mit1980
@mit1980

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Semerkant
7/1026.01.2016

Baskı: Semerkant

Bu kitabı iki kısımda değerlendirmek gerek. Birincisi Ömer Hayyam'ın, Semerkant'ın, Hasan Sabbah'ın, Isfahan'ın, Haşhaşin Tarkatı'nın kuruluşunun ve Rubaiyyat'ın yazılışının anlatıldığı ilk kısım. Bunları konu alan bölümleri okumak gerçekten de çok keyifliydi. İkincisi ise Ömer Hayyam öldükten sonra kitabının başından geçenleri ve İran'ın özgürlük mücadelesini konu alıyor ve daha önce işlenen konuların bir hayli gölgesinde kalıyor. Aşırı derecede sıkıcı değiller ama ilginizi ayakta tutacak denli de iyi değiller. Titanik ile ilgili olan kısmın da bir oldu bittiden ibaret olması üzücüydü doğrusu. Kısacası son kısımlar olmasa da olurmuş, hatta bu noksanlık kitabın değerini de arttırabilirmiş.

Uzak
10/1022.01.2016

Baskı: Uzak

Tek kelimeyle inanılmaz. Kitapta tek bir cümle bir olmamasına rağmen sayfalarında muhteşem bir hikâye anlatıyor Uzak. Öyle ki konu aldığı adama ve ailesine, tuhaf hayvanlarına ve sürrealist çizimlerine feci şekilde vurulmanız, onları benimsemeniz, mutluluklarına sevinmeniz, üzüntüleriyle hüzünlenmeniz işten bile değil. Şiddetle tavsiye olunur.

Baskı: Deadpool - Deadpool'u Öldürüyor

Üçlemenin ilk iki cildinin yanına yaklaşamıyor maalesef. Serinin "Deadpool Edebiyat kahramanlarını Öldürüyor" ile yakaladığı ivmenin böyle bitmemesi gerekirdi.

Horrorstör
7/1010.01.2016

Baskı: Horrorstör

Horrorstör baştan aşağı, ilk sayfasından son sayfasına kadar bir Ikea kataloğunu andıracak şekilde dizayn edilmiş. İlk sayfayı çevirir çevirmez bizi bir “kat planı şeması” karşılıyor. Bunun hemen ardından bir Eve Teslim Sipariş Formu, Orsk adındaki hayali mağazayla ilgili tanıtıcı metinler ve mağazada satılan mobilyalara dair birkaç reklam geliyor. Kitaptaki her bölümün başında bir mobilyayı renk seçeneklerinden tutun da ebatlarına kadar detaylı bir şekilde anlatan, alışveriş mağazalarıyla inceden dalga geçen görseller karşılıyor bizleri. Aynı şekilde, bu mobilyalar o bölümde mutlaka şöyle ya da böyle çıkıyor karşımıza. Kitabın ilk yarısı tam bir Scooby Doo bölümü gibi geçiyor desem yeridir. Kimi yerlerde sırıtıyor kimi yerlerde ne olacak acaba diye merak ediyorsunuz. Ama her şeyin mantıklı bir açıklaması çıkıveriyor sonuçta. Her ne oluyorsa kitabın dokuzuncu bölümüne ulaşmamızla oluyor ve hikâyemiz bir anda son derece keskin bir viraj alarak o Scooby Doo çizgi filmi havasından tamamen çıkıp dehşetengiz bir Guillermo del Toro filmine dönüşüyor. Neler olduğunu anlatıp sürprizlerini bozmayacağım, ama şu kadarını söyleyeyim, bu noktadan itibaren kendinizi kitabı soluk soluğa okurken, tüm sıkıntılarınızı geride bırakmış ve olaylara feci şekilde kaptırmış bir hâlde bulacaksınız. Çeviri ve editörlük açısından bakıldığındaysa Zodyak Kitap’ın gayet kaliteli bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Orada burada unutulan birkaç tırnak işaretinin ve belki ama belki farklı şekilde çevrilebilecek bir-iki kelimenin dışında okuma zevkimi baltalayacak hiçbir sorunla karşılaşmadım. Aksine, kitaptaki tanıtım formlarından tutun da en küçük reklamlara, sipariş formlarına, hatta indirim kuponlarına kadar her şeyi büyük bir sabır göstererek çevirmişler. Üstüne bütün görselleri de aslına uygun bir şekilde bize ulaştırmayı başarmışlar. Sonuç olarak Horrorstör ilk yarısında biraz eğlendirip biraz sıkan, ikinci yarısında ise alıp başını giden, farklı bir roman olmuş. Dizayn ve konsept açısından eşi benzeri olmadığı kesin. Keşke konu açısından da aynı orijinalliğe sahip olsaydı demeden edemiyor insan. Yine de beklentilerinizi çok yüksek tutmadığınız takdirde, özellikle ikinci yarısındaki nefes kesici olaylarıyla size keyifli birkaç saat geçirtecek, okuduğunuza kesinlikle pişman etmeyecek bir roman Horrorstör. http://www.kayiprihtim.org/portal/inceleme/horrostor-ikea-katalogu-gorunumlu-bir-korku-romani/

