TheVoice
@TheVoice

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Küçük Adamın Romanı, 1: Baba Evi

Orhan Kemal yine çarpıcı ve mesajlarla yoğrulmuş ve de dopdolu ama özünde kısacık bir kitap sunmuş zamanen eski ama külliyaten yeni okurlarına... Orhan Kemal'in yaşantısından izler taşıması ; otoriter bir babanın , okumayı bir kenara atıp oyun peşinde koşan bir çocuğun, yurt dışına geçişle beraber vatana dönüş hasretinin ve hayal kırıklıkların toplanıp bize sunulmuş halidir Baba Evi. Küçük Adamın Romanı serisi ; “Baba Evi”, “Avare Yıllar”, “Cemile”, “Dünya Evi” ve “Arkadaş Islıkları” kitaplarından oluşmaktaymış. Bende geç fark ettim açıkçası. Yavaş yavaş alıp hepsini okumayı aklıma koydum. Bir hayat hikayesinin zaman zaman komik bir dille , çarpıcı bir aktarımla ve gerçeklerin etkileyici sahneleşiyle o günün toplumunu da gözler önüne sermiş.

Kitab-ül Hiyel
8/1014.09.2014

Baskı: Kitab-ül Hiyel

Kitabın konusuna giriş yapmadan önce açıklanmalı ki ; hiyelin iki anlamı mevcuttur. Frenkçede mekanik, Arapçada ise hile, aldatmaca anlamına gelmektedir. Ve bu ikisinin birleşimi insanın aklına mekanik icatlar kelimesini getirmektedir. Kitabımız Osmanlı döneminde geçip üç ayrı çılgın hiyelkarın hikayesini anlatmaktadır. İlki Yafes Çelebi , çocukluğu kılıç ustalarının yanında geçmiş bir demirci çırağıydı. Ama mühendisliğe olan merakı yaratıcı silahlar yapmasına olanak sağladı. Bundan korkan ahali çocuğun işine son verdi ama o mekanik, matematik ve kimyasal patlayıcılara olan merakını daha da derinleştirerek bir denizaltı yapma mücadelesine girişiyor. Tabii denizaltı macerasına kadar bir çok şeye tanıklık edeceğiz. İkincisi Calud , Yafes Çelebinin parayla satın aldığı kölesidir. Hiçbir şey bilmediğini sandığı Calud'un zamanla okumayı ve bu ilme merakıyla Yafes Çelebi'nin kaldığı yerden devam etmesini sağlayacak gücü elinde bulunduran kişi olmuştur. Bir devri daim makinesinin çılgın paradoksuyla içiçe geçip , cinsel gücünün (okuyanlar bilir-.-) ve açgözlülükle harmanlanmış kibrinin genel kurbanı olan zalim bir adamdır kendileri. Ve sonuncusu Üzeyir'dir. Calud'un yetimhaneden satın aldığı parlak ve masum bir genç. Calud onun beynini yıkayarak sadece hiyel üzerine düşünmesine çaba gösterirken bir gün o ince ipin koptuğu ana kadar okumaya ve tanımaya devam ediyoruz Üzeyir'i. Sonrası ise malum , bizi bilgilendiren felsefenin kuyusuna adım atmamızı sağlayan bir olanak sağlıyor kendisi. Bir de Davud karakterimiz var ki onda da dinsel göndermeler yapılmaktadır :) Keyifle , göndermeleri takip ederek ve zamanla da üzerinde düşünerek bulduğum harika bir kitap olarak çıktı karşıma. İhsan Oktay'ın düşüncelerine sağlık , yine bir "granit mermer" oluşturdu dehlizlerde :) (okuyanlar bilir ne demek istediğimi , o nasıl bir açıklamadır öyle ? Hayal gücüne hayran olduğum bir yazarı çok geç keşfettim:) )

Baskı: Puslu Kıtalar Atlası

Steampunk denilen bir tarz oluşturulmuş bu kitapta yada ben öyle sezinledim. Sayfalar ise ; rüzgarın esintisi gibi hissedilmeyecek bir ferahlık kadar arsızca ilerleyip geçti gitti. Anlamadım bitişine tanıklık edişime. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Ve buradaki birey düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ortaya bir Descartes çıkıyor. Düşündüm de zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, karanlığın ta kendisi değil miydi ? :)

