
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Karanlık Zihinler (The Darkest Minds, #1)
Hakkında çoğunlukla olumlu şeyler düşünsem -Liam sayesinde- de olumsuz tarafları da olan bir kitaptı. Öncelikle kitap çok akıcı başladı. Konusunu da sevdim, ilgi çekici bir konu, yazarın dili de fena sayılmazdı ama kitapta eksik kalan bir şeyler vardı. Psi güçlerinin ana tema olmasına rağmen detaylı bir şekilde işlenmemesi bunun nedeni olabilir. Aklımda bu yetenekler ile ilgili çok fazla soru kaldı. Serinin ilk kitabından tüm detayların açığa çıkmasını beklemek biraz haksızlık olur sanırım. Yoksa tempo bakımında hiçbir sıkıntı yaşamadım okurken. Liam da en sevdiğim karakter oldu. Ruby'nin sonlara doğru yaptığı aptallıklar sinirimi bozsa da onu da sevdim sayılır. Chubs çok eğlenceliydi ve ikinci kitabı en kısa sürede okumayı planlıyorum. Bu arada kitabın film hakları alınmış. Oyuncular hiç hayal ettiğim gibi değil. İnşallah filmi hüsran olan başka bir seri olmaz.
Baskı: Ada Yanıyor (Ada, #3)
Konusu güzel olan ama yazardan kaynaklı - belki de Skye'dan kaynaklı- bir türlü ısınamadığım bir seri oldu. Carmen bile Skye'dan daha ilgi çekici bir karakter olarak kendini okuttu. Kitap baştan aşağı ''düşün, bul, ara, gör, seç,'' kelimeleri ile dolu ve tüm o gizemli kelimeler sonrası sonunun bir klişe olarak bitmesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Ayrıca Charley'i Skye'a tercih ederim ve yazarın dilini gerçekten sevemedim.
Baskı: Ada - Sırlar Çözülüyor (Ada, #2)
Kesinlikle ilk kitaptan daha iyiydi. Sonu yüreğimi burktu. Yazarın dili bana çok durgun geldi. Yaptığı doğa tasvirleri yerine karakterler üzerinde durulmalıydı diye düşünüyorum.
Baskı: Ada (Ada, #1)
Öncelikle söylemeliyim ki ortalarında çok sıkıldım. Kitap biraz akıcı olmaya başlayınca bir bakmışım merak ede ede sona gelmişim. Ada'da olan detaylar yerine biraz daha fazla karakterlere odaklanılsaydı daha da güzel bir kitap olurdu zannımca. Charley ve Thad çiftini sevdim. Sonu ise tahmin ettiğim gibi oldu ama bu tabi ki beni üzmedi. İkinci kitabı da çıkmış. En kısa sürede onu da okumak istiyorum. Ada'nın sırrı hala bir muamma.
Baskı: Tanrı ve Canavarların Düşleri (Duman ve Kemiğin Kızı, #3)
Okuduğum en güzel dünyalardan biriydi. Serinin devamı gelebilir, diğer evrenlere açık bir kapı bırakılmış ama bana kalırsa gelmemeli. Zuze ve Mik'i anlatan bir Novella'da varmış sanırım. Çevrilir mi emin değilim ama ikisini okumak inanılmaz eğlenceli olurdu. Temposu yazar tarafından ayarlanan bir film gibiydi de diyebilirim ve gerçekten okunmaya değerdi.
Baskı: Kan ve Yıldız Işığı Günleri (Duman ve Kemiğin Kızı, #2)
Diğer kitabına da 10 vermiştim, 10'dan daha fazlası olmadığı için üzgünüm Laini Taylor. Kitap muazzamdı. Yürek burkucu ve muazzam. Bu ikisi bir araya gelince çok güzel şeyler çıkıyor ortaya zaten. Acilen son kitabı okumak istiyorum, diğerlerine göre daha kalın olmasına rağmen sanki bu seriye veda ederken çok üzülecekmişim gibi bir his var içimde. O yüzden ''sakin ol, yavaş yavaş oku, biraz kendine zaman tadı'' desem de hemen üçüncü kitaba başlamak istiyorum. Yazarın dili, kurduğu fantastik dünya tek kelime ile inanılmaz. Yavaş tempodan hızlıya geçiyor kitap ve çevirmen, bu kitabın güzel olmasını sağlayan diğer kişi de sensin. Harika çeviri için teşekkür etmek istiyorum. Thiago ve Jael, sizi gidi zeki aptallar. Nefret ettim. Zuzana ve Mik, size bayıldım. Harika bir çift yaratmış yazar. Okumaya doyamadım ikisini. Ve Ziri, onun mutlu olmasını dileyen bir ben değilim biliyorum. Hazael, seni sevmiştim. Liraz, bu karakter sandığımdan daha etkili olacak herhalde ve ne kadar kendi duvarları olsa da, onu da sevdim. Ve Karou ile Akiva. ''Biz başlangıcız.''
