
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Veronika Ölmek İstiyor (Yedinci Gün #2)
18 yaş üstü herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Muhteşemdi.
Baskı: Mitoloji
Mitolojiye yeni ilgi duyanlar için güzel bir kaynak olsa da detaylı bilgi edinmek isteyenler için yüzeysel kalabilecek bir başucu kitabı.
Baskı: Hippi
Paulo Coelho’yu bana sevdiren kitap. Okuyalı aylar oldu. Ne zaman yeni bir kitaba başlayacak olsam yüreğimin bir yeri ‘Keşke kitabı unutsam da tekrar baştan okusam’ diyor.
Baskı: Aeden Bir Dünya Hikayesi
Ütopik bir dünyayı anlatma durumu hem yazar hem de okuyucu için zorlu bir deneyim. Buna ek olarak bilimsel terim ve bilgilerin dayandığı bir kurgusal yapıya sahip olmak ve bunu okuyucuya aktarabilmek gerçekten başarı. Azra Kohen’i bu konuda tebrik etmek lazım.
Baskı: Oz
Yer yer mide bulandırıcı detaylar olsa da merak uyandırıcı bir kurgusu vardı.
Baskı: Genç Prens'in Dönüşü
Ruhumun sıkıldığı bir dönemde o kadar iyi geldi ki... Anlatamam. İyi ki varsın Genç Prens.
Baskı: Ayaşlı ile Kiracıları
İlk 120 sayfa zor, sonrası ise su gibi geçti.
Baskı: Katre-i Matem
Hikaye inanılmaz güzeldi ancak dilin yoğunluğu beni çok yordu. Bir daha İskender Pala okuyacağımı sanmıyorum. Gerçekten yoruldum. Divan edebiyatına meraklı değilseniz, Osmanlıcayla hiç bir alakanız yoksa, tarih ilgi alanınız değilse boşa kürek çekmeyin. İskender Pala yerine okunacak pek çok yazar ve roman var. Gidin onları okuyun.
Baskı: Kaplumbağa Kabuğunda Dünya
Diğer John Green işlerini okumuş biri olarak sanırım en kötü kitabı diyebilirim. Kesinlikle diğer kitaplarla kıyaslanamaz. Çok üzgünüm.
Baskı: Bir Tutam Mutluluk
Bir tutam aşk’a göre daha kısa ve daha fazla cinsellik içeriyor. Durup bu kadara ne gerek vardı ki? Zeynep ile Kerem yeterince eğlenceli, doyurucu karakterler. Niçin böylesi yoğun? Diye düşünüyorsunuz.
Baskı: Bir Çöküşün Öyküsü
Betimlemeler çok güzel ancak beni içine çekmedi maalesef.
Baskı: Bir Tutam Aşk
Yazarın ilk romanı olmasına karşın sıcacık, tarçın kokuları eşliğinde unutulmaz bir hikaye. Sonu biraz havada kalmış ancak devam edecek uyarısı bulunmakta.
Baskı: Duygu (Bir Türk Masalı, #1)
Bazı yerlerde kitabı bir kenara atıp hıçkıra hıçkıra, söve söve ağlamak istiyorsunuz ama bu mümkün olmuyor. İçinizdeki uçsuz bucaksız merak engel oluyor ağlamanıza. Sinirinizi bozuyor, sivilceler çıkarıyorsunuz, boğazınıza bir yumru oturuyor ama ağlayamıyorsunuz. Bazı yerlerde Duygu ''çok utanıyorum.'', ''yüzüm kırmızıdan mora dönerken...'' gibi utandığını belli eden cümleler kuruyor. Lütfen gidip tam o an yüzünüzün rengine bakın. Sarıdan siyaha kadar her rengi bulabiliyorsunuz yüzünüzde. Rahatlıkla kitabın yarısını mosmor bir suratla okudum diyebilirim. Kitap kapattığınızda öylece kalmıyor. Siz günlük yaşamınıza devam ederken kafanızın bir köşesi ''Duygu ne yaptı, Sedat nasıl, Ali'm iyi mi, Bekir ne yapıyor, o iş çözüldü mü, bu böyle oldu mu, şu olduktan sonra ne olacak'' diye dönüp duruyor. Kitap bir takım şeyleri meşrulaştırma algısı da oluşturuyor. Zamanla insanların değiştiğini, değişebileceğini, bu değişimin aslında bir tür zorunluluk olduğunu gösteriyor. Bir takım şeylerdeki önyargıyı yıkıyor ve bu yıkım huzurla huzursuzluk arası bir duygu uyandırıyor. Kitaptan önce ''kesinlikle normal göremezdim ben bunu'' dediğiniz bir şeye kitaptan sonra ''aman canım neler neler yapıyor millet'' demeye başlıyorsunuz. Karakterler gerçekten yanınızda varmış gibi hissediyorsunuz. Mesela bir şey oluyor Ali'ye doya doya ''Ali'm'' diye sarılmak istiyorsunuz ama sarılabileceğiniz hiç kimse yok. ''Az önce buradaydın be Ali'm...'' dediğinizi sesinizi duyduktan sonra insanlar size tuhaf tuhaf baktıklarında anlıyorsunuz. Şizofrenik, sanrısal bir dünyanın içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz. Bu serinin ilk kitabı. Sonrasında sırasıyla Ali'm, Bekir ve Sedat var. Birazdan Ali'm'e başlayacağım. Kitaptan umudum yüksek çünkü bu dörtlüde en çok onu sevdim.
