AN
@Antivenom

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Aylak Adam
7/1024.07.2013

Baskı: Aylak Adam

Cehenneme Övgü
6/1016.07.2013

Baskı: Cehenneme Övgü

Yazar deneme kabulündeki eserini geceye güzelleme pasajıyla açmış. Gece hepimizin eşit olduğunu , gerçek anlamda özgür olduğumuz tek zaman dilimi olduğunu belirtmiş. kavramların sözcüklerden önce var olduğunu savunan yazar, dünyayı sözcüklerle tutsak ettiğimizi, bizde aynı sözcüklerin tutsağı haline geldiğimizi ifade etmiş. Delilerin özgürlüğünü överken, tıbbi iktidarı seçkinlerin en güçlü kolluk kuvveti olarak okuruna tanıtmış. Yazarın genel olarak saldırdığı kollektif önkabuller arasında mimari seçimlerde bulunuyor. Mekan koşullandırmaları, duygu durumu ayarlamalarına değinen yazar mimarinin işlevselliği ön plana çıkarark insanı yok saydığını savunmuş. Tekdüze zihin düzeneklerine ve belirlenmiş eylem kalıplarına mahkum edildiğimizi ifade den yazar, kahramanların otoritenin poster çocukları olduğunu ve önkabullerin inşasında önemli rol aldığını eklemiş. Özgürlük içinde yaşamaya cesaret edemediğimiz için bu işi tapındığımız kahramanlara havale ettiğimizi belirtip kötülüğün düşmanın özelliklerinden ziyade hepimizin içindeki " düşman" kavramında saklı olduğunu söylemiş. çocukların değer sistemlerini ve ideolojileri kahramanlar aracılığı ile kimliklerine dahil ettiğini, bilgilendirme içinde boğulduğumuzu, " gerçek" bilginin ona aç olan kimselere ulaşmasının yıllar aldığını ifade etmiş. İktidarların korktuğu şeyin muhalefet değil ciddiye alınmamak olduğunun altını çizen yazar, ardından cinsel kimliklere giriş yapmış. Cinsel kimliklerin birbirini dışlayan 2 şıktan ibaret olmadığını söyleyip belli kimlikleri benimseyip bunları daha sonra seçimmiş gibi mantıksallaştırdığımızı, sevgiyi vermek veya esirgeme eyleminin sevginin kendisini bir denetim aracı haline soktuğunu belirtmiş. Çocukların oyun düzenleri konusunda taraf seçme ve kamplaşma vurguları yapan yazar, ölümün farkında olmayan kimsenin yaşadığınında farkında olmayacağını, " ebediyen" sözcüğünün zamanı iptal ederek ölümü durdurma çabası olduğunu, hep yaşayacakmışız gibi düşünüp miskinleşerek yaşama aktif olarak katılamadığımızı, mesleki kimlik ve çıkarlarımız doğrultusunda ilişki kurabildiğimizi, kendi davranışlarımızı dahi verimlilik çerçevesinde tanımladığımızı , kusursuz insan imajına taptığımız için kusurlu insanlara acıdığımızı, hor gördüğümüzü belirtmiş. Kitabının son sayfalarına gelen dek işin biyolojik rolünü ve enerji korunumu yasasını dahil etmemesi çoğu çıkarımının temelini sarsıyor. Varoluşçulara dahil olduğu gün gibi ortada olan yazarın metininde May, Yalom, ve Fromm 'dan esinlenmeler olduğu, Foucault'a çok yakın görüşlere sahip olduğu net şekilde görülebilir. İnsan- merkezci görüşe karşı olduğu belli olan yazarın anti hümanizm çizgisinden geçip geçmediği ise tartışmalı. Tüm Apollonik öğelere karşı soğuk bir öfkeyle kaleme alınmış olan eserde yazarın kendisiyle çoğu yerde çeliştiğini okur görebilecektir. Özgürlüğü savunurken okurunu determinizme kurban vermesi eserin en büyük eksisi. Maslow ve Skinner atıflarındaki ton farkından yazarın görüşleri biraz daha net anlaşılabilecek bir yapıya kavuşuyor. Açıkçası tek taraflı yazılmış bir eser olmasına karşın çıkarımların çoğu yerinde. Foucault ve May arasında salınan jilet gibi keskin bir sarkaca benziyor bu eser.

