
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Venedik'te Ölüm
Kitabın ortalarına kadar normal şekilde devam etti her şey ama otel bölümünden itibaren kahramanın Pedofili eğilimi göstermesi beni rahatsız etti. Şaşırttı. Filmi de varmış sanırım.. Heleki bu Pedofili eğiliminin sürüklediği nokta beni çok şaşırttı. Varın okuyup gerisine siz karar verin.
Baskı: Nietzsche Ağladığında
Psikoloji ve Felsefenin edebi anlamda muhteşem şekilde yorulduğu bir kitap. Hayata dair sözler insana yön verecek derecede mükemmel. Kabulleniş temalı , insanın kendini anlamasına, hayatı sorgulamasına yardımcı olabilecek nitelikte vurucu bir eser. Doktor ve Nietzsche arasındaki diyaloglar gerçekten harika. Kitap sıkıcı gibi duruyor ama bir çırpıda okunacak nitelikte bir anlatıma sahip. Konu her ne kadar insanı sikabilecek derecede ( felsefe , psikoloji ) olsa da işlenişi ve üslup bakımından okuyucuyu yormuyor. Hepimiz çoğu kez saplantilarin kurbanı oluyoruz. Hayatımızı hep hiç değmeyecek şeylere endeksleyebiliyoruz. Hayatımızın sadece küçük bir zerresini, hayatımızın bütünü imiş gibi görüyoruz. Kimimiz bu hiç uğruna heba ediyoruz kimimiz de bir şeylerin farkına varabiliyor çok geç olmadan. Kitap da aslında bunu bize gösteriyor. Doktorun muayene etmeye başladığı profesör Nietzsche karşısında roller tamamen tersine bürünüyor.. Hasta olan doktor , doktor olan Nietzsche oluyor. Konu değişik ve güzel şekilde işlenmiş.
Baskı: Yaşamın Ucuna Yolculuk
Cesaret Pavese'nin izinden giden bir yazar. Karamsarlık diz boyu. İntihar dürtüsü her sayfada kendini hissettiriyor. Melankolik bir kitap vesselam. İnce ama tesiri büyük. Tezer Özlü'nun Pavese'nin izinden Torino izlenimini , intiharın her zaman için yanıbaşında durduğunu anlattığı bu eseri Cesare alıntıları ile de etkileyici olmuş. Kafka'nin mezarına yapılan yolculuk da , Cesare Pavese'nin izini sürmesi de insanın kendisini sorgulamasına , hayatı sorgulamasına neden oluyor. İkinci kez okumak daha iyi özümleme şansı verecektir.
Baskı: Trainspoitting
İskoç gençliğinin haleti ruhiyesini birkac arkadaş üzerinden geniş bir perspektifle sunuyor bize kitap. Filmi efsaneydi. Çok sevmiştim.. Kitap da öyle keza. İnanılmaz fazla şekilde küfür barındırıyor. Absurd sahneler yoğunlukta. Yeraltı edebiyatınin güzide kitaplarından biri. Kült eser. Bunlar bilerek kitabı okumakta fayda var. Bol bol küfür , nerdeyse her cümlede. Ona göre gardını al okurken. Diğer bir mesele de kesinlikle bu bohem hayatı özendirici unsurlar da barındırıyor. Gerçekten gençlerin yaşayış tarzı , karşılıklı ilişkileri , üslupları , hayata bakışları alışılmışın çok dışında. Bir kaç vurucu bölüm var. Spoiler olmasin. Okuyunca göreceksiniz. Sınırları zorlayan bölümler de mevcut. Yuh dedirtecek. Ahlaki yozlaşmanın şeffaf bir şekilde sunulduğu bu kitabı okumak sanırım bu verdiğim bilgiler ışığında değerlendirilmeli. Okumadan önce düşünülmeli. Ben her şeye rağmen aykırı filmleri , kitapları severim. Filmini çok sevmiştim. Kitabı da öyle. Aşağıda filmden alıntı var. Bu bile hayatın gerçeğini ne kadar da güzel ortaya koyduğunu gösteriyor. "Hayatı seç. Bir meslek seç. Bir kariyer seç. Kocaman bir televizyon seç. Otomatik çamaşır makinelerini, arabaları cd çalarları ve elektrikli konserve açacaklarını seç. Sağlıklı olmayı, düşük kolesterolü ve diş sigortanı seç. Geri ödemesi en az olan banka faizini seç. Ufacık bir ev seç. Arkadaşlarını seç. İyi bir tatili ve bavulu akıllıca doldurmayı seç. Üç odalı evini en güzel kumaşlarla donatmayı seç. Kendi işini kendin görmeyi ve pazar sabahı kim olduğunu düşünmeyi seç. Beyni uyuşturan, ruhunu ezen şov programlarını seyrederken, yiyeceklerle tıkınacağın televizyon karşısındaki koltuğunu seç. Sonunda da, sefil bir evde yalnız başına geberip giderken, yerini, senin yerine geçmek için, seni kandıran bencillere bırakmayı seç. Çürüyüp gitmeyi ve yetiştirdiğin gerzek veletlere rezil olacak biçimde kendi altına etmeyi seç. Geleceği seç. Hayatı seç… Ama ben neden böyle bir şey yapmayı isteyeyim ki? Ben hayatı seçmemeyi seçiyorum. Ben başka bir şeyi seçiyorum. Sebep ne mi? Sebep falan yok. Eroini aldıktan sonra sebeplere neden ihtiyaç duyarsın ki?”
