ebrusner
@ebrusner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Tatlı Ceza (Blakewell/Kenleigh Family Trilogy #1)

Alec Kenleigh'in bir erkek bir kız kardeşi vardır. Alec ilk çocuk olduğundan sorumluluk onun üzerindedir. Gemi yapımı ticaretinin inceliklerini öğrenmiş, büyükbabasının kurduğu işi gemi yapımı firmasını ve Kenleigh malikanesini miras olarak almıştır. Yüklenen sorumluluklara rağmen daha fazla sevgi gören erkek kardeşi Philip olmuştur. Kardeşi sorumsuz bir baş belası olmuştur artık küçük bir çocuk olmadığından zamparalık peşinde koşmayı bırakıp, bir erkeğe yakışır sorumluluklar almasını ister. Alec kardeşini adam etmeye kararlı olduğundan kendi parasını kazanmasını ister ve bu yüzden harçlığına sınırlandırmalar getirir. Alec bu düşünceler içinde sevgilisinin yanından ayrıldığı sırada saldırıya uğrar. Kendine geldiğin de bir gemidedir. Kolonilere gönderilirken yolda dayak yer, kırbaçlanır. İki ay sonra kolonilere Virginia'ya getirilir. Çok kötü olduğundan onun bu haline dayanamayan Catherine Cassie Blakewell tarafından satın alınır. Kendine geldiğinde adının Cole Branden olduğunu ve kadınların ırzına geçmekten dolayı suçlu olduğunu öğrenir. On dört yıl boyunca kendisine acıdığı için onu satın alan Cassie'nin babasının esiri olarak hizmet edecektir. Gerçek kimliğini bilmediklerinden Alec'in onları inandırmak için yazdığı mektuba cevap gelene kadar gerçek kimliği ispatlanana kadar esir olarak çalışacaktır. Cevap beklerken geçen sürede ikili tabi ki yakınlaşır. Cassie haber alamadığı babası yüzünden çiftliğin tüm sorumluluğunu eline almıştır. Aynı zamanda küçük kardeşine de bakar .Ne kadar istese de ailesini terk edip kendine ait bir yuva kuramaz. Babası ondan onurunu korumasını, kardeşinin mirasına göz kulak olmasını istemiştir. Her şey yolundayken hayatına yeni giren adama karşı koyamayınca işler değişir. Kaçırılıp köle olarak satılan Alec ve onu satın alan Cassie'nin hikayesi güzeldi. Yazarın diğer kitapları kadar olmasa da bu kitapta çok güzeldi. Yazara bayılıyorum her kitabı ayrı güzel. Bazı yerler gereksiz yere uzatılmıştı buna rağmen keyifle okudum. Cassie'nin kardeşi ve kitapta ki ikinci aşkta güzeldi. Dönemin şartları harika bir kurgu ile çok iyi yansıtılmıştı sevdim.

Baskı: Günahkar (MacKinnon’s Rangers #2)

Morgan Mckinnon, abisi Iain karısı ile gidince onun yerine geçmiştir. Artık komuta ondadır. Savaşçılarından birinin hayatını kurtarırken yaralanıp düşman Fransızların eline düşer. Onun bakımını yarı Abenaki yarı Fransız kanı taşıyan Amelia yapar. Amelia bir subay kızıdır. Melezdir soyu Fransız ve Abenaki karışımıdır. Çoğu Fransız onu kabul etse de İngilizler o kadar kibar değillerdir. Onların gözünde karışık soydan bir kadın bir köpekten çok az daha iyidir. İngiliz askerleri kalelerini kuşatır. Savaş bitince babasını kaybetmiştir. Ölümüne sebep olanlardan biri de MacKinnon kardeşleri ve Morgan'dır. Herkes acımasız dövüşçü olan ve korkulan savaşçıları bilir. Fransızlar Mackinnon kardeşlerin kellesine ödül biçmiştir. Abenakiler ise onları kan ve acı içinde bırakarak intikam almak için canlı ister. Yakalanan Morgan ise konuşsun diye iyi bakılır. Morgan iyileşip ailesine dönme çabasındayken casus olması gerekir. Kardeşlerine ve adamlarına ihanet etmeyi kesinlikle istemez başka çaresi olmadığından kabul etse de aslında amacı başkadır. Bir de Amelia ile karşı koyamadıkları çekim işleri daha da karışık hale getirir. Amelia ise ya evlenecek ya manastıra gidecektir. Anne babası gibi aşk evliliği yapmak ister. Onu mutlu edecek, fikrilerine değer verecek, gerçekten onu isteyecek bir eş ister. Morgan ise işleri karıştırır ikili kaçmaya çalıştıkça daha çok yakınlaşır. Morgan ihanet etmeden ailesine gitmek isterken, Amelia Morgan'ı kendi yanlarında ister. Tüm yaşananlara rağmen ikisi de birbirini korumaya kararlıdır vazgeçmemeye de. İlk kitabı çok beğenmiştim ikinci kitabı da çok merak ediyordum. İyi ki okumuşum çok çook güzeldi elimden bırakamadan okudum. İlk kitaba göre daha az olaylıydı Morgan kitabın büyük kısmında zaten yaralıydı ve sürekli birileri tarafından kurtarıldı onun yenilmez savaşçı kişiliğine yakışmadı. İkiliyi çok sevdim aralarında ki aşk çok güzeldi. Yazar okuyucuya nasıl dokunacağını biliyor. Kesinlikle tavsiye ederim okunmalı.

Baskı: Aşka Adanmış Bir Gün (MacKinnon’s Rangers #3)

Connor MacKinnon, abileri Iain ve Morgan New York'a çocukken gelmişlerdir. Anne ve babaları ölmüştür. Sınırda büyümüş vakitlerini barbarların arasında geçirmişlerdir. Dedeleri genç veliahtın kaçmasına yardımcı olduğu için hain ilan edilmiştir. İngiliz kralının oğlu kasap klanlarını dağıtmış, her yeri yakıp yıkmış ve katletmiştir. Iain ise dedesi dedesi hayatına karşılık tutsak edilmeyi kabul ettiği için kurtulmuştur fakat kardeşleri ile cinayet suçundan dolayı asılmaktan kurtulmak için Lord William'ın emri altında ki komando birliğinin lideri olmayı kabul etmiştir. Iain'in ve Morgan'ın yerleşik hayata geçmeleri sonucu Connor Komando birliğinin başına geçmiştir. Komutanı Lord William 'dan ise nefret eder hatta onu öldürmek bile ister. Sarah Woodville bir Marki kızı ve Lord William'ın yeğnidir. İngiltere de adı skandala karışınca ailesi tarafından sürgüne gönderilir. Gönderildiği yerde de istenmeyince suçsuz olduğuna dayısının inanacağını düşünüp gemiyle dayısının yanına gider fakat Şavniler tarafından kaçırılır. William tarafından yeğnini kurtarması için görevlendirilen Connor da Joseph ile bu maceraya atılır. Şavnilerin lideri Katakwa Sarah'ı tecavüze uğrayıp öldürülen karısının intikamı için kaçırmıştır ve Sarah ile evlenecektir. Connor da Sarah'ı kurtarmak için Katakwa'ya meydan okur onunla dövüşür kazanınca da Sarah ile evlenmesi gereken kişi kendisi olur üstelik gece evliliklerinin gerçekleştiğini izleyecek bir şahitte yanlarında olur. Bu zor anları atlatıp kaçmayı başardıktan sonra kaçınılmaz son olur ve ikili birbirine aşık olur. Bütün zorluklara rağmen kaleye dönmeyi başarırlar tabi William gerçeği öğrenince olay çıkarmadan duramaz Connor'a bin kırbaç cezası verir. Bunlar Connor'u yıldırmaz aşkı için her şeye katlanır. Tabi Sarah da. Kitap çok çook güzeldi. Elimden bırakamadan okudum bitmesini istemedim. Sonunda o büyük mutlu aileyi okumaktan daha çok keyif aldım. Bu üç kardeşe de hikayelerine de bayıldım. William'dan nefret ediyordum geçte olsa aklının başına gelmesi güzel oldu. Ve Pamela Clare kesinlikle en sevdiğim yazarlar arasında yer alıyor umarım daha fazla kitabını okuyabiliriz.

