
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Büyük Evin Küçük Hanımefendisi
uzun zamandır bu kadar kötü bir kitap okumamıştım. ilk yüz sayfa Dick'in ne kadar mükemmel olduğunu, sonraki 100 sayfa Paula'nın ne kadar kusursuz ve her konuda uzman!! olduğunu okudum, son 100 sayfanın hatırına bu puanı verebiliyorum ancak. Yayıncınız özensizliği, çevirinin kötü olması, arka kapakta vaat edilenlerin kitapta olmaması da cabası...
Baskı: Benim Adım Kırımızı
ölüler konuşmuş, ölümü anlatmıştır. sonra ölüm almıştır sazı eline. şeytan'a kendini savunma hakkı verilmiştir. sırf bu canlı, cansız farklı ağızlardan hikayenin anlatılması tekniği bile takdiri hak eder. konusu da akıcı, Pamuk'un aşırı çalışkan yazarlık tarzını yine gösterdiği, ancak belli noktalarda ilhamla çalışkanlığın arasındaki dikiş izlerini yine saklayamadığı bir romandır. Gülün Adı'naysa hem benzer hem hiç benzemez.
Baskı: Bin Hüzünlü Haz
yazarın hemen hemen bütün kitaplarını okudum ve her daim dilini tertemiz, akıcı, sade olmasına karşın vurucu ve edebi bulmuşumdur. Ancak bu kitaptaki imgelem, edebi sınırların denendiği cümleler beni çok yordu. Bu kadarına gerek var mıydı dedim açıkcası. Yine de değerli bir eser, puanı tamamen kendi okuma deneyimime veriyorum.
Baskı: Beyaz Kale
Birbirinin hem zıttını hem aynını bulmak; doğu ile batı gibi ayrı, kainat kadar bir olmak... Karşıtlıklarda değişmek, dönüşmek üzerine incelikli yazılmış bir postmodern eser. Orhan Pamuk'un en zor ve sıkılarak okuduğum kitabıydı. Ancak tokat gibi sonuyla, 2 gün boyunca düşünüp hiçbir sonuca varmadığım ilginç bir okuma deneyimi oldu.
Baskı: Kesin İnançlılar
Kitle hareketlerinin oluşumunu ve süreçlerini anlatan ufuk açıcı bir metin.
Baskı: Sonsuzluğa Nokta
sıkışmışlığı sonuna kadar hissedeceğiniz bir roman. sadece ruhsal ve fiziksel sıkışma da değil; ebeveynlerimize, memleketimize ne kadar kurtulduğumuzu sansak da dönüşümüzün kadersel sıkışmışlığı... HAT'ın tertemiz ama bir o kadar etkileyici cümleleriyle, buruk ama güzel bir kitaptı.
Baskı: Görmek
Hiciv ve alegori diyince Saramago geliyor akla... düzeni sağlamak için kurgulanmış kurumların kendi meşruluğunu devam ettirmek için düzensizliğe ihtiyaç duyması eleştirisi bence kitabın ana çerçevesini oluşturuyor. yazarın üslubundan dolayı yer yer zorlanarak okunsa da konu itibariyle gayet akıcı.
Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın
Çok akıcı ve kısa sürede bitirilebilen bir kitap. Ama bu yorum bence Pamuk’un romancılığına yakışmıyor, bu zamana kadar okuduğum kitaplarındaki ilmek ilmek işlenmiş, her detayı için araştırma yapılmış hissi yok bu kitapta. Baba-oğul ilişkisi üzerinden yapılan batı-doğu karşılaştırması gibi yoğun konular benim açımdan derinleşemeden kaldı. Kurgu okutturuyor mu? Okutturuyor. Ama Orhan Pamuk değil başkası yazmış deselerdi inanırdım o kadar hissedemedim yazarı.
Baskı: Alıklar Birliği
20. Yüzyılın Amerikan Don Kişot'u kahramanımız. Müthiş eğlenceli anlatım dilinin arkasında büyük bir eleştiri var. Ancak bu eleştiri Amerikan toplumu ve şartları üzerine yapıldığı için ironik dilin arkasından mesajları alabilmek Türk okuyucu için kolay olmayacaktır diye düşünüyorum. Yine de yüzünüzde her daim bir gülümsemeyle okunacak hoş bir kitap.