Aydaki Kadın
10/1004.09.2014

Baskı: Aydaki Kadın

Yorumlamaya nasıl başlamalı bu kitap için ? Tanpınar'ın okuduğum ilk kitabı ve beni altüst eden bir yapıt. Şimdiden ilave edeyim her bir bireyin okuyabileceği türden bir kitap değildir kendisi. Ağırdır , içseldir ,serzenişseldir ve de sürekliliktir kitapta olanlar. İlk olarak her romanda olduğu gibi bir konu mevcut burada da. Selim'in hayatı ile Leyla'nın hayatlarının uzaktanda olsa bir kesişme noktası ve içsel anlatıları mevcut. Selim intihar eden abisinin hatıralarını aklından hiçbir zaman atamamış ve maddi yönden çöküntüye uğramış , meclisten istifa etmiş ve hayatının kadını olarak nitelendirdiği Leyla ile yolları tamamen ayrılmış kendi yolunda giden ve sürekli düşünen , düşündükçe hırpalanan ve hırpalayan; aynı zamanda da bizide bir kasırga içerisine atan düşünceleriyle kitabın ana konusunu oluşturuyor. Maalesef ki oluştururken kitap bitiyor. Ama kitabın bir sonu olup olmamasının hiç mi hiç önemi kalmıyor. Yani benim açımdan bir değeri yoktu. Ben sadece Tanpınar'ın aktarmak istediklerine odaklandım. Bir halet-i ruhiyetin savaşımına şahitlik ettim. Selim ve Leyla'nın gözünden tanıklık ediyoruz her şeye. Zaten bu içsel düşünceler bizi iyice bir sarmalamaya başlıyor kendi içinde. Rahmetli Tanpınar insan psikolojisini o kadar iyi bir şekilde ele almış ki bir kitap okumadığınızın farkına varıyorsunuz. Yaşayan bir bireyin tüm çıplaklığıyla düşündüklerine de şahit oluyorsunuz. Denizde ay ışığını kovalayan bir balıktan , göğün rengarenk cilvelenmelerine kadar bütün duygulara yer veriyor. Öyle ki bende artık bir bütün oluyorum kitapla. Mutluluğu o düşüncelerle benimsettirirken üzüntüyü de aynı şekilde hissettiriyor üstad. Yine arka planda kendi siyasi görüşlerini ve ülkenin durumunu da aktarmaktadır Tanpınar. Bunları okuması bile keyif verici oluyor bir süre sonra. Sonra da alıntılarla yola çıkmak kalıyor bize ; "Kıskançlık arzuya neden bu kadar yakın? İç içe odalar gibi bir adımda öbür tarafa geçiliyor. Hatta adım bile yok. Kıskançlık arzunun öbür yüzü." Demiş kitabın bir yerinde üstad. Düşün düşün dur bakalım. Hadi hayır de buna kolaysa. Diyemezsin ki... Kıskandın mı arzu da cezvesinde kaynamaya başlar. Söndürebilene aşk olsun. Öyle bir bağ vardır ki bu ikisi arasında , bağ olmaktan çıkıp bir olurlar. Sonrasında da bir düşünce biçimi var ki , buna da şapka çıkarmada görelim bakalım. Der ki üstad ; "Niçin her fikir , üzerinde düşününce biraz üzerine basınca bir lahzada öbür tarafına geçiliveren çürük bir tahta perde oluyor?" Düşünceler düşünceleri doğurur. Her bir düşünce zincirlenmişçesine diğerlerini de peşine takar ve bir bakmışsın ki ya sen onun esirisin yada o senin. Derken ; "Niçin bütün bir hayat derlenip toplanıp tek bir anımıza yüklenir? Hafızanın hangi zalim iflasıdır ki bütün mazi artıklarını bir lahzada canlandırır ve bize yollar ?" düşüncesi pehdah oluveriyor. Bahsetmiştik zaten düşüncelerden, tahta perdelerden. Hepimiz de bundan muzdarip değil miyiz zaten ? "Değişiklik dışarıda... Bütün tezatlar , aksamalar , güzel , gülünç , manalı şeyler her şey orada , suyun üstünde yüzüyor. Derinlere inince herkes birbirine benziyor." Diyor üstad. Kendi içinde boğulma ,aç gözlerini ve etrafına bak! diyesim geliyor kendi kendime bu cümleyi okuyunca. Aynıları aynadan görmek gibi. Bir cümle var ki her okuduğumda kokusu burnumda tütüyor ; "Sabah güneşi fırından çıkmış sıcak bir ekmek gibi kokuyordu. Her tarafta arı ve böcek vızıltıları ve kır sessizliği vardı. Her şeye içim kendiliğinden açıktı.Ve kendimi her şey sanıyordum." "Halbuki sanat hayatın bir parçası. Hayatın içinde onu görmeye çalışmıyoruz." Bu iki cümle her şeye bedel aslında. Etrafımıza odaklanamama sorunumuz güzel bir dille açıklanıyor burada. Kendi iç bunaltılarımızla o kadar çok meşgul oluyoruz ki güzeli güzel olduğundan görmemeye başlıyoruz ve kötü görünen her şey göze daha bir ayrıntılı gözükmeye başlıyor. Nerede kaldı bunun güzelliği ? Gözler kapansın ve sahne açılsın diyesim geldi... "Bütün bir nesil böyle işte. Hepsi kendi hakikatlerini içkide arıyor. Hepsi ,kendilerini bilmedikleri bir şey için harcamaktan hoşlanıyor." diyor üstad. Ne doğru bir analiz. Etrafımız zaten bunlarla çevrili. Kendi düşüncelerine sahip çıkamayan , etrafında duydukları ile kendisine yön veren o kadar çok insan var ki. Sahipsizlik içerisinde sahip oluyorlar. Kısacası ; Son zamanlarda bu şekilde içine çeken bir kitaba rast gelmemiştim. Edebi nitelik taşıyan bir eserin bilinmeyen hazinesini oluşturuyor benim nezdimde. Senin yerine düşünen bir beynin/zihnin içerisinden baş köşeye oturup dış dünyaya bakmak gibiydi. Ve sanki bir hayal dünyasının içerisindeydim. Bittiğinde bir dalgınlık yaşadım , o zihni aradım. Düşüncelerimde kitapla beraber bitmişti. Şimdiden bir özlem duymaya başladım. Ve uyarıyorum tekrardan ta en başta olduğu gibi ; Bir algı yanılsamasına düşülmesini istemem. Herkesin harcı bir kitap değildir bu , aktarılmak istenen dolu dolu düşüncelerin eseridir kendisi.

