
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Semerkant
Bu kitabı iki kısımda değerlendirmek gerek. Birincisi Ömer Hayyam'ın, Semerkant'ın, Hasan Sabbah'ın, Isfahan'ın, Haşhaşin Tarkatı'nın kuruluşunun ve Rubaiyyat'ın yazılışının anlatıldığı ilk kısım. Bunları konu alan bölümleri okumak gerçekten de çok keyifliydi. İkincisi ise Ömer Hayyam öldükten sonra kitabının başından geçenleri ve İran'ın özgürlük mücadelesini konu alıyor ve daha önce işlenen konuların bir hayli gölgesinde kalıyor. Aşırı derecede sıkıcı değiller ama ilginizi ayakta tutacak denli de iyi değiller. Titanik ile ilgili olan kısmın da bir oldu bittiden ibaret olması üzücüydü doğrusu. Kısacası son kısımlar olmasa da olurmuş, hatta bu noksanlık kitabın değerini de arttırabilirmiş.
Baskı: Uzak
Tek kelimeyle inanılmaz. Kitapta tek bir cümle bir olmamasına rağmen sayfalarında muhteşem bir hikâye anlatıyor Uzak. Öyle ki konu aldığı adama ve ailesine, tuhaf hayvanlarına ve sürrealist çizimlerine feci şekilde vurulmanız, onları benimsemeniz, mutluluklarına sevinmeniz, üzüntüleriyle hüzünlenmeniz işten bile değil. Şiddetle tavsiye olunur.
Baskı: Deadpool - Deadpool'u Öldürüyor
Üçlemenin ilk iki cildinin yanına yaklaşamıyor maalesef. Serinin "Deadpool Edebiyat kahramanlarını Öldürüyor" ile yakaladığı ivmenin böyle bitmemesi gerekirdi.
Baskı: Horrorstör
Horrorstör baştan aşağı, ilk sayfasından son sayfasına kadar bir Ikea kataloğunu andıracak şekilde dizayn edilmiş. İlk sayfayı çevirir çevirmez bizi bir “kat planı şeması” karşılıyor. Bunun hemen ardından bir Eve Teslim Sipariş Formu, Orsk adındaki hayali mağazayla ilgili tanıtıcı metinler ve mağazada satılan mobilyalara dair birkaç reklam geliyor. Kitaptaki her bölümün başında bir mobilyayı renk seçeneklerinden tutun da ebatlarına kadar detaylı bir şekilde anlatan, alışveriş mağazalarıyla inceden dalga geçen görseller karşılıyor bizleri. Aynı şekilde, bu mobilyalar o bölümde mutlaka şöyle ya da böyle çıkıyor karşımıza. Kitabın ilk yarısı tam bir Scooby Doo bölümü gibi geçiyor desem yeridir. Kimi yerlerde sırıtıyor kimi yerlerde ne olacak acaba diye merak ediyorsunuz. Ama her şeyin mantıklı bir açıklaması çıkıveriyor sonuçta. Her ne oluyorsa kitabın dokuzuncu bölümüne ulaşmamızla oluyor ve hikâyemiz bir anda son derece keskin bir viraj alarak o Scooby Doo çizgi filmi havasından tamamen çıkıp dehşetengiz bir Guillermo del Toro filmine dönüşüyor. Neler olduğunu anlatıp sürprizlerini bozmayacağım, ama şu kadarını söyleyeyim, bu noktadan itibaren kendinizi kitabı soluk soluğa okurken, tüm sıkıntılarınızı geride bırakmış ve olaylara feci şekilde kaptırmış bir hâlde bulacaksınız. Çeviri ve editörlük açısından bakıldığındaysa Zodyak Kitap’ın gayet kaliteli bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Orada burada unutulan birkaç tırnak işaretinin ve belki ama belki farklı şekilde çevrilebilecek bir-iki kelimenin dışında okuma zevkimi baltalayacak hiçbir sorunla karşılaşmadım. Aksine, kitaptaki tanıtım formlarından tutun da en küçük reklamlara, sipariş formlarına, hatta indirim