Baskı: Ms. Marvel #1 - Normal Değil

Tıpkı Peter Parker gibi gündelik hayattaki sıkıntılarıyla boğuşan, esprili ve eğlenceli bir karakter Kamala Khan. “Normal olmayan,” sıra dışı bir çizgi roman okumak istiyorsanız; kusursuz değil de hata yapan ve başını sık sık belaya sokan karakterlerden hoşlanıyorsanız; “Iyy, pis Araplar!” sözü sizin için anlamsızsa Ms. Marvel’a mutlaka bir şans verin. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.

Adalet
9/1021.11.2015

Baskı: Adalet

İmparatorluğa adalet gelecek… Basit bir slogan gibi görünen bu cümlenin arkasında yatan derin anlamı fark ettiğinizde Adalet’in son sayfalarını çeviriyor olacaksınız. Ve kitap bittiği için üzülürken bulacaksınız kendinizi… Her şeyden önce, hayır, bu alıştığımız türden bir uzay operası değil. Kahramanlar oradan oraya koşturup gemileri yok etmiyor, ordular birbirlerine girmiyor, gezegenler arası büyük çaplı savaşlar yaşanmıyor. Bu beklentiyle okuyacaksanız hiç yaklaşmayın. Ama bu içerisinde hiç hareket olmadığı anlamına da gelmiyor. Aksine, sayfaları hızla çevirmenize neden olacak ve sizi bayağı bayağı gerecek aksiyonlar yaşanıyor bazı bölümlerde. Kitabın en güzel yanı özgün olması hiç şüphesiz. Çünkü baş karakteri alışılagelmiş, basmakalıp bir kahraman değil. Bir insan bile değil. O bir gemi. Ama aynı zamanda da bir "bağıl." Bu kavram kitaba apayrı bir tat katıyor ve olaylara bambaşka açılardan bakmanızı sağlıyor. Beyin jimnasitiği yapmak için birebir. Kitaptaki bağıl kavramı kadar karakterler arasında geçen konuşmalar da kafayı çalıştırmanıza neden olan cinsten. Elantris’i ve Gece Nöbeti serisini çok sevememe neden olan akıl oyunları bu kitapta da bol bol mevcut. Karakterlerin dolaylı yoldan konuşmaları, niyetlerini belli etmemek için birbirleriyle zekâ yarıştırmaları cidden keyifli. Ne yazık ki son okuma görmemiş kitap. O yüzden bol miktarda yazım hatası mevcut içerisinde. Özellikle de son 100 sayfada bu durum iyice ortaya çıkıyor. Ama kitap o kadar meraklı ki buna kızıyor, ama çok da takılmadan hızla kaldığınız yerden devam ediyorsunuz okumaya. Uzun lafın kısası, Adalet uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Aldığı her ödülü sonuna kadar hak ediyor, bitirdiğinizde devamını merakla beklemenize yol açıyor. Sırf aksiyon barındırmayan, kafa çalıştırıcı diyalogları olan, özgün bir bilimkurgu arayan herkese şiddetle tavsiye olunur.

Zeplin
9/1023.08.2015

Baskı: Zeplin

"Tuhaf" kurgu sözü bir kitaba ancak bu kadar yakışabilirdi. Çünkü bu derlemeyi tanımlayabilecek en isabetli sözcük bu: tuhaf. Ama kesinlikle yanlış anlaşılmasın; akıldan kolay kolay çıkmayacak, benliğinize işleyecek ve daha fazlasını arzulamanıza neden olacak bir tuhaflık bu. Hikayelerin pek çoğunu tamamladıktan sonra "Ben ne okudum?" diye sordum kendime. Ama "Niye okudum?" demedim asla... Gerçi kapağında hem Ursula Le Guin'den hem de China Mieville'den birer övgü koparan bir kitaptan daha azı beklenemezdi zaten. Kitabın bende çok hafif de olsa Alacakaranlık Kuşağı etkisi yarattığını da söylemeden geçemeyeceğim. Benim gibi dinazorların çok iyi hatırlayacağı üzere Alfred Hitchcock'un o meşhur dizisinde birbirinden tuhaf, açıklanamaz ve ürkütücü bir sürü şey olur, bizleri hayretler içinde bırakır, ama hiçbir şey tam anlamıyla açıklanmazdı. Olanları olduğu gibi kabul etmek zorunda kalırdık. Bu da daha tekinsiz ve sevilesi bir tat katardı şova. İşte Zeplin de onun gibi, ama daha fantastik. İyi ki okudum!