Sana Teslim Oldum
10/1001.11.2020

Baskı: Sana Teslim Oldum

Diana kısa süren evliliğinin ardından sekiz yıldır duldur. Cranston Abbey malikanesini yönetmektedir. Evi çok sever ve sahip olmak ister. Bir anda eve sahip olabileceği bir fırsat karşına çıkınca hemen kabul eder çünkü daha fazla istediği bir şey yoktur. Malikanenin sahibi Lord Burney ailesi ve yakın akrabaları ölünce varissiz kalmıştır. Diana ile bir anlaşma yaparlar Diana Ashcroft Kontu ile sevgili olacak ve ondan hamile kalacaktır sonra da lord ile evlenecek ve malikane böylece Diana'nın olacaktır. Zalim Burney markisi ile reform yanlısı Ashcroft kontu arasında ezeli bir düşmanlık vardır. Sık sık çarpışırlar ve kazanan genelde marki olur. Çünkü markinin gaddarlığı, kısasa kısas prensipleri üst sınıftan destek görür. Marki on yıldır Ashcroft ile parlamentoda mücadele ettiğinden zaaflarını bilir bu yüzden Diana'ya baştan çıkarma görevini verir. Şans eseri karşılaşmalarını ister ama Diana daha çok ilgisini çekeceğini düşünerek Ashcrıft'un evine gidip sevgilisi olmak istediğini söyler. Diana için zor olsa da kendini kötü hissetse de yapmaya kararlıdır. Bir anne gibi kendisini Cranston Abbey'ye adamıştır ayrıca babası da ilerleyen yaşını rahat bir şekilde geçirebilecektir. Bu yüzden taşralı bir dul olduğunu şehre görüp geçirmek için geldiğini ve sevgilisi için onu seçtiğini söyleyerek dillere destan efsanelere konu olan, doymak bilmez çapkının karşısına çıkar. Ashcroft Kontu adı çıkmış çapkın erkeklerimizdendir. Sevgi görmediği bir ortamda büyümüş ve kötü bir namı vardır. Evine bir misafir gelir ve sevgilisi olmak istediğini söyleyerek kendisini şaşırtır. Yıllardır hiçbir kadın üzerinde böyle bir etki bırakmamıştır. Önce kabul etmez ama iki taraf arasında büyük bir çekim olunca ne kadar karşı koyabilir ki? Tarquin harikaydı bayıldım ona her şeye tüm aldatmacaya rağmen o sevgisi, affedici oluşu harikaydı. Bu çapkın adamın sonunda gerçekten aşık olduğunu hissettim. Diana onu da sevdim söylediği yalanlar yüzünden ona kızamadım duygularını öyle güzel anlatmış ki yazar nasıl kızılır ona. İkiliye bayıldım daha ilk andan aralarında ki çekim, kitap boyunca süren duygu yoğunluğu harikaydı. Kitaplarda genelde ilk andan itibaren seni seviyorum olayı çok olur ama çok hissedilmez bu kitapta hissetim bunu. Neden bu kadar bekletmişim ki bu kitabı üzüldüm.

Mahrem
10/1001.11.2020

Baskı: Mahrem

Grace Paget genç yaşta dul kalmıştır. On altı yaşındayken fakir bir yerel kitapçı olan kocasına aşık olmuştur. Ellili yaşlarda olan ve dünyayı kurtarmak isteyen kocası ile yakınlaşmasını çok geçmeden babası öğrenmiştir. Ailesini düşünmeden kocasına evlenme teklifi etmiş ve evlenmişlerdir. Ona iyi bir eş bulmak isteyen babasını hayal kırıklığına uğratmış kendisinden kırk yaş büyük, demokrat, fakir bir dükkan sahibi ile kendisini harcamıştır. Çok geçmeden pişman olsa da kaderine katlanmıştır. Annesi sayesinde aç kalmaktan kurtulmuşlardır ama sonra kocası hastalanmış, ölmüş ve evini kaybetmiştir. Yıpranmış kıyafetleri, delik ayakkabıları olsa da hala bir hanımefendidir. Kuzeni onu yoksulluktan korumak için evini tavsiye etmiştir fakat onu almaya gelmemiştir. Saatlerce bekledikten sonra kuzenini aramaya çıkmış, yol sorduğu iki adamın eşlik etme yardımını kabul etmiş ve kaçırılmıştır. Bir anda bağlanmış halde bir çiftlikte bulur kendisini. Lord Sheenein'in tüm arzularını karşılaması için getirilmiştir. Ama o düşündükleri gibi bir kadın olmadığından orda kalmak istemez. Onun gibi daha önce bağlandığı masaya bağlanmış hayatında gördüğü en yakışıklı adam karşısına çıkar. Dokuz sene yaşlı bir adamla evli kalmıştır ve korkmasına rağmen markinin göz alıcılığından etkilenmeden edemez. Kaçmak ister tabi Matthew'in gerçekte nasıl biri olduğunu anlayana kadar. Matthew aslında bir markidir. Anne ve babası öldükten sonra amcası vasisi olmuş o günden beride servetini yönetmiştir. Matthew reşit olduğunda amcası serveti kaybedeceğinden onun mirasına sahip olabilmek için deli iddiası ile on bir yıl boyunca çiftliğe kapatmıştır. Yaşıyor ve hapsolmuş durumda olduğu sürece amcası önemli bir adam olacaktır bu yüzden Matthew'i sağlıklı ve kontrolü altında tutmak ister. Matthew ise on bir yıl içinde üç kez kaçarken dışarı çıkmayı başarabilmiştir. Son kaçışından sonra amcası ona bir kadın bulursa hapsolmayı kabul edeceğini düşünmüştür. Yıllardır amcasıyla savaşır ve pes etmemiştir. Amcasının bulduğu hiçbir kadına el sürmeyeceğine dair yemin etmiştir ama Grace'i görür görmez etkilendiğinden özen gösterir. Sonsuz iradeli bir adamdır ama daha ilk andan Grace'nin etkisine girer. Kendisine getirilen kadının zorla getirildiğine önce inanmaz daha sonra orda tutulmasını istemese de elinden bir şey gelmez. Oradan kurtulmak isteyen ikili kaçmak için uğraşırken duygularına engel olamayınca büyük bir mücadele başlar. Her şey sona erdiğinde ikili oradan kurtulduğunda ise bir ayrılık süreci geçer. Grace hiç kadın tanımayan Matthew'in başka bir kadını tanıyıp sevebileceğine inanır. Ama bir kez aşık olduktan sonra vazgeçmek mümkün olur mu? Çok beğendim kitabı. Farklı bir konu arayanların kaçırmaması gereken bir kitap.

Günahın Esiri
10/1001.11.2020

Baskı: Günahın Esiri

Charis'in babasından kalan miras nedeniyle üvey abileri ile başı derttedir. Mirasa el koymak isteyen üvey abileri onu evlendirmek istemişlerdir. Charis evlenmek istemeyince de ikna olsun diye her türlü yola başvurmuşlardır. En son kötü bir şekilde dayak yedikten sonra Charis dayanamayıp kaçmıştır. Saklandığı ahırda ise onu Gideon bulmuştur. Korktuğundan teyzesine giderken eşkiyaların yolunu kestiğini adının Sarah olduğu yalanını söyler. Abilerinin kendisini aramaya başladığını bildiğinden ayrıca kötü durumda olduğundan Gideon'un yardım teklifini kabul eder. Üç hafta boyunca hayatta kalıp, abilerine yakalanmamalı ve kimliğini açığa çıkarmadan direncini geri kazanmalıydı. Gideon hikayesini hemen kabullendiğinden ülkede ki en saf adamla karşılaştığını düşünür bu sayede ondan kolayca kurtulabilirdi bu düşüncelerle yolculuğa başlarlar. Gideon Hindistan da esir alınmış ve arkadaşları ile birlikte bir çukurda işkenceye mahkum edilmiştir. Sadece kendisi kurtulmuştur fiziksel yaralarının yanın da ruhsal yaraları da vardır. İnsanlara dokunamaz ve ona dokunduklarında da kötü olur. Gideon zalimlikten nefret eder. Charis'in yalanlarını hemen anlasa da cesareti, onurlu oluşu onu etkiler ve onu kaderiyle baş başa bırakamaz. Hiç umut yokken bile güçlü düşmanlar karşısında ayakta durmanın ne kadar zor olduğunu bildiğinden Charis'e yardım eder. Charis onu meraklandırır, endişelendirir ve ilgisini çeker. Charis'e yardım ederse ruhundaki karanlığın biraz olsun aydınlanabileceğine inanır. O kadar uzun zamandır perişan haldedir ki böyle duygular hissetmek onda bahar etkisi yaratır ve ikilinin maceraları başlar. Yazarın Mahrem kitabını okuduktan sonra uzun bir süre başka bir kitabını okumamıştım tekrar bir kitabını okuma fırsatı bulunca ve beğenince bu kitaba başladım. Keşke yazara ara vermeseymişim çok sevdim kitabı. Charis ona bayıldım her şeye rağmen dimdik duruşu vazgeçmemesi sevdiği adamı iyileştirmesi çok güzeldi. Normalde iten erkeğe karşı kızlarda bir süre vazgeçme olurdu bir ayrılık yaşanırdı burada olmaması da çok hoşuma gitti. Aslında ruhsal yaraları olan erkekler sıradan bir durum ama Gideon bana farklı geldi durumu üzdü. Hiç sıkılmadan okudum çok beğendim yazara kaldığım yerden devam.

