Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Oyuncu 1 - Sonumuz Ne Olacak
Birbirinde çok farklı olan 4 karakter tesadüf eseri bir hava alanının kokteyl barında bir araya gelir. Dışarıda petrol krizi krizi yüzünden bildikleri dünya sona ererken tek yapabilecekleri birbirlerini tanımaktır. İnternet flörtüyle buluşmaya gelen Karen, her şeyini yitirmiş olan Rick, kilisesini soyan kaçak rahip Luke, çok sayıda algı bozukluğuna sahip olan dünya güzeli Rachel; 5 saat boyunca kendileriyle ilgili gerçekleri paylaşacak ve keşfedeceklerdir... Modern çağ buhranlarını inceleyen bir eser olma özelliğini taşıyan roman, Vonnegutvari ironileri ustalıkla kullanan bir melodram. Tüm karakterler onları tanımları önemli özellikleri yitirmişler. Karen, genç goth kızıyla boğuşmak zorunda olan otuzlarının başında bir dul, aşka inancını yitirmiş ve birilerine tutunmak adına ciddi çabalar harcıyor. Rick, Self- help zırvalarının batmış olan hayatını kurtaracağına inanan bir peyzajcı, dini bir kurtuluşun biriktirdiği parayı peygamber gibi gördüğü bir şarlatana vermesi ile gerçekleşeceğine inanan bir alkolik. Luke, yıllarca gördüğü cahillik, şiddet ve tüm kötü özelliklerin Tanrı'yla açıklanması ve haklı çıkarılmasından bıkmış yeni bir ateist; evrimi keşfettiği andan sihirli dünyası ve cemaati kafasına yıkılıyor, kiliseyi hortumlayıp sırra kadem basıyor. Rachel, çok güzel olmasına rağmen tüm insani özelliklerden ari bir otistik; mizah, müzik, tutku gibi kavramları algılamakta zorluk çekiyor; beyaz fare yetiştiriyor, online oyunlarda kendisi olabiliyor ancak, ondan umudu kesmiş olan ailesine bir insan olduğunu kanıtlamak için hamile kalıp evlenmek istiyor. Roman, beş saat boyunca karakterlerden arasında sırayı bozmadan gidip gelerek, iç dünyaları ve farklı algılarına ışık tutarak çok sayıda konuyu irdeliyor. Oyuncu 1, bir dış ses ve tüm olanları özetleme görevini yükleniyor. Aşırı bilgi girdisi, nete bağımlılık, teknolojinin esir ettiği hayatlar, aşkın doğası, ölüm, hastalıklar, insan olmak, birey olabilmek gibi kavramlar üzerinde özellikle durulurken kayıtsızlığın yükselişi "Yeni Normal" olarak tanımlanıyor. Zamanın ruhunu kaybeden toplumu eleştiren yazar, evangelist zırvaları kendi pisliğine kalkan olarak kullanan canavarlara da değinmekten geri durmuyor. Nihilizmin sınırlarında gezen romanın ayağı kesinlikle tökezlemiyor, düşmüyor. Yazarın donanımı ve algı açıklığı tüm eser boyunca rahatlıkla hissediliyor.
Baskı: Perdido Sokağı İstasyonu (Bas-Lag, #1)
Yeni Crobuzon'a gelen bir yabancı, serbest çalışan bilim adamı İsaac van der Grimnebulin'e bir teklifte bulunur. Toplumun dışına atılmış bir kuş-adam olan Yagharek, utancını ve arzusunu gösterir: Kesilmiş kanatlarını. İssac'ten onu tekrar göklere çıkarmasını ister. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya başlayan İsaac, sokağa haber salar, her türden uçucu canlının teslimatında ödeme yapılacaktır. Bu teslimatlardan biri esnasında ele geçen, gün ışığı görmemesi gereken bir canlı İsaac'in laboratuvarında kozaya girmiştir. Yeni Crobuzon üzerine dehşet saçacak canlılarla çarpışmak İsaac ve arkadaşlarına kalacaktır. Şehrin güvenlik güçleri ve yeraltı örgütleri de bu canlıları yok etmek adına işbirliği yapar: İsaac ve arkadaşlarının milis,yeraltı örgütlerinden de kaçınmaları gerekecektir... Yeni Crobuzon çok canlı işlenmiş ve güçlü bir şehir. Kozmopolit yapısı ve yazarın sürekli vurgu yaptığı tırmanan ırkçılık gibi konuları bağrında barındıran bir yer. Kuş adam Garuda'lar, Amfibi Vodyonoi'ler, Böceğimsi Kepri'ler, Kaktüs adamlar, Ceza fabrikalarında işlenmiş olan Tekraryapımlar, robotlar ve insanlar şehrin sakinleri. Orwellci