adnantopcu
@adnantopcu

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Nasılsın
10/1029.02.2016

Baskı: Nasılsın

Deliduman
5/1025.02.2016

Baskı: Deliduman

Baskı: Kağnı / Ses / Esirler

Yıllar önce Kürk Mantolu Madonna'yı okuduktan sonra, tüm eserlerini en kısa sürede okuyacağım, diye kendime verdiğim sözü, bu olağanüstü öyküleri okuduktan sonra bu kadar geç gerçekleştirdiğim için çok ama çok pişmanım!

Değirmen
10/1015.02.2016

Baskı: Değirmen

Sevgililer gününe saatler kala okudum Sabahattin Ali'nin "Değirmen"ini. İlkgençlik yıllarında yazdığı on altı öykünün yer aldığı kitapta; Değirmen, Kurtarılamayan Şaheser, Viyolensel, Kanal ve Bir cinayetin Sebebi çok beğendiğim öykülerdi. Gerçek "dostluk"u da, gerçek sevgiyi de kitapların satır aralarında olduğuna inanan ben; "Değirmen"in tam içinde buldum. "Özel gün" samimiyetsizliği, "yaşamanın" yerini "gösteriye" bıraktığı, ölçülenin de gösteriyle karşılaştırıldığı günümüz dünyasında, öykü gerçekliğini hâlâ koruyor. "Siz sevemezsiniz adaşım, siz, şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingeneler...Dinle adaşım, sana bir çingenenin aşkını anlatayım..."

Baskı: Çanlar Kimin İçin Çalıyor

İspanya iç savaşında antifaşişt gerillalarla birlikte savaşan romanın başkahramanı Amerikalı Robert Jordan'ın dört günlük mücadelesini, aşkını ve yenilgisini anlatır #çanlarkiminiçinçaliyor da Hemingway. Antifaşistlerin, faşistleri öldükleri Pilar tarafından anlatılan bölümde, savaşın acımasızlığı, anlamsızlığı, öldürmekten korkan ihtiyar antifaşist Anselmo'nun iç konuşmasında "Yolun karşısındaki hızarın bacası tütüyordu. Anselmo karın içinden geçip gelen dumanın kokusunu alabiliyordu. Faşistler üşümüyor, diye düşündü, rahatları yerinde, yarın gece onları öldüreceğiz. Ne garip iş bu, üstelik bunu aklıma grtirmekten de hiç hoşlanmıyorum. Bütün gün onları gözetledim, bizden hiç farkları yok. Şimdi yürüyüp hızara gitsem, kapıyı çalsam beni buyur edeceklerinden hiç kuşkum yok, yeter ki yoldan geçen herkesi durdurup kimlik sormak için emir almış olsunlar. Aramıza bir tek emirler giriyor. Bu adamlar faşist değil. Faşist diyorum ama değiller. Bizim gibi yoksul insanlar onlar da. Bizimle savaşmamaları gerek aslında, bense öldürme konusunu düşünmekten hiç hoşlanmıyorum." sözleri tokat gibi indi yüzüme.

Beyaz Gemi
10/1008.02.2016

Baskı: Beyaz Gemi

Küçük yaşlarda anne babası tarafından terk edilen bir çocukla, iyi kalpli, sevecen bir dedenin, sadece dedesi tarafından sevilen, dürbünü ve çantasıyla kurduğu hayal dünyasında, babasının bulunduğu yere, Beyaz Gemi'ye ulaşmak isteyen çocuğun acı bir öyküsü.

