ebrusner
@ebrusner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Taş Kalpli Kazanova (The Ravenels #1)

Devon Ravanel'in hiç hoşlanmadığı kuzeni ölünce kontluk ona kalır. Soylular sınıfına alınınca karşı karşıya olduğu problemlerle yüzleşmeyi elinden geldiği kadar bekletmiştir. Hep rahat bir hayat geçirmekten hoşlanmıştır fakat artık sorumlulukları vardır. Miras aldığı ev kötü durumdadır. Kardeşi bir sermaye ve varis edinmesini, zengin bir eşin problemlerini çözeceğini söylese de asla evlenmek istemez. Bir eş olacak biri değildir. Acımasız ve umursamaz bir ebeveyn rolünde olduğu çocukluğunun gülünç acınası tekrarını yaratma düşüncesine katlanamaz. Raveneller hep fazla öfkeli ve fevri olmuşlar, günah işleyip, erdemli olmaları gereken konularla alay etmelerinden dolayı soyları üremekten çok ölmeye mahkum olmuştur. Artık sadece Devon ve kardeşi West kalmıştır. İkisi asilzade olmalarına rağmen asiller sınıfının bir parçası olmamışlardır. Bu yüzden Devon aristokratların kurallarını bilmez ve bir anda hayatı değişir. Miras kalan tarihi bir yapı olan Eversby Manastırına gider. Kuzeninin ölmeden üç gün önce evlendiği dul eşi ve üç kız kardeşini kendisine bir yararları olmadığı için toparlayıp göndereceğini söylediği sırada kuzeninin dul eşine yakalanır. Kathleen ona daha önce hiçbir kadının yapmadığı şekilde aşağılamayla yaklaşır. İlk anda atışmaya başladığı kadının ağlama duvağını kaldırınca neye uğradığını şaşırır. Onun gibisini daha önce görmemiştir. Kathleen İrlandalı'dır. Ailesinin at çiftliği vardır. Ailesi atlarıyla fazla meşgul olduğundan onlar için külfet olmuştur. Bu yüzden ailesi gibi atlarla uğraşan arkadaşları onu yetiştirmek için yanlarına alınca İngiltere'de yaşamaya başlamıştır. Ailesi onunla birlikte gideceklerini söylemiş ama gemiye binmeyip yalnız göndermişlerdir. Ailesi gelmeyince çok ağladığı için dadısı ailen seni baş belası olduğun için uzağa gönderdi, ağlarsan bende gideceğim sana bakacak kimse olmadan dünyada yalnız kalacaksın deyince susmuştur. Dadısının uyarısı Kathleen için bir daha asla ağlamaması gerektiği, bunun hayatta kalmanın bedeli olduğu anlamına gelmiştir. Bu yüzden kendisini suçlasa da kocası ölünce bile ağlayamamıştır. Devon ile birkaç dakika geçirdikten sonra bencil, itici, kaba bir çapkın olduğuna dair duyduğu dedikodunun doğru olduğunu düşünür. Ayrıca yakışıklı olduğunu da düşünür. Devon önce mülkü satmayı düşünse de sonra vazgeçer. Kızları bildikleri tek evden uzaklaştırmak istemez. Sosyeteye çıkmalarını sağlayacaktır bunun için iyi bir eğitim almaları gerekir. Kathleen'in de yardım için kalmasını ister. Yokluğunda ev ile de ilgilenmesini ister. İkili vakit geçirdikçe Devon Kathleen'den etkilenir. Onu ister. Lanetli bir durumdadır. Harap olmuş bir mülk, tükenmiş bir miras ve sahip olamayacağı bir kadın vardır. Kathleen bir yıl bir gün yasta olacak ondan sonra bile ulaşamayacağı bir seviyede olacaktı. Ölüm tehlikesi atlatırken bile tek aklına gelen Kathleen olur. Onun başka bir adamla evlenmesi düşüncesine katlanamaz. Kathleen onundu, onun kaderiydi. Onuna kalmak için bütün cehennemlere karşı çıkardı. Kathleen kocası ile evliliklerini tamamlamamıştır Devon ile beklentisiz ilişkilerinin başlamasını ister. Devon hayatının geri kalan her gününü Kathleen ile geçirmek ister. Değişir onu sevebilecek bir adama dönüşür. Ömrünün sonuna kadar Kathleen'i sevecek ona sadık kalacaktı. Unvanı miras almadan önce her türlü sorumluluktan kaçarken mülkü yönetmeyi, kira sözleşmesi ve topraklarında cevher keşfedilmesiyle yüzlerce hayatı iyileştirmeyi başarır. Kathleen ise nihayet aradığı aşkı bulur. Yazarı normalde severim ama bu kitap akmadı. İkiliyi de, kitabı da pek sevemedim. Sonraki çifti daha çok merak ediyorum.

Baskı: Ben Böyleyim (The Wallflowers, #2)

Lillian Bowman, Amerikalıdır.Babasının New York'ta koku ve sabun imal ettiği bir işletmesi vardır. Oda kokular konusunda yeteneklidir. Bir insanın öz kokusunu bile keşfedebilir. Sivri dilli, kural tanımaz,özgür,rahatına düşkün,cesaretli biridir. Ailesi zengindir ve kardeşi ile kendisinin unvanlı kişiler ile evlenmelerini isterler. Bu yüzden İngiltere'ye gelmişlerdir. Sosyeteye uygun davranmasalar da evlenmeye kararlıdırlar. Süs bitkileri olarak ilk başarılarını iki ay önce Annabelle'i evlendirerek yapmışlardır. Şimdi sırada Lillian vardır. Lord Westcliff yani Marcus'un kont olan babası zalim bir adam olduğundan onun muhteşem standartlarını yakalayabilmek için birçok başarı ve yetenek kazanmıştır. Ama babasından övgü dolu tek bir söz alamamıştır. Böyle alıştığından sorumluluklarını yerine getiren,kurallara uyan biridir. İngiltere'deki en varlıklı lord,Britanya'daki en eski konttur. Soyu kraliçeninkinden bile daha eskiye dayanır. Buda onu Avrupa'daki en gözde bekar yapmıştır. Bowman kardeşlerin tanışmak zorunda kaldığı en kötü huylu iki genç kadın olduğunu düşünür. Özellikle de Lillian'ın. Onun çıkarcı,baskıcı,kibirli biri olduğunu düşünür. Babası ile ortak olmak istediğinden evinde ki partiye onları da çağırmak zorunda kalır. Kendisini çok kızdıran Lillian'dan uzak durmaya kararlıdır. Kendisi için aradığı eşte aynen kendisi gibi olmalıdır. Lillian ise kesinlikle uygun bir eş değildir. Aklından bu düşünceler geçse de duyguları ve davranışları böyle olmaz. Lillian ise aşkın romanlar için olduğunu düşünür. Yaptıklarını umursamayacak bir koca ile evlenmek ister. Marcus'un ise kendini beğenmiş,katlanılamaz biri olduğunu düşünür. Hatta onunla evlenecek kadına acır. Bir araya geldiklerinde sürekli atışsalar da birlikte zaman geçirdikçe yakınlaşmak kaçınılmaz olur. Lillian önce Marcus'un öpücüklerinin sebebinin yeni aldığı sihirli parfümden dolayı olduğunu düşünür. Ama sonra gerçek sebebini anlaması fazla sürmez. İlk kitapta Lillian ve Marcus atışmaları aşk sinyallerini vermişti zaten bu kitapta atışmalarla başlıyor. Bu tatlı atışmalar güzeldi ama bütün olay Marcus'un evinde gerçekleşti bir hareketlilik yoktu son sayfalar da hareketlendi kitap, bunun dışında güzeldi. İkili ne kadar ters karakterde olsalar da sonunda birlikte olmaları başlarda birbirlerinin kötü buldukları özelliklerini sonunda sever olmaları güzeldi.

Baskı: Nisan Yağmurları (The Wallflowers, #4)

Daisy Bowman ve ablası ailesi ile Amerika'dan İngiltere'e unvan sahibi koca bulmak için gelmişlerdir. Ablası evlenmiştir şimdi sıra ondadır. Ufak tefek,narin biridir. Kitap kurdu ve hayaller kuran bir romantik olduğundan üç sezon boyunca bir koca bulamamıştır.Fakat artık babası Amerika'ya dönmek için sabırsızdır. Masraftan başka bir şey yapmayan kızının teklif alamayacağı belli olduğundan ona koca seçmiştir. Sağ kolu olan Matthew Swift. Matthew şimdiye kadar karşılaştığı en iyi iş zekasına sahiptir ve kendisine yürekten bağlıdır. Damat olarak onu ister ve zamanı gelince şirketini onun devralmasını ister. Üç oğlunun iş umurunda değildir. On yıldır yanında yetişen Matthew oğullarının aksine güçlü,hırslı,acımasızdır bu yüzden onu varisi yapmak ister. İstemeyen kızına da asalak gibi yaşamak yerine bir evi kocası olmasını ve mayıs sonuna kadar evlenemezse de Matthew ile evlendireceğini söyler. Daisy ise Matthew ile evlenmek istemez. Hep aşık olmak istemiş fakat sürekli yolunda gitmeyen bir şeyler olmuştur. Daha önce arkadaşları adına dileklerde bulunduğu dilek kuyusuna bu kez kendisi için gider. Kendisine göre olan adamı dilediği sırada uzun,kaslı bir adam gelir. Kemik torbası diye hatırladıkları Matthew. Hayatında böyle bir dönüşüm görmemiştir. Fakat Matthew'in babasının fikirlerinden haberi yoktur. Dünyada ki hiçbir şeyin onu soğuk,her şeyi bilen,hırslı bulduğu Matthew'in karısı olmaya ikna edemeyeceğini düşünür. Ayrıca onunla olacak kadına da acır. Daisy'nin kendisine uygun bir koca bulabilmesi işine girişilir. Westcliff ve St.Vicent bile işe karışır ve uygun damat adaylarının listesini yaparlar. Matthew ise işleri değiştirir. Matthew ilk gördüğü andan beri Daisy'e aşıktır. Acı geçmişi,sırrı, kendini Daisy'e uygun bulmaması yüzünden Daisy'den uzak durmaya çalışsa da duyguları değişmez. Önce Daisy'nin başkası ile olmasını sağlamaya çalışsa da Daisy'nin kıskandırma çalışmalarına daha fazla dayanamaz ve ikili bir anda kendilerini karşı koyamadıkları bir halde bulurlar. Süs bitkilerine bayılmıştım aralarından en az sevdiğim Daisy olsa da kitapta onuda sevmeye başladım. Matthew'in uzun süredir aşık olması,saçını saklaması etkileyiciydi. İkili birbirine tam uymuştu. Seride her kitabı okurken diğer kahramanlarında olması güzel. Annabella'nın bir kızı var Lillian'ında bir kızı olur ve finalde Evie hamile. Onları tekrar okumak keyifli oluyor ama bu kitapta bu çok fazlaydı daha az olsaydı da ikiliyi daha çok okuyabilseydik. Bu kitapla serinin sonuna geldik dört süs bitkisinin hikayesi de ayrı ayrı güzeldi kitap sonunda zaferlerini kutlamaları da çok iyi olmuş bunu hak ettiler.

Baskı: Meğer Ne Çok Sevmişim (The Hathaways, #5)

Hathaway ailesi altı yıl sonra sosyeteye kendilerini kabul ettirecek kadar şey öğrenmeyi başarmışlardır. Ama hiçbiri asiller gibi düşünmeyi öğrenememiş,konumlarını yükseltecek evlilikler değil aşk evlilikleri yapmışlardır. Beatrix ise evleneceğinden emin değildir. Zamanının çoğunu dışarıda ormanları,bataklıkları,çayırları dolaşarak geçirir.Klasik sosyetede boy gösteren kızlardan değildir. Onu farklı kılan en büyük özelliği hayvanlar ile olan ilişkisidir. Yaralı hayvanları toplayıp onları iyileştirip onlarla ilgilenir. İnsanların arkadaşlığı yerine hayvanların arkadaşlığını tercih eder. Vahşi doğada tek başına yaşayamayanları evcil hayvan olarak besler. Bu şimdiye kadar ona yetmiştir ama artık doğru erkekle karşılaşmak sevilmek ister. Arkadaşı savaşta olan Yüzbaşı Christoper Phelan ile mektuplaşır. Christoper onun ifade ettiği her şeye ters düşer. Varlıklı yerel bir ailenin ikinci oğludur. Yirmi ikinci yaşında askeri alaya katılan leydilerin gözdesi olan biridir. Beatrix onu ukula bulur. Onunda kendisi için tuhaf bir yaratık, salonlardansa ahırlara yakıştığını söylediğini duymuştur.Arkadaşına gönderdiği mektubu gördükten sonra onun ukala,her şeyi bilen adam olduğuna inanamaz. Arkadaşı savaşın Christoper'i değiştirdiğini söyleyerek mektuplara cevap vermek istemez. Beatrix ise duruma el koyar ve mektuplara cevap vermeye başlar. Bir süre sonra ikili birbirini daha iyi tanıdıkça durum ilerler ve zor da olsa Beatrix,olduğumu sandığım kişi değilim geri dön ve beni bul yazdığı yanlış mektubu gönderir ve mektuplara son verir. Christoper dünyanın öbür ucundan yazıştığı kıza aşık olmuştur. Döndükten sonra ise ilk karşılaştığı kız Beatrix olur ona yine kaba davranır ve sürekli özür dilediği durumlara düşer. Hemen aşık olduğu kızı görmek ister fakat bulduğu kız yazıştığı,evlenmek istediği kıza hiç benzemez. Bir şaşkınlık yaşasa da yazıştığı kızı bulmaya kararlıdır böylece macera başlar. Christoper'ın savaşta aldığı ruhsal yaraları vardı savaştan dönen her erkekte olan bir durum sanırım bu. Christoper mektupları asıl yazanın kim olduğunu anladıktan sonra o itiraf çok çabuk geldi ne ara böyle bir şey oldu hemen söylendi çok erkendi. Hemen itiraflar geldi. Kitapta herkes bir aradaydı aileleri ile onları okumak güzeldi. Güzel bir seriydi ama malesef bitti.