Baskı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
İncecik gibi dursa da insana destan okumuş gibi hissettiriyor.
Baskı: Huzursuzluk
Uzun zamandır böyle çarpıcı, böyle huzursuzluk dolu bir roman okumamıştım. Ezidilerden çok onların hikayesini öğrenirken ben yoruldum. Kesinlikle belirli bir yaşın üstündeki herkes okumalı. Böylesi bir hikaye atlanmamalı.
Baskı: Yıllar Sonra
Yıllar sonra... Hiç değişmemiş Serra... Ergenliğimin ilk yıllarındaki yaz arkadaşım yıllar sonra genç bir kadın olarak yine karşımda. Bu sefer kızı da var yanında. Selin... O ilk adımlarını atarken, annesi Serra ile hıçkırıklara boğulduğum Selin, annesinin bire bir aynısı olup çıkmış. Doğduğunda teyze olmuş gibi hissetmiştim. Artık bir genç kız teyzesiyim. Serra... Derdiyle dertlendiğim, dedesi öldü diye sınıfın ortasında zırıl zırıl ağladığım Serra...İnsan büyür ama değişmezmiş. İkimiz de büyüdük. O evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu. Ben üniversiteye girdim. O hep benden büyüktü. İyi ki de öyle oldu. Sayesinde o kadar doğru adımlar attım ki... Onun da başına geldi, böyle yaptı diye düşündüm hep. İyi ki varsın Serra. İyi ki benim yaz arkadaşımsın... İyi ki varsın İpek Ongun. İyi ki kitapların benim limanım...
Baskı: Mucizeler Dükkanına Dönüş (Blossom Street Serisi 4)
Klasik bir Debbie Macomber romanı. Küçük Mucizeler Dükkanı serisinin 4. Kitabı. Ara verdiğimden olsa gerek eski karakterleri anımsamam biraz zor oldu ama bu sefer ağlamamayı başardım. Özellikle düğün sahnesinde kendimi nasıl tuttuğuma dair en ufak bir fikrim yok.
Baskı: Eleanor & Park
Kesinlikle son zamanlarda okuduğum en güzel aşk hikayelerinden biriydi. Karakterler adeta bir oyuncu gibi gözünüzün önünde canlanıyor ve sizi o 'ilk' aşkınıza götürüyor. Son derece uzak ve bağımsız olan iki dünyanın birleşimine tanık oluyorsunuz. Hani yaşlandığınızda torunlarınıza daima anlatacağınız bir ilk aşkınız vardır ya... Onunla evlenmiş de olsanız anlatırsınız onu torununuza. İşte o aşkı anlatan belki de en gerçekçi roman. Hepimiz bir gün bir yerde yaşıyoruz bunları... Belki de en güzel yanı bu.
Baskı: Sevgilim İstanbul
Türk- Rum aşklarını hep sevmişimdir. Bu romanda hem derin bir aşka tanık olurken hem de iki tarafın gözünden tarihe tanık oluyorsunuz. Aşkın gerçekten yaşayan ve aşıkların zorla ayrılsalar bile günün birinde buluşacaklarına dair inancınız artıyor. Gerçekten güzel bir aşk romanı...
Baskı: Leyla'nın Evi
Özellikle sonu hüzünlü olmasına rağmen çok hoşuma gitti...
Baskı: Kardeşimin Hikayesi
Hani ilkokulda öğretmenlerimiz 'kompozisyonlarınız en az 3 bölümden oluşmalı. Serim, düğüm ve çözüm.' derdi. İşte bu romanda o üç bölümü de rahatlıkla fark edebilirsiniz. İlk başta 'Çok ilginç bir adam. Ne yaşadı ki bu duruma geldi?' diye düşünerek ilerliyorsunuz. Ardından bir bölüm geliyor ve 'E hadi anlat. Merak ediyorum!' diye sayıklamaya başlıyorsunuz. Anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor fakat yetmiyor. Daha fazlası, daha detayı derken puf! Bir anda 'Nasıl yani?' derken buluyorsunuz kendinizi. Ardından bir mektup herşeyi çözüveriyor. Sanırım şimdiye dek okuduğum en güzel Zülfü Livaneli romanıydı.