Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Süper Kent
Paul Sinclaire ve genç eşi Jane, Fransa'nın en güzel koylarına bakan bir iş ve finans kompleksinde yeni yaşamlarına başlamışlardır. "Eden - Olimpia", mükemmel yaşamın bu çağdaki yeni tanrıları için inşa edilmiş küçük bir cennettir. Paul eşinin eski sevgilisi olduğundan şüphelendiği genç bir doktorun cinneti ve ölümüyle açılan bu pozisyona alındığından dolayı eşi adına mutlu olmaya çabalamaktadır. Paul, geçirdiği uçak kazasından sonra pilotluk kariyeri sona ermiş orta yaşlı bir havacılık dergisi editörüdür. İkisinin de yakında keşfedeceği üzere; profesyonel gülümsemelerin ardından psikopati tomurcukları açmakta, plaza koridorlarından vicdanlarını ve ruhlarını yitirmiş binlerce insanın oluşturduğu bir şehir devletinin karanlık tiyatrolarında hapis kalmışlardır... Courbusier ve "Işıldayan Kent" yakıştırmasıyla desteklenen tanrılar kenti iması, isim seçiminde dahi yeni üst sınıfın çarpık oyun parkı olan bu şehir devlet hakkında okuru meraklandırıyor. Kitap boyunca Carroll ve "Alice Harikalar Diyarı'nda" göndermeleri yapılırken bildiğimiz gerçekliğin ve kabullerin dışında yaşayan bir grubun varlığını vurgulayan çok sayıda güçlü tasvir kullanılmış. Yazar Freud'un "Catharsis" kuramına fazlasıyla yaslanan bir kurgu düzmüş olsa da işlenme şekli ve inandırıcılığı okuru bu çarpık gerçekliğe çekmekte zorlanmıyor. çalışanlar ve şehrin sakinleri üzerinde röntgenci kaçacak derece de kullanılmış olan güvenlik kameraları totaliter imalar içeriyor. Irkçı yeltenmeler alt metini sıkça okurun karşısına çıksa da şehrin sakinleri ve uluslararası şirketlerin arasında çok sayıda yabancı insan bulunmakta. Bu durum ırkçılıktan ziyade sınıflararası bir çatışmasının benzini olacak çarpık düşüncelere tohum yatağı şeklinde aktarılmış. Kullanılan motifler kara edebiyat unsurları taşıyacak düzeyde sert. Ancak yazar, okurun yüzüne sıvamak yerine psikanaliz konusundaki donanımını kullanarak röntgencilik, teşhircilik,cinsel esaret, saldırı, ırkçı taciz ve şiddet eylemleri, hırçın fetişler, eşcinsellik, eş değiştirme, çocuk fuhuşu gibi korkunç eylemleri kendini onatamamış bir topluluğun hafta sonu eğlencesine dönüştürmeyi başarmış. Boş vaktin yetersizliğin göstergesi olduğu talepkar ve acımasız iş dünyasının bitmez tükenmez süreçlerinin boşalttığı ruhları tekrar ateşmeyi planlayan bir psikiyatrın büyüklük düşleri içinde "kontrollü" psikopati reçete etmesi bu şehir devletin üzerinde dolaşan bir şiddet düşü görülmesine yol açıyor. Artık ruhların bile barkodları olduğu kalite sözcüğüyle sterilize edilmiş bir çevrede yaşayan bunca lanetlenmiş ruh, önce kayıtsızlığa gömülüp profesyonel gülüş kaslarını geliştiriyor, uyuşturucu ve sadakatsizlikle evlilik ve yaşamlarına heyecan katıyor, ardından şehrin ima ettiği şiddet tiyatrosuna figüranlar olarak katılıyorlar. Bu eletrik kablolarıyla dolu ama sinirleri alınmış dünyada rahatlamayı gettolara yapılan modern şehir safarileriyle hayatta kalan üst düzey insanlar üzerinden elitizm ve kayıtsızlık eleştirileri de işlenmiş. Viktoryen imaları 1990'lara uyarlayan yazar, cinnet geçiren Greenwood ve Sinclair özdeşleşmesinin dışarıdan güdülen çirkin bir deney olduğu imasını okura verirken tıbbi iktidara da saldırmaktan geri durmuyor. Tüm vahşetin ardındaki kişinin şiddet fantezilerini 3. kişiler üzerinden yaşaması kaçışçılık eleştirisi olarak alınabilir. Yazar, ruh hastalıkları ve sermayeyi melezleyerek büyümüş olan beton ve elektrik kablolarından oluşmuş bir tsunaminin Avrupa ve dünyayı yutmak üzere yükseldiği uyarılarından bulunmuş.