Baskı: Karanlıklar Dükü (Maiden Lane #6)

Artemis Greaves'în vikont babası kont olan babası ve ailenin geri kalanıyla ayrı düşmüş, talihsiz yatırımlar yapmış ve delirmiştir. Abisi sarhoş bir halde delirip üç kişiyi öldürdüğü gerekçesiyle haksız yere hapsedilmiştir. Babası bir sene önce ölmüştür. Bu süreçte yatalak, ölüm döşeğinde olan annesi ile parasız kalmışlar, nişanlısı nişanı bozmuş, kont büyükbabası mektupların hiçbirine cevap yazmamıştır. Artemis çaresiz bir halde tek başına ortada kaldığında ikinci dereceden kuzeni Penelope ona refakatçilik işini teklif etmiş kuzeninin refakatçisi olarak işe başlamıştır. Kuzeni ile St.Giles sokaklarındayken karşılarına çıkan üç hayduttan onları St. Giles Hayaleti kurtarır ve hayaletin yüzüğü elinde kalır. Hayaletten etkilense de ilgilenmesi gereken başka konular vardır. Kuzeni Wakefield Dükünün dikkatini çekmek ister. Artemis'in kaderi kuzeninkiyle bağlantılıdır. Çünkü düşüncesiz, kimseyi umursamayan kuzeninin evlenip gideceği eve yerleşmek zorunda kalacaktı. Wakefield Dükü Maximus Batten on dört yaşındayken anne ve babası St. Giles'ta öldürülmüş ve onların cinayetine tanık olmuştur. İki hafta hiç konuşmadıktan sonra kendine gelmiş ve ailenin tüm sorumluluğu ona kalmıştır. Anne babasını öldüren kişiyi yakalamak için yıllarca bir iz bulma ümidiyle gezinmiştir. Hayatının yarısından fazlasını bu amaçla hayalet olarak geçirmiş, evlenmemiş, kendine arkadaş edinmemiş, sevgilisi olmamış, tüm zamanını tek bir şeye adamıştır. Babası kendisi için canını vermiştir ve babasının anısına saygı göstermek adına ona en uygun düşes adayıyla evlenmek ister. En uygun eş adayı da fazlasıyla yüklü bir çeyizi olan, güzel leydi Penelope'dir St. Giles'ta ikilinin hayatını kurtardığında asıl ilgisini çeken çizmesinde bıçak saklayan ve onu kullanmaya hazır olan Artemis olmuştur. Ona hayranlık duyar, etrafındaki hiçbir kadın bugüne kadar böyle bir cesaret örneği sergilememiştir. Fakat bunların bir önemi yoktur ve evleneceği kişi konusunda kararını vermiştir. Bu yüzden davette Penelope ile ilgilenmeye başlar. Artemis'in hayata dair ne varsa elinden alınmış, hiç kimse hiçbir zaman fikrini sormamış, istekleri ve ihtiyaçları ile ilgilenen olmamış, bir sürü şeye maruz kalmıştır. Kendisi herhangi bir şey yapma şansına sahip olamamış, oradan oraya itilmiş, manipüle edilmiştir. Kaderi ile uzun süre önce barışmıştır. Hayal ettiklerinin artık gerçekleşmeyeceğini kabul etmiştir. Fakat Maximus'un kuzeni ile vakit geçirmesini kıskanır. Onun gibi bir erkeğin özlemini çeker ama daha ulaşılabilir bir erkeğe bile asla sahip olamayacağını, kaderinde yalnızlıktan başka bir şey olmadığını, bekarlığa mahkum olduğunu düşünür. Maximus kuzeni yerine Artemis'i düşünür. Onun yumuşak başlı bir cemiyet kadını olmadığını, vahşi özgür tehlikeli bir tanrıça olduğunu bilir. Özenle kurduğu hayatında Artemis için yer olmasa da onu düşünmeden yapamaz. Artemis ile evlenemezdi. Babasının anısına borcu, bir dük olarak doğru şeyi yapma mecburiyeti buna izin vermez. Onsuz yaşayamazdı ve kuzeni ile evlenip uygun gördüğü sürece birlikte olmaya devam edecekleri bir ilişki ister. Artemis için bir yuva, koca, aile artık çok uzağındadır. Onlara asla sahip olamayacaktı ama bunun hayatını istediği gibi yaşayamayacağı anlamına gelmeyeceğini, yeni bir hayat kurabileceğini kabul eder ve ilişkileri başlar. Suçluluk duygusu, insanların öğrenmesi, Maximus'un peşinde olduğu katil, Artemis'in abisi derken kitap biter. Maximus neredeyse yirmi yıldır peşinde olduğu ailesinin katilini öldürmekten daha önemli bir şey bulur. Artık Artemis olmadan hayatta kalamazdı. Katili günün birinde bulabilirdi ama Artemis'i kaybederse hayatın artık bir anlamı olmazdı. Artemis'de sonunda özlemini çektiği hayata kavuşur. Daha hareketli bir kitap beklerdim. İkilide, hikayeleri de farklı değildi ama yazarın her kitabı okunmaya değer.

Baskı: Ruh Eşini Bulduğunda (Greycourt #2)

Messalina Greycourt akıllı, inatçı, bildiğini okuyan bir kadındır. On bir yaşındayken babası ölmüş sonraki yıl ablası Aurelia'nın esrarengiz ölümü gerçekleşmiştir. Kısa bir süre sonra annesini kaybetmişlerdir. Kardeşi ile yanlarında kaldıkları kuzen öldüğünde Windemere dükü olan amcaları ile yaşamaya başlamışlardır. Amcaları onlara asla fiziksel zarar vermese de her konuda fırça çekmiş, cezalar vermiştir. Yeterince para biriktirince kardeşi Lucretia ile kaçmayı planlar. Böylece amcaları artık hayatlarını kontrol edemezdi. Önceki kitapta amcasının uşağı Gideon Hawthorne arabasını durdurmuş ve amcasının derhal onu görmek istediğini söylemişti. Messalina böylece Gideon ile yolculuğa başlamıştır. Sonunda eve ulaştıklarında amcası neredeyse kendi düğününe geç kalacağını düşünmeye başladığını söyler. Fakat damat bu yolculukta refakatçiyse nasıl geç kalabilirdi ki? Messalina şimdiye kadar tüm taliplerini reddetmiştir. Bu evliliği de istemez ama amcası biriktirdiği harçlığını aldırmıştır. Kaçabilmek için hiç umudu yoktur. Eğer yerini kardeşinin almasını istemiyorsa evlenmek zorundadır. Gideon kaslı, uzun saçlı, tehlikeli görünen, sağ yanağında uzun bir yara izi olan, göz korkutucu, zorba bir adamdır. Babasını hiç tanımamıştır. Temizlikçi olan annesi yiyecek tek lokmaları olmadığında bazen geceleri sokaklarda çalışmıştır. Gideon ve kardeşi de kapı önlerinde yatmıştır. On bir yaşındayken kardeşi hırsızlık sebebiyle asılmıştır. Herkes onun Londra'nın en kokuşmuş sokaklarından geldiğini bilir. On yedi yaşında bıçak dövüşüyle geçinirken dük onu bulmuş dükün emrinde çalışmaya başlamıştır. Dük birini korkutmak, ders vermek isterse onu göndermiştir. Tefecilere borçlu olan kişileri bulup vermeleri gereken miktarı tahsil eder ve paranın bir kısmını kendine alırdı. İşlerini ilerletip bir kömür madeni almış sonra bir maden ocağı daha almıştır. Gözünü kazanacaklarına dikip dişini tırnağına takıp yıllarca çalışıp çabalamıştır. Dükün hizmetinden ayrılmaya bir yıl kadar önce karar vermiştir. Dükün verdiği görevlerden nefret eder ve kendi işlerine odaklanmak ister. Fakat dükün emrinden ayrılmak o kadar kolay değildir. Bildiği şeyler çok tehlikelidir ve ceset olmak istemez. Bu yüzden bekleyip ayrılık vaktini hesaplamıştır. Düke bunu söylediğinde dük ona reddedemeyeceği bir teklif sunmuştur. Messalina'ı sunmuştur. Messalina onun zayıf noktasıdır. Yıllarını onu inceleyerek geçirmiştir. Messalina ona göre değildir ama gözlerini ondan ayırmayı becerememiştir. Messalina'nın bazı şartlarını kabul ederek onu evliliğe ikna eder. Gideon evlilikten sonra dükten Messalina'nın çeyizini ister. Sosyeteye girebilmek, işine yatırım yapacak aristokratlar bulabilmek için o paraya ihtiyacı vardır. Fakat dük son bir görev verir. Yapmasını istediği şey ise Messalina'nın abisi varisi Julian'ı öldürmesidir. Babasının vasiyeti sonucunda servetleri amcalarının kontrolüne geçmiştir. Julian reşit olana kadar amcaları mirası idare edecekti fakat Julian yirmi bir yaşına bastığında amcası servetten az bir miktar vermiş, başka mal mülk olmadığını, annelerinden kalan kız kardeşlerinin büyük çeyizleri dışında hiçbir şeyin kalmadığın, babalarının bütün parayı harcadığını söylemiştir. Julian kardeşinin ölmesine sebep olan iki yakın arkadaşı ile yaşadığı trajediden sonra herkesle ilişkisini kesip bir kulübede yaşamaya başlamıştır. Messalina'nın zorla evlendirildiğini öğrenince sürekli içen kardeşi Quintus ile Gideon'un karşısına çıkar. Gideon Messalina'nın kendisi ile birlikte olmak için nasıl bedel ödediğini bilmeyeceği bir plan yapar. Fakat hep mutlu olmasını istediği karısına acı yaşatırsa nasıl yaşayacağını bilemez. Karısında onu çeken, mantığını, aklını, kontrolünü kaybetmesine neden olan bir şey vardı. Messalina ise kocası ile yaptığı anlaşmadan sonra çeyizini alıp kardeşi ile kaçacakları günü planlayarak başladığı evlilikte tehlikeli kocasına çekilmeden duramaz. Kocasının zorba, soğuk, duygusuz bir adam olduğunu düşünürken aslında kalpsiz biri olmadığını, onun hakkında yanlış düşündüğünü anlar ve işler değişmeye başlar. Kocasından çok şey öğrenir. Gideon'un karısına hava, ekmek, su gibi ihtiyacı vardı. Hayatta kalması için Messalina'nın yanında olması gerekliydi. Boş, karanlık hayatına karısı gelince neşe gelir ve ikilinin sorunlarını aşması çok uzun sürmez. İlk kitaba göre daha iyiydi. Serinin kadın karakterlerinin kız kardeşleri harika. Bölüm başlarındaki hikayede fazlasıyla güzeldi.

Kaçak Aşık
10/1016.01.2023

Baskı: Kaçak Aşık

Lily Stump tüm zamanların en iyi komedi aktristidir. Robin Goodfellow takma adıyla bütün Londra'nın tanıdığı meşhur bir aktristir. İş vereni maaşının iki katını veren Bay Harte'ın yani Asa Makepeace'nin tiyatrosunda çalışmaya başlarsa Londra'da başka hiçbir yerde iş bulamaması için ne gerekirse yapacağını söylemiş ve tüm tiyatrolar Lily'ye iş vermeyi reddetmiştir. Altı ay işsiz kalıp birikimi suyunu çekince yedi yaşındaki oğlu ve yardımcısı ile kiralık şık odalarını boşaltmak zorunda kalmışlardır. Bu yüzden Harte'ın Eğlence Bahçesi'ndeki büyük tiyatronun sahne arkasından geriye kalan kötü durumdaki yerde kalırlar. Tiyatro ve bahçenin tamamı geçen sonbaharda yanıp kül olmuştur. Bir sürü ağaç ve yerle bir olmuş binaların arasında Bay Harte içinde kendi rolünün olduğu yeni oyunu sergileyinceye kadar yaşayacaklardır. Oğlu bahçede iri bir adama benzeyen canavar olduğunu söylemiştir ve sonunda oğlunun söylediği canavarla karşılaşır. Kilbourne Vikontu Apollo Greaves arkadaşları ile içtikleri bir geceden sonra üstü başı kan içinde elinde bıçakla bulunmuştur. Hiçbir şey hatırlamaz ve cinayetle suçlanmıştır. Hapishanede çok kötü günler geçirmiştir. Bir kadını kurtarmak için araya girince gardiyanlar onu dövmüş ve sesini kaybetmiştir. İkizinin kocası Wakefield Dükü onu ordan çıkarmıştır. Dört sene önce yaptığı birikimlerinin tamamını Harte'ın Eğlence Bahçesine yatırmıştır. Aradan geçen zamanın çoğunu hapishanede duvara zincirli geçirdiği için başka gelir elde etme imkanı olmamıştır. Yatırımı sayesinde Londra'dan kaçıp gidemez ve eğlence bahçesi yeniden ayaklanıp para kazanmaya başlamadan parasını geri alma şansı yoktur. Bu yüzden yerle bir olmuş bahçeyi yeniden düzenleme işini denetlemeyi kabul etmiştir. Bahçenin tasarımını yapar. Başına ödül konmuştur ve aranır. İkili birbirini görünce ikisi de diğerinin oradan gönderilmesini istese de bu mümkün olmaz ve orada yaşamaya başlarlar. Lily önce Apollo'nun zihinsel engelli olduğunu düşünür. Hayatında gördüğü en yakışıklı adam Montgomery dükü onu etkilememişken bu canavarı çekici bulur. Kendisine hayranlıkla bakıyordur ama diğer adamlar gibi o sanki başka erkeklerin hayranlıkla bakmaları için sahip olmak istedikleri bir nesneymiş gibi bakmaz. Ona baktığında hoşlandığı, konuşmak istediği bir kadın görüyordur. Oda Apollo ile konuşmak, zaman geçirmek ister. Onunlayken dakikalar, saatler o kadar hızlı geçer ki farkına bile varamaz. Çok geçmeden Apollo konuşmaya başlar. İkili yakınlaşmaya başlamışken Apollo bulunur ve kaçar. Lily kendi yazdığı oyunu oynamak için gittiği kır evinde Apollo ile karşılaşır ve her şeyi öğrenir. Amcasının miras için yeğenini tuzağa düşürdüğünü düşünürler ve katili bulmak için Apollo amcasının evine gider. Kendini Lily'ye affettirmenin yolunu bulur ve ikilinin ilişkisi başlar. Lily aristokratların ve sıradan insanların beraberliklerinin kalıcı olmayacağını düşünür. Dünyaları birbirinden çok farklıdır. Apollo'nun günün birinde kendi statüsünde biriyle evlenmesinin kaçınılmaz olacağını bilir ama düşündüğü gibi olmaz. Apollo'nun ışığı ve kahkahası olmuştur. Lily'nin gözlerinin hep mutlulukla ışıldadığını görmek ister, onu seviyordur. Katili arama, Lily'nin geçmişindeki sırlar derken kitap biter. İkili birbirine tam uymuştu yazarın kitaplarını severim ama son kitaplarda umduğumu bulamadım.

