Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Zamanın Rengi Aşktır (Beau Lantry, #1)
Dany sekiz yaşındayken anne ve babası ölmüştür. Vurdumduymaz, kendi rahatlıklarını ve zevklerini etkilemeyen hiçbir şeyi dert edip umursamayan, jet sosyeteden olan anne ve babasına çok yakın olmamasına rağmen arkadaşları Anthony Dany'e bakmıştır. Dany buz pateni yapar. Buz pateninde efsane olan Anthony çocukken kendisine çok nazikken çocuk şampiyonasını kazandıktan sonra insafsız bir hocaya dönüşmüştür. Sonrasında da antrenörlüğünü yapmayı bırakmıştır. Ona hep cömert davranmıştır. Sevgi ve ilgi dışında her şeyi vermiştir. Son iki yıldır birleşik devletler şampiyonasını Dany kazanırken olimpiyatlara az bir süre kalmışken tahtı elden gider. Bu son yarışından sonra Anthony on dört yaşından beri gitmediği evine dönmesini ister. Kaybettiği için orada olduğunu düşünürken bambaşka bir şey ile karşılaşır. Kendisini tanımasına hiç izin vermeyen Anthony artık kendisine yaklaşması için izin vermeye karar vermiştir. Artık buzdan bir adam olmayacaktır. İstediği ise sadece arkadaşlık değildir. Anthony hayatı boyunca çalışıp çabalamıştır. Daha yirmi yaşındayken para, şöhtret, kadınlar her şeyi elde etmiştir. İstediği her şey ayaklarına serilmiştir. Hiçbirini istemediğini fark etmiştir. Vermektense almayı tercih etmiştir. Dany altı yaşındayken Anthony gibi altın madalya kazanacağını ve o zaman herkesin kendisini çok seveceğini söylemiştir. Anthony o gün birinin onu çoktan önemsediğini hayatı boyunca da önemseyeceğini hissetmiştir. Küçük bir kızken onunla konuştuğu ilk geceden beri bir gün gelip kendisinin olacağını bilir. Kendisini açıp insanların yaklaşmasına izin vermeyi bilmez. Artık Dany'i yakınlaştırması gerektiğini bilir yoksa ona kaybedecektir. Dany'i kıskanır ve daha fazla beklemek istemez. Sabırsız bir adam olduğu için birbirlerine kavuşmalarına engel olan onca yılın geçmesini beklemek onun için dünyanın en zor şeyi olmuştur. Kendisini tamamlayacak tek kişinin Dany olduğunu bilir. Hayatında hiç kimseye değer vermemiştir. Dany ise onun hiçbir zaman olmadıklarıdır. Onun cömert, sevgi dolu sıcaklığına sahip olmak istemiştir. Kolay kolay sevilecek bir adam olmadığını bilir ve Dany'den kendisini sevmesini beklemez. Kendisine ait olmasını ve bunu yürekten istemesini ister. Dany Anthony'i hep sevmiştir ama bir ilişki onu korkutur. Anthony kadınlarla uzun süre birlikte olmazdı ve kendisinden de sıkılırsa buna katlanamayacağını bilir. Fakat arkasında Anthony'nin gölgesini hissetmemeyi düşünemez ve dayanamaz. Anthony'i hem bedenen hem ruhen ister. Duyguları söz konusu olduğunda pek cömert olmayan Anthony'i yola getirmek pek kolay olmaz. İnişli çıkışlı bir süreçten sonra nihayet yola gelir. Yazarın yine güzel konulu bir hikayeyi tam olarak işleyemediği bir kitaptı.
Baskı: Ufka Dokunmak (Sedikhan, #5)
Billie Callahan yetiştirme yurdunda büyümüştür. Kafasına bir şey takmadan sürekli bir yerlere gitmiş, bazen bir yerlerde geçici bir süreliğine kalmıştır. Kalıcı olmayan ilişkiler kurmuş, ilişkilerinin hiçbiri onu etkilememiştir. Bir macera filminde başrol oynamak için Sendikhan'a gider. Kötü bir oyuncu olduğunu düşünür bu yüzden bu hayatı boyunca yapacağı tek film olacaktır. Filmde oynamayı Sendikhan'a bedava seyahat yapma şansı verdiği için kabul etmiştir. Yeni yerlere gitmeyi sever. Sendikhnan Çölünün ortasında Zalandan'a giderken yolda cipi bozulur. Oraya son birkaç haftadır ayrılmaz ikili olduğu arkadaşı Yusuf'u eve götürüp ailesine bırakmak için gitmiştir. Dönerken kum fırtınası başlar ve berbat bir durumda kalır. Siyah bir atın üzerinde beyaz elbiseli bir adam gelir yardımına. Kendinden başka kimseye güvenemeyeceğini bununda üstesinden gelebileceğini düşünse de adam yanına gelir ve korunak bulmalarını sağlar. Tonlarca kumu kaldırabilecek bir fırtına vardır. Kumdan korunabilmeleri için Billie'nin üzerine uzanıp uzun giysisi ile üzerlerini kapatır. Böylece ikili tanışmış olur. David Bradford okuldayken algının kapılarını açtığı söylenen haplardan denemiş ve haplar neredeyse onu bitkisel hayatın eşiğine getirmiştir. Yıllarca bir çocuk gibi olmuştur. Dört buçuk yıl öncede Sendikhan'a getirilmiştir. Dünyanın dört bir yanından doktorlar getirilmiş ve zekasını kazanmaya başlamıştır. Üzerinde o çocuksu saflık ve masumiyet devam ediyordur. Çok sevilen biridir ve orada insanlar ona tapar. Billie hayatında David kadar güzel bir erkek hatta insan bile görmemiştir. Muhteşem bir güzelliği olduğunu düşünür. Olağanüstüdür. David güçlü, dayanıklı, güzel bulduğu Billie'i dağ lalesine benzetir. Onun ölmesine izin vermeyecektir ve yaşadığı uzun yıllar süresince Billie'i hep koruyacaktır. O tepede Billie'i görene kadar ne istediğini bulamamıştır. Billie'i görür görmez tamamlanmış hisseder. Billie'i evine götürür ve kendisi ile bağ kurabilmesi için zamana ihtiyacı olduğunu bildiğinden orada kalmasını sağlar. Tabi problemler yaşanır ama sonunda sevgi ve bağlanmaktan kaçan Billie en sonunda ufka ulaşır. Aslında güzel bir konusu vardı ama gereksiz özlü söz tadında konuşmalar vardı.
Baskı: Demir Gül (Pirate Wolf, #2)
İlk kitabını okuyamadan ikinciden başladığımız bir seri daha. Juliet Dante Korsanlar Krali Simon Dante'nin kızıdır. Simon Dante İspanyol denizciliğinin musibeti halindedir. Eşi de bir korsanın kızıdır ve ona aldığı gemi Siyah Kuğu'da herkesin bildiği bir gemidir. İkilinin oğlu ve kızı da aileleri gibi gemilerde olmak istemiş İspanyollar için muhteşem bir diken üçlüsü olmuşlardır. Juliet doğum günü hediyesi olarak verilen Demir Gül'ün kaptanı olarak büyük başarılar elde etmiştir. İspanyol'lar tarafından saldırıya uğrayan bir gemide kurtardığı, kendisine yardım eden babasını bulmak isteyen Kralın gizli ajanı Harrow Dükü Varian St.Clare'i yanına alır. Varian'ın iki abisi ölünce unvan kendisine kalmıştır. Annesi evlenmesi için sürekli baskı yaptığından istemese de evleneceği kızı seçmiştir. İngiltere Kralı kendisini Simon Dante ile görüşmesi için göndermiştir. Aradığı adamın kızı ile yolda karşılaşınca işler değişir. Varian adil ve kanuni ticaretin sağlanması için İngiltere ile İspanya arasında ki görüşmelerde çıkacak düşmanlıklara karşı uyarıp İngiltere'ye dönmeyi kabul eden bütün korsan gemilerinin tüm ihlallerini kapsayan bir af için gelmiştir. İkili arasında karşılaştıkları anda başlayan çekim işleri değiştirir. Juliet etkilenmemek için direnir. Daha önce dört sevgilisi olmuştur ama ilgisini çeken bir adam ile aylardır tanışmadığından etkilenmesini buna bağlar. Ama tabi ki işler farklıdır. İkili birbirinden uzak duramaz. Tarih, gemi, korsan, savaş detayları ile dolu bir kitap. Kitap çok yavaş ilerliyor ben sıkıldım bu sürede. Detaylar ile uzatılmış ikiliyi çok az okuyabildiğimiz bir kitap. Sonu ise aceleye gelen yetersiz sonlardan.
