megoer
@megoer

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kafamda Bir Tuhaflık
8/1029.04.2019

Baskı: Kafamda Bir Tuhaflık

2016 da okuduğum ve orhan pamuk ile tanismama vesile olan kitap. Gayet akıcı olduğunu hatırlıyorum. Dönemde ve köyden kente yaşanan göçlerde insanların hayat şartları ile ilgili fikir sahibi olmanızı sağlıyor.

Baskı: Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Öncelikle belirtmekte fayda var, elinizdeki bu kitap bir Mustafa Kemal Atatürk biyografisi özelliği taşımamaktadır. Eğer bu sebeple kitaba başladıysanız hayalkırıklığı yaşayabilirsiniz. İçeriğe gelince, olayları bulunduğu dönemin özelliklerine ve gereklerine göre neden-sonuç ilişkisi içerisinde başarılı bir şekilde aktarmış okuyucuya İlber Ortaylı. En önemli kısmı da bu bana kalırsa, günümüzde pek çok tarihçinin ya da tarihe meraklı olduğunu savunan kimselerin atladıkları noktaların başında bu gelmekte ne yazık ki. Bunun sonucunda anlamsız bir takım tartışmalar ortaya çıkabiliyor fakat kendisinin de dediği gibi şunu iyi anlamak lazım : “Tarih öyle yakasına yapışılıp hesaplaşılacak bişey değildir” Kitapta diğer bir hoşuma giden kısım ise Selanik, Sofya, Traplusgarb... gibi vilayetlerin yerleşim kültürü, sosyal yaşantısı, etnisitesi hakkında da bilgiler verilmesi oldu. Bu şekilde daha detaylı analiz yapabiliyorsunuz. Cumhuriyet döneminde ise Inkılâpların içeriğine ve nedenlerine çok iyi değinilmiş. Okunması gayet kolay ve akıcı bir kitap. Bütün dönemler kendi içerisinde alt başlıklara ayrılarak hazırlanmış. Okuyucu 'nerde kalmıştım' gibi bir ikilemde kalmıyor. Her bir başlık arası ortalama 3-5 dakika kadar sürüyor. Sıkılmadan kısa sürede bitirdim o sebeple. Okumanızı tavsiye ederim.

Körlük
7/1029.04.2019

Baskı: Körlük

Bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir başkentinde kaotik bir olayla başlıyor her şey. Trafikte aniden kör olan bir adam, ona güya yardımcı olmak isteyip arabasını çalan hırsız, karısı, gittiği göz doktoru, eczacı...kısacası karşılaştığı herkesi kör olmuş halde buluyor kısa bir süre içerisinde. Tıbben bir açıklaması ya da sebebi bulunmayan bu sis perdesi ilerleyen günlerde bütün ülkeyi sarıyor. Anlam veremedikleri bu durum karşısında hükumet yetkilileri "beyaz felaket" adını verdikleri bu salgını kontrol altına almak için eski bir akıl hastanesinde karantina odaları oluşturacaktır. Olası felaket senaryolarında insanoğlunun tabiatı gereği vereceği refleksleri ustaca gözlemleyip kurgulamış J.Saramago. Oldukça başarılı bir distopya örneği. Unutmadan geçmeyelim. Kitabın bir de aynı isimde çekilmiş filmi var. Kitabı kadar olmasa da filmini de beğeneceğinizi düşünüyorum

Sisifos Söyleni
5/1029.04.2019

Baskı: Sisifos Söyleni

Uyku tutmayan bir gece e-kitaplığıma göz gezdireyim dedim. Klasik Rus Edebiyatı yazarları, Ursula Le Guin, E.Michel Cioran derken Albert Camus'un bu kitabı dikkatimi çekti. İlk cümlesini okur okumaz gereken ilgiyi ve merakı uyandırmayı başardı bende. "Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın, yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." "Uyumsuz" olarak adlandırdığı -bazı basımlarda absürt olarak çevrilmiş- intihar eden kişiyi pek çok yönden analiz eden bir kitap. Hayat döngülerinin anlamsızlığını fark eden bu kişileri ayık bilinçler olarak tanımlasa da aslında intiharın çare olmadığını belirtir Camus. "Önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle yaşayabilmektir" der. Kitabın başındaki motivasyonumu sonuna kadar koruyabildiğim söylenemez. Bazı sayfaları üçer dörder kez okumak zorunda kaldım. Ağır bir dili var.

