Tuncer Şengöz
@Tuncer Şengöz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Âdem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme Öyküler

Renkli bir anlatımla eğlenceli, neşeli, keyifli öyküler. Özellikle seyahatlerde okumak için ideal.

Ateşten Gömlek
10/1027.05.2014

Baskı: Ateşten Gömlek

Okumaya başladığımda tereddütlerim vardı; acaba roman karakterleri fazla mı idealize edilmişti? İstiklal Savaşı'nın o ateşli günleri fazla mı abartıyla anlatılmıştı? İlk bölümlerde romanın ana kahramanları İzmir'li Ayşe, Cemal, İhsan karakterlerinin betimlenmesi tereddütlerimi pekiştirir gibi oldu. Halide Edip Adıvar'ın fazlasıyla yiğit, gözü kara, idealist karakterler yarattığını düşünerek sonraki bölümlere geçtikçe önyargılarımda ne kadar haksız olduğumu fark ettim. Halide Edip, tarihin son derece sıra dışı bir dönemini anlatıyordu ve bu sıra dışı dönemde yaşayan insanların tam da romanda tasvir edildikleri biçimde heybetli olmalarından daha doğal ne olabilirdi ki? Ne kadar heybetli olsalar da, romanın kahramanları asla yapay değiller; tam tersine, tüm zaafları ve çelişkileriyle sıcacık ve yanıbaşımızdakiler kadar gerçek insanlar. Olayların akışı, her bölümde biraz daha hızlanıyor; tıpkı İzmir'e ulaşma ve kurtuluş umudunun kabarması, coşkunlaşması gibi. Akış hızlandıkça da duygu yoğunluğu artıyor, artıyor. O büyük ideal ve heyecan, kişisel hikayelerle harmanlanıyor. Roman bir duygu seli oluyor, akıyor. Romanın her bir satırına sinen, "İzmir'e ulaşma" ideali... Bu romanda beni en çok etkileyen bu. Bir idealin insanları nasıl yücelttiği, onlara çelikten bir irade kazandırdığı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Kitabın son bölümlerindeki savaş sahnelerindeki betimlemeler mükemmel... "İşte mitralyöz tıkırtıları... İşte top, işte kurşun vızıltıları. İşte mütemadiyen yere serilen atlı ve yaya askerler. Hala korkmuyorum. Ne garip şey... Harpte yegane korkunç şey insanın korkması galiba. Hezimet ve ricat olmayan yerde meğer korku yokmuş. Harp ne basit bir şey." Romanda geçen eski Türkçe sözcükler beni hiç rahatsız etmedi. Günümüzde kullanılmayan (ya da unutulmaya yüz tutmuş) sözcüklerin karşılıkları dipnotlarda verilmiş. Ben, bu sözcüklerin çoğunu aile büyüklerimden duyduğum için yadırgamadım. Hatta, günümüzde konuşulan dilin ne kadar yavanlaştığını düşünmeden edemedim. Kitabın en sonunda Selim İleri'nin Sonsöz'ü var. Bu romanla ilgili yazılabilecek en güzel yorum, bu SonSöz'de yazılmış. Muhakkak okunmalı; sadece edebiyatın tadını çıkartmak için de değil, 1920'lerin ateşli, tutkulu, kararlı, inatçı, devrimci ruhunu yürekten hissedebilmek için...

Baskı: Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın Tuhaf Hikayesi

Deney 19. yüzyıl modernleşmesinin en önemli unsuruydu. Bir tarafta sanayileşme, diğer tarafta doğa bilimlerinde birbirini izleyen önemli buluşlar ve devrimler, dönemin romancılarını derinden etkilemişti. Deneylerin muhtemel sonuçları ile ilgili romanlar içinde Dr. Jeckyll ve Mr. Hyde, Frankenstein (Mary Shelley) ve Dr. Moreau'nun Adası (H.G. Wells) ile beraber yüzyılın en etkileyici romanları oldular. Kolayca okunan, akıcı, çarpıcı bir roman.

Mevki Uygarlığı
9/1028.11.2013

Baskı: Mevki Uygarlığı

Bu kitabı 1995 yılında, ilk baskısı yayımlandığında satın almıştım. Kitap, kütüphanemin rafında onu okumam için tam 18 yıl bekledi. İki gün içinde okuyup bitirdim. Bilim Kurgu türünün altın çağından mükemmel bir roman. Bilim kurgu meraklılarına da, bilim kurgu türüyle henüz tanışmamış olanlara da tavsiye ederim.