Saga - Cilt 1
9/1018.06.2015

Baskı: Saga - Cilt 1

Harika bir çizgi-romandı, uzun zamandır böyle farklı ve kaliteli bir şey okumamıştım. Aslında biraz geç kaldım okumak için, çünkü hem ilgimi çekmemişti hem de tereddütlerim vardı. Neyse ki yanılmışım. Saga hakkında söylenebilecek çok şey var. Baş karakterler arasında geçen eğlenceli diyaloglar, birbirinden ilginç ırklar, zengin tarihçe, çok manidar bir şekilde "televizyon" kafalı yöneticiler, Vasiyet adlı kiralık katil ile kedisi, ironinin tavan yaptığı anlar ve tabii ki tokat gibi çarpan, hüzünlendiren, düşündüren, aklınızdan bir türlü çıkmayan konusu... Bununla birlikte az da olsa cinsellik içerdiğini belirtmem gerek. Bu tür şeylerden rahatsızlık duyuyorsanız baştan uyarayım. Yine de son yıllarda okuduğum en güzel çizgi-romanlardan biriydi. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Baskı: Batman Cilt 3 - Ailenin Ölümü

MUH-TE-ŞEMDİ. Şimdiye dek okuduğum, gelmiş geçmiş en Joker hikayelerinden biriydi hatta. Ki çoğunu okuduğumu düşünürseniz bunun yabana atılmayacak bir söz olduğunu söyleyebilirim. Bundan önceki "Batman" ve "Dedektif Hikayeleri" ciltlerinin hepsini okudum, ama ne yaşan söyleyeyim, ne Baykuşlar Divanı ne de diğer maceralar beni tatmin etmedi. Ortalama Batman hikayeleriydi, pek bir özellikleri yoktu benim gözümde. Karakterin ve düşmanlarının derinliğine inemiyorlardı. Ama Ailenin Ölümü... dehşet güzel olmuş! Şöyle bir bakayım dememle elimden bırakamadım, soluksuz okudum hatta. Joker ile Batman arasındaki ilişkiyi, kısır döngüyü bilirsiniz. Joker, Kara Şövalye'ye resmen aşıktır. Batman ise ona benzememek için Joker'i öldürmekten hep kaçınır. İşte hikaye yine bu temellere dayanıyor ama Joker bu sefer kendini aşıyor! Çünkü bu kez hedefi Gotham değil... Robin, Batgirl, Nightwing, Gordon... Alfred! Aile... Joker'in yüzünü neden kesip attığını, Batman'e nasıl bir mesaj vermeye çalıştığını, Bruce'un ailem dediği insanlara "sadece konuşarak bile" neler yapabildiğini görünce şaşıracaksınız. Fazla detaya girip tadını kaçırmak istemiyorum, mazur görün. Ama şu kadarını söyleyeyim Scott Snyder bu sefer hedefi tam on ikiden vurmuş. Mutlaka okuyun.

5 Ronin
7/1004.05.2015

Baskı: 5 Ronin

İlk duyurulduğu günden beri merakla beklediğim, okumak için sabırsızlandığım bir ciltti JBC'den çıkan 5 Ronin. Nasıl olmasındı ki? Wolverine, Hulk, Punisher, Psylocke ve Deadpool gibi en sevdiğim çizgi roman karakterlerini sadece bir araya getirmekle kalmıyor, ama aynı zamanda da onları Feodal Japonya'da birer Ronin, yani efendisi samuray konumuna getiriyordu. Peki aradığımı buldum mu? Hem evet, hem de hayır. 5 hikayenin 2'siyle beklentimin biraz aşağısında kalan, ama diğer üçüyle de beni gayet tatmin eden, güzel bir ciltti. Japonya'ya ve yukarıda saydığım karakterlerin alternatif hallerine ilgi duyuyorsanız kaçırmayın derim.