Baskı: Duman ve Kemiğin Kızı (Duman ve Kemiğin Kızı, #1)
Bomba gibi bir kitaptı. Laini Taylor'un kafasında yarattığı her şeye bayıldım ve devamını okumak için sabırsızlanıyorum. Son 150 sayfasını okurken o kadar akıcı olmaya başladı ki kitabı yutmuşum gibi hissediyorum. Sanki parmağımı şıklattım ve kitap bitti. O derece sürükleyici ve tempoluydu. İçinde gizem ve sır olan her şeye bayılıyorum. Yazarın Amerika dışında bir yer kullanmasını da sevdim. Kitabın tüyler ile ayrıldığı bölümler ufak bir özet niteliğinde ve oraları da çok sevdim. Olaylar gelişirken Karou ile ''kim olduğunu'' keşfetmek çok güzeldi ve bahsedilen umut sadece insanı ayakta tutmuyor, Kimeralar ya da melekler de umut edebilir. Bilgileri sindirdikten sonra ikinci kitaba başlamayı düşünüyorum. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Baskı: Sen Benim Diğer Yarımsın
Noah ve Poppy'nin aşkları güzeldi, okurken keyif aldım da tüm o deney olaylarına girmek zorunda mıydın yahu yazar? Kötü mü olmuş? Yani pek de kötü olmamış aslında ama yine de bu bir romance kitabı, kalkıp da işin içine niye fantastik sokuyorsun? İlla üzeceksin biz okurları. Sonlara doğru beynim ''Ne oluyor bee?'' alarmları vermeye başladı açıkcası. Ayrıca Anita'nın da kendine ait bir hikayesi var mıdır acaba? Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, kitabın kapağını hiç beğenmedim. ( Okurken ''hi, i'm poppy'' diye düşünüp durdum Allah affetsin. :D)
Baskı: Audrey'yi Bulmak
Sıcacık, eğlenceli, tek oturuşta bitirilebilecek bir kitaptı. Kitabı almadan önce konusuna bakmamıştım. Aklımı dağıtacak bir şeylere ihtiyacım vardı ve Sophie Kinsella okumaktan daha zahmetsiz bir şey düşünemiyorum. Okurken Audrey'in anksiyeteden muzdarip olduğunu kavrayınca kitaba daha da farklı bir gözle bakmaya başladım ister istemez. Seni anlıyorum Audrey, yalnız değilsin. Evin annesi Anne, babası Chris ve Frank arasındaki dialoglar çok komikti. Linus ve Audrey'in ilişkisi de sevimliydi. Yalnız Audrey'in başına gelen trajedinin tam olarak açıklanmadığını düşünüyorum. O taraf biraz eksikti diyebilirim.
Baskı: Bir Rüya Gibi
Hoş ve akıcı bir kitaptı. Çok tarihi aşk okumam ama sanırım tarihi aşk kitapları bu kadar sade ve olaysız olmuyor. En azından bu kitapta pek de fazla yoktu. Philips'i sevdim. Kitaplardaki beyefendileri hep sevmişimdir zaten. Aşk mektubunun nasıl yazıldığını öğretirken çok masum bir sevgiye sahip olduğu belliydi ve kızımızın olayları bir türlü birleştirip, kendine konduramaması çok klişeydi tabi. Genel olarak tebessüm ettirebilecek ve bir çırpıda bitecek bir kitaptı.
