Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İmparator Dünya
C. Clarke'ın performansının altında, ortalama bir gelecek hikayesi.
Baskı: Gelecek Irk
ırkçı, seksist ve küstah vahşi emperyalist ifadelerle dolu, mantık hatalarında boğulan zayıf ve zorlama bir roman.
Baskı: İnancın Sonu
argümanlarını son derece sağlam savunmasına rağmen, tüm radikallerden ziyade sadece radikal islamın dünyaya bir tehdit olduğu yönünde vurguları tarafsızlık hissini yaralamakta. Dawkins performansına ulaşamıyor ne yazık ki.
Baskı: Görevimiz: Uzay Boşluğu
Tau Ceti’ye yapılacak zorlu yolculuk için kullanılan klonlar ilk 4 yolculukta başarısız olmuştur. 5 Dünyalı adlı gemi, “Otomatik Akıl Merkezi” ni öldürüp komutayı ele geçiren mürettebatı sayesinde yolculuğa devam etme şansı bulmuştur. Bickel, başarısız kaptan Tim’in yerine yönetimi ele alıp yolculuğu tamamlayabilmeleri için biyolojik parçası olmayan tamamen mekanik bir zeka yaratma çabasına girişmiştir. Klonların yolculuğu tamamlayabilmek için mekanik, fiziksel ve psikolojik zorlukların üzerinden gelemleri gerekcektir... Yumurta şeklindeki uzay gemisi, “Koza”, demirden bir rahim temsili olarak okurun karşısına çıkarken, cam rahimlerde büyümüş klonlar üzerinden bolca Freudyen ima yürütülüyor. Klonların mal olarak kabul edildiği ve dikte edildiği kurguda klonlarla herhangi bir ilişki kurulmasını engellemek adına Ay üssü çalışanları tüm diyalogları camlar veya monitörler ardından gerçekleştiriyorlar. OAM’ın çıldırıp mürettebatı öldürmeye başlamasını yüce bilimadamlarının öngörememesi veya önemsememesi motifi klonların harcanabilir olduğu düşüncesini vurguluyor. OAM’lar bilgisayar arayüzüne bağlanmış kavanoz içindeki beyinler olarak Broca’nın beyni atfında bulunurken, Damasio’yu doğrular biçimde bedensizliğin şizofreni, yabancılaşma ve deliliğe neden olduğu vurgusu aynı zamanda mekanik bilinç yaratmanın önündeki güçlüklerden birini de işaret etmekte. Bilincin ne olduğu ve tam olarak nerede başladığı sorguları çok sayıda metafizik ve nörofizyolojik irdelemenin geçtiği romanda sıklıkla geçmekte. Shakespeare atfı yapan yazar, yaşamaın tanımı konusundaki tartışmaları da inceleyerek metnini zenginleştirmiş. “Klonların ruhu var mı? Kopyalandıkları kişiyle tamamen aynılar ve aynı hafızaya sahipler mi?” gibi sorulardan metin boyunca genellikle uzak duran yazar, hipnoz ve klasik şartlanma gibi bilim adamlarının cephaneliklerini klonların üzerine boşaltarak buna benzer irdelemeleri boş bırakmış. Bickel karakteri, sınırları olmayan bilimadamı olarak sağlam ateist argümanlar yürütüyor; Prue, Descartesçi bir tahakküm unsuru olarak kendi bedeni üzerinden insan ruhu ve zihnine hükmetmenin yollarını arıyor, Flattery hem sosyal hem de tıbbi iktidar olarak ( papaz / rahip ) varoluşlarını sorgulayan klonları dini nutuklarla uyuytup görevlerinden başka şeyler düşünememelerini sağlamak rolünü üstleniyor. Bickel modern bir Dr. Frankestein iken Falttery karşı ağrılığı gibi davranıyor ve metafizik açılımlamacı ve dini fanatik olarak göz dolduruyor. Timberlake yaşamın kutsallığını vurgulamaktan başka boyutu olmayan zayıf ve tek boyutlu bir karakter olarak kurgulanmış, yolculuğun askeri yönünü temsil etmekte. Yazım hataları sıklıkla göze çarparken, gerilimi son derece yüksek