Hababam Sınıfı
10/1005.02.2016

Baskı: Hababam Sınıfı

Ayça'nın kitaplarının arasında okumak istediğim onlarca kitap var ve onlardan biriydi Hababam Sınıfı. İlkgençlik yıllarımda kahkalarla sayısız kez; kitapların, edebiyatın dünyasına giriş yaptıktan sonra kahkahalar yerine hüzünlenerek izlediğim, hâlâ gözlerimin dolduğu bir film olmuştur benim için. Kitap yorumlarına baktığımda tesadüfen Rıfat Ilgaz'ın romanı yazma amacının, "Hababam Sınıfı'nı, ilkgençlik yıllarından sonra bir eğitim yergisidir. Mizah beyazdır, olumludur. Mizahta gülme ana öğe değildir. İsteyen ağlar, isteyen güler. Ben yergi yapıyorum, komedi bile düşünmüyorum. Hababam Sınıfı’nda üç şeyin yergisi yapışmıştır: Kopyanın, ezberin, uydurma saygının… Benim mizahım düşündürmeye dayanır. ‘Hababam Sınıfı’nda bize yakışmayan eğitimsel şeylerin yergisini yapıyorum.” sözlerinden etkilenip hemen başladım okumaya. Film, sulu şakaların, komik sahnelerinden ötürü kitabın önüne geçmiş ve filmin popülaritesi, döneminde Rıfat Ilgaz'ı bile gölgesinde bırakmış. Bense izleyiciye ders veren sahnelerinden etkilenmiştim ve bu yüzden romanı büyük keyifle okudum.

Devlet
10/1001.02.2016

Baskı: Devlet

Platon, Sokrates'in dialoglarından anlattığı Devlet'te, mutluluk ve iyilik üzerine kurulu ütopyasını anlatır. Kitabın neredeyse tamamı altı çizilecek cümlelerle dolu. Tekrar tekrar okunması gereken başucu kitabı.

Baskı: Sherlock Holmes - Kızıl Dosya

Sherlock Holmes öykülerinden sonra Kızıl Dosya'yı okumak benim için büyük şansızlıktı. Sherlock Holmes'ün ilk romanı olan Kızıl Dosya'da, daha sonraki öykü ve romanların da anlatıcısı olan arkadaşı Dr. John Watson'la tanışması, 221B'ye taşınmalarını ve Dr. Watson'a karmaşık gelen Enoch J. Drebber adlı adamın ölümü ve Holmes'ün olayı aydınlatması anlatılır. Belirli bir işi olmayan Holmes'ün, zeki ve olağanüstü gözlem yeteneği, Dr. Watson'u büyülenmişcesine etkiler ve sonraki tüm öykü ve romanlarda bunu sık sık dile getirir.

Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)

1996 yılında sınıf öğretmenimiz Seher Hoca ödev olarak verdiğinde yüzüne bakmayıp, özetini bile arkadaşımdan kopya çektiğim, geçtiğimiz gün geçmişin acısını çıkarırmışcasına bir solukta okuduğum, duygusal bir roman Şeker Portakalı. Yazarın (Jose Mauro De Vasconcelos) çocukluğunu anlattığı kitapta, romanın başkahramanı beş yaşındaki yoksul Zézé her şeyi sorgularayak öğrenen, akıllı ama talihsiz bir çocuktur. Kurduğu hayal dünyasında, şeker portakalı fidanıyla sıkı bir dostluk kurar. Ayrıntıya girip, okumayanların merakını gidermek istemiyorum. Kitabı bitirdikten sonra, Seher Hoca’nın imgesi gözlerimde canlandı. Çok garip ama yıllar önce okumamış olmama rağmen, öğretmenimin bize ne kadar değer verdiğini şimdi anlıyorum. Geçtiğimiz gün öğretmenler günüydü. Telefonunu, nerede olduğunu bilseydim bu anı paylaşıp ona en güzel hediyemi vermiş olurdum, diye düşünmeden edemedim. Zézé’nin -bence- yarım kalan serüveni, Güneşi Uyandıralım ve Delifişek romanlarında da devam ettiğini bilmek çok hoşuma gitti. İlk fırsatta onları da okuyup, sizlerle paylaşacağım.

Sis ve Gece
8/1030.01.2016

Baskı: Sis ve Gece

Ahmet Ümit yaşanmış, ders çıkarılması gereken olayları her romanında güzel bir kurgu ve akıcı bir dille anlatır. Sis ve Gece'de romanın başkahramanı MİT görevlisi Sedat, kendi aktarımıyla kaybolan sevgilisi Mine'yi arayışıyla çıkarırır okuyucuyu (arka planda MİT'in içindeki güç oyunlarını, yaşadığı yerin yozlaşını ve Türkiye’de yaşayan Rumların son temsilcilerinden olan Madam Eleni ve zeka özürlü kızı Maria'nın hikayesine de yer verdiği) trajik bir sonla biten, nefes kesen gerilim dolu yolculuğuna...

