ebrusner
@ebrusner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Gelin (Lairds' Fiancées, #1)

Baron Jamison krala vergi borcunu ödemediği için ceza olarak iki kızını İskoç Baron'ları ile evlendirmek zorunda kalır. Bu kral tarafından verilmiş bir cezadır bu yüzden uymak zorundadır. Dört kızından üçü bu durumdan korkar çünkü İskoçya'lının karısını öldürdüğüne dair dedikodular vardır ve seçilenin göz göre göre ölüme gideceğini düşünürler. Baron ise üç kızıyla baş edemez. Tüm kızlarını çok sevse de gizliden gizliye küçük kızı Jamie onun gurur ve neşe kaynağıdır. Aslında öz kızı değildir. Annesi ikinci karısıdır ve hamileyken kocası savaşta ölmüştür. Baronda Jamie'i kendi çocuğu gibi sahiplenmiş herhangi birinin ondan üvey kızı diye bahsetmesini yasaklamıştır. Fazlasıyla büyüleyici bir görüntüsü vardır. O kadar tatlıdır ki insan ona bakarken tüm tasalarından kurtulabilirdi. Bir kere bakanın bile ayaklarını yerden kesebilirdi. Gülümsemesinin bir şövalyeyi atından edebilecek düzeyde oluşuyla nam yapmıştır. Kişiliği de güzelliği kadar etkileyicidir. Evin gerçek hanımıdır. Annesi öldükten sonra bu ağır yükü sırtlanmıştır. Baron tüm sorumluluğu kızına vermiştir. Son derece aklı başında ve sorunsuz biri olduğundan babasını hiç hayal kırıklığına uğratmamıştır. Kusurları da vardır tabi. Nadiren ortaya çıkan öfkesi orman yangını bile çıkarabilirdi. İnatçı bir tarafı da vardır. Ayrıca annesinden miras kalan iyileştirme yeteneğine sahiptir. Sıklıkla birilerini iyileştirmek için gecenin bir yarısı çağırıldığı için babası bu yeteneğinden hoşnut değildir. Baron tüm işleri ile ilgilenen Jamie'i saklar. Eğer onu seçerlerse zor duruma düşecektir. Hatta onun diğer eşinden olduğu için evliliğe dahil olmadığını öne sürer ama korktuğu başına gelir. O dönemler de İngiliz İskoç düşmanlığı olduğundan herkes kendi halkı ile evlenmek ister. Korkulan savaşçı Baron Alec Kincaid'in savaştaki yeteneği İngiltere'de kulaktan kulağa fısıldanan bir efsane, Highlands bölgesinde ise gurur kaynağı haline gelmiştir. İskoçya'daki en genç toprak sahiplerinden biridir. Evlilik olayından zaten mutsuzdur bir an öce bu işi halledip gitmeye kararlıdır. Gider gitmez kahya Alec'in bir kadına kötü davranmayacağından emin olmak ister. Çünkü ona harika bir hediye verecektir ve değerini bileceğinden emin olmak ister. Kahyanın ip uçları ile Alec menekşe gözlü güzel Jamie'i bulur ve evlenmek için onu seçer. Diğer üç kardeşten Mary'i de Daniel seçer böylece düğünler yapılır ve İskoçya serüveni başlar. Alec sözlerinin yerine getirilmesine alışkındır karısının da aynısını yapmasını bekler ama karısı ona karşı çıkıp, istediklerini söylemek, yapmak hatta tartışmak ister. Bu durum önce ikiliyi büyük bir sıkıntıya soksa da zamanla ikili değişip orta yolu bulur. İkilinin atışmalarını, maceralarını okurken bol bol güldüm. Böyle sert bir savaşçının yumuşaması beklenmiyor ama çok daha fazlası oluyor. Sevdiğim yazarın sevdiğim bir kitabı okurken çok keyif aldım.

