ebrusner
@ebrusner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Şeytani Arzular (Maiden Lane, #1)

Temperance Dews duldur. Abisi Winter, yardımcısı Nell ve sınırlı sayıda çalışanı ile birlikte St. Giles'te bulunan yurtta kimsesiz çocuklara bakmaktadırlar. Yurduda okulu da babaları kurmuştur. Maddi açıdan çok kötü bir durumdadırlar yurdun kirası gecikmiştir. Çocukları çok sevdiğinden acilen bir çözüm bulması gerekmektedir. Bunun üzerine ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. O gece Nell ile birlikte kimsesiz bir çocuğu alıp yurda götürürlerken bir adamın birini öldürdüğüne şahit olurlar. Başında Lord Caire vardır ve Nell ondan uzak durmasını söyler. Temperance yurda gidip kendine çay hazırlar ve odada biri vardır. Caire Lordu Lazarus Huntington. Lazarus bir anlaşma için gelmiştir Temperance'i kiralamak ister. İki aydır kardeşi ile yurdun kirasını ödeyemediklerini öğrenmiştir. Herkesin bir şekilde satın alınabileceğine inanır tek sorun uygun ödeme aracını bulmaktadır. Temperance için uygun ödeme aracı yurdu için gereken paradır. St. Giles rehberliği için onu kiralamak ister. Bağırsakları deşilerek öldürülen metresinin katilini aramaktadır. Temperance St. Giles'i iyi bildiğinden araştırmalar için Lord Caire'e yardım edecektir. Orada yaşayanlarla konuşmak ister çevreyi bilmediğinden ve insanların onunla konuşma konusunda isteksiz olmasından dolayı rehber ister. Lord ise Temperance'nin yurda bağışçı bulması için Londra'nın zengin ve unvan sahibi kişileri ile tanıştıracaktır. Düzgün bir finansman edinirlerse daha fazla hizmetçi tutabilir, daha iyi yemekler servis edebilir, uygun kıyafetler alabilir dünya ile yüzleşmeye daha iyi hazırlayabilirlerdi. Böylece ikili sürekli bir araya gelmeye başlar hem iş hem aşk. Yazarın farklı bir serisinin ilk kitabı yine diğer kitaplardan tamamen farklı bir konu üzerine. Hem aşk hem gizem vardı ikilinin geçmişleri ile mücadelelerini okurken bir taraftan da cinayeti çözmeye çalışmaları kitabı sıkıcı hale getirmedi. Saçları beyaz farklı bir erkek karakterde var. Ayrıca sık sık diğer kitapların karakterlerine de yer verilmişti. Bazı yerlerde ikiliden çok yan karakterleri merak ettim açıkçası. Güzel bir konu güzel ilerleyen bir hikaye. Yazarın karakter ve konuları etkileyici, seviyorum yazarı. Silence'nin hikayesini okumak için sabırsızlanıyorum.

Baskı: Kalbimi Sana Verdim (Prince Trilogy, #2)

Leydi Georgina Maitland, otuz yaşına yaklaşmış bu zamana kadar başından sadece bir nişanlılık geçen bir kadındır. Teyzesi tüm mirasını ona bırakmıştır. Tüm mal ve mülkünün Georgina'nın yönetiminde olacağını vasiyetinde belirtmiştir. Üç erkek kardeşi olmasına rağmen arazilerin yönetimi tamamen Georgina'dadır. Bir kahyanın yardımına ihtiyaç duyar ve aldıkları kahya hayatını tamamen değiştirir. Harry Pye, Silas'ın toprakların da çalışan bir anne ve babanın oğludur. Babası lordun av alanı bekçiliğini yapmıştır. Orada yaşamışlar Harry orada büyümüştür. Annesinin Silas ile ilişkisi olunca Silas kendisine saldıran adamı kırbaçlatmış, araya giren onu öldürmek isteyen on iki yaşında ki Harry'i de kırbaçlatmıştır. Harry bu olaydan sonra bir parmağını da kaybetmiştir. On altı yaşındayken büyük bir arazide bekçi olarak iş bulmuştur. Çiftlikte ki kahya okuma yazma bildiğini, hesap yapabildiğini keşfetmiş ve onu çırak olarak yanına almıştır. Harry de çok çalışarak yavaş yavaş yükselmiştir. En sonda büyüdüğü araziye komşu bir çiftlikte Georgina'nın evinde kahya olarak çalışmaya başlar. İşin haberini alır almaz hemen harekete geçmiş büyüdüğü yuvası olan yerde çalışmak istemiştir. Ayrıca Silas'ın onu tekrar orada görünce canının sıkılacak olmasından da hoşlanır. Kahyalığını yapacağı çok sayıda ki mülkün sahibinin bir kadın olduğunu ilk öğrendiğinde çok şaşırmış zamanla ondan etkilenmeye başlamıştır. Araların da bir etkileşim olsa da Harry kahya olduğundan, kullanılmak istemediğinden önce uzak durur ama tabi ki fazla dayanamaz. Harry yeni doğan aşkın mücadelesini verirken bir de komşu topraklarda gizemli bir şekilde ölen koyunlar ile uğraşmak zorunda kalır. Silas'ın ahırında ki bir şeylere zarar verilmiş, koyunları öldürülmüştür. Ölen koyunların yanında kendisine ait tahtadan hayvan figürleri vardır buda onu birinci şüpheli konumuna getirir. Ayrıca Harry'nin tekrar bu bölgeye dönüp, işe alındığında bunların olmaya başlandığı iddia edilir. Silas Harry'nin kendisine yaptığı hakaretlerin bedelini ödetmek ister ve kovulmasını istese de Georgina yapmaz hatta Harry suçluyu araştırırken ona yardım eden isim Georgina olur. Bir yandan suçluyu ararken bir yandan da bir ilişkiye başlarlar. Bu ilişkiyi ne kadar gizli tutmaya çalışsalar da öğrenenler hoş karşılamaz. Bu yüzden Harry'nin uzak kalmaya çabaladığı bir dönem olur. İkili için ne kadar zor olsa da yaşananlar yine onları bir araya getirir. Yazar yine farklı ve güzel bir kitap yazmayı başarmış. Hem aşk hem macera, gizem dolu güzel, akıcı bir kitap.

Baskı: Kır Zincirlerini (MacLeods of Skye Üçlemesi, #3)

Flora MacLeod önce ki kitaplarda ki Alex ve Rory'nin kardeşidir. Evlenmek için zorlanmak istemez, seçtiği biri ile evlenmek ister. Evlenmeyi hiç istemez ama iki güçlü Hinghland liderinin üvey kardeşi ve İskoçya'daki en fazla nüfus sahibi adamlardan birinin kuzenidir. Evlilik ödülü durumlarından kurtulmak ister. Evlilik ona göre mutsuzluktan başka bir şey getirmezdi. Evli olmaktan daha kötü olan bir şey varsa oda evliliğe zorlanmaktır. Riske atmamak içinde kocasını seçme konusunu kendi halletmeye karar vermiştir ve evlenmek istediği birini bulmuştur. Yapacağı gizli, yasadışı evlilik tek seçeneğidir. Annesi dört kez isteği dışında evlenmiş kızının da aynı kaderi yaşamasını istememiştir. Ölmeden de kızına aşık olmadan evlenmemesi sözü verdirmiştir. Flora takas malzemesi olmamak için annesine verdiği sözü tutamaz. Bir İskoç yerine karakurbağasıyla evlenmeyi tercih ederdi ve sarayın en güçlü genç beyefendilerinden biriyle gizlice evlenmek için, hizmetçi kılığında saraydan kaçar. Yolda Lachlan Maclean kendisini kaçırınca korktuğu başına gelir, Lachlan onu evlenmek için kaçırmıştır. Lachlan, İskoçya'nın en güzel varisini, sarayda en çok dedikodusu yapılan kadını, peşinde kırık kalpler bırakmasıyla tanınan güzelliği kaçıracaktır. Kardeşini ve kalesini kurtarmak için Flora'nın kuzeni ile anlaşmıştır. Klanını ve ailesini korumak için her şeyi yapmaya hazırdır. Flora'ı kaçırması ile olaylar başlar. Flora önce bunu kabullenmek istemediğinden kurtulmak için elinden geleni yapsa da her zor durumunda Lachlan onu kurtarır. Lachlan annesinin her zaman uzak durması gerektiğini söylediği her özelliğe sahiptir. Highlandli, savaşçı bir liderdir. Hayatı boyunca sakındığı türde olan adamdan hiç beklemediği şekilde etkilenir. Lachlan Flora'nın kendisiyle evlenmesi için ne yapması gerekiyorsa yapacaktır. Yalnızca kazanmak için oynardı ve kazanmaya kararlıdır. İkilinin duyguları karşılıklıdır. Verdikleri mücadeleden sonra da duygulara karşı koyamazlar. Yazara bayılıyorum o kadar güzel yazıyor ki sanırım bunda ki en büyük etkenden biride gerçek olaylara yer vermesi. İkili, aralarında ki duygu çok güzel yansıtılmıştı çok sevdim.

Baskı: Maskesiz (MacLeods of Skye Üçlemesi, #2)

İlk kitaptan tanıdığımız Rory MacLeod'un kardeşi Alex MacLeod'ın yıllar önce ki halinden eser yoktur. Yaşadıkları yüzünden kendisini savaşa adamıştır. Savaş meydanlarında en iyi yıllarını yaşar. Orası içinde ki şeytanları susturup, kendisini çılgına çeviren huzursuzluğunu bastırabildiği tek yerdir. Yıllardır süren savaş içinde yanan ateşi söndürmeye yetmemiş hatta daha da alevlendirmiştir. Ev, aile, huzur, güven böyle şeyler ona göre değildir. Kaderinin farklı bir yönde olduğunu düşünür. Abisi önemli bir görev için çağırdığından üç yıl sonra eve dönmek için yola çıkar. Abisi geç kalmadan gelmesini söylemiştir ama yolda duyduğu kadın çığlığı karışık olan hayatını içinden çıkılmaz hale getirir. Meg Mackinnon klanı için doğru adamı bulup evlenmeye karar vermiştir. Babası bu konuda ona güvenmiştir ve onu hayal kırıklığına uğratmamaya kararlıdır. Çünkü babası gizemli bir hastalıktan dolayı yatağa düşmüş ve akbabalar hemen tepelerine üşüşmüştür. Matematiğe ve bilime büyük bir ilgisi vardır. Rakamlarla uğraşmaktan büyük zevk alır. Öğrenmek onun için hep kolay olmuştur ama abisi için tam tersi olmuştur. Abisine yardım edemezse onun reisliği tehlikeye girecektir. Klanını geleceğe taşımaya yardım edecek, sadık, güvenebileceği, güçlü ama kendisine hakim olabilecek, zeki, fazla hırslı olmayan, abisinin yanında duracak bir eşe ihtiyacı vardır. Aşk söz konusu bile değildir. Anne ve babası arasında ki duygulara hayrandır ama böylesinin kendisine uygun olmadığının farkındadır. Onun için en önemlisi klanı için doğru adamı bulmaktır. Abisinin yanında duracak doğru adamı bulduğunda kendisi içinde doğru adamı bulmuş olacaktı. Bu yüzden annesi ile hiç sevmediği saraya gitmek için yola çıkar. Yolda eşkıyalar saldırır ve annesi ile onu kurtarmaya gelen Alex olur. Birbirinden etkilenen ikili o an ayrılsalar da sarayda yeniden karşılaşırlar. Alex klanı için gizli bir görevdedir. Meg ise görevini yapmasını zor hale getirir. Ne kadar uzak kalmaya çalışsa, dikkatini görevine vermek istese de duygularına engel olamaz. Birçok zorluğa rağmen birliktelik kaçınılmaz olur. İlk kitabı daha çok sevmiştim ama bu kitapta güzeldi. Yakışıklı bir İskoç var güzel olmaz mı. Geneli sarayda geçiyor ve saray varsa entrika, olaylar, eğlenceler tabi ki eksik olmuyor. Rory ve Isabelle ikilisi de azda olsa görünüyor bunu da sevdim. Güzel akıcı bir kitap.

