
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Silmarillion
Sadece bir kitap olarak değerlendirmek haksızlık olur kanaatindeyim. Çünkü üstat yalnızca bir macera kitabı yazmamış adeta bir evreni tek başına yaratmış bu eserde. Dünyanın yaratılışı, güneş ve ayın doğuşu, ırkların uyanışı ve yüzyıllarca süren epik bir tarih. Baştan uyarmakta fayda görüyorum, Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi kitaplarını okuduktan sonra başlanmalı. Aksi takdirde ağırlığı altında ezilmeniz kaçınılmaz. Çükü gerçekten de çok ağır ve hazmedilmesi, tam olarak kavraması zor bir külliyat. Diğer kitapları okuduktan sonra kabaran merak duygusu ve üstada duyduğunuz saygı, Silmarillon'u okuduğunuz sırada yelken ve rüzgarınız olacaktır zaten.
Baskı: Karayılan
Fantastiğin köklerine bağlı kalan, eğlenceli bir roman. Yalanın unutulduğu, kötülüğün kovulduğu bir diyarda insanlar, büyücüler ve cüceler barış içinde yaşamakta. Ama her güzel şey gibi bunun da bir sonu var; Karayılan, cennetten kovulan şeytan misali yılanlar diyarından sürülür ve buraya gelir. Doğasında kötülük olan bu zalim hayvan çektiği cezadan ders almaz ve kötülüklerine dur durak bilmeden bu diyarda da devam eder. Sağlam kurgusu ve eğlenceli anlatımıyla hoş bir okumalık.
Baskı: Yokluk Bahçesindeki Kayıp Melodi
İlk kez Ümit İhsan'ın bir kitabını okuyacağım için neyle karşılaşacağımı tam olarak bilemiyordum. Gözlerim satırlarla buluştuğunda fark ettiğim ilk şey yazarın melodik anlatım tarzı oldu. Başarılı kelime oyunları, yerinde kelime tekrarları, kişilere ve öznelere yüklenen anlamlı hitaplar derken kendimi sayfaların arasında kaybolmuş buldum. Üzerine bir de kurgunun başarısı eklendiğinde keyfime diyecek yoktu doğrusu. Sözün özü, kitap adını ve arka kapağında yazılanı sonuna kadar hakkediyor: ''Her sayfasını soluk soluğa okuyacağınız, kimi zaman hayrete düşüp kimi zaman duygulanacağınız melodik bir anlatı…''
Baskı: Yakma Zevki - Fahrenheit 451 Öyküleri
Kitapta toplamda 16 adet hikaye var. Bunların bazıları uzun bazılarıysa sadece birkaç sayfa. İlk iki öykü birer zombi macerası. Ama bugünlerde her yerde fink atan o ucuz serüvenlerden değil kesinlikle. Çünkü Bradbury bu öykülerde de tıpkı diğer tüm eserlerinde yaptığı gibi baş rolü insana ve insan psikolojisine vermiş. Özellikle ikinci tekil şahıstan anlatılan açılış öyküsü oldukça ilginç bir tecrübe sunuyor. Zombilerden sonra Mars'a kaçan yazarlara, mesleğindeki 'radikal' bir değişiklikten rahatsız olan bir çöpçüye, sokaklarda yürümeyi seven bir adama ve çok daha fazlasına eşlik ediyoruz. Son üç öyküyse yakma temasından farklı ama aynı derecede etkililer. Bradbury'nin Fahrenheit'ı yazmadan önce hangi hikayeleri kaleme aldığını görmek, bağlantı ve benzerlikleri fark etmek ve Fahrenheit'ın ön sözünde yer alan öyküleri birinci elden okumak gayet güzel bir deneyim. Kitaptaki en uzun iki hikaye 'Gece Yarısından Epey Sonra' ve 'İtfaiyeci' adlı hikayelerse hem birbirlerinin hem de Fahrenheit'ın neredeyse aynısı. Burada ilginç olan nokta yazarın üç adımda kurguyu nasıl genişlettiğini ve sürekli üstüne bir şeyler koyduğuna şahit olmak. Tabi Fahrenheit 451'i okumadıysanız size fazla bir şey ifade etmeyebilirler. İşte bu yüzden önce onu okumakta fayda var. Kısacası Fahrenheit 451 ve Ray Bradbury isimleri sizin için bir şey ifade ediyorsa kesinlikle kaçırılmaması gereken harika bir derleme Yakma Zevki. Tek eksiği ise bir dizin...