Tehlikeli Oyunlar
10/1029.04.2019

Baskı: Tehlikeli Oyunlar

Kitap 4 bölümden oluşuyor. Sakin bir kafayla okunması gerektiğini söyleyebilirim çünkü Oğuz Atay'ın yazım tarzından ötürü konuşmaların takibini yapmak zor bir hal alabiliyor. Kısa sürede ve sessizlikte okunmalı. Ana karakterimiz Hikmet Benol. Kendisi oyunlarla yaşayan düşünce kumkuması yalnız mı yalnız, anlaşılmadığından yakınan birisi. "Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum." Kendi deyimiyle Van Gogh tablosu değildir Hikmet. (Bu konudaki aynı tedirginlik Oğuz Atay'ın girişteki "ben burdayım sevgili okuyucum, sen neredesin?" ifadesiyle paralellik göstermektedir. Karakterimizin soyadının rastgele seçilmediğini söyleyebiliriz.) Her şeyden vazgeçip babasından kalan parayla minimum giderle hiç çalışmadan minimalist bir yaşam tarzını benimsiyor Hikmet Benol ve kendisinin tabiriyle bir gecekonduya -Albay Hüsamettin'e göre elektriği suyu olan iki katlı ahşap müstakil ev- çıkıyor. Üst katında albay Hüsamettin Tambay ve alt katında dul Nurhayat Hanım oturmakta. Hikmet Nurhayat hanımın askerdeki oğluna Nurhayat Hanımın ricasıyla onun ağzından mektuplar yazmakta ve küçük çocuğunun da ödevlerine yardım etmektedir. Vaktinin büyük bir kısmında ise Albay Hüsamettin Bey vardır ve beraber piyesler yazmaya çalışırlar. Bir de Sevgi vardır eski karısı... ve tabi bir de uğruna karısından boşandığı Bilge... Hikmet karakteri Tutunamayanlardaki Selim Işık ve Turgut Özben karakterlerinin bir karması hatta ruh buhranı bakımından çok daha ileri safhası diyebilirim. Daha çok zihninin içinde yaşayan kendi altbenliklerinin farkında olan birisi. Kitap boyunca Hikmet'in içindeki farklı Hikmetlere ve bol bol monologlarına rastlıyoruz. Bu monologları ve albayla olan diyaloglarının büyük bir kısmını sevdiğimi söyleyebilirim. Yer yer sıkıcı bulduğum ya da olay örüntüsünden koptuğum yerler oldu. Tam anlamıyla hakkını vermek için bir kez daha okunmalı diye düşünüyorum. Zaten kitabın son kısmında da okuyucunun yaşadığı bu anlaşılmazlığa dikkat çekiyor Oğuz Atay. Genel olarak kitabı sevdim. Tutunamayanlar romanını sevenler bu kitabı da beğeneceklerdir. Fakat eğer yazarı hiç okumadıysanız Tutunamayanlar'dan başlamak daha isabetli olacaktır.

Baskı: Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları

Seneler sonra yeniden eski bir dostla karşılaşmak gibi oldu bu kitabı okumak. Kitap diğer Dostoyevski eserlerinin aksine bir roman değil, gezmiş olduğu Avrupa ülkeleri ve şehirleri hakkında yapmış olduğu yorumlara dayanan bir makalesi aslında. Ismi de burdan geliyor zaten. Roman okuma niyetiyle aldıysanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. (Benim gibi) Genelde Avrupayı özelde ise Fransayı ve Fransız insanını hedef alan "Mantık yoktur Fransızda" diyecek kadar da genelleyip ileri gidebilen bir eleştiri kitabı. Tüm o Fransız milliyetçiliğini ve burjuvalığıni yapay, temelsiz bulmuş kendisi. Dostoyevski Fransızlar için "Kendini beğenmiş" ifadesini kullandığında aslında çok da yanlış olmadığını düşünebilirsiniz kitabı okuduktan sonra. Kitap şuanda sadece İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Çevirisini başarılı buldum. Çevirmeni pek çok eserden taniyorsunuz zaten. Iyi okumalar dilerim.

