İvan İlyiç'in Ölümü
İvan İlyiç’in Ölümü, bireyin hayatla ve ölümle hesaplaşmasının etkileyici bir anlatısı. İvan İlyiç’in Ölümü, son günlerinde, ölümle önce mücadele eden, daha sonra çaresizce kendisini ona bırakan bir adamın yaşadıklarını anlatır. Yüksek rütbeli bir yargıç olan İvan İlyiç, iyi bir hayat yaşadığını düşünür; ancak hasta yatağında ölümün yaklaştığını anladıkça, yavaş yavaş aslında ne kadar boş bir ömür sürmüş olduğunu fark eder. O güne kadar büyük anlam yüklediği ve uğruna büyük çaba verdiği serveti, şöhreti ve saygınlığı, ölüm döşeğinde bir anda gözüne boş ve saçma görünür. Tolstoy’un büyük bir samimiyetle anlattığı bu kısa ama etkileyici roman, insan doğası, hayatın anlamı ve ölümün gerçekliği gibi temel sorulara cevap arıyor.
Baskılar15
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Hayatın anlamsızlığını, yalnızlığımızı, toplumun beklentilerinin kişisel anlamda bize hiçbir şey katmadığı gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpan bir kitap. İvan İlyiç yalnız öldü. Hepimize olacağı gibi.
İthaki yayınlarının kitaba eklemiş olduğu sonsöz ile gözüme daha bir anlamlı ve cazip geldi. O yüzden özellikle hoşuma giden bu kısmı paylaşmak istiyorum. Resmen kitabı baştan aşağıya özetliyor. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi sanırım. "Ivan Ilych ömrü boyunca sadece suni ve değersiz hedeflerine yönelmiştir. Sanki tüm yaşamı zalim ve pinti ilahlara kurban edilmiş gibidir; üstelik o ilahlar kendilerine tapanlara karşılığında tek bir insani sevinç ve duygu bile yaşatmadan tüm yaşamlarını emip tüketen cinstendir. Asla doğa tarafından insanlara bahşedilen ruhsal güzelliklere vâkıf olamamış, yalnızca onların zavallı suretleriyle yetinmiştir. Hayatında hakikat yerine adap ve erkân, âşk yerine şehvet, insanı iyilik yerine bencillik ve kibir yer almış, dünyanın ve insanların güzelliklerin zevk almak yerine değersiz hazların peşinden gitmiştir. Bu boş yaşam, bu bencillik, peşinde olduğu hazların bu düşkünlüğü ve değersizliği, en büyük zevkinin iskambil oyunu olması bile tiksindirici gelir. Elbette böylesi bir yaşam hiç kimseyi asla tatmin edemez ve Ivan Ilych de içten içe bu hayattan tatmin olmadığını bilmektedir. Ve ölümün eşiğinde yaşamış olduğu hayatı düşünüp değerlendirildiğinde, en önemli şeyleri atlayıp önemsiz ve boş şeylerin peşinden koştuğunu anlayarak büyük bir dehşete kapılır."
"Ya gerçekten de yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa?"
Sıradan bir yaşam süren hukukçu Ivan İlyic'in ölüme an be an cevresindekilerin (bazıları hariç )kayitsizliklarini görerek, içi acıyarak gidişini anlatıyor kitap. Süssüz , sade bir anlatım. Hüzünlü bir son.
Sadece bir öykü degil de nasihat tadinda.