Baskı: Gizemli Sevgili (Greycourt #1)

Freya Stewart de Moray'ın ailesini parçalayan ve en büyük abisi Ran'in sağ elinin kesilip on beş senesini eve kapanarak geçirmesine sebep olan Greycourt trajedisinden sonra tüm hayatı değişmiştir. Abisinin arkadaşı Julian Greycourt'un amcası Windemere dükü abisini eve getirmiş ve onun yeğeni Aurelia'yla kaçmaya çalıştığını ama bir anda aklını kaçırıp onu öldürdüğünü söylemiştir. Skandalın üstünden çok geçmeden Freya'nın babası yaşadığı şok nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Freya ile iki kız kardeşi halaları ile yaşamaya başlamıştır. Şimdi yirmi yedi yaşındadır. Halası sayesinde Bilge Kadınlar adındaki temeli çok eskilere dayanan gizli bir örgüt için çalışmaya başlamıştır. Bir dükün kızı başka bir dükün kız kardeşi olarak aslında çok güçlü olup Londra elitlerinin en nüfuzlularından biri olup Macha görevini öyle yapması gerekiyordu ancak skandal her şeyi yerle bir etmiştir. Macha olarak görevi Bilge Kadınlar için bilgi, dedikodu, haber toplamaktır. Kendisi ve üyeler kadınlar özgürce yaşayabilsin diye savaş verir. Örgütü bilen ve onların yakılması gereken cadılar olduğuna inanan batıl inançlı bir grup olan Dunkeld'lılar uzun zamandır örgüt üyelerinin peşindedir. Bir görev sırasında yanındaki bakıcı ile peşlerinde birinin olduğunu fark edip o sırada oradan geçen bir arabanın içine girip saklanırlar. Araba abisinin arkadaşı Harlowe Dükü Christopher Renshaw'ın arabasıdır. Christopher ve Julian abisinin en yakın arkadaşlarıydı ve skandalın yaşandığı güne kadar Christopher her gün Freya'yı görmüştür. Günü gelince evlenmeye yemin ettiği Christopher'in abisini terk edip giderek mahvolmasına sebep olduğunu düşünür. Londra'da beş yıldır saklanmayı başarmıştır. Gerçek kimliğinin ortaya çıkacağını düşünürken Christopher onu tanımaz. Abisi trajedi yüzünden mahvolmuş durumdayken onun rahat rahat gezmesine sinirlenir, ona yaptıklarının bedelini ödetmek ister fakat başka problemleri vardır. Bilge Kadınların yöneticileri olan Ulular Dornoch'a geri dönmelerini ister. Freya geri dönüp yardıma ihtiyacı olan kadınları yok saymayı, ataerkil toplumun yanlışlarını düzeltme görevini unutmayı, yakılmak için bulunana kadar saklanmayı istemez. İskoçya'ya geri döner ve yeni cadı yasası yürürlüğe girerse Bilge Kadınlar'ın yeryüzünden silineceğini bilir. Onlarla birlikte bin yıllık tecrübe, gelenek, fedakarlık yok olacaktır. Bunun olmasına izin veremezdi. Onlardan bir ay ister. Yeni cadı yasası fikrine öncülük eden Lord Elliot'un karısı Eleanor geçen yıl aniden ölmüş ailesine haber verilmeden gömülmüştür. Lordun karısının ölümünde bir parmağı olduğuna dair bir kanıt bulabilirse onu durdurabilirdi böylece cadı yasası fikride yok olurdu. Amacı için refakatçilik yaptığı aile ile davete gider ve istemediği Christopher ile karşılaşır. Christopher'ın yakın arkadaşı Ran, Julian ile yanlarına gelip Aurelia'yla evlenmesi gerektiğini söylemiştir. Evlensinler diye hep birlikte İskoçya'ya gideceklerken Aurelia öldürülmüştür. O gece Windemere dükünün adamlarının Ran'i dövdüklerini görmüştür. Julian kardeşini Ran'ın öldürdüğünü karışmamasını söylemiştir. Christopher arkadaşının öldürmeyeceğini bildiği halde vahşetin etkisi yüzünden donmuş yardım edememiştir. O gece hepsini değiştirmiştir. Julian Ran'ın düşen yüzüğünü vermiştir. Yüzüğü yıllarca saklamıştır. Yüzük suçluluk damgası gibi bir şeydir onun için. Bir zamanlar hem arkadaşlık hem beyefendilik görevlerini yerine getiremediğini ve bir daha aynı şeyi yapmaması, yardım edebilecekken geri çekilmemesi gerektiğini hatırlatır. Skandaldan sonra babası Hindistan'a göndermiş yıllarca yabancı bir ülkede yaşamak zorunda kalmıştır. On üç yıl boyunca düşündüğü tek şey evine dönebilmek olmuştur. Döndüğünde ise büyük bir unvanın kaldığını öğrenmiştir. Ailesini, arkadaşlarını kaybetmiştir. Artık hiçbir yere ait hissetmez. Dört yıl önce ölen karısını baştan çıkarıp parasını alan adam kendisinden para ister. Eğer vermezse karısına ait mektupları ortaya çıkaracağını söyler. Parayı eniştesinin verdiği davete getirmesini ister. Hep cemiyetten uzak durmuştur fakat karısının anısına saygısı olduğundan gider. Ve orada tekrar Freya ile karşılaşır. Freya arabasına bindiğinden beri onu düşünmeden edemez. Karısının aklı yetersiz olduğundan evliliği tamamlamak ona yanlış gelmiş, asla gerçek hayat arkadaşı olmamışlardır. Freya yıllardan beri ilk kez canlanmasını sağlanmıştır. Freya'nın meydan okumasına şaşırmış, ilgisini çekmiştir. Şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yapmış ona hor gören bir tavırla yaklaşmıştır. Onu öfkelendiren, aşağılayan, kadında kendisini çekenin ne olduğunu, düşmanlığını, neyin peşinde olduğunu merak eder. Büyük bir çekim duyar ve çok geçmeden onu tanır. Freya'nın çocukluk arkadaşı Aurelia'nın kardeşi Messalina'da arkadaşı Eleanor'un başına ne geldiğini öğrenmek ister. Eski dostların yeniden bir araya gelip barışması, geçmişin sırları, Freya'nın peşinde olanlar, Christopher'in geçmişte yaşadıkları suçluluk duygusu, ikilinin ilişkisi, derken kitap biter. Christopher dünyada kendisi için en kıymetli olan, her şeyden çok sevdiği dişi aslanına kavuşur. Yazarın diğer kitaplarına göre fazla sönük bir kitaptı. Kitapta çok fazla karakter var ama hepsi yüzeysel. İkili arasında ki ilişkiyi de pek sevemedim.

Baskı: Doyumsuz Zevkler (Maiden Lane, #2)

Önce ki kitaptan tanıdığımız kimsesiz çocuklar yurdunun koruyucularından Leydi Hero'nun anne ve babası on beş yıl önce bir tiyatronun önünde haydutlar tarafından öldürülmüştür. Şimdi ise evlenmek üzeredir. Abisi Wakefield Dükü'nün kendisi için uygun gördüğü Mandeville Markisi ile nişanlarını duyuracaklardır. Bir dük kızı olduğu için bir dük kızının bilmesi gereken her konuya dair görgü kurallarını erken yaşta öğrenmiştir. Kendi karısı olmayan evli bir kadınla ilişki yaşamakta olan bir beyefendiye nasıl hitap etmesi gerektiği dışında nerdeyse her şeyi öğrenmiştir. Tam nişanlarını duyurdukları gece Mandeville Malikanesinde kayan çoraplarını düzeltmek için gittiği odada bir çift görür. Kadının evli olduğunu hemen anlar ve kocası gelmek üzeredir. Uyarmak için küpesini adamın sırtına atar ama adam meşgul olduğunu izin vermesini ister. Yollarının bir daha asla kesişmesini istemeyen Leydi Mükemmel ile Lord Utanmaz kısa bir atışma yaşar. Hero o güne kadar kimsenin onunla konuşmaya cüret edemeyeceği şekilde kendisiyle konuşan nişanlısının kötü şöhretli kardeşi ile tanışmış olur. Griffin hovarda, zevkleriyle ünlü biridir. Herkes tarafından kötü bir olay ile suçlanır. Babası öldükten sonra ikinci çocuk olmasına rağmen okulunu bırakarak aileyi borçtan kurtarmak için bir takım işlere girişmiştir. Kötü şöhreti ise umurunda değildir. Abisinin nişanlısı ile tanıştıktan sonra işler iyice karışır. İkili sürekli atışsalar da arada itiraf edemedikleri olmaması gereken bir çekim vardır bir de ikili birbirlerinin sırlarını keşfeder ve bu sırlar ikiliyi daha çok yakınlaştırır. Uzak durmaya çalışırlar fakat ne kadar uzak kalabilirler ki? Yazarın bu serisi için merak içerisindeyim ve her kitabı hemen okumak istiyorum. Serinin ilk kitabını daha çok beğenmiştim bu kitap daha durağan geldi bana. Bir taraf utanmaz bir taraf ise mükemmel hatta birbirlerine Lord Utanmaz ve Leydi Mükemmel diyorlar. Aslında konu bilindik bir konu ama yazar onu anlatımı ile daha güzel bir hale getirmiş. Başlarda sıkılsam da daha sonra açıldı kitap özellikle sonlara doğru. Yine kitapta yan karakterlere sık sık yer veriliyordu buna bayılıyorum ve bence Silence ve yakışıklı korsanı bu ikiliden rol çaldı onları daha çok merak ettim.

Baskı: Güller ve Gelinler (Claybornes' Brides, #2, #3, #4)

İlk kitapta tanıştığımız üç abinin hikayesi aynı kitaptaydı. Üç kişi olunca da üç bölüm vardı. İsimleri benim hoşuma gitti Bir Pembe Gül, Bir Beyaz Gül, Bir Kırmızı Gül. Bir Pembe Gül Travis'in hikayesi. Travis, Rose annelerinden çalınan pusulayı bulmak, hırsızı yakalamak için yollara düşer. Düşmanı Daniel Ryan'ı bulmaya kararlıdır. Enişteleri Harrison kanunun hırsızın hakkından geleceğini ve mahkemeye çıkarılması gerektiğini savunur. Dürüst bir avukat olan Harrison herkes için adalet ister ve meseleye onlar gibi bakmadığından Travis hırsızı aramaktan vazgeçmemeye kararlıdır. Emily ise evlenmeden önce terk edilince bu kez kendisi mektuplaştığı kişi ile evlenmek için yollara düşer. Yanındakiler ölünce de ona eşlik etme işini Travis alır. Rose Anne ondan bu iyiliği istemiştir. Böylece ikili bir araya gelir. Travis daha ilk karşılaşmada Emily tarafından yumruklanmış, tekmelenmiş, yere yuvarlanmış ve üzerine ateş edilmiştir. Maceraları böyle başlar ve gerisi ise keyifle geçer. Bir Beyaz Gül Douglas'ın hikayesi. Aldığı atları sahibinden almak için gittiği yerde karşısında silahlı bir kadın bulur. Yeryüzünde ki hiç kimse bedelinin ne olacağını düşünmeden Douglas'a silah doğrultamazdı. Isabel'in kocası ölmüştür ve hamiledir. Üstelik doğum yapmak üzeredir. Karşısında bulduğu adamı başının belası olan adamlardan biri sanmıştır. Belalısı olan bu adam yüzünden zor zamanlar geçirmiş, onun yüzünden kimse ile iletişim kurup yardım alamamıştır. Bu doğurmak üzere olan kadına Douglas'ın yardım etmekten başka çaresi yoktur. Birde belalı adam rahat durmayınca olaylar büyür. Benim en sevdiğim hikaye bu oldu ikiliye bayıldım. Bir Kırmızı Gül ise Adam'ın hikayesi. Adam evine erken gelir ve odasına çıktığında yatağında bir kadın bulur, gelinini. Adam'ın gelini Genevieve onunla evlenmeyi gerçekten ister bu hayallerini bile süsler. Ama başında ki bela yüzünden onların iyiliği için gitmeye karar verir. Adam ne kadar evlenmem diye diretse de Genevieve'nin peşinden gider. Kurtarması gerekiyordur böylece olaylar gelişir. Hikayeler kısa olduğu için detaylı anlatımlar, kovalamacalar yok. Hemen aşık oluyorlar ve kitap bitiyor ama bana yetmedi bu daha uzun detaylı olsun isterdim. Serinin ilk kitabı ne kadar uzun, detaylı ise bu o kadar kısa ve yüzeysel ama olsun yazarı seviyorum ve her şeye rağmen okumak güzeldi.

Baskı: Güllere Sor (Claybornes' Brides, #1)

Adam,Travis,Cole.,Douglas birbirinden tamamen farklı olsalar da yolları bir şekil de kesişmiştir. Birlikte hayat mücadelesi vermeye başlamışlardır. Bir gece sepette buldukları bir bebek ise hayatlarını tamamen değiştirir. Çöpte sıçanlar henüz ulaşmadan yetişmişlerdir. Melek kadar güzel ve mükemmel olan bebeği bu kadar değerli bir şeyi nasıl başlarından atabildiklerine inanamazlar. O küçük çocuğun asla orada yaşayamayacağını bilirler. Küçük kızın bir aileye ihtiyacı vardır çevresinde dolanan bir çeteye değil. Mary Rose onların bir aile olup, düzenli bir hayata geçmesine vesile olur ve bir kasabaya yerleşirler. Yerleştikleri kasaba da halkın gözdesi olurlar. Bu dört abi Mary Rose'u iyi bir şekilde yetiştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapar, onun bir leydi gibi büyümesini sağlarlar. Mary Rose'de büyüdükçe güzelleşir hayatları yolunda iken ortaya çıkan yabancı ile tamamen değişir. Harrison bir avukattır. Hukuku sever dava sisteminin disiplini ilgisini çekerdi. İyi onun için yeterli değildir yaptığı her işte mükemmel olmaya gayret etmiştir. Hukuka olan tutkusu ve popüler olmayan davaları aldığı için Londra'nın kenar mahallelerinde şansızların şampiyonu olarak kötü bir itibar kazanmıştır. Fakirlerinde zenginlerinde aynı haklara sahip olması gerektiğini düşünür. Kendisini yetiştiren adama borcunu ödemek için yıllar önce kaybettiği kızını bulması için yardım etmeye karar verir. Bu arama işi onu Clayborne kardeşlere ulaştırır. Ortaya çıkması ile sadece kardeşlerinin hayatını değiştirmez kendi hayatı da değişir. Mary Rose ile karşı koyamadıkları bir duygunun içine girerler. Abileri sevmemek elde değil. Ne kadar göstermeseler de sevgi dolu insanlar oldukları hemen anlaşıyor zaten yaptıkları bunun en güzel göstergesi. Bir de Rose anne var sık sık yazılan mektuplar ise okunmaya değer. Kitap kardeş olmak için, sevmek için kan bağının olmasına gerek olmadığını göstermek açısından kusursuz bir kitap ama bir aşk kitabı olmak için değil. Çok uzundu bu kadar uzamasına gerek yoktu aslında. Bazı yerlerde sıkılmaya başladım. Ama ikiliyi ve abileri okumak keyifliydi.