Baskı: Benim Periyodik Tablom

"Ölümle yüz yüzeyim şimdi ama yaşamla işim bitmedi" YKY yayınlarından çıkan ve şans eseri denk geldiğim, cerrah anne ve babanın oğlu olarak dünyaya gelen, oldukça nadir görülen oküler melanom adı verilen kansere yakalanan 'Oliver Sacks' isimli bir bilim insanının, öleceğini anlayan ve bir gün içinde otobiyografisini yazan 'David Hume' gibi kendi hayatını az ve öz anlattığı, 54 sayfadan oluşan güzel bir hatırat kitabı. Kitabın ismi, yazarın 11 yaşından beri her bir yaşıyla periyodik tablodaki elementlerin atom numarasını eşleştirme huyundan ortaya çıkıyor. (11 yaşında sodyum yılını, 80 yaşında civa yılını kutluyor mesela). Oxford'ta Tıp eğitimini tamamlamasına rağmen kimya ile oldukça ilgili. Hatta arkadaşları doğum günlerinde o yılla eşleşen elementleri, hatta ve hatta toryum gibi radyoaktif elementleri bile kurşun mahfaza içinde hediye ediyorlar kendisine 82 yaşında:) Museviliği oldukça katı yaşayan bir aileden geldiğini görüyoruz yazarın. Bu baskıcı tutum yazarın inancını sorgulamasına ve eşcinsel olmasını kabullenemeyen ailesinden uzaklaşmasına neden oluyor. Bu süreçte amfetamin gibi bağlılıklar ortaya çıkıyor kendisinde. Herneyse ki gönülden bağlanabildiği bir işe girmesi ve ardı ardına gerçekleştirdiği başarılı çalışmalar neticesinde bilimle iç içe güzel bir hayat geçiriyor geri kalanında. Tıpkı Francis Crick gibi büyük bir olgunlukla ve bilgelikle karşılıyor ölümü. Ömrüne biçilen son 6 ayını da çalışarak geçiriyor masasında, ve bu masada çalışırken hayata gözlerini yummak istiyor. Edebî açıdan herhangi bir beklentim yoktu kitaba başlamadan evvel. Amacım yazarı, çalışmalarını tanımak ve ömrünün sonuna gelen başarılı bir bilim adamının, -her şeyden önce bu gerçekle yüzleşen bir insanın- ruh halini daha yakından kavrayabilmekti. Bu açıdan beklentimi karşıladığını ve bir hayli üzdüğünü söyleyebilirim kitabın. Yazarın "Uyanışlar" adındaki kendisinin bulduğu başarılı deneysel tedavi yöntemlerinden oluşan kitabı da oldukça dikkat çekici. Hatta ve hatta Robert De Niro ve Robin Williams'in başrollerinde oynadığı filmi de mevcutmuş aynı isimde. İncelemeye ve izlemeye değer duruyor.