Uykusuz Geceler
10/1001.11.2020

Baskı: Uykusuz Geceler

Ranelaw Markisi Nicholas Challaner çapkın,herkesin dilinde olan, asla bir koca adayı olamayacak gibi görülen erkeklerdendir. Sosyeteye ilk kez giren kızlar için yapılan bir balo cemiyetin onun gibi adı çıkmış bir adamla karşılaşmayı beklediği son yerdir. Böylesine kötü şöhretli biri böyle saygıdeğer topluluklarda bulunmamalıdır. Bunu bilmesine rağmen gider çünkü intikam hırsıyla yanar. Yıllar önce kız kardeşini kandırıp hayatını mahveden adamdan intikam almak ister. İntikam için ise adamın kızı Cassandra'ı kullanmakta kararlıdır. Cassandra'nın ilk karşısına çıktığı anda bir engelle karşılaşır krallığın en korkutucu şaperonu Antonia Smith. Basit bir kız kurusunun kendisini engelleyeceğine inanmaz hatta kahvaltıda şaperon yediğine dair dalga geçer ve daha ilk görüşte bu sivri dilli şaperonu istediğine karar verir. Bir ustanın elinde uysallaşacağını düşünür. O ustada tabi ki kendisidir. Antonia'nın on yıl önce yaşadıkları hayatını mahvetmiş ailesinden uzaklaştırmıştır. Sonunda kuzeninin şaperonu olarak hayatını tamamen değiştirmiştir. On yıl boyunca görev bilinciyle kendini namus bekçiliğine adamıştır.Bir kere zarar görmüş ve kabuğuna çekilmiştir. On yıldır hiçbir erkeği çekici bulmamışken ahlaksız markiyi görünce her şey değişir. Kuzeninin peşinde olan çapkın dikkatini çekse de onu kuzeninden uzak tutmaya kararlıdır. Kuzeni gibiyken heyecanlı istekler deneyimlemiş onların hayatını mahvetmesine izin vermiştir. Zayıflığı yüzünden önünde ki ışıltılı hayattan sonsuza dek koparılmıştır. Kuzeninin de aynı çılgınlıkla mahvolmasına izin vermeyecektir. İçinde uyanan duygular ne kadar güçlü olursa olsun başarmaya kararlıdır fakat kuzeninden uzak tutmaya çalışırken kendisi uzak duramaz hale gelir. Üstelik bir daha başka bir adamın kendisini mahvetmesine izin vermemeye kararlıyken. Önce bir kaçma kovalama dönemi geçti kitapta. Başlangıç güzelken sonra bir durağanlaştı sonlarda yine bir hareketlilik oldu. Çapkın erkeklerin aşık erkeğe dönüştüğü hikayeleri seviyorum. İntikam hikayelerinde genelde intikam alınmak için yaklaşılan kişiye aşık olunurdu bu kitapta öyle olmaması güzeldi. Sıkıcı bir kitap değil ama yazarın önceki kitapları gibi değildi buna rağmen yazara bayılıyorum keyifle okudum.

Baskı: Yedi Gece (Sons of Sin #1)

Sidonie'nin ablasından başka kimsesi yoktur. Ablası ise zalim William'la evlidir sadece kocasının yanında olmadığı ve kumar oynadığı anlarda mutludur son oynadığı kumarda yine borçlanır ve borcunu ödemesinin tek çaresi borçlandığı Jonas Merrick ile bir hafta geçirmektir.Kocasının düşmanı olan Jonas ile olanları öğrenince kendisini öldüreceğini bildiğinden yardım için kardeşine koşar. Sidonie kendisine baktığı için ablasına borçlu hissettiğinden onun yerine bir hafta geçirmeyi kabul eder. Ablası tek koruyucusu olduğundan ne pahasına olursa olsun ablasını kurtarmak zorundadır. Bu yüzden korka korka Craven kalesine gider. Jonas Merrick, William'ın gayrimeşru kuzenidir. Doğduğunda skandal yaratmış bir çocuktur. Jonas'ın babasıyla annesinin evliliği kanıtlanamadığı için vikontluk William'a geçmiştir. Tabi geçmişlerinde ki başka olaylarda onları düşman etmiştir. Jonas herkes tarafından sert, acımasız bir canavar olarak tanınmaktadır. Yüzünde ki çirkin yarası gayrimeşruluğu da sert eleştirileri etkilemiştir. Kumar borcu için yaptığı anlaşmayı William'dan intikam almak için planlamıştır ama karşında bulduğu düşmanının karısı değil baldızıdır. İkili hemen bir araya geldi ve kitabın büyük bir kısmında başka kimse yoktu dolu dolu onları okumak güzeldi. Jonas'a üzüldüm gayrimeşruluğunu örtebilecek kadar zengin olmaya çalışması bu gerçeği değiştirebilecek bir miktarın olmadığını anlaması, yaşamı üzücüydü. Hız kesmeden yazarın kitaplarını okumaya devam ettiğim bir dönemdeyim ve yazara bayılmamın da bunda büyük bir etkisi var. Yine güzel bir hikaye çok sevdim. Yine geçmişinde yaşadıkları nedeni ile yaralı bir erkek, aşkı ve sorumlu oldukları arasında kalan bir kadın bayıldım onlara. Verdikleri mücadele aşklarını ve savaşlarını okumak çok güzeldi. Sonlarda Jonas'a biraz sinir oldum çok mu uzadı ne dedim ama güzel bir hikayeydi sevdim.

Baskı: Güllerin Fısıltısı

Yazarın okuduğum ilk kitabı. MacDonnell ve Cameron Klanları düşman iki klandır. O kadar uzun zamandır düşmanlardı ki artık sebebini hatırlayan bile kalmamıştır. Birbirinden çok farklı iki klanlardır. MacDonell'lar vahşi kurtlar gibi dağlarda dolaşır bir viranede yaşarlar. Cameron'lar ise çiftlik hayvanlarıyla dolu, bakımlı tarlalarla çevrili geniş bir vadiyi idare edip bir malikanede otururlar. Düşmanlığı bitirmek umuduyla MacDonnell Klanı’nın varisi Morgan MacDonell belli bir yaşa kadar her yazı Cameron'lar ile geçirmiştir. Morgon annesi olmadığı için Cameron klanına gittiğinde anne eksikliğini, sevgi eksikliğini hisseder ne kadar özense de bunu hiç belli etmez. Herkesin çok sevdiği Cameron’un prensesi Sabrina Cameron’u ise sevmediğini iddia eder, herkese olduğundan daha katıdır ona karşı. Yıllar sonra yine Cameron'lara gittiğinde babası MacDonell Klan reisi öldürülünce hayatı tamamen değişir. Cameron Klan reisi Morgan'ın tam bir dağlı olduğunu öcünü alana kadar huzur bulamayacağını, intikamını alacağını bilir. Bu yüzden suç üzerine kalınca hatasını düzeltmek, barışı korumak, hem çocuklarının hem de klanının geleceğini güvenceye almak, iyi niyetinden Morgan'ın şüphe etmemesi için kızı Sabrina'ı Morgan ile evlendirir. Sabrina hayatı boyunca hep el üstünde tutulmuş, lüks içinde yaşamıştır. Kocasının bakımsız kalesi, eğitimsiz halleri önce onu zorlasa da zamanla her şeyin üstesinden gelirler. Küçükken birbirlerini sevmediklerini nefret ettiklerini söyleseler de aslında bunun gerçek olmadığını o zamanlar bile duygularının olduğunu anlarlar. Tam her şey yolunda iken acı olaylar yaşamak zorunda kalan ikili büyük bir sınavdan geçer. Aşkları her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kitap duygu yüklü bir kitap bazı yerlerde üzülmemek elde değil. Önce güzel giderken bir ara sıkıcı olsa da neyse ki sonra düzeldi. Sabrina sakat kaldıktan sonra fazla uzamıştı ama ona rağmen güzeldi. Nefretin aşka dönüştüğü bu hikaye okunmaya değer.