Baskı: Papatya Falı ( Lovett,Texas # 1 )
Yazarın yeni bir serisi yine bir kasabada geçiyor. Jack ilk adımlarını atmaya başladığı günden beri babasının tamirhanesinde çalışmıştır. Lovett Texas'lı olmaktan gurur duyup,futbol,bira ve düz yolların tozunu arttırmayı severek büyümüştür. Hiçbir zaman kötü alışkanlıklarından vazgeçme eğiliminde olmamıştır. Herkes onu dize getirecek bir kadın ile tanışmadığını düşünmüştür. Evlenip çocuk yapmasını isterler ama üç yeğeni varken dünyaya başka bir çocuk getirmeyi istemez. Jack amcadır bu ona yeter. Hayatını yoluna koymuşken Daisy kasabaya dönünce işler değişir. Daisy on beş yıl sonra yaşadığı kasabaya geri dönmüştür. Eşi Steven savaş verdiği hastalıktan ölünce yıllarca ertelediği bir türlü açıklayamadığı sırrı Jackson'a anlatmak için gelir. Olay çocukluktan itibaren çok sıkı üç arkadaş arasında geçer. Bu üçlü küçükken çok samimilerdir. O zamanlar her şey yolundadır. Taki hepsi büyüyüp serpilene kadar. O zaman duygusal ilişkiler işin içine girer ve arkadaşlıkları bozulur. Bir kız ve ona aşık iki erkek. Daisy'nin sevdiği kişi birlikte olduğu kişi Jack fakat evlendiği kişi Stewen'dir. Evlilikten sonra kasabayı terk ederler ve Daisy yılar sonra sırrını açıklamak için kararlı bir şekilde geri döner. Jack ise bıraktığı gibi hala kendisine kızgındır. Daisy ne kadar karalı ise Jack de uzak durmak için o kadar kararlıdır. Dolayısıyla kovalamaca şeklinde devam eder kitap. Yazarı severim. Kitaplarını eğlenerek beğenerek okuyorum fakat bu kitap diğer kitaplar gibi değildi. Hikayeyi benimseyemedim. Daisy'nin sebepleri ne olursa olsun ikna olmadım bahane gibi geldi bana. Jack için üzüldüm. Affetmesi çok çabuk oldu üstten geçilmiş gibi oldu. Kasaba hikayelerine bayılıyorum. Eğlenceli kişiliklerle dolu kasaba halkı yazarın olmazsa olmazlarından. Kitap her şeye rağmen hemen biten sıkmayan bir Rachel kitabı.
Baskı: İçinde Aşk Var (Writers, #2)
Serinin ikinci kitabı tarihi aşk romanları yazan Clare'nin hikayesi. Clare'e dürtülerini kontrol etmesi,duygularını sıcak gülümsemelerin, kibar sözlerin,edepli davranışların ardına gizlemesi öğretilmiştir. Wingateler çok gülmezler,yüksek sesle konuşmazlar,açık saçık giyinmezlerdi. Kalplerini ise gizli tutarlardı. Clare baskı altında büyümüş olabilirdi ama doğuştan bir romantiktir. İlk görüşte aşka ve çekime inanır. Kendini hiç düşünmeden ilişkilerin içine atmıştır.Sonunda da hep kalp kırıklıkları ve acı veren ayrılıklar yaşamıştır. Nihayet otuz bir yaşındayken talih yüzüne gülmüş hayatının aşkı ile karşılaşmıştır. Sevgilisi romantik,yakışıklı,daha önce kalbini kıran adamlara benzemeyen biridir. Hiç kavga etmemiş hatta tartışmamışlardır. Bu yüzden evlenme teklifini kabul etmiştir. Bir önceki kitapta Lucy'nin düğününde onda bir farklılıklar olduğunu okumuştuk. Meğer düğünde büyükannesinin inci küpelerini almak için eve gittiğinde sevgilisini bir erkekle basmıştır. Düğün gecesi tam bir enkaz halindedir. Fakat sabah otel odasında bir uyanır karşısında da çocukluktan tanıdığı ama uzun süredir görmediği bahçıvanlarının oğlu Sebastian vardır. Sebastian ülkenin en başarılı gazetecilerindendir. Bütün dünyayı dolaşmıştır. Acıyı da mutluluğu da gören biridir. Annesi ile babası ayrı olduğundan o annesiyle yaşamıştır. Babasıyla hiç yakın değildir. Annesi ölünce duygusal olarak bir boşluğa girmiştir. Babası ile işleri düzeltme yoluna girer. Ah bir de yıllar sonra gördüğü Clare var. Kaçma kovalama derken kaçınılmaz son. Kitapta Clare'nin yakın arkadaşlarının sevgilisinin gey olduklarını anladıkları halde arkadaşları üzülmesin diye söylememişlerdir. Acı çekmesine gönülleri razı olmamış ne saçma nasıl arkadaşsınız siz acaba. Aşk romanları yazan ama kendisi aşk yaşamaya kalktığında fiyaskoyla sonuçlanan Clare'nin hikayesi ilk kitap kadar olmasa da fena sayılmazdı. Keşke daha çok birlikte olsalardı. Bu kadar çok kovalamaca olmasaydı, birlikte oldukları zamanda bu kadar aceleye gelmiş olmasaydı.
Baskı: Aşk Ateşi (Chinooks Hokey Takımı #6)
Kitap Tyson ve Faith'in düğünü ile başlar. Sam Seattle Chinooks Takımı oyuncularındandır.Onun için hayat güzel gidiyordur. Geçen sezon takım Stanley Kupasını kazanmıştır. Adı artık hokeyin en yüksek ödülüne altın harflerle yazılmıştır. Profesyonel yaşamı göklerdedir.Kişisel hayatı da ona göre kusursuzdur. Hayatı boyunca kendisini tek bir kadına bağlamamıştır. Kadınlar onu sever oda bunu karşılıksız bırakmazdı. Yeryüzünde kendisini sevmeyen tek bir kadın varsa o da eski eşidir. Bir şeye hazırlıksız yakalanmaktan hoşlanmaz. Darbenin hangi yönde geleceğini bilerek ona göre hareket etmek ister. Fakat beklemediği anda düğünde düğünü düzenleyen Autumn ile karşılaşır. Aslında birbirlerini çok iyi tanırlar. Çünkü bir geçmişleri vardır ve kötü ayrılmışlardır. Yıllar önce Vegas'ta güzel beş gün geçirmişler hatta evlenmişlerdir. Düğünün sabahında Autumn terk edilmiştir. Boşanmışlardır ama onları birbirine bağlayan bir oğulları vardır. Yıllardır mecburi durumlar dışında görüşmezler. Düğünden sonra ise görüşmelerinin sıklığı artar. Çünkü Sam birden iyi ilgili bir baba olmaya çalışır. Kitap ikilinin yeniden bir araya gelip yakınlaşması, sorunlarını çözmeye çalışması ile ilerler. Autumn yıllar önce yaşadıklarını unutabilecek mi o kadar güçlü bir sevgileri var mı görüyoruz. Sam'i diğer kitaplarda sık sık görmüştük. O kitaplarda sevmiştim fakat bu kitapta asıl sevmem gereken kitapta sevemedim. Yıllar önce yaptığı, sonra ki sorumsuzluğu, birden iyi olmaya karar vermesi bana yetmedi ama Vegas ta yaşanan ve sonrasında devam eden hikayelere bayılıyorum. Serinin en az sevdiğim kitabı olsa da çok güzeldi.
Baskı: Yoksa Hala Bekar Mısın (Lovett, Texas #3)
Sadie her zaman kopuk ve farklı olmuştur. Hayalperesttir. Bu yüzden kimse onu suçlayamazdı. Çünkü o çok geç gelen bir bebektir. Bir çiftlik sahibi çiftin kızıdır. On beş yıl her yöntemi denedikten sonra çocuk sahibi olamayacaklarını anlamışlardır. Çocuksuz evliliğe alışıp, gönüllü çalışmalara kendilerini vermişlerdir. Sadie'nin annesi kırk yaşındayken mucize bebeğiyle ödüllendirilmiştir. Sadie tek çocuk olduğundan her istediği yapılmıştır. Annesi öldükten sonra babası sürekli çiftlik işleriyle meşgul olduğundan onunla pek ilgilenememiştir. Kızını tam bir hanımefendi gibi yetiştirebilmek için elinden gelenin en iyisini yapmıştır. Kendisinin öğretmeye vaktinin ve zamanının olmadığı şeyleri öğretmesi için kızını zarafet okuluna göndermiştir. Ama zarafet okulu annesinin yerini tutamamıştır. Sadie ise annesi ve babasını memnun edebilmek için küçük yaşta çabalamaya başlamıştır. Babasının ilgisini çekebilmek için çok uğraşmış ama sonuç alamamıştır. İlişkileri çok iyi değildir. Artık kendisi olamaya karar verince üniversiteye gitmek için kasabadan ayrılmış nadiren babasını görmeye gelmiştir. Kendisinden küçük kuzeninin düğününe nedime olmak için çağırılınca kasabaya döner. Gider gitmez evlilik soruları ile karşılaşacağını bilir. Hep bir nedime olup gelin olamayacak herkes ona acıyacaktır. Fısıltıları duymaya dayanamayacağını bilir. Bu yüzden de giderken yolda kalan Vince'i arabasına alır. Hala bekar oluşunun düğünün konusu olacağını bildiğinden yeni tanıştığı adamdan iyiliğine karşılık düğüne gelmesini ister. Vince ise teyzesi çağırdığı için kasabaya gelmiştir ve bu ikilinin yolu böylece kesişir. İkili arasında yoğun bir çekim var ama duygusal bir şeyler çok geç oldu. Hadi aşık olayım bari dediler sanki. Ayrıca Vince yazarın Aşk Ateşi kitabından Autumn'un abisi. Bu ikiliyi de görüyoruz. Her şeye rağmen çılgın kasaba halkıyla dolu Rachel kitabı.