Baskı: Asi (MacLeods of Skye Üçlemesi, #1)

Rederick MacLeod'ın kız kardeşi Margaret bir kaza sonrası tek gözünden yaralanmıştır. Sleat MacDonald'da de onunla alay edip nişanı bozmuş Margaret'i tek gözlü bir adamın çektiği, tek gözlü bir at ve yanında tek gözlü bir köpekle göndermiştir. Bunu yapmasında ki amaç Rory'nin karşılık vermesiydi. MacLeod'lar da bunun intikamını almaya kararlıdır. İki yıl MacLeod ve MacDonald'lar arasında süren savaşa Tek Gözlü Kadının Savaşı denilmiştir. Rory kardeşi Margaret ve MacLeod'lara yaptıkları yüzünden Sleat'ı ortadan kaldırma yemini etmiştir. Düşmanını ele geçirmeye çok yaklaşmıştır ki Sleat krala gitmiş Kral James'de duruma el koymuştur. Kral kavgaya son vermek, kan davasını bitirmek için evliliğe karar vermiştir. Bu yüzden Rory ile Isabel MacDonald'ı nişanlandırmıştır. Rory bir yıl sonra krala borcu bitince planını uygulayacaktır. Sleat temizlenmedikçe, MacLeod'ların hakkı olup MacDonal'ların elinde tuttuğu Trotternish yarımadası tekrar ellerine geçmedikçe rahat uyumayacaktır. Güzel bir yüz onu görevinden alıkoyamazdı. Isabel, MacLeod reisiyle nişanlanmıştır. Bu nişana kral iki klan arasında ki iki yıl süren uzun ve zor olan kan davasını bitirmek üzere aracı olmuştur. Isabel'in klanını kurtarmak için dayısı tarafından verilen gizli bir görevi vardır. Düşmanının kalbine girecek, uğruna geldiği şeyi bulduğunda nişanı bozacaktır. Klanına yardım edip kraliçe Anne'in nedimesi olarak saraya gidecektir. Yalnızca babası, abileri ve dayısı bu nişanın gerçek amacından haberdardır. Ona hiçbir zaman fazla ilgi göstermeyen babası istemiştir. Hiçbir zaman ailesi için önemli olmamıştır. Babasının yardımına muhtaç olması, böyle önemli bir görevin verilmesi onu heyecanlandırmıştır. Daha önce ailesini etkilemek için çok uğraşıp başaramayınca hemen kabul etmiştir. Ailesinin saygısını kazanıp değerli olduğunu kanıtlayacaktır. Erkeklerin üzerinde anlayamadığı tuhaf bir etkisi vardır. Ağızlarını açık bırakır, sürekli bakışları üzerinde olur. Etrafında akılsız gibi dolaşmayan tek genç erkekler abileridir. Sadece dış görünüşe önem verilmesinden sıkılmıştır. Dışında ki güzel kabuğun içine de bakılmasını, erdemlerini ve hatalarını görmek isteyebilecek birisiyle tanışmayı arzular. O kadar uzun zamandır ailesinin ilgisini çekmeye çalışmıştır ki en sonunda en az değer verdiği şey için ailesinin kendisine değer verdiğini görmek canını çok acıtır ama görevini tamamlamaya kararlıdır. Rory'nin de palanlarından vazgeçmeye niyeti yoktur. İkisi de görevlerini yerine getirmek isterken karşı koyamadıkları duyguları ortaya çıkınca görev ve aşkları arasında mücadele etmek zorunda kalırlar. İkiliye bayıldım yazar öyle güzel iki karakter ve aşk yaratmış ki sevmemek elde değiil.

Baskı: Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü (Bevelstoke, #1)

Miranda Cheever on yaşındayken muhteşem güzellikten tek bir iz bile taşımıyordur. Doğduğu toplumda kadınların görünüşüne çok önem verilirdi. Daha on yaşındayken bile etrafında ki diğer kızların çoğuna kıyasla çirkin kabul edilmiştir. Annesi ölünce kendisi ile ilgilenmeyen babası ile kalmıştır. Bu yalnızlığını ise arkadaşı ve ailesi ile giderir. On yaşında iken arkadaşın doğum günün de acı bir olay yaşar. Güzel olmadığı için kendisi ile dalga geçilmiştir. Arkadaşlarının annesi bile koca bulamayacağı söylemiştir. Bunun üzüntüsünü arkadaşının abisi kendisini eve bırakırken söylediklerinden sonra atlatır. Turner onun büyüyüp kendisini bulması gerektiğini söyler. Ayrıca ona bir gün çok güzel bir kadın olacağını, günlük tutmasını yıllar sonra bu yazıları okuyup güleceğini söyler. O gün Miranda günlük tutmaya başlar. İlk yazdığı kelimeler ise aşık oldum olur. Turner bir vikonttur. Bir beyefendinin bilmesi gereken her şeyi bilir ve her alanda her yönüyle kusursuzluğa erişmiştir. İnsanlar onu örnek almış, ona gıpta etmiştir. Oda insanların iyi olduğuna, onlara saygılı ve onurlu davranırsa aynı şekilde karşılık vereceklerini sanırdı ama öyle olmamıştır. Karısı onu büyülemiş ondan başka bir şey düşünemez hale gelene kadar cilve yapmış, sevdiğini söylemiştir. Düşlerinin kadını olmuş sonra da kabusu olmuştur. Kendisini aldatan karısı sevgilisine giderken ölünce Turner'in hayatı tamamen değişir. Karısı ölünce tek üzüldüğü onun sonsuza dek kendi topraklarında kendi adıyla kalacak olmasıdır. Bundan sonra hayatın da artık aşka yer yoktur zaten o eski halinden eserde yoktur. Miranda ise yıllardır Turner'e aşıktır. Düğününde yüreği yanarak onun gelinine bakmasını seyretmiştir. Ne olursa olsun onu yine de sever. Yıllar sonra bir araya gelince bu kez bir şeyler olur ve yakınlaşmaları Miranda'nın çok üzülmesi ile sonuçlanır. Turner sonunda hatasını anlayıp sorumluluğunu yerine getirir ama mutluluk daha geç gelir çünkü duygularını Turner ancak kaybedeceği zaman anlar. Bence yazarın en duygusal kitabı. Sıkmadan hemen biten kitaplardan.

Baskı: Bana Sevdiğini Söyle (Agents for the Crown #2)

Elizabeth Hotchkiss anne ve babası ölünce üç kardeşinin sorumluluğunu üstlenmiştir. Babaları öldükten sonra onlara bıraktığı tek şey küçük bir banka hesabı olmuştur. Herhangi bir gelir veya mülk bırakmamıştır. Maddi durumları kötü haldedir. Beş senedir kardeşlerine bakmış onlara yemek, kalacak yer, dengeli bir hayat sağlamaya çalışmıştır. Aileyi bir şekilde arada tutmayı başarmıştır. Bütçelerinde ki bir sorun yüzünden ailenin parçalanmasına izin veremezdi. Aileleri köklü ve soylu bir ailedir. Küçük kardeşi ise bir baronettir. Babaları öldükten sonra her şey imkansız gibi görünse de vazgeçmemiş kardeşlerini koruyup, mutlu etmeye onlara sıcak bir yuva vermeye çalışmıştır. Ailesini bir arada tutmak ister. Kardeşlerinin geleceği için evlenmek zorundadır. Evleneceği kişinin de çok parası olmalıdır. Çözüm bu kadar basittir. Çalıştığı dul kontes leydi Danbury'ye eşlik ettiği evde okuyacak bir kitap bulmak için kitaplığa bakar ve BİR MARKİ İLE NASIL EVLENİLİR? isimli bir kitap bulur. Önce saçma bulsa da çaresizce paraya ihtiyacı olduğundan kitaptan yardım almaya karar verir. Yardım edecek başka biri daha çıkınca da işler karışır. James aslında Riverdale Marki'sidir. Soylu olduğunu açıklamaktan hoşlanmaz, kim olduğunu saklayarak kalabalığa karışmaktan, diğer insanların hayatlarını araştırmaktan çok hoşlanırdı. Savaş Bürosunda çalışır. Bir sene önce Napalyon'un casuslarından biri tarafından Fransızlara kimliği açıklanmıştır. Bu yüzden Savaş Bürosu ona çok da heyecanlı olmayan, düşük çaplı görevler vermeye başlamıştır. Zaten artık kendini mallarına ve unvanına adamasının zamanı gelmiştir. Evlenmesi kendi soyunu devam ettirmesi gerekiyordu. Bu yüzden dikkatini Londra'nın sosyal hayatına çevirir. Ama o kadar yıllık politik entrikadan sonra ilgi çekici gelmez. Sıkılırken teyzesinden yardıma ihtiyacı olduğuna dair bir mektup gelir. Teyzesine şantaj yapılıyordur onun gayrimenkul yöneticisi olarak gidecektir. Bu yüzden yeni kimliğine bürünerek gider. Teyzesinin refakatçisi Elizabeth ile tanışınca etkilense de önce şüpheli olarak yaklaşır sonra koca bulmak için yardım aldığı o komik kitabı görünce yardım etmeye karar verir ve eğlence başlar. Yazarın keyifli bir kitabı daha. Elizabeth'in rehber kitabı zaten tek başına bir gülme unsuru bir de Elizabeth onu eline alınca eğlenmemek elde değil. Bol bol güldüm okurken. Kitap daha başından sonu bilinen bir kitap ama ikili sevimli olunca kitap sıkmadan ilerliyor.