Baskı: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
José Saramago'nun külliyatından eşsiz bir parça. İnsanoğlunun aklının bir köşesinde yer edinmiş "ölümsüzlük" olgusunu işlemiş Saramago. Bir sabah uyaniyorsun ve ölümün ülkeyi terk ettiğini görüyorsun. Ölüm artık yoktur. Varın siz düşün hep amaçlanan ölümsüzlük olgusunun getirilerini. İronik bir şekilde anlatmış Saramago eserinde bunları. Mafyanın , devletin , devletin kurumlarının nasıl bir arayış içerisine girdiğini , toplumun çökme noktasına geldiğini gözler önüne seriyor. Ölüm de güzeldir , tıpkı yaşamak gibi. Geldiği gibi gitmesini de bilmeli dedirtiyor insana. Kitap genel itibariyle durağan şekilde seyrediyor. İki bölüme ayırabiliriz. Okurken başlarda ben de bu da tıpkı Körlük, Görmek kitaplarında olduğu gibi toplumun tümünü sarsan bir kavram anlatilagelmis diye düşünürken ikinci bölüm çok farklı bir hüviyete bürüdü kitabı. Ölüm başrole geçti bu kez. Olumsuzluğu bulmuşken tekrardan ölümler baskın yaptı şehire bu kez de aksi yönde bir keşmekeş yaşanmaya başladı. Ölüm, kitabın son bölümlerinde karakter haline getirilip kendisinden bekleneni canlı , kanlı yapmaya başladı. Ve kitabın sonu da tıpkı arkasında yazdığı gibi bitti. Ertesi gün kimse ölmedi. Saramago'nun üslubu diğer yazarlara nazaran daha farklı. Kara mizah tam da ona göre. Çok uzun cümleler , paragraflar , nokta değil de çokça virgül kullanması da ona has bir özellik.
Baskı: Havva'nın Üç Kızı
İlk etapta kitapla ilgili söyleyebileceğim husus ; akıcılık. Ne derler " Su akar yatağını bulur " misali.Olaylar ve bunlara can veren cümleler insan zihnini yormayacak nitelikte. Kesinlikle iyi bir şekilde araştırma da isteyen bir kitap. Neticede Tanrı , itikat , doğu - batı farklılığı gibi konuların işlendiği kitap tabiki araştırmayı gerektirir. Bunu yazarın yaptığını görebiliyoruz. Konuya gelince yaşanılan bazı olaylar neticesinde zıt kutuplar arasında ( anne muhafazakar , baba laik ) büyüyen ve her iki kutba da tam anlamıyla yakinlasamayan , kuşkuları ile ortada kalan Peri'nin Oxford yıllarını , o yıllardan kalma bir aşk hikayesini , haksızlığı ve bunların hepsini inanç , tanrı , kültürel farklılık gibi kavramların ekseninde anlatan ;yine üç ayrı insanın ( inanan, inanmayan ve şaşkın ) kardeşliğini , uç noktaların nasıl aynı kapta eridiklerini , ortak yaşam sürdürduklerini ele alan bir kitap. Okurken yoğun şekilde konu tabiki genel anlamda Tanri ve itikade dair olduğu için pür dikkat kesiliyor , anlatılanları zihninizde muhasebe etmek istiyorsunuz. Dünyanın şuan geldiği noktayı gözden bir kez daha geçiriyorsunuz. İnanca , farklılığa , bizden olmayana ne kadar tahammül edebiliyoruz ya da edebiliyor muyuz bunu düşündürüyor. Aşk boyutundan ziyade benim olayların buraları dikkatimi çekti. Zira ailenin helezonik yapısı ve bu yapıdan çıkan bir insanın yaşama bakışını ele alışı da dikkatimi çekti. Genel anlamıyla güzel ve okunabilir bir kitap. Okunmasa da olur demem kesinlikle okumalisiniz da diyemem. Yukarda bahsettiğim şeyler ilginizi çekiyorsa şayet okumanızda fayda var.