Baskı: The Tower Of The Swallow (Witcher Saga #6)

Harikaydı! Geralt, Ciri ve arkadaşlarının son macerasına bir kala akıldan kolay kolay çıkmayacak, dolu dolu, aşırı doyurucu ve bitmesini istemediğiniz bir kitaba imza atmış Sapkowsky. Kitabın başlarında Ciri'ye ve aptallıklarına çok kızsam da ilerleyen bölümlerde her şey birbirine öyle bir bağlanıyor ki yazarın kurgulama becerisine hayran olmadan edemiyorsunuz. Üstelik sadece bu kitapta anlatılanlar değil, önceki romanlardan aklınızda kalan soru işaretlerinin cevapları da çok zekice bir biçimde önünüze seriliyor. Geralt yine kitapta önemli bir yer kaplıyor. Dandelion, Regis, Milva ve sürpriz yoldaşlarıyla birlikte bir sürü badire atlatıyor. Buna ek olarak Yennefer ve Ciri de yine uzun uzun sahne alıyorlar. Ancak bu kez onları okumak benim için zerre kadar sıkıcı olmadı. Ayrıca Sapkowski'nin anlatımı sürekli değiştirme alışkanlığı bu kitapta da devam ediyor. Üçüncü tekilden birinci şahısa geçiveriyor birdebire ve bir Geralt'ın, bir Dijkstra'nın, bir Triss vs gözünden görüyoruz olayları. Bu da okuma zevkini iyice arttırıyor. Tüm Witcher hayranlarına şiddetle tavsiyemdir.

Batman: Gülen Adam
10/1012.01.2015

Baskı: Batman: Gülen Adam

Aldığım keyif muazzamdı doğrusu. Zaten işin içinde aslına sadık kalmış bir Joker olunca, üstüne üstlük hikayede çok başarılı yazılınca başka türlüsü de beklenemezdi zaten. Aslında bugüne kadar Batman’in Joker’le ilk tanışmasını anlatan pek çok farklı macera okumuşumdur. Öldüren Şaka gibi mesela... Ama bunun yeri bende bir farklı oldu. Maceranın hem Gordon'un hem de Batman'in gözünden anlatılmasının da katkısı büyüktü. Daha ilk karesinden itibaren sizi avcunun içine alan hikayesi de cabası. Ciltteki ikinci öykü “Tahtadan Yapılmış” da en az ilki kadar başarılıydı. Bu öyküde de ilk Green Lantern’la birlikte çalışan Batman’in dedektiflik yönüne odaklanıyoruz ve 50 yıldır çözülememiş bir seri katil vakasını araştırıyoruz. İkinci hikayedeki çizimlerin temizliği beni 90'lardaki çizgi-romanlara götürdü ve aldığım keyif kat sayısına tavan yaptırdı. Kısacası şunu fark ettim... Batman okumayı özlemişim!

Baskı: Deadpool: Wade Wilson'ın Savaşı

Bu cilt Deadpool’un çarpık düşünce yapısının harika bir örneği. Okurken bir taraftan Deadpool’un kendi ağzından anlattığı “gerçek” hikâyeye, bir taraftan da işin “öteki” yüzüne şâhit oluyoruz. Olaylar olmadık zamanlarda olmadık yerlere gidiyor, işin grafiksel boyutu bir anda şekil değiştiriyor, senaryo tahmin edemeyeceğiniz yönlere doğru kayıyor ve bu arada siz de bir taraftan kahkahalarınıza engel olmaya diğer taraftan da kitabı elinizde düzgünce tutabilmeye çalışıyorsunuz (özellikle de Wilson’ın “köken” hikâyesi sırasında). Şiddetle tavsiye edilir.

Baskı: Dresden Files 5: Death Masks

Harry Dresden maceralarına hızından (ve bahtsızlığından) hiçbir şey kaybetmeden, tam gaz devam ediyor. Bu kez karşımızda yepyeni bir düşman var: Denerianlar. Şeytanlarla işbirliği yapan düşmüş melekler olarak tanımlanan bu yeni rakipler kesinlikle ama kesinlikle çok güçlüler ve Harry'nin onlara karşı tek başına hiç şansı yok. Neyse ki daha önceki kitaplardan yakından tanıdığımız, eski bir dostu koşuyor yardımına: Michael. Üstelik o da yalnız değil. Shiro ve Sanya adında akıldan kolay kolay çıkmayacak, çok sevdiğim iki yeni karakter de tüm macera boyunca onlara yardım ediyor. Tabii Harry'nin tek sorunu sadece Denerianlar değil. Kızıl Meclis hala Beyaz Konsey'le savaş halinde ve vampirler Harry'yi hazırlıksız yakalamak için fırsat kolluyor. Kızıl Meclis'in önde gelen isimlerinden Ortega, Harry'yi ölümüne bir düelloya davet ediyor. Aksi takdirde tüm tanıdıklarını öldürecek. Murphy gizemli bir cinayeti çözmesi için büyücümüzden yardım istiyor. Centilmen Johny Marcone'un adamları bilinmeyen bir sebepten dolayı Harry'yi ölü istiyor. Bu esnada Hz. İsa'nın Kefen'i çalınır ve Peder Forthill'in bir dostu onu bulması için Harry'yi tutar. Kısacası her şey yine bir arapsaçı halinde... İşin içine Arşiv ve Kinsaid gibi iki sevilesi karakterin katılması, Susan'ın ortaya çıkması ve Thomas'ın yeniden boy göstermesi ile kitap iyice şenlikli bir hal alıyor. Arada bazı "eah," dedirten anlar var, bazı yerleri biraz fazla abartılı, bazı tavır ve davranışları da Harry'ye yakıştıramıyor insan. Ama genel olarak bakıldığında hızla ve keyifle okunan, güzel bir maceraydı. Sevenlerine tavsiye olunur.