Baskı: Cennet Gibi (Smythe-Smith Quartet, #1)

Chatteris Kontu Marcus'un annesi o dört yaşındayken ölmüştür. Ona uzaktan annelik yaptığı için hayatının üzerinde pek bir etkisi olmamıştır. Annesi öldüğünde onu tam olarak yedi defa görmüştür. Babası da çok iyi olmamıştır. Hiç arkadaşı yokken okulda herkesle çok iyi anlaşan Daniel Smythe-Smith ile tanışır. Çok geçmeden yakın arkadaş olurlar ve Daniel ilk tatilde Marcus'u evine davet etmiştir. Bu davetler devam etmiş Marcus onlarla kendi ailesinden daha fazla vakit geçirmeye başlamıştır. Daniel'in küçük kardeşi Honaria ile oynamayınca da onun nefretini kazanmış ve o andan itibaren aileden biri olmuştur. Bridgerton Serisi'nden dolayı berbat Smythe-Smith Resitalleri'ni bilmemek mümkün değil. Tüm davetlilerin korkulu rüyasıdır. Hiç ama hiç yetenekleri yoktur. Honoria'da onlardan biridir .Bu sezon artık evlenmeye karalıdır. Kendisine ait bir evi olsun ister. Kurallara uymak zorunda olmadığı büyük, gürültülü bir aile ister. Evinde ki sessizlik canına tak etmiştir bu yüzden tek çare bir kocadır. Honoria'nın abisi Daniel , yaptığı bir düello sonucu yarattığı skandal yüzünden yurtdışına kaçmıştır. Kardeşini de en yakın arkadaşı olan Marcus'a emanet etmiştir. Marcus'un Honoria'nın evlenmek istediği kişileri araştırma görevi vardır. İkili çocukluk arkadaşıdır ama abisi gittikten sonra çok sık görüşmemişlerdir. Cambridge'de gittikleri bir ev partisin de bir araya gelen ikili talihsiz bir olay ile karşı karşıya kalır. Marcus köstebek deliğine takılıp düşünce sakatlanan Marcus'a bakma görevini Honoria üstlenir. Uzun bir süre yatağından çıkamayan Marcus'a Honoria eşlik edince yakınlaşma da kaçınılmaz olur. Yıllarca arkadaş olan bu ikili birbirine başka bir gözle bakmaya başlar. Sonu tabi ki aşk. Uzun bir aradan sonra bir Julıa Quınn kitabı okudum ama pek sevemedim. Evet ikili çocukluktan beri birbirini tanıyordu, bir şeyler vardı ama ben aralarında o aşkı göremedim. Çok az geldi oldu bittiye geldi gibi ikiliyi daha fazla görmek isterdim. Akrabalara çok fazla yer verilmişti bu durumu da sevemedim. Kitapta bir Bridgertion görmek çok hoşuma gitti.

Baskı: Kayıp Dük (Two Dukes of Wyndham #1)

Jack Audley eski yüzbaşı yeni hayduttur. Sorumluluk almak istemeyen, okuma yazma bilmeyen, kaygısız, hiç bir şeyi dert etmeyen, neşeli bir insandır. Asil olmayı ise kesinlikle istemez. Fakat soymak için durdurduğu araba büyükannesi Wyndham Düşesinin arabası çıkar. Jack'in babası soylu bir İngiliz'dir ve İrlanda'da annesine aşık olup evlenmiştir. İngiltere'ye gitmek için yola çıktıkları gemi batınca ölmüştür. Annesi ise kendisini doğurduktan sonra ölmüştür. Jack'i ise teyzesi büyütmüştür. Düşesin torunu olduğundan haberi yoktur fakat düşes Jack'i görür görmez tanır. Yirmi dokuz yıl önce ölen en sevdiği ortanca oğlunun aynısıdır. Jack'in babası öldükten bir yıl sonra düşesin büyük oğlu ve kocası ölmüştür. Bu yüzden unvan küçük oğluna sonrada onun oğlu Thomas'a kalmıştır. Düşes Jack'in hakkı olan düklük unvanını almasını ister bu yüzden onu kaçırıp evine götürür. Jack'in gayrimeşru olmadığının kanıtlanması gerekmektedir. Fakat Jack Wyndham Dükü olmak istemez ve düşesin yardımcısı Grace Eversleigh'e aşık olur. Düşes ailesi öldükten sonra Grace'i refakatçisi olarak yanına almıştır. İşi ne kadar zor olsa da Grace yılmadan işini yapan, neşeli, sevecen, bilgili biridir ve Jack'e karşı koyamaz. Jack'in meşruluğunu öğrenmek için düşes, iki kuzen, Grace, Thomas'ın nişanlısı Amelia ve onun babası İrlanda'ya gider. Birde Amelia'nın babası kızını bir düşes olması için daha bebekken nişanlamıştır ve dük kim olursa olsun kızı ile evlenmesi konusunda ısrarcıdır. Jack ise dük, haydut, asker ne olursa olsun Grace'i yanında ister onunla evlenmenin bir yolunu bulmaya kararlıdır. Grace ise ne kadar severse sevsin Jack eğer dük ise soylu biri ile evlenmesi gerektiğini bildiğinden çıkmazdadır. Böylece herkesin bilinmeyene doğru ilerlediği yolculuk başlar. Açıkçası kitabı çok beğenemedim. Jack eğlenceliydi o vurdumduymaz halleri hoşuma gitti ama kitap daha iyi olabilirdi. Durağan olaysız bir kitaptı.

Baskı: İskoç Sürgünü (Campbell Trilogy #2)

Patrick MacGregor ve klanını zalimliği ile bilinen Campbell klanının başı Argyll kontu yıllarca köle gibi kullanmış sonra da toprakların sahipliğini Glenorchy'e satmıştır. O da MacGregor'ları topraklarından çıkarmak için saldırıp her yeri yakmıştır. O zamanlar on yaşında olan Patrick annesinin kardeşinin düzenlediği saldırı da kardeşlerini alıp ormana kaçar fakat döndüğünde babasını ölü bulur. Kendisi de öldürülecektir fakat annesi araya girer ve kollarında ölür. Düşmanları olan Campbeller yüzünden senelerdir kanun kaçağı olarak yaşarlar. Zalimlikleri ile ilgili sahte dedikodular onlara duyulan öfkeyi arttırmış ve yıkıma uğrayan klan aranmaya başlanmıştır. Argyll Kral James tarafından MacGregor'ları mahkemeye getirmekle görevlendirilmiştir ona kuzeni ilk kitabın kahramanı Campbell ile Argyll'nin fedaisi Jamie ve kardeşi Colin de yardım eder. Patrick ise kendisinden çalınanları,topraklarını geri alabilmek için elinden gelen her şeyi yapmaya kararlıdır. Klan şefi olan kuzeni Alasdair ve kardeşi ile okçuluk yarışına katılmak için Campbell'lerin evinde yapılan şenliğe giderler. Burada Patrick Argyll'nin kuzeni Jamie'nin kardeşi Elizabeth Campbell ile güç kazanmak için nişanlanan John'un başka adamların yanında kekeme nişanlısına hakaret etmesine şahit olur. Elizabeth'de bunu duyup seninle evlenmem sözünü bile tamamlayamayınca adamlar daha fazla güler ve utançla kaçacakken su birikintisine düşer. Ağlayan ve ilgisini çeken kıza yardım eden Patrick olur. Elizabeth üç kez nişanlanmış ve hiçbiri evlilikle sonuçlanmamıştır. İlk nişanı daha çocukken kararlaştırılmıştır. İkinci nişanı kralın Isabel ile evlenmesini istediği için bozulan Asi kitabında ki Rory MacLeod ile olmuştur. Üçüncü nişanlısından ise iki yıl önce kendisini aşağıladığı için ayrılmıştır. Kısa bir süre sonrada nişanlısının bir kulağını ve kılıç tuttuğu kolunun bir kısmını kaybettiğini öğrenmiştir.Nişanlısı ile olayından sonra bir daha kimsenin alayına maruz kalmamak için kekemeliğini kontrol altında tutmayı öğrenmiştir.Hayatını ise yalnız geçirmek istemez bir aile ister. Son nişanın da yaşadıklarından sonra sadece aşk için evlenmek ister. Fakat kuzeni kendisine biraz daha toprak verip yeni bir eş bulmaya karar verir bu yüzden yanına çağırır. Yolculuğa çıktığında ise MacGregor'ların saldırısına uğrarlar ve onu kurtarmaya gelen Patrick olur.Birbirinden etkilenen ikili Patrick onu güvenli bir şekilde evine götürmek istediği için yolculuğa beraber devam eder. Lizzie kaybettikleri adamları yerine yanlarında çalışmalarını teklif edince Patrick'in istediği fırsat ayağına gelir. Toprakları Lizzie'nin çeyizine verilmiştir ve onunla evlenerek hakkı olanı elde etmeye kararlıdır. İkili yakınlaşmaya başlar fakat kuzeni yeni nişanlı adayı olarak Patrick'in ailesinin ölümünden sorumlu adamın oğlunu seçmiştir. Bir süre rekabet olsa da tam Patrick iyiliği için aradan çekilmeye karar vermişken Lizzire sevdiği adamı Patrick'i seçer. Her şey yoluna girmiş evliliğe karar vermişlerken Argyll'nin sahte sözü yüzünden Patrick'in kuzeni, kardeşi, adamları ölür. Lizzie'nin abisi Colin'in emri ile kız kardeşine tecavüz edilir ve Patrick lider olur artık Lizzie ile evlenmesi imkansız bir hal alır. Patrick klanına olan sorumluluğu ve sevdiği kadın arasında sıkışır. Lizzi'nin abileri Patrick'in kardeşi arasında sıkışıp kaldıkları zorlu bir kaçma süreci başlar. Zorlu bir mücadeleden sonra nihayet mutlu son gelir. İkiliyi sevdim ikisinin de birbirlerinin güvenliği için verdikleri mücadele aşkları okunmaya değer. Kitap baştan sona kadar olayların eksik olmadığı hep bir hareketliliğin olduğu bir halde bitiyor ve özellikle kaçtıkları bölümde yaşadıkları, mücadeleleri çok güzeldi. Patrick'i Lizzie'nin üçüncü nişanlısına yaptıklarından dolayı da kutluyorum. Beğenerek okuduğum akıcı bir kitap.