Baskı: Karıncaların Günü (Karıncalar, #2)

Karıncalar hakkında bir çok şeyi öğrenebiliyorsunuz kitapta. Ve bazı bilgiler gerçekten insanı şaşırtıyor. Mesela kalorifer böcekleri beni gerçekten çok şaşırttı :) Onların da gözünden bakmak insanı daha çok meraka sokuyor. Feromonlar vasıtasıyla insanlardan 11 kat daha hızlı ve iyi anlaşabildikleri beni şaşırtmıştı. Biraz merakı olanlar için kitap kendini kesinlikle okutturacaktır.

Baskı: Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Çaresizlik nedir ? Kimsesiz ve çıkmaz bir sokakta olduğun zamanlarda oluşan bir duygu mudur ? Yada daha farklı basit tanımlamalarla geçiştirilen bir ifade midir ? Peki asıl ve gerçek çaresizlik ? Bir İdam Mahkumunda mevcut bu aslında. Ölümü içerleyen bir insanın çaresiz,karanlık ve zaman zamanda parlak düşüncelerine tanıklık ediyoruz. Dönemin kitabı olduğundan daha dolu dolu yazılabilinirdi diye düşünmekteyim tabii ki. Her Perşembe günü Greve meydanında toplanan topluluğun tiyatro gösterisi gibi giyotin infazını yani gerçekleşen idamları izlemesini eleştiren ve bu eleştiri pahasına ip üzerinde yürümeyi göze alan Victor Hugo'nun cesaretvari kitabıdır bana göre. O dönemlerde bu tür bir eleştiri kitabı yayınlayabilmek her yazarın harcı değildir , bunu da okurken dikkate almak gerekir. Ve bir rivayete göre bu kitabı , Hugo'nun Greve meydanından geçerken bir infaz sırasında halkın kahkaha,çığlık ve alkışlarına müteakiben yazdığıdır. Üstteki paragrafta da belirttiğim gibi dolu dolu yazılabilinirdi bu kitap. Biraz fazla sakin kalıyor idam olacak bir insanın duyguları ön planda tutulunca. Ama Hugo'nun bu kitabı yazarken önceliği dönemin eleştirisini oluşturmaktı. Yine de karakterin son gününde bazı ayrıntıları daha iyi gözlemleyebildiğini ortaya çıkarmış Hugo. Çevresini daha iyi anlayıp algılayabiliyor karakterimiz. Para,mülk ve ünvanların aslında ne de değersiz olduğunu ve bunlara sahip kişilerin etten ve kemikten olduğunu, statülerin ölen insanlar için ne de değersiz olduğunu aktarmaya çalışıyor bir yandan da. (burada ülkenin kralına karşı da bir eleştiri mevcut aynı zamanda) Bitiş çizgisine doğru adımlayan bir insanın , son saniyelerinin bile kurtulma ümitleriyle dolu olması bir noktada sarsıcı olmuş. Ve tekrarlama ihtiyacı duyuyorum. Kitabın önceliği eleştiri ortamı yaratmak , sonrasında ise duyguların ön planda tutulmasını sağlamaktır. Bu sebeple ölüme giden bir insanın gerçek haykırışlarını tam anlamıyla duyumsamak ve burada aramaya çalışmak biraz yersiz olacaktır. Keyifli okumalar dilerim.

Kızsız Adam
4/1022.08.2014

Baskı: Kızsız Adam

Bir erkek düşünelim , karşısına çıkan her bayanın potansiyel bir gelin adayı olarak düşünsün. Yine karşısına çıkan her bayanın hayallerinin kadını olduğunu hayal etsin. İşte kitabın tüm kurgusu buradan çıkıyor meydana. Zaten bu erkekte pek normal bir kişilik değil. Akla sığmayan düşünceleri ve hareketleriyle kendisinden iki tane olmasını engelleyen bir yapıya sahip. Bir yorum gerekirse onun için ; biz bir sürünün eseriysek, kendisi de o sürünün dışında kendi çobanı olan bir sürüdür. Eh tuhaf kaçtı ama gerçek anlamda olan bu :) İlk sayfalarda çok eğlensem de sonrasında çok fazla aptal rolüne bürünmesi ve okuyucuyu da aptal yerine koyması beni sıkmaya başladı. Konunun kitabın yarısından sonra tekerrür etmesi de diğer sıkıcı etmenlerden biriydi. Dizüstü edebiyat kavramını bu kitapla da öğrenmiş bulundum. Benim sağlığıma zararlı bir kavram ve kitap türüymüş ; lakin bu kitap sayesinde de sağlığına kavuşan çok kişi mevcut olacaktır :) O arkadaşlara iyi okumalar dilerim :)