kuponlarına kadar her şeyi büyük bir sabır göstererek çevirmişler. Üstüne bütün görselleri de aslına uygun bir şekilde bize ulaştırmayı başarmışlar. Sonuç olarak Horrorstör ilk yarısında biraz eğlendirip biraz sıkan, ikinci yarısında ise alıp başını giden, farklı bir roman olmuş. Dizayn ve konsept açısından eşi benzeri olmadığı kesin. Keşke konu açısından da aynı orijinalliğe sahip olsaydı demeden edemiyor insan. Yine de beklentilerinizi çok yüksek tutmadığınız takdirde, özellikle ikinci yarısındaki nefes kesici olaylarıyla size keyifli birkaç saat geçirtecek, okuduğunuza kesinlikle pişman etmeyecek bir roman Horrorstör. http://www.kayiprihtim.org/portal/inceleme/horrostor-ikea-katalogu-gorunumlu-bir-korku-romani/
Baskı: Ms. Marvel #1 - Normal Değil
Tıpkı Peter Parker gibi gündelik hayattaki sıkıntılarıyla boğuşan, esprili ve eğlenceli bir karakter Kamala Khan. “Normal olmayan,” sıra dışı bir çizgi roman okumak istiyorsanız; kusursuz değil de hata yapan ve başını sık sık belaya sokan karakterlerden hoşlanıyorsanız; “Iyy, pis Araplar!” sözü sizin için anlamsızsa Ms. Marvel’a mutlaka bir şans verin. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.
Baskı: Adalet
İmparatorluğa adalet gelecek… Basit bir slogan gibi görünen bu cümlenin arkasında yatan derin anlamı fark ettiğinizde Adalet’in son sayfalarını çeviriyor olacaksınız. Ve kitap bittiği için üzülürken bulacaksınız kendinizi… Her şeyden önce, hayır, bu alıştığımız türden bir uzay operası değil. Kahramanlar oradan oraya koşturup gemileri yok etmiyor, ordular birbirlerine girmiyor, gezegenler arası büyük çaplı savaşlar yaşanmıyor. Bu beklentiyle okuyacaksanız hiç yaklaşmayın. Ama bu içerisinde hiç hareket olmadığı anlamına da gelmiyor. Aksine, sayfaları hızla çevirmenize neden olacak ve sizi bayağı bayağı gerecek aksiyonlar yaşanıyor bazı bölümlerde. Kitabın en güzel yanı özgün olması hiç şüphesiz. Çünkü baş karakteri alışılagelmiş, basmakalıp bir kahraman değil. Bir insan bile değil. O bir gemi. Ama aynı zamanda da bir "bağıl." Bu kavram kitaba apayrı bir tat katıyor ve olaylara bambaşka açılardan bakmanızı sağlıyor. Beyin jimnasitiği yapmak için birebir. Kitaptaki bağıl kavramı kadar karakterler arasında geçen konuşmalar da kafayı çalıştırmanıza neden olan cinsten. Elantris’i ve Gece Nöbeti serisini çok sevememe neden olan akıl oyunları bu kitapta da bol bol mevcut. Karakterlerin dolaylı yoldan konuşmaları, niyetlerini belli etmemek için birbirleriyle zekâ yarıştırmaları cidden keyifli. Ne yazık ki son okuma görmemiş kitap. O yüzden bol miktarda yazım hatası mevcut içerisinde. Özellikle de son 100 sayfada bu durum iyice ortaya çıkıyor. Ama kitap o kadar meraklı ki buna kızıyor, ama çok da takılmadan hızla kaldığınız yerden devam ediyorsunuz okumaya. Uzun lafın kısası, Adalet uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Aldığı her ödülü sonuna kadar hak ediyor, bitirdiğinizde devamını merakla beklemenize yol açıyor. Sırf aksiyon barındırmayan, kafa çalıştırıcı diyalogları olan, özgün bir bilimkurgu arayan herkese şiddetle tavsiye olunur.