Baskı: Kenderyurdu
Aynı yazarın daha önce Yol Tutkusu isimli kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Beklentim çok fazla olduğumdan mıdır nedir, bu kez umduğumu bulamadım. Aslında kitapta olması gereken her şey var. Başta Tas olmak üzere bir sürü meraklı kender, lağım cüceleri ve macera! Ama yine de hepsi biraz zorlama duruyor. Hani yazmış olmak için yazılmış havası vardır ya böyle serilerde, işte bol miktarda ondan da var. Belki de aşırı derecede kender olması yeterli değil, ortalıkta kızdırılacak bir Flint de olmalı? Çünkü yapılan onca ahmaklığa ve sakarlığa rağmen kimse gözlerini devirip saçını başını yolmayınca işin pek de eğlencesi kalmıyor.
Baskı: Anatolya Efsaneleri - Gümüş Roya ve Yazgı Tacı
Konu ve kurgu olarak gerçekten sağlam fikirleri olan bir eser. Kendi kültürümüzden öğeleri de konuya gayet güzel bir şekilde yedirmeyi başarmış yazarımız. Kendine has büyü sistemi, kendi dünyası ve kendi yaratıkları var ama bir şekilde özümüze bağlı şeyler olduğundan hiç yabancılık çekmiyorsunuz okurken. Diyaloglar ve karakterler de bayağı oturaklı ve de tumturaklı. Türkçe isim ve ünvanlar kullanılması da ayrı bir hoş olmuş. Eksiği yok mu peki? Tabi ki var, hangimizin yok ki? Bazı yerlerde yapmaması gereken şeyleri yaparken buluyorsunuz mesela kahramanları. Aklımda kalan en basit örnek ölüm döşeğindeki bir dostlarını hiç vakit kaybetmeden büyülü bir göle götürmeleri gerektiğinden bahseden karakterlerin can çekişen adamın başında 6 sayfa muhabbet etmeleri. Ya da bir paragraf önce bir şeyi unutmamaları gerektiğini üstüne basa basa söyleyen kişinin bir sonraki satır başında bunu unutmasına hayret etmesi gibi... Fakat bunlar çok fazla değil. Yazarın ilk kitabı olduğunu düşünürsek bu gibi hataların çok normal olduğunu siz de kabul edersiniz. Sonuç olarak keyif alarak okuduğum, konusunu da gayet sağlam bulduğum güzel bir romandı.
Baskı: Dünyalı İstilacılar
Üstat Silverberg'ün ilk işlerinden biri olmasına rağmen hayli sürükleyici bir macera. Keyif ve heyecanla okudum. Keşke daha çok kitabı dilimize kazandırılsa.
Baskı: Gece Kanatları
Gece Kanatları, Silverberg'den okuduğum ilk kitaptı ve eğer diğerleri de bu kadar iyiyse tüm eserlerini bir çırpıda okumak istiyorum! Bildiğimiz dünyanın çok ileri bir tarihinde insanlığın İzleyiciler, Egemenler, Koruyucular, Anımsayıcılar vb. loncalara ayrıldığı, dinlerin ve şehirlerin zamanla isim değişikliğine uğradığı (örneğin Hristanlar, Yahdiler ve Perris, Roum, Stanbool) bir yerde geçiyor Gece Kanatları. Hikayemizin baş kahramanı yaşlı bir İzleyici. Onun gözünden dünyanın yeni halini, işgalini ve sonrasında yaşanan olayları konu alıyor roman. Çok sade ve akıcı bir dile sahip olmasının yanı sıra karakterleri de çok iyi işlenmiş. Sadece basit bir bilim-kurgu macerası değil, insanların bencillik, gurur ve ırkçılık gibi huylarına da bir eleştiri Gece Kanatları. Kesinlikle çok keyif aldığım ve bir çırpıda bitirdiğim bir eser oldu. Türün meraklılarına tavsiye ederim.