Kendini Arayan Adam
3/1018.08.2014

Baskı: Kendini Arayan Adam

Düzceli Mehmet'ten sonra fiyasko mu desem , zaman kaybı mı desem anlam veremedim. Aynı paragraflar alınıp bu kitapta da işlenmiş. Belki ilk bu kitabı okuyup ardından Düzceli Mehmet'e yönelseydim aynı terimleri onun içinde kullanabilirdim ama maalesef ilk bu kitabı tüketmedim. Sırf okumak için okudum kitabı , bildiğim diyalogların aynı şekilde karşıma çıkması çok komik geldi. Burada yazılanlarla imana gelebilmekte ayrı bir şey. 60 yıldır ateist olan bir adamın , her türlü külliyatın dibine vurup iki kelimeyle namaz kılmaya başlaması da tuhaf geldi bana. Ben bir okuyucu olarak burada yazılanların ikna edici olmadığını söyleyebilirken , tüm her şeyi yaşamış bir insanın bunu çok rahat bir şekilde aktarması gerekir. Yani en azından buradaki açıklamalarla olmamalı. Düzceli Mehmet'te aktarılanları kabul ettim çünkü oradaki daha genç , dünya görüşü oturmamış bir birey vardı ama burada bir propagandacı ve üstüne üstlük yaşını almış bir birey var. Yorumum daha çok eleştiri babında oluştu , yorum yapamıyorum çünkü Halit Ertuğrul'dan bir kitap okuyan bir insanın farklı bir kitabını okumaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Neden aynı şeyleri basmış ve yazılanlar düşünme eyleminden yoksun onuda anlamış değilim. Aziz Nesin hikayeleri gibi bir şey mi oluşturulmaya çalışılmış anlamadım. Düzceli Mehmet'ten sonra tavsiye etmem.

Siddhartha
10/1016.08.2014

Baskı: Siddhartha

Bütünleştiğim ve hep hissettiğim şeylerin mürekkeple kağıda aktarımı olmuş bu kitaptakiler. İlk satırlarda kelimelerinin sihirli akıntısına kapıldım. Siddhartha'nın güneşin altında benliğinden tamamen sıyrıldığı o anlarda güneş,yağmur dinlemeyip iç yolculuğuna çıktığı o ilk sayfalarda onu oradaki satırlar gibi benimsedim. Aynı zamanda her türlü batak içerisinde olan bizlerin hayatlarına girip uyum sağlayışına ve sonra yine çıkışına tanıklık ettik. Bu da demek oluyor ki ; burada bizlerde kendi yollarımızı ayırabilir ve kendimizi keşfedebilirmişiz. Tabi ne kadar mümkünse :) Bir insanın ; kendini arayış yoluna , değişimine ve gelişimine tanıklık etmek çok keyifliydi. Ama bu keyif bizim sınırlarımızı zorlayacak türden bir yolculuktu. Bazı cümleleri insana vurgun yemişçesine yerine mıhlamakta çok iyiydi. Mesela ; "Kendini aramaya fazla veren bir insan, aramaktan bulma fırsatını bir türlü yakalayamayacaktır" Bu cümle güzel bir etki bırakıyor insanda. Çünkü insan hep arayıştadır. Aramadan var olamaz, keşfetmeden yaşayamaz , içindeki iblisi dizginleştiremez. İşte bu sebeple alttaki satırları açıklar kendisi ; "Bir kimse arıyorsa , gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır , çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak , bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak , dışa açık bulunmak , hiçbir amacı olmamak. Sen , ey saygıdeğer kişi , belki gerçekten arayan birisin , çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun." Hiçlik ile varlık arasındaki fark ne de ince aslında. Hiçbir gerçek yoktur ki , karşıtı da gerçek olmasın! dersek neye çıkar sonumuz ? :) Ama yeter , daha fazla yazmayayım. Sözcükler gizli saklı anlamı zedeliyor dile getirilen her şey o an değişiyor biraz , biraz çirkin, biraz aptalca niteliğe bürünüyor :) Ve ekler Siddhartha ; "Dünyanın iç yüzünü görmek , onu açıklamak,onu aşağılamak büyük düşünürlerin işidir belki. Ama benim için tek önemli şey, dünyayı sevebilmektir; onu aşağılamamak,ona ve kendime hınç ve nefret beslememek, ona ,kendime ve bütün varlıklara sevgiyle , hayranlıkla ve huşuyla bakabilmektir." "Tüm çile ve kahırlar zaman değil miydi , tüm uğraşıp didinmeler ,tüm korkular zaman değil miydi?" Hepsi zamandı evet , bir kırıp atamadık bu pisliği/yükü üzerimizden...