tutan metin okuru kendine bağlamayı başarıyor.Bilinci biyolojik süreçlerden ayırma çabası, algısal perspektifleri bilgi felsefesi ışığında ele alınmış. Huxley atfı yapan yazar, bilincin tersine mühendisliğine giriştiği zaman metin teknik bir kullanma kılavuzuna dönüşüyor ve elektronik mühendisi, yazılımcı veya çılgın bilimadamı olmayan tüm okurlar için salyangoz hızında gelişen bir laf kalabalığı oluyor. İsanmerkezcilikten son derece uzak olan roman ağırlaşan temposu ve fazlasıyla teknik dili ile okurunu kendinden soğutabilir. Roman HARD ( gerçekten ) SF türüne dahil ve Makineden Tanrı ( deus ex machina ) motifine fazlasıyla bel bağlamış durumda. Yolculuğun sonunda ortaya çıkan yapay bilinç klonların kendisine tapınmasını talep ederek metni kapatırken ortaya çıkan tutarsızlık metnin tümünü ve kurguyu tehlikeye düşürüyor. Klonların yapay bir bilinç yaratıp yaşanmaz olduğu iddia edilen bir gezegende ( ki yolculuğun 400 yıl süreceği sürekli belirtildiği halde sürmüyor.. ) medeniyet kurmalarının insan ırkına veya bilimin ilerlemesine ne gibi bir katkıda bulunacağı soruları havada bırakılıyor. Çok başarılı bilinç, din ve sosyolojik sorgulamalar dışında zayıf kalan, ortalamanın çok az üzerinde bir hard SF.
Baskı: Masallar Ve Toplumsal Cinsiyet
İktidarı sorgulayan değil, ona destek olan, fon ne kadar fantastik olursa olsun aşk ve aile ilişkilerinde bir kalıbı sağlamlaştırmanın ötesine geçmeyen, cinsiyetçi masalların daha fazla yayılmış ve kemikleşmiş olduğunu vurgulayarak metnini açan yazar, klasik masalın halk kültürünün billurlaşmış hali olduğunu belirtiyor. Otto Rank’ı alıntılayıp entellektüeller için bile eleştirel dikkatten uzak kalan masalın, hoşça vakit geçirme anlamıyla sınırlandırılıp çocukça ve bazen de niteliksiz bir sahtekarlık olarak nitelendirildiğini oysa masalın bilinçdışının simgeleriyle görünür yüzeyin altına grifit labirentler kurarak ikincil bir hikaye işlettiğini ifade ediyor. “Bir zamanlar, ülkenin birinde, bir padişah yaşarmış...” söylemindeki “yer,zaman ve kişi belirsizliği” nin eleştirileri cezadan muaf tutma görevi aldığını, toplumun kadının mağdur olanını yücelttiği için, masallardaki iyi kadınların genelde zor durumda bulunduğunu, doğrudan savunma yapamadıklarını, koruma edinmek için hikayesinin sahiplenilmesini sağladığını böylece mağdur olarak yönettiğini, yüceltilip ve onandığını ifade eden yazar, Kadınların mağdur olması motifinin erkekte gizli kalmış bir arzuyu ortaya çıkardığını vurguluyor: Kahraman olma. Bataktan kurtarılan güçsüz, saf genç kıza hayatı öğretmek motifini de “önemli olma arzusuna” bağlıyor. Propp’u alıntılayan yazar, masallarda kişilerin adları ve niteliklerinin değiştiğini ancak eylemleri yada işlevlerinin sabit kaldığını belirtirken bu sayede masalların hem olağanüstü bir çeşitlilik hem de aynı ölçüde bir tekdüzelik sunduğunu okuruyla paylaşmış. Masalların ödüllerini ancak bağımlı kadın tiplerine sunduğunu, bağımsız kadınları ise olağanüstü sınırlarına çektiğini ( cadılar, dev anaları, büyücü,peri kızı... ) , erkeğin temel değerlilik ölçütü olan kahramanlığın iki getiriye sahip olduğunu ( ödül-kadın, sosyal statünün yükselmesi ) vurgulayan yazar, cinsiyetçi değerlilik ölçütlerine uyan karakterlerin nihai ödülleri evlenerek kazandıklarını, bağımlılık