Anayurt Oteli
4/1026.01.2016

Baskı: Anayurt Oteli

Psikolojik sorunları olan Zebercet'in öyküsünü çok zorlanarak okudum. Zebercet, öncesinde okuduğum Ayfer Tunç'un Dünya Ağrısı'ndaki Mürşit'le kısmen benzerlikleri olan, Anadolu'da Anayurt Oteli'ni işleten bir karakter. Otele gelip bir gece konaklayan kadın bütün yaşamını değiştirir Zebercet'in ve içindeki tüm karanlıklar çıkıverir ortaya. Anlatılmak istenen çok güzel anlatışmış olsa da, hikayeye bir türlü odaklanamadığım için zor bitirdiğim bir kitap oldu.

Sultanı Öldürmek
8/1025.01.2016

Baskı: Sultanı Öldürmek

Tarih profesörü Müştak Serhazin ve biricik aşkı Nüzhet'in "şahane bir aşk için harcanan hayatını" anlatır, Ahmet Ümit, Sultanı Öldürmek'te. Psikojenik Füg, yani anlık unutma hastalığı olan Müştak Serhazin, yıllar önce kendisini kariyeri için terk eden meslektaşı Nüzhet'in yirmi yıl sonra telefon edip görüşmek için evine davet etmesiyle içindeki kor ateş yeniden alevlenir. Buluşacakları gün Nüzhet’in daha önce de buluştukları Şişli’nin Hanımefendi Sokağı’ndaki Sahtiyan Apartmanı’nda hastalığı nüks eder. Kendine gelmesiyle Nüzhet’in evine yönelir. Daireye ulaştığında kapıyı açık bulur ve içeri girer. Nüzhet’in boynunda bir eşi de kendisinde olan mektup açacağının saplandığını ve Nüzhet’in cansız bedeniyle karşılaşmasıyla şok geçirir. Romanın ilk sayfasında "Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?” diyerek kendisini suçlar, katilin kendisi olduğuna inanır. Nüzhet’in tarihin dokunulmazlarına dokunmak istemesi, ve bunları dile getirmesinden dolayı, katil ya da katillerin hamasete kaçan "milliyetçiler" tarafından öldürüldüğü düşünülür. Ahmet Ümit'le özdeşleşen Başkomiser Nevzat ve ekibi bu defa arka planda cinayeti soruştururken, Nüzhet’in öldürülmesiyle katilin aranması, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi, taht kavgaları ve Ulu Hakan’ın ölümü de anlatılır. Yazar, "aydın vicdanı muhalif olur" sözünü tüm eserlerine yansıtır ve romanı Maraş Katliamı'nda öldürülen edebiyat öğretmenine ithaf eder.

Aylak Adam
6/1025.01.2016

Baskı: Aylak Adam

Sırf oradan oraya savrulmamak için tutunacak bir dal arar ya insan, iki bin on dört'ün başında tutunacak bir dal bulmuş, kısa bir süre de olsa ayakta kalmamı şağlamıştım. AylakAdam'ı okurken, sıradanlıktan kurtulmak isteyen, düşlerindeki kadını arayan, aylak olan Bay C.'nin öyküsü beni ciddi anlamda zorladıysa da, "İnsanın bir tutamağı olmalı. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramwaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. ... Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlikte düşünen, duyan, seven bir kadın! ...Neden? Neden böylesiniz? Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı." sözleri, bir dönem yoğun yaşadığım, hissettiğim düşünceler oluşu hikayenin tam içinde kalmamı sağladı.

Baskı: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

Joseph Fouche biyografisiyle etkilenip, Satranç'la bıraktığı sarsıcı etkisi ile Stefan Zweig'in tüm eserlerini okumaya karar verdim. Fransa'nın Riviera kentinde bir pansiyonda geçen öyküde, tutkunun derinliğine inip bir kadının 24 saatini, savruluşunu anlatıyor. Mrs. C.'nin samimi itiraflarını okurken, tutkunun insanı nasıl derinden etkilediğini bir kez daha gördüm.