13. Cemaat
7/1021.11.2013

Baskı: 13. Cemaat

Daha iyi anlamak için Hristiyanlık inancı ve Ortaçağ tarihi konusunda ek araştırma gerektiren bir kurgu/tarih romanı. Okumaya değer.

Baskı: Ayın En Çıplak Günü

Dokuz öyküden oluşan 1988 tarihli kitap, (bence) 9 öykü içinde en vasat olanı ile başlıyor. (Benim okuduğum kitap Remzi 7. Baskı-1993. Everest baskılarında sıra farklı olabilir.) Her öyküde dil ve kurgu gelişiyor. Benim en beğendiğim öyküler "Bir Kadının Yaşamında En Önemli İki Şey" ve özellikle "Önceki ve Sonraki Kadın". "Önceki ve Sonraki Kadın"ın şimdiye kadar okuduğum en iyi post-modern öykülerden biri olduğunu söyleyebilirim. "Kuşku" bana vasat bir Aziz Nesin öykünmesi gibi geldi. "Yerli Filmlerle Büyümüş Kız Çocuklarından Biri" isimli öyküyü acaba bir şey atladım mı endişesiyle iki defa okudum. İkinci okumamda daha çok sevdim. 9 öykünün neredeyse tamamı 30'lu yaşlarının sonlarında, ya da 40'lı yaşlarının başlarında öykü kahramanlarını anlatıyor. Bu, Buket Uzuner'in öyküleri yazdığı yıllarda, öykü kahramanı yaratmak konusunda sıkıntı yaşadığını akla getiriyor. İlk öyküde, kadınlık deneyimi yaşayan bir erkeğin izlenimleri anlatılıyordu. Sonraki öykülerdeki erkeklerin çoğu da bana kadınları (ya da en azından bir kadın öykücü tarafından yaratıldıklarını) düşündürdü. Kitabı genel olarak beğendim.

Baskı: Tapınak Şövalyelerinin Tarihi

Tapınak Şövalyeleri, ortaya çıkışları ve yok oluşlarıyla tarihin en ilginç tarikatlarından biri; Askeri tarihte olduğu kadar finans tarihinde de ilginç satırbaşlarından biri kabul ediliyorlar. Tapınak Şövalyelerine ait pek çok belge ve tarikatın kendi arşivi yok olduğu için, haklarında yapılan spekülasyonun haddi hesabı yok. Umberto Eco'nun Foucault Sarkacı romanı ile iyice alevlenen bu spekülasyonların çoğu, büyücülük, yer altı gizemleri ve doğa üstücülükle ilgili. Bu kitap, Tapınak Şövalyeleri'nin tarihine ezoteriyi tamamen dışarıda bakarak tarihsel gerçeklikler bağlamında yaklaşıyor. Geniş bir kaynak taramasından yararlanarak efsaneyle tarihsel gerçekliği birbirinden ayırmaya çalışan yazar, şövalyelerle ilgili karşıt görüşlere de yer vererek olabildiğince objektif bir perspektif oluşturuyor. Tapınakçıların yargılanması ve cezalandırılması ile ilgili bölüm biraz daha geniş tutulabilirdi. Bunun dışında, Tapınakçıların tarihine dair en kapsamlı kitaplardan biri.

Görünmez Kentler
10/1005.09.2013

Baskı: Görünmez Kentler

Bu kitapla ilgili en iyi değerlendirme arka kapakta yapılmış: "Okur, kitabı mümkünse büyük bir caddenin kenarına dizilmiş kahve masalarından birine ilişerek okumalı; göz önündeki gerçekle göz önündeki kurguyu daha iyi görebilmek için .." Baskısı, önsözü ve çevirisiyle de mükemmel bir kitap. Okur okumaz favori kitaplarımdan biri oldu. En kısa zamanda "bir caddenin kenarına dizilmiş masalardan birine ilişerek" tekrar okuyacağım.