Baskı: Sürgünler
James Joyce'un edebi kişiliğine yön veren , yolunu açan bir kitap. Sürgünde olan yazarın ülkeye geri dönüşü ve akabinde gelişen entrikaları anlatır. Tiyatro türünde yazılmış eser az karakterden oluşmakta ve dil yönünden , olay yönünden oldukça sadedir. Okunmasında fayda var. Ulysses bu kitabın gazıyla yazılmış deniyor.
Baskı: Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
İhtiyar denizci uzun zamandır süren şansızlığını kırma umuduyla dünyası olan okyanusun sularına açılır. Uzun arayışı sonrasında hayal ettiği dev balık oltasına takılır ve okyanusun , gulf streamin akıntısında kılıç balığı ile amansız mücadelesi başlar. Azim , kararlılık ve yılların birikimi ile gelen mücadele... Yaşlı denizci bu mücadeleden galip gelmek için her şeyini ortaya koymuştur... Sonrasını varın siz görün. Son derece sade ve bir o kadar da kuvvetli bir anlatım.. İki saatte kitabı bitirdim. Film tadında bir kitap.. Bir Hemingway klasiği.. Deniz , gerçekten isteyene rızkını verir..
Baskı: Tatar Çölü
Drogo yeni atandığı görev yeri olan kaleye daha ilk görüşte isinamamistir ve ilk gördüğü anda burdan gitmeyi kafasına koymuştur. Ama komutaniyla yaptığı görüşmede 4 ay kaldiktan sonra sağlık sorunlarını bahane Edip gitmesinin daha uygun olacağına karar verir. Neticede burda görev yaptığı süre hizmet olarak ona ayrı bir değer katacaktır. Ama burda kaldığı 4 ay süreç onu tamamen kaleye bağlar, alışkanlıklarının esiri olur. Kısa bir zaman dilimi için kalmayı planladığı kale ömrünü çalar Drogo'nun. Hep ufukta , çölün diğer tarafından gelecek düşman tehdidini beklemekle ömrünün sonuna gelir. Hayat beklemeye alamayacak kadar kısadır. Hayatta bulduğun fırsatları degerlendirmelisin, bazı şeyler için çok geç olabilir çünkü.. İnsanı yer yer siksa da karamsarlığa iten bir roman. Etkileyici , zihinde kalıcı bir roman. Bu romanı okuduktan sonra yaşantim geldi aklıma. Köy okulunda görev yapıyorum. Ve hayatım belirli ritüeller etrafında dönüyor. Alışkanlıkların esiri oldum. Bu 3 yıllık süre beni düşündürüyor. Acaba yenilik gerekmez mi? Hayat seni beklemez , hayatı bekletmeye çabalamak da neden ?
Baskı: Bilinmeyen Adanın Öyküsü
"Biliyor musun ki kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadikça kim olduğunu asla bilemezsin. " Yukarıdaki cümle kitaptan alınma ve kitabı özetler nitelikte. Çok ince bir kitap olup çizimlerle desteklenmiş. İnsanı yormayan yarım saat içerisinde okunabilecek basit bir anlatımı var. Ama kitap içerisinden feyz alabileceğiniz cümleler mevcut. Jose Saramago'nun olunca okumak istedim. Ve pişman da olmadım.
Baskı: Müfettiş
Bir kaymakam ve beraberindeki ileri gelenlerin, bürokratların bir yanlış anlasilmayla müfettiş zannettikleri yolcuya ( ki kente müfettiş geleceği bilgisi mevcuttu ) kul köle olmalarını ironik bir şekilde anlatıyor. Rüşvetin bürokrasideki etkisi yine mizahi bir anlatımla dile getiriliyor. Sade bir dil, akıcı bir anlatım ve insani güldürürken düşündüren bir tiyatro eseri.