göndermeler taşıyan milisler, şehrin güvenlik örgütü. Kimlikleri bilinmiyor, herkes olabilirler: Şu alışveriş yapan teyze veya balıkçı tezgahındaki adam bir milis olabilir. yazar özellikler toplumdışı karakterleri işlemeyi sevdiğini bu romanında da gösteriyor ve ana karakterleri bu şekilde sunuyor. İsaac, öğretmenlik yapamadığı için üniversitede iş bulamayan bir bilim adamı, her bilim kolundan bir şeyler biliyor ve birleşik alan kuramını bulmak gibi arzuları var. Lin, bir Kepri, ancak kovanından ve ailesinden uzak kendi ırkı için kabul gören sanat kavramının dışında çalışmaktan hoşlanıyor. Derkhan, Başıboş şiddet adlı derginin yazarlarından biri ve şehir yönetimini yerden yere vuran yeraltı dergisinde sert eleştiriler yazıyor. Yagharek, bir Garuda, yargılaması sonucu kanatları kesilmiş. Lemuel, bir gammaz, sokakta olup biten her şeyden haberi olan bir muhbir ve bilgi dağıtıcısı... Tekraryapımlara verilen dehşet verici cezalar, ırklar arasındaki gerginlik, gibi hırçın öğeler başta çocuksu olarak algılanabilecek çok ciddi eleştiriler saklıyor altında. Tüm ırkların ortak bir tehdide karşı aynı tepkileri vermesi, bir araya gelme umutları olması ise şehrin en çok dikkat çeken binasında vücut buluyor: Perdido Sokağı İstasyonu. Bu istasyon tüm hava gemilerinin gökrayı siteminin kalbi, aynı zamanda şehrin mozaik yapısına da vurgu yapmakta. Freudyen çıkarımlar, sosyal darwinist önermeler ve toplum eleştirileri bu steampunk dünyaya katman katıyor. Büyü ve teknolojinin bir arada var olduğu endüstriyel devrim sonrası bu şehre dair göndermeler arasında nükleer silahlanma eleştirileri ve Hiroşima, Nagazaki hatırlatmaları da bulunmakta. Yazar, diğer kitaplarında da olduğu gibi, Marksist önermelere bolca yer vermiş. Karındeşen Jack'in bir uyarlaması olarak Peygamberdevesi Jack karşılaşılan ilginç karakterden bir tanesi. Geneli hırçın ve vahşi olan romanın bölümleri arasında Yagharek'in günlüğünden kesitler yer alıyor. Makinedeki hayalet göndermesi gözden kaçacak gibi değil ve romanın içerisinde bilinç sorgusu sıklıkla dile getirilmiş. Dopdolu ve akıcı bir roman. Donanımlı ve edebi üslubundaki kendine güvene dikkat edilmesi gereken bu genç yazar okunmayı hak ediyor. Özellikle şehir tasvirlerinde göz dolduran yazar, sürükleyici bir roman kaleme almış.
Baskı: Görünmez Adam
Sussex'te, İping kasabasına bir gelen bir yabancı, halkın merakını cezbedecektir. Yaşanan tuhaf olaylar örgüsü, şüpheleri yabancının üzerinde toplayacak, hakkında çok sayıda önermenin sunulduğu bir fenomene dönüşecektir. Kanundan kaçan bir suçlu mudur? Deneyleri üzerinde çalışmak için inziva arayan bir bilim adamı mıdır? Bir hayalet? Belki de hırsız? Kimdir bu adam? Şüpheler ve cahilliğin toplumun dışına ittiği bu münzevi, ona biçilen rolü sonunda kabul edecek, kendi türüyle olan son bağlarını koparıp bir caniye dönüşecektir... Yazar, büyüklük düşleriyle yanıp tutuşan genç bir bilim adamının trajik ve düşündürücü hikayesini, merak öğesini ustalıkla kullanarak anlatmış okuruna. Toplumdışına kendi arzusuyla çıkan ancak geri dönemeyen bu adam her geçen gün biraz daha insanlıktan uzaklaşıyor ve sağlıksız bir ruh haline giriyor. Adını vermediği için, halkın ona yaklaşımı şüphe ve korkuyla biçimlenmiş cahil görüşlerden öteye gidemiyor: Kimisi yabancının bedeninin beyaz ve siyah ırkın renk parçalarından oluşmuş bir melez olduğunu düşünürken, kimisi de kiliseye gitmediği, gün ışığında ender görüldüğü için onun bir hayalet, vampir gibi doğaüstü bir varlık olduğunu düşünüyor. Tekdüze hayatlarına bir merak nesnesi girmiş olan insanlar, yabancının tek talep ettiği şeyi ona çok görüyorlar: Yalnızlık. Arı kovanına çomak soktuklarının