Baskı: Kuyucaklı Yusuf
3 kitaplık bir serinin ilk kitabı olduğundan ve yazar katledilince diğer kitaplar yazılamadığından; Yusuf'u bu kendini gerçekleştirememiş haliyle, psikolojisine inemeden hatırlamaya mahkumuz.
Baskı: Cevdet Bey ve Oğulları
Bir aile, üç kuşak, iki devlet rejimi, birçok devrim, darbe, siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantı... Uzun uzun anlatılan, yavaş yavaş okunan bir Türkiye ve insan panoraması... teknik olarak ilk ve son kuşağın sadece bir gün baz alınarak anlatılması ve dönemin ortamının bu kısa süre içerisinde verilebilmesi başarılıydı. Kitabın geneli itibariyle çok önemli olmasa da beni etkileyen noktalardan biri de Nermin'in ve Perihan'ın gizemi. Bence yazar bu noktada bilinçli olarak boşluk bırakıp yorumu okuyucuya bıraktı. Bazı kitaplar bende okunduktan bir süre sonra daha da sindirilip, değerleniyor. Bu kitabın da öyle olacağını hissediyorum.
Baskı: Esrâr-ı Cinâyât
eğlenceli ve akıcı bir kitap, zamanına göre ileri fikirleri halka aşılama amacıyla yazılan bölümler o dönemin okurunun ufkunu genişletebilecek türden olsa da 21. yüzyılın okuru olarak ben fazla amatör buldum ve edebiyatta eğitme kaygısının aleni bir şekilde yapılması okur karakterime uymadığından çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. ve kitabın sonundaki yaptıklarının cezasını yeşilçamvari bir şekilde ödeyen karakterler gerçeklikten bayağı uzak geldi. bir cinayet romanı denemesi diyebiliyorum ancak.
Baskı: Zamanın Kısa Tarihi
Hawking çağımızın en önemli bilim insanlarından, kendisine bilime yaptığı katkılardan dolayı büyük saygı duymakla beraber bu kitabın popüler bilim kitabı kategorisine göre fazla anlaşılmaz olduğunu düşünüyorum. mutlaka çevirinin de etkisi olmuştur bu karmaşada. ama anlatılmak istenenin mümkün olduğu kadar basite indirgenip, gündelik hayatlardan örneklerle ve derli toplu verilmesini tercih ederdim.
Baskı: Gün Olur Asra Bedel
Aytmatov'dan okuduğum ilk kitaptı. Halk hikayelerinin içtenlikli anlatımı yer yer bana Yaşar Kemal okuyorum hissi verse de genel olarak çok tatmin olduğum bir okuma olmadı. Zira yan hikaye olarak devam eden Demiurg projesi yazarın geçmiş,gelenek ile geleceği, ütopyayı, bilimi birleştirme çabasının ürünü olsa da son noktada bunun anlatılmak isteneni vermek açısından yetersiz kaldığını, okuyucuyu doyuma ulaştırmadığını düşünüyorum. O kadar üstü kapalı ve zayıf bağlarla bağlı ki iki hikaye, 'bu konu neden anlatılıyor gerek var mıydı' diyen bile haklı çıkacaktır. Yine Kazangap; kitabın başında ne kadar özel bir insan olduğundan bahsedildiğinden, devamında Kazangap'ın hikayesinin detaylı işleneceğini düşünmüştüm. Ama özellikle Kuttubayev ailesi geldikten sonra adı neredeyse 1-2 geçti geri dönüşlerde. Hikayenin çatısını Kazangap'ın büyüklüğüne yakışır bir cenaze töreni yapma amacı oluşturduğu için bu nokta da benim için eksik kaldı. Bunların yanında anlatımın içten ve akıcı olduğunu eklemeliyim. İyi okumalar.
Baskı: Yakalanan Zaman / Kayıp Zamanın İzinde (7. Cilt)
zaman nasıl yakalanmalı Proust'tan öğrendim. serinin en sevdiğim kitabı oldu. adeta bir yazarlık manifestosu...