Denemeler
10/1021.01.2016

Baskı: Denemeler

Montaigne'nin Kendimi Anlamak ile başladığı ilk denemesinde, "Birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek yanlıştır; fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir. Kendinden sözetmenin kötü sayılması bence yalnız, halkın düşeceği kaba hatalardan ötürüdür. Bu türlü kurallar budalalara vurulan dizginlerdir: Ne azizler -ki kendilerinden pekâlâ sözederler- ne filozoflar, ne bilginler bu kuralları dinler; onlara hiç benzememekle beraber ben de bu kuralları dinlemiyorum. Onların ereği kendilerini anlatmak değildir, ama sırası gelince de kendilerini uluorta göstermekten çekinmezler." deyip başlar anlatmaya hayata ve insana dair tüm halleri. "Olgun bir okuyucu çok kez başkasının yazdıklarında yazarın düşünmediği güzellikler bulur, okuduklarına daha zengin anlamlar ve renkler kazandırır" diyen hümanist filozoftan zihnime çakılı kalıp derinlemesine düşünmemi sağlayacak olan sözleri kalır: "Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz." "İki alış veriş, (dostluk ve aşk) raslantı ve başkalarına bağlıdır; biri aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki yaşla solar gider. Onun için hayatımı doldurup doyuramazdı onlar. Üçüncü alış veriş, kitaplarla kurduğumuz ilişkidir ki daha sağlam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin başka üstünlükleri vardır, ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha kolayca yararlıdır. Ömür boyu yanı başımda her yerde elimin altındadır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avâreliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni." "Hayatımız, der Pythagoras, Olimpiyat oyunlarında biriken büyük kalabalığa benzer: Kimileri oyunlarda ün kazanmak için bedenlerini işletir; kimileri para kazanmak için satılık mallar getirirler; kimileri de, en kötüleri değildir onlar, başka çıkar düşünmeden herşeyin niçin, nasıl yapıldığına bakar, kendi hayatlarını anlamak ve düzenlemek için, başkalarının hayatlarını seyrederler." "Bilinecek, bilinince de daha fazla hatırı sayılacak diye iyi adam olan, insanların kulağına gitmesi şartı ile iyilik eden kişi, kendisinden daha fazla yarar sağlanılacak biri değildir." "Yaptığı iyiliği başkaları duysun diye, kendisine daha fazla değer verilsin diye yapan, doğruluğu dillerde dolaşmak şartı ile doğru olan adamdan pek hayır gelmez." "Rahatsız, gözü doyaz, telaşlı bir zengin, düpedüz yoksul kişiden daha zavallı gelir bana." "Çocuğa, daha akıllı ve daha iyi olmasına yarayacak şeyleri ögrettikten sonra mantığın, fiziğin, geometrinin ne olduğunu anlatırım. Böylece kafası işlemeye başladıktan sonra seçeceği bilimin kolayca hakkından gelebilir."

Kurşun Ata Ata Biter
6/1019.01.2016

Baskı: Kurşun Ata Ata Biter

Güneydoğu sınırında kaçakçılık yapan üç arkadaşın öyküsü Kurşun Ata Ata Biter. Kaçakçılığın perde arkasında, üç arkadaşın dostluğunu, birbirlerine olan güvenini, çaresizce yazgılarını kabullenişini anlatır. Kitabı okurken aklıma Kadir İnanır'ın yasaklı Katırcılar filmi geldi. Kitap okuyan bir toplum olmadığımız için, keşke sosyal içerikli filmler yasaklanması yerine daha çok gösterilse; belki anlamaları çare olur bu sahipsiz, ölümle burun buruna yaşamak zorunda bırakılan kimselere...

Sineklerin Tanrısı
9/1019.01.2016

Baskı: Sineklerin Tanrısı

Edebiyatın, insanı daha iyi bir insan yapacağına olan inancımı iliklerime kadar hissettiren bir roman oldu, Sineklerin Tanrısı. Tıpkı Orwell'ın Hayvan Çiftliği'ndeki gibi, insanın yaradılışındaki kötülüğü, egonun insanı nasıl vahşileştirdiğini, atom savaşından kaçıp, uçaklarının düşürülmesiyle kaldıkları cennet adasını cehenneme çeviren on iki yaşlarındaki çocuklar üzerinden anlatır kitap. İnsanın doğuştan kötülüğünü düşündükçe öfkelensem de, eğitimle iyiliğin güzelliğin peşinden gideceği, umudum oluyor sakinleşmeme. Umut değil midir zaten yaşamı güzel kılan?...