Baskı: Bazıları Hırçın Sever (Kincaid Hihgland #2)

Pamela Darby ve üvey kız kardeşi Sophie aktris bir annenin kızlarıdır. Tiyatro da çıkan bir yangında anneleri ölmüştür. Annelerinin uzun süredir sakladığı bir mektup anneleri ölünce ellerine ulaşır ve Pamela annelerinin öldürülme sebebinin bu mektup olduğunu anlar. Mektup annelerinin arkadaşı olan bir düşes tarafından yazılmıştır, kocasının kendisini aldattığını öğrenen kadın yeni doğan oğlu ile kaçmıştır. Mektup da ise nereye gideceğini yazmıştır. Kadının İskoçya'ya giderken öldüğünü öğrenen Pamela kardeşi ile kayıp olan dükün varisini aramaya gider çünkü varisi getirene büyük ödül vardır. Kızlar parasız olduklarından bu paraya çok ihtiyaçları vardır üstelik Pamela çok güzel olan kız kardeşini de korumak ister yani ödülü almaktan başka çaresi yoktur. Bunun içinde ihtiyacı olan bir İskoç erkeğidir. Giderken aranan başına ödül konmuş bir haydutun remini görürler ve aynı haydut Connor Kincaid yollarını kesince Pamela aradığı fırsatın ayağına geldiğini düşünür ve Connor'u dükün kayıp oğlu olması için ikna eder. Connor on yılı aşkın süredir kanun pençesinden kaçmayı başarmışken iki İngiliz kadını tarafından kaçırılmaya çalışılır. Bunun tek nedeni ise bir öpücüğe karşı koyamamasıdır. Kızlar ikna edici olduğundan anlaşmayı kabul eder. İkilinin karşılaşmaları ve ikna edinceye kadar geçen süreyi okurken çok eğlendim. Pamela kayıp varisi verip parayı alıp gitmeyi düşünürken Connor yine yapacağını yapar ve Pamela'nın nişanlısı olduğunu söyleyerek yanında kalmasını sağlar. İkili için büyük bir macera başlar. Connor'un acı bir hikayesi de var anne ve babasını kaybediş şekli, kardeşi ile ayrılışı, babasının halkını toplama mücadelesi var ama sonuç istediği gibi olmamış ve o başına ödül konmuş bir haydut olmuştur. Pamela ile atıldıkları macera da ikisinin de yeni keşifleri olur ve bunlar hayatlarını tamamen değiştirecek keşiflerdir. Serinin ilk kitabını uzun zaman önce okumuştum ve sevmiştim ikinci kitabı da seveceğimi düşünerek başladım ve yanılmadım beğendim. Connor ilk kitapta ki Catriona'nın abisi. Okurken hiç sıkılmadım, güldüğüm birçok yer oldu ikiliyi de hikayeyi de çok sevdim. Kitaba başlar başlamaz esas olayı tahmin ettim ama bu benim beğenimi azaltmadı. Keyifle okudum. Simon ve Catriona ikilisini evli, iki çocuklu görmekte harikaydı.

Baskı: İyi Geceler Tweetaşkım

Abigail Donovan talim çavuşu bir baba, bipolar bir annenin kızıdır. Başarılı bir yazardır ama bu aralar işleri yolunda değildir ve yazma ile ilgili sıkıntıları vardır. Güzel bir evi vardır ama bu evde yalnızdır. Üstelik sosyal hayatı da yoktur. Halkla İlişkiler Uzmanı ona bir twitter hesabı açar okuyucularının onu unutmaması için iyi bir yol olduğunu söyler. Böylece Abigail twitter dünyasına hızlı bir giriş yapar hatta bir tweetaşkı bulur. Tweetaşkı ise işini askıya almış İngiliz Edebiyat Profesörü Mark Baynard'dır. Abby önce Mark'ın dünya turunda olduğunu sansa da daha sonra bazı gerçekler ile yüzleşmek zorunda kalır. Mark ise Abby'nin tekrar yazmasına yardım eder. Sosyal medyadan tanışan bu ikili hiç beklemedikleri bir durumun içine girerler. Yazarın farklı bir kitabı alışık olduğumuz kitaplarının dışında bir kitap yazarın historical kitapları kadar güzel değil tabi ki. Önce bu yazışma olayı hoşuma gitti bir süre sonra ise sıkıldım çünkü olay sadece bundan ibaret yer, mekan, yan karakterler yok. Bir süre sonra dizi, film, oyuncu, şarkıcı, şarkı isimleri gördükçe bunlar zekice, eğlenceli bir şekilde yazıldıkça yine hoşuma gitti ama her sayfa da o kadar çok yabancı film, dizi, oyuncu olunca yoruldum çünkü herkesin hepsine hakim olması mümkün değil ama farklı bir olay ve çok zekice, eğlenceli yazışmalar vardı.

Baskı: Unutulmaz Gece (Fairleigh Sisters #2)

Serinin ilk kitabından tanıdığımız yaramazlıkları ile ünlü Lottie'nin kitabı. Lottie'nin sosyeteye takdim balosu Diana halasının evinde yapılacaktır. Diana Sterling'in kuzenidir. Diana ile ilişkilerinin bu kadar iyi olması ona hala demesi hoşuma gitti. Lottie kendisine bir enişteden çok baba gibi davranan Sterling'i balosunda gururlandırmak ister ama arkadaşı halasının evinin yanında ki evde Kanlı Marki'nin kaldığını bunun da son gecesi olduğunu söyleyince balosu başlamadan gidip görmeye karar verir. Kötü bir adamı yazmak istediği romanın da onu kullanmak ister. Kötü adam görmeden nasıl yazabilirim diyerek de adamı görmeye gider ve marki ile öpüşürken görülünce bu basit merak bir skandala dönüşür. Eniştesinin kendisini korumak için markiyi düelloya davet edeceğini öğrenince oda eniştesini korumak için markiyi evlenmeye ikna eder. Kanlı Marki Hayden St. Clair karısını en yakın arkadaşı ile yakalayıp arkadaşını öldürmüş, karısını ise kırsala göndermiştir. Karısı da denize düşüp ölmüştür. Karısını da öldürdüğü dedikoduları yıllarca unutulmamıştır. Bu insanların anlattığı hikayedir tabi ki işin iç yüzünde sırlar saklıdır. Lottie markinin evine gidince bir sürpriz ile karşılaşır. Hayden'in kızı Allegra. Allegra'nın problemlerine kendini adayan Lottie bir yandan da evde ki gizemler ile baş etmeye çalışır. Evde hayalet gizemi vardır gece gelen çığlık ve piyano sesleri de evdekileri korkutmaktadır. Bu gizem kitabın merak edilmesini sağlıyor. Kitabın türünü bildiğimden olayların altında başka bir neden aradım ama hafif bir fantastik olay olması açıkçası beni şaşırttı. Böyle bir durumu beklemiyordum gerek yoktu aslında böyle bir olaya ama kitabı farklılaştırdı bu yönden sevdim. Kitap bir aşk kitabından çok yaraların sarıldığı, iyileştirildiği bir kitaptı. Ben bazı yerlerde Lottie ile Hayden'in hikayesini değilde, Lottie ile Allegra'nın hikayesini okuyorum hissine kapıldım. Hayden'in yaşadıkları, katlandıkları, yaptığı fedakarlıklar ona daha çok ısınmamı sağladı neyse ki son sayfalar da ikili adına olaylar oldu da kitabı güzel kapatabildim. Kitapta daha fazla olay var ve Starlig'in babacan duruşu çok hoştu ilk kitap kadar sevemesem de farklı bir kitaptı.

Baskı: Unutulmaz Öpücük (Fairleigh Sisters #1)