Baskı: Sırrını Derine Göm
Fena değildi. İçinde bir anlam vardı en azından. Yazarın kalemini beğenemedim bir türlü. Kararlarımızın ve onların doğrultusunda tuttuğumuz sırlarımızın bizi getirebileceği noktadan bahsediyor ve biz ne yaparsak yapalım, bazı olayların bizim kontrolümüzde olmadığına, yaşanacak bir şey varsa sonunda mutlaka yaşanacağına değiniyor.
Baskı: Sana Söyleyemediğim Her Şey
Bir oturuşta bitirdim ve boğazımda düğüm oldu bu kitap. Okuması benim için çok zor bir kitaptı. Kötü olduğundan değil, sadece kitabı tam olarak hissettim ve o insanların duyguları altında eziliyormuş gibi hissettim. Karakter analizlerinin bu kadar güçlü kaleme alınması bu kitabı hüzünlü yapan asıl unsur ve hayatı zorluklar ile geçmiş insanlar bu kitabı okurken her karakterden bir parça bulacaktır diye düşünüyorum. Ailelerin çocuklar üzerindeki etkileri, toplumun dışlanmış üzerindeki etkileri, söylenmeyen, asılı kalan sözcükler, bir trajedi ama asıl trajedik olan Lydia'nın ölümü bile değil. Beklediğimden daha çok dokunan ve iyi yazılmış bir kitaptı. Çok anlamlıydı ve hüzün doluydu. Sonu daha iyi olabilir miydi? Belki, yine de yazar anlatmak istediği duyguyu o kadar güzel yaymış ki tüm kitaba, varsın sonu da tatmin edici olmasın. Pişmanlık, hayal kırıklığı, ölüm ve geride kalanları sürekli düşünen ve düşündükçe hayatı daha çok sorgulayan, anlamaya çalışan biri olarak sadece şunu diyebilirim. ''İstemediğin sürece asla gülümseme.''
Baskı: Baharın Peşinde
Yazar, geçmişten gelen hayaletlerle baş etmeye çalışan, annesine benzememek için uğraşıp, çocukluk arkadaşıyla arasına mesafe koymaya çalışan Lilah ve geçmişten kurtulmaya yakın olan Chase'in tatlı, duygulu hikayesini akıcı bir şekilde kaleme dökmüş. Lilah'ın karamsarlığı ve insanlara yaklaşmak istemeyen tavrında kendimi gördüm diyebilirim. Güzel bir dile sahip olan bir kitaptı. Tek solukta okunabilecek türden.
Baskı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Daha önce ruhumda böylesine bir çığır açılmamıştı. İncecik bir kitap, sanırsın damla ama aslında sele bile neden olabilir bu kitap zihinde. ''Sana, beni asla tanımamış olan, sana.''
Baskı: Dublin Caddesi (On Dublin Street, #1)
Akıcı bir kitap evet, bazı dialoglar ve atışmalar da güzeldi ama kitap hep aynı havada gitti. Bu tarz kitapları artık birbirine benzetiyorum, belki diğerlerinden önce Dublin Caddesi'ni okusaydım biraz daha sevebilirdim.
Baskı: Pinokyo'nun Rüyası - (Kayıp Şehir, #2)
Güzeldi okuması, bir çırpıda bitti aslında ama hikayede bir şeyler ya eksikmiş gibi ya da hızlıymış gibi hissettim. Deryal ve Adem ikilisi yine gönlümü fethetti. Her ne kadar Atıcı'nın bu kitabını Kimliksiz kadar sevmemiş olsam da bu tarzda yazan yazarların bir çoğundan ve 'kitap' diye basılanlardan çok çok daha iyiydi ama favorim hala 'Sen'.
Baskı: Senden Sonra Ben (Senden Önce Ben, #2)
Lily'nin ortaya çıkışı, Lou'nun kazası ve sonradan gelişenler. Her ne kadar Lou Will'in ardından devam etmeye çalışsa da ben edemiyorum. Ah Will, ne yaptın bize? Yardım grubundaki ve aile içindeki dialoglar çok hoştu. Lou'nun karmaşasını ta derinlerde hissettim. Birinci kitapla karşılaştırmak istemiyorum çünkü biri Will'i, diğeri hayaletini içeriyor. Sam de çok tatlıydı ama Will... Kısacası güzel ve buruktu ama zaten olayın özü de bu, burukluklara rağmen yaşamanın bir yolunu bulmalıyız.