farkında olmayan halk, bir canavarın son rotüşlarını atıyor... Sıfatların, tanımların ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bu içi boş adamı, herkes bir görüşle doldurmaya çalışıyor. "Kendini saklıyorsa mutlaka bir suçu olmalı" inancı, yabancıyı insanlardan daha da uzaklaştıran kabalıklarla ifade ediliyor. Ona biçilen rolü sonunda kabul eden yabancı, hayatını tıpkı onun gibi toplumdışı olan bir dilenci vasıtasıyla sürdürmeye çalışıyor; yemek ve para çalıyor, konuşmak gibi basit insanı bir ihtiyacı onunla gidermeye çalışıyor. Gururuna yenilen yabancı görünmez olduğunu ilan ederek son bağlarını da koparmış oluyor, insan ırkıyla. Hayvan gibi yaşamaya zorlanan, çırılçıplak gezen bu adam ufak da olsa hala insanlığını tutunmaya çalışıyor: Giyinik değilken yemek yememek gibi kendine koyduğu kurallar bu duruma vurgu yapan motifler. Farklı olana saldırma, ötekileştirme gibi motifleri ustalıkla kullanan yazar, bilim kurgunun en güzel eserlerinden birine imza atarken, okuru peşinden sürüklüyor. Keyifli ve akıcı bir okuma sunan çok güçlü bir eser.
Baskı: En Uzak Sahil (Yerdeniz Serisi, #3)
Artık Başbüyücü olan Ged, Roke adasında pineklemekten sıkılmıştır. Enlad Prensi'nin oğlu Batı'dan kötü getirmiş, büyünün ve yaşam arzusunun yokolduğuyla ilgili söylentileri aktarmıştır. Başbüyücü, Ustalar Konseyi'ni toplar ve bu salgını araştırmak için yola çıkacağını belirtir. Arren ve Ged en uzak adalara yelken açacak, Ejderhalarla müzakere edecek, kaybolan sihri arayacaklardır... Yazar, eserinin konusunu yaşam / ölüm diyalektiği olarak seçmiş. Düalist çıkarım ve kayıtsızlık eleştirileri gözden kaçacak gibi değiller. Kaçış yolu olarak uyuşturucu seçenlere ciddi ithamlar ve yaşayan ölü benzetmeleri, varoluşçu önermelerle süslü bir kurguya sahip olan eser, büyüme üzerine çok sayıda tez sunuyor. Ölümün kabullenilmesinden sonra olgunlaşma teması metine güzelce yedirilmiş. Ged ve Arren arasında gelişen arkadaşlık motifi, hikayeye samimi bir hava katma konusunda son derece başarılı işlenmiş. İnce bir gönderme olarak doğal olanın ve doğanın reddi teması kurguya dahil edilmiş. Keyifli bir okuma sunan , akıcı dili ve güçlü kurgusuyla okunmayı hak eden bir eser
Baskı: Atuan Mezarları (Yerdeniz Serisi, #2)
Ailesinden küçük yaşta koparılan Tenar, Atuan'ın yüce rahibesi olmak için eğitilir. İnanışa göre rahibe ölümsüzdür ve öldüğü gece doğan bebeğin bedenine geçer. Tenar başkası olmak için eğitilirken Gece'nin mekanı olan höyüklerin sahibesi unvanını alır. Höyüklerde ışık kullanılması yasaktır. El yordamıyla yolunu karanlık dehlizlerde bulan Tenar, büyüyüp yüce rahibe olduğunda iktidar oyunlarıyla, Tanrıkral'ın uşaklarının öfkesi ve dehlizlerdeki hazineyi aramak için höyüklere giren sihirbazlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır... Tenar, Reenkarnasyonu olduğuna inanılan rahibenin ismini alacak ve Arha adını taşıyacaktır. Meraklı bir kız olan Arha, çölün ortasındaki höyüklerin bekçiliğini yapmaktan fazlası olduğunu bilmemektedir, bu yüzden Tanrıkral'ın yolladığı ölüme mahkum tutsaklarla karşılaşınca şaşırır. İzole bir gençlik geçiren ondan önce gelen rahibelere duyulan ödünç bir saygı ile sınanan bu genç kız henüz yaşayamadan ölü bir geçmişin ve mezarlıkların sahibesi olmuş. Tutsaklarla özdeşleşmesi, ilerleyen sayfalardaki bir kurgu oyununda kullanılacak olan motif ve son derece ince bir gönderme olarak yer alıyor. Cehalet ve yalanlara merakıyla karşı koyan genç kız esasen kendini ve olmak istediği kişiyi arıyor. Bir varoluşsal mücadele olarak kurgulanan eser, ilkinin performansını aratmadığı gibi akıcı dili ve ustaca kurgulanmış yapısıyla okunmayı hak ediyor.