Evrim Aldatmacası
1/1014.07.2013

Baskı: Evrim Aldatmacası

Ortaokulda bedava dağıtılmıştı bizlere. o zaman dahi yememiştik.

Android ve İnsan
8/1014.07.2013

Baskı: Android ve İnsan

Usta yazar metnini, ilkel insan ideası üzerinden; nesne- özne tanımlaması yaparak ve antropomorfizm açılımlaması yaparak açıyor. Sibernetik ve insan zihnini yapay zeka kurulumu yaparak çözümleme çabalarına değiniyor. Teknolojinin ilerleme hızının toplumsal normların takip edebileceğinden daha hızlı değiştiğini belirtmek adına Stanislaw Lem atfı yapıyor ve "Dikiş makinası" adına okurun üzülmesini garantiliyor. Özgür irade sorgusuna değinen yazar yükselen kayıtsızlığa karşı uyarılarda bulunuyor: " Dış dünyayı daha canlı hale getirdikçe daha cansızlaşıyoruz." İnsanlık sorgusuna giren yazar, özgün insanlık kavramının ölümünden bahsederken "uyumculuğa" diş bilediğini açıkça gösteriyor. İnsanın çabalarının anlamı olması adına hedeflerine ulaşırken insanlığını yitirmemesi gerektiğini ifade ediyor : "Ad astra par hominem" ( insan olarak yıldızlara ). Varlığımızın doğasını daha iyi kavrayabilmek adına çaba harcamamız gerektiğini çoğu pasajında vurgulayan yazar, bradbury'e atıfta bulunuyor ve bir hikayesini kendi yorumluyor. insanların en bayağı fesatlıklarının bile makinelerin en görkemli yönelimlerinden üstün olduğunu vurguluyor. Kayıtsız kalan yığınlar androidlerle özdeşleştirilmiş eserde. Orwell'e atıfta bulunuyor ve 1984'ün öğeleri üzerinden kendi zamanının gençliğini hem yüceltiyor hem de ufaktan sitem ediyor. Uyuşturucu için serbest kontrol laboratuvarları ile ilgili bilgilerini ve kişisel geçmişinden bölümleri okuruyla paylaşıyor. Tıbbi iktidara yüklenen ve dönemin kişilik kasaplarını eleştiren yazar, şizofreni ve şizoid yapılar hakkında görüşlerini açıklıyor. Türümüzün doğal seçiliminin kadının dayanıklılığında yattığının altını çizen yazar ünlü bir İsa heykeli üzerinden görüşlerini detaylandırmış. "Dünyevi çilecilik" görüşüne kaymadan acının üstesinden gelme ve mücadelenin insanı insan yaptığını belirtmiş. Bu konuyla ilgili olarak son derece hüzünlü bir anekdot paylaşan yazar çoğa zaman Paglia'nın yüzünü güldürecek çıkarımlarda bulunmuş. Doğa kadın ile özdeşleştirilmiş, insanın kadının bağrına dönme özlemi ve doğayla bir olma arzusu üzerinde detaylı durmuş. bu biraz da olsa Freud ve Paglia harmanı görüşlerden sonra zaman algısı konusuna geçiş yapmış. Dante ve İlahi Komedyasına atıfta bulunduktan sonra romanlarında sıkça kullandığı öğeler olarak okrunun karşısına çıkan "zaman kaymaları" na değinmiş. Plak benzetmesini yapan yazar, zaman algımızdaki bozukluklar ( Ubik ), düşler ve gerçeklik sorgusu ( Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis ) na değiniyor. Joyce'a atıfta bulunup otorite sorgusuna giriyor. Guin'e ve eseri "Lathe of Heaven" e bolca güzelleme dizdikten sonra zihnin ve beynin ikiliği, sağ ve sol yarım küre bölümlenmesi konularında görüşlerini aktarıyor. Jung'un "kollektif bilinçaltı" yüceltiyor ve Gestaltçı bir bütünlük sunan "Noosfer" kavramı üzerinde duruyor. Çoğu romanının gördüğü rüyalardan esinlenerek yazdığını itiraf eden usta, Düalizm ve Taoist yorumlamalarla rüyalar ve yaratıcılık üzerine ufak bir söylev vermiş. "Androidler elektirikli koyun düşler mi?" romanına gizli bir atfı kayıtsız karakter yergisinde kullanmış ( kaplumbağa sorusu ). Maslow atfı ve varoluşçu akıma selam duruşunun ardından "Albemuth özgür radyosu" romanına gönderme yapmış. Yakından takip ettiği bir bilim adamı olan Ornstein'e yazdığı mektubu paylaşarak metnini kapatmış.