Baskı: İhanet (İskoç Muhafız Alayı, #4)

İskoç Muhafız Alayı hikayesi pusu, casusluk,adam kaçırma, karanlıkta önünü görebilme konusunda başarılı,kimseye görünmeden bir yerlere girip çıkmayı başaran,yılan gibi esaretten sıyrılan Lachlan MacRuairi ile devam ediyor. Lachlan'ın annesini bile en yüksek fiyatı verene satacağı,kendi karısını öldürdüğü,kara taş kalpli olduğu,klanını yüzüstü bıraktığı, vicdanının ahlak anlayışının ancak lakabı olan bir yılan karar olduğu söylenir. Önce ki kitaplarda iyi bir imajı yoktu. Lachlan'ın annesi babasının baskınlarından birinde görüp kaçırdığı galli bir prensesdir. Annesi daha fazla gayrimeşru çocuk doğurmaya dayanamayıp en küçük kardeşini doğurduktan sonra intihar etmiştir. Çocuklarını ise hizmetçiler büyütmüştür. Annesi babasına bir daha erkek çocuğu olmasın diye beddua ederek ölmüştür. Ve babası da yasal bir erkek varis bırakamamıştır. Klan toprakları yasal olarak Adalar leydisi Christina'a gitmiştir. Ama Lachlan klan lideridir fakat gayrimeşru olduğu için bu unvana yaraşır topraklara sahip değildir. Bir MacDougall olan şımarık güzel karısı ondan sıkılıp daha varlıklı birini bulunca erkek kardeşi Lomlu John'u Lachlan'ın kendisine ihanet edeceğine inandırmıştır.Tüm adamlarının öldüğü katliamdan sadece kendisi kurtulmuştur. Lachlan kendisini bir hapishaneden diğerine nakledilirken bulmuş, ihanet suçu yüklenmiş ,hain ilan edilmiş mal varlığı elinden alınmış, başka bir adamla evlenen karısını öldürmekle suçlanmış, asi ilan edilmiştir. Bu yüzden en iyisinin gitmek olduğunu düşünüp klanından ayrılıp paralı asker olarak çalışmaya başlamıştır. Karısının ihaneti güven konusunda ona bir ders vermiştir bu yüzden kimseye güvenmez. Robert ile savaşmayı ise borçlarını ödemek için kabul etmiştir. Robert the Bruce'un emriyle yeni görevi ise Kontes Bella MacDuff'ı kaçırmak ve Bruce'un taç giyme törenine yetiştirmektir. Bella on beş yaşındayken babası yaşında ki Buchan Kontu John Comyn ile evlenmiştir. Güzelliği tüm erkeklerin dikkatini çektiğinden kocası nedensiz yere sürekli ihanet ettiğine dair suçlamalarda bulunmuştur. Onu vurmuş peşinde hep muhafızlar ile gezmesini sağlamıştır. Kocasının yaşadıklarına katlanmış ve hep ondan kurtulacağı günün hayalini kurmuştur. On iki yaşında bir kızı vardır. Kocası Bruce'ların en dişli rakibi düşmanıdır. Bu yüzden kocası kuzeni kızıl Comyn 'i öldüren Robert'ı tahtta görmek istemez. İskoç Kralına taç giydirebilme yetkisi MacDuff'lar'dadır. Erkek kardeşini Kral Edward mahkum ettiğinden onun yerine krala ve kocasına karşı gelip taç takmak için gitmeye karar verir. Onu almaya gelen Lachlan ve adamları ile kızını alamadan gitmek zorunda kalır. Peşinde olan kocasına rağmen yolculuğu zorluda olsa bitirip Robert'a taç takar. Fakat savaş bitmez ve dört ay sonra Robert'ın karısı, kızı, kız kardeşleri ile kaçmak zorunda kaldıklarında onlara eşlik eden yine Lachlan olur. İkili birbirinden nefret ediyor gibi görünse de aslında büyük bir çekim vardır. Hatta korsan ,hain, acımasız, katil olarak bilinen Lachlan Bella'ı kıskanmaya başlar. Zorlu yolculuk her şeye rağmen devam ederken yakalanırlar. Bella ve Robert'ın küçük kız kardeşi bir kafeste hapsedilir. Diğer kadınlar manastıra, ev hapsine gönderilir. Bella asi olarak damgalanıp, ihanetten suçlu bulunur asılacaktır ama kurtarma girişimleri başarısız olan Lachlan tabi ki kurtarmak için mücadeleye devam eder ve iki yıl sonra kurtarmayı başarır. Bu sürede Bella'nın kocası da ölmüştür. Savaşlar, mücadeleler, yolculuklar, kaçma, yakalanma, duygulardan kaçma, ayrılamama, ihanet, arada ki aşk derken bir dolu bilgi ile kitap bitiveriyor. İlk kitapta Tor'un kız kardeşini Lachlan'ın erkek kardeşi kaçırmış ve kardeşi ile ilgili söylediği uygunsuz sözlerden dolayı Tor neredeyse Lachlan'ı öldürecekti. Oda Tor'un hayatını kurtarmıştı. Erik ile de kuzen. Neredeyse herkes ile bir bağlantısı var ve en merak ettiğim savaşçılardan biriydi. Ve asla göründüğü gibi biri değil. Bella'nın o boyun eğmezliği, mücadelesi muhteşemdi. Altı yıl sonra ki iki oğulları kızları ve Bella'nın büyük kızı ile olan final, büyük oğullarına şahinin adı Erik'i vermeleri o bölüm harikaydı. Bu serinin hayranıyım her kitap birbirinden güzel, diğer kitaplarda ki karakterleri de okuyabilmek ayrı bir güzel. Kitapta heyecan hiç eksik olmadı hiç sıkmadı. Diğer kitapları umarım okuyabiliriz.

Baskı: Gazap (İskoç Muhafız Alayı, #3)

İskoç Muhafız Alayı'nın üçüncü kitabına bayıldım çok sevdim. Robert Bruce'nin ezeli düşmanı kral Edward ölmüştür ama Robert'ın İskoçya tahtını ele geçirme çabaları hala zaferle sonuçlanmamıştır. Halkın büyük bir bölümü ona boyun eğmeyi reddeder. Bu yüzden Robert önce içeride ki düşmanları alt etmeye karar verir. İskoç Muhafız Alayı savaşçılarından testi geçemedi diye ayrılan izci lakaplı Arthur Campbell'e yeni bir görev verir. Arthur iki buçuk yıl önce aldığı eğitimi yarıda bırakıp düşmanın arasına katılmak zorunda kalmıştır. Edward'a sadık bir şövalyeymiş gibi rol yapmıştır. Kime sadık olduğunu ise çok az kişi bilir. Sağladığı bilgiler sayesinde de düşmanlarını yenilgiye uğratmışlardır. Arthur artık arkadaşlarının yanına gitmek ister ama kral ona yeni bir görev verir. Anna MacDougall Lom Lordu John MacDougall'ın kızıdır. Robert iki yıl önce babasının kuzeni kızıl Comyn'i öldürünce ezeli düşmanları olmuştur. Tahtta onu görmeyi kesinlikle istemezler. Anna Robert'ın ölmesi için dua eder. Abisinin nişanlısının ölmesine neden olan bu savaşın artık bitmesi tek arzusudur. Babası hastadır. Robert düşmanlarını yenilgiye uğratmıştır ateşkesleri sona ermek üzere olduğundan ve Robert'ın tacı ele geçirmesi üzerinde ki tek engel onlar MacDougall'lar olduğundan babası sıranın onlara geldiğini bilir. Bu yüzden emrinde ki baronlara,şövalyelere çağrıda bulunur.Bu çağrı ile gelenlerden biri de Arthur olur. Robert ondan ne planladıklarını,kaç adamları olduğunu,kimlerin katılacağını öğrenmesini dışarı ile bağlantılarını kesmesini ister. Arthur on dört yıl boyunca babası onun hayatını bağışladıktan sonra onu gözlerinin önünde sırtından bıçaklayan John'dan intikam almak ister. Bu yüzden onun uğrayacağı yıkıma şahit olmak için kralın isteğini kabul eder. Ama bu o kadar kolay olmaz çünkü John'un kızı işleri zorlaştırır. İkili bir yıl önce karşılaşmıştır. Robert'in adamları İngilizlere pusu kuracakları sırada orada olan Arthur şövalyesi ile gelen bir kadını kimliğini gizlemek zorunda olsa da ölümden kurtarmıştır. Arthur bu etkilendiği kadın ile tekrar yollarının kesişmeyeceğini düşünse de yeniden karşılaşırlar. Anna onun kimliğini bilmese de Arthur bir yıl geçmesine rağmen hala aklına gelen bu kadını görür görmez tanır. Onun çakıl taşları arasında parlayan bir elmas olduğunu düşünse de sevimli,hayat dolu,neşeli,gamzeli,şarkı söylemeye,gülmeye doyamayan peri kızından uzak durmaya kararlıdır. Anna bir yıl boyunca her önüne gelen adamın hayatını kurtaran adam olup olmadığını düşünmüştür ama gördüğü Arthur'dan çok etkilenir. Sürekli ona bakar,sohbet etmeye çalışır ama karşılıksız kalır bu yüzden Arthur'un ondan hoşlanmadığını düşünür. Arthur gözlemlere başlar ama onu da gözlemleyen başka biri vardır. Anna babası Arthur'u gözlemlemesini söyleyince gözünü ondan ayırmaz. Arthur zaten ilgisini çektiğinden bu gözlemleme işi hiçte zor olmaz. Arthur nereye giderse gitsin peşindedir. Bir süre devam eden kovalama araya duygular da girince ikiliyi çıkmaza sokar. Anna'ı babasının muhbir olarak kullanması, Anna'nın klanı için ittifak uğruna nişanı kabul etmesi bir anda ikilinin başka bir ittifak için kendisini nişanlı bulması duygular,taraflar,savaş işleri iyice karıştırır. Anna çok sevdiği babasını hayal kırıklığına uğratmak istemezken, Arthur babasının intikamını almaktan vazgeçmemeye kararlıdır. Bu ikilemden ikiliyi kurtaracak tek şey aşkları olacaktır. Bu seriyi çok sevdim. Arthur tabi ki harikaydı bayıldım ona ama Anna'da harikaydı onuda çok sevdim. İkilinin erkenden aşık olması çok güzeldi. Başından sonuna kadar hiç sıkmadan ilerledi. Arthur Tor'un karısı Christina'nın hayatını da kurtarmıştı ilk kitapta. Şimdi Tor'un bir kız olmuş ve teyzesinin adı Beatrix'in adını vermişler Tor ise incitirim korkusu ile bebeğini bir hafta kucağına alamamış bunları öğrenmekte çok güzel oldu. Diğer kitapları da okumak için sabırsızlanıyorum.

