mutlu yıllar... "Gençliğini dolduran gelecek hayalinin gerçekleşeceği ülke hiç var olmamış. Var sanmıştı. Varmanın yıllarını alacağını ama sonunda hiçbir şey yapmasa bile varacağını sanmıştı. Yanıldığını anlaması için yaşlanması gerekti." "İnsanın yaşlandıkça kısalmasının kemiklerin kısalmasıyla ilgisi yok, yer çekimi denen şey dünyanın yorgunluğu aslında, bizi yere çeken şey dinmeyen bu yorgunluk."
Baskı: Yaban
Yaban, Birinci Dünya Savaşı'ndan kolunu kaybeden romanın başkahramanı Ahmet Celal'in, gittiği Anadolu'da köylünün milli mücadeleye olan tavırlarını, köylünün durumunu anlatır. Ahmet Celal; karamsar, şehirli (bu yüzden köylülerle iletişim kurmakta güçlük çeker) ve köylünün gözünde "Yaban"dır.
Baskı: Otomatik Portakal
On beş yaşındaki Alex ve çetesinin uyguladığı şiddeti anlatan distopik roman, Otomatik Portakal. Ebeveynlerin ilgisizliğinin çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi çok güzel anlatmış, yazar. Kitap arka kapağında bunu "Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…" diye özetlemiş. Dili -çeviriden kaynaklı mı anlamadım- garip ve komik geldi. Edebiyat severler için kısa sürede okunacak bir eser.
Baskı: Kavim
İşlenen bir cinayetin perde arkasında, Suryanilik, Nusayrilik'le birlikte Başkomiser Nevzat'ın iç dünyasını anlatan olağanüstü eserdi, Kavim. Başkomiser Nevzat'ı en çok Çetin Tekindor'a yakıştırıyorum nedense. Bu sebeptendir ki Çetin Tekindor'la özdeşleşti bende. Adaletin, adaleti sağlamak adına şiddetle, cinayetle sağlanmayacağını neredeyse tüm eserlerinde anlatır yazar. Başkomiser Nevzat'ın iç konuşmaları, özel hayatı, insanı hüzünle karışık umutlu bir ruh haline sürüklüyor. "Haklısın Evgenia... Bu ülke çok acımasız, bu topraklar çok sert, bu toprakların insanları çok hoyrat, bu ülke gerçekten çok acımasız. Ama burası bizim ülkemiz Evgenia, burası bizim toprağımız, bizim vatanımız. Biz burasıyız Evgenia."
Baskı: Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde...
Samimiyete olan açlığım öylesine büyüdü ki içimde, yanımda 1 kitap taşımadan yapamıyorum. Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde'yi, hayatımın en güzel ve en önemli adımını atacağım an'a saatler kala okumaya başlamıştım. İyi ki de öyle yapmışım. Hepsi birbirinden sıcak, samimi öykülerdi. Emrah Serbes'in erkek çocuk hikayelerini yazdığı Erken Kaybedenler'le benzerlikler vardı yer yer ama Mahir Ünsal Eriş'in dili hüzünlü geldi bana.
Baskı: Hikayem Paramparça
Emrah Serbes, Hikayem Paramparça'da "Bir öğretmen arkadaşım var, okullarını depreme dayanıklı hale getirmek için yıkıp yeniden yapacaklarmış. Öğrenciler müdürün kapısına dayanmış, 'Biz yıkalım hocam!' diye. İşte okul sevgisi... Okul böyle bir yer, orada öğretilen her şeyi nefret ederek öğrendik. Milli eğitim bakanı olsam, bütün iyi yazarları müfredattan çıkarırdım. Edebiyat hocası kazma olduktan sonra ders kitabına Sait Faik koymanın anlamı yok. İyi yazar veli yarısıdır zaten. Bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur." diyor. Ebeveynler çocuklarını okula göndermekten daha fazlasını yapmalı; onlara edebiyat sevgisini aşılamalı. Önce kendilerinden başlayarak!
Baskı: Son Hafriyat
Başkomiser Behzat Ç., "hayata karşı işlenen suçlar uzmanı." 2011 yılında Her Temas İz Bırakır'ı, inatla dizinin popülaritesinden uzak durduğum ama dizi sayesinde kitabını duyup bir solukta okuduğumu hatırlıyorum. Hızlı başladığım Başkomiser Nevzat serilerinden sonra polisiye anlamında hayal kırıklığına uğradıysam da, diziden devam ederek yanıldığımı anlamam uzun sürmemişti. Samimi diyaloglar, espriler, hatta Behzat Ç.'nin içtiği 216 sigaralar siniyor okuyucuya.