Sterling Harlow yani meşhur Devonbrooke Şeytanı küçükken amcası Devonbrooke Dükü'ne satılmıştır. Dükün varisi yoktur tek bir kızı vardır. Sterling'in babasının da kumardan dolayı çok borcu olduğundan böyle bir anlaşma yapmışlardır. Annesi istemese çok üzülse de oğlunun geleceği için kabul etmiştir. Sterling çok düşkün olduğu annesinin bunu kabul etmesini hazmedememiş ve yıllarca annesi ile konuşmamıştır. Annesi senelerce mektup yazmıştır Sterling ise birini bile açıp okumamıştır. Yıllar sonra dük olduğunda ise annesinin öldüğüne dair bir mektup alır ve kendisine kalan evi almaya, uğruna oğullarını sattıkları evi görmeye gider. Sterling annesinin evine giderken yolda bir kaza geçirir ve ormanda baygın bir şekilde bir güzel tarafından bulunur. Onu bulan güzel ise Laura Fairleigh. Laura bir papaz kızıdır. Anne ve babasını evlerinde çıkan bir yangında kaybedince Sterling'in annesi onu ve iki kardeşini yanına almıştır. Kadın ölürken Laura yirmi bir yaşına girdiğinde eğer evli ise ev ona kalacaktır. Bu evden başka kalacak yerleri olmadığından ve kendisinden başka düşünmesi gereken kardeşleri olduğundan Laura'nın evlenmekten başka çaresi yoktur. Yirmi bir yaşına üç haftadan az bir süre vardır ve tek istediği bir erkektir bu yüzden ormanda bulduğu yakışıklı adamın hafızasını kaybettiğini fark edince nişanlısı olduğunu söyler ve olaylar başlar. Laura Sterling'i tam hayallerinde ki erkeğe çevirir hatta babasının mesleği olan papazlığa bile başlatacaktı. Nişanlılık döneminde ikili yakınlaşmaya birbirinden etkilenmeye başlar hatta düğünlerin de çokta mutlulardır ama birden her şey tam tersine döner kayıp hafıza yerine gelir. Uzun zamandır yazarın bir kitabını okumamıştım bu kitabı keşke bu kadar geç okumasaydım. Sterling'in çocukluğunda yaşadıklarının onu sert bir adama dönüştürmesi içten içe hala acı çekmesi, sevgiye aç halleri bu kabuğundan uzun süre çıkamayışı, var olan aşkı kabullenme süreleri, bu sürede yaşadıkları, verdikleri mücadele çok güzeldi. Hem hüzünlendiren hem eğlendiren bir kitap. Her karakter öyle özgün ve güzeldi ki sevmediğim biri olmadı kitapta. Başlarken sıradan bir konusu var diye düşündüm ama kesinlikle öyle olmadı akıp gitti kitap. Laura'nın kız kardeşine çok güldüm Sterling'i öldürme maceraları, Sterling'in kızarmış hamur tatlısından çektikleri okurken çok eğlendim. İkinci bir aşkta vardı kitapta az yer alsalar da sevdim onları da. Kitapta ne eksik ne fazla vardı ben bayıldım.

Baskı: Bazıları Ateşli Sever (Kincaid Hihgland #1)

Catriona Kincaid İskoç'tur. Ailesi yıllar önce o bebekken Kincaid topraklarında İngilizlere karşı savaşırken kırmızı üniformalılar tarafından öldürülmüştür. Abisi ise Catriona'ı kaçırıp Londra’ya amcasına göndermiştir. Amcasının iyiliğine karşılık verebilmek onun istediği gibi bir İngiliz leydisi olabilmek için çaba göstermesine rağmen vahşi ve isyankar İskoç tarafını kaybetmemiştir. İskoçya'da ki kaleleri yıkılmış, tüm klan dağılmıştır ama Catriona İskoçya'ya dönüp Kincaid'leri abisini bulmaya kararlıdır. Amcası ise gitmesini istemez. Babası da İskoçya'ya gidip Kincaid halkını tek bayrak altında toplamayı istemiştir. Bu isteği reddedilince de babasının dediğine karşı çıkıp babasının seçtiği nişanlısını terk edip evden kaçmıştır. Onu bir daha görememişlerdir. Kardeşinin saçma hayaller peşinde koştuğu gibi yeğeninin de aynı hataya düşmesini istemez. Catriona üç ay sonra yirmi bir yaşına girecek istediği gibi İskoçya'ya gidebilecektir. Amcası gidemesin diye çeyizini ikiye katlayıp kapıdan ilk gelen onu isteyen ilk adamla evlendirecektir. Böylece aptal fikirlerinin peşinde koşamayacaktır. Yeğenini sevdiği için babasının düştüğü aynı ölümcül hatadan uzak tutmak ister. Catriona amcasından önce davranmak İskoçya'ya gidebilmek için onu götürecek bir koca bulmaya karar verir. Bunun için Newgate Hapishanesine gider.Bulduğu adam ise Simon Wiscott’tur. Simon dük babasının opera dansçısından olan gayri meşru oğludur. Üsteğmendir ve şövalye ilan edilmiştir. Donanmanın teklif ettiği komutanlığı reddederek görevinden istifa etmiştir. İçki, kumar, kadınlar, kavgalar ile itibarını kaybetmeyi başarmıştır. İki haftada bir yaptığı skandallar gazete sayfalarını süslemiştir. Ayrıca donanmadan kazandığı becerileri korunma, nakliye ve kayıp bulma gibi ihtiyacı olanlar için kullanmaya başlamıştır. Bu yüzden Catriona onunla evlenmek ister. Simon'u yıllar önce samanlıkta kuzeni Alice ile görmüş hatta onun üstüne düşmüştür. Nefesini kesen Simon önce onu oğlan sanmıştır kısa bir sohbetten sonra ayrılmışladır. Yıllar sonra onu İskoçya'ya götürebilecek güçlü erkeğin o olduğuna karar verir. Simon ile bir anlaşma yaparlar onu kurtarıp evlendikten sonra İskoçya'ya Catriona'nın abisini bulmaya gidecekler çeyizi de Simon'ın olacaktır. Böylece ikili bir araya gelir ve bu uzun yolculukta aşk olmazsa tabi ki olmaz. Kitap çok eğlenceliydi, okurken çok keyif aldım. Keşke daha uzun bir kitap olsaydı da doya doya okuyabilseydim.

Baskı: Serserim Benim (Bachelor Chronicles, #2)

Miranda Mabberly ilk kitapta ki Alex'in kuzeninin eşinin kardeşi olan Oxley Kontu ile nişanlıdır. Zengin olan babası bile bu evliliğe sevinmiştir. Miranda ise bu nişanı istememiş fikrini bile sormamışlardır. Bayan Emery'nin kibar bayanları eğitme kurumuna gitmiştir bu yüzden ailesine ve ülkesine karşı olan görevinin ne olduğunun bilicindedir. Ama Miranda bu evlilikte hoşnut değildir. Ona göre bir kont nazik, kültürlü, alımlı, çekici, beyefendi, kahraman olmalıdır fakat nişanlısı bu özelliklerin hiçbirini taşımaz. Oxley kontesi de kendisini istemez oğluna uygun görmez. Birazda olsa lekelenmek ister. Böylece kontu kaçıracak hayallerinde ki adamı bulma şansı olacaktır. Kendisini, servetinden bile daha fazla sevecek nazik, düzgün, beyefendi bir şövalye ister. Kalbinin hızlı atmasını sağlayacak, başını döndürecek biri olmalıdır. Bu düşünceler içindeyken operada çapkın Jack Tremont kendisini sevgilisiyle karıştırıp öpünce ikisinin de hayatı tamamen değişir. Bu ilk kitapta olmuştu ve büyük bir skandala neden olur. İtibarı yerle bir olduğu için ailesi Miranda'ı dışlar. Jack kendisiyle evlenmeyince akrabalarının yanına gitmek zorunda kalır. Babası işini ayakta tutacak soylu evlilik planları suya düşünce sinirlenip tek kızıyla olan bağını koparır. Ailesinin hayatından tamamen çıkarılır öldüğü yayılır. Akrabaları evlenmesi için uğraşmıştır. Miranda ise hayalinde ki gibi birini bulamamıştır. İstediği soylu, onurlu, cesur ve Jack'in unutamadığı öpücüğünden sonra tutkulu biridir. Bu yüzden senelerce beklemiştir. Ailesine mektupları hep cevapsız kalmıştır. Akrabaları ölünce kuzeniyle yaşaması için daha uzağa gönderilir ama Miranda gitmez bayan Emery'nin yanında öğretmenlik yapmaya başlar. Okulun itibarı içinde adını değiştirip Jane Porter olur. Okul Miranda için kusursuz bir sığınak olur. Hep Jack'in bir gün gelip kendisini bulup, öpücüğünü unutmadığını söyleyerek evlenme teklifi edeceğini hayal etmiştir. Artık hayatını mahveden adamı düşünmemeye karar vermişken o adam hayatına bir kez daha dalar Jack yıllarca sorumsuz, çapkın, sarhoş bir hayat sürmüştür. Fakat artık bir zamanlar herkesin gözdesi olan itibarı yerlerde sürünür. Abisi yaşadığı skandaldan sonra ona aile hazinesinden tek kuruş vermemiş bütün gelirine el koymuştur. İtibarını kaybeden kuzenini okuldan alıp getirmesi karşılığında abisi borçlarının bir kısmını ödeyecektir bu yüzden yıllar sonra Londra'dan ayrılır ve okulda Miranda ile karşılaşır. Tabi Miranda'ı önce hatırlamaz ama bir süre sonra onun sakladığı düğmenin sahibini kıskanır halde bulur kendini. İkili yıllar sonra karşılaştıklarında geçmişteki yanlış anlaşılmalar ortaya çıkar ve ikili birbirine karşı koyamaz. Kitap güzeldi. Karakterleri önce ki kitaptan tanıyoruz. Yıllar sonra birbirlerine kavuşmaları güzeldi. Miranda'nın öğrencilerine bayıldım çok eğlenceliydiler. Keyifli bir kitaptı.