ve bağımsızlık dayatmalarına aynı anda maruz kalıp bocalayan kadının masalın “kurtuluş mitlerine” ( beyaz atlı prens vs. ) yaslanma ihtiyacı duyduğunu belirten metin klasik psikanalitik açılımlamalara sırtını dayamış. Metin; geleneksel masalda ilk öpüşmenin büyüsünün, çirkini güzele, yaratığı prense, ölümü hayata, kötüyü iyiye çeviren bir dönüşüm sağladığının altını çizip erkeğin evlenince kadına güzel geleceği ya da değişeceği ama bunun karısının sevgisine sabrına kadınlık başarısına bağlı olduğuna bağlandığını ifade edip “Güzel ve Çirkin, Pamuk Prenses” açılımlamaları yapmış. Libido ve Thanatos kavramlarına fazlasıyla yüklenen metin, masallarda bir ölünün öpülmesinin normal koşullarda dehşet verici olabilecekken dikkat bile çekmemesi, evrensel bilinçaltında yerli yerinde anlaşılmasından kaynaklandığını belirtirken Jung atfı yapıyor. Yeni Freudçular kadar Avusturya ekolünün vurguları net bir şekilde görünürken prensesi ancak prensin öpebildiğini böylece sınıf düzeninin korunduğunu ifade eden yazar, ilk öpüşmenin pek çok anlatıda kadının uysallaşmasını sağlayan en keskin araç olarak kullanıldığını belirtiyor. Masumluğuyla tanınan Batı masallarının ilk metinlerinde öpüşme yerine “tecavüz” ün yer aldığını reddetmeyi nazla karıştıran pek çok tecavüzcü benzer söylemleri, tecavüzün kadının fantezisi olduğu kabulüyle tekrarlandığının altını çizen metin son derece cesur açılımlamalarda bulunuyor. Ana hedefi çocuğu yetişkin yaşamına hazırlamak olan masalların, ağırlıklı olarak ergenliğin sona eriş sürecini konu edindiğini, insanlığın temel ancak kabullenilmesi güç itkilerini şık kurgular içinde arzu gibi masumluktan da vazgeçmeyi gerektirmeyen kurnaz bir zerafetle doyuma ulaştırdığını ifade eden yazar, Aşağılamanın dişilik özellikleri üzerinden yapıldığını belirtirken cadıların ya çok güzel ya da çok çirkin olduğunu aşağılama ve yüceltmenin bu yöntemle yapıldığını örnekliyor.Çocuk oyunlarının da kıza kalmanın, erkeğe gitmenin simgelerini aşılamak için dizayn edildiğini, kadının kahraman olduğu hikayelerde yolculuğa erkek elbiseleriyle çıkılmasının dışsal alanın ( evin, sarayın vs nin ) eril olana ait olduğunun açık bir kabulü olduğunu ekleyen yazar, erkeğin kötü dişi tiplemelerini çoğu zaman hileyle yendiğini, dev anasının memesinin emilmesinin ( oral fiksasyon vurgusu hariç ) tıpkı ilk öpücük gibi teslimiyete neden olduğunu belirterek cinsiyetçi alt metni okuruna sunmuş. Adler göndermesi ve açılımlamaları ile metnine devam ederken masalların görkem ihtiyacını zirvede bulunan tamlamalarla tatmin ettiğini örnekliyor : en güzel kız, en cesur, en güçlü, en yüce gönüllü kişi vs... Metin, başkaldıramayan çocuğun kahramanın zaferine ortak çıkarak doyum sağladığını, kahraman aracılığıyla ruhsal,sosyal, ve fiziki koşullarla mücadele yöntemleri hakkında bilgi edinmesine rağmen cinsiyetçi, kadını kadını ödül-nesne olarak gören, acımasızca, intikam ve iyi-kötü nün kolayca ayrılabilir olduğuna dair söylemlerin başarı için düşünmeye değil fiziksel gücün ve alt etmenin fethin önemli olduğu vurguları da metinle beraber düş dünyasına aldığının altını çizmiş. Yazar, masalların genellikle mutlu sonu bahşedeceği kızın bunu hangi özellikleriyle hak edeceğinin açıklamasıyla başladığını, her kurban