Baskı: Palmer Eldritch'in 3 Stigmatası

Kendimi "hard-core" PKD okuru kabul etmeme rağmen, pek çok "hard-core" PKD okurunun aksine, bu romanın "en iyi" PKD romanlarından biri olduğunu düşünmüyorum. Bu romanda da Dick, sanki doğaçlama yazmaya başlamış, daha sonra kendisinin de başlangıçta öngörmediği bir akış içinde kitabın finaline ulaşmış gibi. Kitabın ilk yarısı, diğer pek çok PKD romanlarında olduğu gibi soluksuz okunuyor. Daha sonra kitap "ağırlaşmaya" başlıyor. Son 40-50 sayfada ise tempo iyice düşüyor ve roman neredeyse sıkıcı bir hal almaya başlıyor. Bu romanda da klasik PKD unsurlarına bol bol rastlıyoruz: halisünojenler, psikolojik açmazlar, zaman-mekan karmaşası ve değişmez PKD teması: "gerçek nedir?" Dick, 1964 yılında yazdığı bu romanda ilk kez teolojik sorgulamalara giriyor. (1970'lerin sonlarında yazdığı eserlerde bu sorgulamalar daha da artıyor.) Bir eleştiri de 6:45 Yayınları'na: Bilim Kurgu'nun klasikleşmiş eserlerini Türkçeye kazandıran yayınevi, nedense kapak tasarımlarında ve çeviride aşırı özensiz. Bu kitabın özgün basımlarında kitap kapakları çok çarpıcı olduğu halde, Türkçe basımda sıradan bir kapak tasarımı yapılmış. Kitap isminin çevirisindeki özensizlik ise başlıbaşına bir sorun. Örneğin, Türkçe'de "stigmata" diye bir sözcük yok. Bu sözcük, Türkçe'de (tam karşılık olmasa da) iz, işaret, damga sözcükleriyle karşılanabilirdi. Her şeye rağmen, bu bir PKD romanı ve okumaya değer.

Gökdelen
8/1017.08.2013

Baskı: Gökdelen

1970'lerin dünyası, krizler ve travmalarla doluydu. Ekonomik ve sosyal yaşamdaki çalkantılar kaçınılmaz olarak bütün sanat eserlerine yansıdı ve sanatın pek çok alanında o dönem işlenen konular, insan ruhunun derinliklerinde gizlenen ilkel güdüler oldu. J.G. Ballard'ın 1975 tarihli Gökdelen (High Rise) romanı da böyle bir eser. İki bin kişinin yaşadığı kırk katlı bir gökdelen... İçinde yüzme havuzları, oyun parkları, dev bir süpermarket, okul, geniş teras ve balkonlar olan bu gökdelene yerleşenlerin tamamına yakını parlak bir kariyere sahip, mesleğinde başarılı insanlar... Acaba dış dünyadan yalıtılmış böyle bir yerleşim biriminde yaşam neye benzerdi? Ballard'ın karşıt-ütopya tasarımında bu dünya, dış dünyadan farklı olmayacak, hatta dış dünyada ifade edilemeyen gizli ve karanlık güdüleri harekete geçiren bir cehenneme dönüşecektir. Gökdelen sakinleri önce alt-orta ve üst sınıflara bölünürler. Daha sonra bu sınıflar birbirine düşman klanlara dönüşür ve nihayetinde klanlar arasında dozu gitgide artan şiddete dayalı bir çatışma başlar. Gökdelen sakinleri gündüzleri "normal insanlar" olarak işlerine gider, akşam gökdelene döndüklerinde bir türlü dizginleyemedikleri ilkel güdülerinin harekete geçmesi sonucu ilkel avcılara dönüşürler. Önce klanların birbirinden yalıtılmış eğlence partileri düzenlenir. Sonra alan işgalleri başlar ve bu alanları korumak üzere bariyerler kurulur. Daha sonra insan avları başlar. Bütün bu süreçte gökdelenin altyapısı çöker, gökdelen sakinleri yeme/içme, seks ve şiddetten beslenen ilkel insanlara dönüşür. Şiddetin dozu tırmanır; Ta ki doyum noktasına ulaşana kadar. Gökdelen, "altın-çağ sonrası" bilim kurgunun iyi bir örneği ve 20. yüzyılın son çeyreğinde başlayıp, 2000'lerde zirveye ulaşan yalıtılmış "apartman, site, akıllı bina" furyasının insanlığı hangi bireysel ve kitlesel histeri patlamalarına sürükleyebileceğine dair ciddi bir uyarı.

Baskı: Kutsal Toprakların Davetsiz Misafirleri

Toplam üç ciltlik serinin birinci kitabı. 683 yılında Halife Ömer'in Kudüs'e girişinden, 1099 yılında Kudüs Krallığı'nın kurulmasına kadar olan dönemi anlatıyor. Haçlı Seferleri ile ilgili en kapsamlı kitaplardan biri. Roman tadında yazıldığı için kolayca okunuyor. Bu baskıyla ilgili tek sorun, özgün baskıda yer alan harita ve görsellerin bu baskıda olmaması.