Baskı: Kardeşimin Hikayesi
Ruh halimi yansıtan kitapları okudukça etkisi uzun süre üstümde kalıyor. Kardeşimin Hikayesi'ni herkesten uzaklaştığım, kimseyle görüşmek istemediğim bir dömemde okumuştum. İnsanlardan kaçıp hayatın boşluğundan çıkan, kitaplarıyla ve köpeğiyle, nadiren görüştüğü kardeşiyle yarattığı dünyasında, Podima Köyü’nde kendi halinde yaşamayı sürdüren başkahraman Ahmet Arslan'ın hikayesi. Genç bir kadının öldürülmesiyle başlayıp, genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da vesile olur, cinayet. Sessiz, sakin olan köyde cinayet olayı sarsıcı etki yapmış, genç gazeteci de bunun üzerine (Ahmet Arslan'la genç kadını öldürülmeden önce son görenlerden olması ve kadının adamı evinde sık sık ziyaret etmesi, onunla vakit geçirmesi sebebiyle), adamla ropörtaj yapmak için evinde ziyaret eder. Adam, genç gazeteciye kısa sürede ilgi duyar ve öngörüleriyle cinayetin hikayesini anlatır. Kızı yakınında tutmak için kardeşinin hikayesini de anlatarak uzun süre yanında kalmasını sağlamıştır. Romanda, adamın okuduğu kitaplardan alıntıları, göndermeleri okuduklarımın arasında oluşu çok hoşuma gitti.
Baskı: Her Temas İz Bırakır - Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi
Başkomiser Behzat Ç., "hayata karşı işlenen suçlar uzmanı." 2011 yılında Her Temas İz Bırakır'ı, inatla dizinin popülaritesinden uzak durduğum ama dizi sayesinde kitabını duyup bir solukta okuduğumu hatırlıyorum. Hızlı başladığım Başkomiser Nevzat serilerinden sonra polisiye anlamında hayal kırıklığına uğradıysam da, diziden devam ederek yanıldığımı anlamam uzun sürmemişti. Samimi diyaloglar, espriler, hatta Behzat Ç.'nin içtiği 216 sigaralar siniyor okuyucuya.
Baskı: Şeytan Dönemeci
Edebiyat yerine araştırma-inceleme kitapları okuyan, polisiye edebiyatıyla dalga geçen biriydim, 2007 yılına kadar. Edebiyata mesafeli, polisiye romanlarınaysa dudak büküyordum. Kendimce "hafif" görüyor, "daha ağır" kitaplar okuduğumu düşünüyordum... 2011 yılında, Metin'in Beyoğlu Rapsodisi'ni hediye etmesiyle tüm önyargım kırılmış, yılda 10 kitaptan,2015 yılına geldiğimde 50 kitap üzeri ortalamasına çıkarak ne kadar yontulduğumu anladım! ... Hercule Poirot, gittiği kulüpte gazetede bir haberi okuyan adamı dikkatle dinler. Haberde, Londra'daki depremde Gordon Cloade adlı adamın evinin yıkıldığı ve yeni evlendiği karısı ile karısının abisi dışında kimsenin kurtulmadığı yazar. Kulüpteki adamın dikkatini çeken, depremde kurtulan Gordon Cloade'un karısının, adamın yakın arkadaşını terk eden kadın olduğudur. Zira vaktiyle arkadaşı adama, kadının kendisini terk etmesi üzerine dert yanmış ve Katolik olduğu için boşanamadığı eşinin kendisini habersizce terk etmesini hazmedemediğini anlatmıştır. Adamın arkadaşından bunu öğrendikten kısa bir süre sonra arkadaşının ölüm haberini duyar ve ölümü kadına bağlamıştır. Belçikalı dedektif iş başındadır!
Baskı: Yüzbaşının Kızı
17 Yaşında babası tarafından Orenburg'a gönderilen genç bir subayın, gitti yerde kale komutanın kızı Maşa'ya aşık olan Pyotr Andreyiç'in öyküsünü anlatıyor, Puşkin. Rus klasiklerine yeni başlayacak olanlar için ideal bir eser.
Baskı: Darağacında Üç Fidan
"Hayatını bir ideal uğrunda harcamayı abes sayanlarla, ideal uğrunda yaşanmamış hayata hayat gözüyle bakmayanların" Denizlerin hikayesi bu. Haklı ya da haksızlıkları bir tarafa, inandığı uğurda canlarını onurlu bir şekilde veren dava adamlarının ders çıkarılacak acı sonları mı... Sönmekte olan ateşin sonlarıyla birlikte yeni bir kıvılcımın başlangıcı belki de... Bize, yarına.