Baskı: Uzayda Piknik
Redrick Schuhart, Harmont kasabasının genç ve deneyimli cambazlarından biridir ( stalker çevrisi cambaz? ) Ziyaret sonrası dünyada yaşamını sürdürmeye çalışan Redrick, sıkça otoriteyle başını belaya sokmaktadır. Uzaylı ziynetlerinin ciddi bir karaborsası bulunmakta, bu eşyalara sahip kişiler statü sahibi olmaktadır. Askeri güç Ziyaret sonrası dünyada demir yumrukla yaptırımlar uygulamakta, "Bölge" nin dehşetlerinden canlı çıkmayı başarmış "stalker" ları izinsiz geçiş ve yasadışı madde bulundurmaktan hapse tıkmaktadır. Tefeciler, karaborsacılar, deneyimsiz stalkerlarla dolu bu şehirde geçimini sağlamak son derece zordur. Redrick, bir efsaneyi kovalamaktadır. Dilekleri gerçekleştirdiği rivayet edilen "Altın Top" stalkerların "kutsal kase"sidir. Redrick son bir vurgun yapıp "Bölge" yi ardında bırakabilecek midir? 30 yıl önce uzaylıların ziyaretinden sonra dünyamız geri dönüşü olmayacak şekilde değişmiştir. 6 "sıcak bölge" uzaylıların varlığını tartışmasız kanıtlayan eşya ve etkilere ev sahipliği yapmaktadır. Bu sıcak bölgelerden birinin çok yakınında bulunan Harmont şehri, yeni bir meslek grubunun doğmasıyla dışarıdan bolca göç almıştır. Tıpkı altın humması gibi, uzaylı ziynetlerini ele geçirip kısa yoldan zengin olmak isteyenler "Bölge"ye girmeye çalışmakta, askerler ise hem "Bölge" nin etkilerini sınırlamak hem de stalkerların "Bölge" ye girişlerini engellemektedir. Çok riskli olan bu iş kolu, çok sayıda maceracıyı kendine çekmekte ancak çok azını sağ bırakmaktadır. Uzaylıların varlığı kanıtlanmış olmasına karşın bilim adamlarının çözmekte zorlandığı bir konu bulunmaktadır. Uzaylıların ırkımızla temasa geçmemesi onların evrenin bu bölgesinde sadece kısa bir mola vermiş oldukları teorisini akla getirmektedir. Dünyamıza sadece piknik yapmaya gelmiş olan canlılar artlarında karmaşa ve yıkım bırakmışlardır... İnsanın teknolojik açıdan yeterliliğinin irdelendiği bölümlerde, teknoloji ve günlük hayattaki anlamı tartışılmış. Redrick karakterinin yaşadığı fakir çevre, onu küçük yaşta stalker olmaya itmiş, tefecilerin elinde ve hapis korkusuyla büyümüştür. Çoğu arkadaşını "Bölge" ye kurban veren Red, huzuru alkolde bulmuş, "hayatta kalanın suçluluğu" nu boğmak için içmektedir. Eser boyunca gücünü kötüye kullanan otorite eleştirilmiş, insanların çaresizliğinden para kazanan sermaye odakları ciddi biçimde yerilmiş.
Baskı: Incognito: Beynin Gizli Hayatı
Nörofizyoloji ve bilincin bağlantıları üzerine yazılmış doyurucu ve güçlü bir kitap. Yazar, ilginç tıbbi anekdot ve en güncel makale çalışmalardan alıntılama yaparak tezlerini sunuyor. Girişte Kendi ve çevresi hakkında bilgi edindikçe canlılar arasındaki tahtından kademe kademe inmeye zorlanan insan soyunun büyük bilimsel atılımlara verdikleri tepkileri irdeleyerek metnini açıyor. Tıbbi anekdotlarla özellikle cezai yaptırımları olabilecek bozuklara varan beyin kimya ve fizyolojisindeki değişimleri okuruyla paylaşan yazar, beyin üzerindeki izole sistemleri inceleyerek argümanlarını sunuyor. Bilincin altta işleyen sistemlerin çoğundan habersiz olduğunu belirten yazar, bu konuyla ilgili şu benzetmeyi kullanıyor: Alt sistemleri bilgileri toplar ve işlerler, en önemli kısımları özet halde bilince ileten bu sistemler gazete için haber ve veri toplayan gazeteciler gibi çalışırlar. Tüm verilerinin özeti sürmanşet olarak bilince sunulur. Yazar, algı ve bilinç arasındaki ilişkileri incelerken "değişim körlüğü", "sinestezi" gibi son derece ilginç fenomenleri okuruyla paylaşırken tıbbi açıdan devrim niteliğinde olan vakaları da es geçmiyor: Beyninde oluşan tümör nedeniyle pedofili hastası olan sıradan insanlar, Alzheimer hastalığı için yeni çıkan ilacı kullanan kişilerin iflah olmaz kumarbazlara dönüşmesi, uyurgezer halde kayınvalidesini öldüren biri gibi... Kas hafızasına da değinen yazar metninin sonunda beynin kitapta açıklanan fenomenlerden sorumlu olan bölgelerinin işaretlendiği bir resim ve 50 ( ! ) sayfalık notlar& kaynakça bölümü sunmuş. İndirgenmeci yaklaşımı açıkça yeren yazar, materyalist görüşleriyle varoluşçuları kızdırmadan insanlık tarihinin başından beri sorulmuş olan soruları bugünkü bilgi dağarcığımız içerisinde yanıtlar aramış. Sorumlu tutulabilirlik kavramı ne kadar gerçekçi? Özgür irade var mı? Zekayı ne oluşturur? bize çekici gelen şeyler neden çekici gelir? erdem nedir? gibi soruları yanıtlamaya çalışan yazar çoğu yerde güçlü çıkarım ve araştırma sonuçlarıyla desteklediği argümanlarını rahatlıkla savunmayı başarmış. samimi bir dilde jargonla okuru fazla yormadan anlatmak istediği konuları aktarmayı başarmış. Var olan en güçlü ve en verimli bilişsel mekanizmanın güçlü ve zayıf yanlarını gözler önüne sererken insanın kırılgan doğasını da okura göstermiş. Anlatı olarak Evrimselci / bilişselci psikologların görüşlerinin bir melezi olan ifadeleriyle uzun süredir tartışılmakta olan "çevre mi yoksa genler mi?" tartışmasına tıpkı Medawar gibi yaklaşan yazar "genler önerir, çevre düzenler" alıntılamasıyla son vermiş. İnsanın kafatasının içinde kopan elektro-kimyasal fırtınalara göz atmamıza olanak sağlayan yazar meraklı zihinler için açık büfe kıvamında bir eser kaleme almış.