Baskı: Yeryüzünün ve Evrenin Keşfi, Uzayın ve Zamanın Sırları
Baskı: İçeriden Ölmek
David Selig, kırklarının ortasında dışarıdan belirgin bir özelliği olmayan bir adamdır. Mezun olduğu üniversiteye yakın oturmakta öğrencilere karşılaştırmalı edebiyat sunum ve tezleri konusunda "hayalet yazarlık" yapmaktadır. Yalnızdır, ancak kafasının içinde herkesin düşüncelerini okuyarak büyüttüğü bir alem vardır, başka zihinlere dokunarak yaşamakta hayatını 3. kişilerin deneyimleri üzerinden algılamaktadır. Ancak tıpkı yeni başlamış olan kelliği gibi telepatisindeki dengesizlikler ve azalmalar bir gün söneceğini düşündürmektedir. Entropiye verilecek bir kurban mı olacaktır? Selig'in, geçmişini, gücünü, etkilerini ve ilişkilerini sorgulaması gerekecektir.... Orta yaş kriziyle beraber azalan güçleri, kelliği ile özdeşleştirilmiş ve iktidarsızlıkla vurgulanmış. Benmerkezci bir karakter olan Selig kendine acıma çukurunda gün geçtikçe çürüyen bir adam. Hayatları ve insanları transparan algılayan Selig dolaylı bir yaşam sürüyor. Şizoidliği gücünün kaybolşuyla özdeşleştiren karakter yaptığı şeyi röntgencilik olarak algılamasına rağmen bundan geri duramıyor. Selig'in başarısız ilişkileri ( aile, dost ve sevgili...) üzerinden yazar bize yalan söylenmesine muhtaç olduğumuz argümanını yürütmüş. Her bilgi parçacığına zahmetsiz sahip olmak ve kesinlikle bilmek karakteri insanlara güvensiz ve içine kapanık hale dönüştürmüş. Şiirsel tasvirler ve detaylı tanımlar son derece başarılı bir aktarımla okuyucuya sunulmuş. Selig'in yaptığı edebi incelemeler en son aktarılan konunun derinliğine güçlü vurgular yaparak anlatıyı zenginleştiriyor. Göndermeler ve incelemelerde vurgulanan kavramlar yerinde ve abartısız, net. Selig'in özdeşleştiği karakter olan üvey kardeşi ile olan ilişkisi kendi gücüne atıf olarak da rahatlıkla algılanabilir. Sevgi / nefret ilişkisine sahip bir ailenin son üyeleri birbirlerine olan güvensizliklerini yenmek için ciddi çabalar harcıyorlar, araya karışan ensest korkusu gibi parazitler ilişkiyi vurgulamaktan ziyade Selig'in gücüne haddinden fazla abanması ve kendini bu koşul olmadan tanımlayamamasının altını çizen muhteşem bir metafor. Selig üzerinden yürütülen tartışmalar içedönük / dışadönük, bilgi / cehalet ikilemleri olduğu kadar uyum / uyumsuzluk'u da içeriyor. Freudyen göndermelerle katman kattığı kardeş ilişkisi, sevgi için rekabet kavramına dikkat çekiyor ve toplumdaki sosyal darwinist algıların altını çiziyor. Karakter temas etmekten korktuğu için gücünü kullanarak önce güvence arıyor, kendini kabullenememiş, bir ucube olarak algılanacağını düşündüğü için sırrını paylaşamamış. Kendini değiştiremediği çin başkalarını değiştirmeye çalışması hüzünlü ve motif olarak, çarpıcı önermelerle okurla buluşuyor. Entropi açılımı yapılan pasaj gözden kaçacak gibi değil. Galathea göndermesi, karakterin benmerkeciliğini göz önüne koyan en güçlü öğe. Başka karakterlerin algıları üzerinden Amerikan Rüyası eleştirisi ve son bölümdeki Tanrı sorgusu çarpıcı ve sert önermelerle dolu. Kendi gibi bir telepat olan Nyquist karakteriyle olan zıtlıkları, kendini sorgulamasına neden olurken, gücünün onu nevrotik yapmadığı gerçeğiyle yüzleşmesine neden oluyor. Akıcı dili, eleştirel yapısı, sert önermeleri, göndermeleri ustalıkla ve yerinde kullanması döneminin tarz ve akımlarını irdelemesi yoluyla geniş bilgi aktarması gibi özellikleri basit bir orta yaş krizi senaryosunun varoluşsal bir mücadeleye dönüştüğü kurguyla taçlandırılmış bir modern çağ klasiğine dönüştürüyor, bir okuma şöleni sunuyor.
Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Holden Caulfield'in Pencey'den atıldıktan sonraki 2 günün aktarıyor roman. Modern çağ klasikleri arasına girmiş olan roman 1. tekil üzerinden yazılmış. Gündüz düşleri, içgörüler ve düşüncelerini paylaşan Holden'e göre herkes kasıntı, sahtekar, orospu, pezevenk ve gerizekalı. Bolca "falan filan" gibi kalıplar kullanan yazar, Holden'in düşüncelerini "yani.." diyerek tamamlıyor genel olarak. Yazım dilindeki tutarsızlık Holden'in 17 değilde 13 - 14 yaşında olduğu izlenimi yaratan aktarımından kaynaklanıyor. Karakter sadece ailesinden ve hoşlandığı kız olan Jane'den bahsederken samimi olduğu hissini veriyor. Kendinden yaşça büyük olan herkesin bin yaşında veya yüz bilmem kaç yaşında olduğunu düşünen karakter ölüm ve büyüme, olgunlaşma gibi kavramlara çok yabancı. Bu yabancılık hissini kırmak için boyundan büyük işlere kalkışıyor ve başarısızlığa uğruyor: Kaldığı otelde telekız çağırması ve aslında sevişmek bile istememesi, barlara girip yaşı tutmadığı halde içki almaya çalışması, arkadaşının annesi veya 30 yaşındaki kadınlara asılması gibi çok sayıda örneği var bu kalıbın. Yazar, karaktere sadece ailesiyle olan etkileşimlerinde boyut verebilmiş, özellikle küçük kız kardeşinin ölümü motifi tüm kitap boyunca en güçlü aktarılmış bölüm olarak göze çarpıyor. Genelinde masumiyetin kaybı teması işlenmiş olmasına rağmen masumiyet savunusu, karakterin öfke selinin altında kalmış gibi gözüküyor. Yalancı, ödlek, ikiyüzlü ve çıkarcı bir karakter olan Holden, kendi tüm kötü özelliklerine dünyaya ve kişilere yansıtarak, kendine olan öfkesinin acısını başkalarından alıyor. Kimi yerde ciddi oedipal göndermeler göze çarpıyor. Tüm roman boyunca yapmacıklığı yeren bir karakterin daha ağır basması, daha gerçekçi olması gerektiği halde Holden, çoğu yerde katmansız kalıyor. Aktarım başarılı, herkes ve her şeyle ilgili , her şeyi bilen bir ergen olarak karakter, tüm yardım çabalarını sonuçsuz bırakıyor, sosyal kontrol mekaniklerinin irdelendiği bölümler ciddi eleştiriler içermekle beraber, karakterin hatalı genellemeleri bir kavram veya duruma yöneltilmiş değil. Bu durum eleştirinin ciddiyetinin sorgulanmasına neden oluyor. Karakterin Anti - kahraman olduğu tezine katılmıyorum. Topluma ve kendine yabancılaşan karakter motifi, kendini yitirme korkusuyla tavan yapıyor, ancak fazlasıyla abartılı işlenmiş.