Deliduman
7/1016.08.2014

Baskı: Deliduman

Emrah Serbes... İlk defa okudum kendilerini ve çok keyif aldım açıkçası. Evet , keyif almak için ve eleştirmek için okunabilir bu kitap. Siyasi partilere ve siyasete bol bol iğneleme mevcut kitapta. Ama bir noktada da Çağlar İyice'nin tavırları sizi büyüsü altına alıyor. Ve farkediyorsunuz ki burada sadece eleştiri yok. Genç bir bireyin varolma çabasıda söz konusu. Dağınık bir ailede yaşayıp kendi rotasını çizme gayreti ve sıkı sıkıya tutunduğu kardeşi var ortada. Zaten kitap baştan sona kadar sade ve yormayan bir dil ile içerisine çekiyor sizi. Hatta bazı kısımlarda uyku falan dinlemeyip tüm çakralarımı açtığını hatırlıyorum. Onlardan biri de Alo 171 Hattını aradığında oluşan diyalogtu. Beni kahkahaya boğdu ve eminim okuyan herkesi de aynı şekilde etkilemiştir :) İlahi Çağlar dedim o anda. Ve kızkardeşi için kanalı aradığında sesi üzgün gelen bayan ile diyalogu sanırım birçoğunuzun aklında kalmıştır. Bu gibi espirili kelime oyunlarının yanında tabii ki edebi bir yan ve aktarılmak istenen bir şey aranmamalı bu kitapta. Anlatmış,aktarmış ve bitmiş. Ufakta olsa bir gencin psikolojik düşünce yapısına şahit olduğumuz gerçeği de unutulmamalı tabii ki. Nedir bu kitap diyenler için de şöyle ufak bir açıklama yapayım ; Aile yapısı bozuk olan isyankar ve her şeye kafa tutan bir gencin kardeşine olan düşkünlüğünü görüyoruz. Zaman zaman kendisiyle çelişen düşünceleriyle , zaman zaman da mantığa aykırı hareketleriyle keyifli bir hikayeye şahitlik ediyoruz. Araya Gezi Park'ı olayının da girmesiyle hikayenin renginin aynı kaldığı ama arka plandaki olayların gelişim sürecini de adım adım iğnelemeyle aktarıyor Emrah Serbes. Yani Çağlar karakterimizin kardeşi için giriştiği mücadeleler hikayesidir bu kısacası :) Anlık kitaplar içerisinde keyif aldığım en oturaklı kitaplardan biriydi. Çok beğendim ve dilini de çok sevdiğimden ötürü Erken Kaybedenler kitabına da göz atacağım. Düşünenler için keyifli okumalar...

Baskı: Yürüyen Ölüler: İsyan

Serinin ikinci kitabı olarak ele aldığımızda tabii ki birinci kendisinden çok daha iyiydi. Burada kapalı ortam ve kişiler üzerinde daha fazla oyalanılmış. Sanırım dizi ile bir mantık perdesi oluşturabilmek için konunun çok fazla dışına çıkılmamış. Woodburry ve çevresini, nasıl oluştuğunu anlamada bayağı yardımcı oldu diyebilirim ve bu açıdan baktığımızda iyi de oldu açıkçası. Dizide aklımızda oluşan soruların birçoğunun yanıtı burada karşılanmış oldu.

Düzceli Mehmet
8/1011.08.2014

Baskı: Düzceli Mehmet

Halit Ertuğrul'u bu kitapla tanıdım. Başarılı bir üslup ile beraber aktarmak istedikleri harikaydı. Tüm etik değerlerini yitirmiş asi bir gencin kuralsız, engelsiz ve zevk dolu hayatının Halit Hoca ile tanışarak tepetaklak olmasını ve hayatının bu noktada şekillenmesini anlatıyor kitap. Saygı , bu kitapta aktarılmak istenen bir çok unsurdan yalnızca biri. Hayatlarına bir anlam yükleyemeyen gençlerimizin yaşamlarında kendilerini sorgulamadan yollarına devam etmelerini bu noktada kitap güzel bir şekilde eleştiriyor. Tabi bu eleştirinin büyük kısmı her zamanki gibi sistemimize. "Çünkü en sıkıntılı hayat, amaçsız ve başıboş olan bir hayattır. Ne yapacağını , nereye gideceğini , nasıl bir ömür yaşayacağını bilmemek kadar insanı sıkıntıya sokan ve huzursuz eden başka bir şey yoktur." Biz insanlar olarak sürekli aldatan tarafız zaten. Kendimizi aldatan ve harcayan. Tıpkı üstte yer alan satırlar gibi.