Baskı: Alacakaranlık Nöbeti (Gece Nöbeti #3)

"Eğer bir entrika söz konusuysa suçlanacak tek kişi Gesar olabilir." Nöbet Serisi'nin üçüncü kitabı olan Alacakaranlık Nöbeti, kesinlikle en az ilk iki cilt kadar, hatta belki de onlardan bile daha iyi. İlk kitapta Aydınlık, ikincisinde de Karanlık Varlıkların bakış açısını konu alan yazar bu sefer olaylara bir de Diğerlerinin penceresinden bakmamızı sağlıyor. Ne mutlu ki tüm hikayeler Anton'un bakış açısından anlatılıyor, böylece ikinci kitabın başındaki gibi sıkıcı bir durumdan da kurtulmuş oluyoruz. Kitap hakkında söylenecek çok söz var. Örneğin Vitezslav, Edgar ve Kostya gibi tanıdık karakterlerin bize bol bol eşlik ettiği ya da tüm ipuçlarının her zamanki gibi son hikayede birbirine bağlandığı gibi şeyler. Ama ben sadece şunu söylemekle yetineceğim: Gesar, seni aşağılık herif... sana hayranım! Gesar her zamanki gibi bütün şovu çalıyor. Olmadık anlarda olmadık şekillerle karşımıza çıkması, her şeyi önceden planlaması, daha Anton sormadan bazı sorulara cevap vermesi, hatta yediği haltlarlı pişkin pişkin kabullenmesi... Ama en güzeli Zavulon'a sürekli laf çarptırıp durması! Dünya üzerindeki en güçlü iki büyücünün lise talebeleri gibi birbirlerine laf sokmasını izlemek apayrı bir keyif doğrusu. Tek şikayetim kitabın editörsel hatalarına. Kitabın bazı bölümlerinde noktalama ve tırnak işaretlerinin yerinde yeller esiyor. Tamam, yayınevinin seriyi hızlı bir şekilde dilimize kazandırma çabasını takdir ediyorum. Ama biraz daha özen gösterilerek bu hatadan kolaylıkla kurtulunabilir. Çünkü okurken feci tökezlemenize neden oluyor. Zaten bir puanını da o yüzden kırdım. Velhasılkelam, temposu önceki kitaplara nazaran biraz daha yavaş olmasına rağmen ben bu cildi de çok ama çok beğendim. Ellerine sağlık Sergey Lukyanenko, teşekkürler Pegasus.

Baskı: Newton's Cannon (Age of Unreason #1)

Oldukça farklı bir romandı. Alternatif tarih, steampunk ve fantastik edebiyat türlerini oldukça iyi bir şekilde karıştırıyor. İşin içine bir de hem tarihi hem de kurgusal karakterlerin bir arada yaşadığı bir dünya katılınca aldığınız keyif kat sayısı otomatikman yükseliyor. Kitap 18. yüzyılda geçiyor. Simya alanında büyük gelişmeler kaydedilmiş ve pek çok mucize hayat bulmuştur. Bununla birlikte insanoğlunun her buluşu gibi bu küçük mucizeler de savaşlarda üstünlük etmek için kullanılıyor. Fransa ve İngiltere yıllardır süren bir harbin ortasında. Bir tarafta 14. Louis, diğer tarafta Marlborough Dükü... Bunun yanı sıra büyü ve simya arasında da çetin bir savaş sürmekte. Hepsinin ortasındaysa buluşlarının kötüye kullanılmasından rahatsız olan Isaac Newton, büyük bir bilimadamı olmak isteyen Benjamin Franklin, kendisine biçilen 'ev hanımı' rolünden kaçan Adrienne ve daha pek çok sürpriz karakter. Tempoyu bir an olsun azaltmayan, okurun ilgisini devamlı ayakta tutan, oldukça iyi bir alt. tarih / fantastik edebiyatıydı. Umarım dilimize çevrilir.