Baskı: İbrahim Peygamber
Özellikle Mezopotamya kaynaklı dinlerin, hukuk düzeninin birbirini nasıl etkilemiş olabileceği üzerine bir araştırma kitabı. Kaynaklar doyurucu, eğilinilen noktalar yerinde. Ancak detaylı araştırma yapmak isteyenler için sadece bir başlangıç kitabı olabileceğini düşünüyorum. Bir eleştirim Muazzez İlmiye Hoca'nın özensiz, karşılıklı konuşma yapıyor, ders anlatıyor tarzındaki anlatım tarzı. Evet edebi eser yoğunluğu beklemiyordum ama devrik ve anlam karmaşası yaratan cümleler okuma zevkimi biraz kıstı.
Baskı: Tokyo Uçuşu İptal
Yazar birçok ülke ve kültür hakkında gerçekten birikimli biri, bunu farklı farklı ülkelerde geçen hikayelerin oluşturduğu yapı ortaya koyuyor. Black Mirror tadında öyküler var içinde teknolojinin geleceğine dair bir çok senaryo oluşturmuş yazar. ama bir şey eksik; her öykünün başında evet bu kurgu ilginç olabilir duygusunu hissederken, sonunda bir türlü katarsise ulaştırmıyor ve yarım kalmışlık hissiyle öteki öyküye geçiyorsunuz. Muhtemelen bilinçli yapılmış hepsi ancak olay öykülerinde beklentim düğümün çözüme ulaşması. bu bakımdan tatmin olamadım..
Baskı: Albertine Kayıp / Kayıp Zamanın İzinde (6. Cilt)
serinin, kanımca bilinç akışı tekniğinin en yoğun kullanıldığı kitabı, olaylar çok az yer tutuyor. Kahramanımız yine çelişkileriyle, tutkularıyla karşımızda. Kitap boyunca Albertine'in akıbeti, yaşamına dair detaylar merak unsuru oluşturuyor.
Baskı: Tutunamayanlar
Tutunamayanların, işin içinden çıkamayanların, düşünen ama taşınamayanların romanı... Her şey güllük gülistanlıksa okumayın, okursanız ya artık memnunlardan olmayacaksınız ya da okuyamayıp bırakacaksınız. Bu kitap sadece bir olay romanı değil. işlenen konu haricinde birçok toplumsal, siyasi, tarihi birçok konuya ironik bir dille değiniyor yazar. Neler mi var? Batılılaşma sorunu, küçük burjuva alışkanlıkları, çarpık kentleşme, dilde sadeleşme hareketleri, Osmanlı dönemi Arap-Fars etkisindeki Türkçe, devlet kurumlarının işleyişi, Türk tarihini yüceltmek adına ortaya atılan temelsiz fikirler, devrimler, Türk solunun eleştirisi... bu noktalar yakalanırsa 'gereksiz uzatılmış' yorumunun ne kadar yersiz olduğu anlaşılacaktır. Ayrıca yazar Postmodern edebiyatın birçok tekniğini kitabında uygulamış. Bu durum da okumayı zorlaştıran bir etken olsa de edebiyat tarihimizde büyük bir adım olması açısından çok değerlidir. Şimdi gidelim Olric, kimse bizimle korktuğumuz kadar ilgili değildir...
Baskı: Evrim Kuramı ve Mekanizmaları
birçok kitap ve belgeselden duyduğum kavramların sistematik bir şekilde anlatılmasıyla kafamda oturmasını sağlayan, son derece yalın bir dille yazılmış, aydınlatıcı bir kitap
Baskı: Kaplumbağalar
ben bu sade, akıcı ama bir o kadar etkileyici dile hayran oldum. temel olarak Tozak köylülerinin verimsiz topraklarını ıslah edip köye tüm köylülere ait bir bağ yapma sürecini, ama bunun sonucunda erkle girmek zorunda oldukları mücadeleyi anlatıyor kitap. bunu yaparken de bize köy yaşamını, köylüyü anlatıyor, sevdiriyor. ayrıca, yeni kurulmuş cumhuriyetin büyüme sancılarını, kalkınma yolunda yapılan çalışmaları, dönemin memurlarını da anlatıyor. köylü ne cahildir, ne efendi. köylü toprağı bilir, devlet kanunu. mesele toprağı bilenin devletin başında olmasıdır diyor yazar kitabın sonlarına doğru Hamdi Bey'in ağzından sunduğu teorisiyle. bence, edebiyat tarihimizin en etkileyici karakterlerinden birini Kır Abbas'ı yaratmış yazar. ama yaratırken çok uzağa gitmemiş, hepimizin hayatında var olan inatçı, dediğim dedik, adaletli, bilge, biraz çılgın o yaşlı adamı o kadar gerçekçi bir dille anlatmış ki... roman adeta bir sinema filmi gibi akıyor. mizah yönü de oldukça güçlü. okunması dileğiyle...