Baskı: İvan İlyiç'in Ölümü
Sıradan bir yaşam süren hukukçu Ivan İlyic'in ölüme an be an cevresindekilerin (bazıları hariç )kayitsizliklarini görerek, içi acıyarak gidişini anlatıyor kitap. Süssüz , sade bir anlatım. Hüzünlü bir son.
Baskı: Oblomov
Tembelliğe alıştırılmış , tembellik tarafından dize getirilmiş Oblomov'un hazin öyküsü.. Bir şeyleri tasarlayıp en ince ayrıntısına kadar hep sonraya , hep yarına bırakmak.. Ve neticesinde de hayatı kaçırmak. Yaşanılacak o kadar güzel şey varken , bunların aktörü olmak varken yalnızca bir seyirci olarak kalmak... Oblomov'un aslında hepimizde var ve biz de bircok hususu kaybediyoruz ne yazık ki.. Hem de göz göre göre.. Kitabın şekilsel yapısına gelince ; uzun bir kitap 619 sayfa.. Ama kesinlikle insanı sıkmayan bir kitap. Ve üç günde çok rahat bitirilebilir nitelikte. Çünkü yazarın üslubu da olaylar da insan zihnini yormuyor. Okudukça insanı kendine çekiyor. Ben kitabı okurken kendimi kitabın akışına bıraktım. Saflığı , temizliği , iyi yüreği gördüğüm Oblomov'un nasıl tembelliğine yenildiğini , nasıl safliginin kurbanı olduğunu içim burkularak okudum.
Baskı: Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Psikoloji türünde harika bir eser. Deborah henüz 16 yaşında , gerçek dünya ile bağlantılarını koparmış kendi yarattığı dünya ile gercek dünyaya sırtını dönmüş , sanatçı kişiliğine sahip bir genç kız. Akıl hastanesine yatırılmış ve sonrasında kendi yarattığı dünyadaki tanrıların buyruğu ile hareket eder hale gelmiştir. Bu tanrıların bazıları merhametli bazıları zalim. İnsanın içine hüznü yerleştiren bu kitap insanı sıkmayan, içine çeken bir özelliğe sahip. Akıl hastalığını , akıl hastanelerinin yapısını bizlere sunuyor. İnsanı etkilediği kesin. Yazarın olaya yaklaşımı harika. Bize mesajı çok net iletmiş. Deborah aslında çok zekidir ama yarattığı dünyanın esaretinden kurtulamamıştır bir türlü. Tam artık yeter dediği anlarda bile yine kuyuya düşmüştür. Tutunamayanlar ve Olric aklıma geldi kitabı okurken.
Baskı: Veronika Ölmek İstiyor (Yedinci Gün #2)
Paulo Coelho'nun Simyacı adlı eseri lisede okumuştum sanırım efsanelerdendir. Bazen kitapların adı bile beni okumaya itiyor ama Paulo Coelho'nun diğer eserlerini okuyamadım , elime alıp alıp bıraktığım çok olmuştur kitapçılarda. Nasip bu kitabaymis. Veronika hayatından mutsuz , rutin isleyisten sıkılmış ve kendini intiharla sonlandırmak istemiş bir genc kız. Uyandığında gözlerini akıl hastanesinde açar. Gerisini okuyup görün efenim. Kitap yalın bir dille yazılmış , karakterler detaylı şekilde anlatılmış , yer yer siksa da genel itibariyle tek solukta okunacak bir kitap. Veronika'nin ruhsal bunalımları , hayattan artık zevk alamaz duruma gelişi bizi de içine çekecek. Psikolojik unsurların bolca barindirildigi( akıl hastanesinde geçmesi itibariyle normal ) benim için ilgi çekici bir kitap oldu. Bir Simyacı olamaz asla ama okunması gereken diye düşünüyorum.
Baskı: Toplum Sözleşmesi
İnsan özgür doğar ,oysa her yerde zincire vurulmuştur. Kitabın başlangıç cümlesi oldukça hoşuma gitti. Jean Jacques Rousseau eserinde bireyin özgür olarak toplumsal yapının parçası olabileceğini , özgür olmadan sağlıklı bir toplum yapısından söz edilemeyeceğini ifade ediyor. Eski toplumsal yapılardan , yönetim biçimlerinden , bireyin toplumdaki konumundan bahsediyor. Montesqiue :" Toplumların ilk günlerinde cumhuriyetin başları kurumları kurar , sonra da kurumlar başları yetiştirir. " Özgürlük elde edilebilir ama kaybedildi mi bir daha ele geçmez artık. İnsanın iç sorunlarında olağanın sınırları sandığımız kadar dar değildir. Onu oluşturan güçsüzlüğümüz , ahlaksızlıklarımız , kör inançlarımızdır. Alçak ruhlu insanlar büyük adamlara inanmazlar: aşağılık köleler özgürlük sözüne gülerler.