Baskı: Batman: The Dark Knight Returns

Alternatif bir gelecekte, emekli olmuş bir Batman ve iyice yozlaşmış bir Gotham karşılıyor bizi bu ciltte. Ve de muazzam bir macera... 90'lı yıllarda Milliyet'in verdiği ekler sayesinde okumuş, ama henüz bir bücürük olduğumdan hikayeyi tam anlamıyla kavrayamamıştım. Şimdi, aradan geçen bunca yıl sonra, ne büyük bir şaheser olduğuna bir kez daha tanıklık etme fırsatı buldum. Tek kelimeyle muhteşemdi!

Baskı: Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati

90'lı yılların sonunda Douglas Adams'ın neredeyse tüm kitaplarını okumuş olduğumu zannederek huzur içinde yaşıyordum. Ama sonra bir gün durumun pek de öyle olmadığını gördüm; radarımdan kaçan bir eseri daha vardı üstadın: Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati. Sadece adı bile bu kitabı okumak için müthiş bir şevk duymama neden olmuştu. Ama heyhat! Baskısı çoooook uzun yıllar boyunca tükenmişti ve yıllarca aramama rağmen hiçbir yerde bulamadım kendisini. Ta ki Kabalcı, Sarmal baskısını yeniden yayınlamaya karar verene dek. Kitap çıkar çıkmaz ilk işim onu özel olarak bulup kendi ellerimle satın almak oldu. Okumaksa bugüne nasipmiş. Ama... ama, ama, ama... üzülerek belirtmeliyim ki benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Bunun sebebiyse kesinlikle Adams değil, çeviri. Kitabın çevirisi berbat. Hatta berbattan da öte, korkunç. Kate yerine yazılan Kaleler mi istersiniz, "Uh-huh" kelimesinin "Hı-hı," yerine "Oh, ah" mı yazılmasını? Hadi bunları geçtim, cümlelerin çoğunun anlam bütünlüğü yok. Bu güya editörden geçmiş haliymiş, ama basbayağı çevirmenin ham çevirisi basılmış. Yanlış çeviriler, devrik cümleler, anlatım bozuklukları... hepsi gırla gidiyor. Ve bunun sonucunda ne oluyor biliyor musunuz? Douglas Adams'ın kelime oyunlarıyla yaptığı tüm o esprilerin hemen hemen hepsi güme gidiyor, sıradanlaşıyor ve kayboluyor. Hikaye güzel, ama çeviri kitabı katlediyor maalesef. Keşke Kabalcı basmadan önce bir elden geçireymiş şunu. Çok yazık...

Batman: Kara Ayna
8/1002.09.2014

Baskı: Batman: Kara Ayna

Aslında kitaba 7,5 puan vermek isterdim, ama sistem buna izin vermiyor ne yazık ki. Batman: Kara Ayna, 300 küsur sayfalık, dev bir Kara Şövalye ziyafeti. İçerisinde Detective Comics'in 871-881 arasındaki sayılarını içeriyor. Bu da her biri üçer bölümden oluşan 4-5 macera demek oluyor bizler için. Cilde adını veren Kara Ayna adlı macera gayet ilginç başlayıp beklenmedik bir şekilde sona eriyor ve benim adıma oldukça keyifli, hatta şaşırtıcıydı. Ondan sonraki iki macera için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ne yazık ki. İlginç başlayıp Batman adına sönük bittikleri kanaatindeyim. Sonra Joker gelip çok kısa bir süreliğine de olsa ortalığı her zamanki gibi birbirine katıyor. Ama bu ciltte karşılaşacağınız en kötü karakter hiç beklemediğiniz, sizi şaşkına çevirecek biri. Son hikaye hepsinden de iyiydi diyerek spoiler vermekten kaçınmakla yetineceğim. İlk hikayede başlayan olayların taaa en sondaki maceraya bağlanmasıysa kesinlikle en keyifli anlardan biriydi. Gel gelelim bu hikayelerin geçtiği zaman aralığı Bruce Wayne'in ortalardan kaybolduğu ve yerine Dick Grayson'ın (ilk Robin) baktığı döneme denk geliyor. Grayson, Batman'lik konusunda ustasına nazaran biraz daha farklı davranıyor haliyle. Belki iş başındayken değil ama, olayı çözme ve düşünme aralarında farkı oldukça hissediyorsunuz. Çizimleri de genel anlamda beğensem de Batman ile Dick'in resmedilişini bir türlü sevemedim. Gordon olması gerektiği gibi görünüyor mesela. Gotham, Robin, Barbara, Alfred... Ama aynı şey Batman için geçerli değil. Kulakları çok kısa, yüzü bir tuhaf... Biliyorum, kulağa biraz mızıldanmak gibi geliyor; fakat çizgi-romanda konu kadar çizime de önem veririm ben. Yine de keyifle okuduğum, Batman'e doyduğum bir kitaptı. JBC Yayıncılık'a emekleri için teşekkürler.