Baskı: Adı Aşk Olmalı
Joe dedektiftir. Bir görevden sonra hem yaralanmış hem de birimi değişmiştir.Bir kurşun bacağından girip etini ve kemiklerini parçaladıktan sonra hayatı değişmiştir. Dokuz ay süren fizik tedavi sürecinden sonra bacağına demir parçalar takılmıştır. Şimdi ise başarmak istediği önemli bir dava vardır. Eyaletin en zengin adamı patates kralı olarak da bilinen Norris'in paha biçilemez tablosu çalınmıştır. Idaho eyaletinde bu adamın gücü ve etkisi Tanrıdan sonra gelir. Patates kralı da polis departmanının üstüne çökmüştür. Resminin bulunması için baskı yapar. Bu hırsızlığı gerçekleştirmek herkesin harcı değildir. Şüphelilerin başında da Gabrielle ve ortağı gelir. Gabrielle Indaho'un kuzeyindeki küçük bir kasabada doğup büyümüştür. Babası o küçükken ölmüş bu yüzden tüm hayatını annesi,teyzesi ve büyükbabası ile geçirmiştir. Gabrielle ve ortağının antika dükkanı vardır. Polis bu dükkanın paravan olduğundan şüphelenir. Nadide bulunan çalıntı antika parçaları yasa dışı yollardan sattıklarına inanırlar. Dükkan sahiplerinin polisin dikkatini çekecek bir geçmişleri olmasa da hırsızlar onları ele vermiştir.Bu yüzden Joe Gabrielle'i takibe almıştır.Resim çalındığından beri Gabrielle'nin peşinde kuyruk gibi dolanmıştır. Dikkatli olduğunu düşünse de Gabrielle onu fark etmiştir üstelik silah çekip yere devirmiştir. Bu olay sonunda Gabrielle kendisini muhbir olarak bulur üstelik Joe ile de sevgili gibi görünmek zorundadır. Kendisinin suçsuz olduğuna inandırmış, ortağının da suçsuz olduğunu ispatlama derdindedir. Böylece macera başlar ah tabi daha ilk anda etkileşimde başlar. İkilinin aileleri çok eğlenceliydi Joe'nin papağanı da Gabrielle'nin karma,mistik güç, meditasyon halleri ilgi çekiciydi. Annesinin görüşü kızının kaderini gördü resmen. İlgi çekici, eğlenceli hemen biten kitaplardan. bana biraz yazarın diğer kitaplarından farklı geldi. Sanırım karakterlerden kaynaklanan bir durum özellikle erkek karakterden.
Baskı: Ne Güzel Tesadüf
Alexandra Purnell eğlenceden uzak, katı kurallar ile yetiştirilmiştir.Hayatı evinde korunaklı geçmiştir. Duygularını içinde yaşamış, babasının sözünden hiç çıkmamıştır. Yaptığı küçük hatalarda dahi odasında kimse ile konuşmayarak, dua edip sadece ekmek ve su ile besleneceği cezalar almıştır. Bir erkekle nasıl ilgilenilir,konuşulur bilmez. Evlenip özgürlüğe kavuşmanın hayalini kurar. Kendisinden yirmi yaş büyük bir dük ile sözlüdür. Babası bu durum resmiyet kazanmadan sosyeteye takdim edilmesini ister. Alex ise sosyeteye hiç alışamamıştır. Bir baloda yine bunalınca bahçeye çıkar fakat bir anda bağlanarak kaçırılır. Lord Eden Dominic Raine ikiz kardeşi Madeline'nin bir adamla kaçacağını düşünür. Bu yüzden kardeşini kaçırması için iki arkadaşını ayarlar. Fakat kardeşini baloda görünce arkadaşlarının bu iş yapamadıklarını düşünerek rahatlar. Ama iş işten geçmiştir ve arkadaşları plana uyarak kaçırma işini gerçekleştirmiştir. Amberley kontu Edmund Raine evlenme teklif ettiği ve reddedildiği sevgilisinin yanından eve döndüğünde kardeşinin odasında başına çuval geçirilip bağlanmış Alex'i bulur. Duruma el atar ve Alex'in erkek kardeşi James'e haber verir. Olayın gizli kalacağı sözünü verir ama dedikodu yayılır. Edmund erken yaşta babası ölünce ailenin tüm yükünü omuzlarına almıştır. Ailesinin hatalarını telafi eden biri olduğundan Alex geceyi evinde geçirdiği,onu bulduğunda yalnız kaldıkları için sorumluluğu alması gerekenin kendisi olduğunu söyleyerek Alex'e evlenme teklifi ile gider. Dominic ise kaçırılma olayının sorumlusu olduğu için evlenmesi gerekenin kendisi olduğunu söyleyerek evlenme teklif eder. Ama Alex hata olduğu,suçunun olmadığına herkesin inanacağını düşünerek önce teklifleri kabul etmez. Dük nişandan vazgeçince,dedikodular yayılınca babasının da baskısı ile Edmund'un teklifini kabul eder. Annesi ve James ile Edmund'un taşrada ki evine gider. Dominic nişanlanmış olsalar da hala evlenmesi gerekenin kendisi olduğunu söyleyerek her fırsatta teklifini yeniler. Edmund Alex'in evlilik fikrine ve kendisine alışması için elinden geleni yapmaya başlar. Alex ise kendi olmak,kendi hayatını yaşamak,kendisi karar vermek, özgür olmak ister. Bu yüzden nişanı bozma düşüncesinde. Bu süreçten sonrası ise hayatı sorgulaması ile geçer. Olaya Alex'in ailesinin verdiği tepki çok yetersiz geldi. Sanki her gün insanın başına gelebilecek normal bir hata. Sonrası ise kardeşler arasında ben evleniyorum hayır ben ben ben diye geçti. Bir de üçlü arasında suç benim hayır benim durumu var.Bir süre sonra ehh suç benim kitabı okuyorum dedirtiyor. Bir de kadın karakterin uyanışı gibi, olay hayatı sorgulamasına neden oluyor. Tüm bu olaylarda okurken bezdiriyor. Resmen işkence çektiriyor. Kitap güzel başladı. İkilinin arasında ki duyguların yavaş yavaş gelişmesi süreci güzel ama bu belirttiğim nedenler, bir olayın olmaması kitabı öyle sıkıcı bir hale getirdi ki uzadıkça uzadı. James ve Madeline arasında geçenler. Dominic'in önce başka birine aşıkken daha sonra Susan'a aşık olması var. Bu üç karakterinde duygu hallerini kendi açılarından okuyoruz. İkiliden daha fazla yer alıyorlar diyebiliriz. Raine kardeşler fazla ayran gönüllü. Yazarın iki kitabını okudum ama sanırım erkek karakterler hep sorumlulukları üzerine alan, kendinden çok başkasını düşünen karakterler. Tüm karakterlerin davranışlarına anlam veremediğim, sıkılarak okuduğum bir kitap oldu.