İnsancıklar
8/1029.04.2019

Baskı: İnsancıklar

Bir önceki incelemede "eski bir dostla karşılaşmak gibi " ifadesini kullanmıştım Dostoyevski kitapları için. Netekim de öyle oldu. Arka arkaya iki Dostoyevski kitabı aktı geçti. Yazarın yazdığı ilk, benim ise yazara ait okuduğum 7. Dostoyevski kitabı. İlk kitabını 2012 yılında okuduğumu göz önünde bulundurursak şöyle bir kronoloji çıkıyor önümüze ; 1) Suç ve Ceza 2) Kumarbaz 3) Yer Altından Notlar 4) Beyaz Geceler 5) Karamazov Kardeşler 6) Yaz izlenimleri üzerine kış notları 7) İnsancıklar Kitabı Can Yayınları'ndan okudum ve çeviriyi çok başarılı buldum. Çevirmenin notları karşılıyor bizi ilk sayfada. Kitabın çıkış hikayesini ve Dostoyevski isminin edebiyat dünyasının zirvesine nasıl yerleştiğini öğreniyoruz. Yazar, henüz 23 yaşındayken yazmış olduğu kitabı ilk olarak ev arkadaşına okutur, ev arkadaşı çok beğenir hatta heyecandan boynuna sarılır ve kitabı yayınevinde tanıdığına götürür, yayınevindeki kişi okur, o da kitaba bayılır, dönemin ünlü eleştirmenlerinden birine rica eder, okutur ve "Yeni Gogol doğdu !" denir. İşte böyledir Dostoyevski'nin kendisinin de hic beklemediği tanınma hikayesi. Sonradan çıkardığı diğer eserlerin aynı eleştirmen tarafından yerden yere vurulacağını da hatırlatalım... Kitap yaşlı bir memur olan -Makar Devuşkin- ile genç bir kızın -Varvara Dobroseleva- arasındaki mektuplardan oluşmakta. Makar karakteri dünyanın en kibar, en fedakar, en kötü niyetlerden arındırılmış, bencillikten en uzak kişisidir. Tek beklentisi "Seni kızım gibi sevdim" dediği Varvara'dan mektup gelmesidir. Bütün kazandıklarıyla onun eksiklerini kapatmaya çalışır, üstelik kendisinin tam olan bir şeyi olmamasına rağmen... Varvara'nın mektuplarında "Nolur artık beni düşünme" şeklindeki "Ayranın yok içmeye atla gidersin gezmeye" altmetinli yakarışlarını sık sık duyarız:). Fakirliğin kol gezdiği, çalışmanın kişisel ihtiyaçları bile karşılamaya yetmediği bir dönemdir anlatılan. Bu yönden Suç ve Ceza'ya benzetebiliriz sosyal yaşamı ve gelir düzeyini. Tefeciler ve rehin eşya bırakma olayı bu kitapta da vardır. Fakat Raskolnikov için biraz daha beklenmelidir:) Mektuplarda iki tarafın da kullandığı dil başlangıçta oldukça tuhaf geliyor. "Güvercinim, meleğim, yaşam kaynağım, hayat gayem..." gibi kelimelerin sık sık hatta her mektup başında yer alması samimiyetsiz ya da abartı gelebiliyor. Iki tarafın da oldukça nazik olduğunu görüyoruz. Belki de o dönem aşklar öyle yaşanıyordu kim bilir...Trt arşivinden 70li yıllara ait videoları izlediğimizde ordaki insanların ne kadar düzgün ve şimdikinden çok daha nazik bir şekilde konuştuğunu görebiliyoruz mesela. Dostoyevski'nin eleştirmenler tarafından en beğenilen kitabı olmasına rağmen benim en beğendiğim olmasa da yazara ait, okuduklarım arasında ilk 4 e soktuğum bir kitap oldu. Suç Ve Ceza, Beyaz Geceler ve Yer Altından Notlar kitaplarını daha çok beğendim ben. Tabi bu, kitabın kötü olduğu anlamına gelmesin. Kitabın bu kadar beğenilmesinin sebebi Dostoyevski'nin henüz 23 yaşında bir delikanlıyken kendisinden çokça yaşlı bir erkek ve genç bir kadın karakterin ruh haline bürünebilmesi, yani bu konuda üst düzey bir gözlem yeteneğinin olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Iyi bir karakter analizcisi. Sonuyla iç burkan bir o kadar da yarım kalmışlık hissi uyandıran bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Iyi okumalar dilerim

Baskı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Askerde okuyup bitirdigimde neden daha önce okumadığımı sorguladım. Eski ve yeni arasında kalmışlığı kendi üslubuyla anlatıyor Tanpınar. Karakterleri zihninize kazınacak bir roman

Baskı: Bizim Büyük Çaresizliğimiz

barış bıçakçı'nın orta yaş bunalımlarından oluşan ve kendisinin okuduğum ilk kitabı. su gibi akıyor. "bizim büyük çaresizliğimiz nihal'e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. asıl çaresizlik buydu." kısmıyla sizi, bir elinizde top, bir elinizde salçalı ekmek tuttuğunuz günlere götürerek kitabı da bir anlamda özetliyor aslında. geçmişi hep bir adım önde gören ve anın içinde olamayan iki yakın arkadaşın bir kadına duyduğu sevgiyi, aşkı ve ondan öte bir hezeyanı konu alıyor. yazarın tarzına gelince, sabahattin ali'ye çok benzettim. aynı naiflik, aynı dolaysız, açık ve duru anlatım... bu sebeple bir süre yere paralel gittikten sonra isimli kitabını da aldım. onu da begenecegimi düşünüyorum. ve son olarak sana gelelim çetin: uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür, olduğundan biraz daha fazladır...