Elantris
9/1023.08.2014

Baskı: Elantris

Şunu baştan belirtmekte fayda var. Kitap alışılmış fantastik romanlardan çok daha farklı bir kurgu ve üsluba sahip. Sanderson ilk kitabı olmasına rağmen gayet iyi bir iş çıkarmış. Tamamen özgün, klasikleşmiş fantastik eserleri taklit etmeyen, kendi ırklarına ve büyü sistemine sahip bir evren yaratmış. Bununla da kalmamış bunların hepsini oldukça merak uyandıran bir kurguyla birleştirmeyi de başarmış. Her şeyden önce kitapta epik savaşlar, büyük kahramanlık destanları ve muhteşem kahramanlar yok. Bunun yerine bol bol akıl oyunu, politik entrikalar ve zeka kokan diyaloglar var. Bir de çözülmeyi bekleyen koca bir sır... Özgürlük için savaşmak yerine özgür kalabilmek için savaştan kaçınma, büyüyle harikalar yaratma yerine büyünün neden bozulduğunu ve onu yeniden nasıl kullanılabileceğini arama mücadelesine şahit oluyoruz kitap boyunca. Pek çok insanın kitabı uzun diyalogları, sıkıcı olması ve akıcı olmaması nedeniyle terk ettiğini görüyorum. Halbuki kitap tam aksine hem çok akıcı hem de gayet keyifli. Bütün mesele beklentide... Eğer büyücülerin birbirlerine ateş topları fırlattığı (Hayır Fizban, otur yerine!), palaların dans pistlerinde cirit attığı, destansı savaşlar içeren bir kitap beklentisiyle başlarsanız hayal kırıklığı elbette kaçınılmaz olacaktır. Ama şunu da unutmamak gerekiyor ki fantastik edebiyat dediğimiz şey sadece bunlarla sınırlı değil. Bunun en güzel örneği de tüm özgünlüğüyle Elantris. Kaldı ki bazı okurların anlamsız ve boş olarak addettiği uzun diyaloglar kitabın sonunda öyle bir detayı ortaya çıkarıyor ki resmen tokat yemiş gibi hissediyorsunuz. Satır aralarına gizlenmiş detaylar, karakterlerin karşılaştığı sorunlara getirilen mantıklı açıklamalar, şiddetle değil zekayla çözülen olaylar okurken insana inanılmaz bir keyif veriyor. Kitabın son 100 - 150 sayfasıysa adeta akıyor. Kitabın hiç mi kötü yönü yok peki? Tabii ki var. Daha önce de belirttiğim gibi, bu yazarın ilk kitabı ve zaman zaman bunu ister istemez hissediyorsunuz. Örneğin Prens Raoden'in Elantris'e kapatılması çok çabuk, sadece birkaç sayfada gerçekleşiyor. Bazı konular çok yüzeysel anlatılmış Bunun yanı sıra ufak tefek çeviri hataları da var. Fakat bunların hiçbiri okuma zevkini baltalayan unsurlar değil. Yarısını geçtikten sonra kitabı kesinlikle elinizden bırakamıyorsunuz çünkü. Eğer alışılmışın dışında ve iyi yazılmış bir fantastik kurgu arıyorsanız Elantris'e bir şans verin.