Baskı: Bir Avuç Aşk (Warenne Dynasty, #4)

Devlin O'Neill 'in babası o on yaşındayken uğradıkları saldırıda başı kesilerek Eastleigh Kontu tarafından öldürülmüştür. İngiliz yüzbaşı Hugles babasını zalimce katletmiştir. Her şeyi yakmışlardır ve götürdükleri annesini toprak sahipleri ve annesine aşık Adare Kontu Edward de Warenne kurtarmıştır. Kendisi ve kardeşi Sean kurtulmuştur ama kız kardeşleri Meg bulunamamıştır. O gün o on yaşında ki çocuk gitmiş yerine öfkeli, soğuk ve kararlı bir adam gelmiştir. Bu olayı hiçbir zaman unutmayan Devlin bir gün intikamını alacağına dair yemin eder. İsyandan üç yıl sonra denize açılmıştır. Annesi o yıl Adare kontu ile evlenmiştir. Kısa sürede yükselmiştir. Düşmanını yenmek için güçlü ve zengin olması şarttır. Donanmaya bu serveti ve gücü kazanmak için girmiştir. Majestelerinin korsanı olarak artık gerçekten çok zengindir. Mahvetmek istediği adamdan on kat daha fazla zengin olacağını ise hiç düşünmemiştir. Birde şövalyelik unvanı almıştır. Kont artık yoksulluk sınırındadır çünkü Devlin adamı yıllardır yavaş yavaş yok etmektedir. Çoğu malını almıştır. İkinci karısı altı yıldır sevgilisidir. Kontun karısından yeğeninin geleceğini öğrenince Devlin'in son hedefi ise Eastleigh'in masum yeğeni Virginia olur. Virginia Hughes Amerikalıdır. Anne ve babası altı ay önce araba kazasında ölmüştür. Tek akrabası amcası Eastleigh kontudur. Vasisi olduğundan Virginia'ı Leydilik okuluna göndermiştir. Virginia ise okuldan nefret eder tek istediği evi Yaban Gülüne gitmektir. Beş yaşından beri her gün babasıyla çalışmıştır. Yaban Gülünün her santimini, ağacını, yaprağını, çiçeğini, oranın mahsulü olan tütün ile ilgili her şeyi bilirdi. Şifalı bitkilerden anlayan annesi ile hastalarla ilgilendiği için bu konuda da iyidir. Okulda ne işi olduğunu sorgular. Çiftliği yönetmek ister. Çiftliği idare etmek için doğmuştur kanında ve ruhunda bu vardır. Leydi olmadığının farkındadır. Lafını sakınmayan, iyi ata binen, iyi dövüşen ve ateş eden biridir. Pantolon diye bir şey olduğunu keşfettiğinden beri pantolon giymiştir. Güzel olmadığını ve leydi olamayacak kadar akıllı olduğunu düşünür. Kadınların neden leydi olmak istediğini ise anlamaz. Leydilerin uymak zorunda olduğu ağır, can sıkıcı kurallara uymayı ise hiç istemez. Leydi olmak onun için prangaya vurulmaktan farksızdır. Cemiyette yer edinebilmesi için gerekli sosyal zarafeti kazanana kadar üç yıl okulda kalması gerekir. Amcasının reşit olduğunda onu evlendirmek istediğini öğrenir. Sadece aşık olursa evlenecektir. Anne ve babasınınki gibi bir aşk bulacaktır. Asla bundan taviz veremezdi. Okulda kalmayacak, amcasının kendisine bir koca bulmasına izin vermeyecektir. Bu yüzden arkadaşından para çalar ve kaçıp evine gider. Fakat babasının borcundan dolayı amcası çiftliği satmak üzeredir. Üç yıl sonra kendisinin olacak olan çiftliğin durumundan amcası onu haberdar etmemiştir. Çiftliği kurtarmak için paraya ihtiyacı vardır. Parayı tek şansı olan amcasından alabilmek için yolculuğa başlar. Çiftliğini kurtarmak için ne yapması gerekiyorsa yapacaktır. Fakat yolculukta amcasının düşmanı tarafından kaçırılınca hayatı tamamen değişir. Devlin Virginia'ı kaçırıp önce fidye almak ister. Amcasından beklediği tepkiyi alamayınca önce metres konumuna düşen Virginia, üzüldüğü bir çok olay yaşadıktan sonra nihayet eş olur. Ama evlendikleri zamana gelene kadar sinir olmamak elde değil. Evlendikten sonra da mutlu bir çift olamıyorlar. Olaylar eksik olmuyor neyse ki sonun da aşk galip geliyor. Yazar o kadar güzel kitaplar yazıyor ki beğenmemek elde değil. İntikam ile başlayan hikayenin güzel bir aşka dönüşmesi harikaydı. Kitap kalın olduğu için detaylı bir kitap ama olaylar arka arkaya gelince nasıl bitti anlaşılmıyor. Devlin'in yaptıkları, inadı çok sinir bozucuydu. Virginia'nın afedici oluşu, sevdiği adamı bırakmaması, açık sözlü, meraklı oluşu çok güzeldi. Kitap sadece üzülmek ile geçmiyor ikilinin komik diyalogları, kıskançlıkları eğlenceliydi. Tavsiye ederim.