Baskı: Ölüm Diken Üstünde
Paris'ten Londra'ya giden uçağın yolcularından biri aniden ölür. Aynı uçakta bulunan Belçika'lı dedektif Hercule Poirot, çok geçmeden ölümün cinayet olduğunu anlayıp uçak iner inmez işe koyulacaktır. Kısa sürede okunacak "çerez" diye tabir edilen romanlardandır; okuyucuya bıraktığı heyecansa harikadır.
Baskı: Simyacı
1995 ya da 1996... Bir öğretmenimiz vardı; Seher Hoca. Ödev olarak verdiğinde yüzüne bakmayıp, özetini bile arkadaşımdan kopya çektiğim, geçmişin acısını çıkarırmışcasına bir solukta okuduğum olağanüstü bir romandı Simyacı. Gördüğü rüya üzerine İspanya'dan Mısır piramitlerine kadar uzun bir yolculuk yapan çoban Santiago'nun hikayesini bitirdikten sonra, tam 20 yıl öncesini düşünüp, vaktiyle çok tokadını yediğim Seher Hoca'nın bize ne kadar değer verdiğini şimdi anlıyorum. "İnsanlar bir yığın acayip şeyler söylüyorlar. Bazen, koyunlarla birlikte yaşamak çok daha iyi, konuşmaz koyunlar, yiyecek ve su aramaktan başka bir şey yapmazlar. Ya da kitaplar, dinlemek isterseniz size ilginç öyküler anlatır kitaplar. Ama insanlarla konuşurken durum başka, öylesine tuhaf şeyler söylerler ki, konuşmayı nasıl sürdüreceğinizi bilemezsiniz."
Baskı: Uzun Hikâye
Tahsilini tamamlayamayıp, küçük yaşta kitapçıda çalışarak sıkı bir okur olan Ali; güleryüzlü, dürüst, hakkı hakka teslim etmekten geri durmayan, etrafında sevilen bir adam. Sevdiği kız Münire'yi abileri evlenmelerine razı olmayınca kaçırıp trenle yolculuklarına başlarlar. Gittiği yerlerde Ali'nin haksızlıklara boyun eğmeyişi, yaşadıkları, hayalkırıklıkları, kısa molalar olarak kalırken tren istasyonlarında; yepyeni umutla devam ederler yeni yolculuklara... Film sayesinde Mustafa Kutlu'yu tanımak benim için şansızlıktı diyorum çünkü filmi izledikten sonra okuduğum hikaye, filmden daha iyi ve sıcaktı.
Baskı: Elveda Güzel Vatanım
Şehsuvar Sami... Eşitlik, kardeşlik, hürriyet için biricik aşkını bırakıp "İttihat ve Terraki Cemiyeti"ne katılan dava adamı. Ester... Savaşın yok ettiği hayatlarla vatanından uzaklaşıp Paris'e yerleşen, edebiyat tutkunu, Şehsuvar Sami'den ayrılmak zorunda kalan, olacakları en başından bilip edebiyata sığınan kadın. Elveda Güzel Vatanım, başkahraman Şehsuvar Sami'nin, Ester'e yazdığı mektupların perde arkasında İttihat ve Terakki dönemini -Ahmet Ümit diğer kitaplarında olduğu gibi- akıcı bir şekilde anlatıyor. İktidarı, iktidar olma hırsının kirli yüzlerini, tarihten ders çıkarılmasını anlatan çok güzel bir roman. En çok da etkilendiğim bölüm, hürriyet, eşitlik, barış adına ölümlere yardım eden, öldürmeye başlayan Şehsuvar Sami'nin bozguna uğrayıp, biricik aşkına yazdığı mektuplarda, boynunu vicdanının giyotinine uzatıp aklına Ester'in sözleri gelip çaresizce geç kalışının farkında oluşuydu. "Hayat çok acımasız Şehsuvar, bunun için sanatı icat etmiş insan. Ve biz şanslıyız, çünkü yazabiliyoruz. Hayat üzerimize geldiğinde, günler katlanılmaz olduğunda, sığınabileceğimiz edebiyat adında şahane bir liman var. Üstelik yazacaklarımız sadece kendimiz için değil, başkaları için de sığınak olabilir, onlara yeniden yaşama sevinci verebilir. Anlamıyor musun, başka türlü çekilmez bu hayat.