Yakın Koruma
7/1015.01.2023

Baskı: Yakın Koruma

Tommy görev sırasında çıkan yangında hastane odasında uyandığında karşısında melek olamayacak kadar cazibeli bulduğu doktor Abby'i bulmuştur. Onu öpmüş çok geçmeden karşılık almıştır ve tokat yemesi ile sonuçlanmıştır. Tommy Abby'nin arkadaşının söylediği gibi sıkıcı olmadığını sadece pervasız tarafını nasıl ortaya çıkaracağını bilen bir adamla tanışmadığı düşünür ve ikilinin yolları ayrılır. İki yıl önceki yangından sonra arkadaşı Logan özel güvenlik, korumaları kapsayan bir iş teklifi ile gelmiş ve Tommy maceraya ve karmaşaya her zaman hazır olduğundan kabul etmiştir. Abby olağanüstü insanlardan oluşan bir soydan geliyordur. Babası kont ve dünyaca ünlü bir avukattır. Annesi daha yirmi yaşına gelmeden Nobel fizik ödülüne iki kez layık görülmüş üniversitede fizik kimya bölümü başkanıdır. Kardeşleri ve eşleri hepsi farklı alanlarda başarılıdır. Abby ise ülkenin prestijli üniversitelerinden birinden mezun olmuştur ama erken olamamıştır. Tıp fakültesinden birincilikle mezun olamamıştır. Kuğu sürüsü içindeki ördektir. Onunla ilgili sıra dışı bir şey yoktur. Sadece bir cerrah değil olağanüstü bir cerrah olmalıdır. Ailenin hepsi çok yeteneklidir ve beklentileri yüksektir. Güvenlik pozisyonu hakkında büyükannesi dul kontes ile konuşmaya Tommy gelir. İki yıldır onu düşünmemek için çok uğraşmıştır. Onu öpmek şimdiye kadar yaptığı en pervasız ve heyecan verici şeydir. Kararlı, olacakları tahmin eden, planlar yapan biri olmakla övünür ama Tommy her şeyi yıkmasına sebep olur. Tommy Abby ile öpüşmelerinden sonra onu aramış tekrar görmeye çalışmıştır. Onu bulamayınca biriyle ilişkisi olabileceğini düşünmüş sonra yeni iş heyecanına kapılmıştır. Onu bulmak için daha fazla çaba göstermediği için aptallık ettiğini düşünür. İkinci şanslar pek sık gelmezdi ve bunu boşa harcamaya niyeti yoktur. Abby'nin iki haftalık koruması olacaktır. Abby'nin derinlerinde gömülü yüzeye çıkmayı bekleyen vahşiliğini hissetmiştir. Kapalı bir kapıydı ve anahtar kendisidir. Abby hayatının baharında, güzel, göz kamaştırıcı biridir ama yalnızdır gevşemeye ihtiyacı vardır. Onun hayatına neşe katmaya hazırdır. Aklını başından alacak onu büyüleyecektir. Abby önce görmezden gelmeye çalışır fakat Tommy duruşu, yürüyüşü, kendine güvenen havasıyla göze çarpmak, fark edilmek için yaratılmıştır. Yakışıklığı ile korkunç bir dikkat dağıtıcıdır. Oda herkes gibi bir aile kurmak ister ama bu hayallerinde daha sonra gelir. İşi ile ilgili, kendi ayakları üzerinde durabileceğini kanıtladıktan, kendi başına bir şeyler inşa ettikten sonra yapmak ister. Tommy ortaya çıktıktan sonra bir ortak, sırtını yaslayacak karşılığında destek olacak birine sahip olmak ister. Tommy ile bir ilişkinin güzel, heyecanlı olacağını bilir ama dikkatini dağıtacak bir ilişkiye başlayamazdı. Ailesinin beklediği gibi biri olmak için bu kadar çabalamışken olmazdı. Odaklanması gerekiyordur ve Tommy kendini kaptırmaması gereken güzel bir kasırgadır. Bu yüzden onunla olmak istemez. Fakat iş yerinde doktor iş stresini azaltacak bazı aktiviteler bulmasını önerir. Gerilimini başka yöne yönlendirmek için fiziksel bir çıkış bulmak onu daha iyi bir cerrah yapacaktır. Arkadaşları Tommy ile görüşmesini söyler. Abby etkilendiği için değil kariyeri için yaptığını söyleyerek Tommy ile beklentisiz bir ilişki için adım atar. Duygular ya da gelecek hakkında konuşmanın olmadığı ilişkileri başlar. Çok geçmeden birbirlerini yakından tanımaya başlarlar. Abby önce bağlanmak, sürekli onu düşünmek için vaktinin olmadığını düşünse de Tommy sığınağı olur. Hiç olmadığı kadar mutlu olduğunu fark eder. Her şey yolundayken idolü olan büyükannesi Tommy ile görüşmeyi kesmesini ister. Koruması gereken bir aile adları vardır işçi sınıfı ile takılıp onu kirletmesine izin vermeyecektir. Abby aile fonundan para almamaya razıdır ama büyükannesi Tommy'nin iş hayatını bitireceğini söyleyince ilişkilerini bitirir. İkisinin de ailesi birbirini istemez. Ayrılık süresinde ikisi de felaket bir hale gelir ve çok geçmeden bir araya gelmenin yolunu bulurlar. Abby artık kendi olmak ister. Tommy başına gelen en iyi şeydir yanında olduğu, elini tuttuğu sürece her şey ile yüzleşebilirdi. Tommy ise kimseyi Abby'i sevdiği kadar sevmez, onunla birlikte ölmeye bile hazırdır. Hayat onları alıp götürür hayal bile edemeyecekleri kadar güzel bir yere sürükler. Güzel, sonunun tahmin edildiği, önceki karakterlerin de olduğu çok kısa bir kitaptı.

Baskı: Avcı (İskoç Muhafız Alayı, #7)

Ewen Lamont Robert Bruce tahta geçmek istediğinde ve gizli ordusu için bir avuç seçkin savaşçı seçtiğinde Kuzey İskoçya'daki en iyi izci olarak çağrısına cevap vermiştir. Böylece Bruce tarafından seçilen savaşın her alanında en iyilerden oluşan seçkin savaşçılar ekibi Highland Muhafızları'nın gizli üyelerinden olmuştur. Highland'daki en iyi izcidir. Asla kaybolmaz, neredeyse herkesi ya da her şeyi avlayabilirdi. Kar fırtınasındaki bir hayaleti bile bulabileceği söylenir bu yüzden bulmaları gereken rahibe Genna'nın kendisini çok uğraştırmayacağını düşünür. Janet bir kontun kızıdır. Ablası Robert Bruce'un ilk eşiydi. Önceki kitaplardan Mary'nin ikiz kardeşidir. Mar ailesinden geriye yalnızca kendisi, Mary ve yeğeni kalmıştır. Üç buçuk yıl önce kardeşini İngiltere'den gizlice kaçırma girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Tam kaçacaklarken köprü alevler içinde kalmış ve bir manastırda uyanmıştır. İtalya'ya doğru yola çıkmıştır. İskoçlar için ulak olması planı yapılmıştır böylece rahibe Genna doğmuştur. Gerçek kimliğini öğrenirlerse işini yapma şansı kısıtlanır, güvenliği tehlikeye girerdi. Belaya bulaşma konusundaki başarısı yine peşini bırakmaz ve rahibe Genna haliyle yollardayken önlerine çıkan askerlerden dilini kullanarak kurtulmak üzereyken muhafızlar yetişir. Kendisini almaya gelen muhafızlarla gitmek istemez. Korumaya ihtiyacı yoktur ayrıca ısrarcı Ewen planlarına engel oluyordur. Gitmek istememesine rağmen Ewen'ı ikna edemeyince görür görmez birbirinden etkilenen ikili yolculuğa başlar. Janet kendisine hayır denmesine alışkın değildir. Duymak istediği şeyi duyana kadar konuşur. Ewen kadınların savaşta yeri olmadığını, güvenli bir yerde ev işi yapıp çocuk bakması gerektiğini düşür ama o onun gibi düşünmez. Kendisi de Ewen gibi krala hizmet ediyor, inandığı şey için savaşıyordur. İki nişanından biri evlilikle sonuçlansa her şey farklı olabilirdi ama Janet artık özgürlüğün tadını almıştır. Kendisine bir çocuk ya da köle gibi davranılmasını kabul edemez. Ewen'in günahkar yakışıklılığını fark etmiştir ama başka hedefleri vardır. Seçtiği yoldan memnundur. Evlilik mücadele ya da kölelik demekti bu zincirlerden kaçtığı için memnundur. Ewen kadınlarla sohbet etme konusunda hiç iyi olmamıştır. Kaba birdir ama bu onun için sorun olmamıştır. Savaşçıdır ve çekici olmaya ne zamanı ne de niyeti vardır. Janet'den etkilenir ama onun rahibe olduğunu düşündüğünden hislerine karşı koymaya çalışır. Normalde kadınlara şaka yapmaz, en son ne zaman Janet ile konuştuğu kadar konuştuğunu bile hatırlamaz. Kral Janet için evlilik düşünür. Ewen'ın bağlı olduğu evini, topraklarını, muhafızlar arasındaki yerini borçlu olduğu adamın oğlu ile. Klanını kurtarma, yarım kalesini yapma umutları sadece krala değil Stewartlara da bağlıdır. Uğruna savaştığı her şeyi bir kadın için özellikle kendisini sık sık sinirlendiren bir kadın için tehlikeye atmayacaktır. Janet kanını ne kadar ısıtsa, gözlerini her kapattığında yüzü gözlerinin önüne gelse de konumundan dolayı ona uygun değildir. Janet inatçı, otoriter, kadınların zayıf olduğunu düşünen bir adamın kendisine göre olmadığını bilir. Fakat Ewen'ın öpücüğünden sonra rahibe olma niyetini sorgular. Yolculuklarından sonra aylar geçse de kendisi için çok yanlış olan Ewen'ı düşünmeden yapamaz. Bir mektup için gidip dönmeyince Bruce yine adamlarını gönderir ve ikili tekrar yollara düşer. Janet evlenirse işini kontrol etme şansını kaybedeceğini, en küçük kararların bile eşinin kontrolünde olacağını bilir. Fakat Ewen'ı seviyordur ve rahibe olma fikrinden vazgeçip evlenmeyi düşünür. Janet Ewen'ın duygularını ele geçirmiş, savunmasını alt etmiş, içine işlemiştir. Onu tüm benliği ile ister. Kral ona eş seçmiştir uzak durması için kendisini uyarmıştır ama dayanamaz. Hem kralın hem bağlı olduğu lordun güvenini boşa çıkarıp, klanının geleceğini riske attığını, tek bir toprak parçasının bile kalmayacağını, kralın kendisini öldüreceğini düşünür. Hayatı boyunca babası gibi olmamak için uğraşmışken Janet'ı kaybetmekten korkup duygularına yenilmiştir. Janet kralın planlarını öğrendikten sonra kaçmalarını önerse de Ewen kabul etmez ve Janet yeniden kaçar. Kaçma kovalama, yakalanma derken kitap biter. Sonunda Ewen Janet gidince onun kendisi için her şey demek olduğunu, o olmayınca hiçbir şeyin anlamı olmadığını anlar. Her şeyini kaybedeceğini sanmıştır ama Janet yoksa zaten hiçbir şeyin anlamı yoktur. Evlenmek için her şeyi yapacak cesareti bulamadığı için onlar için savaşacak, hayatının geri kalanında kendini affettirmek için elinden geleni yapacaktır. Janet cesur, kararlı, istediğini alan bir karakterdi erkek karakterden daha baskındı. Yalanları ise harikaydı. Konunun sürekli aynı şekilde dönmesi, farklı bir gelişme olmaması dışında güzeldi.

Baskı: Aziz (İskoç Muhafız Alayı, #5)

Magnus MacKay güçlü bir savaşçıdır. Evlenmek istediği, sevdiği kadın Helen en büyük düşmanları Sutherland Kontu'nun kızıdır. İki aile birbirinden nefret etse de Magnus Helen'i çok ister. Artık nefes bile alamaz, ona göre Helen'den daha nefes kesici biri daha yoktur. Artık gizli buluşmalardan bıkmışlardır. Helen on sekiz yaşına girmiştir ve babası ona bir eş bulmadan Magnus kendisi ile kaçmasını ister. Helen hasta babasına bakıyordur. Kaçarsa babasına kimin bakacağını düşünür. Magnus'u seviyordur fakat ailesini de seviyordur. Bunları konuşurken abisine yakalanırlar. Abisi ailesine sırt çevirmemesini, babasının ona ihtiyacı olduğunu söyleyince Helen yapamaz ve ayrılırlar. Ayrılıktan sonra Magnus Bruce tarafından kurulan gizli seçkin savaşçılar grubuna katılır. Highland'li savaşçılar ya başarılı olur ya da bu uğurda ölürlerdi. Onlar için savaş meydanında ölmekten daha büyük bir zafer yoktu. Magnus dağlarda yolunu herkesten daha iyi bulur. Savaş meydanında tek eliyle bile galip gelebilirdi. Highland Muhafızları arasında savaştan kılıca, baltadan çekice, mızraktan birebir mücadeleye kadar en iyi olduğu düşünülen savaşçıdır. Diğer savaşçılar gibi zamanını kadınlardan bahsederek geçirmediği için eğitim sırasında Erik ona Aziz demiş ve aziz savaş ismi olmuştur. Üç yıl önce anılarından kaçmak için Bruce'un gizli ordusuna katılmıştır ama kısa bir süre sonra ortağının Helen ile nişanlandığını öğrenmiştir. Bunu atlamamışken en iyi arkadaşı ve ortağı William Gordon ile Helen'in düğün günü gelir. Helen'i unuttuğunu söyleyip durmuştur fakat onu görür görmez kendini kandırdığını anlar. Helen kendi kendini evliliğe ikna edip, onu bir daha görebileceğine dair tüm ümitleri tükendiği sırada Magnus ortaya çıkar. Ayrıldıkları gün kafası karışmış, kardeşinin ailesine olan sorumluluğu konusunda kendisini ikna etmesine izin vermiştir. Magnus'un kendisine olan duygularından da emin olmadığından bir hata yapmıştır. Ailesine yalvarmasına rağmen anlaşmayı düşünmemişlerdir ve onu William ile nişanlamışlardır. Magnus'un kendisi için geri döneceğini sanmış ama dönmemiştir. Magnus'u görünce hata yaptığını, babasının kendisine ihtiyacı olduğunu, korktuğunu söyler. O zamanlar duygularına güvenememiştir ne istediğini bilmiyordur ama artık Magnus'un kendisi için tek erkek olduğunu bilir. Magnus her şey için çok geç olduğunu bilir. Helen kardeşi gibi olan bir adamla evlenmek üzeredir bu yüzden hiçbir şey hissetmediğini söyler ve böylece Helen evlenir. Düğünden hemen sonra kocası Helen'in kimi sevdiğini anlar ve bir karar vermesini ister. Cevabını alamadan grup görev için gider. Helen evliliğinin başlamadan bitmesi gerektiğini bilir bunu söylemesine gerek kalmadan kocası ölür. Evliliğin aksine ölüm aralarında asla aşılamayacak büyük bir güç olur. Magnus'un arkadaşına olan sadakati unutmasına izin vermez. Böylece ikili yeniden ayrılır. Kral Helen'in evine ziyarete giderken Magnus'da yanında gitmek zorunda kalır. Helen Magnus'un dahil olmadığı bir gelecek hayal edemez. Daha önce yapamadığı her şeyi yapmaya hazırdır. Magnus için savaşır. Ne yaparsa yapsın Magnus inadından vazgeçmez. Gitme vakti geldiğinde Helen onları hasta kralın yanında şifacı olarak seyahat etmeye ikna eder. Magnus önce istemez ama Bruce'un hayalet muhafızlarının kimliğini ortaya çıkarmak isteyen birileri vardır. Helen'in ölen kocasından dolayı bir şeyler bildiğini düşünürlerse tehlikede olacaktır. Helen'in güvenliği için kabul eder ve ikili ayrılmamış olur. Saldırılar, kaçma, Magnus'un inadı geçmişi arkasında bırakamaması, suçluluk duygusu derken kitap biter. Magnus zorda olsa önce kendini affeder ve her şey yoluna girer. Helen gizli ordunun şifacısı olur ve her zaman peşinde olduğu daha fazlasını bulur. İkinci bir aşk daha vardı. Helen'in kont abisi William ve şifacı Muriel ikilisi. Evlenmeleri imkansız olan ikili sonunda William'ın Muriel'in başına gelen en iyi şey olduğunu, dünyada kendisi için en önemli insan olduğunu, onu kaybedemeyeceğini anlaması ile bir araya gelir. Magnus'un inadının fazla uzaması bir süre sonra sıktı. Yine hareketli bir kitaptı ama diğer kitaplar kadar iyi değildi.