Baskı: Oyun (Warenne Dynasty, #3)

Katherine Fitzgerald İrlandalıdır. Babası Desmond Kontu kraliçenin hakimiyetini kabul etmeyince esir alınmıştır.Oda manastıra gelmiştir. Altı yıl boyunca manastırda kalmıştır fakat babasından haber alamaz. Evine dönmek için zorda olsa izin alır ve arkadaşı ile birlikte yolculuğa başlar. Gemileri saldırıya uğrar ve korsan kaptan, Denizlerin Efendisi Liam O'Neill onları rehin alır. Liam'ın annesi Mary eşi ile yolculuk yaparken gemi korsanların saldırısına uğramış ve vahşi korsan kendisine tecavüz etmiştir. Hamile kalınca da kocası onu istememiş ve o dönem sekizinci Henry'nin son eşi Catherine, Mary'i nedimesi yapmıştır. Liam sarayda aşağılanarak büyüdükten sonra babası gelip onu almıştır. Babası gibi olmak istemese de koruyacak kimsesi olmadığından Katherine'i korumak onu mutlu etmek ister. Onun kaderi olduğunu düşünse de kendi isteği ile gelmesini ister. Katherine ise babasının durumuna inanmadığından kendi gözleri ile görmek ister. Liam Katherine'i babasına götürür ve sefil halini görür. Artık bir servetleri ve unvanı olmadığından saygın hiçbir erkek kendisi ile evlenmek istemeyecektir. Babası Liam ile evlenip onu kendisine destek olması için ikna etmesini istese de Katherine kabul etmez. Babasının yanına gittikleri için Kraliçe Elizabeth onların babası ile bir komplo peşinde olduğunu düşünür. Katherine ise bir şekilde kraliçeyi öldüğünü sandığı nişanlısına gitmek için ikna eder. Onu nişanlısına götüren kişi ise Liam olur. Katherine nişanlısından da umduğunu bulamaz. Artık bir serveti olmadığından nişanlısı onu istemez fakat sevgilisi olarak kalmasını ister üstelik tecavüze de kalkışır neyse ki Liam var ve yeniden yollara düşerler. Liam Katherine'nin kaderinin kendisi olduğu düşüncesindedir ve kimse ile evlenmesine izin vermemeye kararlıdır. Bu yüzden evlilik teklifi eder fakat Katherine bir korsan ile evlenmeyeceğini söyler. Son umudu olarak da kraliçeden evleneceği soylu bir adam bulmasını ister. Kraliçenin nedimesi olur. Liam ile kaçamakları ise karşı koymak istese de devam eder. Artık tüm erkeklerinin ilgisini çekince kraliçe bir evlilik ayarlar fakat düğün gecesinde Liam onu kaçırır. Katherine önce karşı koysa da kendisine engel olamaz üstelik Liam ile de evlenir artık iki kocası vardır. Katherine'nin iki kocası olması, ne kadar karşı koysa da duygularına engel olamaması, babasının yardım için Liam'ı ikna etmesini istemesi, Liam'ın yardım için giriştiği oyun, kraliçenin ihanet düşüncesi, yine dinlemeden yanlış anlama ile olan ayrılıklar, tutuklanma, ayrılık, kötü ayrılsalar da birbirlerine kavuşmak için verdikleri mücadele derken kitap büyük bir beğeniyle bitiyor. Katherine'in düştüğü o durumda bile hala soylu bir evlilik isteği, korsanı beğenmemesi sürekli tek hayalinin evlilik, çocuk olduğunu dile getirmesi bir süre sonra sıktı hem de çok. Ayrıca tüm erkeklerin gözünün Katherine'de olması, sürekli birinin sıkıştırıp, öpmesi elden ele gitti gibi oldu. Kraliçenin gözdesi Robert Dudley bile peşindeydi. Ne gerek vardı bu kadar isyan edip Liam'ı uğraştırmaya. Liam onun o aşkı vazgeçmeyişi daha ilk gördüğü anda Katherine'e vurulup giriştiği oyun harikaydı bayıldım. Elizabeth dönemi o dönemde saray yaşantısı, entrikalar, kadınların kullanılışı çok güzel yansıtılmıştı. Elizabeth'in her erkekte gözü olması, gözdeleri için yaptıkları, şımarıklıkları sinir bozucuydu. Yazar her defasında güzel bir hikaye yazmayı başarıyor işte yine harika bir hikaye. Kitap nereden nereye gitti. Katherine'nin davranışlarına sinir olsam da bu uzun harika serüven okunmaya değer.