Masallar
9/1011.08.2014

Baskı: Masallar

Tolkien'in birbirinden şahane masallarıdır burada geçenler. O kadar başarılılar ki , okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. O masal dünyasının o şekilde devam etmesini istiyorsunuz :) Gerek üslubu gerek masal dünyalarını aktarımıyla çok başarılı buldum. İlla bir benzetmeye gitmem gerekiyorsa bu eser için; tren kompartmanında camdan manzarayı seyre dalarken kendinizi kaptırırsınız ya güzelliklere. Hani seri dağlar görürsünüz , hafif tepeleri beyazdır alta indikçe topraktır. Güzel desenler oluşturmuştur ve siz o desenlerden bir şeyler çıkarmaya çalışırsınız, tıpkı bulutlarla uğraştığınız gün gibi. Bu şekilde kapıldım yazdıklarına. Sanki oradaydım , ama aynı zamanda değildim :) Herhalde en coşkulu yazılarımdan birine bende kendimde şahit oluyorum şuan. Ve bu ilk Tolkien okuyuşum , umarım diğerleri de aynı etkiyi bırakır :) Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar :)

Don Quijote
9/1010.08.2014

Baskı: Don Quijote (2 Cilt Takım) / La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade

Üniversitenin kütüphanesinde Don Kişot'u görünce bir tekrardan okuyayım dedim. Tabi bunu okuduğumu gören insanların yüz ifadelerini bir görmeniz lazımdı. Hem onlara bakarak çok eğlendim hem de sınıfta sıkıcı derslerin içinde bunu okuyarak çok eğlenceli vakitler geçirdim. Çocukluğum ve bugün arasındaki farkı bu kitap belirleyecekse vay insanların haline :)

Yürüyen Ölüler
10/1006.08.2014

Baskı: Yürüyen Ölüler

Diziden sonra Philip Blake'nin bakış açısından kitabı okumak çok keyifliydi. Konunun çok ince bir şekilde işlenişi , akıcılığı ve sürekli bir gerilim içerisinde olmasıyla post apokaliptik (kıyamet sonrası dönem)'in aktarımı çok başarılıydı. Dizide kötü bellediğimiz ama yinede isteyerek bu yolda ilerlemediğine dair derin izler taşıyan bir karakterin aslında gerçekten de öyle olmadığını görüyoruz ve bu sayedede geçmişiyle beraber tam bir gelişimine şahitlik ediyoruz. Konusuna değinmek biraz tuhaf geliyor ama yinede değinmek gerekirse :) ; Baş karakterimiz Philip'in yola kızı ,kardeşi ve iki çocukluk arkadaşı ile kaos ortamından uzaklaşıp Atlanta'ya doğru uzun ve çetrefilli bir yolculuğa çıkmasıyla başlıyor. Yolculuktan kasıt ; hayatta kalma mücadelesi ve sürekli bir korku ile endişe taşıyan ve ısırganlardan sürekli bir saklanma gayretiyle gerçekleşen zor kararların verildiği bir yolculuktur. Bu yolculukla beraber heyecan, üzüntü, korku ve sürekli bir gerilimin ön planda olduğuna şahit oluyoruz. Buraya kadar genel bir özet çıkardık , şimdi ise dizideki Philip Blake hakkında konuşmak isterim. Bu karakterin bu şekilde bir değişim gösterip karşımıza çıkacağını hiç düşünememiştim. Tam bir karakter değişimine tanıklık ediyoruz kitapta ve dizide , açıkçası Philip Blake'yi hiç bu şekilde tahmin etmemiştim. Son sayfalardaki şoke edici bilgi zaten beni bayağı bir afallatmıştı. Bu kitap sadece o bilgi için bile okunur :) Keyifli okumalar sevgili fantastik ve zombiseverler :)

Metro 2034
4/1003.08.2014

Baskı: Metro 2034

Bana göre gereksiz olan bir kitaptı birincisine nazaran. Çevirinin ilk kitaptan daha kötü ve yerlerde olması bir yana , 550 sayfalık kitabın 400 sayfasında "oradan oraya gittiler sonra oradan buraya geçtiler" türünde aktarılması ve karanlık havası ile konu yine Metro'nun diğer istikametinde devam ederken okuyucuya, gerilim kavramı dahil herhangi bir şey verememesi bu kitabı kesinlikle zaman kaybı sınıfına sokuyor. İlk kitabı şevkle bitirip , ikincisinde birinciye yakın bir iz aramak boşa kürek sallamak oldu benim için. Hatta ilk kitaptan tamamen ayrı olduğunu sadece ufak bir satırda Artyom'dan bahsetmesiyle kesin çizgisini çizen bir kitap olmuş. Bu bile maalesef ki hayal kırıklığı yarattı bende. Kısacası ilk kitabına yakışmayan ve 2-3 metro istasyonunda sıkışmış konusuyla dibe saplanmış olup , benden geçer bir not alamadı. Yine de okuyan ve beğenenlere saygı duyarım , keyifli okumalar.