Baskı: İyi Günde Kötü Günde
Huxtable ailesi çocukları, anne ve babalarını kaybetmiş papaz evinde yaşamaktadır. Ailenin büyüğü Margaret yirmi beş yaşındadır. Evin sorumluluğunu erken yaşta üstlendiği için hala bekardır. Erkek kardeşi Stephan ve kız kardeşi Katherine de bekardır. Diğer kardeşleri Vanessa ise bir buçuk yıldır dul ve kocasının ailesi ile birlikte yaşar. Aniden ortaya çıkan Lyngate vikontu Elliott Wallace hayatlarını tamamen değiştirir. Metron Kontu ölmüştür. Huxtable kardeşlerin büyükbabaları Metron dükünün en geç oğludur. Eşine ailesi itiraz edince ailesi ile ilişkisini kesmiştir. Genç kont varissiz ölünce abisi Constantne olmasına rağmen varis arayışına girilmiştir. Con'un Yunan annesi Lyngate vikontu ile evli olan kız kardeşini ziyarete Londra'a geldiğinde Con'un babası ile tanışmıştır. Evine döndüğünde ise hamiledir. Babası evlenmeleri için onu getirmiştir fakat Con düğünden iki gün önce doğunca gayri meşru olmuştur. Bu yüzden unvan kardeşine geçmiştir. O ölünce de en son Stephan'a kalır unvan. Stephan mal varlığı ile birlikte artık yeni düktür. Elliott ise anne tarafından kuzeni olan ölen kontun vasisi olduğundan artık Stephen'ın da vasisidir. Haberi verip onu hemen götürmek için gelmiştir. Ablaları olmadan Stephen gitmeyince de tüm kardeşler birlikte gider. Onları eğitme ve sosyeteye hazırlama işi de Elliott'a kalır. Kızların sosyeteye takdim edilmeleri için bir hamiye ihtiyaçları vardır. Haminin bayan olması gerektiğinden Elliott çareyi evlenme de bulur. Böylece eşi hami olacak kendisi de görevini yerine getirmiş olacaktır. Katibi de evlenmesi için hem güzel olan hem de kardeşlerine hami olabilecek Margaret'i önerir. Meg ailenin iyiliği için teklifi kabul edecektir fakat Vanessa onun kendileri için bu fedakarlığı yapmasını istemez. Üstelik ölen kocasının kardeşini Meg hala unutamamıştır. Kendisi de Elliott'u beğendiğinden Meg yerine kendisi ile evlenmesini teklif eder. Böylece ikili evlenir ve evlilik aşklarının yavaş yavaş doğmasına neden olur. Elliott ve Con iki kuzen aynı zamanda çok samimi arkadaş iken araları bozulur. Elliott Con'un para ve aile mücevherlerini çaldığını,hizmetçilere tecavüz ettiğini düşünür ve bu yüzden araları açılır. Ama Con düşünüldüğü gibi kötü bir insan değil ve o beni en çok meraklandıran karakter. Kitap yine kalabalık bir kitap. Bu bir ilk kitabın getirdiği kalabalık değil. Yazar genel olarak kalabalık, fazla karakterli,hikayeli kitaplar yazıyor. Neyse ki bu kitapta ikili ön planda. İkiliyi çok sevemedim. Vanessa'a sürekli güzel değil kardeşler arasında en gösterişsiz denilmesi sık sık dile getirilmesi Elliott'un da inadına güzelsin demesi çok sıktı. İkilinin konuşmalarının yarısı bu şekilde geçti. Neredeyse hiç olay olmadı karakterler arasında geçip gitti.
Baskı: Kış Nefesi
Beatrice Cuningham Güz Fırtınası kitabının erkek karakteri Alexander'in üvey kız kardeşidir. Erkeklerden nefret ederek büyümüştür. Erkekleri düşman olarak görür fakat onlar olmadan da hayatta kalamayacaklarını bilir. Geçinmeleri için onlara ihtiyaçları vardır. Bu düşünceleri annesi kafasına işlemiştir. Evlerine giren erkeklerin bakışları, dokunuşları da nefret etmesini sağlamıştır. On dört yaşında iken abisinin arkadaşı Carter Maximilian evlerine gelmiştir. Düzenli olan ziyaretleri sayesinde kendisini farklı hissetmiş on beşinci doğum gününde de ona aşık olduğunu anlamıştır. Annesinin evlenmek isteyip de düştüğü bataklığa düşmeye niyeti olmadığından güzel bir hayatın hayalini kurup kendisini kandırmamaya kararlıdır. Bu yüzden evlenmek değil de bir erkeğin sevgilisi olmayı ister. Carter'e açıldığında da reddedilir. Abisi Abertillery Dükü onu yanına alıp eğitimi için eşi Jane'nin annesini tutmuştur. Önce bunlara karşı koysa da daha sonra onlara alışmıştır. İnsanları uzak tutmak için geliştirdiği kibri, başkalarına gösterdiğinden farklı düşünceleri, hisleri vardır. On sekiz yaşında iken abisinin arkadaşı ve yanında çalışan Carter'e gitmeden önce tekrar açılır ama yine reddedilir. İki sene sonra Carter zengin ve yanında getirdiği sevgilisinin eski sevgilisinin evini kumarda kazanmış olarak döner. Artık Beatrice'nin bir talibi vardır. Carter önce onun Beatrice'e uygun olup olmadığını görmeye karar verir. Daha sonra onun kendisinin olduğuna karar verir. Beatrice ile yakınlaşınca da evlenme teklif eder. Önce reddedilse de sonra evlenirler. Kitapta ki tek olay ise bundan ibaret. Bir de Beatrice'nin annesinin hayatını telafi etmek için açtığı sığınma evi, oradakiler ve onları çalıştıranlar, ikilinin uğraşması gerekenler. Olaysız, sıkıcı ve dengesiz karakterlerin olduğu bir kitap.
Baskı: Kalbimi Çaldın
Cordelia Winslet annesi ve babası öldüğünden beri büyükbabası ile yaşamaktadır. Büyükbabası iki haftadır Wayne malikanesin de işe başlamıştır. Cordelia'nın orada yaşadığını saklamak zorundadırlar. Bu iş önce kolay iken evin sahibi Wayne Dükü Edward Alexander Wayne gelince işler değişir. Edward'ın babası sevgilisi için girdiği bir düello da ölünce büyükbabası da ona benzer düşüncesi ile onu disiplinle eğitmiştir. Edward ise annesi ölünce Wayne malikanesinden ayrılmıştır. Londra'da bir yandan eğlence peşine düşmüş bir yandan da servetini katlamıştır. Yedi sene önce orduya katılmış yaralanınca da son üstün hizmet nişanını alıp ayrılmıştır. Evine ise seneler sonra sevgilisi ile bir parti vermek için döner. Cordelia bir gece acıkınca mutfağın penceresinden eve girer ve tıka basa karnını doyurur. Tam çıkacak iken Edward'a yakalanır. Edward beğendiği Cordelia'dan bir öpücük alır ve karşılığı kasıklarına aldığı darbe olur. Elinde kalan ise eski bir ayakkabı olur. Külkedisini elinden kaçırır ama gerçekleri öğrenmesi fazla sürmez. Cordelia ahırda çalışmaya başlar. İkili büyükbabasına yakalanınca da hemen evlenirler. Dedikoduları önlemek, Cordelia'ı sosyeteye takdim etmek için evliliklerini gizlerler. Tam ilişkileri düzelmiş iken araya giren yanlış anlamalar, kıskançlıklar ise işleri değiştirir. Yaşananları önce kadın, sonra erkek karakterin tekrar tekrar anlatması sıkıcı oldu. Cordelia'nın söyledikleri, hep fevri halleri, seviyorum derken bile sert sözleri, yaptıkları genel olarak kendisi iticiydi. Cordelia'ı hiç sevemedim. En sevmediğim kadın karakter oldu diyebilirim. Bazı konuşmalar katlanılır gibi değildi. Bir de Cordelia bir şeyler söylüyor ya da yapıyor Mark kahkahayı patlatıyor. Cordelia pişman oluyor bu sürekli tekrar eden döngü ve diğerleri yüzünden kitap bitmedi uzadı uzadı. Fazlasıyla esinlenme vardı. Güzelim konu, güzelim olaylar işlenemedi.