Baskı: Maskeli Balo (Warenne Dynasty, #5)

Elizabeth Anne Fitzgerald kitap kurdu bir kızdır. Okumayı söktüğünden beri bütün merakı kitaplara yönelmiştir. Okumak onun tutkusu ve hayatı olmuştur.On yaşındayken bile dış görünüşü ve kitaplara düşkünlüğü yüzünden bir koca bulmasının zor olacağı düşünülmüştür. Gittikleri piknikte arkadaşı dalga geçip kitabını alıp göle atmıştır. Kitabı almaya çalışırken suya düşmüştür onu kurtaran ve arkadaşından özür dileten ise prensi Tyrell de Warren olmuştur. Yıllarca bu aşkı devam etmiştir. On altı yaşındayken Adare Kontu'nun evindeki ilk balosuna gidecektir. Bu Maskeli baloda Tyrell'i göreceği düşüncesi soluklarını keser. Tyrell'in farkına bile varmayacağından emindir. O dans ederken kendisi dansa kaldırılmayan kızlarla birlikte kenarda oturup onu izleyeceğini düşünür. Eve dönünce de onun her bakışını, hareketini, sözünü, dokunuşunu hayalinde canlandıracaktır. Üç kızı olan annesi kızları için iyi bir koca ister hatta birinin de Warenne'lerden biri ile evlenebilmesi için dua eder. Lizzie ise Tyrell ile hiçbir şansının olmayacağından emindir. O bir de Warenne kendisi ise servetini kaybetmiş bir İrlanda asilzadesiydi. Ablaları bile ihtimali olmadığını unutması gerektiğini söylemiştir. Lizzie ise sevgisinden vazgeçemediği için başka birini bulmak istemez. Bu yüzden yalnız başına yaşlanıp, anne ve babasına bakma düşüncesindedir. Fakat balodan önce çamura düşer ve araba altında kalmaktan onu kurtaran yine Tyrell olur. Baloda ise Tyrell'in ilgisini çeker ve geceyarısı bahçeye gelmesi için davet eder.Ama fazlasıyla dikkat çekici olan, erkeklerin gözdesi olan ablası Anna elbisesini kirletince kendi elbisesini verip onun yerine eve dönmesini ister. Ablası daha büyük olduğundan, kocaya ihtiyacı olduğundan Lizzie elbisesini verip eve gider. Tyrell'in maskesini çıkarınca güzel olmadığını düşüneceğinden endişelenir ve onun aklında bu şekilde bu muhteşem gecede göründüğü gibi kalmak ister. Tyrell Anna'ı önce Lizzie sanmıştır sonra onun kendisine oyun oynayıp bir hayat kadını gönderdiğini düşünmüştür. Anna ise herkesin ilgisine alışkın olduğundan anın etkisine de kapılarak Tyrell'i bırakmamıştır. Zaten onun kardeşi için gerçekleşmeyecek bir hayal olduğunu düşünür ve bu Maskeli baloda yaşananlar herkesin hayatını değiştirir. Anna, sevdiği adamla nişanlanır ama