Baskı: Zeplin
"Tuhaf" kurgu sözü bir kitaba ancak bu kadar yakışabilirdi. Çünkü bu derlemeyi tanımlayabilecek en isabetli sözcük bu: tuhaf. Ama kesinlikle yanlış anlaşılmasın; akıldan kolay kolay çıkmayacak, benliğinize işleyecek ve daha fazlasını arzulamanıza neden olacak bir tuhaflık bu. Hikayelerin pek çoğunu tamamladıktan sonra "Ben ne okudum?" diye sordum kendime. Ama "Niye okudum?" demedim asla... Gerçi kapağında hem Ursula Le Guin'den hem de China Mieville'den birer övgü koparan bir kitaptan daha azı beklenemezdi zaten. Kitabın bende çok hafif de olsa Alacakaranlık Kuşağı etkisi yarattığını da söylemeden geçemeyeceğim. Benim gibi dinazorların çok iyi hatırlayacağı üzere Alfred Hitchcock'un o meşhur dizisinde birbirinden tuhaf, açıklanamaz ve ürkütücü bir sürü şey olur, bizleri hayretler içinde bırakır, ama hiçbir şey tam anlamıyla açıklanmazdı. Olanları olduğu gibi kabul etmek zorunda kalırdık. Bu da daha tekinsiz ve sevilesi bir tat katardı şova. İşte Zeplin de onun gibi, ama daha fantastik. İyi ki okudum!
Baskı: Batman - Dedektif Hikayeleri Cilt 2 -Korkutma Taktikleri
Baskı: Saga - Cilt 1
Harika bir çizgi-romandı, uzun zamandır böyle farklı ve kaliteli bir şey okumamıştım. Aslında biraz geç kaldım okumak için, çünkü hem ilgimi çekmemişti hem de tereddütlerim vardı. Neyse ki yanılmışım. Saga hakkında söylenebilecek çok şey var. Baş karakterler arasında geçen eğlenceli diyaloglar, birbirinden ilginç ırklar, zengin tarihçe, çok manidar bir şekilde "televizyon" kafalı yöneticiler, Vasiyet adlı kiralık katil ile kedisi, ironinin tavan yaptığı anlar ve tabii ki tokat gibi çarpan, hüzünlendiren, düşündüren, aklınızdan bir türlü çıkmayan konusu... Bununla birlikte az da olsa cinsellik içerdiğini belirtmem gerek. Bu tür şeylerden rahatsızlık duyuyorsanız baştan uyarayım. Yine de son yıllarda okuduğum en güzel çizgi-romanlardan biriydi. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.
Baskı: Batman Cilt 3 - Ailenin Ölümü
MUH-TE-ŞEMDİ. Şimdiye dek okuduğum, gelmiş geçmiş en Joker hikayelerinden biriydi hatta. Ki çoğunu okuduğumu düşünürseniz bunun yabana atılmayacak bir söz olduğunu söyleyebilirim. Bundan önceki "Batman" ve "Dedektif Hikayeleri" ciltlerinin hepsini okudum, ama ne yaşan söyleyeyim, ne Baykuşlar Divanı ne de diğer maceralar beni tatmin etmedi. Ortalama Batman hikayeleriydi, pek bir özellikleri yoktu benim gözümde. Karakterin ve düşmanlarının derinliğine inemiyorlardı. Ama Ailenin Ölümü... dehşet güzel olmuş! Şöyle bir bakayım dememle elimden bırakamadım, soluksuz okudum hatta. Joker ile Batman arasındaki ilişkiyi, kısır döngüyü bilirsiniz. Joker, Kara Şövalye'ye resmen aşıktır. Batman ise ona benzememek için Joker'i öldürmekten hep kaçınır. İşte hikaye yine bu temellere dayanıyor ama Joker bu sefer kendini aşıyor! Çünkü bu kez hedefi Gotham değil... Robin, Batgirl, Nightwing, Gordon... Alfred! Aile... Joker'in yüzünü neden kesip attığını, Batman'e nasıl bir mesaj vermeye çalıştığını, Bruce'un ailem dediği insanlara "sadece konuşarak bile" neler yapabildiğini görünce şaşıracaksınız. Fazla detaya girip tadını kaçırmak istemiyorum, mazur görün. Ama şu kadarını söyleyeyim Scott Snyder bu sefer hedefi tam on ikiden vurmuş. Mutlaka okuyun.