Kalanlar
9/1010.07.2013

Baskı: Kalanlar

Son İnsan
5/1008.07.2013

Baskı: Son İnsan

Komadaki Sevgilim
6/1001.07.2013

Baskı: Komadaki Sevgilim

Lise son öğrencileri olan Richard ve Karen genç aşıklardır. Çılgın bir partiye katılmadan önce yaşadıkları kaçamağın tatlı mayvaşlığını üzerlerinden henüz atmamışlardır ki Karen bilincini yitirir. Komaya giren Karen, arkadaşlarının hayatlarını dondurmuştur bir bakıma. Çocuksu ve kinik Hamilton, inek ve mesafeli Linus, manken adayı güzel Pamela, zeki ve sağduyulu Wendy ve Richard, yeni yaşamlarına arkadaşları olmadan başlamak zorundadırlar. hayatın masumiyetlerine ve hayallerine ne şekillerde saldıracağından haberleri yoktur henüz. Her biri ayrı yönlere savrulurken en sert darbeyi Richard alır: Karen hamiledir... Yazar, X kuşağının kaybedenlerini, kara koyunlarını , modern çağın en büyük günahkarlarını kaleme almış: Verimsizleri, uyumsuzları. Hepsi üzerlerine yıkılan kültürel baskı ve uyumculuğun dayatmalarına karşı farklı yöntemlerle başa çıkmaya çalışıyorlar. Wendy, kendini derslerine veriyor ve başarılı bir doktor oluyor, ancak kendine ve hayatına ayıracak vakti ve enerjisi kalmıyor. Hamilton, çocuksu tavırları ve patavatsız tavırları ile insanlarla temas etmekten kaçıyor. Pamela, kendini ondan beklenen hayata teslim ediyor ve Vogue'un kapaklarını süslüyor; kokain ve mücevherle dolu bir hayal dünyasına sığınıyor. Linus, sağlam bir mühendis oluyor ve kendini izole ediyor, elektriğe insandan çok değer veriyor. Richard için ise hayat donmuş, uyuyan güzeli nin ayılması hayaline kadar içkiyle öldürülen bir zaman diliminden başka bir anlam ifade etmiyor. Karen'in annesi Lois ise kendi imajında yontabileceği yeni bir çocuk olduğu için kızının kaybnı hissetmiyor. Karakterler dağılmış hayatları arasında koşturur durur, tutunmaya çalışırken yaşam akar gider. Karen ve Richard'ın kızı Megan küçük bir goth, asi ve vahşi bir gence dönüşür. Richard ne kadar temas etmeye çabalasa da bir otorite veya saygı figürü yerine bir utanç kaynağıdır. Donuk ve gittikçe kabullenmeye dönen bir hüznün hakim olduğu kurgu kimi yerde amatörce hatalara sahne olsa da karakterlerin duyguları genelde güçlü işlenmiş. Tüm hayatını sevdiği kadını beklemeye ayıran adam motifi ise en taş yürekli okuru bile duygulandıracak kadar çarpıcı. Teknoloji ve getirileri masa altına yatırılsa da güçlü argümanlar sunamıyor kurgusu. Ancak 17 yıldan sonra Karen gözlerini açtığında kurgu hız kazanıyor, duygusal yumruk salvolarıyla okuru kendine bağlıyor. Onun yaşamına 17 yıl yaşlanmış dünya, sevgilisi ve arkadaşlarının, ailesinin yeni hayatlarına, küçük kızını tanıma ve bedenine hükmetme çabası son derece canlı ve başarılı bir şekilde okura sunuluyor. Yazar bu noktadan sonra kitabına bir son yapsa, uyumculuk karşıtı görüşlerini karakterlerin sefaleti üzerinden vurgulamaya devam etse daha iyi olacakmış denilen noktaya geliyor. Karen'in uyanmasından kısa süre sonra nasıl ortaya çıktığı bilinmeyen bir hastalık Dünyayı kasıp kavuruyor. Yakalanan kimseler yorgunluk ve denge kaybı gibi belirtiler sergiledikten sonra uykuya dalıyor ve yaşamlarını yitiriyorlar. Kısa zaman içinde dünyada tanıdığımız karakterler hariç kimse kalmıyor... Vonnegutvari motifleri kullanmayı seven bir yazar olan Coupland bir hayaletin bakış açısıyla aktarıyor son bölümlerdeki olayları. Ancak bir karşı kültür devrimi manifestosuna dönüşen metinde kendisiyle çelişen, ciddi mantık hataları yapan yazar çok zayıf bir sonla kitabını bitiriyor.