Baskı: Gönül Kaçanı Kovalar

Sam Cooper, yırtılan omuz kasları yüzünden polis akademisini bırakmak zorunda kalan olay yeri muhabiridir. Yapısı gereği insanları gözlemler. Her zaman etrafındaki mağazaları, binaları, oralara girip çıkan insanları inceler. Yine böyle bir günde klasik kuyumcu gözüne çarpar ve genelde içeride kadınlar olurken bu kez içeride kapüşonunu kafasına geçirmiş, elinde silah olan bir adam görür. Tam çıkarken adama çelme takıp, kafasına vurur ve hırsızı yakalamış olur. Kuyumcunun sahibi kahramanca davranışı için kendisine hediye vermek için ısrar eder. Coop ise istemediğinden ucuz olduğunu düşünerek bir yüzük alır. Ama yüzük yıllar önce çalınmış bir yüzüktür. Arkadaşı yüzüğün değerli bir parça olduğunu söyleyince araştırır ve yüzüğün bir sete dahil olup bin dokuz yüz ellili yıllarda zengin bir aileye ait olduğunu ama bir akşam yemeği sırasında çalındığını öğrenir. Eski çözülmemiş bir sır olduğunu fark eder. Derin bir inceleme yaparsa işine yarayacak bir bilgi bulabilirdi. Roman yazmak en büyük tutkusu olduğundan son zamanlarda kaybettiği yaratıcılığını yeniden kazanıp yeni kitabı için bir fikir bulmuş olur. Ayrıca yüzük onu bekar kızların hedefi haline getirir. Şehrin bekarlarından birini ele alıp onun kahramanca davranışlarını takip eden bekar günlüğü köşesinde günün bekarı olur. Kadınlar peşindedir ve onlardan gelen hediyeleri çöpe atarken peşinde olan Lexie ile tanışır. Lexie, web tasarımcısı olan dünyayı gezmeyi seven özgür ruhlu biridir. Büyükannesi ile haberlerde Coop'u görürler ve seçtiği yüzüğün büyükannesinin kolyesinin takımına çok benzediğini fark eder. Büyükannesine sekseninci doğum gününde özel bir hediye vermek istediğinden yüzüğü almak için Coop ile iletişime geçmek ister fakat bir türlü ulaşamaz.Arkadaşı arka kapı yöntemini önerince sonunda ona ulaşır.Mücevherin geçmişini birlikte araştırıp Coop'un kitabı için web sitesi tasarlamaya karar verirler. Ayrıca kuyumcuda Coop'u arayıp yüzüğü alıp yerine başka bir hediye vermek ister. Yüzük hakkında öğrenilmesi gereken bir gizem vardır. Coop'un evine hırsız girer yüzüğün peşindedir. Lexie'nin büyükannesi ve yakın arkadaşı Sylvia tuhaf davranmaya başlar. İkilinin nişanlı olduğu haberleri çıkar. Bu olaylar ikiliyi bir sırra sürüklerken aynı zamanda karşı koyamadıkları bir çekimde olur. Lexie Sam'da daha önce hiç hissetmediği güven duygusunu bulur ona evde olmayı istemesi için bir neden verir. Lexie ise Sam'e hep korktuğu, güvenmediği özgürlük hissini verir. İkiliyi okurken çok keyif aldım eğlenceli güzel bir kitap.

Baskı: En Çok Beni Sev (Bridgerton, #2)

Bridgerton kardeşlerin en büyüğü Anthony büyük bir mirasın ve vikont unvanının varisi olarak doğmuştur. Anne ve babası diğer aristokrat ailelerin aksine büyük bir aşkla birbirlerine bağlıydılar ve Anthony'nin doğumu onların gözünde varis olmaktan çok tam bir aile oluşlarının kanıtıydı. Ailesi çocuklarına çok bağlıdır. Babası Anthony'nin dünyasının merkezindedir. Her şeyi babasından öğrenmiş yaptığı her başarı, her takdir, her umut ve hayal hepsi babası içindir. Her şey yolunda giderken on sekiz yaşındayken babasını arı sokmuş ve ölmüştür. Bu olaydan sonra artık hayatına bambaşka bir açıdan bakmaya başlamıştır. On yılını berbat skandallarla geçirmiştir. Hayatın çok kısa ve sadece eğlenceden ibaret olduğunu düşündüğü için nerede sabah orada akşam yaşamıştır. Sadık olduğu tek şey ailesine duyduğu sorumluluk hissi olmuştur. Yedi kardeşiyle ve geleceklerini garanti altına alacak yatırımlarla ilgilenmiştir. İngiltere'nin en ünlü zamparası olarak tanınır ve artık evlenme zamanı gelmiştir. Sorumlulukları gereği evlenmek zorundadır. Yuva kurup varis sahibi olmalıdır. Eşi olacak kişi çekici olmalı, çok güzel olmasına gerek yoktur, aptal olmamalı en önemli koşul ise gelinine asla aşık olmamalıdır. Geline ise karar vermiştir sezonun en gözde güzeli Edwina Sheffield. Edwina ise ablasının onayını almayan biri ile evlenmemeye kararlıdır. Bu yüzden Anthony'nin evlenmesi için de önünde ki tek engel Kate'dir. Kate annesini küçükken kaybetmiştir. Babası beş sene önce öldükten sonra üvey annesi ve kardeşi ile yaşamaktadır. Zaten varlıklı bir aile değillerdir ve babası öldükten sonrada tasarruflu davranmak zorunda kalmışlardır. Kötü maddi durumlarından dolayı Londra'ya tek bir gezi ayarlayabilmişlerdir. Bunun içinde beş sene boyunca para biriktirmişlerdir. Evlenmeleri şart olduğundan doğru zamanı beklemişlerdir. Kardeşi on yedi kendisi yirmi bir yaşında iken ancak harekete geçebilirler. Kate etrafında insanları pervane eden tiplerden hiç olmamıştır. Yapmacık tavırları, gülümsemeleri ve incelikleri de hiçbir zaman öğrenememiştir. Taşrada olmayı şehirde olmaya tercih eder. Kardeşinin yanında sönük kaldığından evlenebileceğini kesinlikle düşünmez. Kardeşinin ise sevdiği biri ile evlenmesini ister. Çapkın vikontun kardeşinden koruması gereken türde bir adam olduğunu düşünür. Kardeşine bir eş bulacaktır ama o kişi tüm ülkede ki en berbat zampara vikont olmayacaktır. Anthony ise Kate'i ikna etmek yerine zıtlaşır. İkilinin atışmaları okunmaya değer bol bol güldürüyor. Anthony'nin annesinin verdiği kır partisin de atışmaları dışında birbirini biraz daha iyi tanımaya başlayan ikili nihayet buzları eritir. Kate onay vermeye hazır olunca beklenmedik bir olay olur, bir skandalla baş başa kalırlar ve ikili kendilerini evli bulur. Eğlenceli atışmalarla dolu bir kitap. Atışan aynı zamanda birbirinden etkilenen ama farkında olmayan bir çift daha. İkilinin başka sorunları da var Anthony'nin büyük korkusu var. Neyse ki ikili her şeyin üstesinden gelir. Yazarın bu sade, esprili anlatımını seviyorum.

Baskı: Teslimiyet (MacKinnon’s Rangers #1)

Annie İskoç bir kont kızıdır. Babası savaşta ölünce annesi ile sağ kalan amcasında kalmaya başlamışlardır. Bir gece amcasını yatakta bulur üstelik sapkın amcası kırbaçlıdır. Üç hafta önce annesi ölmüştür. Amcası bunun bir kaza olduğunu söylemiştir ama Annie annesini amcasının öldürdüğünü bilir. Hizmetçilerden amcasının tuhaf zevkleri olduğunu, başkalarının acı çekmesinden hoşlandığını duymuştur. Daha önce annesi kendisine bir şey olursa mücevherleri ve paraları alıp kaçmasını söylemiştir. Çok sevdiği amcasına güvenmemesini özellikle söylemiştir. Annie ise korkup kaçar. Babası gibi sevdiği amcası onu yakalayıp, hırsızlık ile suçlar ve hapsedilir. Üç hafta hapiste kaldıktan sonra amcası ile gitmeyi kabul etmeyince amcası onu hırsızlık damgasına mahkum eder. Ucunda H harfi olan kızgın demir ile kalçasını işaretlerler. Amcası güzelliğini bozmaz ama sevmeye çalışacağı erkeğin bunu görüp onu kenara atacağı düşüncesi ile yapar. Amerika'ya gönderilen Annie orada hizmetçi olarak çalışmaya başlar. On dört yıl boyunca başkasının malı olacaktır. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın hanımını memnun edemez. Onun yaptığı, söylediği her şeyde bir kusur bulmuştur. Onu vurmak için hep bir sebep bulmuştur. Amcasından uzaklaştığı için tüm zorluklara katlanır. Özgürlüğünü kaybettiği, asla evlenip kendi çocuklarını büyütemeyecek olduğu için üzülür. Özgürlüğüne kavuştuğunda otuz iki yaşında olup evlenme yaşını geçmiş olacaktı. Yaşı ve damgası yüzünden hiçbir erkeğin kendisini istemeyeceğinden emindir. Hayatı böyle geçerken satıldığı yere Kızılderililer saldırınca kaçar. Peşinde ki kızılderililerden Iain McKinnon sayesinde kurtulur. Iain MacKinnon'ın dedesi krala bağlılık göstermedikleri için İskoçya'dan Amerika'ya sürülmüştür. Anne ve babası ölmüştür. Üç kardeşin en büyüğüdür. New York'a çocukken gelmişler sınırda büyüyüp, vakitlerini barbarlar arasında geçirmişlerdir. İngilizler'den nefret ederler. Kardeşleri Morgan ve Connor ile evlenmek istediği kadınla evlenebilmek için Albany'e gelmişlerdir fakat İngiliz askerleri onları yakalayıp cinayetle suçlar. Bir kadına yardım ederken İngiliz Komutanı William'ın dikkatini çekmişlerdir. Elizabeth Kalesi'nde emrinde çalışacak bir Komando birliği oluşturmakla görevlendirilmiştir. Savaşta oldukları bu dönem de faydalı olacaklarından William bu fırsatı kaçırmaz ve lider olarak Iain'i seçer. Kardeşleri tuzağa düşürerek kendisi için savaşmaya mecbur bırakır. Fransızlara, katolik kardeşlerine, İskoç klanlarının müttefiklerine karşı İngiltere için savaşmayı kabul etmezlerse işlemedikleri bir suç yüzünden öleceklerdi. Her şeye rağmen kardeşleri için kabul eder ve üç yıl boyunca savaşırlar. Annie için William'ın emirlerine karşı gelip kardeşlerini, adamlarını, görevini tehlikeye atar. Kurtardığı yaralı Annie'i karda sırtında taşır, ilgilenir. Kaleye giderken çok zorluk çekerler ama yakınlaşmadan da duramazlar. Kaleye gittikten sonra da tehlikeler bitmez Iain birçok kez Annie'i kurtarmak zorunda kalır. Bir de yüz kırbaç ceza alır. Annie kendisini sürekli kurtaran, duyguları olduğu adam için Lord William'a gider. Ama adamın tek istediği tabi ki Annie'dir. Annie kabul etmeye hazır olsa da Iain tabi ki izin vermez ve yüz kırbaç yer. Neyse ki onu iyileştirecek bir Annie var. William'ında Annie göz koyması, başka saldıranlar, Iain'ın görevleri, Annie'nin sakladıklarından dolayı korkusu ile dolu dolu bir kitap. Tüm bu kötü olaylar arasında tek iyi şey ise aşkları. Savaş dönemini o ortamı çok güzel anlatmış yazar. Bütün zorlukları atlatan aşkları çok çok güzeldi. Elimden bırakamadım. Tavsiye edilir.