hamiledir. Bebek düğünden önce doğacağı için mahvolacak, tüm kapılar yüzüne kapanacaktır. Lizzie ise bir çözüm bulur. Ablasına yardım eder ve ablası halalarının yanında gizlice doğurur. Gördüğü anda bebeğe bağlanan Lizzie ise onu kimseye veremez ve bebeğin annesi olur. Lizzie oğlu bir yaşına gelince ailesinden daha fazla uzak kalamayacağı için eve döner. Gidince tabi ki Tyrell'i görür. Tyrell onu hemen tanır ve peşine düşer. İki yıldır beklediği şeyi ister metresi olmasını ister. Lizzie'i araştırmış ve evlilik dışı bir çocuğu olduğunu öğrenmiştir. Adı kirlenmiştir ve kaybedecek bir şeyi yoktur. İstediği her şeyi verecek, oğlunun hiçbir eksiği olmayacaktır, ailesi ile de ilgilenecektir. Bu karmaşa yetmezmiş gibi bir de ablasına sırlarını kimseye söylemeyeceğine dair söz verse de halası daha fazla saklayamaz ve bebeğin babasını ailesine söyler. Ailesi de Tyrell'in ailesine gider. Lizzie giderse Tyrell'in bebeğin annesi olamayacağı gerçeğini anlayacağını bilir bu yüzden gitmek istemez .fakat ailesi zorla götürür. Tyrell, doğduğundan beri servet, cesaret, sadakat ve görev geleneği içinde yetiştirilmiştir. Adare'nin gelecekteki kontudur. Varis olarak görevleri açıktı. Konumlarını yükseltecek karlı bir evlilik yapacağının daima bilincinde olmuştur. Bu yüzden nişanlanmıştır. Maskeli Baloda tanıştığı o kadını iki sene geçmesine rağmen unutamamıştır. Nişanlısına ilgisi yoktur düşmüş bir kadın sandığı Lizzie için duyduğu ilginin haddi hesabı yoktur. Şimdiye kadar pek çok kadını kovalamıştır ama hiçbirinin peşinden Lizzie'nin peşinde koştuğu kadar koşmamıştır. Onu reddeden ilk kadındır ve ona sahip olmak için ölüp biter.Lizzie kucağında çocuk ile kapısın da belirip kendi çocuğu olduğunu söyleyince şaşırsa da kabul eder. Lizzie ona ailesi daha fazla üstelemesin diye bebeğinin babası olarak onun ismini verdiğini söyler. Tyrell'de Lizzie artık yanında olsun istediğinden bir anlaşma yaparlar. Tyrell Lizzie'nin oğlunu sahiplenecek Lizzie'de ona istediğini verecektir. Böylece maceraları başlamış olur. Ama mutlu olmaları o kadar kolay olmaz. Lizzie nasıl seviyor hayran oldum. Herkesin aşağılamalarına, ihtimal vermemesine rağmen, çektiği acıya rağmen sevmekten vazgeçmemesi çok güzeldi. Tyrell harika bir erkek. O kadar acıdan sonra neyse ki mutlu oldular. Duygu yüklü bir kitap. Tavsiye edilir.