Baskı: Nişancı (İskoç Muhafız Alayı, #9)

Cate'nin annesiyle evli olmayan babası beş yaşındayken onları terk etmiştir. Gayri meşru olduğu için tüm çocukluğu alayla geçmişken terk edilince daha fazlasına katlanmak zorunda kalmıştır. On beş yaşındayken nadiren ziyaretçi gelen, küçük, ıssız köylerine kanunsuz krala yardım eden, asileri bulup cezalandırmak için İngilizlerin yaptığı saldırıda üvey babasından sekiz aylık hamile olan annesine tecavüz edilip öldürülmüştür. Annesini kurtarmaya çalışmıştır ama bir kuyuya hapsedilmiştir. Sesi kısılana kadar ağlamış, yardım bulmak için bağırmıştır. Tükenmiş halde günlerce kuyuda kalmıştır. Kaderine razı olduğu anda ise melek olduğunu düşündüğü Gregor onu kurtarır. Gregor MacGregor Bruce'un elit askerlerinden oluşan Highland Muhafızlarındandır. Abisine aşık olan kadın abisi kıskanıp kendisiyle evlensin diye onu kullanmıştır. Birlikte olmuşlardır Gregor nişanlanacaklarını düşünürken abisiyle evlenmiştir. İdolü olan abisi gerçekleri öğrenmiş onunla aynı odada olmaya bile dayanamadığı için savaşa gitmiş ve ölmüştür. Babası onu suçlamış o günden sonra babası için yok olmuştur. Bu yüzden Bruce ordusu için asker aramaya başlayınca hemen gitmiştir. Saldırı öncesindeki kilit hedefleri onun kadar kusursuzca ortadan kaldırabilen başka kimse yoktur. Nişancı olarak ıskalamazdı bu yüzden çok değerlidir. Ekip arkadaşları ile yanmış köye gider. Bu görüntü ona bile fazla gelir. Kuyuda sesini duyduğu küçük kızı kurtarır. Cate meleğinin tesellisi ile kendine gelir. Artık kimsesi yoktur. Kendisini bulup öldüreceklerinden korktuğu için meleğine onu bırakmaması yanında götürmesi için yalvarır. Gregor ise onu bulduğu için Cate karşı sorumluluk hisseder. Hala çocuk olsa bile bir kadına herhangi bir sorumluluk hissetmek onun için yeni bir histir. Onun yaşadıklarını düşününce bedenindeki tüm korumacı hisler ayağa kalkar. Böyle hislere sahip olduğunu bile bilmez ve onu koruyacak kimse olmadığından dayanamaz. Güzel yüzünün laneti olarak yine birilerinin kalbini fetheder ve Cate'yi annesinin yanına götürür. Aradan altı yıl geçer. Gregor hiç ıskalamazken ıskalamaya başlamıştır. Bu ilk kez olmuyordur. Son birkaç aydır birden çok kez hedeflerini ıskalamıştır. Son görevleri başarısız olmuştur. Saklandıkları yerin anlaşılması bir çiftçinin kızının gördüğü en yakışıklı erkeği arkadaşlarına göstermek için parayla bilet kesmesiyle olmuştur. Kral kızın hayatında gördüğü en yakışıklı erkek ile ünlü okçu ve İskoçya'nın en yakışıklı erkeğini bağdaştırmasının an meselesi olduğunu bilir. Bu yüzden Gregor'dan bir süre gözden uzak olmasını ister. Zorlandığının farkındadır ve bir mola ona iyi gelecektir. Kardeşi de eve acil gelmesini söyleyen bir not göndermiştir. Cate'nin bu kez ne yaptığını merak eder. Cate ona verilmiş bir ceza mıydı? günahlarının karşılığı mıydı? bilmez. Eve götürdüğü andan beri sürekli acil durumlara neden olmuştur. Erkek kılığında okçuluk yarışmasına girip erkekleri yenip neredeyse bir isyana bile sebep olmuştur. Gerçek bir savaşçıdır. İnatçı, gururlu, dik kafalı, aşırı özgüvenlidir. Gregor' a hayrandır ve ona kızması çok zordur. Gregor'un namı iyi bilinir. Kadınlar sadece dış görünüşüne bakıp onun kollarına atlar. Ölümüne sebep olacak şey savaşçı olması değil yakışıklı yüzüdür. Bir kereliğine bile olsa yüzüne bakıp ona aşık olmayacak bir kadınla tanışmak ister. Cate büyüdükçe dikkatini dağıtmaya başlamıştır. Bundan kesinlikle kurtulması lazımdı. Arkadaşı bir eş bulmasını önerince evlilik fikri aklına yatar. Tek bir sorun vardır onunla evlenecek kadar aptal birini bulabilecek midir? Cate yanına almayacağından korktuğu için Gregor'a gerçek adını, yaşını söylememiştir. Acıyan bakışlar olmasın diye üvey babasının adını kullanmıştır. Bir leydi gibi giyinmeyi hiç sevmemiştir. Fakat Gregor gelmeden onun için hazırlanır. Yumuşak, kadınsı bir leydi gibi davranacaktır. Gregor'un kendisini arzu edilen bir kadın gibi görmesini sağlamaya kararlıdır. Gregor ona o kuyuda baktığı anda kalbinin bir parçasını çalmış, onu kendi evine götürerek bir parça daha çalmış, yıllar geçtikçe eve her gelişinde kalbini daha çok ele geçirmiştir. Bu sevgisi ve annesini öldüren adamı bulma konusundaki adanmışlığı hiç değişmemiştir. Gregor kendisi için uygun bir kadın olduğunun farkında değildir. Onun dışında herkesle gülüşür, flört eder, şakalaşırdı. Hayali imkansız görünebilirdi İskoçya'nın en yakışıklı adamı ve iğne kullanmak yerine kılıç kullanan yirmi yaşındaki sevimli yetim ama ikisi arasında tarif edilemez bir bağ olduğunu bilir. Onu en iyi kendisi anlardı. En hayran olduğu yanı adanmışlığı, sadakati, doğruluğudur. Gregor'un hayatta güzel şeylere karşı yemekten içkiye, atlardan kadınlara bir tutkusu vardır. Doğru kadını yani Cate'i bulduğunda sonuncusu değişecekti. Gregor Tanrının bile Cate'e yetecek kadar sabrı olmadığını düşünür. Kimsenin yapmadığını yapıp kendisini sinirlendirir. Onu gördüğünde farklı hisseder. Neyi olduğunu anlamaz. Cate sorumlu olduğu, kendisi gibi erkeklerden koruması gerektiği kızdır. Onu giyinmiş halde görünce etkilenir. Evlendirme konusu aciliyet kazanır. Cate Gregor tepkisiz kalınca hayal kırıklığına uğrar ve ilgisini çekmek için daha çok uğraşır. Gregor farkındadır kendisini engelleyemeyeceğinden kaçar. Cate kişisel alışkanlıklarını bilip hepsiyle ilgilenip, ölen annesinin görevlerini eksiksiz yerine getiriyordur. Cate sevdiğini itiraf etmiştir. Gregor için dış görünüşün önemli olmadığını bilir. Gregor ona göre biri olmadığını anlaması için Cate görsün diye kendisiyle evlenmek isteyen, Cate ile dalga geçen bir kızı öper. Cate görünce yıkılır onun yakışıklı bir çapkından daha fazlası olduğunu, insanların görmek istediğinden fazlası olduğunu düşünmüştür. Gregor'dan uzaklaşır. Gregor Cate'i özler, eş adaylarının hiçbirini ona layık görmez, kıskanır. Ne lider olmaya ne eş olmaya uygundur. Tek bir kadınla hayatını sürdürecek türden bir adam olmadığını, onu incitmek istemediğini, hissettiğinin sadece arzu olduğunu söyler ama daha önce böyle bir arzu hissetmemiştir. Hiçbir kadını istemediği kadar çok ister, mümkün bile olamayacağını düşündüğü kadar çok önemser. Cate'nin hayal ettiği gibi bir erkek olmayı denemek ister. Cate onu kendisinden bile iyi tanıyordur, kimsenin ötesini göremediği yüzeyselliğe takılmayan bir kadın nihayet bulur. Cate Gregor'u dünyanın geri kalanından ayıran dokunulmazlık duvarını yıkar. Daha fazla hislerine karşı koyamaz ve ilişkileri başlar. Tabi ki her şey mükemmel ilerlemez. Gregor Cate'nin evlenmek için kendisini tuzağa düşürdüğüne inanır, önemsemediğini göstermek için başkası ile olmaya çalışır. Yanlış anlama, küsme, kaçırılma derken nihayet her şey yoluna girer. Cate Bruce'nin kızıdır. Gregor onun babası ile ayrılmamış olsalar ona ait olacak şeylerin tadını çıkarmasını sağlar. Eskiden Cate'nin yaptığını yapıp flörtlerine engel bile olur. Üç saniye bakan, dans eden adamları döver. Gregor Cate'nin kendisi için dünyada ki en önemli şey olduğunu anlar. Onun için ölebilecek kadar çok seviyordur. Artık kendini kanıtlamaya gerek duymaz Cate ona olmak istediği adamı hatırlatmıştır. On iki yıllık evlilik ve beş erkek çocuğun olduğu güzel bir sonla biter. Seriyi çok seviyorum Gregor'un kitabından beklentim fazlaydı ama hüsran oldu. Gregor'un kaçışları kabullendikten sonra kandırıldım inadı, güvenmemesi saçmaydı. Pek bir olay yok daha farklı bir hikaye beklerdim. Puan seriye ve diğer karakterlere.