Ayyaş Yürüyüşü
8/1030.06.2013

Baskı: Ayyaş Yürüyüşü

Yazar metnini, olasılık ve istatistikle ilgili ufak önermelerle açıyor. Cardano ve çalışmalarına değinip kumarbazdan bilim adamına dönen bu ilginç kişiliğin trajik yaşam öyküsünü okuruyla paylaşıyor. Olasılık hesaplamaları için evrilmediğimizi savunan yazar, Pascal ve kuramlarından bahsettikten sonra ünlü "Pascal Bahsi" ni açıklıyor. Matematikçileri zayıf noktalarından vuran ünlü Martin Gardner problemi "3 kapı" yı çözümleyerek metnini ve çıkarımlarını destekliyor. Olasılık kuramlarından bahsettikten sonra loto dümenlerine geniş yer ayıran yazar, mizahı da metninden eksik etmediğini göstermiş oluyor böylece. Raslatısallığın frekans ve öznel yorumları arasındaki farkları açıklayan pasajından sonra kaosun "ironiyle yüklü mükemmellik" olduğunu belirtip, rulet masasına davet ediyor okurlarını. Bernoulli, Huygens, Newton, Liebniz'in kuramlarını açıklıyor, Benford yasasını tanıtıyor. Zeno çelişkisi üzerinden çok vakit kaybetmeden Bernoulli'nin büyük sayılar yasasının Makyavellist algıya derin bir darbe vurduğunu matematiksel olarak da kanıtlıyor. Tüm insanların "Kumarbazın yanılgısı"ndan muzdarip olduğunu belirtiyor: " Kumarbazın yanılgısı bilinçaltı düzeyde herkesi etkiler. İnsanlar kötü şanslarının ardından şanslarının düzelmesini beklerler ya da iyi giden şanslarının bozulacağından endişe ederler." sahte pozitifler ve pozitif yanılgılarla ilgi bölümde ise şartlı olasılık kavramı tanıtıyor. Bayesyen çözümlemelerin endüstri ve bilimin vazgeçilmezleri arasında olduğunu belirtiyor. Savcının yanılgısı kavramına ve adalet sistemine dair ufak çapta eleştirilerden sonra, Lavoisier, laplace ve William James'ten alıntılar yapıyor. Çan eğrisini esasen Moivre'nin keşfettiğini ifade edip Merkezi Limit Kuramı ve Gauss'un çıkarımlarına değiniyor. Rastlantısallık ve düzensizliğin sık sık birbiriyle karıştırıldığını ifade eden yazar, yaşam süresi beklentisi ve ölüm raporlarının nasıl ortaya çıktığını açıklıyor. Poincare'den bahsseden yazar, Forensik ekonomi kavramını okura tanıtıyor. Quetelet, ve sosyal fizik türetmesi, hata yasasından çıkarımı yapılan " ortalama insan" , kalitecilerin adı gibi bildiği 80'e 20 yasasına değinen yazar Darwin'in kuzeni Galton'dan bilime katkılarından bahsediyor. galton'un "insan ıslahı" hayallerinden ve ortalamaya gerilemeye eğilimden bahseden yazar bağıntı katsayısını da es geçmemiş. İstatistiksel fiziği ilk kez uygulayan kişinin Einstein olduğunu belirtip Kitaba adını veren Brown hareketine geçmiş. Paylaşılan yanılsamalar ve sosyal örüntüleri açıklıyor: " Örüntüleri aramak ve bulunca da anlam atfetmek insan doğasında vardır." Keskin nişancı etkisinden bahsettikten sonra, kontrolün bizde olduğunu hissetme ihtiyacımız ile rastlantısallığı algılayışımız arasında tem bir çelişki olduğunu ifade ederek Langer'in deneylerine ve onama eğilimlerine geçiş yapıyor. Son bölümü determinizm ve özgür irade tartımşasına ayıran yazar, determinizm modelininin yetersizliğini "Başlangıç koşullarına kritik bağlılık" ' ın doğurduğu "kelebek etkisi" ile kanıtlıyor. En son sayfalarda Statükoyu haklı çıkarma davranışları gösterdiğimizi ve sosyal etkilerini masaya yatıran yazar tarafsız, cesur ve doyurucu bir eser kaleme aldığını açıkça gösteriyor.