rolünü üstlenen karakterin de başına gelen felaketlerde ilahi bir yan arayarak teselli olduğunu ( kumarbazın yanılgısı ), erkeği aşırı yüceltmenin sorumluluktan kaçmanın mantıksallaştırılmış bir yöntemi olduğunu ifade ederken toplumsal cinsiyet dair söylemlerin ne kadar cinsiyetçi olduğunu net bir şekilde sergiliyor. “Sindirella Kompleksi” ni irdeleyen yazar, Beauvoir alıntısı yaptıktan sonra, esas olarak kadını denetim altında tutmanın politik aracı olan tecavüzün, kadını hem erkeğin karşısında temkinli olmaya hem bir erkeğin korumasına muhtaçlığa; genellikle de evlilik kurumu içine hapsolmaya ittiğini savunmuş. Masallarda yalnızca aşka hayranlık onay kapsamında verilir, aşk ne kadar yüceltilirse yüceltilsin bu aşkın doğal sonucu olan erotizm göz ardı edilmeye mahkumdur, bunun yakışık kalmadığı simgesi işlenecektir diyen yazar, ilk aşkın unutulmaz olduğu ideolojisiyle ve ikinci kadını kötüleyerek ilk evliliğin kutsanmasını savunduğunu bu şekilde aile geleneğini koruma altına alır ve en ufak değişimin azap verici olacağı özdeşlemesini yaptığını belirtiyor. Masalın nihai ödülün anlamının değiştirebileceği ancak ödül alınacağına dair inancın sabit kaldığı fikrini oluşturduğunu, güzel kızların çocukluktan çıkar çıkmaz korunaklı bir evliliğe geçtiğini, böylece güzelliğin cinsel anlam edinmesinin yaratacağı sorunların ortadan kaldırılacağını ifade eden metin, erkeği dünyayı katlanabileceği bir forma sokmak adına, herkes tarafından arzu edilecek bir kadın hayal eder ancak kadının herkes tarafından arzulanmasına tahammülü olmadığı için algıları ayrıştırdığını ileri sürmüş: Sevilecek/yatılacak, evlenilecek/eğlenilecek, azize/fahişe, iyi/kötü, ev/ meyhane... Görüldüğü üzere Oedipal kompleksi açılımında fazlasıyla kullanan ve düalizmle süsleyen metin, varlığını cinsellikte bulabilen kişiler tarafından arzulanan cinsel obje kendilerinden uzaklaştıkça hınç duygusunun geliştiğini ve bunun şiddet olarak dayağa ve lince dönüşebileceğinin uyarısında bulunurken tüm gücüyle bir “catharsis” aramakta olduğu izlenimi veriyor. Kadın cinselliğinin sadece gençliğe sıkıştırılmasının gençlikte umutsuzca güzelliğe koşmaya ve sonunda yanlış yönlendirilmiş bir yaşlılığa sürüklenmesine neden olduğunu, esasında masalın her derde bir deva içerdiğini ve evliliğin sınıf atlamanın en hızlı ve en keskin sonuç veren yöntemi olarak kullandığını ifade eden yazar, irdelediği ünlü masalları kitabının en sonunda açılımlayarak metnini kapatmış. Toplumsal cinsiyet kavramını masalların alt metinlerinde kovalayan metin son derece güçlü bir inceleme olduğunu her sayfasında belli ediyor. Cinsiyetçi söylem ve alt metinlere açıkça saldıran kitap ve yazarı takdiri hak ediyor.
Baskı: Açık Komplo (The Open Conspiracy)
çelişkilerle dolu, önyargılı bir futuristten önyargılı, çelişkili ve "tüm savaşlara son verecek savaş" içeriği ile ısıtıp masaya konulmuş dünya devleti devrimi nasıl yapılır konulu kitap. Orta sınıf beyaz avrupa merkezci centilmenlerin dünyayı kendi cehalet ve sefilliğinden kurtaracağı düşüncesinden temel alıyor olması çok büyük bir eksi iken çağının çok ötesinde -bugün bile tartıştığımız- konuları aydın bir bakış açısıyla ele alması son derece büyük bir ironi olarak okurun gözüne çarpacaktır. kompleks ve güçlü bir metin.