Baskı: Londra’dan Sevgilerle

Valentina on iki yaşındayken annesi onları terk etmiştir. Babası elinden geleni yapmış ama hiçbir zaman annesinin yerini dolduramamıştır. Sadece kitaplar acısını uyuşturmuştur. Ender bulunan kitaplara ilgi duyduğu için kütüphaneci olmuştur. Artık otuz beş yaşındadır ve on iki senelik evliliği bitmek üzeredir. Avukat kocası bir not bırakarak genç asistanı için onu terk etmiştir. Hemen arkasından yirmi yıldan fazla süredir görmediği annesinin öldüğü haberini alır. Annesi ona zemin katında kütüphanesi olan mülkünü bırakmıştır. Yıllarca hep annesinin neden gittiğini, neden hiç yazmadığını, mektuplarına neden cevap vermediğini düşünmüştür. Zaman geçtikçe özlemi küskünlüğe, öfkeye dönüşmüş sonra ise onu terk eden kadın onun için ölmüş hale gelmiştir. Haberi aldıktan sonra İngiltere'ye Primrose Hill'e gider. Annesinin evinde kitabın içinde bir mektup bulur. Annesi ona çok sevdiği define avı oyunu bırakmıştır. Vergi ödemek zorunda olduğundan önce kitapevini satmayı düşünür sonra Kitap Bahçesi için mücadele etmeye karar verir. Annesi Eloise avukat olan en yakın arkadaşı Millie ile hayallerini gerçekleştirip kitapevi açmıştır ve oraya gelene kadar yaşadıklarını, tüm gerçekleri, annesinin hikayesini öğrenmeye ve yeni bir hayata başlar. Eloise satış danışmanı durumu iyi olmayan biridir. Küçük bir barda Amerikalı bir iş insanı olan Frank ile tanışmıştır. Birkaç kez buluşmuşlardır. Kendisine aşık Frank'ın arkadaşlığından zevk almıştır fakat romantik hisleri yoktur. Aşık olana kadar biraz eğlenmenin zararı olmayacağını düşünür. Bu yüzden Londra'nın seçkin, çapkın bekarlarından biri ile görüşecektir. Yaşadığı kötü mahallesinden çıkmak, hayalini kurduğu daha iyi bir hayat için durumu ile ilgili beyaz yalan söylemekten çekinmez. Randevusunu saatlerce bekledikten sonra o iki kolunda birer kadınla gelmiştir. Utancından hemen kaçmak isterken ayağı takılıp garsonla çarpışınca her yeri kirlenir ve balkona kaçar. Orada kapana kısılmışken sigara içmeye gelen ve kendisini oradaki kadınlardan farklı bulan Edward ile tanışır. Ona da babasının önemli biri olduğuna dair yalan söyler ve birbirlerinden etkilendikleri için randevulaşırlar. Randevuları erkenden sonlanmak zorunda kalır ve Eloise ertesi gün onu bir barda bekleyeceğine dair not bırakır ama Edward gelmez. Üç ay geçmiştir ve sürekli onu ekmesine rağmen Frank hiç vazgeçmemiş, çiçekler gönderip aramıştır. Ona bir tanrıçaymış gibi hissettirip, onun için işini uzatmıştır. Bu alakadan mutlu olması gerekirken tek düşündüğü Edward'dır. Zaman geçtikçe az ortak noktaları olmasına, içinde kelebekler uçurmamasına rağmen Frank'ın arkadaşlığından zevk almaya başlamıştır. Ona aşık değildir fakat kendisine tapma şeklini sever. Frank evlenme teklif ettiğinde aşık olduğu Edward'ı bir kadınla görür ve onun için kısacık bir hatıradan başka bir şey olmadığını düşünerek teklifi kabul eder. Bir ay sonra evlenmek üzereyken Edward'dan bir not alır. O gün kendisine bıraktığı notu almamış, en başından beri varlıklı olmadığını biliyormuş ve onu bulmak için dedektif tutmuştur. Edawrd yeniden başlamak ister ama Eloise evlenmek üzeredir kalması için Edward yalvarsa da artık çok geçtir hamiledir. Bir öpücükle vedalaşırlar. Eloise tüm hayatını oradan ayrılacağı günü hayal ederek geçirmiştir hayali gerçek olunca ise tek istediği kalmak olmuştur. Frank ile evlenip Kaliforniya'da çok güzel bir evde yaşamaya başlar. Kocası sürekli çalıştığı için yalnızlık çeker, mutluymuş, her şey yolundaymış gibi davranır. Kocası kitapevi açma hayalini de onaylamaz. Frank'ın daha önce evlendiğini ve karısının hamileyken geçirdikleri trafik kazasında öldüğünü öğrenir. Kocasının değişimini, mesafeli duruşunun nedenini anlar. Orada uyumsuz bir yapboz parçasıdır ve ne kadar denerse denesin geçmişindeki kadının boşluğunu dolduramayacağını anlar. Düşük yapar ve kocası ile arsındaki mesafe her geçen gün açılmıştır. Tüm kalbini veremediği bir adamla evlenmiş, kendini onun istediği şekilde onu sevmeye zorlayamamıştır. Kızları olur ve sıkıcı bir ev hayatı yaşarlar. Ayrı odalarda uyudukları, herkesin kendi hayatını yaşadığı bir evlilikleri vardır. Eloise yıllar geçip kocası kendinden uzaklaştıkça denemeyi bırakmış, evliliklerini olduğu gibi kabul etmiştir. Çocuklarına duydukları sevgiyle bir arada kalan, tamamen farklı iki insan olmuşlardır. Kızı büyüyüp içindeki yalnızlık yeniden ortaya çıkınca Eloise kitapevi açma hayalinden tekrar bahseder ve kocası yine karşı çıkar. Kocasının kendisine hiç saygı duymadığını, kalbine bunca yıl dokunamadığını, kalbinin eski karısıyla dolu olduğunu anlar. Kocası onu takip ettirir ve aldattığını düşünür. Eloise'i o çok istediği Londra seyahatine göndermeye karar verir. Kocasının Kaliforniya gülü, her şeyidir. Kocası bir çiçeğin yabancı bir toprakta büyüyemeyeceğini, Eloise'nin kalbinin Londra'da olduğunu ve ait olduğu yerin orası olduğunu nihayet anlar. Eloise kızını bırakıp gitmek istemez ama başka şansı yoktur. Kocasının kendisine geleceğini bunun kısa bir ara olduğunu, düşünerek gider. Yıllar önce kalbinin bir parçasını Londra'da bırakmıştı, başka bir parçasını Amerika'da bırakır. Kocası özgürlüğünü verir ve eve döner. Kızını sürekli aramış bir türlü ulaşamamıştır. Çok geçmeden kocası boşanma davası açmıştır. Evine dönmüş ama kocası evi satmış Seattle'a taşınmışlardır. Dünyası, kalbi Eloise'den alınmış yıkılmıştır. Davayı kaybetmiştir ve kızının yanına gelmesine bile izin verilmemiştir. Tek dayanağı kızına her gün yazmak olmuştur. Kötü haldeyken tek neşe kırıntısı hayalleri olan kitapevini açmak olmuştur. Kızı onun kalbidir ve kitapçının ruhu olacaktır. Tek umudu kızının bir gün kendisini bulması, onu tekrar görebilmek olmuştur. Edward ile tekrar iletişime geçmeyi düşünmüştür ama Millie o gittikten sonra ikisi de Eloise'i çok özlediklerinden Edward ile arkadaş olduklarını ve Edward'a aşık olduğunu söylemiştir. Edward'ın kalbinin tek sahibi ise evlenip iki çocuğu olmasına rağmen Eloise olmuştur. Eloise döndüğünde karısına saygısından onu görmeye gidememiştir. Eşi öldükten sonra bu ziyareti gerçekleştirebilmiştir. Fakat gittiğinde Eloise'nin hastalığı çok ilerlemiş haldedir ve fazla zamanları olmamıştır. Hayatının son demlerinde geçirdikleri anlar Edward için hazine olmuştur. Valentina'nın gider gitmez hayatı değişmiş, annesi ile ilgili bilmediklerini öğrenirken aşk hayatı ile ilgili gelişmelerde olmaya başlamıştır. Kocası pişman olup dönmek istemiştir ama o dönmek istemez. Geldiğinden beri çok şey değişmiştir, Valentina değişmiştir. Kitapevine sürekli gelen, iyi anlaştığı, çok okuyan ve kendisinden tamamen farklı bir kız arkadaşı olan, The Times'ta köşe yazarı olan Eric ile tanışır. En sevdiği kitabın içindeki notlar aynı zihni paylaşıyormuş gibi hissettirince arkadaşının desteği ile kitabın içinde ki ismi Daniel'i bulmaya çalışır ve beklenmedik bir şekilde belgeselci olan Daniel hayatına girer. Kitapevi için yardım toplarlar Eric'in yazısı sayesinde birçok yardım toplasalar da yazıyı gören Edward'ın yüklü bağışı sayesinde kitapevi kurtulur ve onu bulacağına dair annesine söz veren büyük aşkı ile tanışır. Annesinin orda ki dünyasını tanır, sevdiği insanlarla tanışır, kendini evinde hisseder ve hayatında en büyük pişmanlığı onu arkasında bırakıp gitmek olan annesini tanır. Kendini bildi bileli ilk defa mutlu hisseder, oraya yerleşir, annesinin mektupları ona en büyük hediyeyi şifayı sunmuştur. Eloise dükkanının onu mutlu ettiği kadar kızını da mutlu etmesini Kitap Bahçesi'nin gelecek nesil okurları görebilmesini istemiştir. Yıllar önce ihtiyacı olan o kitapevini ona ucuza satan Edward'dır ve onun kollarında hayatı boyunca peşinden koştuğu huzura kavuşarak son anlarını yaşamıştır. Valentina ise sonunda annesini anlamıştır ve kitaptaki notların gerçek sahibi Eric'i bulmuştur. Yazarın yine geçmiş günümüz kitaplarından. Bir yandan Valentina ile günümüz diğer yandan annesi Eloise'nin geçmişte yaşadıkları anlatılıyor. Geçmiş hikayeleri daha çok merak ediyorum ve yine öyle oldu. Kitapçı olayı farklı olmasa da kadınların yaşadıkları yine çok etkileyiciydi.

Sahildeki Kulübe
10/1010.01.2023

Baskı: Sahildeki Kulübe

Yaşlı Anne torunu ile birlikteyken Tahiti'den bir mektup alır. Mektubu gönderen Genevieve'nin onu bulması yıllarını almıştır. Onun savaş sırasında Bora Bora'da çalışan bir hemşire olduğunu bilir. Bin dokuz yüz kırk üç senesinde bir akşam Bora Bora'da kumsalda bir cinayet gerçekleşmiştir ve adayı pek çok açıdan sonsuza dek değiştiren bu olaydan önce neler olduğu ile ilgili bir kitap yazıyordur. O gece kumsalda bir şey ya da birini gördüyse çok küçük bir detay bile olsa adalet arayışında yardımı olabilirdi. Üstelik adada Anne'ye ait tekrar görmek isteyeceği bir şey bulmuştur. Anne'den temasa geçmesini istemiştir. Üstünden çok uzun yıllar geçmiştir ve Anne o yıllara dönmek istemez. Torununun verdiği eski resimlerin içinde üniforması içindeki Westry'nin resmini görünce torunu Tahiti'de ne olduğunu o adama ne olduğunu anlatmasını ister ve anılar ortaya çıkar. Bin dokuz yüz kırk iki yılında Anne yirmi bir yaşındayken hemşirelik diplomasını almıştır. Bir aydan kısa bir süre içinde ise evlenecektir. Ailesi çalışmasını istememiştir. Tanıdığı hiçbir kadın çalışmıyordur. Nişanlısı ise kazanacağı az paraya rağmen çalışmak isterse onu destekleyeceğini söylemiştir. Gününü gün edip, zengin koca arayışında olan kadınların hayatlarına ters düştüğü için hemşireliği seçmiştir. Hemşirelik insanlara parayla alakası olmayan bir biçimde yardım etmek isteyen yanını doldurmuştur. Erkekler tek tek savaşa çağırılmıştır. Fakir erkekler giderken nişanlısının varlıklı ailesi onun gitmesini engellemiştir. Anne güvende olacağı için sevinse de bir parçası onu üniformalı ve paradan başka bir şeyle uğraşırken görmek istemiştir. Bu ayrıcalık onu rahatsız etmiştir. Peri masalına inanmıyordur ve tutkunun aptallara göre olduğunu düşünmüştür. Nişanlısı Gerard yakışıklı, varlıklı biridir. Aileleri küçüklüklerinden beri evlenmelerini istemiştir. En yakın arkadaşı Kitty nişanlısını sevmediğini evlenmemesi gerektiğini düşünüyordur. Evdeki yardımcıları da tek gerçek aşkını bulmak için kendisine yeterince zaman tanımadığını söylemiştir. Anne yanında kendisini seven, iyi bir hayat sunmak isteyen bir adam varken evli bir adama aşık olan Kitty'nin hissettiği tutkuyu kıskanmıştır. Evlilik hazırlıkları boğmaya başlamış, her şey çok hızlı gidiyor gibi gelmiştir. Bütün kadınlar savaşa katılan erkekleriyle gurur duyuyordur oda aynısını yapmak, nişanlısı için tutku dolu olmak istemiştir. Kitty savaşa destek olmak için Kara Kuvvetleri'nde hemşire olmaya gidecektir. Anne arkadaşının hayatının yolculuğuna tek başına çıkmasını istememiştir. Kendisini bekleyeceğini söyleyen nişanlısı ile düğünü bir yıl ertelemiş ve arkadaşı ile Bora Bora'ya gitmişlerdir. Kitty gider gitmez albay ve bir asker ile yakınlaşmıştır. Anne ise kendisini rahat bırakmaları için askerlerle kavga eden Westry ile tanışmıştır. Onunla kumsalda içinde bir tablo ve kitap olan bir kulübe bulmuşlardır. Westry tablonun önemli sanatçılardan birinin olabileceğini düşünmüş ve orayı korumak zorunda olduklarını söylemiştir. Orada oldukları süre boyunca restore edeceklerdir. Böylece kulübe ile ilgilenmeye başlamışlardır. Kulübe birbirleri yokken gittiklerinde gizli yerlerine notlar, hediyeler bıraktıkları sığınma yerleri olmuştur. Westry Gerard'dan ve onun ölçülü, tutarlı tavırlarından çok uzak canlı, aklına eseni yapan biridir. Çok geçmeden Anne Gerard'ın neden daha özgür daha yaşam dolu olamadığını düşünmeye başlamıştır. Onunla ilgili endişeleri orada daha çok artmıştır. Savaştan kaçması zihnini kemirirken onun savaşa katılmaya karar verdiği haberini almıştır. Fakat görevlerinden kalan zamanda vakit geçirdikçe Westry'yi sevmeye başlamıştır. Kitty'nin görüştüğü asker Lance'nin kötü davrandığı, yakınlaştığı yerli kız Atea ressamın kulübesinin lanetli olduğunu, oraya kim ayak basarsa bir ömür boyu kalp ağrısı çektiğini söylemiştir. Fakat Westry ile özel küçük dünyalarını çok sevmiş o şekilde kalmak istemiştir. İlişkiler başlamış ve nişanlısı ile hiç hissetmediği duyguları hissetmiştir. Westry'yi tüm benliğiyle seviyordur. Duyguları karşılıklıdır ve Westry'de onu kimseyi sevmediği kadar çok sevmiş, Anne'yi nişanlısı ile paylaşmak istememiştir. Savaş bittiğinde ise bir daha hiç ayrılmayacaklarını düşünmüştür. Kitty oraya gider gitmez tuhaf davranmaya başlamış, bir yere gittiğini söyleyip başka yerden çıkmıştır. Anne ile fazla vakit geçirmeyip, sık sık ortadan kaybolmuştur. Sessizleşip, içine kapanmaya başlamıştır. Konuştuğu albay ve Lance başka kadınlar ile görüşmeye başlamıştır. Anne adanın onları değiştirdiğini düşünmeye başlamıştır. Çok geçmeden Kitty'nin hamile olduğu ortaya çıkmış ve kızını onların kulübesinde doğurduktan sonra oradaki bir aileye vermişlerdir. Askerler sürekli savaşa gitmiş, savaşın ardında bıraktığı çirkinliği, zalimliği görmüşlerdir. Anne bu kadar değişmiş insanlar olarak nasıl eve döneceklerini, ev dedikleri o yabancı yerde eski rollerine nasıl devam edeceklerini bilemez bir hale gelmiştir. Kitty adaya gelen o eski kıza benzemiyordur kendisinden uzaklaşıp, işe yoğunlaşmış ve eve dönmemeye karar vermiştir. Bir gece Westry ile kulübedeyken Atea'nın öldürüldüğünü görmüşlerdir. Kim olduğunu görmeseler de Anne Lance olduğunu düşünmüş ve ortaya çıkarmalarına Westry izin vermemiş, iyilikleri için susmasını söylemiştir. O geceden sonra her şey değişmeye başlamış Anne'nin her zaman ki yerlerine bıraktığı mektup yok olmuş, geldikleri ilk gün bir hemşirenin sevgilini arkadaşından uzak tut lafı gerçek olmuştur. Kitty'nin Westry'ye karşı bir şeyler hissettiğini anlamıştır. Görevleri bitmiştir Anne eve dönecek ve Westry savaşmak için Fransa'ya gidecekken Westry'den Kitty ile ilgili ondan sakladığı bir şeyler olduğunu öğrenmiş ve tam konuşamadan ayrılmak zorunda kalmışlardır. Anne eve dönmüş, annesi ve babası ayrılmıştır. Babası evdeki yardımcılarına aşıktır. Gerard ise yaralı dönmüştür. Savaş her şeyi, hepsini değiştirmiştir. Dönmüş olması Gerard için yetmiştir. Bir yıldan uzun bir süre geçtikten sonra Anne düğün hazırlığındayken hemşire arkadaşından bir telefon almıştır. Westry yaralıdır ve gelip son kez görmesini istemiştir. Nişanlısı bekleyeceğini söyleyince Anne düğünden önce yapması gereken bir şey olduğunu düşünerek Paris'e gitmiştir. Kitty hastanede çalışıyordur ve Westry'nin onu görmek istemediğini söylemiştir. Sevdiği tek adamı görmek en iyi arkadaşı tarafından yasaklanmıştır. Gerard onunla evlenecek olabilirdi ama kalbinin sahibi Westry'dir. Bunu kendisine nasıl yaptığına inanamadığı Kitty ile Westry'yi görünce bir not bırakıp dönmüştür. Arkadaşının mektubu vermeden kendisini astığını öğrenmiştir ama düğün sabahı Gerard geldiğinde Westry'nin kendisini bekleyip, hala sevdiğini sanarak saflık ettiğini, notu alıp almamasının fark etmeyeceğini anlamıştır. Nişanlısına yeni bir gözle bakmıştır. Gerard onu seviyordur ve hep sevecektir. Bu ona bir ömür yetecektir bu düşünceler ile evlenmiştir. Torunları bile olmuştur. Evlilikleri boyunca Gerard onu hep sevmiş, hayatını ona adamıştır üstelik kalbinin sadece bir kısmını ona vermişken. Evlendikten sonra her şeyin peşini bırakmış Westry ve Kitty onlara ne olduğunu bilmez. Torunu adaleti bulma konusunda verdiği sözü, oradan getiremediği ressamın tablosunu hatırlatıp Anne'yi Bora Bora'ya gitmeye ikna eder. Anne yetmiş yıl sonra Bora Bora'ya gider. Kalbi yuvasına dönmüştür. Gider gitmez bir çift ile tanışır Westry hep geleceğini söylemiştir. Kulübe hala duruyordur ve notlarını bıraktıkları yerde Westry'nin kendisine yazdığı mektupları bulur. Savaş onu felç bırakmış tekerlekli sandalyede ki haliyle her sene onu bulmak umuduyla oraya gidip bir mektup bırakmıştır. Anne'yi bulmaya çalışmamış, bir ailesi olduğu için bunun ona düşmeyeceğini, bir gün anılarındaki gibi kulübede onu bekleyeceğine inanmıştır. Anne'yi hep sevmiş, hastanede mektuplar yazmış niye cevap alamadığını, kendisini görmeye niye gelmediğini merak etmiştir. Mektuplara engel olan Kitty evlendiğini söyleyince aşklarından sonra evlenebildiğine inanamamıştır. Savaştan sonra sanat okumuştur. Tabloları, heykelleri vardır ve üniversitede sanat dersleri vermiştir. Sanatın bir yerlere kapatılmasını değil paylaşılması gerektiğini düşündüğü için eserlerini çeşitli galerilere bağışlamıştır. Yazar Kitty'nin yıllar önce bıraktığı kızıdır. Katil yıllar önce birçok kadını hamile bırakmıştır ve Anne'nin yıllar önce sakladığı bıçak sayesinde asıl katil ortaya çıkar. Anne'nin torununun aradığı heykelin sanatçısı da ortaya çıkmış olur. Hepsi evlenmiş, çocukları olmuştur ama geçmişi arkada bırakamamışlardır. Yıllar sonra her şey ortaya çıkar, adalet yerini bulur ve geçte olsa ikili kavuşur. Yazarın Yağmur Sonrası kitabının baskısı. Yazar yine geçmiş ile günümüzde ki kişiler arasında güzel bir bağlantı kurmuştu. Sonunun etkilediği, üzücü, etkileyici bir hikaye daha.