Baskı: Caravan Cilt:1 Nest Point Üzerindeki Gökyüzü
Jericho tadında bir çizgi-roman. Doğaüstü bir gök olayına maruz kalan Nest Point kasabasında tüm elektrikli cihazlar iflas eder. Panik içindeki halk ne yapacağını bilemez. Derken ordu olaya el atar ve şehri tahliye eder. Tüm kasaba halkı uçsuz bucaksız bir kervan oluşturarak bilinmeyene doğru yola çıkar. Harika başlayan ama devamında doğaüstü olaylardan çok insan psikolojisine odaklanan bir eser. Fakat sıkıcı değil kesinlikle. Gizem unsuru da yerini sonuna kadar koruyor.
Baskı: Hayalet Tugay (Yaşlı Adamın Savaşı, #2)
Kesinlikle çok güzel bir kitaptı. Adından da anlaşılacağı gibi sayfaları boyunca ilk kitapta bizi cezbetmeyi başaran Özel Kuvvetler hakkında pek çok bilgi barındırıyor. Onlara daha yakından bakma fırsatı yakaladığımız gibi içlerinden birinin macerasına birinci elden tanık oluyoruz. Bu kez işin bilim kısmı kurgu kısmına denk tutulmuş. Hatırlarsanız ilk kitapta bilimsel öğeler biraz geri planda bırakılarak daha sade bir anlatım tercih edilmişti. Ama gözünüz korkmasın, aşırı derecede karmaşık şeyler yok içinde. Yine aynı anlatım fakat daha fazla bilim var sadece... Açıkçası konuyu çok beğensem de herkesin aksine ilk kitaptan daha iyi oluğunu düşünmüyorum Hayalet Tugay'ın. Kabul, Hayalet Tugay'a eşlik etmek güzeldi. Kitabın sonuna kadar süren gizemli kurgu da öyle... Ama ilk kitapta yaşadığım karakter derinliğini hissedemedim bu kez. Derinlemesine okuyabildiğimiz tek kişi Jared'dı. Oysa Yaşlı Adamın Savaşı'nda her yan karakteri sevmiş, onlarla gülüp onlarla üzülmüştüm. Bu kez ilk kitaptan tanıdığımız karakterler bile biraz mesafeli geldi gözüme. Jared'ın espri kabiliyetinin Perry'ninkinin yanına yaklaşamaması da cabası. Yine de güzel ve sürükleyici bir kitaptı. Okumak isteyen herkese gözüm kapalı tavsiye ederim. Bir sonraki kitabı da merakla beklediğimi söylememe gerek yok herhalde.
Baskı: Perdido Sokağı İstasyonu (Bas-Lag, #1)
Perdido Sokağı, beni iki arada bir derede bırakan bir kitap oldu. Kitabın artıları çok fazla; tamamen orijinal bir evrende geçmesi, steampunk ve büyü etmenlerini bir arada başarıyla kullanması, kendi ırklarına sahip olması bunlardan sadece bazıları. Öncelikle Mieville (Mayevil diye okunuyormuş bu arada) çok güçlü bir kaleme ve üsluba sahip. O anki atmosferi size çok iyi yaşatmayı başarıyor. Kurguladığı şehir Yeni Crobuzon, tamamen yozlaşmış, sokaklarında her türlü pisliğin barındığı, kir ve pas dolu bunaltıcı bir şehir ve bunu sürekli hissediyorsunuz. Bu yüzden ilk sayfalar oldukça bunaltıcı geçiyor. Ama dediğim gibi, bu olumsuz bir özellik değil. Kötü yönü yok mu derseniz var tabi. Mieville, bu kalınlıkta kitap yazan çoğu yazarın yaptığı gibi kendisini oluşturduğu dünyayı anlatmaya feci kaptırıyor. Bu da olup olmadık her yerde tasvir yapmasına neden oluyor. Tam olayın en heyecanlı yerinde 2 sayfa süren tasvirlere boğulmak hiç de hoş bir deneyim olmuyor doğrusu. Çeviriyi genel olarak başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Hiç bir anlamsız cümle, kelime, devriklik ya da tutukluk da yok. Yalnız aşırı derecede virgül kullanımı mevcut. Bir de nedense "devinmek" sözcüğü çooook çok fazla kullanılmış çevirmen tarafından. Arada bir "hareket etmek" ya da ne bileyim "kıpırdamak" kelimelerinden birini terci etse harika olurmuş. Sonuç olarak orijinal kurgusu, ilginç fikirleri ve yaşattığı macerayla güzel bir romandı Perdido Sokağı İstasyonu. Sonu biraz acımasızdı belki ama yine de okuduğunuza değecektir diye düşünüyorum.