Baskı: Gezi Direnişi, Türkiye'yi Sarsan Otuz Gün

Gezi Direnişi isimli ve "artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak" alt başlıklı bir kitaptan neler beklersiniz? Hele ki kitap, biri sayısız kitabın yazarı sosyoloji profesörü, diğeri 2008 Abdi İpekçi yılın gazetecilik ödülünü almış iki yazara ait ortak bir eserse. Gezi direnişinin tarihsel arkaplanı nedir? (Yok) Bu direniş birden bire mi ortaya çıktı, yoksa yakın zamanda yaşanan diğer bazı protesto eylemlerinin bir devamı mı? (Yok) Direnişi başlatan Taksim Platformu nedir, kimlerden oluşur? (Yok) Direnişin İstanbul dışındaki kentlerde yansımaları nelerdir? (Yok) Direnişin yakın zamanda dünyanın diğer bölgelerindeki protesto, işgal ve gösterilerle (Occupy Wall Street-ABD, Tahrir-Mısır, Sintagma-Yunanistan, Puerto del sol-İspanya, Jantar Mantar-Hindistan, Snow Revolution-Rusya, ...) benzerlikleri ve farklılıkları nelerdir? (Yok) Direnişin, dünyanın son 30 yılına damgasını vuran neoliberalizm, özelleştirme, aşırı finansallaşma, küreselleşme gibi olgularla ilintisi ve bağlantısı nedir? (Yok) Neden başka herhangi bir olayla değil, Gezi parkına yönelik bir inşaat projesiyle tetiklenmiştir? (Yok) Bu direnişi başlatan ve böylesine yaygınlaştıran zamansal, mekansal, toplumsal, kültürel ve ekonomik faktörler nelerdir? (Yok) Direnişi büyüten faktörlerden biri olarak tespit edilen sosyal medyadaki sayısal ve nitel değişimler. (Yok) Türkiye'de muhalefetin durumu ve duruşu bu direnişin böylesine yaygın ve ısrarcı oluşunda bir faktör müdür? (Yok) Redhack, LGBT, feministler, anti kapitalist ve devrimci müslümanlar, taraftar grupları, Guy Fawkes maskeleri, Atatürk resimli Türk bayrakları, Deniz Gezmiş posterleri, kısacası bu direnişin tüm sembolleri (Yok) Direnişin estetiği, sanatı, mizahı (Yok) Direnişin yanında değil, karşısında yer alan halk katmanlarında gelişen tepkiler, söylemler, kuşkular, tereddütler (Yok) Direnişten kısa bir süre önce reyting sıralamasında en sonlarda yer alan Halk TV'nin bir anda reyting birincisi olması ve bu birinciliği haftalarca sürdürmesinin sosyolojik, psikolojik, tarihsel nedenleri (Yok) Dünyada siber savaşlar, hacking, sosyal medya üzerinden yaratılan bilgi, ya da bilgi kirliliği, Avrupa'da hızla yükselen Korsan Partileri benzeri oluşumlarla Gezi Direnişi'nin tarihsel ve sosyolojik ilintisi (Yok) Direnişin, kimlik arayışları, değerler sistemi, davranış kalıpları, okuma/izleme alışkanlıkları, bireylerin kendine dönük algısı ve sosyal eylem gibi altbaşlıklarla ilişkisi (Yok) Peki ne var? "Türkiye'yi sarsan otuz gün" boyunca olan bitenin içinde değil, kenarında bile değil, tamamen dışında yer alan gazete yorumcularının, parti yöneticilerinin dışarıdan ve eski paradigmalara dayalı güncel yorumlarından, sadece İstanbul'a yönelik ana akım medya haberlerinden, bilimselliği oldukça kuşkulu anket ve nabız yoklaması tarzında araştırmalardan bölük pörçük derlenmiş bilgiler. Okuyup bitirdiğinizde, Y kuşağı denen bir kuşağın, dünyada yaşanan dijital devrimin etkisiyle, 24 yıl gecikmeyle de olsa Berlin duvarının yıkılmasına neden olan bir sürecin devamı olarak insan hakları ve demokrasi taleplerini dile getirmek üzere birdenbire sokaklara döküldüğünü, ancak bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını öğreniyorsunuz. Kitabı okuduğunuzda siz de herhalde şu soruyu sormaktan kendinizi alamayacaksınız: 58. sayfada söylendiği gibi "insanlık tarihinin bir dönüşüm aşamasının Türkiye'deki bazı birikim ve oluşumlarla çakışması sonucunda ortaya çıkan" bir direniş, kitabın 27-28. sayfalarında alıntılanan bir gazete yazarının iddia ettiği gibi, şu, şu, şu hatalar yapılmasaydı nasıl bitecekti?