İzdivaç
10/1009.01.2023

Baskı: İzdivaç

Rhys Winterborne büyük bir serveti olmasına rağmen bir centilmenin görgüsüne ve eğitimine sahip değildir. Esmer teni, siyah saçları, işçiler gibi kaslı görünüşüyle de onlara benziyordur. Otuz yaşına gelmeden babasının ufak dükkanını dünyanın en büyük mağazası haline getirmiştir. Fabrikaları, depoları, çiftlik arazileri, ahırları, çamaşırhaneleri, apartmanları vardır. Nakliyat ve tren yolu şirketlerinin yönetim kurulundadır. Ne kadar büyük başarılara imza atarsa atsın Gallerli bir bakkalın oğlu olarak doğmanın getirdiği sınırları asla aşamamıştır. Öfkesine hakim olamamak nadiren kendine izin verdiği bir lükstür ama geçen haftadan beri düşüncelerine çöken bir kasvet vardır. Hepsi istememesi gerektiğini bildiği Leydi Helen Ravanel yüzündendir. Kültürlü, masum, çekingen, aristokrat Helen Rhys'in sahip olamadığı her şeydir. Rhys için kadınlar hep kolay ulaşılır olmuştur. Vücudu ve doğası serttir, nazik tavırlar ve görgü kurallarına dair hiçbir şey bilmez. Helen'in tatlılığı ve zarif güzelliğiyle gözü kör olmuş onu çok istemiştir. Rhys her şeyi mahvetmeyi başarmadan iki hafta nişanlı kalabilmişlerdir. Helen'i son gördüğünde sabırsız ve agresif davranmış öpücüğüyle ne yapacağını bilmeyen Helen ağlayınca reddedildiğini düşünüp öfke patlaması yaşamıştır. Ertesi gün Helen'in ölen abisinin dul eşi Kathleen gelip Helen'in kendisini bir daha görmek istemediğini söyleyince yıkılmıştır ve nişanları bozulmuştur. Beklemediği bir anda ise Helen evine gelir. Helen küçüklüğünden beri kız kardeşleri ile ailelerinin taşradaki malikanelerinde toplumdan uzak yaşamıştır. Erkekler hakkında hiçbir şey bilmez. Ebeveynleri tarafından görmezden gelinip, kardeşi tarafından ihmal edilmiştir. Bu yüzden kitaplardan, hayal gücünden oluşan iç dünyasına çekilmiş, hiçbir zaman gerçek bir erkeğin ona kur yapamayacağını düşünmüştür. Ölen abisinin mirasını alan kuzeni Devon arkadaşı Rhys'i ailesinin yanına davet edince her şey değişmiştir. Onu ilk defa Devon ile geçirdikleri tren kazasından sonra bacağı kırık bir şekilde evlerine getirildiğinde görmüştür. İyileşme sürecinde onunla ilgilenmiştir. Hiçbir şey Helen'i Rhys kadar büyülememiştir. Hayatındaki kimse onunla Rhys kadar ilgilenmemiştir. Yengesinden nişanlısını ziyaret etmesini o istememiştir. Onunla bir anlaşmaya varmak istediğini söyleyince Rhys pek çok insan gibi onunda kendisine para için yaklaştığını düşünerek yüklü miktarda çek yaşar. Fakat Helen birbirlerini anlamalarını istemiştir ve nişanı sonlandırmak istemez. Aile mülklerinde buldukları cevherden dolayı o ve iki kız kardeşi artık çeyizlerini hazır edecek kaynaklara sahiptir. Bu yüzden artık Londra'daki erkekler arasında seçim yapabilirdi. Rhys Helen'in evlenmek istediği son erkeğin kendisi olduğunu hatta iğrendiğini düşünür. Helen ise fazlasıyla utangaçtır ve çok çekici bulduğu nişanlısının yanında hep gergin hissetmiştir. İlk öpücüğünü alınca ne yapacağını bilememiştir. Nişanın devam etmesini istediği için gelmiştir. Rhys ise ona ugun olmadığını kendisine uygun bir adam bulacağını söyler. Helen onu gerçekten istediğini göstermeye kararlıdır. Kendisini tekrar istemesini sağlamak için çok uğraşmasına gerek kalmaz Rhys onu zaten çılgınca istiyordur. Fakat Kathleen geldiğinde Rhys sinirli olduğu için teklifle onu aşağılamıştır. Devon'un bunu bildiği için evliliklerine onay vermeyeceğini düşünür. Kaçıp evlenirlerse Helen'in isteyerek onunla evlendiğine kimsenin inanmayacağını bilir. Tek seçenek olarak onunla birlikte olmasını ister. Namusu lekelenirse Devon önlerine çıkmayacaktır. Helen'in kararını değiştirmeyeceğinden emin olmak ister ve onu ikna eder. Çok geçmeden onu kaybedebileceği düşüncesi ile kaçıp evlenmek ister. Helen abisi için tuttuğu yas süreci bitene kadar beş ay beklemek ister ve Devon gerçekleri öğrendikten sonra ki kavgalarından sonra ikilinin birbirinden ayrılmak istemediği nişanlılık dönemi başlamış olur. Rhys Helen'i elinden alamayacaklarından emin olmak için her şeyi yapar. Kendisine bir şey olursa onun için her şeyi riske atan Helen'in her şeyine sahip olmasını ister. Helen'in gözünün önünde olmadığı her dakikadan pişmanlık duyar. Ondan uzakta yaşamak nefes almadan yaşamaya çalışmak gibi gelir. Dünyası çok büyüktür ve Helen'de içindeki en önemli insandır. Helen'de Rhys'i sever. Onun görünüşünü, kokusunu, onu hissetmeyi, aksanını, kaba cazibesini, hassas gururunu, onu sıra dışı yapan binlerce özelliğini sever. Her şey sorunsuz ilerlemez Helen'in babası öz babası değildir ve babası Rhys'nin düşmanıdır. Ona söylemek ister ama bilenler sessiz kalmasını söyler. Rhys o hayatına girdikten sonra değişmiştir ve onu önemsiyorsa iyileşemeyeceği şekilde yaralayacak bir seçim yapmaya zorlamamasını söylerler. Ayrıca henüz eşi değildir ve evlenmek istiyorsa sessiz kalmasını önerirler. Rhys hayatı boyunca koşullarının üstüne çıkmak için çok çalışmıştır. Helen onu alçaltan değil yükselten bir eşi hak ettiğini düşünür. Üvey kardeşi de ortaya çıkınca dedikoduların vereceği zarardan korkar. Bir an önce söylemesi gerektiğini bilir ama Rhys ile biraz daha fazla zamanı olsun ister. Onu kaybetme düşüncesi ölüm gibi gelir. Bilmediği ise Rhys onu çok sever babası şeytanın kendisi bile olsa umurunda değildir. Helen tamamen ona aittir saçının her teli, her kısmı onun tarafından sevilmek için yaratılmıştır. Helen onun dünyasıdır, kalbi sadece onunkinin yansıması olarak atar, onunla birlikte kalbi tamamlanır. Kitabı da ikiliyi de sevdim. Başından itibaren beğendiğim için gereksiz detaylar bile fazla gelmedi. İlk kitabın karakterleri de bol bol var. Üstelik evli, mutlu çocuklular. Kardeşleri, aileyi bir arada okumak keyifliydi.

Sana Kalbimi Açtım
3/1008.01.2023

Baskı: Sana Kalbimi Açtım

Tillie Howard Leydi Neeley'nin davtine anne ve babasının zoruyla katılır. Oraya katlanmaya dayanamazken birde bir yıl önce ölen kardeşinin asker arkadaşı peşine takılır. Kardeşinin hatıralarını asker arkadaşlarından dinlemeyi sevse de o duymak istediklerini anlatmaz. Tam kurtulmaya çalışırken kardeşinin en yakın arkadaşı yunan tanrılarını anımsatan, yakışıklı Peter gelir. Peter askerlikten, ölümden, öldürmekten yıldığı için soylu bir ailenin küçük oğlu için saygın bir meslek olsa da orduda kalmak istememiştir. Anne ve babası onu din adamı olmaya teşvik eder. Bu onun gibi dar gelirli beyefendilerin askerlik dışında gidebileceği tek yoldur. Ailesinin mütevazi malikanesiyle, baronluk arazisi abisine kalınca Peter'a bir şey kalmayacaktır. Fakat din adamı olmak ona göre değildir. Hayalini kurduğu şey taşrada sakin bir yaşam sürüp, çiftçi olmaktı. Bu ona çok huzur verir. Öyle yaşayabilmesi için toprak toprak için para lazımdı. Oda Peter'da yoktu. Ordudan emekli olup rütbesini satacağı için eline bir miktar para geçecekti ama o kadarı yetmezdi. Böylece Londra'ya gelmiştir. Bir çeyiz yani eş bulması gerekiyordur. Çok zengin kontun biricik kızı Tillie tamda evlenemeyeceği türdendir. Servet avcısı olarak anılır ve bu sezon nişanlanmazsa parasız kalacaktır. Görüşmeyi istediği tek kişi ise görür görmez etkilendiği Tillie olmuştur. Düşünceleri, hayalleri onunla doludur. Bunun hayal olduğunu bilir. Kont tek kızını bir baronun parasız oğluna verecek değildir. Ailesinin izni olmadan da Tillie ile evlenip onu fakir bir hayata sürüklemek istemez. Evlenmek için maddi olarak toparlanana kadar beklemek ister. Tillie'nin çeyizinden geçinmek istemez. Onu sevdiği için evlenmek ister. Tillie ise Peter'ın servet avcısı olduğunu düşünmez. Hemen evlenmek ister. Zengin ama mutsuz olmaktansa fakir ama mutlu olmak ister. İkisi de birbiri olmadan bir hayat düşünemediğinden fazla beklemelerine gerek kalmaz. Çok kısa olmasına rağmen zor bitti. Olaysız, duygusuz, oldu bittiye gelmiş, yazmak için yazılmış yazara uymayan bir kitaptı.

