
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yüzleşme (Tutku Oyunları Serisi, #2)
Kitapta ilgimi çeken tek bir olay bile gelişmez mi arkadaş? Gelişmedi vallahi. Tony'yi hala sevmiyorum. Claire'i hala anlayamıyorum. 450 sayfalık bir hezimetti resmen. Benim bildiğim üç kitaptan oluşan serilerin en heyecan verici kitabı ikincisidir çoğunlukla. Bu seri için tam tersi demek istiyorum, birinci kitabı da sıkıcıydı ama bu bambaşka bir boyuta geçmiş artık.
Baskı: Tutku Oyunları (Tutku Oyunları Serisi, #1)
Bu ilişki sağlıklı değildi. Biliyordum. BİLİYORDUM. Kitapta Tony'yi otoriter ama canımlı - cicimli okurken içimde bağıran o kadın aslında Claire'e kızıyordu. Çünkü resmen ona gönüllü olarak boyun eğdi. Claire'in bölümlemesine başlarım be. Neyse sinirlerimi altüst eden bir kadın karakter ike başbaşayım. Tabi ki bu şizofrenik manyak Tony'yi aklamıyor. Olayları tahmin ettim. Bunun bir aşk hikayesi olamayacak kadar saplantılı bir şey olduğunu hissettim. Okurken onların arasındaki aşk hep yanlış geldi.
Baskı: Kendimi Sende Buldum (Kayıp Günlükler, #2)
Şunu söylemeliyim ki kesinlikle Chris ve Sara çifti çok abartılı bir çift olmasa da yazar ilk kitaba göre inanılmaz bir seviye atlamış. İlk kitapta tiksinç bulduğum Mark bile çekici gelmeye başladı biraz ve olayların çözülmüş olması güzeldi. Her ne kadar birinci kitabın durağan olduğunu hatta hiç ilerlememiş olduğunu düşünsem de yazarın her şeyi ikinci kitapta ortaya çıkarmak için sır kutusunu açmadığını anladım. Serinin devam kitabını sevdim. Üçüncüsünü bekliyorum.
Baskı: Senin Yerinde Olsaydım (Kayıp Günlükler, #1)
Çok büyük beklentilerle başlanmazsa kendini okutabiliyor. Zaten çok sade bir dile sahip yazar. Erotik kitapların birbirine benzemesi artık beni şaşırtmıyor ve bu kitap hem çok alışılmış hem de içinde gizem bakımından farklılıklar var. Yalnız karakterlerin hiç birine ısınamadım. Ne Sara ne de Chris. Hele Mark. Çok itici gerçekten. Belki Rebecca'nın sırrı hala çözülmediği için ve bundan dolayı hala başına kötü bir şey geldiğine inandığım için ona üzülmüş olabilirim. Kitabın başlarında ve sonlarında bu sırra daha fazla değinmiş yazar ama erotik kısımlar çok detaylı ve uzatılmış olmadığı için kitabın her sayfasında olayı çözmeye çalıştım ve sonunda da her şey başlandığı yere dönüyor. Kitapta her karakterin kendine has sırlarından bahsediyor ama sanırım en çok Rebecca'nın olayına odaklandım. Orta derecede bir kitaptı.
Baskı: Sende Tutuklu Kaldım (Crossfire, #4)
Neden sakıza döndürürler bu serileri hiç bilmem. Olaysız, karakterlerin çatışmasının bol olduğu ve Gideon'ı okuduğumuz bir kitaptı ama diğer üç kitap gibi değildi. Keşke 3. kitap biraz daha uzun olsaymış da sonra da seriyi bitirseymiş. Olaylar bir yere de bağlanmadı ki. Her kitabın sonunda olduğu gibi 'el ele atlatacağız' teması işlenmiş ve şak diye bitirmiş yazar. Sanırım bir kitap daha çıkardı ama o daha çevrilmedi. Ne desem bilemiyorum. Çok gereksiz. Neyse ki Gideon'ın gözünden bir şeyler okuduk.
Baskı: Çöküş ve Yükseliş (The Grisha, #3)
BİTTİ. BENİ DE BİTİRDİ. En başta ortalama bir seri olarak tahmin ettiğim için yazardan, o mükemmel hayal gücü ve yarattığı kusursuz dünyadan özür diliyorum. Hiç beklediğim gibi ortalama bir seri değildi benim için. Çok etkilendim ve söylemeliyim ki ne düşündüysem tam tersi çıktı. Bir olay hariç ve o olay da beni çökertti. Kitabı elime aldığım zamandan beri hep tek bir şeyin olmasından çok korktum ve o oldu malesef. Puanı da o yüzden kırdım zaten. Oturdum, ağladım ve yazara sövdüm, özür dilerim, beni üzdüğü için puan kırdım. EVET BENİ ÜZDÜN. HEM DE ÇOK. Ah Alexander, gri gözlü çocuk, hiç kimse seni anlamadı. Kendimi gördüm sende resmen. En bağlandığım karakterlerden biri oldun. Seni unutmayacağım. Akıcıydı. Seriyi küçümsemeden okuyun, okutturun. Pişman olmayacaksınız.