Baskı: En Güzel Hediyem (Crown's Spies, #3)

Kral George krallığında ki herkesin iyi anlaşmasını sağlamakta kararlı olduğundan Winchester ve St. James aileleri arasındaki düşmanlığa son vermek için evlilik ayarlamıştır. St. James Markisi damat Nathan, on dört yaşındadır. Sürekli ağlayıp babası ile mücadele eden gelin ise dört yaşındadır. Kocasının kucağında omzunda uyuyup, salyalarını akıtırken evlenmişlerdir. Yıllar sonra Nathan öyle ya da böyle yasal veya değil kararlı bir şekilde gelinini almaya gider. Gelininin on dört yıl önce kontratın okunduğu günden beri görmemiştir. Evlilik kontratının resmen ihlal edilmesine altı hafta vardır. Yanında bir eşe sahip olma fikri ona ancak gece yarısı köpekbalıklarıyla yüzmek kadar çekici gelse de bu çileyi çekmeye hazırdır. Gelini ile bir yıl yaşamanın ardından kontratın sağlayacağı ganimetler, hissedecebileceği her tür iğrenme ve katlanacağı her tür zahmeti karşılamanın da ötesine geçiyordu. Hükümdarlığın kararnamesiyle toplayacağı paralar arkadaşı Colin ile ortaklığını güçlendirecektir. Zümrüt Gemicilik Şirketi giriştikleri ilk yasal iştir ve yürümesini sağlamak konusunda kararlıdırlar. Nathan kötü namlı korsan Pagan adıyla büyük bir efsaneye dönüşmüştür. Düşmanlarının listesi oldukça uzundur. Başına konan ödül bir azizi bile yoldan çıkarmaya yetecek kadar büyüktür. Yakalanması an meselesi olduğundan şirketlerini kurmuşlardır. İkili gizli bir hükümet görevinde ortak olup arkadaş olmuşlardır. Ülkeleri için hayatlarını riske atmışlardır ama amirleri tarafından ihanete uğramışlardır. Geçmiş ihanetler onları eğitmiş ve aşklara ve sonsuza dek mutlu yaşama saçmalığına inanmıyorlardır. Bir St. James asla sözünü bozmazdı ve bu bir onur meselesi olduğundan karısını pencereden kaçırmak için evine gider ama karısını pencereden kaçarken yakalar. Böylece maceraları başlamış olur. İlk iki kitabı beğenerek okumuştum ve bir önce ki kitapta Nathan'ın gelini olduğu ve almaya gideceğini okuyunca merak etmiştim nihayet okuyabildim. Yıllar sonra Pagan karısını almaya gelir ve hikaye başlar. Sara harikaydı bayıldım ona. Denizşahini'nde yaşadıklarını okurken hemen hemen her yerde güldüm Sara kendini çalışanlara kabul ettirmek ister ama kötü şansı bir türlü izin vermez. Neyse ki içinde ki iyiliği herkes görür görülmeyecek gibi de değil. Yazara bayılıyorum. Kitap sevdiğim kitaplarından, Sara da kadın karakterlerinden oldu. Kitabın tek eksiği sonunun biraz daha uzun olmasını hak etmesiydi. Evli, mutlu bir çift okuyabilmeyi isterdim.

Baskı: Koruyucu Meleğim (Crown's Spies, #2)