Baskı: Güz Fırtınası
Jane Hammond'ın papaz olan babası ölmüştür. Abertillery Dükleri de ailesinin papaz evinde kalmasına izin vermiştir. Annesi ise artık evden ayrılıp yeni bir başlangıç yapmak istemektedir. Bu düşüncelerini de yeni düke söylemek ister fakat başaramaz. On altıncı Abertillery Dükü Alexander Darius Cunningham kendisine babasının başka bir kadından olan kardeşi Beatrice'e yol göstericisi olması görevini verir. Dükün sağlayacakları için bu teklifi kabul ederler. Annesi Jane ve kardeşinin dükten uzak durmasını ister. Çünkü Abertillery Dükleri ahlaki zayıflıkları, zamparalıkları ile tanınmaktadır. Üstelik yeni dükün de gönüllü hemşirelik yapan dul bir kont kızının hayatını kararttığı ve sonuçları ile yüzleşmediğine dair dedikodular vardır. Bu yüzden dükün ilgisini çekmemeye çalışırlar. Fakat yeni görevleri bu işi imkansız hale getirir. Jane yanında biri ağlayınca ağlayan, gülünce gülen biridir. Nişanlı sayıldığı Philip'in annesi onay vermediği için ilişkileri henüz duyulmamıştır. Üstelik bir de fantastik kitap yazar. Bunu kimliğini gizleyerek yayımlayacaktır. Hayatı kitabı, ailesi ile geçiyorken yeni dükün gelmesi ile iyice değişir. Alexander ile sık sık karşılaşmaya, başlarına olaylar gelmeye başlar. Bu durumlar onları yakınlaştırır. Bir de evlerinin çatısına düşen ağaç onların Alexander'in evine gitmesini sağlayınca daha fazla yakınlaşırlar ve Alexander Jane'i düşesi olarak seçer. Bundan sonrası ise ikilinin duyguları ve gerçekler için verdikleri mücadele ile geçiyor. Açıkçası kitaba başlarken sayfa sayısı önce gözümü korkuttu. Ama kalın kitapların genelde daha çok olayı barındırdığı için güzel olacağını düşünerek başladım. Pek bir olay yok. Alexander Jane'i çok istediği için evlenmeye karar veriyor hemen de evleniyor. Öyle evlilikten kaçan çapkın bir erkek, aşık olmadan evlenmem diyen bir kadın yok. Evlenmeleri de aşık olmaları da çok çabuk oldu. Nasıl oldu zaten anlayamadım. Eğlenceli diyaloglar vardı ama bazı cümleler çok acemi işi geldi. Kitapta ki tek olayın çözümüne anlam veremedim. Jane'nin çoğu davranışını komik bulmadım ona da anlam veremedim. Kitap kapağı, iç tasarımı çok güzeldi beğendim. Ateş serisi karakterleri de renk kattı. Onların bölümlerini okumak keyifliydi.
Baskı: Aşkı Sende Buldum (Cameron Sisters, #5)
Gordon Lachlan İskoç bir savaşçıdır. Klanı için zafere ulaşabilmek için manevi değeri yüksek olan MacKenna kılıcını almalıdır. Kılıca sahip olan kişi isterse adamlarını cehenneme bile götürecek bir güce sahip olacaktır. Ama onun tek istediği İngilizleri İskoçya'dan çıkarmaktır. Bunun içinde kılıcın otoritesine ihtiyacı vardır. Kılıç Cemoron'lar dadır. Bu yüzden Constance Cameron'ı kaçırmaya karar verir. Madam Lavaliere'nin Genç Hanımlar Akademisinde olan ve kız kardeşinin evliliği sayesinde Colster dükünün akrabası olan Constance'i kaçırmak için harekete geçer. Fidye olarak kılıcı isteyecektir. Kılıcı alınca kızı ailesine geri verecektir. Ama düşündüğü gibi olmaz okula gidince okulda bir balo olduğunu fark eder. Baloya katılıp Constance ile tanışır. Constance düşündüğü gibi uysal bir kız değildir ve çekeceği vardır. Hatta onu tam okuldan kaçacağı sırada büyük mücadelesine rağmen yakalar. Aralarında bir etkileşim olunca işler iyice karışır. Constance İngiltere'den, İskoçya'dan, kardeşinin baskılarından bıkmıştır. Bu yüzden evine kaçmaya karar vermiştir. Orada nasıl davranması gerektiğine dair derslere ihtiyacı olmadan istediğini yapabilecektir. Ayrıca en son istediği şeyde bir kocadır. Özlemini duyduğu tek şey özgürlüktür. Bu yüzden kaçmak ister ama işler umduğu gibi gitmez yakalanır hatta kaçırılır. Mücadeleyi asla bırakmaz sürücüyü vurup attan düşürüp atla kaçar, Gordon'u taşla yaralamaya çalışır, tükürür Gordon'u çok kızdırıp Lachlan adına saygısızlık etmenin bedelini öpücükle öder ama bir türlü vazgeçmez. Constance tam Gordon'a göredir. Kendisine bu kadar uyan biri ile karşılaşacağını hiç düşünmemiştir. Uzun zamandır hiçbir kadın ilgisini bu kadar çekmemiştir ama kendisine izin veremez. Ayrıca davasının son lideridir ve görevini tamamlamasını tehlikeye atacaktır. Onun ise tek ilgilendiği davasıdır. Constance ise bir süre sonra Gordon'un davasına katılmak ister. Güçlü, yaşam dolu, inatçı Constance tüm kadınların davaya inanıp, işin ucundan tutmasını sağlar hemen yönetimi ele alır, varlığı kampın her yerini doldurur. Gordon ile kız kardeşinin arasının düzelmesini bile sağlar. Gordon'un hayatında bir kadına yer yokken çok geçmeden ilişkileri başlar ama vermek zorunda oldukları bir mücadele vardır. İskoçlara bayıldığımdan tek bir İskoç romanını kaçırmak istemem. Bu yüzden kitaba büyük bir hevesle başladım. Akıcı yormayan bir kitaptı. Çok özgün bir kitap olmasa da severek okudum.
Baskı: Hayaller Gerçek Olunca
Penhollow Kontu Pierce Kirrier kumar bağımlısı babası onları parasız bırakıp ölünce aile servetini baştan inşa etmiştir. Annesi evlenmesini ister varise ihtiyaçları vardır. Köy halkı da hep yabancı olarak gördükleri Londralı annesi gibi evlenmesi gerektiğini düşünür. Annesinin kötü bir anne olduğunu düşünmüşler ve onu yetiştirip evde eğitim almasını sağlamışlardır. Şimdide onun için bir aşk büyüsü yaparlar. Aşkın rüzgarlarının dünyayı köşe bucak arayıp kontes olabilecek nitelikte kontlarına layık bir gelin getirmesini isterler. Eden Londra'nın batakhanelerinde doğmuş hep açlık sefalet çekmiştir. Bir adamın öldürüldüğünü görmüş ve kaçarken de kaldığı manastırın sahibi madam tarafından sokaklardan alınıp zengin bir adamın metresi olabilmesi için eğitilmiştir. Seneler sonrada istediği fiyatı veren bir sultanın haremine deniz kızı dediği Eden'ı satmıştır. Eden'de fırsat bulur bulmaz yola çıktığı gemiden kaçar. Pierce arkadaşı ile balığa çıktığı sırada suda kayalara çarpmak üzere olan bir sandal görür ve yardıma koşar. İçinde ki Eden'ı kurtarır ve evine getirir. İkili görür görmez birbirinden çok etkilenir ve Pierce ailesini bulana kadar Eden'ın evinde kalmasını ister. Eden ise hafızasını kaybetmiş gibi davranır ve oradan kaçmak ister. Bir yandan büyücü kadın seni denizden ben çağırdım, kaderin burası der. Büyüye yardım eden hizmetkarlar da aynı şekilde kalması için uğraşırlar. Diğer yandan ise Pierce'nin annesi arkadaşları ile onu oğluna uygun bulmaz ve gitmesini isterler. Kendisi de hemen aşık olsalar da Pierce için uygun olmadığını düşünür birde anlatamadığı geçmişi vardır. Bir yanda sırları bir yanda aşkı arasında kaldığı bir mücadele başlar. Eden'ın o kadar zamana, yaşanana rağmen bir türlü geçmişini söyleyememesi, Pierce'nin de öğrendikten sonra verdiği tepki birbirinden kötüydü. Konu ilginçti. İkili arasında daha fazla olay, paylaşım beklerdim. Keşke yazar çevreye daha az ikiliye daha çok odaklansaydı.