Baskı: Düğün Gecesi (The Derrings #1)

Leydi Meredith Brookshire yeni dul kalmıştır. Kocası evlendikleri gece çekip gitmiş yıllarca ihmal edilmiştir. Kocasının yıllarca göstermediği ilgi ve alakadan sonra bu kadar erken öleceğini düşünmemiştir. Ayrıca geçimini sağlayabileceği bir şeyde bırakmamıştır. Babası ve halasından başka kimsesi yoktur. Gidecek yerleri de yoktur. Çok sevdiği evi Oak Run'dan da vazgeçmek istemez. Ruhunu besleyen evin tadilatından bahçe düzenlemesine kadar yapılan her işte emeği vardır. Evin her şeyine kendisi koşturduğu, iyi hale getirdiği halde evini yeni varisine kaptıracaktır. Evi kaybetmeyi göze alamazdı ev için savaşmalıydı. Ayrıca bakması gereken bunamış babası ve halası vardır. Kendisi tek olsa dadılık, hizmetçilik yaparak geçinebilrdi ama diğerlerinin de sorumluluğu üzerindedir. Yeni varis hayatta, sağlıklı ve mirasa sahip çıkma niyetindedir. Kocasının üvey erkek kardeşinin de onun kadar kötü ruhlu, merhametsiz olacağını düşünür. Bir yabancının merhametine sığınmak zorunda olduğunu bilmek onu ürkütür. Kaderi onları beş parasız sokakta bırakacak bir adamın ellerindedir. Bir daha kaderini bir erkeğin eline teslim etmeyecektir. Aşkın bu kadar kolay olduğunu düşünmeyecektir. Eğer varisi olsaydı herkesin hayatı kurtulmuş olacaktı. Bu yüzden yeni varis Nicholas Caulf gelmeden halası ile bir plan yaparlar. Kocası ile hiç yakınlaşmamış olsa da hamile olduğunu söyleyecek böylece yeni varis hak iddia edemeyecektir. Nicholas sekiz yaşındayken babası onu ve kendisiyle evlenmeden önce opera sanatçısı olan annesini sadakatsizlikle suçlayıp kovmuştur. Zor bir hayatları olmuş bedenini satmak zorunda kalan annesi sefalet içinde ölmüştür. Babasına ve abisine kızgın olduğundan hayatının olduğu gibi devam etmesini ister. Köklerini çoktan reddetmiş, annesini mahveden adamın hiçbir şeyine sahip olmak istemez bu yüzden önce kontluğun başkasına devredilmesini ister fakat sonra ortağının de desteğiyle fikri değişir. Meredith ve halası Nicholas gelince her şeyin istedikleri gibi olacağını düşünseler de daha kötü olur çünkü Meredith'in ölen kocası geydir. İkili arasında bir çekim olur ama gerçekleri öğrenen Nicholas Meredith'i evlendirmeye karar verir. Başka çaresi olmayan Meredith kabul eder. Koca bulma uğraşlarından sonra nihayet birini bulur. Kandırılma olayını öğrendikten sonra Nicholas önce ne kadar sert davransa da kıskanmadan edemez. İş ciddiye binince sevdiğini anlayıp evlenme işini durdurur ama duygularını kabullenmeleri çok kolay olmaz. O kadar olay kaçmadan sonra nihayet mutlu son olur. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Sonu tahmin edilebilir bir kitap ama akıcı. Bazen sinirlenerek bazen üzülerek bazen de eğlenerek okuduğum bir kitap oldu.

Baskı: Beni Öptüğün Gece (Smythe-Smith Quartet, #2)

İlk kitaptan Honoria'nın abisi Daniel Smythe-Smith, Winstead kontudur. Sarhoş olduğu bir gece iskambilde hiç kimsenin yenemediği arkadaşı Hugh'ı yener. Fakat Hugh hile yaptığını söyler ve düelloya davet eder.Rakibi önce kendisini vurunca oda niyeti bu olmasa da karşılık verir. Fakat yana attığı halde ıskalar ve Hugh yaralanıp topal kalır. Hugh'un babası ise Daniel'i öldürmek ister ve tehdit edince gitmek zorunda kalır. Üç yıl boyunca nereye giderse gitsin tehditler aklından çıkmaz. Hep arkasını kollayıp kimseye güvenmemeyi öğrenir. İngiltere'ye ayak basamayıp,ailesini bir daha göremeyeceğini kabullenmişken Hugh İtalya'da onu bulur ve artık eve gelebileceğini söyler. Oda ailesinin her yıl yaptığı geleneksel müzikal sırasında döner. Kulakları dönmemeyi dilese de geldiği için mutludur. Müzikalde kuzenlerinden olmayan kişi dikkatini çeker ve görür görmez etkilendiği kadının peşine düşer. Anne Wynter'ın sevdiği adam kasabanın en gözde bekarı ve en önemli ailenin oğludur. Kendisini sevdiğini söyleyerek kandırıp birlikte olmasını sağlayan adamdan evlilik teklifi geleceğini düşünür. Fakat onun asla öyle bir niyeti olmadığını hatta nişanlandığını öğrenir.Yıkılmış halde iken kendisini korumak için adamın yüzünü yaralayınca da aileleri öğrenir. Ailesini utandırmış,mahvolmuştur. Kardeşlerinin de evlilik yapma şansını elinden almamak için babalarının verdiği karara uyar. Tanıdığı herkesle bağını koparıp,asla geri gelmemek üzere oradan ayrılacaktır. Hiç var olmamış gibi olacaktır. Çaresizce kendisine buldukları işe gider ve ismini değiştirir. Son sekiz yılını ise fark edilmemeye çalışarak geçirir. Böyle bir durumda iken korkunç müzik yapan,meşhur Smythe Smith müzikalinde son dakika hasta olan piyanisti Sarah'ın yerini almak sorunda kalır. Sarah'ın üç kız kardeşinin mürebbiyesi olduğundan başka şansı yoktur. Hemen kaçmak isterken de Daniel'e yakalanır. Bir erkeğin onu fark etmemesi için ölü olması gereken bir güzellikte olan Anne Daniel'i büyüler.Onu hemen öper ve ertesi günde onu görebilmek için halasının evine gider. Onun için kuzenleri ile sık sık vakit geçirmeye başlar.Hatta yakın olabilmek için kırsalda ki evinde kalmalarını bile sağlar. Yılları kendisinden koparıp alınmış,düşmanları olan bu ikili bir süre hangisinin düşmanın sebep olduğunu bilmedikleri tehlike ve problemlerle uğraşır. Tüm engellere rağmen birde araya aşklarının girdiği eğlenceli bir macera başlar. Daniel gülmeyi baya seven,eğlenceli biriydi. Açıkçası onun asabi bir halde döneceğini düşünmüştüm. Kitapta baya eğlenceli ve beklediğimden daha hareketliydi.Sadece aileler ile ilişkiler eksik kalmıştı. Özellikle Daniel'in döndükten sonra hayatı mahvolduğu için çok üzülen ailesi ile yakınlaşması hiç olmadı hemen Anne'nin peşine düştü.Bunun dışında ikiliyi sevdim. Keyifli bir kitaptı.

Baskı: Biz Evleniyoruz (Bridgerton, #8)

Gregory Bridgerton Yirmi altı yaşındadır ve çoğu adamın aksine gerçek aşka inanır. Hayallerinde ki kadını bulup yuva kurmak ister. Doğru kişiyi bulduğunda da bunu anlayacağına inanır. Abisi Anthony ve yengesi Kate'nin evinde ki ev partisine katılır. Hemende Hermonie'î görür. Onun doğru insan olduğunu anlar. Tüm erkeklerin ilgisini çeken güzel Hermonie ise babasının katibine aşıktır. Gregory ise onun başkasına aşık olduğunu yakın arkadaşı Lucinda'dan öğrenir. Fakat yılmaz ve onunla ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorsa yakın arkadaşı ile iyi geçinmenin faydalı olacağını düşünür. Hermonie'nin aşık olduğu kişinin doğru kişi olmadığını anlamasını sağlamaya kararlıdır. Lucinda ise arkadaşının aşık olduğu adam ile evlenmesinin imkansız olduğunu bildiğinden Gregory'nin arkadaşı için mükemmel bir seçim olacağını düşünüp ona tavsiyeler vererek yardım eder. Böylece ikili daha çok vakit geçirmeye, birbirini tanımaya başlar. Lucinda'nın ise vasisi olan amcası ona bir evlilik ayarlamıştır. Oda bunun görevi olduğunu düşünerek nişanı kabul etmiştir. Fakat vakit geçirdikçe arkadaşına aşık Gregory'e aşık olur. Gregory ise tam gelişme gösterdim derken Hermonie Lucinda'nın kendisine aşık abisi ile nişanlanır. Bu Gregory de önce şok etkisi yaratsa da sonra aslında hiç uyumlu olmadıklarını fark eder.Lucinda ile de bir öpücükten sonra yolları ayrılır. Fakat bir ay sonra Lucinda'nın düğününe bir hafta kala yeniden karşılaşırlar. Gregory o hisleri yeniden yaşar ve ikinci kez aşık olur. Bu kez iki tarafta birbirini seviyor.Evlenme teklifi gelir fakat Lucinda ailesinin iyiliği için nişanlısı ile evlenmeye mecburdur. Gregory düğününü basıp evlenme teklifi etse de nişanlısı ile evlenir. Tam çıkmaza giren ikilinin kavuşması ise o kadar kolay olmaz. Kitap Gregory'nin kiliseye koşup evliliği durdurmaya çalışması ile başlıyor. Dizlerinin üzerine çöküp,sevdiğini söyleyen evlenme teklifi eden aşık bir adam var oraya gelene kadar ki süreci merak ederek ve nasıl beğenmem kitabı diye düşünerek başlanılıyor. Gregory tam bir romantik sevdiği kadın için ağaca tırmanıyor,nikahı basıyor tüm bunları bir gün torunlarına anlatacak romantik bir anı olarak düşünüyor.O kadar sevmek istiyor ki hemen aşık olabiliyor bir aşık olunca da durmadan da seviyorum diyor. Zaten ondan bol bol seviyorum Lucinda'dan da özür dilerim kelimeleri geliyor.Sonlara doğru bol aksiyonlu bir kitap. Olay nasıl sonlanacak,nasıl kavuşabilecekler diye meraklandırıyor. Hermonie ne ayran gönüllüydü önce katibe aşıktı,sonra Gregory'den etkilendi bir gecede de Lucinda'nın abisine aşık oldu. Bridgerton'lardan ise Anthony,Kate,Hyacinth ve kardeşiyle saatlerce bir ağacın tepesinde oturan Colin var. Favorim Benedict'i göremesem de dört çocuğu ve karısı ile mutluymuş. Herkesin hemen bir başkasına aşık olabildiği dokuz çocuk sürprizli güzel bir kitaptı.

Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)

Gareth St. Clair'in baron olan babası ile arası hiç iyi değildir. Beğenisini kazanabilmek için yıllarını harcamıştır fakat sonunda yenilgiyi kabul edip vazgeçmiştir. Ondan uzak durmaya çalışır,gerekli olmadığı sürece konuşmaz. Babası için değersizdir.Birbirlerini görmezden gelirler fakat on sekiz yaşında iken babası onu çağırtır. Borca batmış durumdalardır ve babası kendince onun aileye yararlı olacağı bir yol bulmuştur. Çocuk gibi olan, komşularının kızı ile evlenmesini ister. Kızın çeyizi mali durumlarını düzeltecektir. Gareth ise küçüklüğünden beri tanıdığı bu kızı ile evlenmenin günah olduğunu düşünür. Babası varisi olan abisini evlendirip soylarının bozulmasını istemez. Diğer oğluna bunu nasıl yaptığını düşünürken sonunda gerçekleri öğrenir. Baronun öz oğlu değildir. Onu yıllarca bakıp, destekleyen baron kızla evlenerek karşılığını vermesini ister. Gareth yapamaz ve mirastan mahrum bırakılacağını bilerek ilişkilerini bitirir. Babası sokağa atınca annesinin annesi olan büyükannesi leydi Danbury'e gider. Kontes eğitim masraflarını karşılayıp, annesinden kalan mirası verir. Bu sayede geçimini sağlayabilmiştir. Abisi ölünce de baronluğun tek varisi olur. Soyuna önem veren babasının gerçek oğlu olmadığını açıklayacağını düşünür ve hep bunu bekler. Kural dışı davranışlarda bulunduğu için berbat bir ünü de vardır. Karşı koyamadığı büyükannesi sayesinde müzikale gidince de yolları Hyacinth ile kesişir. Yirmi iki yaşındaki Hyacinth Bridgerton'ların en gencidir. Annesi kendisine hamile iken babaları öldüğünden onu hiç görememiştir. Aklına geleni söyleyen, rahat davranmaya alışık biridir. Üç sezon geçirmiş aynı insan ve ortamlardan artık sıkılmıştır. Yakın arkadaşı huysuz, açık sözlü, korkusuz Leydi Danbury'dir. Birbirine benzeyen ikilinin arası çok iyidir. Her hafta onu ziyaret edip, kitap okur. Her yıl tekrarlanan tam bir işkence olan Smythe Smith müzikalinde ise onun tek sevdiği torunu nihayet ortaya çıkar. Gareth'ın abisinin eşi babasının annesine ait İtalyanca bir günlük getirir. Günlüğü çevirtecektir. Büyükannesine götürdüğü sırada orada olan Hyacinth çevirmeye gönüllü olunca ona verir. Böylece günlük için sık sık bir araya gelen ikili bir anda kendilerini gizlenmiş mücevherleri ararken bulur. Araya duygularında girdiği bir macera başlar. Leydi Danbury çok komik. İkilinin birlikte olmasını o kadar çok istiyor ki Gareth evlenme teklif ettiğinde ilk o kabul ediyor. Onu fazlasıyla gördük ama Bridgertonları çok az gördük. Colin ile bir yıl önce evlenen Penelope, çok az Anthony,Daphne birazda Gregory. Kesinlikle yetmedi. İkilinin hikayesini de pek sevemedim zaten okurken baya sıkıldım.

Baskı: Son Söz Aşkın (Bridgerton, #3)

Sophie Beckett annesi ölünce kont olan babası ile yaşamaya başlamıştır. Kont, onu kızı olarak kabul etmez. Herkes evlatlığı olarak bilir. Gerçekler bilinse de kimse bunu dile getirmez. Kont eğitim almasını sağlar ama asla kızı gibi davranıp sevgi göstermez. Kont evlenip eşi iki kızı ile eve yerleşince Sophie'nin hayatı tamamen değişmiş olur. Kontes Sophie'den nefret ettiğinden kötü davranır hatta kızlarının da öyle davranmasını sağlar. Kont ölünce de Sophie'nin hayatı daha zor bir hale gelir. Babası eşine ve onun kızlarına bir gelir bırakır ama Sophie bu kadar şanslı olmaz. Vasiyetine eklediği tek şey yirmi yaşına kadar evde kalmasına izin verirse eşinin alacağı paranın artacağıdır. Kontes de daha fazla para için Sophie'nin orada yaşamasına izin verir ama bir hizmetçi olarak. Sophie yıllarca kontes ve kızlarının tüm kaprislerini çekip çalışır. Herkes gibi oda bir baloya gitmek isteyince hayatı tamamen değişir. Violet Bridgerton'un düzenlediği maskeli baloya bir şekilde gitmeyi başarır. Kontes den önce eve dönebilmesi için de gece yarısına kadar vakti vardır. Sophie baloya gider gitmez Benedict Bridgerton'la tanışır. Sophie'de Benedict'in hemen ilgisini çeker. Dans eder, konuşur, yakınlaşırlar ama her güzel şeyin bir sonu olduğundan gece yarısı olur ve Sophie gitmek zorunda kalır. Benedict'i elinde bir eldiven ile orada bırakır. İkilinin yolları ayrılır. İki yıl sonra tekrar kesişene kadar. İkili birbirini unutmayıp hep düşünse de kavuşmak o kadar kolay olmaz. Sophie evinden kovulduktan sonra hizmetçilik yaptığı evde evin oğlu tarafından tacize uğradığında Benedict'in onu kurtarması ile tekrar bir araya gelir ikili. Benedict yalnız bırakmayıp yardım eder ama Sophie'i tanımaz. Sophie üzülse de bu durumdan bahsetmez çünkü kendisi bir hizmetçidir hiçbir şekilde araların da bir şey olamaz. Ama aşk engel tanımaz ve ikili uzun bir mücadeleden sonra nihayet kavuşur. Serinin en sevdiğim kitabı. Benedict ve Sophie en sevdiğim ikili. Sophie gerçekleri söylemedi, Benedict tanımadı diye uzun süre kızıp sinirlensem de o kadar sevimliler ki kitabı bırakamadan devam ettim. Aile o kadar hoş ki o sevgileri, o tatlı atışmaları okumak çok eğlenceli. Kitap tam bir Kül Kedisi Masalı beğenmemek mümkün değil.

Baskı: Yüreğe Söz Geçmiyor (Bridgerton, #1)

Bridgerton kardeşlerin ilk kitabı. Bu kardeşler oldukça ünlü, sekiz kardeş olmalarının yanında isimleri ile de dikkat çekerler. Alfabetik sıraya göre isim verilmiştir onlara. Serinin ilk kitabı da Daphne'nin. Ailenin dördüncü çocuğu, kız kardeşlerin ise en büyüğüdür. Hastings Dükü Simon Basset, zor bir çocukluk geçirmiştir. Annesinin yıllarca çocuğu olmamış, ya düşük yapmış, ya da çocukları ölü doğmuştur. En son doğumun da ise Simon'ı doğurur ama kendisi kurtulamaz. Dük önce nihayet bir varisi olduğuna sevinse de oğlunun konuşamadığını görünce hayal kırıklığına uğramıştır. Simon dört yaşına kadar konuşamaz ve ondan sonra da kekeleyerek konuşmaya başlar. Babasının hayal kırıklığına uğrayıp gitmesiyle azmeder ve düzelir. Babasına bir türlü ulaşamayan Simon bu kez babasının istemediği türde bir evlat olur ve sonuç çapkınlığı ile ünlü evlendirecek kızı olan annelerin listesinin başında ki isim olmasıdır. Simon'un evlenmeye niyeti yoktur ama Daphne Bridgerton'ı görünce işler değişir. Ne kadar etkilense de evlenmeyi kesinlikle istemez üstelik küçük bir detay da var Daphne en yakın arkadaşı Anthony'nin kız kardeşidir. Daphne Bridgerton evlenme çağında olduğundan her anne gibi onun annesi o meşhur anne Violet damat arayışındadır. Simon ile tanışınca hayatında büyük değişimler olmaya başlar. Bir anlaşma yaparlar Simon peşinde ki anne ve kızlardan kurtulacak, Daphne'nin de talipleri artacak erkekler ona artık bir dost değil evlenilecek bir aday gözüyle bakacaklardır. Anlaşma ikisini de rahatlatmış gibi görünse de hesapta olmayan durumlar ortaya çıkar birbirlerine karşı olan duyguları. İkili birbirine karşı koyamayınca yakalanırlar sonuç ise tabi ki evlilik. Bu kadar abi evlenmeden bırakır mı hayır. Evlendikten sonra da işler yoluna girmez Simon'un korkuları vardır. Çocukken yaşadıklarından dolayı çocuk sahibi olup unvanı devam ettirmek istemez. O ne kadar istemiyorsa Daphne o kadar çok ister. Tüm sıkıntılarını düzeltebilecek tek şey ise aşk. Kitap kardeşlerden dolayı eğlenerek geçiyor hepsi harika. Yazarın zaten eğlenceli bir tarzı var en sevdiğimde bu.