Baskı: Aşkın Günahı (Penwich Erdemli Kızlar Okulu #1)

Kitap serinin ilk kitabı. Fallon, Evie ve Marguerite Penwich Erdemli Kızlar Okulu'nun acımasızlılarına, aç, susuz kalmalarına, dayaklarına katlanan birbirine destek olan üç arkadaştır. Kızlar bir gece yıldız kaydığında dilek dilerler. Evie macera, Marguerite önemli olmayı, Fallon'da bir yuvası olmasını diler. Böylece dileklerini gerçekleştirecekleri seri başlar. Fallon'un babası bahçıvan olarak çalıştığı evin sahibi, kendisini bir çiçek için dünyanın bir ucuna gönderdiği yerden dönememiş ölmüştür. Kimsesiz kalan Fallon'u ev sahibi Penwich Kızlar Okukuna göndermiştir. Orada Fallon zor günler geçirir aç kalır, dövülür ama çok güzel iki dost edinir. Okuldan ayrıldıktan sonra çalıştığı yerlerde uzun süre kalamaz çünkü patronlar bir şekilde ona asılır ve işi bırakmak zorunda kalır. En son çalıştığı evin genç oğlu kendisine asılıp sıkıştırınca kaçar peşinden gelen çocukla mücadele ederken oradan araba ile geçen Dominic Hale zor durumda olduğunu düşünüp yardıma gelir. Dominic arabası ile gideceği yere kadar götürür bu kısa yolculukta ikisi de birbirinden etkilenir. Dominic kasten Fallon'u kışkırtır birlikte olmak istediğini açıkça belli edip kartını verir. Fallon ise dünya dursa evinin eşiğinden geçmeyeceğine dair yemin eder ama kendini Dominic'in evinin önünde bulur. İş için Dominic'in evine gönderilir. Fallon para biriktirip özlemini çektiği yuva için ev almayı istediğinden mecburen işe girer ama kendisini koruyabileceğini düşündüğü bir kılıkla erkek kılığıyla işe girer. Dominic İblis Dük olarak anıldığı ismin hakkını veren bir adamdır. Küçükken büyükbabasının kendisine tuttuğu bakıcının yaptıkları yüzünden kalpsiz hiçbir şeyi umursamayan biri olmuştur. Kendisini içki, kumar ve kadınlara adamış, şehir şehir gezmiş ama bir türlü huzursuzluğunu atamamıştır. Dominic söylemese de içten içe yuva isteyen biridir. Fallon'un çalışmaya başlamasıyla olaylar başlar. Fallon önce Dominic'den kaçar onun odasına bir daha girmeyeceğine dair de yemin eder ama her yeminini tutamadığı gibi bunu da tutamaz ve oda hizmetçisi olur. Fallon zaten etkilendiği adamdan vakit geçirdikçe daha çok etkilenir onu her kadından kıskanmaya başlar. Dominic ise ilk karşılaştıkları anın etkisinden kurtulamamıştır fazlasıyla hareketli özel hayatına rağmen hala Fallon'u düşünür. Fallon'un gerçek kimliği ortaya çıktıktan sonra da işler değişir. Yazarın yıllar önce Düğün Gecesi kitabını okumuştum uzun bir aradan sonra başka bir kitabını okudum güzeldi sevdim. Okuduğum tüm kitaplarda hemen hemen her erkek çapkın olurdu ama Dominic fazlasıyla hakkını verdi bir an boş kalmadı. Farklı olduğu tek konu fazla çapkın olması değil göğsünde ki yılan dövmesi, resim yapması etkileyiciydi. Fallon'a ne zaman dönüp baksam bir adam seni mıncıklıyor demesi çok hoşuma gitti bir an kızı yalnız bırakmaya gelmiyordu gerçekten ne çok beğeneni vardı. İkiliyi sevdim, kitap güzeldi. Kusursuz bir kitap olmayabilir ama okurken keyif aldım hiç sıkılmadım. Sonunda bir yuvaya kavuşmaları çok güzeldi.

Baskı: Aşka Teslim (The Derrings #4)

Astrid yirmi dokuz yaşındadır. Aslında bir düşestir ama yoksuldur. Kocası kendisi ve kız kardeşini bu yoksulluğa mahkum ettikten sonra birde kaçmıştır. Tüm yoksulluk ve dedikodular ile baş etme işi ise Astrid'e kalmıştır. Beş yıl boyunca dönmeyen kocası ile ilgili bir mektup eline geçer. Kocası İskoçya da sahte kimlikle bir varis ile nişanlanmıştır. Haberi alınca Astrid başka bir kadını kocasından kurtarırsa içinin birazda olsa rahatlayacağını düşünerek İskoçya'ya doğru yola çıkar. Astrid, Portia'ya yani görümcesine yaptığı yanlışı unutamamıştır o zamanlar geri düzelmeye yardım etmiş olsa da hala kendisini suçlu hisseder. Eğer başka bir kadına yardım ederse birazda olsa rahatlaya bilecektir bu düşünce ile yola çıkar ama aksilikler peşini bırakmaz. İskoçya'ya gider gitmez soyguncuların saldırısına uğrar yardıma Griffin Shaw koşar. Griffin yaralanınca kendisini kurtardığı için onu bırakamaz iyileşene kadar yanında kalır. Bu iyiliğine karşılık Griffin de gideceği yere kadar güvenle gittiğinden emin olmak için Astrid'i götürmek ister. Bu arada Astrid Griffin den kaçarak kocasını bulur ve yüzleşirken talihsiz bir olay olur ve kocası ölür. Üzerine kalan suçtan kurtulmasına ise Griffin yardım eder. Griffin annesinin ölürken gerçek ailesinin ölen İskoçyalı bir çift olduğunu söylemesi üzerine ailesini araştırmak için İskoçya'ya gelmiştir. Savaş döneminde ölen bir kadını kurtaramadığı için içten içe vicdan azabı çekmiş ve bir kadının ölümünü engelleyememiştir ama Astrid'i yardım edebilir, böylece geçmişinde ki yanlışları düzeltebilir. İkili geçmişlerinde ki yanlışları ile dertliler ve düzeltmek için girdikleri mücadele ikiliyi birbirine yaklaştırır. Hep bir aksilik olsa da sonunda herkes halinden memnun. Yazarın önce ki kitaplarından tanıdığımız Leydi Astrid Derring'in kitabı. Astrid'i önce ki kitaplarda hiç sevmemiştim bu yüzden ön yargılı başladım kitaba ama öyle olmadı kendi kitabında itici bir karakter değil emin olabilirsiniz. Çok detaylı bir kitap değil zaten kısa bir kitap ama okurken nasıl bittiği anlaşılmıyor hiç sıkmıyor. Güzel bir kitaptı ikiliyi de yaşadıklarını da sevdim. İskoçya da olması ise ayrı bir güzeldi. Tek eksik sonunun daha detaylı olmayışı herkes özgürlüğüne kavuşup rahatladı ama benim merak ettiğim detaylar kaldı bu sonlar bana kesinlikle yetmiyor.

Baskı: Kendini Aşka Bırak (The Derrings #2)

İlk kitabı okuyalı çok oldu ama seriye kaldığım yerden devam etmeye başladım . Portia Derring, abisinin borçları yüzünden ailesi ile birlikte zor zamanlar geçirir. Aslında bir dük kızıdır ama yoksulluk içindelerdir bu yüzden de kurtuluş için ailesi onu evlendirmek ister. Portia ise evlenmek istemediğinden bütün adaylarını kendi yöntemleriyle uzak tutar. Onun hayali babası öldükten bir hafta sonra ülkeyi terk eden sürekli seyahat eden annesi gibi gezmek özgürlüğün, maceranın tadını çıkarmaktır. Ayrıca annesi konusunda da hassastır. Annesi kendisini görmeye hiç gelmez arada gönderdiği mektup ve hediyeler ise Portia'nın avuntusudur. Son koca adayı olarak büyükannesinin arkadaşının kont olan zengin torunu ile görüşmek için gönderilir. Kötü hava şartlarından dolayı arabası çamura saplanıp arabacısı da hizmetçisi ile onu ıssız bir yerde yalnız bırakınca yardım bulmak umuduyla yollara düşer. Aksilikler bitmez ve yolda üstüne hızlı bir şekilde gelen atlı bir adam yüzünden çamura saplanır. Kendisini son anda kurtaran adam ile orada ufak bir tartışma yaşayıp çamur savaşı yaptıktan sonra bu vahşi ve yakışıklı adam Heat kendisine kasabaya gitmesi için yardımcı olur. Bir hana yerleştirir ayrılana kadar da hep bir tatlı atışma olur aralarında. Tabi bu ilk karşılaşma da büyük bir etkileşim olur. Daha ilk sayfalarda bayıldım kitaba karşılaşmaları güzeldi. Talihsizliklerden sonra nihayet gideceği yere ulaşan Portia'nın aslında evlenmek için tanışmaya geldiği kişi Heat çıkınca işler karışır. Heat her unvan sahibi erkek gibi evlenmeyi, varisi olmasını istemez. Babası ve annesinde porfiri delilik olduğunu düşünür. Kendisiyle birlikte bir sonraki nesile geçmesini istemez. Bu yüzden Portia'dan ne kadar etkilenirse etkilensin kararından vazgeçmez ama uzakta duramaz. Heat o kadar çok uzattı, inatçılık etti ki sinir oldum istediğinde geldi istediğinde gitti sonunda delilik felan umurumda değil der diye düşündüm ama çok inatçı bu konuda Portia iyi sabretti. Söze dökülmese de ikili arasında duygusal çekim yoğundu o kaçmalar güzeldi sevdim ikiliyi . Ama sonu aceleye gelmiş gibiydi daha uzun bir sonu hak etmişti bu ikili. Ne ikili ne yakınları onlara ne oldu, tatlı bir kavuşma her şey yolunda sonlarından olmadı bu son yetmedi ama ikili harikaydı.