Baskı: Yakın Geleceğin Mitosları
J.G.Ballard'ın 10 kısa hikayesinden oluşan kitabı. Ballard, klasik bilim kurgu algısının aksine teknolojinin iç dünyaya açılabilecek bir araç olduğunu savunan görüşleri ve çarpıcı yorum, uyarılarıyla diğer yazarlardan ayrılmakta. Bu kitabında incelediği konular arasında izolasyon, gerçeklik sorgusu ve kaçışçılık, gerçek dünyaya duyulan güvensizlik ve geliştirilen psikolojik savunmalar, Freudyen sapmalar ve kurgulanan dünyanın medyayla olan ilişkisi yer almakta. Öykülerin çoğu yazarın kitaplarını kurduğu alt metinlerin yalın versiyonlarını andırır nitelikte. Ancak yanlış anlaşılma olmasın diye vurgulama gereği duyduğum bir nokta var ki o yalınlık dahi, Guin'in ustaca yaptığı imge aktarmalarla dolu. Hikayeler çok katmanlı yapıları ve hicivle güçlenen desteklerle dokunmuş. Sert motifler kullanılsa da göndermeler yerinde ve etkileyici tasvirlerle bezeli. Varoluşçu göndermeler içeren görüşler başka hikayelerde ekolün sert eleştirileri yüzünden belli oranda tutarsızlık gözlenmesi yüzünden esas gücüne tam olarak ulaşamıyor. Yazarın klasik psikiyatriden uzaklaşma çabaları olarak görülebilecek görüşlerle yüklü olan alt metinler hikaye bazında detaylı olarak irdelenmiş. Thanatos ve libido kavramlarını çok katmanlı imgeler altında sıkça kullanan yazar, bu kitabındaki hikayelerde daha çok gerçeklik sorgusu üzerinde durmuş. Kurgu ve gerçeklik arasındaki sınırların belirsizleştiği hikayelerinde gerçekliğe duyulan güvensizlik, insanın kendine ve içinde yaşadığı dünyaya yabancılaşması, belirtilen psikopatolojilerin ortaya çıkmasında medya ve modern çağın oynadığı rol tartışılmakta. Gerçeküstü bir tat bırakan kurguların çoğu sahiden etkileyici. Kaçışçılık eleştirileri fazlasıyla sert olmasına karşın gerçek dünyanın keşfedilmesi ve daha çok temas edilmesi yönünde yaptığı uyarılardan kaynaklanan eleştirilerin altlarının dolu olduğu göze çarpmakta. Kaçışın imkansız yolculuklar olarak kurgulandığı hikayelerde vurgulanan kaçış kişinin kendi benliğine yapılan bir yolculuk aslında. Temasın giderek azaldığı bir çağda çekirdek ailenin dahi işlevsizleşip ortadan kalkacağı gibi ciddi uyarılarda bulunuluyor.
Baskı: Çarpışma
Ballard, bir reklamcıdır. Tekdüze hayatı geçirdiği trafik kazasından sonra tamamen değişir. Kazadan sonra nekahat dönemi boyunca kurduğu çarpık hayaller, onları onaylayacak ve yaşatacak birini bulmasıyla çığrından çıkar. Vaughan, kazalara ve yaralanmalara karşı duyduğu saplantısı sağlıksız boyutlarda olan bir yapımcıdır. Uyuşturucu ve ve seksle desteklediği saplantıları Ballard'ı da yoldan çıkaracaktır. Beraber arabaların ve kazaların cinsel imalarına yoğunlaşacak, ters şeritlerle ölümle dans edeceklerdir... Ballard, doyumsuz modern hayatın imalarının toplandığı bir karakter olarak okurun karşısına çıkıyor. Yazar kendi adını kullanmaktan çekinmediği gibi umarsızca kurguladığı senkronlarda verdiği grafik detaylarda bir vahşet senfonisi dokuyor. Özellikle yavaş çekimde kurgulanan kazalarda test mankeni kullanması şiddetin aşırı olduğu tezini çürütüyor. Aynı zamanlarda tekdüzeliği vurgulayan test mankenleri sadece kaza anlarından can kazanıyor ve sıradan hayatlar süren insanlarla özdeşleştiriliyor. Cinsiyetsiz bir nesne olan arabaların her iki cinsiyetin özelliklerini yansıttığı imalarla zenginleşen kurgu incelikli tasvir ve detaylara özen gösterildiği izlenimini uyandırmakta. Otomobil, hem köprü ayaklarının arasına son hızla "giren" maskülen bir öğe olarak hemde içinde yaşamı onaylayıcı serbest ilişkilerin yaşandığı metal, cam ve plastikten yapılmış bir "rahim" gibi feminen bir öğe olarak karşıt anlamlar kazanıyor. Otomobilin simgelediği anlamlar sadece cinsellik önermeleriyle sınırlı kalmıyor. Hareket eden metal bir kafes olarak güvenliği temsil ettiği kadar kaza olasılığı ve durumlarında sakatlık ve ölümü de temsil ediyor. Thanatos ve libido yu yalın bir şekilde kullanmış olmasına rağmen yazarın imgeleri üst üste bindirmesi, karşıt anlamlılıkları ustaca kurgusuna dahil etmesi övgüyü hak ediyor. Oral fiksasyonun toplum geneline vurgusu olan modern çağın doyumsuzluğu karakterlerin yaşadığı sadakatsiz ve vahşi ilişkilerle vurgulanıyor. Ballard'ın eşiyle yaşadığı açık evlilik ve birbirlerine olan ihanetleri dahi sıkıcı hale gelmiş ancak bu durum yaralara ve kazalara duydukları ortak ilgiyle değişiyor. Güvenlik, hız ve mesafenin değişen oranları bir özgürlük yanılsaması yaratarak şu andaki geleceke çok sayıda seçenek ekliyor ve bebeksi isteklerin karşılanması yönünde güçlü bir baskı oluşturuyor. Teknoloji sayesinde gizli kalmış patolojiyi ortaya çıkarmaya çalışan yazar, yabancı olunan iç dünyalara bir gezinti sunuyor. Çarpık algılar ve saplantılarla süslü otobanlarla okurun hız kadranını zorlamasına yardımcı oluyor. Vaughan ve Ballard arasındaki ilişki, tıpkı otomobil ve onu kullanan kişinin ilişkisi gibi biseksüel bir yapı sergiliyor. Sakatlıklarını sergilemekten çekinmeyen aksine bundan teşhirci bir zevk alan karakterler sado-mazoşist ilişki önermeleri sunarken otomobillerin fiziksel yapısı, metal iskeletler ise cinsel esaret çağrışımı yapmakta. Eser, ne midesi zayıf olanlara, ne de kalbi zayıflara göre değil. grafik detay seviyesi son derece yüksek. Teknoloji karşıtlığı propagandası gibi algılanabilecek olan eserin önermesi aslında bu değil. Teknolojik yenilikler sayesinde insan ruhunun gizli kalmış yanlarının keşfedilebileceğini ifade eden yazar, son derece güzel bir giriş yazısı kaleme almış.