Baskı: Kayıp Cennet
İngiliz edebiyatının önemli şairlerinden olan John Milton'ın klasik kabul edilen eseri. Milton, monarşiye karşı Cromwell'i desteklemiş ancak huzursuzluk dönemi sona erip monarşi tekrar kurulduğunda hapse atılmıştır. Hapiste kör olan şair İngilizce'ye en çok kelime kazandıran kişi olarak da bilinmektedir ( 630 kelime ). Epik tempoda yazdığı serbest vezinli romanında Şeytan'ı demokratik bir lider olarak resmettiği için eleştirilmiştir. Metin Cehennemin Prensinin konseyi toplayarak fikir alışverişinde bulunmasıyla açılıyor. Ardından yeni yaratılan ırk olan insanların temsilcilerini bulması, Havva'yı baştan çıkarıp yasak meyveyi yedirme çabası ve insanların atalarının Cennet'ten kovulmasıyla gelişen kurgu Mikail'in Adem'e Tufan'ın görüsünü, geleceği göstermesi ve çocuklarına iletmesi gereken uyarılarla kapanıyor. Her pasajın başlangıcındaki özetler son derece açıklayıcı olmuş. Dipnotlar çok sayıda mitik karakter ve göndermenin yer aldığı metinde göze batacak kadar sık kullanılmamış, göz yormuyorlar. Bazı yerlerdeki ufak çeviri hataları bu kadar karmaşık ve zorlu bir metni ustalıkla çeviren ve lirik tempoya bozmayan çevirmenlere yakışmayacak kadar önemsizler. Tanrı, monarşiyi ; şeytan ise hükümdeki yeniliği temsil ediyor. Havva'yı narsisist yansıtan yazar tüm metni boyunca cinsiyetçi çıkarım ve yorumlarla dokuyor kurgusunu. Bir çeşit iç tartışma yürüttüğü gözden kaçmıyor yazarın : otoriteye itaat ve itaatsizlik, özgür irade ve kadercilik arasındaki gidiş gelişler bu muhasebeye dikkat çekiyor. Püriten algılara başkaldıran metni cinselliği, arzuları yücelten ( elbette evlilik bağı altında 17 yy. da yazıldığı gözden kaçırılmamalı ) cesur görüşlere de ev sahipliği yapıyor. Metin boyunca "tasarımdan doğan argüman" kullanılmış ve Tanrı'ya methiye ve yergi arasında gidiş gelişler bulunuyor. Doğayı anlayarak Tanrı'nın anlaşılabileceğine dair görüşler çağın çeşitli buluşlarını yapılan göndermelerinde vücut buluyor. Tanrı'nın hükmünü oğlu olan İsa'ya devretmesi monarşi atfı yapıyor ve bu ilişki üzerinden monarşi yergisi sıkça dile getiriliyor. Özgür iradeyle ilgili olarak ket vurucu bir sosyal kontrol tehdidi, itaatın kabülüne sebep oluyor. Günahın Cennet'te anlam bulması ve cisme gelmesi gibi son derece çarpıcı yorumlamalar gözden kaçmıyor. Metinde ciddi tutarsızlık ve mantık hataları göze çarpıyor: Dünya Henüz yaratılmışken melekler ve Şeytan'ın Norveç köpüğünden, İtalya vadilerinden bahsetmesi gibi. Metin önce isyankar ve sorgulayıcı bir tonda kendini geliştiriyor sonunda ise itaatkar ve kabullenmiş ( aynı zamanda yitik ) olarak kapanıyor. Milton, daha sonraları Tanrı ve din sorgusunda kullanılacak o kadar çok cephane üretmiş ki bilmeden, hayranlık duymamak elde değil. Lirik dili, akıcı kurgusu ve farklı bakış açısı önemli artıları.
Baskı: Ağır Görev
Mesklin, Dünya'nın bir kaç katından daha büyük ve Jüpiter'dan daha fazla kütleye sahip bir gezegendir. Bu gezegene gönderilen insansız araştırma gemisi kutup bölgesine yakın bir yere düşmüş ve kaydettiği bilgileri gezegenin ayında konuşlanmış olan Dünya'lı bilim insanlarına iletememektedir. Tek çözüm Mesklin'e inip Kütle çekiminin Dünya'nın 660 katı olan kutup dairesinden geminin kara kutusu ve kayıtlarını almaktır. Ancak şu anki teknolojiyle bile bir insanın koruyucu giysileriyle bu basınca dayanması mümkün gözükmemektedir. Sıvı metan denizlere sahip, hidrojenden atmosferi olan ve bir gününü 18 Dünya dakikasında tamamlayan bu garip gezegenin halkına mensup kişilerle iletişime geçen insanlar onları bu zorlu göreve ikna etmeyi ummaktadır... Kurgu kimya bakımından güçlüyken, fizik ve biyolojide tökezliyor. Tüm problemler enlem bölgeleriyle beraber değişen kütle çekiminin yarattığı anomalilerden kaynaklanmakta. Ekvatorda 3 atmosfer basınç kutuplarda 660 atmosfer basınca dönüşüyor. Ancak kendi içinde tutarlı metni ve bu kadar yabancı ve dengesiz bir ortamda kültür ve biyoloji kurgulamak kolay değil. Bu açıdan yazar alkışı hak ediyor, aynı zamanda gezegen fiziği konusunda yanılgısını ortaya koyan hesaplamalar yapan okurlarına da şu cevabı veriyor sunuş kısmında : " Biri oturup hesaplayacak kadar kafa yorduysa veya ilgi gösterdiyse amacına ulaşmıştır." Yazarın ağırbaşlılığı ve elindeki bilgilerle mümkün olduğunca inandırıcı olan kurgusu kendini okutuyor. Bunun bir nedeni de merak öğesini güçlü kullanmış olması. Ortamın kültür üzerindeki etkilerini son derece başarılı vurgulayan yazar hikayesini 2 ana parçaya bölmüş. İlk bölümde bir insanın bölge yerlileri ve yabancı ortamlar olan ilişkisi ve algısı ön plandayken diğer bölümde kurgu Mesklin'li kaptan ve çevreyle, tayfası ve sorunlarla etkileşimine kayıyor. Önemli bir karakter olan Barlannen adlı Mesklin'li, fırlatma, uçma gibi kavramları daha önce hiç duymamış; evlerinin çatısı yok. Bunun gibi ufak detaylar 30 santimlik bir düşmenin bile sakatlayıcı olabileceği bir kütleçekim alanın yaşayan bir uygarlıktan beklenecek tutarlılıkta algılar. Detayların üzerinde durması açısından da başarılı. Mesklin'lilerin bilim için yaptıkları pazarlık bilgi birikiminin ve bilimin önemine vurgu yapan bir pasaj olarak gözden kaçmıyor. Keyifle okunabilecek hoş bir bilim kurgu romanı.