Baskı: Tüfek, Mikrop ve Çelik

Ben okuduğum dönemde baskısı yoktu. Sahaftan fiyatının 4 katı fazlasını vererek alabildim. Şuanda sanırım pegasus yayınevi basıyor. Herkes mutlaka okumalı diye düşünüyorum.

Baskı: Otostopçunun Galaksi Rehberi (Otostopçunun Galaksi Rehberi #1)

15 günlük bir sürede tamamladım. Bu kadar uzamasının sebebi sanırım beklentimi oldukça yükseklere çıkarmam oldu. Kötü bir kitap değil kesinlikle fakat abartıldığı kadar da içine çekemedi beni. 15 yaşında olsam muhtemelen bayılırdım. Bütün seriyi okumak lazımdır bütünü anlamak için belki de bilemiyorum. Sonraki 4 kitabı okur muyum? Sanmıyorum. Evrende yolculuk yapan farklı canlı formlarıyla tanışan ve bir yandan da gelişmiş yapay zekâlarda evrenin yaratılma sebebini arayan karakterlerimiz ve bu mantık üzerine oturtulmuş bir hikayemiz var. Bilim kurgu tutkunlarına tavsiye edebilirim. Günlük koşuşturmadan sizi ayırıp masalsı diyarlara götürüyor

Baskı: Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Victor Hugo ile beni tanıştıran kitap. Bir idam mahkumunun infaz öncesi 6 haftası anlatılıyor. Psikolojik çözümlemeler, duygu geçişleri... gerçekten muazzam. En son suç ve ceza kitabında Raskolnikov'un tefeci cinayeti kısmında bu kadar gerilmiş ve heyecanlanmıştım. Oldukça iç burkan bir eser.

Boğulmamak İçin
9/1029.04.2019

Baskı: Boğulmamak İçin

"Ağaçları insanlara tercih etmemeli miyim? bence ağacına ve insanına göre değişir." Orjinal ismi "Coming Up For Air" olan, "Daralma" isimli çevirisine başka yayınevlerinden de rastlayabileceğiniz 1939 yılında yazılan muhteşem bir George Orwell romanı. Ben Can Yayınları'ndan okudum. Daha evvel yazarın Hayvan Çiftliği ve 1984 eserlerini okuyan biri olarak en beğendiğim kitabı diyebilirim. Zira her iki kitabı da içinde barındırıyor aslında. Fakat bu romanda Orwell mizahî bir üslupla daha net ve doğrudan veriyor vermek istediği mesajı. Kitabın müthiş akıcılığında pay sahibi olan çevirmeni Suat ERTÜZÜN ve yayınevini de es geçmemek lazım. Ana karakterimiz George Bowling 45 yaşında, evinin kredi taksitlerini ödeyen, takma dişlerini henüz takmış, şişman, evli bir sigortacı. Kitabın başlarında kendi çocukluğuna, ailesine, yaşadığı yere ve balık tutma tutkusuna ait bilgileri kendi ağzından dinliyoruz. "16 yaşından sonra hayatımda önemli bir olay olmadı" diyen Bowling'in 5 kilo sazan balığını dünyadaki herhangi bir kadına tercih etmesinden de anlıyoruz ki burası karakterimiz için en mutlu olduğu anları içeren yıl aralığı. Birinci Dünya Savaşı'nın kaçınılmazlığı, insanların bir kısmındaki tedirginlik, bir kısmındaki kayıtsızlık, fakat ortak paydadaki o daralma... Savaşın insanlar üzerindeki psikolojik etkisi, askerlere verilen milliyetçilik gazı, hayatta kalma çabası, hayvanî dürtüler oldukça başarılı bir şekilde anlatılmış hep 1913 yılında kalmayı arzu eden George Bowling tarafından. İngiltere, Almanya'ya savaş ilan ettiğinde orduya çağrılacak ve ilk yarasını burada alacaktır. Savaş sırasında babasını kaybettiğini öğrense de, gerçek anlamda üzüntüsünü yaşaması ve yasını tutması savaştan sonra olacaktır. Yine annesini toprağa verirken düşündükleri de kişinin psikolojisi hakkında ipuçları vermektedir.