Baskı: Karanlık Yalanlar
Bir puanı kıyısından köşesinden sırrı tahmin ettiğim için kırdım AMA bulmak için özellikle çaba harcadım yoksa aklımın ucuna gelmezdi. Birinde bir 'hasar' olduğu belliydi. Aşkı için savaşan, cesur bir kadın okudum ve kendisine sövdükçe sövdüm. Sonradan çok pişman oldum tabi. Somutlaşıp önümde dursa af dileyecektim önyargılı yaklaştığım için başta. ''Brant. :( '' Şaşırtıcı ve akıcıydı. Yalnız bazı bölümlerde o kadar çok ilişkiye girdiler ki -hele ki ben, Lee ve Lana'yı okurken ''Bunu Brant'e yapamazsın.'' deyip çıldırma noktasına geldiğimde- kitaba ''DURUN'' diye haykıracaktım. Birazcık Calia Read'in Kördüğüm kitabını andırıyordu söylemeden geçemeyeceğim.
Baskı: İlik
Yazarın adını ilk Love Me With Lies serisiyle duymuştum ama İlik okuduğum ilk kitabı ve kitap çok garipti. Yani iyi yönlü garipti. Şaşırtıcı ve sürükleyiciydi. Ayrıca değinmeden geçemeyeceğim yazarın kitabın sonundaki notunu da çok beğendim. Bu kitaptan sonra diğer kitaplarını da alıp okumayı düşünüyorum.
Baskı: Karanlık Saklasın Bizi
Yüzeysel anlatılan, başta sıkıldığım ama sonradan bitirmekte güçlük çekmediğim bir kitaptı. Gelişecek her olayı tahmin ettim. Çünkü gerçekten çok basit bir dokusu var kitabın. Los Angeles dedektiflerinin kızımız Alice'in bulduğu şeyleri bulamaması da saçma geldi. Gerildiğim de söylenemez. Okumasanız da olacak bir kitap kısacası.
Baskı: Benden Sonra
Başlarda aradığımı bulamadım ama sonradan okudukça zevkli gelmeye başladı, tabi böylesine hüzünlü bir kitap için 'zevkli' yanlış bir tabir olabilir. Daisy ve Jack arasında yaşanan aşk çok gerçekçiydi diye düşünüyorum. Her insanın ölüme bakış açısı ve o yoluna çıktığı zaman hissettiği şey farklıdır. Tıpkı ölüm kelimesinde bazılarının 'korku', bazılarının 'huzur' bulması gibi. Daisy için ise bambaşkaydı. Ne yapacağını bilememesi, o sersemliğini hissettim okurken. Belki ben çok sulu gözlüyüm ama ağladım bile. Dram kitapları benim yüreğimde hep bir yara açmayı başarıyor. Bu da yaralardan bir tanesiydi. Güzeldi.
Baskı: Tess'in Gözyaşları (Monsters in the Dark, #1)
Q ve Tess birbirini bulmuş iki manyak. Hikayenin sonu...
Baskı: Sonsuza Dek, Ayrı
Elsie ve Ben... Kalbimi çok buruk bırakan, Benjamin'siz geçen zamanlarda hüzünlendiren, onla olan zamanlarda da içimi sıcacık yapan, kişisel olarak çok duygusal bulduğum bir kitaptı. Aslında kitapta çok fazla olay yok, Elsie'nin iç çatışmalarını okuyoruz, ben gözyaşlarımı tutamadım okurken. Ben ne kadar güzel bir adammış yav. Hayatın sizin için hep bir planı olur. İyi ya da kötü, hep vardır. Ayrıca film hakları da alınmış, Elsie'yi Dakota Johnson oynayacakmış.
Baskı: İki Yabancı Olmadan Önce
Kalbimi eriten, biraz hüzünlü, biraz tatlı ve de etkileyici bir kitaptı. Grace ve Matt'in gençliklerini okumak çok hoştu. Sonrasını okumak da güzeldi.