Baskı: Şemsiye Akademisi: Kıyamet Senfonisi
Değişik bir tarzı olan hoş bir okumalık.
Baskı: Sherlock Holmes ve Şairin Ayak İzleri
Hiç şüphe yok ki Sherlock Holmes'u Conan Doyle'un kendisi kadar başarılı bir şekilde kaleme alan biri varsa o da İspanyol Rodolfo Martinez. Holmes ve Lovecraft'ın dünyasını gayet başarılı bir şekilde birleştirmekle kalmamış, bu sıra dışı karışımı bizim dünyamızla da gayet başarılı bir şekilde harmanlamış yazar. Kitap boyunca İspanya İç Savaşı'na tanık oluyor; diktatör Franco ve o dönemin kültür bakanı Serrano, H.P. Lovecraft gibi gerçek isimlerle karşılaşıyor; aynı zamanda da bazı sürpriz yan karakterleri de okuma fırsatına erişiyoruz. İşin güzel tarafı tüm bunlar olurken kitap ne Holmes havasını kaybediyor ne de içerdiği gizem unsurlarını. İspanya'dan Amerika'ya, Almanya'dan Deliliğin Dağları'na derken evrenin dört bir yanını dolaşıyoruz. Kötü tarafı yok değil elbette. Örneğin sonlarına doğru biraz gereğinden fazla uzaması, Holmes'un kişisel hayatını biraz çarpıtması ve muhteşem olması gereken finalin bir oldu bittiden ibaret olarak kaleme alınmasını sayabilirim. Bununla birlikte kitabı okurken oldukça keyif aldığımı ve elimden bırakamadığımı da itiraf etmem gerek.
Baskı: Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?
Nihayet okuyabildim ve bunca zamandır peşinden koşturmama kesinlikle değdi. İçerdiği bilim-kurgu öğeleri kadar, sağlam karakterleri ve insan psikolojisine göndermeleriyle de oldukça iyi bir eserdi. Empati konusu ve androidlerin bu konudaki eksikliği de çok ustaca kaleme alınmıştı. Beni en çok etkileyen şey, sonradan öğrendiğime göre Dick'in klasik hareketi olan, yazarın bir bölümde size sunduğu tüm gerçekliği tepe taklak etmesi oldu. Öyle ki bir anda neyin gerçek neyin yalan olduğunu karıştırıveriyorsunuz. Kesinlikle eşsiz bir deneyimdi. Eksiği yok mu derseniz var tabi. Bazı aksiyon sahneleri çok karışıktı ve çok kısa geçilmişti. Öyle ki kimin ne yaptığını anlamakta güçlük çekiyorsunuz. Mercer ile ilgili kısımları anlamakta da, özellikle de sonlarda biraz zorlandım. Bir de çeviriden kaynaklı ufak hatalar mevcut maalesef. Tırnak işaretlerinin yanlış kullanımı vs. Yine de hiçbiri kitabı bitirip kapağını kapadığınızda "Vay be!" demenize engel olmuyor, olamıyor. Dick'in kitaplarına ucundan kıyısından bir şekide başlamayı hep istiyordum zaten ama bu başlangıcın onun başyapıtıyla olacağı hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Bunun için iki değerli insana kocaman bir teşekkür borçluyum. Teşekkürler!
Baskı: The Witcher: The Last Wish
Last Wish, insanı değişik duygular içerisinde bırakan bir kitap. Bünyesinde Rivialı Geralt'ın altı farklı macerasını ve tüm bu maceraları birbirine bağlayan "Voice of Reason" adlı bir ara hikayeyi barındırıyor. Ana hikayeleri tek tek ele alırsam kimini çok başarılı kimini ise orta karar olarak değerlendirebilirim. Açılış öyküsü "Witcher" kesinlikle çok başarılı. Ondan sonra gelen “A Grain of Truth" ve "The Lesser Evil" ise insanın ağzında acı bir tat, yüreğindeyse hüzün bırakan hikayelerden. Favori öykülerim kesinlikle "Witcher", "A Question of Price" ve kitaba adını veren “The Last Wish." Bunları birbirine bağlayan Voice of Reason bölümlerini de hem sonu, hem de bize Geralt'ın ahlaki değerlerini sunması açısından oldukça beğendiğimi belirtmek isterim. Kısacası sevdim. Umarım dilimizde okuma / görme şansına da erişirim.