Baskı: Gölge Oyunu: Ray Bradbury Anısına Yepyeni Öyküler

Gölge Oyunu, usta yazar Bradbury anısına toplanmış ve derlenmiş öykülerden oluşan bir saygı duruşu. Her öykü sonunda öykü sahibi yazarın düşüncelerinin yer aldığı pasajlarda Bradbury öykülerine yapılan atıflar, öyküler altındaki dipnotlarla da desteklenmiş. Usta yazarın, öyküleri kaleme alanlar için ne anlama geldiği, metinlerinin onları nasıl etkilediği, tekniklerini nasıl şekillendirdiğine dair paylaştıkları düşünceler samimi ve saygı dolu. Kitabın sonundaki ekte tüm yazarların kısa öz geçmişleri belirtilmiş. Öyküler klasik Bradbury tarifleriyle yazılmış. Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman karanlık ama her zaman insana dair, eleştirel ve uyumculuk karşıtı, varoluşçu esintiler içeren metinler güçlü kurgu oyunları ve insan doğasını sorgulayan motiflerle birlikte akıcı, yoğun, duygusal yumruklar savuran öykülerin her biri farklı bir tat ve dokuya sahip. Bazı öykülerde Brabdury'nin en tanınmış eserlerindeki karakterle özdeşleşen yazarlar farklı bakış açılarından bunları yorumlamışlar. Aralarındaki en etkili yorum olarak ise "Resimli Adam" 'a atıfta bulunan " Dövme" öyküsü göze çarpıyor. En çarpıcı öykü olarak ise Mort Castle'nin "Işık" adlı öyküsü, ritmi ve kelimelerinden sızan hüzünle sarhoş edici bir etki bırakıyor. " Telefon Görüşmesi", zamanda atlamalar yapan kurgu oyunuyla varoluşçu çıkarımlarda bulunuyor, sert sonu ile okuru şaşırtmayı başarıyor. Öykülerin doğası sıradan roman ve öykülerde bulunmayan "garip" soruları cevaplamaya çalışan yazarların kollektif bir çabasını andırıyor: Hayatınızın aşkıyla o öldükten sonra tanışsaydınız ne olurdu? Hayatınızı mahveden ailedeki ölümün dolaylı sorumluluğu sizde olsaydı? Hayatın kendisinden çok hikayelere aşık olsaydınız? Teninizde bitmeyen matineler oynasaydı? Yazarlar bunlar gibi ve daha pek çok soruya öykülerinde cevap aramışlar. Eser, korku, gizem, fantezi, bilim kurgu ekollerinden çıkmış olan öykülerin toplamı. Bu ekollerden kitap okumayı seven kimseleri ve Bradbury'nin ekollere katkısını merak eden tüm okurlara seslenecektir.