Baskı: Leviathan Uyanıyor (Enginlik Serisi #1)
James Holden Kuşak bölgesinde su taşımacılığı yapan Canterbury'de görevlidir. Son teslimatlarını yerine ulaştırmak amacıyla bölgeden ayrılmak üzereyken bir yardım sinyali alırlar. Keşfettikleri hayalet gemiyi incelerlerken 6 hayalet gemi silahsız bir kargo gemisi olan Canterbury'i yok eder. James Holden kendi küçük grubunun yeni atanmış kaptanı olarak bu saldırıyı yayınlar ve saldırganların Mars Donanması'na ait olduğunu ifade eder. Gergin ilişkiler içinde olan Güneş sistemini gezegenler arası bir savaşa sürüklemekte olduğunu hesap edemez... Joe Miller ise Ceres'te özel güvenlik kuvvetinde görev yapan orta yaşlı bir dedektiftir. Amirinin ona verdiği son yan görev onu Güneş sisteminde çalmaya başlayan savaş davullarının merkezine, son dönemlerde yaşanan tüm garip olayların ardındaki sırra götürecektir. Dış Gezegenler İttifakı'nın düşük rütbeli bir üyesi, ailesinin mirastan men ettiği bir kız, Julie tüm komplonun merkezinde önemli bir rol oynamaktadır. Miller'ın davaya olan ilgisi zamanla saplantıya dönüşecektir... Güneş sistemi sürekli bıçak sırtında olan ilişkilerin yaşandığı karanlık bir gelecek tablosu çiziyor. Dünya tüm insanlığın beşiği olarak teknolojik ve stratejik üstünlük sahibi bir gezegen, Mars'ın yaptığı atılımlar onun poziyonunu tehdit etmekten uzak. Mars, Dünya ile tek taraflı bir yarış halinde ve Kuşaktaki tüm istasyon, gezegen toplamından fazla nüfus barındırıyor. Kuşak dağınık ve bürokratik açıdan bölünmüş bir gezegen ve istasyon koalisyonu olarak görülebilir. Uzun zaman boyunca düşük kütle çekiminde yaşamış olan Kuşak sakinlerinin çocukları çok uzun boylu ve kas gücü açısından zayıf. Kuşak kendi lingo ve ağız yapılarını geliştirerek İç gezegenlerden sosyal ve kültürel bağlar bakımından uzaklaşmış. Hizipleşmeler son derece sert kültürel çatışmalara ve bir yerde ırkçılığın yükselmesine sebebiyet vermiş. Özel güvenlik şirketleri ufak ordular gibi bürokrasinin güçsüz olduğu Kuşak bölgesinde adalet dağıtmakla görevli. Kendilerini polis gibi görseler de tam olarak bu tanıma uymuyorlar. DGİ ise terörist olarak algılanan bir grup, Kuşak'ın iç gezegenlerle aynı haklara sahip olması için mücadele ediyorlar. Ancak yöntemleri kimi zaman aşırı kaçtığı için herhangi bir kanuni güçten destek görmüyorlar. Henüz yıldız motorları icat edilmediği için insanlık beşiğinden çok da uzaklaşma imkanı bulamamış. Kitap birbirine zıt görüş ve algıları olan Miller ve Holden arasında ayrılan bölümlerle bağlantıları kuruyor. Holden, eski bir asker. genç bir subay adayı olarak görev yaptığı dönemde askerliği bırakıp su taşımacılığına başlıyor. Fazlasıyla safdil kaçan görüşleri var. Tam bir idealist. Miller ise tüm yaşamı boyunca polislik yaptığı için hayata bakış açısı daha geniş ve sistematik. Karanlık bir karakter. Kendini yok etme yolunda attığı adımlar sonunda kendi insanlığı ile olan bağlantıları zayıflıyor. Yalnızlığını eski karısının hayalini görünmez bir arkadaş gibi yanında taşıyarak ve karar süreçlerine dahil ederek aşmaya çabalıyor. Zamanla Candace yerini, Julie'ye bırakıyor. Holden'in çocuksu safdilliği ona sıkça ilişki fırsatı sunsa da sonunda baltayı taşa vuruyor. İS'sinin ilgisini kazanabilmek adına kendini ve görüşlerini yeniden tanımlamak zorunda kalıyor. Kitabın ele aldığı konular arasında kayıtsızlık, yalnızlık, klinik kasaplık ( bilimin doğaya tahakkümü ), deontoloji tartışmaları ve ırkçılık sorgusu yer alıyor. Makyavellist ifadeler üzerinden modern finans dünyası eleştirilirken; sınırsız nufüz ve güç hayaliyle yanıp tutuşan Dresden karakteri biraz karikatürize kaçmış olmasına karşın kurguyu çok fazla sarsmıyor. Bağlantılar ustaca kurulmuş ve karakterler çoğunlukla inandırıcı. Gizem ve merak öğeleri son derece başarılı kullanıldığı için sürükleyici bir kitap. Kurgu çok sayıda sert öğe ve motif kullanıyor. Eserde büyük ustaların izleri rahatlıkla görülebilir: K.Dick'inkilere benzer dedektif karakteri, Asimov'un öngördüğü kültürel ve fiziksel açıdan farklılaşmış istasyon ve gezegen çeşitlemeleri, Clarke'ın Rama'sındaki gibi tartışmasız teknolojik üstünlüğe sahip uzaylı tanrılar vs...