Baskı: Yaşlı Adamın Savaşı (Yaşlı Adamın Savaşı, #1)
Yaşlı Adamın Savaşı oldukça eğlendirici ve akıcı bir bilim-kurgu romanı. Gerçi çoğu türdeşine göre işin bilim kısmı çok daha basite indirgenerek sunuluyor okuyucuya. Basitten kastım baştan savma ya da alelade değil kesinlikle; türe yabancı olanların bile kolayca anlayacağı bir sadelikle yazılmış yalnızca. Akıl almaz cihazlar ve son teknoloji oyuncaklar yine yerli yerinde; tek fark daha anlaşılır olmaları. Bunu bahsi geçen teknolojik zamazingolara John'un da en az bizim kadar yabancı olmasına borçluyuz. Kitabın giriş ve gelişme kısmı yani John'un askere katılmayı neden seçtiğini anlattığı, yaşlılığa ve yaşlanmaya dair çıkarımları ve KSG'de geçirdiği değişimlerin ele alındığı kısımlar gerçekten de çok iyi kaleme alınmış. Eğitiminin başlaması ve piyade olarak savaşlara katıldığı kısımlarda işlerin ilginçliği bir nebze azalsa da (ve bu noktada sıradan bir savaş romanına gidiyormuş gibi görünse de) son bölümlerde kendini tekrardan toparlıyor. Macera yönü kadar içerdiği esprilerle de okurunun yüzünü güldürmeyi başarıyor kitap. John'un BeyinDostu (TM ibaremizi de ekleyelim hemen buraya) için seçtiği isimden tutun da içinde bulunduğu durumlara getirdiği nüktedan yaklaşımlar bazı yerlerde sesli gülmenize neden olabiliyor. Sonuç olarak türü sevenleri eğlendirecek, yabancı olanları da sıkmayacak; kimi zaman neşeli kimi zamansa düşündüren, bir solukta okunabilecek eğlenceli bir roman Yaşlı damın Savaşı.
Baskı: Fil Kulesi Conan Yıllıkları 1
Eğlenceli olmakla beraber bazı eksiklikleri olan bir kitap. Conan yine bildiğimiz Conan. Kızdığında gözü hiçbir şeyi görmeyen, çelik gözlü, kuvvetli savaşçı... Kitabındaki maceraları da çizgi-romanlarını aratmayacak cinsten. Kara büyücülerden tutun da dudak uçuklatan yaratıklara kadar pek çok düşmanla karşılaşıyor ve çoğunu da kılıcından geçiriyor kahramanımız. Kitabın başında da bizzat Howard tarafından kaleme alınan bir tarihçe var. 30 küsur sayfa süren bu tarihçeyi okumak ve yazarın nasıl bir dünya kurguladığını görmek gerçekten keyifli. Kitabın çevirisi de gayet başarılı, ki zaten Dost Körpe'den kötü bir şey beklemek haksızlık olur. Tüm bu artılarının yanında bazı eksiklikleri de var maalesef. Kitapta fragman tadında ara bölümler mevcut. Olmuş bitmiş bir olayı hızla geçen ya da sonu olmayan bir maceranın başlangıcını anlatan kısımlar bunlar. Tam da ilginizi çekmeye başlamışken pat diye bitiveriyorlar ve sonunu hiç öğrenemiyorsunuz. Bu da kitapla aranızdaki bağı bir parça koparıyor. Conan'ı ve kılıcını özleyenlere tavsiye ederim.
Baskı: Dragonero
Kaliteli ve eğlenceli bir çizgi-roman. Çizimleri gayet başarılı, karakterleri de sevilesi. Özellikle de ork Gmor... Fantastik edebiyat klişelerinden (iyi-kötü savaşı, seçilmiş kişi vs.) kurtulamıyor belki ama amacı da bu değil zaten. Eğlenmek ve kafa dağıtmak için birebir...