Baskı: Büyük Filozoflardan Yüz Önemli Aforizma
Tanıdığımız bildiğimiz filozofların sözlerinin açıklanması üzerine yazılmış bir kitap. Hani felsefe türünde eserleri severim de bu bence pek de iyi bir kitap değil. Okunmasa da olur niteliğinde.
Baskı: Bir Dünyanın Eşiğinde
Cemil Meriç. Hatay'lı yazar. Mütercim , münekkit ve mütefekkir özellikleriyle yaşadığı çağın da ötesine seslenebilmeyi başarmış , üst kimlik oluşturmuş insan. Cemil Meriç her şeyden önce fikirleriyle savaşan bir zat-ı muhterem. Aklı selim düşünceye , olgun insana ihtiyacı olan coğrafyamızın mazisine adını altın harflerle yazdırmış bir değer. Hatay ve çok değerli Zafer hocam bana bu şahsiyeti tanıttı. İkisine de teşekkür ediyorum. "Aydınların aydınlatmadığı ülkeyi soytarılar aydınlatır " diyerek hani en başta dedim ya düşünceleri ile çağının ötesine de kendini taşımayı başarmış diye işte tam da günümüz Türkiyesi 'ne nokta atışı tespit yapmış. Bu eserinde Meriç Hind'i ele almış. Hind edebiyatını etraflıca inceleyerek bizlere bu eseri sunmus. Ona göre düşünce ve şiir ilk olarak Yunan'da değil Hind'de zuhur etti. Bunun savunuculuğunu yapiyor. Baştan sona düşünceden ibaret Cemil Meriç. Ayrıca kitabı okumak için sık sık sözlüğe başvuracağınız kesin. Eski Hind dili Sanskritce ile yazılmış eserlerden çokça söz etmiş. Hindin sosyalojik ortamının edebiyata etkilerinden bahsetmiş. Bizde de Hind'in yeterince tanınmadığını da belirtip bu konuda yanlış bir tutum sergiledigimizi ifade etmiş. Okuyun efendim. Bu Ülkesi'ni , Jurnal'ini , Bir Dünyanın Eşiğinde 'sini , Kültürden İrfana'sını , Kırk Ambar'ını. Ve lütfen okurken not alın. Zira insan gelişmeye müsait varlıktır. Şekillendirilmeye açıktır. Sizi doğru yönde şekillendirecek bir zat. Sağcı ve İslami kimliğiyle tanınan , kendini doğu düşüncesinin yüceltilmesine adayan bu adamı her türlü idolojiyi bir kenara bırakarak "düşünce"ye odaklanarak okuyalım.
Baskı: Usta İle Margarita
Mihail Bulgakov'un en iyi romanı. Mükemmel bir kurgu. Müthiş bir olaylar silsilesi. Yer yer sıkan bölümler olsa da geneli itibariyle harika bir kitap. Şeytan bir gün Woland'in kılığında Moskova'ya gelir ve curcuna başlar. İlginç olaylar , cinayetler , sıradışı hikayeler birbirini izler , şehir karışır. Şeytan ve çetesi fazla mesai yapmaktadır. Dili sade , insanı merakta bırakan bir anlatım ile kitap beni kendisine cekti. Yer yer sıktığı da oldu ama 570 sayfalık bir kitabın bütününe akıcılık vermek hem de bu denli çılgınca bir kurguda mümkün olmaz zaten. O nasıl bir şeytan tasviridir. Bulgakov yeteneği , Bulgakov profili bu kitap ile yeterince şekillendi benle. Şimdiden okuyacaklar kendilerini şanslı hissedebilir.
Baskı: İnsan Olmak
Kişisel gelişim kitabı. Ders kitabı olarak kullanılacak nitelikte.