Baskı: Efendi Uyanıyor
Graham, uykusuzluktan muzdariptir. Sosyalist idealleri olan hayatının yeni aşamasına alışamamış biri olarak intiharın eşiğine gelmiştir. Her uykusuz gece onu biraz daha toplumdan uzaklaştırmaktadır. Bir gece tanıştığı başarısız bir ressamın arkadaşlığıyla biraz rahatlayan Graham, kataplektik şoka girer. Tüm yöntemleri denediği halde uykuya dalamayan Graham, girdiği şok sırasında uzak bir akrabasının malvarlığı ve sağlığı ile ilgilenmesi sayesinde huzurlu bir şekilde uyur. Doktorların verdiği ilaçlarla bünyesi iyice yavaşlayan Graham, 203 sene sonra uyanır. Bildiği dünya ve insanlar geride kalmış, yönetim sistemleri çökmüş tüm dünyanın en zengin insanı olarak uyanan Graham, artık dünyanın efendisi ve sahibidir... Graham, bileşik faizde 203 sene bekleyen servetini kendi aktif olarak yönetmediği için vekilleri servetini ve dünyayı onun yerine yönetmişlerdir. Zamanla statükoyu simgeleyen birer imgeye dönüşen bu kişiler despotça yönetimleri ile halkı bezdirmiştir. Mega şirketlerin süper liderler altında düşük yaşam kalitesine neden olan politikalar üretmesi motifi siberpunk'ın ortaya çıkmasından 80 sene önce ustanın kurgusundan açıkça işlenmiş gibi gözüküyor. Püriten algıdan çok da uzaklaşmayan Wells, modern batının geleceğini, aslında bugünümüzü çok önceden anlatıyor. Doktorlar, ancak ilaç dağıtan, antidepresan makinelerine dönmüşler, sinema sektörü toplulukları uyuşturan bir araç konumunda, yazılı basın sona ermiş, şirketler tek idare altında toplanmış ve cilalanmış bir borçlandırma ve kölelik politikası üretmekteler ( tanıdık geldi mi? ) , doğa üzerindeki tahakküm fantezisi gerçeğe dönüşmüş artık çılgın mühendislik projeleri ile gökyüzüne bile sınır konmuş, elektrikli bir göğün altında yaşam teknik bilgiye sahip azınlık ve kalifiye olmayan basit işçiler arasında paylaşılmış. İsyan ve devrim kazanı kaynarken uyanan Graham tüm dünyanın sahibi ve efendisi olmak dışında, mitik bir yerde dini bir figür olarak insanlara umut vermektedir. Şimdiyse uyandığı için ondan beklenen halkın yanında yer alması ve adilce yönetmesidir. Elitizm ve kapitalizm eleştiriler son derece açık ve sert. İlk distopyalardan biri olan eser, günümüze dair son derece gerçekçi öngörülerde bulunmuş. Uçak teknolojisini savunması ve önemine sıkça vurgu yapması, 1. Dünya Savaşı'ndan yıllar önce teknolojik üstünlüğün kimler üzerinde toplanacağını bildirmesi çağın on yıllarca önünde görüşleri önemli artıları. Ancak kimi yerlerde açıkça ırkçı yorumlar ustanın diğer eserleriyle ve görüşleriyle örtüşmeyen bir tablo çiziyor.
Baskı: Yanılsamalar Kenti
Uzak gelecek... Uzay çağının başlangıcından 2000 yıl sonra dünya içine kapanmış; kendi içinde ve dış gezegenlerle iletişimi kesilmiştir. Kıyamet sonrası dünyada bilinen medeniyet sonra ermiş, bilinmeyen bir ırkın komplosuyla bir paranoya ve durgunluk dönemi yaşamaktadır. Küçük komünlerden birine benliğini yitirmiş bir yabancı sığınır, küçük bir çocuğun becerilerine ve gelişmiş bir adamın bedenine sahip yabancı bu dünyaya ait değildir. Amber rengi gözleri, kedilerinki gibi olan irisleriyle bir uzaylı olduğu açıktır. Ancak o bir düşman mıdır? Dünyayı gizemli yöntemlerle yöneten Shing'lerden biri midir? Eğer değilse... kimdir? Tüm gezegenin kaderini belirleyecek bir arayışa çıkan yabancıya yeni ailesi Falk adını takmıştır. Hem kendini ve medeniyeti duraklamaya sokan gizemi arayacaktır... Taçsız kraliçe, efendi-köle ilişkiyle idare edilen bir dünya kurgulamış. Paranoya yeni kurgulanan bir din haline gelmiş mitosa can vermiş. Bu mitos sıklıkla yaşama saygı yasasıyla vurgulanan alıntılarla okura aktarılıyor. Taoizmin temel öğelerini her eserinde kendi yorumuyla okura sunan Guin, merak öğesini ustalıkla kullanmış. Paranoya ve gerçeklik sorgusu K. Dick'in imzası gibi olan bu öğeler, Guin tarafından pek kullanılmasalarda K.Dick ustalığında kurguya katılmışlar. Sürekli şüphe içinde yaşayan insanlar dinleriyle desteklenen yabancı korkusunun esiri olmuşlar. Medeniyet gerilerken monarşi türleri ve kabile tarzı yaşam ön plana çıkmış. Şehirler yok olmuşlar, insanlar bir arada yaşamayı unuttuğu için bu yapılanmalar uzak geçmişte kalmış. Ancak uzaylı ırkın yaşadığı rivayet edilen son büyük şehir olan Es Toch geçmişin gizemlerini saklamaktadır. Falk, Es Toch'a uzanan yolculuğunda yabancı korkusu ve şüpheyle mücadele etmek zorunda kalacak, kendini ve geçmişini ararken dönüştüğü kişinin de benliğinin korumanın yolunu bulmaya çalışacaktır. Düalizmi kurgusunun yapı taşları olarak kullanan yazar, anlattığı yolculuk öyküsünü bir varoluşsal mücadeleye dönüştürmüş. Shing'ler dünyanın gizemli sahipleri, onlarla özdeşleşen kayıp koloninin torunları uzak bir gezegendeki tek direniş gücünü oluşturuyor. Falk, sahibine dönen silah motifi olarak kurgulanan bir karakter olarak boyutsuz ve yalın kalmıyor. Yolculuğu esnasında gelişen ve katman kazanan Falk, 2 benliği bünyesinde taşıyan son derece ilginç bir karakter olarak okuru hikayeye bağlamayı başarıyor. Yabancı korkusunu hicveden yazar, Shing'ler motifi ile Makyavellist önermelere saldırmaktan geri durmuyor. İnceden din sorgusunu ve mit oluşum süreçlerini irdeleyen mitosları hoş detaylar olarak tatmin edici bir kurgu sunuyor. Tıpkı Hep Yuvaya Dönmek'te olduğu gibi Kaliforniya vadilerine gönderme yapan yazar kıyamet sonrası bir Amerika kurgulamış. Sürükleyici ve merak uyandırıcı bir eser. Kurgu içerisinde telepatiyi sıklıkla vurgulayan yazar şüphe motifini destekleyen bir öğe olarak bolca kullanmış. Ancak ucuz ve yalın bir anlatı sunmadan okura ulaştırılan bir yolculuk hikayesi bu. Bir adamın kendine ve dış dünyaya yaptığı yolculuk ustaca üst üste binen çok sayıda imgeyle güçlü bir anlatı sunuyor.