Baskı: Kırmızı Üniformalılar

Beklediğim kadar iyi değildi. Evet, Scalzi gerçekten de çok ilginç bir fikir yakalamış. Ben de kapaktaki kırmızı üniforma "nereden" tanıdık geliyor diyordum. Ama işte... çok daha iyi işlenebilirmiş kanımca. Kitabın benim için en büyük sorunu karakterlerinin inandırıcılıktan uzak olması. Biliyorum, biliyorum... bu bir macera/bilimkurgu romanı, fazla inandırıcılık beklememek gerek. Ama ortada inanılması kelimenin tam anlamıyla "imkansız" bir durum var ve kitaptaki her karakter bu gerçeği keşfettikten sonra, "Ya? Öyle mi? Eh, ne yapalım," diyerek her şeyi çok çabuk kabulleniyor. Sadece uzay gemisindekiler olsa neyse, Dünya'ya inip bu meseleyi normal insanlara anlatıklarında da durum böyle. O nedenle iyi başlayan, çok güzel bir yere bağlanan olaylar, her şey açığa çıktıktan sonra biraz sıkıcı hale geliyor. Bir de Rothfuss'un ballandıra ballandıra anlattığı kadar komik de değildi bence. Bir-iki yerde güldüm, doğru; fakat Yaşlı Adamın Savaşı kadar da güldürmedi. Ki Scalzi'nin en iyi kitabı benim gözümde hala odur. İsimlerin yarattığı karmaşayı da unutmayayım. Kitapta çok fazla karakter var ve yazar bazı yerlerde isimlerini bazı yerlerde soyadlarını kullandığından işler hepten sarpa sarıyor. Özellikle kitabın ortalarında kim kimdi, iyice karışıyor. Yine de temellerini dayandırdığı ilginç fikir için en az bir kere okunmayı hak ediyor. Kafanızı çok yormayacak, hafif bir şeyler okumak istediğinizde bakabilirsiniz.

Baskı: Amber Yıllıkları (Amber Yıllıkları #1,2,3)

İlk defa bir Zelazny kitabı okuyorum. Başlangıçta oldukça hevesliydim aslında, ama ilerledikçe şevkim biraz kayboldu. Yazarın oluşturduğu evren, gölgeler, koz kartları, modern dünya ile fantastik diyarları bir araya getirmesi ve bunun gibi unsurlar gerçekten de güzel... fakat ortada şöyle bir sorun var: biz bunların hepsini daha önce gördük. Kitabın yazıldığı yıllarda (1975) hepsinin muazzam yenilikler olduğunu tahmin etmek güç değil, ama maalesef tüm bu kavramlar günümüzde yaşını belli ediyor. Hele bir de sayfalarca ve sayfalarca süren savaş ya da yolculuk tasvirleri var ki beni canımdan bezdirdiler. Kitabın ikinci sorunuysa çok fazla karakter barındırması ve okuyucuya hepsini tanıyacak kadar fırsat vermemesi. Yazar tüm karakterleri ve olayları kendisi kadar iyi biliyormuşuz gibi davranıyor. Hâl böyle olunca sık sık geriye dönüp kim kimdi diye hatırlamaya çalışıyorsunuz. Yine de Corwin'in ve güvenilmez kardeşlerinin maceralarının kendince bir cazibesi olduğunu da kabul etmek gerek. En azından diğer kitaplarını da okuyacağımı söyleyebilirim.

Baskı: Harry Potter ve Melez Prens (Harry Potter, #6)

Seride sevmediğim iki kitaptan biri... Bu kez Harry biraz daha olgun çıkıyor karşımıza ama bu sefer de yaşanan olaylar hiç tatmin edici değil. Hani dilim varsa saçma diyeceğim ama... Özellikle sonu için.

Baskı: Time Of Contempt (Witcher Saga #4)

Daha çok Ciri, daha az Geralt... Genel itibariyle bakıldığında tam bir geçiş kitabı ToC. Bu kez serinin ikinci oyunu olan "Assassins of the King"e daha benzer bir atmosferle karşı karşıyayız. Politik oyunlar, entrikalar, krallar ve büyücüler arasındaki sessiz rekabet ve tüm bunlar karşısında tarafsızlığını korumaya çalışan Geralt. Sapkowski aksiyon sahneleri kadar entrika çevirmekte de ne kadar başarılı olduğunu iyice göstermeye başlıyor bu kitapla birlikte. Fakat bir yerden sonra o kadar çok kişi ve yer ismiyle karşı karşıya kalıyoruz ki bu durum feci bir kafa karışıklığına neden oluyor ve ipin ucunu ister istemez kaçırıyoruz. Sonra Geralt çıkıyor sahneye ve kurduğu cümlelerle, hareketleriyle ve tarafsızlığıyla bizi bizden alıveriyor. Fakat biz daha hevesimizi alamadan Ciri'ye geçiş yapıyoruz ve uzun bir müddet onunla devam ediyoruz yolculuğumuza. Kitabın en iyi kısımları kesinlikle Geralt'ın sahne aldığı yerler. Özellikle de Yennefer'la birlikte katıldığı bir ziyafet sırasında kurduğu cümleler ve hemen ardından gelişen olaylar kitabın tavan yaptığı kısımlar. Fakat dediğim gibi, Geralt'la fazla vakit geçiremiyoruz bu cildin sayfalarında. Ciri'nin başından geçenler her ne kadar ilginç olsa da bir yerden sonra sıkılmadan edemiyor insan.

ÖncekiSayfa 1 / 7Sonraki