Baskı: Demir Ökçe
Sosyalizm olgusunu köküne kadar işleyen , işçi haklarını savunan , kahraman Avis'in gözünden kapitalizmin nasıl bir katil olduğunu , oligarşinin kitleleri nasıl kuklaya çevirdiğini , proleteryanin uğradığı zulmü anlattığı diğer kitaplarına göre değişik türden bir Jack London klasiği. İthaki yayınlarından okudum. Sosyalizm , kapitalizm , dönemin ABD 'si , tarihi bilgilerle dolu bir kitap. Dipnotlar büyük ehemmiyet taşıyor. Genel kültürümüze birer damla niteliğinde. Daha çok doğayı , vahşi yaşamı işleyen Jack London bu kitabında beni şaşırtti. İşçi sınıfının uğradığı vahşet bence donemimizi çok iyi yansıtıyor. Hele ki bir temsil niteliğindeki Jackson ve kopan kolu işçi sınıfının hayatını gobeklilerin uğruna harcadığını , makinenin insan hayatından daha önemli hale getirildiğini gözler önüne seriyor.
Baskı: Abel Sanchez - Tula Teyze
Kitap iki romandan oluşuyor. İlk roman olan Tutkulu Bir Aşk Hikayesi'nde sevdiği kadını en iyi arkadaşına tabiri caizse kendi elleriyle teslim eden Joaquin'in yıkımını anlatıyor. Kıskançlığın esir aldığı Joaquin bu uğurda kendini kaybediyor. Ama hiçbir şey istediği gibi gelişmiyor. Bir bataklığa batmış olan Joaquin çırpındıkça varmaktadır. Dili çok sade , insanı yormayan , diyalogların bolca yer aldığı bir kitap. İkinci kitap olan Tula Teyze'de ise mükemmel bir kişilik olan Gerthrüde'ün kendini kız kardeşinin çocuklarına , eniştesine kısacası çevresindeki insanlara adamasini konu ediniyor. Bu uğurda kendinden bile vazgeçen Tula Teyze erdemin , ahlakın ve güçlü kişiliğin en güzel örneği olarak karşımıza çıkıyor. Yine son derece sade bir dille yazılmış bu kitap , çokça diyalog içermekte. İnsanı sokmayan , tek seferde okunacak türde bir kitap. Miguel de Unamuno bu kitabıyla bende kendini okutturacak , sıkmayacak bir yazar izlenimi bıraktı.
Baskı: Muhteşem Gatsby
Bircok esere kaynaklık eden kitap. Bir Amerikan rüyası. Kitabı okurken ilk etapta pek hazzetmedim , ilerledikçe sardı beni. Kitabın başında yer alan diyaloglar çevirereden mi nedir pek anlaşılır değil. Sonrasında belirli bir düzene giriyor diyaloglar. Diyalogların çokça yer aldığı bir kitap. Konu itibariyle zamanında sevdiği kıza maddi imkansızlıklar sebebiyle sahip olamayan Gatsby'nin şansının da yardımıyla milyoner olması ile tekrar bu gençlik aşkını kazanmak istemesini konu ediniyor. Ve sonu itibariyle de göreceksiniz yine başarısızlık. Bu kadar çok okunacak , tutulacak kalitede bir kitap mı bence değil ama dönemin Amerikasini, paranın aşkın önüne geçişini , gece hayatını, içkili partileri , para düşkünü sosyetenin durumunu yansıtmış. Bu açıdan zaten on planda tutulan bir kitap.
Baskı: Diriliş Neslinin Amentüsü
Sezai Karakoç'un tasavvufi yönünden haberdarım. Benim nezdimde çok değerli bir şairdir. Diyarbakırlı olması ve Muazzez Akkaya'ya yazdığı efsane şiir Mona Roza benim için her zaman en değerli şiirlerdendir. Kitaba gelince Platon'un Devlet kitabı feyz alınarak yazılmış sanırım. Ama tabi Karakoç kitabında ideal devletin , ideal insanın İslam dini temelli olmasını savunuyor. İdeal devlet düzeninde her türlü kurum , kuruluş , işleyiş İslam unsurları göz önünde bulundurularak oluşturulmalıdır. Kitabın başındaki bazı görüşleri ise beni hayalkırıklığına uğrattı. Nedenine gelince kendi idolojisine bağlanması , bu doğrultuda bir bakış açısı geliştirmesi son derece normal bir olgu olmasına rağmen (kendisi sağcı ) karşı görüşü hedef alan, itham eden ağır sözlerine anlam veremedim. Eleştiriye eyvallah ama yerin dibine sokmaya hayır demeliyim sanırım.