İhanet Altını
7/1021.06.2013

Baskı: İhanet Altını

Hester ve Tom, şehirler arası ticarette çalışmaktadırlar. Hava gemileri sayesinde hiçbir şehirde uzun süre kalmadan sıklıkla seyahat etmekte,ilişkilerinin tadını çıkarmaktadırlar. Ancak Ünlü bir yazarın gemilerini kiralamasıyla Eski Dünya'nın efsanelerinin için dalacaklar ve geleneklerine fazlasıyla saplanmış Anchorage şehrinin kaderini belirleyecek bir maceraya sürükleneceklerdir. Arkhangel Şehri, havacılara bulundukları şehrin koordinat ve rotalarını satmaları karşılığında altın önermektedir. Bu avcı şehrin dahil olacağı bir kovalamaca Yüksek Buz'u temelinden sarsacak olaylara başlamasına neden olacaktır... Anchorage ve Arkangel arasındaki kovalamacaya dahil olacak olan Mobillik Karşıtlarının aşırı ucu, Yeşil Fırtına yeni bir çağa öncülük etmek adına korkunç deneyler düzenlemektedir. Eski Dünya'ya Yarış bitmeden Dünya tamamen değişecektir... Kurgu özellikle "ihanet" teması üzerinde yoğunlaşıyor. Şehirlere hakim olan güvensizlik okura son derece iyi aktarılmış. Gelenekselcilik ve yenilik arasındaki mücadele, kurgu oyunlarında kullanılan yeni grup ve fraksiyonların oluşmasına mantıklı bir taban sağlamış. Bir aşk üçgeni içerisinde sıkışıp kalmış olan kurgu, Yüksek Buz'daki farklı fraksiyonların ava katılması sayesinde hareket kazanıyor. Eski Kıta ile ilgili efsaneler ve kaşifler göndermeleri merak öğesini iyi kullanan yazarın okura akıcı bir okuma sunmasını sağlıyor. Yazar Mobillik Karşıtları ve yürüyen kentler arasında bir savaşın tohumlarını ekecek kurgu oyunları kullanırken şehirlerden beslenen "parazitler" bu yapay ekolojiye taze kan olan yeni bir fraksiyonu oluşturmuş. Monarşik düzenine fazlasıyla bağlı olan şehir motifi, çürüyen statüko göndermesi olarak kullanılmış. Mekanik zombiler öncekinden daha korkunç ve deforme şekilde okurun karşısına çıkarken doğaya tahakküm ve yapay ekoloji hissi verilen detaylı şehir tasvirleriyle desteklenmiş. Aşk üçgeni kuru ve yalın bir motif olarak üzerinde çalışılması gereken bir öğe hissi uyandırıyor. Geneli itibariyle ilk kitabın performansının altına düşmeyen ama üzerine de fazla çıkamayan bir eser.

Baskı: Kıyamet Okulu (Kıyamet Sonrası Günlükleri, #1)