Baskı: Flashforward
Nisan 2009'da CERN'de yapılan devrim niteliğindeki deneyin sonuçları kimsenin beklediği gibi olmayacaktır. Deney esnasında bilinmeyen bir etken sonucu tüm dünya bilincini kaybeder ve 1 buçuk dakika boyunca 21 yıl sonrasını deneyimler. İnsanlar geleceği görmüştür. Bilinç kaybı yüzünden oluşan hasar ve can kayıpları çok yüksek olmasına rağmen insanların bir açıklamaya ihtiyacı vardır. CERN'deki görevli bilimadamları bir basın toplantısı düzenlerler ve sorumluluğu üzerlerine alırlar. Ancak hala deneyin değiştirdiği dünyada cevaplanması gereken sorular vardır... Geleceği değiştirmek mümkün mü? Biteceğini bildiğiniz bir evliliği yapmak, asla hayallerinize ulaşamayacağınızı bildiğiniz halde yaşamaya devam etmek? Lloyd Simcoe ve Theo'nun deneyden sorumlu kişiler olarak kendi gelecekleri ve eksiklikleriyle yüzleşmeleri gerekecektir... Dünyayı sonsuza dek değiştirecek bir deneyin sonundaki kaos ve şüpheleri ustalıkla yansıtan yazar, kurgusunda determinizm ve özgür irade arasındaki bitmeyen mücadeleyi işlemiş. Güçlü argümanlar ve detaylı açıklamalarla katman katılan kurgu, merak öğesini başarılı bir şekilde kullanıyor. Minkowski'nin küpü ve Kopenhag yorumuna getirilen açıklamalar eserin güçlü yanlarından... Tipler'in ölümsüzlük kuramı ilerleyen bölümlerde geçerliliğini yitirse de özgür irade üzerine ciddi bir argüman olarak okurun karşısına çıkan güzel bir detay. Karakterlerin ikilemleri samimi ve gerçekçi bir tonda aktarılmış. Yazarın donanımlı ve ikna edici olduğu gözden kaçacak gibi değil. Llyod,deneyinin sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındığı için özgür iradeyi ve geleceğin değiştirilebileceği önermesini reddediyor. Bu durum sevdiği kadınla evlenmesi önünde de bir engel. Geleceğinde evli olacağını gördüğü kişi sevgilisi Michiko olmadığı için ilişkilerine ciddi bir yük biniyor. "Biteceğini bildiğiniz bir ilişkiye yatarım yapmak mantıklı mı?" sorgusu Llyod'un karar vermesini çok zorlaştırıyor. Llyod'un arkadaşı ve deneydeki ortağı olan Theo, gelecekte kendisini ve yaşamını görmemiştir; konunun üzerinde araştırma yaptığında 21 yıl sonra hayatta olmadığını öğrenir. Ölüm korkusuyla katilini ve ölüm sebebini araştırmaya başlayan Theo,"ölmekten korktuğu için yaşayamaz": evlenmez, geleceğine yatırım yapmaz. Michiko Bilinç kaybı esnasında küçük kızı Tamiko'yu yitimiştir. kendi geleceğinde küçük sevimli bir kızı olduğunu görmesi kaybının acısını azaltmaya yaramayacaktır. Belirsizliğin ortadan kalkması, yaşamın temel öğelerinden birinin devrilmesiyle oluşmuş bir dünyada kesinlikler geleceği şimdiden değiştirmeye başlamıştır. Kendini doğrulayan kehanet motifini ustaca ve incelikle kullanan yazar çoğu şeyin belirgin olduğu bir dünyada yaşamın nasıl olacağına dair öngörülerini ikna edici temellere dayanarak hazırlamış. Hangi şirketlerin batacağını, hangi ülkelerin sanayi atılımı ve teknoloji devrimi yapacağını önceden bilseydik nasıl olurdu? Theo'nun saplatısını Melville'in Ahab'ı ve Oedipus'la kıyaslayan yazar en eski sorularda birini yorumlamış: "Cehalet mutluluk mudur? Bilmemek belirsizlik daha mı iyidir?"
Baskı: Bilim-Kurgu
Türün ekol ve akımlarını inceleyen bir kitap. Yazar girizgahta tanım koymanın zorluğu üzerinde dururken türün öncülerinin kendi tanımlarından örnekler sunmuş. İlk ayrımın 2 büyük ustanın yazım farklarından doğduğunun altını çizerken daha sonra "mühendis işi bilim kurgu" olacak Wellsyen ve "kurmaca bilim kurgu" olacak olan Verniyen ayrımlarını detaylı biçimde açıklamış. Ekollerin ayrımları ve tarihçeyi sunulurken önemli eserler ve yazarlara değinme unutulmamış. 2. bölümde ele alınan başlıklar işlenen temalara göre ayrılmış, uzay ve zaman olarak. Tüm temaları ve önemli yazarların eserlerini özetleyen kısımlar açıklayıcı ve sade: Zaman yolculuğu, mutasyonlar, yeni icatlar uzayda yolculuk vs. Yazar Amerikan ve İngiliz ekollerine ağırlık verirken Doğu Avrupa'yı incelenen tarihçe bölümlerine katmış. Son bölümde tür olarak neden saygı görmesi gerektiğini inceleyen yazar, yükselen fantezi ekolüyle arasındaki sınırları net biçimde çizmiş. Eser tarihçe açısından güçlü olsa da eksik kaldığı yönler bulunmakta: En uzun olması gereken bölümün özet niteliğinde olması, önemli eserlerin edebiyat klasikleriyle paylaştığı temalar ve aktarım farklarını es geçmesi, fantezi ve bilim kurgu ayrımının örneklerle zenginleştirilerek daha detaylı açıklanmasının gerekmesi gibi. Tüm ustaların podyum şovuna benzeyen, biraz daha detaylı olması gerekmesi haricinde eksiği olmayan bir deneme. Başka incelemelerde görüşmek üzere.