Yaratık
5/1028.05.2013

Baskı: Yaratık

Bu kitabın isminin Türkçe'ye doğru çevirildiğini düşünmüyorum. Kitabın özgün adı "a maggot". Maggot İngilizce'de bir kaç anlama geliyor. Birinci anlamı larva. (Yani, kanatlı bir böceğin kurtçuk aşaması) İkinci anlamı Fantastik ya da egzantrik düşünce. Üçüncü anlamı da argoda kullanıldığı biçimiyle değersiz kimse. Bu üç anlamın hiç biri, "yaratık" sözcüğünü çağrıştırmıyor. Larva, kurt, ya da kurtçuk ismi daha uygun olurdu. Fowles, romanına bu ismi seçerken, romanın başkahramanı Rebecca Lee'nin, romanın diğer kahramanlarınca sürekli aşağılanan kişiliğine, zihnini meşgul eden "acayip" fikirlere ve nihayet mağarada gördüğü (ya da gördüğünü zannettiği) uçan cisme gönderme yapmak istemiş görünüyor. Romanın hemen başındaki özdeyişte, "maggot" sözcüğünün ilk iki anlamına da dikkat çektikten sonra, esin kaynağının belli belirsiz bir imge olduğunu söylüyor: Yüzleri ve görünüşte belli bir amaçları olmayan bir seyyah grubu. Bu imgeden hareket ederek yazdığı 500 sayfaya yakın romanını, belli bir edebiyat türü içinde sınıflandırmak oldukça güç. Esrar (mystery), bilim-kurgu, ya da tarihsel roman olarak sınıflandırılabilecek roman, edebiyat eleştirmenllerince post-modern bir roman olarak sınıflandırılma eğiliminde. Kitabı okuyup bitirdiğinizde, yazarın (tıpkı kendisine esin kaynağı olan imgedeki seyyahlar gibi) belli bir amacı olmadığını, yazmaya başladığında romanı nerede ve ne şekilde bitireceğine karar veremediğini ve olay kurgusunun yazdıkça şekillendiğini hissediyorsunuz. Bu "kendiliğinden akıp giden" yazma biçimi, sadece kurguya değil, tekniğe de yaznsımış. Kitabın ilk 60 sayfasında yazarın ağzından anlatılan öykü, daha sonraki bölümlerde soruşturmayı yürüten hukukçu Henry Ayscough'ın sorguladığı şahıslarla soru-cevap biçiminde akan diyalogları ve mektuplarla sürüyor. Arada yeniden yazarın anlatımına dönüyoruz ve soru-cevaplarla roman yeniden devam ediyor. Bazı bölümlerde yazar, öyküyü anlatan gözlemci olmaktan çıkıyor, bir tarih/felsefe yorumcusuna dönüşüyor. Romanın başında yaşanan esrarengiz olayın çözümüyle ilgili yürütülen soruşturmada üç farklı öykü anlatılıyor. Bunların bir tanesi metafizik, bir tanesi bilim-kurgu ve bir tanesi de akla daha yakın bir senaryo. Ancak esrarın çözümünün ne olduğunu romanın sonunda da öğrenemiyoruz. Kitabın son yüz sayfasında soruşturma iyice ilginç yollara sapıyor ve kendimizi sonu gelmez bir din tartışmasının içinde buluyoruz. Yazarın, romanın sonunu kurgulamadan yazmaya başladığını düşünmemin nedeni de bu. Soruşturmayı yürüten Ayscough ile Rebecca, oldukça ilginç bir karşıtlık oluşturuyorlar. Erkek/kadın, yaşlı/genç, orta sınıf/aşağı sınıf, protestan/shaker karşıtlıkları iyi işlenmiş. Rebecca Lee'nin ani kişilik değişimini ve "Mr. Bartolomew"in iniş çıkışlarını tutarlı bulmadım. Okunmaya değer bir roman. Özellikle ilk yarısı akıcı ve yaratılan esrar havası çarpıcı. Kitabın ikinci yarısında başka bir roman okuduğum duygusundan kurtulamadım.

ÖncekiSayfa 8 / 12Sonraki