Kitaplar ve Sigaralar
7/1029.04.2019

Baskı: Kitaplar ve Sigaralar

Orwell çok sevdiğim bir yazar olmakla beraber kendisinin okuduğum 4.kitabı oldu kitaplar ve sigaralar. Başlangıcı, yönetim sistemlerini ele alan denemeler oluşturuyor. Sonrasında kendi anılarına yer veriyor. Okul hayatı, iş deneyimleri...Öte yandan ingiliz eğitim sistemi eleştirisi ile beraber orwell'ın çocukluğuna iniyorsunuz. Tavsiye ederim.

Akıl Çağı
10/1019.08.2018

Baskı: Akıl Çağı

Baskıcı kiliseyi, engizisyonu sert bir şekilde eleştiren yazildigi dönemde derin bir farkındalık yaratmış hala da yaratmaya devam eden bir kitap. Deneme severlerin muhakkak okuması gerektiğini düşünüyorum

Genler Unutmaz
9/1019.08.2018

Baskı: Genler Unutmaz

Siz de dismorfolojiye (yanı çeşitli şekil bozukluklarının hangi hastalıkların habercisi olabileceğine) meraklıysanız tam size göre bir kitap. Özellikle tıp öğrencileri muhakkak okumalı. Çeviri oldukça başarılı. Kanserden huntington'a, noonan sendromundan buyon oluşumuna kadar çok doyurucu bilgiler mevcut.

Tutunamayanlar
10/1019.08.2018

Baskı: Tutunamayanlar

Uzun zaman önce başlayip bir türlü bitiremediğim bir romandi (tutunamayanları bitiremeyenlerden misiniz:)). En bastan baslayarak bitirdim sonunda. Ne bu kitap alelacele okunacak bir kitap ne de oğuz atay çabucak anlaşılabilecek bir insan. Hele sosyal medyada ilk 35 sayfasını okuyup "cesareti kafamızda mı yaşayacağız olric.." yazılarıyla çarçur edilecek bir yazar hiç değil. Evet her bir cümlesi eşsiz, muazzam fakat kultur ikonu olmaya başlaması benim gibi okurların tereddütlü yaklaşımlarına sebep olabiliyor. Eğer bu kitaba henüz başlamamışsanız önyargıdan uzak bir şekilde başlayın. Başarısız bir entellektüel teşebbüsün, burjuva eleştirisinin mizahla (sarkazm ) mükemmel anlatımına şahit olacaksınız. Yazarın Yusuf Atılgan'ın aylak adamındaki bir pasajdan yola çıkarak yaklaşık 750 sayfalık bir seri nasıl yazdığını öğrenince şaşıracaksınız...

İnce Memed 2
9/1019.08.2018

Baskı: İnce Memed 2

ilk kitap gibi sürükleyici 2. kitap da. son iki kitabı da okuyup seriyi bitirmeyi düşünüyorum. kitabı eğer yapı kredi yayınlarından okursanız arka kapağı, kitabı bitirmeden okumayın. feci spoiler içeriyor.

Hayvan Çiftliği
9/1019.08.2018

Baskı: Hayvan Çiftliği

"Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı, kuyruğum da..." Orwell gerçekten çok iyi bir gözlemci ve teşbih sanatkarı. Sınırsız gücün salt faydacılığı getirdiğini sistem eleştirisi üzerinden çok güzel anlatmış. Her karakterin gerçek yansıması aslında kişisel çevremizde mevcut.

Baskı: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

milan kundera ile tanışmamı sağlayan kitap. bayıldım

Tembellik Hakkı
5/1030.03.2014

Baskı: Tembellik Hakkı

sayfa sayısı olmasına rağmen çok fazla aynı yerde dönüp dolaşılmış gibi geldi bana. çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim

Baskı: Işığın Oğlu (Ramses #1)

sürükleyici ve akıcı. homeros, achileus gibi mitolojik karakterlere de yer verilmiş. çok beğendim

Baskı: Tanrı Beni Görüyor Mu?

Öykü sevmememe rağmen iki günde okuduğum kitap. Özellikle son sayfaları hoşuma gitti. Sözlük ve yaşamsal geometri kısmı. Onun dışında öyküler beni çok etkiledi diyemem

ÖncekiSayfa 1 / 3Sonraki