Baskı: Eve Dönüş
Bir Cadılar Bayramı masalı. Hortlak ailesinin buluşmasını heyecanla bekleyen Timothy'i diğerlerinden ayıran bir şey vardır: O fanidir. kanatları yoktur, kan içmez, sülfür kokusuna katlanamaz, ektoplazması da yoktur, bedenden bedene atlayamaz... Kendi ailesi içinde bir yabancıdır. Tek isteği ailesi içine karışmak, o ölümsüzlerle beraber eğlenebilmektir. Yazar, bir klasik haline gelen hikayesinde son derece etkileyici şiirsel bir üslup kullanmış. Tüm kelimeler bir sonrakini tamamlamak için sıraya girmişçesine akıcı. Çeviri çok başarılı, sıfır hata. Yazarın yabancılaştığı toplumu ve aileyi bu gerçeküstü hikayeyle aktarmasını küçük Timothy sağlıyor. Timothy'e faniliğinin ve farklılığının kıymetini fark etmesini her ailede var olan uçuk bir amca sağlıyor. Kız kardeşinin eşek şakası onun soyutlanmasına vurgu yapsa da aile içinde dargınlık olmaz hele Cadılar bayramında. Annesinin sevgisi ve çocuğunu kabullenmesi de çok güçlü bir motif. Sevgi dolu bir aileye bile yabancılaşabileceğini belirten pasajlar ve arada vurucu olabilen hüzünlü dokusu, gerçekten usta işi. Genelinde yabancılaşılan toplum ve uyumculuk kavramları üzerinde durulan bir eser. Dave McKean'ın ilustrasyonları donuk ve sert hatlı olmasına rağmen hareketli bir aile toplantısı temasına çok güzel bir tezat olarak göz dolduruyor. Gölge ve renk seçimleri çok başarılı. Mezar taşı grisi temayla uyumlu olsa da fazlasıyla kullanılmamış, bu da ressamın ustalığının göstergesi.
Baskı: Son Tiryaki
Kitap 15 kısa Fantezi / Bilim kurgu hikayesinden oluşuyor. Yazar, Asimov, Le Guin, Kafka, Marx gibi göndermeleri çok açık biçimde kullanmış. Topluma gömülü olan oedipal kompleks tüm hikayelere sinmiş. Kimi hikayeler o kadar ergen erotik fantezisi kıvamında kurgulanmış ki okuru feci soğutabilir. Çoğu kurgu temel aldığı kavramlara takılıp düşmüş. Dualizm ve Jung arketiplerine de yer veren yazar makinedeki hayalet göndermesini kelimenin tam anlamıyla algılamış. En uzun hikayesindeki Arthur C. Clarke'ın Şehir ve Yıldızları esinlenmesi o kadar açık ve kısa kalmış ki... Bir öyküsünde cadı göndermesi, bir başkasında ise peri orjisi kullanmış, gene transparan bluzlar sahnede. Modern çağ eleştirisi olarak kurgulamaya çalışılan hikayeler yalın ve özgünlükten uzaklar. Türk BK'sını geri bırakan tüm hataları net biçimde görmek için alınıp okunabilir aslında. Yazar hatları net çizememiş, sadece kavramların isimlerinden bahsedip toplumsal arka plan ve bilimsel bir gerçekçilik iknasına girmektense yüzeysel davranmış. Özellikle Fantezi ve BK arasındaki ince ayrımları yapamadığı gözden kaçmıyor, ve bu durum Le Guin gibi ustaca bir imge örtülemesi tarzındaki melezlemeden çok kısa kalan kurgulama gücüne işaret etmekte. Ancak en büyük sorun yalınlık. Esinlenmeler farklı bir bakış açısı veya anlatım tarzına kavuşsalar belki güzel kurgulara vesile olacaklar ama sadece kalitesiz kopyalar olarak kalıyorlar. Katmansız karakterler son derece basit kompozisyonlar fırlamış gibiler.