Baskı: Deliler Mezarlığı
Sene 1954, Los Angeles. Karşısında kurulu olan mezarlığın aksine Maximus stüdyoları son derece hareketli bir yerdir. Tüm stüdyolar arasında en çok karı kapan güçlü ve köklü bir şirkettir. Kahramanımız arkadaşı Roy ile birlikte korku sinemasını canladıracak bir proje getirmeleri için görevlendirilmiştir. Roy özel efekt ve makyajı hazırlayacak kahramanımız ise senaryoyu yazıp "Canavar" ı tanımlayacaktır. Cadılar Bayramında kahramanımıza yapılan eşek şakasından sonra gelişen tuhaf olaylar onları "Canavar"larına götürür. Fikir ve tema hazırdır ancak bu noktadan sonra işler karışacak, insanlar ortadan yok olacak geçmişin günahlarını sorgulamak ise çiçeği burnunda senaristimize düşecektir... Tüm örgü boyunca 1. tekil üzerinden aktarılan hikayede bir kez olsun kahramanın adı okurla paylaşılmıyor. Bir gizem öyküsü olarak başlayan hikaye kimi zaman polisiye öğeler de barındırarak film dünyasının kilerine sürüklüyor okuru. Filmlerin büyüsüyle gerçeküstü bir düzeye çekilen öykü sık sık birbirine son derece tezat olan 2 yapıyı kıyaslıyor: Mezarlık ve Stüdyo. Birbirinden ilginç karakterler, diyalogları ve hikayeyi hayli zenginleştiriyor. Hollywood'un karanlık yüzüne fazlasıyla yaklaşan karakterimizin vakıf olduğu sırlar onun hayatını tehlikeye atarken gerilim dozunu sürekli yükseltiyor. Kurgunun ve sanatın doğasına dair yazarın paylaştığı çıkarımlar doyurucu. Modern bir "Operadaki Hayalet" uyarlaması olan eser ciddi eleştiriler de içermekte. Oynadıkları rollerle bütünleşip kendi benliğini yitirenler, geçmişin ihtişamında yaşamayı seçenler, hayatını nesneler üzerinden tanımlayanlar, kendinin kurgunun kapıları arkasına saklayıp gerçek dünyadan el ayak çekenler, kırık benliklerini başkalarını inciterek onarmak isteyenler bu eleştirilere hedef olanlardan birkaçı. Yazar, uyarlamalar konusundaki becerisini sergilemekten çekinmezken stüdyo tozu yuttuğunu ( Moby Dick'in senaryosunu sinemaya uyarlamıştı ) da belli ediyor. Stüdyodaki karakterler ve ortam ikna edici bir sahiciliğe sahip.
Baskı: Gökdelen
40 katlı, tüm ihtiyaçlarını kendi karşılayabilen bir gökdelen. 2000 dairede, 2000 farklı hayat. İnsanları bir araya getirmek için değil ayrı tutmak için dizayn edilmiş bir mühendislik ve mimari şaheseri. Bu gökdelenin sakinleri, kafaları üzerinde asılı duran beton kabusa zamanla teslim olacak, önce sınıflara ayrılacak, ardından klan savaşlarına katılacaklardır. Durumun kontrolden ne kadar hızlı çıkacağını ise kimse tahmin etmemektedir... Anthony Royal, binanın mimarı ve üst sınıfın lideri, Robert Laing ise orta sınıfa ait bir doktor, Richard Wilder, alt sınıfın lideri ve bir Tv programı editörü. Hikaye bu üç karakterin kendi iç çatışmaları ve sınıflar arasındaki çatışmaya verdikleri tepkiler üzerinde yoğunlaşıyor. Önceleri gelir ve sosyal konum üzerinden ayrılan katlar arasında hiçbir sorun yaşanmazken, ufak kışkırtmalar bir sınıf savaşının patlak vermesine sebep oluyor. Binanın kendisi üzerinde çok sayıda imge toplanmış: Toplumun seviyeleri, betondan bir Everest; önceleri sağlıklı normal insan ( modern insan ) olan, baskı ve beklentiler altında çürüyen hasta toplumun özdeşleştiği bir gösterge... Bir mücadele, değerini kanıtlama çabası, modern bir hayvanat bahçesi, kuş kafesi, hapishane... Binanın içinde gelişen olaylar örgüsü, sosyal ve zeka açısından gerileme motifi üzerinden Freudyen ve Sosyal Darwinist göndermelerle bir savaş alanına dönüşen vahşi bir kurgu sunuyor. Le Bon'un ilkelerine göz kırpan hedonist partiler, ardından başlayan kışkırtmalar, sözlü şiddetin dahil oluşu ve ardından katıksız şiddet toplumun içinde bulunduğu varoluşsal mücadeleye vurgu yapmakta. Karşıt anlamlara ve abartıya bolca başvuran örgüde, iş yaşamı apartman yaşamından kademe kademe ayrılıp kopuyor. İnsan ilişkileri çıkar ve güvensizlik üzerine kurulmaya başlanıyor. Hebefrenik bir gerileme olarak kendini gösteren çürümeye vurgu yapan martılar motifi, kokuşmuş gökdelenin tepesinden bir an olsun ayrılmıyor. İnsanlar önce ilişkilerini ve işlerini savsaklıyor, ardından kişisel saygı ve temizliklerini. Taş Devrine doğru hızla ilerleyen toplumun teknoloji harikası bir gökdelende yaşıyor oluşu, çok güçlü bir tezat olarak okurun karşısına çıkıyor. Gökdelen tüm karakterler için farklı anlamlara geliyor. Royal için, üstünlüğü kabul ettirmesini sağlayacak ve fiziksel hasarlarının ötesinde tatmin sağlayacak bir araç, Laing için araya karışabileceği, uyum sağlayabileceği bir kovan, Wilder içinse tırmanılmayı bekleyen betondan bir dağ. Cep kıyametinin patlak verdiği bina sonlarına doğru bir kıyım makinesine dönüşüyor. Koridorlarında golf sopalarından yapılma yaylarla avlanan, trabzanlardan sökülmüş sopalarla gezen katil ve tecavüzcülerin dolaştığı, insanlığın sona erdiği zayıf bir deney. Ekzogeni çöpe atılıp akraba için üremeye dönenler, zekası 3 yaşındaki çocuklardan daha az kalanlar, evrimsel açıdan gerilemeye vurgu yapan sert motifler. Kadınlar matriarşiye geri dönerken insan ırkının en temel gelişim unsurlarından biri daha ortadan kalkıyor, yamyamlık geri dönüyor. Öyküdeki gökdelenin ikizi karşıda gururla dikilirken örgü başlarındaki ufak ve görülebilir sorunların orada da ortaya çıkması tüm toplulukların sonunun aynı olacağı öngörüsüyle metni kapatıyor.