Baskı: Benim Üniversitelerim
Maksim Gorki hayatını anlattığı üçlü serinin bu son kitabında artık büyümüş, Kazan'ın yolunu tutmuş üniversite için yollara çıkıyor. Yoksulluk, yaşadığı zorlukların üzerine bir de anneannesinin vefatı da eklenince taşınması zor bir yükle ayakta kalmanın mücadelesini verirken; üniversite yerine de fırın işçiliği yaparak hem hayatını idame ettiriyor, hem de devrimci işçilerle tanışarak hayatını üniversite yapıyor! "Halktan söz edildiğinde üzülerek, kendime bir güvensizlik duyarak, benim bu konuda bu insanların düşündükleri gibi düşünemeyeceğimi hissediyordum. Onlar için halk; mantığın, ruh güzelliğinin, temiz yürekliliğin, neredeyse tanrısallığın ta kendisiydi; halk her türlü güzelliğin, adaletin, yüce dürüstlüğün özünü içinde bulunduruyordu. Oysa ben öyle bir halk görmemiştim. Marangozlar, hamallar, taş ustaları tanımıştım ben; Yakov'u, Osip'i, Grigori'yi tanımıştım, oysa burada bambaşka bir yerlere koyuyorlardı, onun iradesine bağlı olduklarını söylüyorlardı. Bana öyle geliyordu ki, asıl bu insanlardaydı ve onların içinde yanmaktaydı düşüncenin güzelliği de, gücü de... Hayata insan sevgisinin içten iradesi ve yeni bazı yasalara göre onu yaratmasının özgürlüğü de..."
Baskı: Sevdalım Hayat
Salt sessizlerin sesi, azınlıkların yılmaz savunucusu olduğu için değil, hayır; ortamdan ve olaylardan soyutlanıp tarafsız bir gözle yazdığı, inandığı değer yargılarının peşinde gittiği için seviyorum Zülfü Livaneli’yi. Sevdalım Hayat’ı okurken Livaneli’nin çocuk yaşta okuma tutkusu, yaşadığı siyasi haksızlıklarla karşı mücadelesi, benim en çok beğendiğim bölümlerdi. Alevi kültürüne gösterdiği sevgi, kurduğu duygusal bağdan dolayı ben dahil bir çok kişinin Alevi sandığı, Alevi kültürünü çok iyi bildiği ve saz çalmayı Alevi dedelerinden öğrendiğini de anlatıyor kitapta.
Baskı: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Kan, gözyaşı, ölümler... Erich Maria Remarque, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanında on sekiz yaşında bir çocuğun, henüz lise öğrencisiyken arkadaşlarıyla birlikte Birinci Dünya Savaşı'na -öğretmenlerin savaş çığırtkanlıklarının etkisiyle- gönüllü olarak katılan ve yaşadıklarından sonra şavaşın acımazsızlığı, yok ettiği hayatları anlatıyor. Romanın başında ''Bu kitap ne bir şikayet ne de bir itiraftır. Sadece savaşla yok edilmiş bir nesilden söz etmek istemektedir... O insanlar bombalardan ve mermilerden kurtulmuş olsalar da!'' cümlelerini okurken Tahir Elçi'nin barış çağrısı yaparken katledilmesi, canımı fazlasıyla acıttı!
Baskı: Çocukluğum
İlkgençlik yıllarımda okuduğum Suç Ve Ceza'yı saymazsam, Maksim Gorki'nin Ana romanı okuduğum ilk Rus klasiğiydi. Öylesine etkilenmiştim ki, çok sonra öğrendiğim ünlü otobiyografi üçlüsünü geç de olsa okudum. Serinin ilk kitabı Çocukluğum'da Gorki, beş yaşındayken babasını kaybeden, annesi tarafından dedesinin evine bırakılan ve oldukça zor şartlarda sürdürdüğü "O günleri bugün iyiliksever bir perinin ustaca anlattığı acımasız bir masalmış gibi anımsıyorum." diyerek, "hayat okulunu" anlatıyor...
Baskı: Acı Kahve
Hercule Poirot, Sir Claud Amory adlı bir bilim adamının uzunca bir zamandır atom partiküllerinin hareketleri üzerinde incelemeler yaptığı ve sonucunda bulduğu maddi değeri yüksek olan formülün çalınacağından endişe eden Sir Claud Amory'nin formülün güvenli bir şekilde teslim edilmesi için evine davet edilir. Poirot formülü almaya gelene kadar Sir Claud Amory öldürülmüştür... Dünyanın en zeki dedektifi iş başındadır!
Baskı: Erken Kaybedenler
Emrah Serbes'ten erkek çocukların hikayelerini okurken, yaptıklarım aklıma geldikçe gülmekten kendimi alamadım.
Baskı: Agatha'nın Anahtarı
Ahmet Ümit, Agatha Christie'ye olan hayranlığını birçok kitabında okuyucuya hissettirmiştir. 15 öyküden oluşan bu kitabında da Agatha'nın Anahtarı hikayesiyle yazara selamını göndermiştir.