Baskı: Şok Dalgası Süvarisi
Uzak gelecek. Kabilelere dönüş yaşanmış, iktisadi kıyametin ardından külçe birimi nakit yerine geçmiştir. Ağ, herşeye bağlıdır, her şey de Ağ'a. Ekonomik ve sosyal koşular üzerine bahis oynanan bu gelecek kendi "felaket" borsasını yaratmıştır. Tahakkümde son noktalara ulaşan insan genetik shirbazlıkları ve insan mühendisliğine soyunmuştur. Modern çağın heykeltraşları Davranış bilimciler, toplumu ve bireyleri uyumlu bireylere dönüşmeleri için törpülemekte, insanlar baskı karşısında bir boşalma olanağı ( catharsis ) aramaktadı: Bu olanak İşitme Cihazıdır. Bir ağlama ve hakaret duvarı görevi gören bu araç modern toplumun tutkallarından biridir. Sosyal kontrolün geri kalan öğeleri, grup baskısıyla oluşan konformite, göz kapaklarına kadar sakinleştiricelere gömülmüş insanlardır. İşte bu insanlar arasından biri... Nick Haflinger adlı bir adam tüm sisteme savaş açar... Kitabın geneli Nick karakterinin kendini arayışı ve sorgusu sırasında karakterin özelliklerinin ve geçmişinin yapısının aktarılmasından oluşuyor. Son kısım da ise toplumun ters- otopsisine ayrılmış. Nick, üstün yönetici sınıfın yetiştirildiği akademide eğitim alan bir adamdır. Polis ve çete devletinin okullara kadar sızmış olduğu vahşi ve güvenilmez bir çağda kimseye temas etmeden büyümüştür. Büyük bir "düşünce deposu" ( think tank) olan Tarnover zamanla en nefret ettiği şeyleri sembolize eder hale gelecektir. Nick, Tarnover'dan kaçar ve kendine yeni bir hayat inşa eder. Ancak tüm yaşadığı hayatlar ona uyumcu olmasını salık veren toplumla birleşince her seferinde hayal kırıklığına uğrar. Çağın nevrozlarını sırtında taşıyacak kadar güçlü değildir, yakalanır. Bu noktadan itibaren bir toplum ve karakter sorgusuna girer yazar. Yazar, freudyen çıkarımlara fazla yaslanmış ve açıkça davranışçılara saldırmış. Sanal seksle, en insani dürtülerinde biri ayıklanmış bir toplum kurgularken aynı zamanda alt metindeki güvensizlik ve izlenme paranoyasını da desteklemiş. Sosyal darwinizmi en uç noktalarda kurgulayan yazar, kayıtsızlık eleştirisi ne yer vermiş. Evrimsel yaklaşım üzerinden grup psikolojisini açılımlayıp sosyal kontrol mekanizmalarını göz önüne sermiş. Karakterin geçmişinin muhasebesinde her personasının çökmesinin nedenini kendisi olmamasına bağlayan yazar, varoluşçular ve evrimsel yaklaşım psikologlarının görüşlerini melezlemiş. Son derece başarılı benzetmeler ve sürükleyici yapısı, eleştirel dili önemli artıları. Bilimin de dinleri olduğuna dokunan yazar, zamanla kuramların kemikleştiğini ve dogmatik bir gözü dönmüşlükle savunulduğunu hoş bir biçimde belirtmiş. Şirket maskeleri, telefonda günah çıkarmak ,her köşe başında bekleyen panik atak gibi başarılı motifleri ustalıkla kullanmış: dijital bir 1984. Bazı yerlerde fazlasıyla yalın kaçmasına rağmen alt metini destekliyor: Saklanan tüm gerçekleri açığa çıkarmak için Don Kişotvari bir adanmışlıkla çabalayan toplum dışı biri olan Nick'in, bir kara ütopyayı, ütopyaya dönüştürme çabası. Yazar farkında olmadan yerdiği elitizmi bazı yerlerde yüceltmiş ancak bu pasajlar metne zarar vermiyor. Geneli itibariyle çok başarılı bir roman.