Baskı: Sol Ayağım (Sol Ayağım, #1)

"Değeri" kaybetme korkusu ile ölçmek, oldum olası saçma ve samimiyetsiz gelmiştir bana. Bolluk içindeyken savurganlıktan uzak duran mütevazı insanlara hayranlığım artar içten içe. Sol Ayağım'ı okurken nedense bunları yazmak geldi içimden. Mevcut durumuna aldırmayan, sol ayağı ile kendi dünyasını yaratıp, "Asla diğer insanlar gibi olamayacaksam, en azından kendim gibi olacağım ve kendim gibi olmak için elimden geleni yapacağım." diyen, gerçek, olağanüstü bir cesaret öyküsü, Christy Brown'un hayatı. "Herkesin yapacak bir şeyi vardı, onları meşgul edecek, zihinlerini ve ellerini faal tutacak şeyler. Hayatlarını bir bütün kılacak ilgi alanları, faaliyetleri ve amaçları vardı; bütün bunlar enerjilerine doğal bir kaynak ve doğal bir ifade ortamı sağlıyordu. Benimse yalnızca sol ayağım vardı"

Kumral Ada Mavi Tuna
6/1008.01.2016

Baskı: Kumral Ada Mavi Tuna

Romanın başkahramanı Tuna'nın, bir salı sabahı evinden alınıp, iç savaş çıktığı, seferberliğin başladığı gerekçesiyle askeri birliğe götürülüşüyle başlıyor. İki farklı hikaye anlatılıyor. Yaşadıklarının bir kurgudan ibaret olduğunu düşünen, buna inan Tuna, kendi iç savaşını anlatırken; ikinci hikayede düşlerinde gördüğü çocukluğunun geçtiği yer Kuzguncuk'u ve o yıllardan kalan en büyük hediyesi Ada'ya duyduğu ölümsüz aşkı anlatır. Genel okuyucuların aksine ben iç savaşın anlatıldığı kısımları beğendim. Tuna'nın düşlerinden yola çıkarak anlatılan aşk hikayesi güzeldi ama büyük beklentiyle okuduğum için tatmin etmedi.

Demir Ökçe
10/1006.01.2016

Baskı: Demir Ökçe

Sosyalist düşüncelerle tanışmam yirmi bir-yirmi iki yaşıma rastlar... İlk tanışmayla ilgili o yıllardan aklımda kalansa, Özcan Abi'min hediye ettiği Jack London'un Demir Ökçe adlı başyapıtıydı. Kitap, sendika yöneticisi genç, zeki ve ileri görüşlü Ernest Everhard'ın politik mücadelesini, karısı Avis aktarır okuyucuya. Bu yüzden fazlasıyla hüzünlü gelmişti bana. Hiçbir şey anlamadan okuduğumu hatırlıyorum. Felsefe bilgisizliği, ilk kez duyduğum terimlerin çokça oluşu, zorlamıştı beni. Romanlarda, filmlerde olur ya hani... Zengin kızın, yoksul oğlana aşık oluşu falan; ilk okuduğumda Demir Ökçe'de hiçbir şey anlama rağmen, romanın başkahramanı Ernest'in, soylu ve zengin bir ailenin kızı olan Avis'i zekası ve düşünceleriyle etkilemesi kadar, Avis tarafından evlerine davet edilen Ernest'in, yemek boyunca sessiz kalıp, genç adama soru sorulduktan hemen sonra aristokratların arasındaki konuşmasını bugün bile hatırlayıp etkilenirim hâlâ: "Sizler çıkarcısınız. Her şeyi fizikötesi ile açıklayabilirsiniz. Ve sonuçta her metafizikçi bir başkasının hataya düştüğünü kanıtlar bu tatmin olma duygusu onlara yeter. Sizler düşünce dünyasının teröristlerisiniz. Gerçekte dünyayı yanlış tarafa yönlendiriyorsunuz. Hepiniz kendi oluşturduğunuz bir dünyada, hayal ve rüyalarınızdan gelen arzularla yaşıyorsunuz. Ancak yaşadığımız gerçek dünyayı hiç tanımıyorsunuz. Sizin bütün fikirlerinizin gerçek dünya ile bağlı, bu dünya ile sizin şaşkın ruhlarınız arasındaki zayıf bağ kadar kadardır ancak."

ÖncekiSayfa 3 / 6Sonraki