Cainewood Markisi Caine, dük olan babasının hükümet adına çalışan iki oğlundan biridir. Dünyevi zevklere düşkün aynı zamanda da korumacı ve onurlu biridir. Asla pes etmediği için ona avcı adı verilmiştir. Bir olayda her şey fazlasıyla aleyhineyken bile azimle düşmanını takip edip sonunda başarılı oluyordu. Kardeşinin ölüm haberini aldıktan sonra görevi bırakmıştır. Kardeşinin intikamını almak için korsan Pagan'ın peşine düşer. İzler katilin Pagan olduğunu gösterir. Ganimetlerini bahtsızlara paylaştırması ile tanınan Pagan'ı henüz gören olmamıştır. Sadece soylulardan çalıp arkasında tek bir beyaz gül bırakır. Kurbanları genellikle sabah uyandıklarında yastığın üzerinde ki gülü bulurdu. Savunma Bakanlığı korsanın başına ödül koymuş Caine ise bunu iki katına çıkarmıştır. Pagan'ı öldürüp kardeşinin intikamını alıp kendisinin ve babasının içini rahatlatacaktır. Gecelerdir Londra'nın yoksul semtinin göbeğinde yer alan bir meyhaneye gider Pagan'ın kendisine gelmesini beklerdi. Araştırma yaptığı bir gece ortaya çıkıp kendisini öldürmesini söyleyen nefes kesici güzellikte ki Jade işleri tamamen değiştirir. Jade peşinde ki adamlardan kaçarken ölmek istediğini söyleyince bu güzelden etkilenen Caine yardıma koşar. Yardım edeyim derken Caine kendini Jade'nin yalanlarının içinde bulur. Jade, bir kere okuduğu her şeyi hemen ezberleyebilen, her türlü kilidi açabilen biridir. Okyanustan Caine'nin kardeşi Colin'i çıkarmış ama o önce erkek kardeşini kurtarması gerektiğini söylemiştir. Bu yüzden Caine'i güvende tutabilmek için karşısına çıkar. İki hafta boyunca kendisini koruduğunu sanan Caine'nin yanında kalacak sonra hayatlarına döneceklerdir. Ama bu mümkün olmaz. Uzun zamandır yazarın bir kitabını okumamıştım. Kitap bittikten sonra bir kez daha anladım ki yazar bu işi biliyor. Korsan Pagan'ın kimliği, Jade'nin yalanları, koruyanın aslında Jade oluşu tüm olaylar güzeldi. Kitap çok güzeldi çok beğendim. Yazarın okuduğum diğer romanlarından farklı bir konusu vardı okurken çok eğlendim. Daha ilk bölümden kitap beni bağladı. Jade harikaydı bayıldım ona, o kadar eğlendim ki onun yaptıklarını ve söylediklerini okurken kitabın sonuna nasıl geldim anlamadım. Çok konuşan kızları normalde sevmem ama bu kitapta bayıldım. İlk kitapta ki gibi ilk aşık olan ikna etmeye çalışan erkek bu detayda hoşuma gitti. Hem güzel bir aşk hikayesi okumak hem de okurken eğlenmek isteyenlere tavsiye edilir.

Baskı: Kadere İnanır mısın? (Crown's Spies, #1)