Baskı: Kuşatma ve Fırtına (The Grisha #2)
Üçlü kitaplarda genellikle serinin ikincisi çok heyecanlı olur ama bu kitap için geçerli değil. Kitap boyunca savaşa hazırlanıp, ardından şok bir savaşa girmek zorunda kalan Alina, cidden çileden çıkarttı beni. Kalbin kimin, karar ver lütfen. Bu kitapta adı çok geçti ama kendisi ortalarda pek yoktu, sevgili Karanlıklar Efendisi. Çılgınca bir sevgi besliyorum ona. Normal değil, biliyorum. Kötü o, kötü ama en azından bir yolu var. Malyen hoş çocuk tabi ama bir The Darkling değil, benim için. Nikolai, kitabımızın sonradan ortaya çıkan korsan, kaptan, prensi çok sempatikti. Kitap yine güzeldi, keşke savaş biraz daha detaylı olabilseydi. Ek: Lütfen, Karanlıklar Efendisi ölmesin. :(
Baskı: Postacı Kapıyı Çalmayacak
Başlarda Laurel'in hayatına alışma sürecinde sıkıldım ama işler oturunca onun duygularını ve olayları daha da sindirmeye başladım ve kitap başını okumaya dayananlar için sonlarına doğru bir duygu patlaması sürprizi yapıyor. En azından benim başıma gelen bu oldu. Dediğim gibi karakterler ve olay örgüsüne adapte oldukça Laurel'e alıştım ve ortalarda kitap benim için bambaşka bir hale büründü. Tabi ki kitapta sevdiğim ünlüler hakkında bilgiler olması da bir artıydı. Ayrıca kitaptaki diğer karakterler de acı çekiyor ve onlar hakkında da bilgiler var.
Baskı: Gölge ve Kemik (The Grisha, #1)
Kitabın sonuna yaklaşırken tepetaklak oldum. Alina'ya pek ısınamasam da Malyen ve Karanlıklar Efendisi'ni(!) sevdim. Hatta Karanlıklar Efendisi'ni kafamda o kadar harika biri olarak canlandırmamın geri dönüşünü son kısımlarda aldım(!) İşlenilen yer, kurgu harikaydı, tempo yavaş yavaş artıyordu ve bunu bir süre sonra hissettiriyordu yazar.
Baskı: Akıl Çıkmazı (Mara Dyer #3)
Sırlar çözülüyor ve üstüme bu mükemmel seri bittiği için bir hüzün çöküyor.
Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)
Öncelikle çevirisini hiç beğenmediğimi söylemem gerek. Sinirlerim hoplayıp durdu. Bitter çikolatayı 'karanlık', 'bacon'ı 'beykın' diye çevirmeleri falan, daha bunun gibi bir çok çıldırtıcı çeviri hatası... Ayrıca dipnotlarda da çok eksiklik vardı. Kitap ise mükemmel değildi, kötü de değildi. Orta halli bir kitaptı ama sanırım Julia'ya pek ısınamadım. Kötü şeyler yaşayarak büyümüş, kitapta da bunun savunmasızlığını hissettirmeye çalışmış yazar ama Julia'da bir şeyler eksik kalmıştı sanki. Gabriel ise çok sabırlı, titiz bir aşık ama o da ,Julia gibi, iyi şeyler yaşamamış. Elli Ton ile karşılaştırılması saçma olmuş. Bildiğin aşk kitabı bu yahu. Klişelerle dolu, artık her romanda görebileceğimiz sahnelerle doluydu biraz da. Bir bölümü okurken olayın diğer bölüme nasıl yansıyacağını hemen kavrıyorsunuz okurken. Beni şok eden bir şey olmadı. Bu kadar yüksek puan vermemin nedeni ise Dante ve Beatrice. Evet bu ikisi üzerinden ana karakterlerin hayatlarını sürdürmeleri çok güzeldi ama İlahi Komedya ya da Dante hakkında bir şey bilmeyenler için hiçbir ek açıklama yapılmamış.
Baskı: Julia'nın Şarkısı
Harikaydı. Bir yanda Julia, gizlediği geçmişi, kendini hayattan kısıtlaması, düşünceleri ve çelişkileri ve tabi ki serinin diğer kitaplarını da oluşturan Thompson ailesi. Bir yanda çılgın bir punkçı olduğu kadar şefkatli, kardeşine bağlı, kendi hayatını kurmaya çalışan Crank. Ve ikisinin aşkı. BOM. Cidden bir solukta okuduğum bir kitap oldu. Eğlenceli, duygulu ve akıcıydı. Yan karakterlerden bazıları - özellikle Jack ve Sean- kitabı daha da sevdirdi.
Baskı: Kafes
Sonu biraz hayal kırıklığı olsa da kitap kendini bir nefeste okuttu. Güzel gerilim sahneleri vardı.