Metro 2033
7/1003.08.2014

Baskı: Metro 2033

O kadar güzel betimlenip okuyucuya aktarılmış ki Moskova metrosu orada olamasanız da sanki karış karış bilmeniz sağlanmış. Okurken çok büyük keyif aldım, içerisinde barınan gizemli havası ve mutantların kol gezdiği dış dünya ile içeride dolaşan tehlikeler insanın şimdi ne olacak demesini sağlıyordu sürekli. Tabii bu kitap okunurken bir aksiyon hali aranmamalı. Bu kitabın yazarı bir Rus :) ve gerçektende akranları gibi uzun uzun betimlemeler ve ruh hallerinin girdapları aktarılmış. Öyle bir aktarım sergilenmiş ki sadece kişilerin değil mekanlarında ruh halleri kitapta yer alıyordu. Okurken mekanın içerisinde sanıp gerildiğimi hissetmiştim. Açıkçası şuan o betimlemeler ve haritalar sayesinde Moskova Metrosuna karşın hafif bir sempati duyduğumu da belirtebilirim. Bir çok karakter ve isimle beraber son bölümününde tatmin edici bir şekilde gelişmesi ve ikincisini merak ettirmesi daha çok beğenmemi sağladı. İlk kitap olarak en azından bir kısma kadar başarılıydı. **Dipnot : İkinci kitap maalesef ki bir hayal kırıklığıydı. Yorumum ikinci kitabın değerlendirmesinde mevcuttur.

Baskı: Cehenneme Sığmayanlar

Benim gibi zombi tutkunu olan birisinin eline geçen bu kitap kesinlikle kalitesinden de taviz vermeden konusunu,olayları ve karakterleri o kadar güzel ve ince bir şekilde ele almış ki sanki The Walking Dead izliyormuşum gibi bir havanın içerisinde buldum kendimi. Gerildiğim sahnelerde oldu , eğlendiğim sahnelerde. En önemlisi olayların ilerleyiş biçimi sizi yavaş yavaş kıyamete yaklaştırıp son darbeyi oluşturacak ortamla beraber onu yaşatıyor. Olayların gerçekleşmeden önceki hali ve gerçekleştikten sonraki haline gergin bir şekilde şahitlik ediyorsunuz. Yazarın vefatı olmasaydı üçüncüsüyle beraber bu kitap nasıl olurdu ve nasıl bir konuyla nasıl bir sonuca ilerlerdi diye düşündürtüyor insanı. Ama sonuçsuz da olsa o atmosferi tekrar yaşamak adına ikincisini İngilizce olarak edineceğim. Bu türe mensup kitapların bu şekilde bize başarılı aktarılmaları çok nadir gerçekleşiyor. Bir efsane olarak kütüphanemdeki yerini aldı kendileri.

Zıkkımın Kökü
8/1003.08.2014

Baskı: Zıkkımın Kökü

Muzo ile tanışmak keyifliydi. Bir zamanlar babamında hayatını anlattığı o dönemleri bir başkasının gözünden/hayatından esprili dille okumak çok keyifliydi. Yoksulluk ve yokluk kolaylıkla tiye alınabilecek bir konu değildir. Bunu başarabilen insanlar ise kesinlikle kendilerini aşmış insanlardır benim gözümde. Trajikomik kelimesi bu kitap için kesinlikle biçilmiş kaftan. Muzaffer İzgü'nün yüreğine sağlık , zoru basitmiş gibi aktarmış bizlere. Ve birde kitapta gerçek anlamda kahkaha attığım bir paragrafı paylaşmak isterim. Muzo tutturmuştur bir Raziye , Raziye'de kaçmak ister Muzo'ya. Ama Muzo'muz okuyacağım, büyük adam olacağım diyerekten erteler Raziye'yi. Sonra yürek dayanmaz , gider evdekilere açıklar durumu, niyeti gitmektir Raziye'in yanına. Annesi ise rezil edeceksin bizi der , baba ise tam baba :D Övünerek aktarır içindekileri anneye ; "Ben onları rezilliğe öylesine alıştırdım ki , hiçbir şey olmaz , bırak gitsin , biraz daha rezillik idmanı yapmış olur , fena mı ? :) "

Kayboluş
5/1003.08.2014

Baskı: Kayboluş

Vasat bir kitap daha çıktı karşıma Ken Grimwood'dan bana. Sil Baştan kitabından sonra aynı tempoyu hiçbir kitabıyla yakalayamadım ve artık ona karşı tüm umutlarım da bu şekilde yitip gitti. Aslında değinmek istediği konu güzel , beynin keşfedilmemiş alanlarına takılan elektrotların insanda ne gibi bir tepkimeye yol açmasını deneylemeye çalışırlarken yazar burada hayal gücünü kullanıp bir kurgu oluşturmaya çalışmış. Ama bir şekilde çok yavaş işleyen ve tempoyu yüksek tutamayan bir kitap olmuş. Elektrotların ilk işleyiş kısmı çok ilgimi çekip yüksekçe sayfa sayısı okumama sebep olmuşken sonrasında aynı ilgiden yoksundum. Bu yazara bakmak istiyorsanız sadece Sil Baştan adlı kitabını önerebilirim , keyifli okumalar.