Oyunbozan
9/1007.01.2023

Baskı: Oyunbozan

Avery'nin yıldız olmak isteyen bencil, kendinden başkasını sevmeyen annesi Jilly onu doğurduktan üç gün sonra annesi ve kız kardeşine bebekle istediklerini yapabileceklerini söylemiş ve kardeşinin üniversite parasını çalıp kayıplara karışmıştır. Avery büyükannesi ve teyzesi Carrie tarafından yetiştirilmiştir. On bir yaşına kadar büyükannesi ile yaşamıştır. Bir gece annesi soygundan aranan sevgilisi Dale'yi eve göndermiştir. Avery öldüresiye dövülmüş, bir ay hastanede kalmış ve on bir yaşındayken rahmi alınmıştır. Büyükannesi ise ölmüştür. Annesi ise araba kazasında çıkan yangında ölmüştür. Olaydan sonra Avery teyzesi ile kalmıştır. Erkekleri büyülediği bir güzelliği vardır. FBI için bilgi işlemde çalışır. Şirketi olan işkolik teyzesinin eşi ile arası iyi değildir. Teyzesi iyi geleceğini düşünerek ikisi için Spa ayarlamıştır. Önce teyzesi gider ve orada bir sorun çıktığı için kendisi ile birlikte iki kadın konuğa ayarlanan dağ evine giderler. Carrie öldüğünü sandığı kardeşinden bir not bulur. Evin her yeri kabloyla sarılıdır dışarı çıkış yolu yoktur ve pencereyi kapıyı açarlarsa ev havaya uçacaktır. Jilly kendisini mutlu etmek için her şeyi yapabilecek olan sevgilisine yalan söyleyerek onu kandırmıştır. Eski sevgilisi Dale'nin hapisten çıkması için kardeşi ve kızının şahitlik etmemesi gerekiyordur. Dale hapisten çıkmazsa çaldığı elmaslara ulaşamazdı. Monk'dan kardeşi ve kızını öldürüp şahitlik etmelerini imkansız hale getirmesini istemiştir ve diğer iki kadınında ölmesini isteyenler olduğundan onları da plana dahil etmişlerdir. Böylece kadınların evden kurtulup, hayatta kalma mücadelesi başlamış olur. John Paul eski donanma askeridir. İri, nadiren gülümseyen biridir. Yabancılar onu görünce geri adım atar. İnsanların bu korkularını lehine kullanır. Bir yıldır kardeşini öldürmeye kalkışan katil Monk'un peşindedir. İzler Ütopya'yı işaret eder. Katil Carrie adına eski kredi kartlarından birini kullanmıştır. Katilin kadın ile bağlantısını araştırmak için Ütopya Spa merkezine gider. Carrie yerine yeğenini bulur ve olaylar başlar. Avery Ütopya'ya gittiğinde arayıp rezervasyonlarını iptal ettiklerini söylerler. Spa havaalanına şoför göndermemiştir ve teyzesi onu aradığında Monk adında şoförün kendisini aldığını söylemiştir. Teyzesi ve yanındaki iki kadın kayıptır. Kim olduğunu bilmediği annesinden bir telefon alır ve bir anda kendisini teyzesini arayan John Paul ile avda bulur. Böylece ikilinin ormanda kovalamaca, hayatta kalma mücadelesi başlamış olur. John Paul Avery'i görür görmez beğenir. Önce tipi olmadığını düşünür, onun zevkine göre fazla mükemmeldi, uzun süren bir ilişkiye girmek isteyeceği bir kadın değildi. Zaten hiçbir kadınla uzun süren bir ilişki istemez. Çok geçmeden Avery kendisi için önemli bir hale gelir. Onu ne pahasına olursa olsun koruyacağını bilir. Avery ona daha önce hiçbir kadının yapmadığını yapmayı başarmış, asla sahip olamayacağına inandığı şeyleri istemesine sebep olur. Onu ister ve ihtiyacı vardır. Avery annesi sosyopat olduğu için genetik olarak berbat halde olduğunu düşünmüştür bu yüzden hiç evlenmek istemezken John Paul hayatına girince işler değişir. İkili aşık olur. John Paul Avery olmadan yaşayamaz hale gelir. Koca ayı herkesi şaşırtarak aşık olur. Yazarın güzel kitaplarından biri daha. Aşk kısmının biraz daha az olması ve sonunun aceleye gelmesi dışında güzeldi.

Baskı: Aşkın On Kanunu (Bevelstoke, #3)

Sebastian uyumakta sıkıntı çeken biridir. Yine sıkıntı çektiği bir gecede yazmaya başlamıştır ve önceki kitapta bahsedilen kitapların gizli yazarıdır. Newbury Kontu amcasının iki kızı olan oğlu ölünce mirasa yeğeninin konmasına izin vermektense ölmeyi tercih edeceğini söyleyerek yeni bir eş aramaya girişmiştir. Böylece Sebastian tuhaf ve riskli bir pozisyona gelmiştir. Kont evlenir erkek çocuğu olursa Sebastian Londra'nın yakışıklı, şık ama isimsiz centilmenlerinden biri olacaktır. Oğlu olmazsa ise Sebastian'a miras ve ülkedeki en eski kontluklardan biri kalacaktır. Kimse tam olarak onunla ne yapacağını bilemez. Evlilik yarışındaki en büyük ödül müydü yoksa servet avcısı mı bilinmez. Kimse risk almak istemediğinden her yere davet edilir ve bu durumun keyfini çıkarır. Kontluğun varisi olup olmayacağını ise hiç umursamaz. Annabel'in soyunda vikont bir büyükbaba olsa da taşralı birinin kızıdır. Hiçbir zaman çok zengin olamasalar da babası ölmeden önce hep idare edebilmişlerdir. Yedi kardeşi vardır. Dört erkek kardeşinin eğitim masrafları diğer masraflar derken en büyük çocuk olarak sorumluluğu alıp iyi bir evlilik yapmak zorundadır. Bu yüzden Londra'ya büyükannesi ve babasının yanına gelmiştir. On iki yaşına bastığından beri vücudu hep dikkat çekmiştir. Çocuk doğurmaya uygun vücudu ve ailesinde ki fazla çocuk sayısından dolayı Lord Newbury'nin yeni gelin adayıdır. Londra'da asla doğru şeyi söylediğinden ya da yaptığından asla emin olamaz. Birini gücendireceği endişesi ile aklındakileri bile söyleyemez. Evine dönmek, ne yaptığını bildiğini hissetmek, insanlardan ne beklemesi gerektiğini bilmek ister. Romantizm ya da gerçek aşkı beklemiyordur ama kendisini sıkıştıran yaşlı Lord ile de olmak istemez. Katıldığı partide konttan kaçıp bahçeye çıkar ve kim olduklarını bilmeden Sebastian ile tanışırlar. Sohbetten sonra Annabel sahip olamayacağı şeyleri düşünerek Sebastian'ın kendisini öpmesini ister. Annabel öpmek istemediği muhtemelen evleneceği adamın varisi olan öptüğü adamın gerçek kimliğini öğrenir. Öpmek istemediği adamla evlenirse ona varis vermesi gerekecekti ve öpmek istediği adamı mirastan mahrum bırakmış olacaktı. Büyük bir ikileme düşer. Sebastian ile flört etmemesi gerektiğini bilir ama kendisine engel olamaz. Ona ne zaman yakın olsa farklı, özel hisseder ve aşık olur. Sebastian ise amcası uzak durması için uyarınca Annabel'in kim olduğunu öğrenir. Dedikodular çıkınca Olivia'nın yönlendirmesi ile Annabel'in itibarını geri kazanması için yardım eder. Annabel nefesini keser onsuz yaşayamayacağını anlar, onu sever ve tapar. Önceki kitaptan daha güzeldi. Olivia ve Harry ikilisi de evli mutlu, çocuklu halde. Yazarın yormayan, kolay okunan bir kitabı daha.

Baskı: Yaşanacaksa Yaşanacak (Bevelstoke #2)

Harry baronettir. Babası içmekten başka bir şey yapmayan, annesi ise hiçbir şey yapmayan biridir. Hayatı alkolik babasının kusmuklarını temizlemek, onun aileyi rezil etmesi ile geçmiştir. Bu yüzden okula gidince okulu, dersleri çok sevmiştir. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi mezun olmuştur. Üniversiteye gitmeyi isterken babasını gördükten sonra ağzından orduya katılacağı çıkmıştır ve orduya katılmıştır. On yılını orduda geçirdikten sonra Savaş Bakanlığı'nda çeviri yapmaya başlamıştır. Olivia bir kontun kızıdır. Uyulması gereken kuralları sevmez, söylenmemesi gereken şeyleri söyler, açık konuşurdu. Birçok talibi olan güzel biridir. Yeni komşusunun nişanlısını öldürdüğü ile ilgili söylentiler vardır. Olivia çok yakışıklı olduğu söylenen komşusu ile ilgili söylentilerin doğruluğunu öğrenmek için onu izlemeye başlar. Harry izlendiğini hemen fark eder. İyi eğitim almıştır ve gözlemci bir gözü olduğundan oda komşusu Olivia ile ilgili her şeyi fark eder. Masasındaki belgeler hassas konulardır ve arada sırada ulusal önem bile taşıyordur. Eğer biri gözetleyip casusluk yapıyorsa ilgilenmesi gerekecektir. Bir kontun kızının bunu yapmayacağını düşünür ama neden izlediğini anlayamaz. Bu yüzden oda komşusunu yakın izlemeye alır. Ayrıca Olivia ile ilgilenen bir prensi gözlemesi istenir. Olivia sevilen biridir başına bir şey gelirse skandalın önüne geçilemezdi. Olivia'yı beladan uzak tutmasını isterler bu yüzden ikili vakit geçirmeye başlar. Harry Olivia'nın soğuk, kendini kraliçe gibi gören biri olduğunu düşünür. Olivia ise onu korkunç, kibirli, sinir bozucu bulur. İkisi de birbirinden hoşlanmaz. Vakit geçirdikçe, pencereden pencereye konuştukça birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Harry kıskanmaya başlar Olivia'nın her şeyini ister. Olivia olmadan mutlu olması mümkün değildir, onsuzken bir hiçtir. Yaptığı her şeyi sever her şeyden önce onu sever. Hayatının kalan günlerini kocası olarak Olivia'nın yanında geçirmekten daha fazla istediği bir şey yoktur. Onun için hayatını bile verecek hale gelmiştir. Her şeyin başladığı pencerede bir teklifle de ilişkilerini taçlandırırlar. Sıkıcı, sonda mini bir aksiyon dışında olayın olmadığı bir kitaptı.

Sonsuz
8/1013.12.2022

Baskı: Sonsuz

Jake ve Chelsea iki yıldır evlidir. Bu sürede Jake'in dudaklarında gülümsemeyle uyanmadığı tek bir gün bile olmamıştır. Çiçekler, romantik kelimeler tarzında bir adam değildir fakat Chelsea öyle olmayı dilemesine sebep olmuştur. Chelse onun için karısı olmaktan ötedir. Onun aşkı, yuvası, ruhunun avuntusu, kalbinin sahibi, dünyasının merkezidir. Chelsea yanındadır çok sevdikleri altı çocukla güvendelerdir. Birlikte inşa ettikleri hayatla ilgili tek bir şeyi bile değiştirmek istemez. Çocuklar biraz daha büyümüştür ve en küçük ikisi onlara anne baba der. O iri yarı sert adam artık aile babasıdır. Bazen etrafına bakıp oraya nasıl geldiğini merak etmiştir, sonra merak etmeyi bırakmıştır çünkü o hayatın nasıl onun olduğunun hiç önemi yoktur. Onun olduğu için deli gibi mutludur. O günlere gelmesinde çok emeği olan yargıç ölmüştür ve sık sık mezarına gidip onu ziyaret etmeyi de ihmal etmez. Yargıcın ailesi olmadığından tüm varlığını ne yapacağını biliyorsun notuyla ona bırakmıştır ve Jake'de zorlu geçmişleri olan akıllı çocuklara burs için kullanmaya başlamıştır. Chelsea okulunu bitirmiştir ve müze küratörü olarak yarım gün çalışmaya başlamıştır. Hayatları yolundayken curcunaya bir çocuk daha eklenir ve ikilinin oğlu olur. Aynı zamanda diğer çiftlerin hayatlarından da haberler var. Finalde ise on yedi yıl sonrasından haberler gelir. İkilinin oğlu Robert ile Brent'in kızı Vivian sevgilidir, Rory savunma avukatı olmuş evlenmiştir ve oğluna Beckler ismini koymuştur, Riley LA'da ünlüler için parti planlar ve on yıldır sevgilisiyle yaşıyordur, Raymond ilk aşkı Presley ile arasındaki dört yaş farkını aşamamış bilgisayar biliminde uzmanlaşmıştır ve stajyer arkadaşlarından biriyle evlenmiştir, Presley babası gibi avukat olup bir avukatla evlenmiştir, Rosaleen üniversite aşkıyla evlenmiş üç kızı vardır, Regan konuşma terapistidir, Ronan tıp hazırlık bitirmiştir. Kendilerine ait hayatları olsa da, ülkenin dört bir yanına dağılsalar da çocukları hep eve döner ve herkes mutludur. Novella da olsa en sevdiğim çiftti tekrar okumak güzeldi.

Karar
6/1012.12.2022

Baskı: Karar

Brent küçükken sol bacağının alt yarısını alan bir kaza geçirmiş, varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. Ceza avukatı olan diğer üç arkadaşıyla artık ortaktır. Soyadı kütüphanelere, hastane kanatlarına birçok yere verilmiştir ama hukuk şirketlerinde görmek ona ayrı bir heyecan verir. Ailesine değil kendisine aittir, kendi başına yaptığı bir şeydir. Çevresinde ki herkes evlenip çocuk sahibi oluyordur. Onlar için mutludur ama onların kapana kısıldığını, tüm sorumluluklarla elleri kollarının bağlandığını düşünür. Kendisini meşgul eden bir işi vardır. İstediği zaman, istediği yere gidip, istediğini yapabilir. Aile özlemiyle yanıp tutuşursa da arkadaşlarının evine gidip çocukları ile vakit geçirebilecektir. Böylece yükümlülüğü olmadan birçok avantajı oluyordur. Hayat kısadır ve yaşamak ister. Özgürce yaşamayı çok sevse de annesi onu evlendirmeye kararlıdır. Her şey yolundayken on dört yıl sonra hayatına yeniden kapı komşuları Kennedy girer. Kennedy federal savcıdır. Yıllar önce Brent ile onun kıskanç kız arkadaşı yüzünden birbirlerini yanlış anlayıp ayrılmışlardır. Okul hayatını zehir ettikleri için aniden habersiz gitmiştir. Üniversitede de erkek arkadaşı bir iddia için kendisiyle birlikte olunca kimseye güvenmez hale gelmiştir. Görüştüğü senatör kendisine söylemeden kameralar önünde evleneceklerini söyleyince neye uğradığını şaşırır ve Brent onu kucaklayıp kaçırır oradan. Böylece ikili hem iş hem de normal hayatta yeniden birbirinin hayatına girer. İkisi de birbirini özlemiştir ve yeniden başlamaya karar verirler. Kennedy'nin itirazları ile bir ileri iki adım geri şekilde başlasalar da zamanla ilişkileri yerine oturur. Tüm gün mahkemede sert rekabet edip akşamları güzel vakit geçirirler. Brent yıllar boyunca Kennedy'nin ne yaptığını, nerede olduğunu merak etmiş, onu görmeyi istemiştir. Hiç unutamamıştır. Kennedy'yi korumayı, her hayalini gerçekleştirmeyi ister. Bir kadına aşık olmak için kendisine izin vermemesinin sebebinin onlara verecek bir şeyinin olmaması olduğunu anlar. On yedi yaşındayken kalbini vermiştir ve Kennedy onun aradığı her şeydir. Büyük bir serveti vardır ama sevdiği kadına sahip değilse hiçbiri onun için bir anlam ifade etmez. Onun için işleyemeyeceği suç, karşı gelemeyeceği kanun yoktur. Kennedy ise uzun zaman boyunca Brent ile olmanın hayalini kurmuş, okuldan sonra hayalinin ölmesine izin vermiştir. Daha fazla hislerini gömemez ve ikili geçmişin intikamını alarak mutlu olmanın yolunu bulur. Hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu. Kennedy'nin ağzı gereksiz bozuktu, çifti sevemedim. Serinin en iyisi kesinlikle ikinci kitaptı. Hepsinin evli, mutlu, çocuklu olduğu final kitabın en güzel yeriydi.

ÖncekiSayfa 9 / 32Sonraki