Baskı: Küllerinden Doğan (Cehennem Kulübü #3)

Jordan Falconridge Cehennem Kulübü üyelerindendir. Kötülüğe karşı savaşmaya yeminli, yüzyıllık gizli bir şövalyelik tarikatındandır. Kulüp tarikatın meraklı gözler tarafından görülmeden gizli işlerini gerçekleştirebildiği özenli yer altı geçitleriyle gizli bir kaledir. Yirmi iki yaşındayken yıllarca süren zorlu ajanlık eğitimini tamamlamıştır. Kardeş savaşçılarla birlikte tüm tehlikeli eğlencelerde ustalaşmıştır. Dik kafalı takım arkadaşlarından daha ihtiyatlı, makul ve sağduyuludur. Diğer casuslar insani iyiliğe inanmayacak kadar sert, karamsar, duygusuz ve buz gibidir. Jordan'da içi tamamen çürüyecek, kararmış, taşlaşmış bir odun parçasına dönüşmek istemez. Bunu yapmasının tek yolu ise ne kadar önemsiz görünürse görünsün normal hayatla ve normal insanlarla bağını kaybetmemesidir. Günlük hayatın sıradanlığına ilginç bir cazibe bulur. Gelecek vazifeleri onu nereye götürürse götürsün hayatının tarikat için çalışmaktan ibaret olmasına izin vermek istemezken on iki yıl önce göreve yeni başladığı zamanlarda aşık olduğu kadını bırakmak zorunda kalmıştır. Yıllarca düşmanları onu bulmasın diye yazdığı mektupları göndermemiş, aşık olduğu kadını başkasına kaptırmak zorunda kalsa bile tehlikeye atmamaya karar vermiştir. Mara ise sevdiği adam ona bir açıklama yapmadan gidip uzun süre de dönmeyince sevilmediğini düşünerek baskıcı ailesinden kurtulabilmek için o zamanlar peşinde koşan kocası ile evlenmiştir. Evlendikten sonra kocası bambaşka biri olmuş mutsuz bir evliliğe mahkum olmuştur. Mara hamile iken kocası ölmüştür. Dul vikontes de tüm hayatını iki yaşında ki oğluna adamıştır. Kocası ölmüş istediği hayata yeni kavuşabilmiştir. Bunu mahvedecek, kendisine emirler yağdıracak bir erkeğe ihtiyacı yoktur. Fakat oğlunun vaftiz babası Prens George ile dedikodusu çıkmıştır. Prens kilosunu dert eden, duygusal, güvensiz biridir. Mara ailesinden dolayı temelleri kendine güvensizlik üzerine kurulan bir hayatı yaşamanın nasıl zor olduğunu bilir. Bu yüzden prense yakınlık duyar. Prensin yardımlarından sonra sağlam bir sadakatle prensin yanındadır. Zaten artık başkalarının fikirleri konusunda takıntılı, herkesi memnun etmeye çalışan, güvensiz, ailesinin sevgisiz evinden kaçmak için çaresizce koca peşinde olan genç kız değildir. Artık kendi hak ettiğini almak için birçok mücadele vermiş, bağımsız bir kadındır. Jordan yıllar sonra dönünce yeniden karşılaşan ikili unuttum deseler de bazı duyguların hala kaldığını fark eder. Üstelik Jordan yeni görevi için girmesi gereken ortamlarda Mara ve tanıdıklarını kullanmak zorunda kalır. Başta görevi için yakınlaşsa da devamı öyle olmaz ve ikili birbirinden uzak kalamaz. Jordan bir süre aşk ve iş hayatı arasında kalır ama yıllar sonra kavuşmuşken tekrar kaybetmemeye kararlıdır. Neyse ki kaybetmek zorunda da kalmadı. Kitap bol bol ajanlık maceraları ile dolu bir kitap aşk daha az dengeyi sağlayamamış yazar. Önce ki kitaplarda sık sık okuduğumuz durumunu bildiğimiz Drake ise daha çok yer alıyor onun kitabını daha çok merak ettim. Yazarı severim ama bu kitap bazı yerlerde çok durağanlaştı. İkili fazla yer almadı hep ajanlık maceraları etrafında döndü kitap. Yazarın en az sevdiğim kitabı oldu.

Baskı: Aşka Şans Ver (Chesapeake Shores #1)

Megan ve Mick O'Brien çiftinin beş çocuğu vardır. Mick uluslar arası düzeyde tanınmış bir mimardır. Sürekli bir yerlere, yeni bir iş bulmaya gitmiştir. Mick'in ihmalkar hallerinden, işleri ile çok ilgilenmesinden, ailesi ile ilgilenmemesinden, evden sürekli uzak kalmasından dolayı Megan beş çocuğu olmasına rağmen kocasından ayrılmıştır. Annesi yerleşir yerleşmez, bir iş ve kalacak yer bulup, çocukları için geri dönecektir. Ayrılıkları fazla uzun sürmeyecekti fakat hiçbir zaman annelerinin yanına taşınamamışlardır. Beş kardeşin zor bir hayatı olmuş küçük kardeşleri hariç yıllar içinde birer birer evden ayrılmışlardır. Abby ise üniversiteden sonra New York'a taşındığı için annesiyle yeniden sıkı bir bağ kurmuştur. Babaları ile olan ilişkileri ise beş kardeş içinde sıkıntılı olmuştur. Abby kasabadan ayrıldıktan sonra on beş sene içinde kendisine bir düzen kurmuştur. Bir borsa şirketinin portföy müdürü olarak çalışır. Bu iş kariyerinden sonra ikinci planda olmaktan yorulmuş ideal bir erkekle olan evliliğine ve hesaplayabileceğinden daha fazla uykuya mal olmuştur. Beş yaşındaki ikiz kızlarının velayetini ise boşandığı eşi ile paylaşır. Yoğun hayatına devam ederken en küçük kardeşi Jess yardım için Abby'i çağırır. Abby'nin hep bir bahanesi olmuş uzun zamandır eve gitmemiştir. Uzun zamandır tatile de gitmemiştir. Ayrıca kardeşi çocuklarının büyükabalarının kurduğu ve annelerinin büyüdüğü şehirde biraz zaman geçirmelerinin iyi olacağını söyleyince biraz ara vermek kendisine de iyi geleceğinden yıllar önce ayrıldığı kasabaya geri döner. Jess otel açmaya karar vermiştir. Aldığı krediyi ödeyemeyince ablasından yardım istemiştir. Jess krediyi Abby'nin hiçbir şey söylemeden terk ettiği sevgilisi Trace'nin babasından almıştır. Trace serbest tasarım sanatçısıdır. Aile mirasını yönetmek istemezken babası bankada çalışmasını ister. Altı ay verecektir işi sevmezse bırakabilecektir. Trace'de özgür olmak için altı ay takım elbise ile yaşamaya katlanabileceğine karar verir. Ayrıca bu kadarını babasına borçludur. Kredi borçlarının onaylanıp onaylanmaması, ipotekli malların haczi ile ilgilenecektir. İlk işi de yıllardır aşık olduğu Abby'nin kız kardeşinin otelidir. Kasabaya gelen Abby bir yandan kardeşi ile ilgilenirken bir yandan da yıllar önce terk ettiği eski sevgilisi Trace ile karşılaştıktan sonra yeniden ortaya çıkan duyguları ile uğraşır. Aşk,aile,sevgi bağlarının hissedildiği bir kitap. İkizlere bayıldım. İkilinin yeniden bir şans elde etmesi güzeldi. Akıcı bir kitap.