Baskı: Son Savaş (Melek, #3)

Serinin diğer kitaplarına göre kesinlikle final vurgusuyla çok iyiydi lakin ilk iki kitapla araya mesafe sokmam ve o ilk heyecanı yitirmem benim açımdan buruk bir hava bıraktı. Meleklerin insanlarla son rövanşında Willow'un kilit rol oynayacağı , Alex'in çılgınlık derecesindeki cesaretiyle Willow'un kehanetini keşfetmesi ve Seb-Wilow gelgitlerinin de devam ettiği serinin son kitabında , ilişkiler ile çelişkilerin yer alması ve aşk ile öfkenin ince bir çizgi üzerindeki hattı güzel bir şekilde aktarılmış. Eh serinin son kitabı için pek fazla bir şey yazamıyorum. Zaman geçirmek için çıtırlık serilerden biri diye niteleyebilirim sadece. Okumak için aklında bulunduranlara şimdiden keyifli okumalar.

Ateş (Melek, #2)
8/1020.07.2014

Baskı: Ateş (Melek, #2)

Serinin ilkine göre temponun ve merak unsurunun fazla yer almadığı bir kitap olmuş. Kitaba başlarken meleklerle mücadelenin nasıl olacağını merak etmenizi sağlarken birden gelişme bölümü aşk üçgeni içerisinde eriyip gidiyor ve melek unsuru artık o kadar da önem taşımamaya başlıyor. Ama yinede yazarın üslubu kitabı bir şekilde okutturuyor ve kitabın sonuç kısmında meleklerimiz ile olan savaşımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz ve yazar bizi hayal gücümüzü zorlayacak bir olaya şahitlik ettirerek hiç ummadığımız bir finale doğru sürüklüyor. Keyifle ama biraz sıkılarak okuduğum serinin ikinci kitabını ve de üçüncüsünü merak ederek sonlandırıyorum.

Melek (Melek, #1)
9/1020.07.2014

Baskı: Melek (Melek, #1)

Kitabı okuyup bitireli biraz zaman oldu ama merak unsurunun ilk satırlarda güzelce işlendiğini çok iyi hatırlıyorum. Tabii ki bu tür kitaplarda aşk unsurunun da en ince detaylarına kadar varıp aktarılacağını da göz önünde bulundurmak gerekir. Onun dışında Melekler kavramı bu kitapta kesinlikle kötücüllüğün temsili olmuş. Kısacası , dünyanın melekler tarafından istila edilmesine çok az bir zaman kaldığını ve bu meleklerin insanların yaşam özlerini yiyerek ,onları aslında kalıcı hastalıklarla ölümlerini tez getirdiği bir yaşamla mücadele evresine bıraktıklarını ve baş kahramanımızın da tuhaf bir gücü/yeteneği olduğunu ve karşısına çıkan,hayatını değiştirecek olan yardımla beraber hayatta kalma mücadelesine giriştiğine tanık oluyoruz. Zaman geçirmek için ideal bir kitap.

Baskı: Akra'da Bulunan Elyazması

İlk sayfaları keyifle ve etkilenerek okudum ama sonrasında ise kişisel gelişim metoduna girince kitaptan uzaklaşmaya başladım maalesef ki. Ama kitabın hakkını yemeyeceğim , ilk sayfalar gerçekten de çok iyiydi. Güzel örneklemeler vardı ve bunları keyifle yudumlayarak okudum. Mesela ; "Kışın dalından kopan bir yaprak kendini soğuğa mağlup düşmüş gibi görür mü ?" Özünde tohumu ağaçta. "Doğanın döngüsünde , zafer veya yenilgi diye bir şey yoktur; yalnızca devinim vardır." Tıpkı ırmak gibi. "Yenilgiyi asla tatmayanlar, mutlu ve üstün görünür , elde etmek için en ufak çaba göstermedikleri bir hakikatin efendisi zannederler kendilerini." Büyük bir yanılsama ve yanılgı. Hayat kendini kandırabilmekle geçemeyecek kadar kısadır. Bu düşünce ileride sadece pişmanlığı temsil edebilir. "Yaşamımızın en önemli anlarında daima yalnızızdır" Düşününce gerçekten de öyledir. Alıntılar yapa yapa bitmez tabii ki , bu tür kitapların olmazsa olmazıdır bunlar. En beğendiğim ve benim de zaman zaman yaptığım , yaptıktan sonra da olumlu yansımasını aldığım bir alıntıyı da paylaşayım madem. Onu gördükten sonra tekrardan ister istemez sırıttım çünkü :) "Kimi zaman tarihin gidişatını değiştiren büyük bir mücadeleye katılarak işe yarayabilirsin. Kimi zamansa yolda tesadüfen karşına çıkan birine sebepsiz yere gülümseyerek." Denemesi bedava :)

ÖncekiSayfa 2 / 13Sonraki