Baskı: Skandal Aşıklar (The Penwich School for Virtuous Girls #2)
Serinin ikinci kitabı Evelyn Cross'un kitabı. Evie’nin üvey kız kardeşi Linnie'nin evlilik dışı çocuğu olmuştur. Doğumda kardeşinin yanında olan Evie üvey annesi çocuktan kurtulmak isteyince yıllar önce babasının kendisini bıraktığı Penwich Erdemli Kızlar Okulun da ailesi olmadan büyümenin ne demek olduğunu bildiğinden orada ki zor günlerini düşünerek çocuğu vermek istememiştir. Henüz bekar olduğundan adı lekelenecektir buna aldırmaz ve her şeye rağmen çocuğu almak için üvey annesini ve babasını ikna etmiştir. Üvey annesinin tek derdi kızını soylu biri ile evlendirip, seviyelerini yükseltmek olduğundan çocuğu vermeye ikna olmuştur. Böylece Evie çocuğu alıp kendi çocuğuymuş gibi büyütmüştür. Doğumdan sonra bir türlü toparlayamayan kardeşi evlendikten sonra ölmüş, çocuğunun babası da savaşta ölmüştür. Ölürken sevgilisi ile evlenmediği için pişmanlık içinde olduğundan kuzeni Spencer’a Linnie ve çocuğunu bulup onlara bakmasını söylemiştir. Spencer'de çocuğuna kendi çocuğu gibi bakacağına dair verdiği sözü tutmak için dört yıl sonra Linnie yani Evie'nin yanına gider. Nicholas ile tanışır. Spencer’ın Nicholas’ı almasından korktuğu için Evie Linnie olmadığını söyleyemez. Spencer, Evie ve Nicholas’ı korumak, onların bakımını üstlenmek ve abileri ölünce kendisine kalan aile unvanı için bir varisi olması gerektiğinden Evie ile evlenmek ister. Evie bu teklifi Nicholas’ın geleceğini düşünerek kabul eder. Klasik bir anlaşma yaparlar varisleri olduktan sonra herkes özgür olacaktır. Böylece çift bir anda evlenir. Tabi ki evlendikten sonra işler değişir ve araya duygular girer. Bir süre Evie'nin sakladıkları yüzünden kaçması ile geçer kitap araya giren sorunlar buldukları aşk derken kitap biter ama Spencer nasıl Evie'nin masum olduğunu anlamaz beni çok şaşırttı. Konu farklı değil bilinen bir konu. Bazı yerler çok yüzeysel olmuştu, eksik bir şeyler var hissi kitap boyunca hep oldu. Nedense ikiliyi ayrı ayrı sevdim ama birlikte sevemedim. Spencer Nicholas için geldi ama birlikte hiç vakit geçirmediler . Baldız ve maskülen kelimeleri ise daha neler dedirtti. Son olarak ilk kitabı daha fazla sevdim.
Baskı: Seninle Bir Gece (The Derrings #3)
Jane Guthrie kocası öldükten sonra evinde kayın biraderi ve ailesi ile yaşamaya başlamıştır. Kocasının ilk evliliğinden olan oğlu yeterli yaşa gelip hakkı olan varisliği alana kadar sorumluluk kayın biraderindedir. Jane ise kendi evinde hizmetçi konumundadır. Kayın biraderinin kendisine olan ilgisinden kaçar, onun çocuklarına bakar yetmezmiş gibi birde bir şeyi beğenmeyen karısı ile ilgilenir. Jane'nin evliliğinde çocuğu olmamış eşinin zaten çocuğu olduğundan kısır olanın kendisi olduğunu düşünmüştür. Evliliğin de mutlu olmamış hatta kocasını yatağında hizmetçisi ile basmıştır. Mutsuz geçen hayatı kocası öldükten sonrada değişmemiştir. Sadece bir gecelik özgürlük için maskeli bir baloya gitmeye karar vermiştir. Baloda ise çocukluğundan beri aşık olduğu ama kendisini değil de ablasını seçen üstelik ablası tarafından da bir dük için istenmeyen St.Claire Kontu Seth Rutledge ile karşılaşır. Seth kız kardeşinin kaza sonucu kör olmasından kendini sorumlu tutmuş hem bu olay hem sevdiğini düşündüğü kadın tarafından istenmeyişinden sonra donanmaya gitmiştir. Babası ona geri dönmeyeceğini düşünerek donanmada bir subaylık ayarlamıştır ama ilginçtir abisi ölünce kontluk Seth'a kalır. Seth ise dönünce kız kardeşi Julianne ile anlaşabilen kendisine bir şey olursa ona bakabilecek ve kendisine varis verebilecek bir eş arayışına girer. Baloda Jane ile Seth karşılaşırlar. Jane tanısa da Seth onu tanımaz. Seth o gece Aurora adını verdiği bu maskeli kadından etkilenir. Yıllar sonra görmediği Jane ile karşılaşınca ilk kez gördüğünü düşünür ve Jane'den de etkilenir. Jane bir gece yine baloya katılır ikili bu kez birlikte olur ve işler o geceden sonra değişir. Seth onu sevemedim Jane'i gördüğünde Jane'i unutup eş bulmalıyım dedi Aurora'ı gördüğünde unutup eş bulmalıyım dedi sevemedim evet önce anlamamak doğal ama ikisi içinde yoğun hissetmek sevemedim. Kitabın sonuna kadar Seth sevip sevemediğini anlamadı hatta son iki sayfada Jane'nin yanına giderken bile yok daha neler sevmiyorum dedi gidince birden sever oldu. Yine acele bir son oldu. Çeviri o korkunç çeviri Seth'in bölümlerini okuyorum birden Jane oluyor başı sonu belli olmayan bölümlerle geçti yani. Yazarın en kötü kitabı diyebilirim.
Baskı: Haz Şövalyesi (All The King's Man#2)
İlk kitabın sonunda on iki yıl geçmiş ve dört yıl önce prens Harry kral olmuştur. Normandiya seferine çıkıp Fransızlar ile savaşmaya toprakları almaya hazırlanır. Genç yaşta annesinin göndermesi ile abisinin yanına gelen Stephen'i de annesi ve yengesi Catherine evlendirmeye kararlıydı. Kitap aynı bu şekilde devam eder. Isobel Hume on üç yaşındayken tahta kılıçlarla idman yaptığı,oynadığı dönemde evlendirilir. Çok sevdiği göz bebeği olduğu babası topraklarını geri alabilmeleri için onu yeni dul kalmış, çok zengin ve yaşlı Lord Hume ile evlendirmiştir. Annesi de biz kadınlar acı çekmek için doğduk demiş ve evlenmesine mani olmamıştır. Isobel sekiz yıl boyunca bitmek tükenmek bilmeyen istekleriyle kendisini yıpratan huysuz,yaşlı kocasına katlanmıştır.Evliliğinin her gününü her saatini pişmanlıkla geçirmiş ama görevlerini de yerine getirmiştir. Kocası ölür ve onu muhtaç bırakır. Oturdukları şatoda dahil tüm topraklarını Isobel'in küçüklüğünden beri peşinde olan evliliği boyunca da peşinde olan Bartholomew Graham'a bırakır. Graham bir oğlu olmasını isteyen Lord Hume'i oğlu olduğuna inandırmış ve tüm servetini almıştır. Isobel'in de kendisi ile evlenmesini ister. Isobel de kızgın olduğu affetmediği ve evliliği süresince görüşmediği babasına haber yollar. Bu durumu halletmesi için de kralın üvey amcası Piskopos Beauford'a giderler. Piskopos ise Graham ile evlenmek istemeyen Isobel'e başka bir çözüm yolu sunar. Yeğeni Kral V.Henry İngiltere ve Normandiya arasında ki bağları güçlendirmek, Normandiya'yı İngiltere'ye bağlamak için asiller arasında evlilikler olmasını ister. Isobel'e de Normandiya'da bir evlilik yapmasını önerir. Isobel bir yabancı Graham'dan kötü olamaz düşüncesi ile bunu kabul eder. İlk kitaptan tanıdığımız Catherine'nin de casusluk yapmasına yardımcı olan arkadaşı, casus,müzisyen Robert yirmi yıl sonra müzisyen sevdasından vazgeçer ve artık sör olarak kralın yanında yer alır. Isobel'in annesi ile ilişkisi olmuş olan Robert Isobel'i himayesine alır. Stephen Carleton komutan olan üvey abisi William Fitzalan ve kralın ordusu ile birlikte Normandiyada'dır. İngiliz ordusu Carleton şehrine girmiştir. Kral aldığı topraklarda düzeni sağlamak için şövalye olan Stephen'ı şehrin kraliyet temsilcisinin yardımcısı olarak atar. Robert'in himayesinde olan Isobel'i görünce beğenir tabi bu durum karşılıklıdır. Daha ilk karşılaşmalarında yakınlaşma öpüşme gelir. Isobel nişanlı olduğundan ikili uzak durmaya çalışır. Isobel'in nişanlısı Normandiyalı bir asilzade olan Philippe de Roche'de gelir. Kral Isobel'den aynı zamanda nişanlısının gerçek sadakatinin kime olduğunu öğrenmesini de ister. Isobel yakışıklı nişanlısını beğenir ve vakit geçirmeye başlar ama aklında hep Stephen vardır. İkili uzak durmaya çalışır ama kıskançlıklara,birlikte olmaya mani olamazlar. Stephen hamile olabileceği için kendisi ile evlenmek zorunda olduğunu söyler. Isobel sevmesine rağmen hiçbir erkeğin babası gibi kendisini üzmesine izin vermeyeceğine dair söz vermiştir. Stephen'ın ihanet edip kendisini terk edeceğinden korktuğu içinde kabul etmez. Nişanlısının evine gider. İkilinin duyguları,ayrılık sürecin de yaşadıkları,savaş ortamı,hainlikler,ihanetler,casusluklar derken kitap bitiyor. William Catherine ve Catherine'nin oğlu Jamie'de kitapta bol bol var. Robert'de aynı şekilde. Robert Isobel'ın babası çıkıyor ve yıllarca zamparalık yaptıktan sonra o da yuva kuruyor. Açıkçası ikili dışında kitabı beğendim. İkiliyi çok fazla sevemedim. Olaylar,diğer karakterler, dönemin gerektirdikleri, yaşananlar ilgi mi çekti ve keyifle okudum. Yormayan,güzel,akıcı bir kitap.