Baskı: Şeytan Diyor ki (Cehennem Kulübü #1)

Yakışıklı Rotherstone Markisi Max,Cehennem Kulübü üyesidir. Bu kulüp dışarıdan her türlü ahlaksızlığın yapıldığı bir kulüp olarak görülse de aslında ülkeyi korumak için bir araya gelen savaşçılardan oluşmaktadır. Kulüp babadan oğula geçen çocukların küçük yaşta evlerinden alınıp yetiştirildiği bir kulüptür. Babası Max'ı yontulsun şimdiki haline dönüşsün diye teşkilata göndermiştir.Savaş bitmiştir Max eğiticisinin de tavsiye ettiği gibi itibarını temize çıkarmak için evlenmeye karar verir. Artık sakin bir hayat ister. Sivil bir vatandaş olarak ilk işi servetinin tüketildiği beceriksiz birkaç neslin ardından ailesinin lekelenmiş adını temizlemektir.Arzuladığı hedefe onu en hızlı ulaştıracak olan evliliktir. Rotherstone lordlarının karanlık şöhretini tersine çevirmeye başlarken kendisine yardımcı olacak en mükemmel araç doğru gelini bulmaktı. Bu yüzden yeni bir av başlar. Bu sefer bir düşman ajanını avlamayacaktır. Yeni görevi eş bulmaktır. İhtiyacı olan itibarını temize çıkaracak uygun bir gelindir. Avukatına uygun bir gelin listesi yapmasını söyler, ilgisini çeken tek isim ise listenin sonunda ki tavsiye edilmeyen Daphne Starling'dir. Bir aileye bir skandal isim yeterdi. Kendi kötü namını unutturacak,çok iyi şöhretli bir eşe ihtiyacı vardır. Kişisel olarak başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü umursamazdı ama ileride sahip olacağı çocukların kendisi gibi toplumdan dışlanmasını istemez. Ailesinin adını temizlemek varislerine yaşamın her türlü avantajını vermek demekti. Para Londra sosyetesinde ne saygı ne de cemiyete gerçek bir aidiyet yaratabilirdi. Bu iş ancak kusursuz bir soydan gelen ve herkesin sevdiği bir kadınla evlenerek olabilirdi. Kısa süre öncesine kadar Daphne'nin tam aradığı kadın olduğunu düşünmüştür. Fakat reddettiği bir talibi kuyruk acısından Daphne'nin adını çıkarmış adı evlilik tekliflerini reddeden biri olarak kalmıştır tabi bu Daphne' nin ilk reddettiği teklif değildir. Ayrıca reddettiği adam Max'ın çocukluğunda ki can düşmanıdır. Bu skandalı umursamayan Max Daphne'nin peşine düşer, birkaç tesadüf ayarlar böylece tanışmış olurlar. Daphne karşı koyulamaz güzellikte,masum,akıllı biridir. Max den hoşlansa da üye olduğu Cehennem Kulübü ve duydukları geri çekilmesine, kaçmasına neden olur ama kaçan kovalanır. Max'in Daphne'nin zor durumda olan babasına para verip evlilik anlaşması yapması Daphne'i sinirlendirse de sonunda dayanamaz ve bu evlilik olur. Max az uğraşmadı bunun için.Evlendikten sonra Daphne de kulüp hakkında ki gerçekleri öğrenir böylece bir şey gizli kalmamış oldu. Kitap çok akıcıydı, çok sevdim. Evlilik kaçıp kovalamaca bana İçinde Aşk Saklı kitabını hatırlattı daha çok sevdim. İyi ki okumuşum.

Baskı: Kor (Nefes Nefese Üçlemesi, #3)

Gabe,Jace ve Ash üç arkadaştan sıra Ash'ın hikayesinde. İki arkadaşı da sevdikleri kadınları bulmuş onlarla mutludur. Ash artık çemberin dışındadır. Josie'ı görene kadar. Çizim yapan bir kadın dikkatini çeker yanına gidince kendisini çizdiğini fark eder. Görür görmez etkilendiği Josie Carlyse'i araştırır peşine adam takar, yaptığı çizimleri alır, annesinin mücevherlerini sattığı tefeciden alır ve karşılığında bir yemek ister. Josie'i ister ve her engeli aşmaya kararlıdır. Josie'de Ash'den etkilenir ve sevgilisinden ayrılır Ash'ın evine taşınır. Sonunda Ash'ın baskın olduğu ilişkileri başlar. Josie'nin babası annesi kansere ilk yakalandığında biraz iyileşmesini beklemiş ve sonra onları terk etmiştir. Annesi ikinci kansere yakalanışında atlatamayıp ölmüştür. Josie'nn de kimsesi kalmamıştır. Ash'ın ise anne ve babası çocukları ile ilgilenmemiştir. Büyükbabasının servetini yemişlerdir. Ash ise onlardan uzaklaşıp kendi servetini kurmuştur. Ailesi ile görüşmez ama kız kardeşi ailesinden uzaklaşmak için kendisinden yardım isteyince kardeşi ile yeniden bir araya gelir. Aile gibi sevdiği arkadaşları ve onların eşleri ile mutludur. Bol bol diğer çiftleri de görüyoruz. Gabe ve Mia evlendi diğerleri ise o yolda. Kitap boyunca üç arkadaşın aşık olduğu, doğru yolu bulduğunu, hayatlarının değiştiğini söyleyip durdular. Kitabın nakaratı buydu. Ash ne istediyse ne emir verdiyse Josie uydu neden nasıl diye asla sormadı, verdiklerini hemen kabul etti. Normalde bir kez de olsa kadınlar reddeder karşı çıkar ama bu kitapta asla olmadı yok Josie çok silik bir karakterdi sevemedim. Olaylar diğer kitaplara göre daha azdı. Olan bir durum yok sadece üç arkadaşın hayatının değiştiği var ve bol bol bu üç arkadaş.

Baskı: Unutulmayan Kadın (Pregnancy & Passion #1)

Konusu çok güzeldi çok beğendim keşke kalın bir kitap olsaydı. Rafael De Luca dört ay önce bir kaza geçirip hafızasını kaybetmiştir. Yapacakları tatil köyleri için bir ada bulmuşlardır. Ay adası. Yatırımcılar için düzenlenen gecede kendisini izleyen ve tanımadığı kadına tanışıyor muyuz diye sorunca tokat yemiş bir halde bulur kendini. Kaçan kızı kovalarken düşürdüğü ayakkabısından kızı bulur. Bryony Morgan, aşık olduğu kandırıldığı adamdan kendisinden satın aldığı nesillerdir ailesine ait olan o araziyi almaya, orayı bir turist mabedine çevirmesine izin vermemeye kararlıdır. Bu yüzden Rafael'in karşısına çıkar. Ama çok farklı bir durum ile karşılaşır. Hamiledir ve bebeğinin babası hafızasını kaybettiği için kendisini hatırlamıyordur. Bryony ailesine ait olan adayı büyükannesi ile emlak vergisini ödeyemedikleri için satmaya karar vermişlerdir. Ama yatırımcılara satmak istemediklerinden otel yapmama garantisi verecek birine satmak isterler. Bu yüzden Rafael'e adayı satmak istememiştir. Rafael ile her gün görüştükleri dört hafta geçirdikten, satış anlaşmasını imzaladıktan sonra işleri için Rafael gidip geri döneceğini söyleyerek ayrılır ama aradan aylar geçip hala haber alamayınca Bryony karşısına çıkar. Duyduklarından sonra Rafael adaya gitmenin hafızasını geri getireceğini düşünerek Bryony ile adaya gider. Bryony ise sevdiği adamdan vazgeçmemeye, hatırlaması için elinden geleni yapmaya kararlıdır. Yeniden bir araya gelen ikili geçmişte olanlar ile yüzleşir ve verilen mücadeleden sonra mutlu olmanın yolunu bulur. Kitabı sevdim ben Rafael'e çok kızsam da güzeldi. Hemen bitti.

Baskı: Sana Değer (The Anetakis Tycoons, #2)

Ortanca kardeş olan Theron Anetakis abisinden sonra evlenmeye karar vermiştir bunun için planlar yapmaya başlamıştır. Abisinin hayatında olan değişimlerden sonra ilgilenmediği vasisi olduğu Isabel Caplan ile ilgilenme görevi kendisine kalır. Isabel Theron'u küçüklüğünden beri sever ve bu kez onu elde etmeye kararlıdır. Evlenmek üzere planlar yapması umurunda bile değildir. Theron ise ne kadar etkilenirse etkilensin bir süre uzak durmaya çalışır ama sonuç tabi ki uzak duramaz. İlk kitap kadar güzel olmasa da bu kitapta güzeldi. Sanırım Isabel seri de en sevmediğim kadın karakter oldu. Sıkmadan ilerleyen harlequinlerden.

ÖncekiSayfa 17 / 32Sonraki