Baskı: Kıyamet Kitabı
Sene 2054. Tarih artık uygulamalı bir bilim dalı haline gelmiştir. Geçmişe yapılan yolculuklar sayesinde daha gerçekçi veri ve tablolar elde edilmektedir. Genç bir öğrenci olan Kivrin, Ortaçağ'a yapılacak bir yolculukta yer almayı çok arzulamaktadır. Ancak bir sorun vardır: O kadar geriye dönük bir yolculuk henüz yapılmamıştır. Bu konuda kendini eğiten Kivrin, dönem dil, edat ve sıfat kalıplarını, latinceyi, sofra ve ev adabını öğrenir. Hocası Bay Dunworhty'nin tüm uyarılarına rağmen 1320 senesine yapılacak yolculukta tek başına olmayı kafasına koymuştur. Tüm aşıları yapılmış, tüm detaylar gözden geçirilmiştir. Ancak bir terslik çıkar: Kivrin arzu edilen tarihe gönderilememiştir. Kara Ölüm'ün Avrupa'yı kasıp kavurduğu 1348'e pek uzak olmayan bir tarihteki olası sapmayı hesaplayacak olan teknisyen ateşlenir ve hastahaneye kaldırılır. Zaman çizgisinin iki ucunda da salgına ve kol gezen ölüme karşı amansız bir mücadele verilecektir... Yazar, bir bilim kurgu öğesini insani sorguya çevirmiş. Tarih uygulamalı bir bilim olsaydı? Yüzlerce yıl önce ölmüş olan insanlarla aynı ateşin başında ısınıp aynı tabaktan yedikten sonra... hala objektif olabilir miydik? geçmiş trajediler bize daha çok mu dokunurdu? Zaman engeli kaldırılabilseydi eğer... geçmişle paralellikler bulur muyduk? Zaman kendini gerçekten tekrar mı ediyor? İncil alıntıları milimetrik etkinlikle ve yerinde kullanılmış. Özellikle "Masum Çocuklar Günü" ve "Agnus Dei" vurguları son derece sert motifler olarak okurun karşısına çıkmakta. Geçmişin cahilliğiyle bugünün cahilliğinin kıyaslaması yapıldığında çok yol gitmediğimizi sadece gösterişli oyuncaklarımız olduğu önermesi fazlasıyla sarsıcı bir paralellik kurulmasını sağlıyor. Agnus dei ( Tanrının kuzusu ) ilahisi salgında yiten masum ruhları vurgularken din ve Tanrı sorgusuna giriyor, yüzünün akıyla altından kalkıyor. ( spoiler vermemek adına ilahi ve karakterlerden biri arasındaki bağlantıyı es geçiyorum ) Dunworhty'nin geçmişte tutsak kalan öğrencisine yardım etmesindeki acizlik, Kara Veba günlerinde ve oğlu çarmıha gerilirken Tanrı'nın acizliğiyle özdeşleştiriliyor. Kivrin, Azize Katherine'le özdeşleşirken bulunduğu köye yardım edebilmek adına sersefil oluyor. Zaman çizgisinin 2 yanında aynı anda patlak veren salgın kurbanlarını toplarken İnsanın tüm iyi ve kötü özellikleri gün ışığına çıkıyor. Çocuk gelinler, meymenetsiz kaynanalar, merhamet yoksunu insanlar, zenginliğe ve şaraba dini pozisyonlarından önem veren rahipler, şehvet düşkünü yaşlı adamlar, cehalet, başkasını suçlamaktan yardım etmeyi aklına getiremeyenler, tembellik, kibir kefenin bir yanında yer alırken; diğer yanında, asla pes etmeyen, birine yardım etmek adına tüm kural ve prosedürleri çiğneyebilen insanlar, merhamet, özgecilik, insaniyet yer alıyor. Zaman çizgisinin her iki yanında da kefelerde bu kavramlar sallanırken yazarın verdiği detayların boyutu hayret verici. Çok incelikli bir araştırma sürecinin ürünü olduğunu ortaya koyan metin, kıyametin tüm irinleri ve tüm güzellikleri ortaya döktüğünü kanıtlıyor her sayfasında. Aynı zamanda yüzlerce yıl önce ölmüş olan karakterlerle ( aslında hiç var olmamış ) okurun duygusal bağlar kurmasını sağlayan yazar, üslubunun gücünü de burada tekrar belli ediyor. Bilim kurgu ekolünün en paradokslu konusunu hiçbir mantık hatasına takılmadan işleyebilmesi, sorgularının gücü, tarihsel detayların zenginliği, eleştirel yapısı, merak öğesini ustalara layık bir güçte kullanması aldığı tüm ödülleri tek tek hak eden bir eser olmasını garantiliyor.Tam bir şölen.