Baskı: Swann'ların Tarafı / Kayıp Zamanın İzinde (1. Cilt)
çok derin... edebiyata doymak isteyenler için uzun cümleleri,yoğun betimlemeleri ile mükemmel bir kitap. bu zamana kadar okuduğum bazı yazarların tarz olarak Proust'tan etkilenmiş olduğunu açıkça gözlemledim. kitap 3 bölümden oluşuyor; en etkileyici ve kitabın ana hikayesini oluşturan ikinci bölüm Swann'ın Odette' e olan tutkulu ve saplantılı aşkını anlatıyor. aşkın doğma, büyüme, tutkuya ve hırsa dönüşme ve yok olma aşamalarını edebiyatın tüm hazzını hissederek okuyorsunuz. "Demek ki gerçeklik, tıpkı yediğimiz bir bıçak darbesinin tepemizdeki bulutların hafif hareketiyle alakasızlığı gibi, ihtimallerle alakası olmayan bir şeydi."
Baskı: Yüzyıllık Yalnızlık
Bir ailenin yüzyıllık yalnızlığını 450 sayfada okuduğunuz için büyük bir tempoda ilerliyor kitap. ancak hiçbir karakter üstünkörü geçilmemiş, hepsinin kendi hikayesinden ayrı bir roman çıkacak kadar etkileyici karakterler üstelik. Büyülü gerçekçilik her zaman beğendiğim bir tür olmuştur, GABO'nunsa bu türün en başarılı temsilcilerinden olduğu açık. Fantastik öğelerin yanında benim en çok etkilendiğim zamanın döngüselliği vurgusu(özellikle karakterlere verilen isimlere göre ortaya çıkan yaşanacakların benzerliği) ve aile üyelerinin yalnızlıklarına gömülürken bir eylemi sürekli tekrarlamaya başlamasıydı(Ursula'nın yapboz teorisi). çok değerli ancak emek isteyen bir kitap. Not 1: Kitabın arka kapağında belirtildiği üzere yazar yaşanmamış hiçbir şeyin yazılmadığını söylüyor bu kitapta. Bunun ile ilgili bir röportajına denk geldim GGM'nin; güzel Remedios'un cennete uçmasına ilham veren olayı anlatıyordu, köylerindeki bir kadın torununun bir adamla kaçmasını kabullenemiyor ve herkese kızın birdenbire cennete uçtuğunu anlatırken bir süre sonra buna kendisi de inanıyor. Yani evet yazar yaşanılmamış hiçbir şey anlatmamış ancak farklı bir boyutta sunmuş bunları bize. Not 2: Birçok kişi isim benzerlikleri nedeniyle zorlandığını söylemiş veya kitabı bu noktada eleştirmiş. Ancak aynı isimlerin sürekli tekrarlanması alametifarikası kitabın, yazar bunu bilinçli olarak ve bir amaç ile yapmış. Yeni okuyacaklar bu noktaya takılmasın, hem kitabın başındaki soy ağacını hem de olay örgüsünü iyi takip ederseniz gayet anlaşılır oluyor isimler.
Baskı: Yalnızız
olayların düğüm noktaları her çözümlendiğinde farklı bir düğüme yol açan her daim şüphe duygusunu hissettiğiniz bir kurgusu var kitabın. psikolojik tahliller güzel ve yerinde. edebi değeri de yüksek altını çizeceğiniz birçok cümle var. Proust esintileri hissedeceksiniz ve bunu sezenler için hoş bir sürpriz var kitapta :)