Lee Keagan, 15 yaşında bir lise öğrencisidir. Dünyayı kasıp kavuran salgın sonunda 0 Rh (-) kan grubuna sahip olmayan herkesin yaşamını kaybettiği bir dünyada tek başınadır. Annesini gömdükten sonra, babasının onu bulabileceğinden emin olduğu tek yere gitmek için yola koyulur: St. Mark lisesi... İngiltere'nin yarısını tek başına kat eder. Okuluna ulaştığında henüz masumiyetini ve çocukluğunu yitirmemiştir. Ancak kabile dönemine dönüş yaşayan dünyada; güvensiz topluluklar, sapkınlıklarını ifade edebilmek için dini metinlere sarılan deliler, modern toplumun yıkımıyla tüm sosyopatlıklarını sergileme şansına kavuşan zorbalar bulunmaktadır. Lee, önce katil sonra bir hain ve lider olmayı en zor yollardan öğrenmek zorunda kalacaktır. 1. tekil üzerinden yazılan eser, inandırıcı ve samimi. Kimi yerlerde kurgunun inandırıcılığına darbe vuran hatalar göze çarpsa da yazar örgüsünü sıkı tutmayı başarmış. Akıcı ve merak uyandırıcı öykü örgüsü okuru içine çekmekte zorlanmıyor. tasvirlerde son derece başarılı olan yazar, özellikle şiddet kareografilerinde elini sakınmamış. Okul motifi, yeni bir yaşam tarzını öğrenme vurgusunu yapmakta başarılı olmuş. Cinayet psikozunu sıkça irdeleyen eser; çocuksu bir tınıyı, ufak da olsa bir masumiyet hissini korumaya çalışan karakteri ön plana sürüp bolca gri alanla dolu olan yeni dünyayla okuru ve karakteri sınamaktan çekinmiyor. Boş zaferlerin bulunduğu, her an yitebilecek akıl sağlığı ve dikkatsizliğin kesin ölüm anlamına geldiği bir dünyada hayatta kalmaya çalışan çocuklar üzerinden basit grup dinamikleri ve modern toplumun otopsisi yapılırken, Makyavellist algı tartışılıyor. Yazar, özellikle grup dinamikleri ve liderlik modelleri üzerine ördüğü bir pasajda gerçekten sağlam tespit ve ifadelerle kurgusunu destekliyor.

İktidar Mahkumları
4/1008.06.2013

Baskı: İktidar Mahkumları

Maxim Kammemer, genç bir öncüdür. Dünyaları gezip örnekler toplayan, toplumları inceleyen Maxim, son yolculuğunda nükleer felaketle kavrulmuş, savaş yüzünden kanla sürekli ıslanan bir gezegene iniş yapar. Aracının yok edilmesi onu bu hırçın gezegende mahsur bırakır. Altı parmaklı, önyargılı ve savaşa susamış geri kalmış bu tolumda modern bir Robinson Crusoe haline gelen Maxim, toplumu ve gezegeni mahveden sorunlarla tek başına savaşmaya karar verir. Öncelikle bir mahsur, ardından asker, militan olan bu genç insan acaba kurtarıcı olabilecek midir? Açıkça bir Sovyetler eleştirisi olan Gezegenin bir adı yok. Yazarlar bürokratlara ve tüm dünyayı yöneten süper elit grup olan Yaratıcı Efendiler üzerinden sosyal adalet ve elitizm tartışması yürütmüşler. Anti militarist yaklaşımları her 2 taraftan da ele alan yazarlar, " bitmeyen savaş" motifini toplum üzerinde bir kontrol mekanizması olarak kullanmış. Devlet, her gün 2 kez radyoaktif dalgalar aracılığıyla toplumun içindeki vahşi yanları ortaya çıkarmakta bu hırçınlaşmayı "dışarıdaki" düşmanlara yönelterek uysal ve emir almaya açık bir toplumu desteklemektedir. Ancak bu yayınlara dayanamayan "hala sorgulayan" bir "dejenere" takımı mevcuttur. Degen ler bu yayınlar esnasında korkunç acılar çekmektedirler. Teknoloji seviyesi düşük olan bu toplum dışarıdan gelebilecek bir saldırı korkusuyla yaşamaktadır. Ana karakter olan Maxim, devletin radyoaktif yayınlarına bağışık, fiziksel açıdan görülmemiş dayanıklığa sahip, dövüş sanatları ustası bir dahi... Çizilen karakter profili elle tutulur bir inandırıcılığa sahip olmadığı gibi ve yazarlar ona eksiklik bulmakta zorlanmış gibi gözükmekte. Ana karakterin zayıf yanı, çocuksu kaçacak bir saflığa sahip olması. Bu çok ciddi bir mantık hatası olarak okurun karşısına çıkıyor. Maxim, en ileri mühendislik, fizik, kimya, astronomi, toplum bilimleri gibi konularda saatler içinde ustalaşmasına rağmen, içinde yaşamak zorunda kaldığı toplumun dinamiklerini algılamaktan aciz. Kurgu oyunları bir gerçeklik sorgusuna dayanıp K.Dick vari bir altyapı kurmaya yaklaşmışken yolundan saparak hem ana karakteri hemde kurguyu boşlukta bırakıyor. Yazarlar arasındaki geçişler son derece bariz. Yalın ve sürprizlerden uzak olan kurgu, "aniden", "bir anda" gibi bağlaçlarla okuru eserden soğutma konusunda ( ortalama 12 cümlede bir kullanılmakta ) son derece başarılı. Karakterler kuru ve arkaplanları zayıf. Elitizm ve bürokrasi mekanizmasını kitap boyunca yerden yere vuran yazarlar, bir kurgu oyununda okuru şaşırtmak amacıyla tüm eleştirileri ve çıkarımlarını yıkıyorlar.