Baskı: Serserinin Öpücüğü (Sons of Sin #2)
Richard'ın annesi kocası diplomatik bir görev için gittiği Rusya'dan on altı ay sonra döndüğünde Richard ile karşılar kocasını. Doğal olarak skandal saklanamaz. Richard varis olarak kabul edilmiştir ama dedikodular hiç bitmemiştir. Çocukluğundan beri alaylara, aşağılanmalara, zorbalıklara maruz kalmıştır. Tecrübelerinden öğrenmiştir ki gerçek duygulara dair en ufak bir açık sosyetenin onu kurtlar gibi parçalamasına yol açacaktır. Bu yüzden dünyaya karşı annesini ve onun davranışlarını zerre umursamıyormuş gibi bir tavır sergilemiştir. Artık küçümsenmekten, annesinin günahlarının başına kakılmasından yorulmuştur. Son duyduğu laflardan sonra Harmsworth Mücevherini bulup herkese göstermek ister. Gerçek bir Harmsworth olmasa da ellerinde ki tek varis olduğunu kanıtlayacaktır. Böylece mücevheri aramaya girişir. Mücevher ise bir papaz kızı olan Genevieve'ye miras olarak bırakılmıştır. Richard mücevherin yerini öğrenince satın almak ister. Alamayınca papaz evine önce hırsız gibi girer. Mücevheri kolayca alabilmesi için düzenlenen akşam yemeğine Genevieve gitmeyince ikili ilk kez karşılaşır. Richard mücevheri alamayınca kılık değiştirip rahip Barrett'in öğrencisi olarak eve yerleşir. Böylece evde kalmanın yolunu bulur ve mücevheri Genevieve'den almaya çalışma mücadelesine başlar. Genevieve babasının bilimsel makalelerinin sahibidir. Makaleleri yazar ama babası tarafından hak ettiği değeri sevgiyi bir türlü göremez. Genevieve mücevher ile ilgili kendi adında bir makale yayımlamayı düşünür. Bilim dünyasını sallayacak, özgürlüğünü nihayet babasından kurtarma şansı olacaktır. Mücevheri elde etmek için başlayan kovalamaca ise bir aşkı doğurur. Bu kitap ile yazarın çıkan tüm kitaplarını okumuş oluyorum. Serinin ilk kitabını çok beğenmiştim ama bu kitap ilk kitap kadar güzel değildi. Ortalara doğru biraz sıktı, gereksiz yere uzatılmıştı ama neyse ki toparladı kitap.
Baskı: Zorla Güzellik Olmaz
Sebastian Townshend, yakın arkadaşı Giles'in yeni karısı ile onun karısı olduğunu bilmeden birlikte olmuştur. Arkadaşı da öğrenince düelloya çağırmıştır. Arkadaşından nasıl özür dileyeceğini bilememiştir. Söyleyeceklerinin arkadaşını daha çok kızdıracağını bildiğinden ve arkadaşının siniri geçmediğinden düelloya gitmiştir. Silahını arkadaşı dışında herhangi bir şeye ateş etmeye niyetlenerek gökyüzüne doğru tutmuş ama arkadaşı kendisini yaralayınca silahı kontrolü dışında ateşlenmiş ve arkadaşı ölmüştür. Babası hayatında ilk kez kendisi için hayal kırıklığına uğramış ve onu reddetmiştir. İngiltere kıyılarında bile görünmesini istememiş evden kovulmuştur. Böylece tüm aile bağları kopmuştur. Evden ayrılınca birkaç yıl hiç iş yapmamış, hiçbir şeyi umursamadan yaşamıştır. Suçluluk ruhuna işleyip, acısı iyice derinleşse de İngiltere'ye dönmemeye yemin etmiştir. Avrupa da hiçbir yeri yerleşecek kadar sevememiştir. Kıtanın her yerinde bulunsa da ev kurmaktan hep kaçınmıştır. Harcayacak pek bir şeyi olmadığı içinde epey para biriktirmiştir. Zekası sayesin de olayları araştırmaya, dedektiflik yapmaya başlamıştır. Acımasızlığıyla tanınmış Raven olduğundan herkesin yapabileceği basit işlerle ilgilenmez. Yıllar içinde İngiltere'ye gitme konusunda baştan çıkaran birçok iyi iş teklifi gelse de ikna olmamıştır. Ailesinin kendisini bıraktığı gün oda ailesini bırakmıştır. Margaret'ın kont olan babası altı yıl önce ölmüştür. Vasisi olan Sebastian'ın babası tarafından büyütülmüştür. Kendisinin hep yanında olan, çok sevdiği bu adam sürekli kazalar geçirmeye başlayınca bu kazaların başka bir sebebi olduğunu düşünür. Sebastian'ın kardeşi öldürdüğü arkadaşının eski eşiyle evlenmiştir. Margaret onların neden evlendiğini anlayamamış, onlardan rahatsızlık hissedince izlemeye başlamıştır. Vasisi kaza geçirip ölünce ölümünün kaza mı yoksa başka bir şey mi olduğunu öğrenmek ister. Önce Sebastian'ı bulmak için kendisine pahalıya patlayan bir adam kiralamıştır sonra kendisi aramaya başlamıştır. Dört ay Avrupa'da onu aramıştır artık vazgeçip eve dönmek üzereyken Raven adını duymuştur. Raven'i tutmaya karar verir. Ama bilmediği bir şey vardır Raven araştırması için tuttuğu adamın oğludur. Sebastian'dan hoşlanmaz eğer Giles'i öldürmeseydi karısından boşanıp nişanlı olduğu kardeşiyle evlenecekti. Sevdiği adam ölünce çok üzülen kardeşi kaçıp fakir bir çiftçiyle evlenip, çocuğunu doğurup ölmüştür. Bunlardan Sebastian'ı suçlar. Gelmek istemese de Sebastian'ı kiralar. Sebastian önce eve dönmek istemez ama Margaret onu ikna etmeyi başarır. Evli gibi davranmak zorundadırlar. Bu araştırma ile başlayan sahte evlilik sonun da tabi ki gerçek olur. Yazarın en az beğendiğim kitabı diyebilirim.
Baskı: Aşkta Seni Seçtim (Malory-Anderson Family #8)
Gabriella Brook'un annesi öldükten sonra tek sahip olduğu akrabası iyi tanımadığı babası olmuştur. Bir kere bile babasının kendisini sevmediğinden şüphelenmemiştir ama babası hiçbir zaman evde uzun süre kalmamıştır. Birkaç ay kaldıktan sonra babasından tek ziyaret bile olmadan yıllar geçmiştir. Kendi gemisinin kaptanı olan babası eve bir dünya hediye gönderse de kendisi gelmemiştir. En sonunda babasını bulmak için denizlere açılır. Babasını bulduktan sonra onun bir tüccar değil de korsan olduğunu öğrenir. Babası ile yaşamaya başladıktan sonra hayatından memnundur ama babası onun hep böyle yaşayamayacağına karar verip Gabriella'ı evlendirmek ister. Yanında kalarak kızının iyi bir evlilik yapma şansını yok ettiğini fark edince Gabriella'ı İngiltere'ye göndermeye karar verir. Kendisine borçlu olan eski korsan arkadaşı James Mallory'nin yanına gönderir. Gabriella evlenmeyi ve çocukluğunda sahip olmadığı şeyleri ister. İstikrarlı, sevgi dolu, birbirine bağlı bir aile ister. Kendisi ile Karayiplere yerleşecek maceraperest bir koca bulma umudu ile yeni bir maceraya atılır. James ve eşi Georgina ile eş bulabilmek için partilere gitmeye başlar. Georgina'nın evlerine gelen kardeşi Drew ise işleri değiştirir. Drew hiçbir kadının kavga etmeye değmeyeceğine inanır. Eğer bir kadına sahip olamazsa başka birine olabilirdi. Bu konuda titiz değildir ve kendisine çok yabancı olan duygulara da yakalanmak istemez. Kadınları seven bir adam olduğundan gittiği her limanda kendisini açık kollarıyla bekleyen bir kadın olmuştur ama Gabriella ile tanışınca işler değişir. Drew partiler de Georgina ile Gabriella'a eşlik ettikçe yakınlaşmak kaçınılmaz olur. Önce kaçsalar da daha sonra Drew evlenecekler listesinin bir numaraları adayı haline gelir. Drew ne kadar etkilenirse etkilensin evlenmeye hiç niyeti olmadığından önce işler çıkmaza girer. Kıskançlıklar da işin içine girince işler iyice çıkılmaz bir hale gelir. Bir anda Gabriella'ı Drew`in gemisini onunla birlikte kaçırırken de bulmak mümkün olur. Bu kadar olay olunca sonu tabi ki mutlu son. Malory, Anderson ailelerine bayılıyorum. Her limanda bir sevgili yazısını gördükten sonra çok merak ettiğim bir kitaptı. Beklediğim gibi olmadı. Çok beğeneceğimi düşünmüştüm ama biraz hayal kırıklığı oldu. Her şeye rağmen korsanlara bayılıyorum.