Baskı: Seninle Başım Dertte (Malory-Anderson Family #1)

Mallory Serisinin ilk kitabı seriye bağlanmaya yeten bir kitap. Regina Ashton babası ve ailenin tek kızı olan annesi öldükten sonra Malory erkeklerinden olan dört dayısı tarafından büyütülmüştür. Regina'nın tüm bakımını dayıları üstlenmiştir ve hepsinin göz bebeğidir. Tabi ki en değerlilerinin evleneceği adamı seçmekte de titiz davranırlar. Regina çok güzeldir. Bu yüzden talipleri çok ama bir dayısının beğendiğini diğer dayısı beğenmez bu yüzden işi çok zordur. Nicholas Eden ise yakışıklı, sosyetede çapkınlığıyla ün yapmış erkeklerdendir. Son sevgilisinden de sıkılınca sevgilisi aklınca ona bir oyun oynar. Yeni birini bulduğunu söyler böylece kıskandırabileceğini düşünür. Kıskandıracağı kişi de bir Malory. Sevgilisi çok istediği baloya gidecekleri zaman arabasını Anthony dayısının yanına gitmek isteyen Regina'a verir ve Nicholas Anthony'nin evinin önünde sevgilisinin arabasını görünce ben bu planı bozarım düşüncesiyle sevgilisi sandığı Regina'ı atına attığı gibi kaçırır. Evine götürüp kitler kendisi de sevgilisinin çok istediği baloda o yokken gidene kadar dans ettiğini duyup delirmesi için baloya gider. Ve bir de ne görsün sevgilisi baloda buraları okurken bayıldım. Bu yanlış anlaşılma ikiliyi bir araya getirir. İkili ilk karşılaşma da etkilenir. Nicholas Regina'ı evine bırakır ama bu haber yayılmıştır. Regina da Nicholas ile evlenmeye karar verince dayılar duruma el atar ve Nicholas istememesine rağmen kendisini nişanlı bulur. Nicholas evlenmek istemez çünkü gayrimeşrudur annesi öz annesi değildir. Gerçek ortaya çıkarsa bu utancı karısı yaşamasın diye çok istese de Regina ile evlenmemeye kararlıdır. Düğüne kadarda vazgeçirmek için elinden geleni yapar. Fakat Regina vazgeçmez çünkü düşünmesi gereken başka biri daha vardır. Kitabın küçük sürprizleri. Evlenirler evlenmesine ama Nicholas düğünden sonra Regina'ı bırakıp gider ve altı ay sonra döner. Tabi hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Birde gizemli bir giriş yaparak ortaya çıkan Korsan Hawke James dayısı var. Nicholas ile denizden gelen bir düşmanlıkları var. Bir güzel Nicholas'ı dövüyor ama bunun onu akıllandırdığı düşünülmesin asla akıllanmıyor kitabın sonuna kadar sinir ediyor. O saçma kaçma bahanesi, James'ın dönüşü aile ile araları düzeltmesi, Anthony ile atışmaları, Nicholas'ın döndükten sonra yaşadıkları tüm yaptığı saçmalıklara rağmen güzeldi. Regina'ı çok sevdim Nicholas beni sinir etse de dayılar ile mücadelesi, atışmalar harikaydı. Okurken çok keyif aldım.

Korsan Aşkı
4/1002.11.2020

Baskı: Korsan Aşkı

Bettina Verlaine on dokuz yaşında güzel bir kızdır. Uslu durmuyor diye babası onu manastır okuluna göndermiş ve senelerce orda kalmıştır. Yıllarca babasının sevgisini kazanmak için her yola başvurmuştur. Yaptığı yaramazlıklar hep bu yüzdendir ama faydası olmamış babası ne kendisine ne de annesine sevgi göstermemiştir. Kızına zengin ve unvan sahibi bir koca bulmayı amaç edinmiştir bu yüzden de kızının Karayipler Denizi'nde Saint Martin adasında yaşayan Kont Pierre De Lambert ile evlenmesine karar verir. Bettina yıllarca babasının sevgisini kazanmak için uğraşıp durmuştur ama aslında babası sandığı adam gerçek babası değildir. Bunu ise evlenmek için gitmeden önce annesi söyler. Çocukları olmadığı için mutsuz bir evlilikleri varmış ve kocası sürekli ateş püskürtüp bu durumdan karısını sorumlu tutmuştur. Annesi bu mutsuz günlerinde bir denizci ile tanışmış ve üç ay sevgili olmuşlardır. Hamileyken adam gitmiş işlerini düzeltip gelecekken bir türlü gelmemiştir. Annesi bunu söylerken de kocanı umarım seversin sevemesen de kısa süreliğine bir sevgili bulabilirsin diye öğüt vererek söyler annenin tavsiyesine bakar mısınız hiç sevemedim annesini. Bettina evleneceği adamın yanına gitmek için yola çıktıktan sonra gemisi saldırıya uğrar ve Tristan'ın eline düşer. Tristan önce onu esirlerin hayatının kendisinin boyun eğmesine bağlı olduğunu söyleyerek kandırır ama esir felan ortada yoktur. Bunu öğrendikten sonra Bettina asla uslu durmaz hep bir şekilde isyan eder, kaçmaya çalışır her fırsatta nefret ettiğini haykırır. Tristan önce nişanlısına götürüp fidye almayı planlar ama daha sonra Bettina'dan bir türlü ayrılamaz. Kendi adasına götürür bu süre boyunca Bettina rahat durmaz ve sürekli kaçmaya çalışır. Tristan'dan her kaçısın da başına bir şey gelir. En son kaçtığında nişanlısını bulur ama nişanlısının artık onunla evlenmeye niyeti yoktur. Pişman olduğunda ise Tristan onu bulup yine kaçırır yani kitap hep Bettina'nın kaçmaları, hakaretleri, isyanları ile geçiyor. Tristan sadece Bettina ile uğraşmıyor bir de çocukken köylerini basıp, babasını öldüren, annesine tecavüz edip öldüren, yüzünde ki yaraya sebep olan adamın peşinde. Yıllardır adamı arar bir türlü bulamamıştır ama neyse ki sonunda intikamını alır. Bettina o kadar çok Tristan'dan kaçtı nefret kustu ki bir anda aslında bu nefretin sebebi sevgisiymiş oluverdi üstelik o kadar hakarete nefrete maruz kalan Tristan'dan önce duygularını anladı yok artık bu kadarda olmaz. İkili ye anlam veremedim onlara da ilişkilerine de. Olmamış güzelim konuya yazık olmuş. Okurken beni çok sıktı bunda ki büyük etken Bettina ve bitmeyen nefreti oldu. Ayrıca yıllar sonra annesi ve babasının bir kavuşması var ki hiç hesap sorma yok hemen kucaklaşma. Kız hemen benimsedi babayı olmadı sevemedim ben. Yazarın okumadığım kitabı kalmasın diyerek okudum umduğum gibi olmadı.

Baskı: Kaderin İki Kıyısı (Malory-Anderson Family, #4)

Malory-Anderson ailelerine ve atışmalarına bayılıyorum. İki aileden bir çift olmuştu daha onlara aileler alışamamışken yeni bir çift daha olur. Bu sayede iki aileyi bol bol okuma şansı buluyoruz. Önce ki kitapta Georgina'nın abilerini yaşanan atışmaları,karmaşayı severek okumuştum. Kitap bittiğinde Georgina hamileydi abilerini mutlu olduğuna ikna ettikten sonra göndermişti. Ama o zamanlar Malory ailesinin göz bebeği Amy bir abisini gözüne kestirmiştir. Amy Malory Anthony,Reggie,Jeremy gibi diğer Malory'lerin aksine siyah saçlı, mavi gözlüdür ayrıca çok güzeldir. On sekiz yaşındadır ve yeni sosyeteye tanıtılmıştır. Bir çok talibi vardır ama o kimseyi istemez. Çünkü altı ay önce Georgina'nın abileriyle tanışınca o gün onu görünce evlenmeye karar vermiştir. Beğendiği Anderson erkeği ise Warren'dir. Abileri Georgina'nın doğumuna gelecektir bu kez Warren'i etkilemeye kararlıdır. Warren gelince yine James ile atışmaya başlar. Bu yerleri okurken çok eğlendim. Ama bu kez James dışında Amy ile de uğraşmak zorunda kalır. Onu görünce etkilenir ama Amy daha ilk yalnız kaldıklarında kendisine seni istiyorum, seninle evleneceğim deyince ne kadar etkilenirse etkilensin uzak durmaya çalışır. Çünkü evlenmeyi kesinlikle istemez. Yıllar önce aşık olduğu kız düğüne bir hafta kala evlenmekten vazgeçip Warren'in düşmanı ile evlenince o günden sonra resmen aşka küsmüştür. Zaten asabidir daha bir asabi olur. Warren kardeşine zaten kocası ile kavga etmeyeceğine dair verdiği sözü tutmak için mücadele eder. Amy de durmadan sıkıştırınca kendisini zor tutar. Amy'den kaçtıkça Amy kovalar. Bana aşık olacaksın, evleneceğiz, çok mutlu olacağız, hayatına yeniden kahkaha neşe getireceğim izin ver, kaçma der durur. Warren ise çok direnir ama bir yere kadar. Amy o kadar kararlı ki kim dayanabilir. Kitap sadece Amy kovalıyor Warren kaçıyor şeklinde devam etmiyor bir ara bir macera olur. Önce ki kitapta baya olay olan Warren'in uğruna gemisini koyup kazandığı vazo başlarına iş açar ve vazonun sahibi peşlerine düşer. Vazoyu almak için Amerika'ya yolculuğa çıkarlar. Yolculuğa rahat durmadığı için Amy de rehine olarak katılır. Bu yolculukta ilişkileri başlar ama Warren evlenmemek de kararlıdır. Yine bir zorla evlendirme vakası olacak diye düşündüm ama Amy o kadar ısrar etse de teklifin zorla gelmesini istemez isteyerek olmasını ister ve sonunda da bunu başarır. Bu Malory Anderson erkeklerinin kızlar için bir İngiltere'de bir Amerika'da yaptıkları evleneceksin kavgalarına bayılıyorum harikalar. Kitapta öyle çok aşık bir çift yok aşk dolu bölümlerin geçtiği bir kitap değil daha çok devam kitabı gibiydi. Normalde yan karakterlerin çok yer verildiği kitapları sevmem ama bu kitaba bayıldım. Bol bol James, Anthony vardı James yine harikaydı ne muhteşem bir erkek. Sonunda tabi ki mutlu son ama büyük olay Warren'ın James artık amcası olacağı için saygılı davranmaya karar verişi.

ÖncekiSayfa 16 / 32Sonraki