Baskı: 5 Ronin
İlk duyurulduğu günden beri merakla beklediğim, okumak için sabırsızlandığım bir ciltti JBC'den çıkan 5 Ronin. Nasıl olmasındı ki? Wolverine, Hulk, Punisher, Psylocke ve Deadpool gibi en sevdiğim çizgi roman karakterlerini sadece bir araya getirmekle kalmıyor, ama aynı zamanda da onları Feodal Japonya'da birer Ronin, yani efendisi samuray konumuna getiriyordu. Peki aradığımı buldum mu? Hem evet, hem de hayır. 5 hikayenin 2'siyle beklentimin biraz aşağısında kalan, ama diğer üçüyle de beni gayet tatmin eden, güzel bir ciltti. Japonya'ya ve yukarıda saydığım karakterlerin alternatif hallerine ilgi duyuyorsanız kaçırmayın derim.
Baskı: The Tower Of The Swallow (Witcher Saga #6)
Harikaydı! Geralt, Ciri ve arkadaşlarının son macerasına bir kala akıldan kolay kolay çıkmayacak, dolu dolu, aşırı doyurucu ve bitmesini istemediğiniz bir kitaba imza atmış Sapkowsky. Kitabın başlarında Ciri'ye ve aptallıklarına çok kızsam da ilerleyen bölümlerde her şey birbirine öyle bir bağlanıyor ki yazarın kurgulama becerisine hayran olmadan edemiyorsunuz. Üstelik sadece bu kitapta anlatılanlar değil, önceki romanlardan aklınızda kalan soru işaretlerinin cevapları da çok zekice bir biçimde önünüze seriliyor. Geralt yine kitapta önemli bir yer kaplıyor. Dandelion, Regis, Milva ve sürpriz yoldaşlarıyla birlikte bir sürü badire atlatıyor. Buna ek olarak Yennefer ve Ciri de yine uzun uzun sahne alıyorlar. Ancak bu kez onları okumak benim için zerre kadar sıkıcı olmadı. Ayrıca Sapkowski'nin anlatımı sürekli değiştirme alışkanlığı bu kitapta da devam ediyor. Üçüncü tekilden birinci şahısa geçiveriyor birdebire ve bir Geralt'ın, bir Dijkstra'nın, bir Triss vs gözünden görüyoruz olayları. Bu da okuma zevkini iyice arttırıyor. Tüm Witcher hayranlarına şiddetle tavsiyemdir.
Baskı: Batman: Gülen Adam
Aldığım keyif muazzamdı doğrusu. Zaten işin içinde aslına sadık kalmış bir Joker olunca, üstüne üstlük hikayede çok başarılı yazılınca başka türlüsü de beklenemezdi zaten. Aslında bugüne kadar Batman’in Joker’le ilk tanışmasını anlatan pek çok farklı macera okumuşumdur. Öldüren Şaka gibi mesela... Ama bunun yeri bende bir farklı oldu. Maceranın hem Gordon'un hem de Batman'in gözünden anlatılmasının da katkısı büyüktü. Daha ilk karesinden itibaren sizi avcunun içine alan hikayesi de cabası. Ciltteki ikinci öykü “Tahtadan Yapılmış” da en az ilki kadar başarılıydı. Bu öyküde de ilk Green Lantern’la birlikte çalışan Batman’in dedektiflik yönüne odaklanıyoruz ve 50 yıldır çözülememiş bir seri katil vakasını araştırıyoruz. İkinci hikayedeki çizimlerin temizliği beni 90'lardaki çizgi-romanlara götürdü ve aldığım keyif kat sayısına tavan yaptırdı. Kısacası şunu fark ettim... Batman okumayı özlemişim!