Baskı: Öyle Bir Geceydi ki (Hellions of Halstead Hall, #6)
Sharpe ailesi kitaplarından tanıdığımız kuzen Pierce Waverly Devonmont kontudur. Küçükken babası tarafından hep azarlanmış,astımı olduğu için suçlanmıştır. Sekiz yaşında ise yatılı okula gönderilmiş ve tatilde alınmamıştır. Onu almaya önce ki kitaplardan tanıdığımız babasının kuzeni olan Virginia'nın babası gelmiştir. Tatilini at çiftliğinde geçirmiştir ve babasının bunu daha sert biri olmasını istediği ve kendisinden nefret ettiği için istediğini düşünmüştür. Gitmek istememiştir fakat annesi de kalmasını istediği bir mektup yazınca diğer çocuklar gibi güçlenmeye karar verir yoksa eve dönemeyecektir. Fakat büyüyüp güçlenmesine,babasının istediği gibi bir oğul olmasına rağmen eve dönmesine hiç izin verilmemiş tüm tatillerini Waverly çiftliğinde geçirmiştir. Yirmi bir yaşında iken ailesi ile yüzleşmeye gitmiş fakat reddedilmiştir. Şimdi otuz bir yaşındadır ve iki yıl önce babası öldüğünden beri annesi ilişkilerini yoluna koymak için uğraşmış,sürekli okumadığı mektuplar yazmıştır. Annesi de yıllarca hiçbir mektubuna cevap yazmamış ve kendisini istemediği için acısı,öfkesi dinmemiştir fakat ona bakması için bir refakatçi tutmuştur. Annesinin refakatçisi Camilla Stuart ona annesinin hasta olduğuna dair bir mektup gönderince yıllar sonra annesini görmeye gider. Camilla'nın altı yaşında bir oğlu vardır.Kocası ölünce çalışmak zorunda kalmıştır ve son iş vereni kendisine çok iyi davrandığından üzüntüsüne dayanamamış ve Pierce ile annesini barıştırmak için bu yalanı söylemiştir. Fakat anne oğul arasında ki sırlar bunu zorlaştırır. Camilla annesi ile kalmasını ister Pierce ise asla böyle bir isteği yokken etkilendiği Camilla ile bir anlaşma yapar. Annesi ve onunla yemek yiyecek Camilla'da gece kendisini eğlendirmek için onunla vakit geçirecektir. Bir gece kalacakken bu ziyaret ve akşam buluşmaları uzar. Bir yandan yeni bir aşk doğarken bir yandan da geçmişte ki bu sırrı öğrenmeye çalışırlar. Kitap boyunca sırrı öğrenmeye çalışıyorlar ama bu muydu yani geçmişte olanlar daha büyük bir olay bekliyor insan. Aşktan çok anne oğul, aile ilişkileri daha yoğun. Yazarın kitaplarına göre daha basit kalmıştı ama güzeldi.
Baskı: Bozulan Yeminler (Hellions of Halstead Hall, #1)
Serinin ilk kitabı Stoneville Markisi Oliver Sharpe ile Maria Butterfield in hikayesi. Oliver on altı yaşındayken annesi onu babasının sevgilisi olan evli bir kadın ile basmıştır. Babası gibi davranıp bencil,zevkleri uğruna herkesi kurban eden birine dönüşmesine izin vermemeye kararlı bir şekilde sadakatsiz kocasına hesap sormaya gitmiştir. Oliver büyükannesine arkasından gitmesini söylese de ciddiye alınmayınca annesi avcı kulübesinde ki kocasını sonrada kendisini vurmuştur. Skandalın üzerinden on dokuz yıl geçmesine büyükannesi intiharı örtbas etmeye çalışmasına rağmen söylentiler hiç bitmemiştir. Oliver'da skandallarla yaşayan hovarda bir adam haline gelmiştir. Uslanmaya da hiç niyeti yoktur fakat büyükannesi duruma el koyar. Torunlarının dedikodu gazetelerinde Halstead Hall'un yaramaz çocukları diye bahsedilmesinden bıkmıştır.Evlendiklerini,çocukları olduğunu görmek ister. Bu yüzden beş kardeşe bir yıl içinde evlenmezlerse mirasından mahrum edip,desteğini keseceğini söyler. Maria Amerikalıdır ve babasının gemicilik şirketi vardır. Babasının ortağı olan nişanlısı iş için İngiltere'ye gelmiş o dönmeden de babası ölmüştür. Nişanlısı gelmeden babasının parasına kimse dokunamaz.Nişanlısını şirketi yönetmesi içinde bulmak zorundadır. Bu yüzden kuzeni ile yollara düşer. Nişanlısının çantasını taşıdığını fark ettiği adamı gittiği geneleve kadar takip ederler. Fakat kuzeni bakmaya gittiği çantayı kapıp kaçınca hırsızlıkla suçlanır. Kuzenini kılıçla kurtarmaya çalışır ve kılıcı boynuna dayadığı Oliver ise onlara yardım etmek ister. Kuzenini asılmaktan kurtaracak karşılığında Maria nişanlısı rolü yapacaktır. Oliver geneleve nişanlısı rolü yapacak birini bulmaya gitmiştir. Maria büyükannesinin evlenmesini kabul etmeyeceği tipte biridir. Ona fikrinin saçma olduğunu göstermek için bu oyuna girişir.kaçınılmaz son ise aşktır. Kitap güzeldi komik diyaloglar vardı hoşuma gitti.Pek bir olay olmasa da Maria'ya bayıldım kuzeninin de birini bulması çok hoşuma gitti diğer kardeşlerin sonunu da çok merak ediyorum.
Baskı: Yatağımdaki Serseri (Hellions of Halstead Hall, #2)
Büyükanneleri Sharpe kardeşlerin evlenmesi konusunda kararlıdır. Evlenmezlerse mirastan mahrum olacaklardır. Evlenme sırası ise Jarret'te. Jarret Sharpe anne ve babasının skandal ölümü sırasında on üç yaşındadır. Büyükannesinin bira fabrikasını yönetmek isterken büyükannesi okula gitmesi konusunda ısrarcı olmuştur. Aradan on dokuz yıl geçince babasından oynamayı öğrendiği ve babasının verdiği iskambil kağırtları ile oynama konusunda iyice ustalaşmış ve hayatını sürdürmek için kumar oynamaya başlamıştır. Büyükannesi ise evlenmeleri konusunda hala ciddidir.Fakat hastalanıp bir ay yataktan çıkması gerekince bira fabrikasını işletmek ona kalır. Karşılığında fabrika ona kalacak ve evlenmek zorunda kalmayacaktır. Annabel Lake on iki yıl önce nişanlısı savaşta öldükten sonra oğlunu doğurmuştur fakat piç damgası yememesi için onun halası olmuştur. Oğlunu bırakmak istemediği için evlilik gibi bir düşüncesi asla yoktur. Bira imalatçısıdır Fazla içen ve iyi durumda olmayan abisi adına Jarret'in büyükannesi ile görüşmeye gider fakat karşısında Jarret'ı bulur. Ailesi zor durumdadır ve kendi imalatı olan birayı hint pazarına satmak için yardım ister. Jarret büyükannesine söyleyeceği sözünü verir ama Annabel emin olmak istediğinden onu gittiği tavernaya kadar takip eder. Ve kumar oynamak için meydan okur. Eğer Annabel kazanırsa fabrikaları hint pazarına girmek için Annabel'in ailesinin fabrikası ile birleşecek Jarret kazanırsa Annabel geceyi onunla geçirecektir. Bahsi Annabel kazanınca işler değişir. Jarret Annabel ile vakit geçirdikçe tüm planı altüst olur ne aşktan kaçabilir ne de evlilikten. Ayrıca Jarette ailesinin ölümünü araştırır ve annesinin seyise babasına yerini söylememesini söylediği ortaya çıkar. Annesi babası ile yüzleşmek için evden çıkmamıştır yani işin gerçeği diğer kitaplara kaldı. Kitap güzeldi ama fazla hareketli bir kitap değildi. Genelde iş aile sorunları var. Fakat okurken de sıkmıyor.