Baskı: İki Hayat Arasında
İ-NA-NIL-MAZ-DI. Kesinlikle ufak da olsa bir parça devamına ihtiyacım var. Hıçkırarak ağladım. Yazarlar neden böyle olmak zorunda diyip de isyan etmek istemiyorum. En azından bu kitap için. Acı-tatlı bir kitaptı. Güldürdü ama en çok da ağlattı. Ethan, ah Ethan. Kaslarına falan bayılacağınız bir erkek karakter değil. Mavi gözlerinden bahsediliyor, gözlerinin derinliğinden... Mutlaka okuyun.
Baskı: Gördüğüne Asla İnanma
Cinayetten sonra asıl olaylar başlıyor. Kitabın sonuna kadar hiçbir ipucu yakalayamadım. Kitapta da dediği gibi sayfalar ilerledikçe çember daralıyor ve sonunda 'bom'. Akıcıydı ve kendini merak ettiriyordu.
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
Bu kitabı ilk kitaptan daha az sevdim ama bunun nedeni olayların beni çok da şok etmemesi. Çok büyük beklentiyle okuduğum için belki de. Bilemiyorum. Ignazio kesinlikle kötü bir adam, hep ''değişir, değişir.'' dedik ama değişmedi. İlk kitaptaki Karissa'nın hayalinde kurduğu nazik ve değişme umuduna sahip Naz'ın bu kitapta cidden hastalıklı bir ruh olduğunu ve canavara sahip olduğunu görüyoruz. Ben de tabi ki Karissa gibi ''Naz''ı seviyorum. Ayrıca Bay Vitale de kitapta sevdiğim bir diğer karakter oldu.
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
Bu yorumdan önce kitabı kötüleyen bir şeyler söylemiş ve bir puan vermişim. Nedensiz bir şekilde ikinci kitabı alıp, okumak istedim. Ama ilk kitabı unuttuğum için onu tekrar okudum. Sonrada kitabı çok sert eleştirdiğimi düşündüm. İkinci kez okuduğumda güzel geldi. Kendini tekrar okuttu. Ayrıca kafam dağınıkken okuduğum için ilk okuyuşumda bazı noktaları kaçırdığımı farketttim. Yine herkesin bahsettiği gibi bir olağanüstülüğe sahip olmadığı ama en azından güzel bir kurgusu olduğu kanısına vardığım için yorumumu ve verdiğim puanı değiştirdim.
Baskı: Bıçak Sırtı (Mara Dyer, #2)
ALLAHINI SEVEN ÜZERİME 3. KİTABI FIRLATSIN. YOK. BU BÖYLE OLMAYACAK PEGASUS 3. KİTABI ÇIKARANA KADAR BEN DAYANAMAM. Of sakinim. Hayır değilim. Bu nasıl bir sondur? Bu yazar okuyucuların kalp hastası olmasını mı istiyor? Kalp krizi geçirecektim okurken. Beynim çalışmıyor şu an. Bazı sorular cevap buluyor derken başka sorular çıkıyor. Ne olacak şimdi? Çıldıracağım.
Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)
Aslında yazarın 'Sen' kitabıyla karşılaştırdığım için bu kadar düşük puan verdim sanırım. Kimliksiz'deki kurgu daha iyi olmasına rağmen hem Deryal hem de Burcu'ya ısınamadım. Eee kitabın ana karakterleriyle ilgili sorun yaşayınca kitaba da yansıdı bu tabii. Kesinlikle diğer kitabı kadar güzel değildi. Eksik olan bir şeyler vardı.
Baskı: Sen
Harika bir kitaptı. Olaylar ve kitap tam tadında bitti. Film gibiydi. Karakterlerin kişilikleri oturmuş ve çok güzel anlatılmıştı. Demir Ve Matruşka Süheyla'nın dialoglarında çok güldüm ya. Demir ve bir bakıma Süheyla'nın erkek versiyonu olan abisi Çelik çok çok güzeldi ama bu sefer favori karakterim kesinlikle Süheyla.Güçlü ve intikam dolu. Demir'in ''kadın'' ve Sü'nün ''muhtemelen'' deyişleri beni bitirdi. Çok çok güzeldi. Bu arada Çelik'in de hikayesini istiyorum ben ya. Okuyun ya, okuyun.
Baskı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Ağlattı. Toby ne güzel bir insansın sen.
Baskı: Bir Sır Saklı İçimde
Kitabı çeviren Dilek Şendil'i tebrik ediyorum öncelikle. Bir kitap ancak bu kadar iyi çevrilebilir. Aslında 10 puanı hakeden bir kitap. Kırdığım bir puanın nedeni ise kitabın başında - belki de bu üslupla bir başka kitaba denk gelmediğimden- olayları toparlamakta zorlandım ama sonra kitap öyle bir çözüldü ki. Kitabı okurken ürperdim resmen. O kadar ... söylemiyorum. Alın okuyun bu kitabı. Her şeyi mahvedip spoiler vermek istemiyorum. Bir de okurken farkedeceksiniz zaten, Judith'in ağzından anlatılan kitap Lucas'a ithafenmişçesine yazılmış. Daha önce böyle bir yazım tarzına denk gelmemiştim. Olayın trajedisi biraz da burada bence.