Baskı: Psikoloji Ve Ruhsal Hastalıklar

Yazar metnini, hastalıkların semptomatolojisi üzerine görüşlerini açıklayarak açmış, bazı temel patolojilerin açılımları, nörofizyolojik ve psikolojik postulatların karşılaştırılması üzerinde durdurtan sonra Psikolojide bütünlük arayışına değinmiş. Psikoz ve nevrozların ayrım kriterlerini belirttikten sonra kişiliğin hem hastalığın geliştiği bir öğe olarak hem de hastalığı değerlendirmek için bir ölçüt haline gelmekte olduğunu belirtmiş. Regresyonun bilişsel arka planına değindikten sonra, hastalıkların semptomatolojisinin felsefi düzeyde incelenmesine yer ayırmış. Karşıt anlamlılık kavramı üzerinde detaylı ( belki de fazla ) duran yazarın, Klasik Freudyen psikanalizin görüşlerini benimsediği ortada. Jackson, Bleuler atıfları yapan yazar, kaygıyı karşıt değerliliğin dışavurumu olarak almış. Regresyonun, geçmişe doğru bir dönüş değil, şimdiki zamandan kasıtlı bir kaçış olduğunu belirttikten sonra kapsamın döngüselliğini sorgulamış: " Kişi şimdiki zaman sayesinde kendini geçmişinden mi korumaktadır yoksa geride kalmış tarihin yardımıyla şimdiki zamandan mı kendini sakınmaya çalışmaktadır?" hastalık belirtilerinin arkaik davranış kalıpları olduğunu savunan yazar, varoluşçu, bilişsel ve evrimci ekollerin görüşlerini içeren çıkarımlar yaparken Klasik Freudyen psikanalizinden uzaklaşmadığı son derece açık. Çoğu çıkarım, nörofizyolojiden kopuk, kimi yerde kısmi redlere kadar varan görüşlere sahip. "Normal" ve "anormal" i sosyal bir çerçevede tanımlanın gerekliliğini belirten yazar, tüm bu kavramları kültürün yarattığını ifade etmiş. Antropolojik potansiyeller ve tanımlar üzerinde duran yazar; toplumun, kovduğu veya hapsettiği hastada kendi hasta olabilme potansiyelini görmek istemediğini anomali olarak tanımladığı andan itibaren hastayı dışladığını belirtmiş. "Deliliğin Tarihi" ' nin cömert bir özetini "delilik ve kültür" pasajını son bölümde okura sunan yazar, modern çağın en büyük günah algısına değinmiş: İşsizlik. Hapishanenin sınıfsal bir baskı aracı olarak kullanıldığını ifade eden yazar, tedavi adı altında ahlaki zincirlere vurulan hastaların sonsuz bir çocuklaştırma ve ceza döngüsüne sokulduğunu ve tıbbi iktidarın arzusu yönünde fütursuzca kullanıldığını belirtmiş. Davranışcılık ekolünün temellerinin 1790'larda atıldığını ima eden yazar, vahşi ahlakçı sadizmi eleştirmiş.Metninde Erasmus, Bosch, Nietzsche, Cervantes, Shakespeare göndermelerinde bulunan yazar, anomalilerin toplumsal eşiklerinin değişkenliği üzerinde durmuş ve kaygıyla çizilen toplumsal ilişkileri tanımlamış. kayıtsızlık uyarıları yaptıktan sonra varoluşçu çıkarımlarla metnini kapatmış.

ÖncekiSayfa 10 / 27Sonraki