Christina Bennett, bir prensestir. Annesi hamileyken kocasından kaçmıştır. Kızılderililer den Dakota kabile reisinin kaçırılan kızı Marry ve onun oğlu Beyaz Kartalı kurtarmıştır. Ölürken de kızını Marry'e emanet etmiştir. Marry kızı alarak kendi kabilesine dönmüştür kızı bırakmaya da hiç niyeti yoktur. Kızılderililer beyazlardan hoşlanmadıklarından kabile önce istemese de daha sonra kabul etmiştir. Şamanlarının rüyasın da gördüğü beyaz, mavi gözlü dişi aslan olduğunu düşünürler. Christina çok tatlı bir çocuk olduğundan herkesin gönlünü kazanır. Hatta önce onu kabul etmeyen Marry'nin kocası bile kızı olarak kabul edip yetiştirir. Kaderin de olan kendi insanlarının yanına döneceği güne kadar orada ailesi ile yaşar. İngiltere'ye gitme amacı ise babasından intikam almaktır. Lyonwood Markisi Lyon, karısı doğum yaparken kardeşi ile yaptığı ihaneti öğrendikten sonra karısını kaybetmiştir. O günden sonra Lyon'ın hayatın da aşka dair tek bir şey kalmamıştır. Kadınları çığlık çığlığa kaçırmak gibi bir özelliğe sahiptir. Buz gibi bir bakışla bir odayı boşaltabilirdi. Mutluluk onun için düzensiz dozlarda mümkündür ama huzur geçmişinden dolayı mümkün değildir. Evliliği ise kesinlikle düşünmez tabi Christina ile tanışana kadar. Christina ise Lyon'ı görünce onun kaderi olduğunu anlar onun kadere inanır mısın? deyişleri beni benden aldı. Christin'nın alışkanlıkları yetenekleri önce Lyon'ı şaşırtsa da zamanla ondan uzak kalamaz ve ikilinin sonu evlilik olur. Kitabın giriş bölümlerin de Christina'nın annesinin günlüğünden bölümler var bu sayede babasının yaptıklarını annesinin neden kaçtığını öğrenmiş oluyoruz. Christina harika bir karakter. Karşıdan savunmasız görünse de kendisini nasıl koruyacağını gayet iyi bilen, korkusuz, istediğini yapan, duygularını gizlemeyen biri. Onu yaptıklarını okurken çok keyif aldım. Kitap nasıl bitti anlamadım çok beğendim. Christina ve yalanlarına bayıldım çok güldürdü beni. Bu kadar yalana rağmen yılmayan aşık Lyon'da bir harikaydı. Çifte bayıldım çok uyumlu bir çift olmuşlardı. Kitap ilk bölümünden itibaren kendine bağladı çok hoştu, farklıydı. Pek fazla kızların küçüklüğünden bölüm okuyamıyoruz benim hoşuma gitti bu giriş. Christina ne sevimli bir çocuktu öyle. Ayrıca Kızılderililerde çok hoştu keşke onları da görebilseydik Lyon ile tanışmaları ilgi çekici olurdu o bölümlerde olsun isterdim. Kısaca özetlemek gerekirse kitaba bayıldım tavsiye ederim.

Baskı: Sır (Highlands' Lairds, #1)

Judith Hampton İngiliz Frances Catherine Kirkcaldy ise İskoç'tur. İngiltere ve İskoçya arasındaki sınırda her yıl yapılan yaz şenliğinde tanışmışlardır. Judith dört Catherine beş yaşındadır. Birbirlerinden nefret etmeleri gerekirken arkadaş olurlar. Frances Catherine anlatması gereken şeyleri dinlemek isteyen birini, Judith ise kendisiyle konuşmak isteyen birini nihayet bulmuştur. Bundan sonra ki her şenlikte görüşüp daha da samimi olmuşlardır. Ian Maitland, Maitland beyidir. Kadınların herhangi biriyle pek konuşmazdı ve sert tavırları sık sık öfkelendiğine dair yanlış anlaşılmalara yol açmıştır. Kadınların çoğu ondan korkar ve sinirlendiğinde sert bakışlarıyla insanın kalıp atışını durdurabileceğine dair söylentiler vardır. Erkek kardeşi hamile karısı Catherine'e verdiği sözü tutmak için kendisinden yardım ister. Karısı doğum yapacağı zaman arkadaşının yanında olmasını ister yıllar önce bunun için birbirlerine söz vermişlerdir. Kardeşi bir gün doğru kadınla tanıştığında bütün bunların ona da anlamlı geleceği konusunda emindir. Ian ise asla anlamayacağını bilir ona göre doğru kadın diye bir şey yoktur ve hepsi aynıdır. Heyet toplanır ama heyet Judit'in aksamaya, kargaşaya sebep olacağını düşünür çünkü İngilizler orada hoş karşılanmazdı. Ian'da kardeşine destek olmak için heyeti ikna eder. Bunu istemese de kardeşi yerine kendisi Judith'i almaya gider. Onun gelmeyeceğini verdiği sözü tutmayacağını düşünse de Judith gelir. Üstelik çok isteklidir. Judith'in annesine babası sevdiği baron ile evlenme izni vermemiştir. Annesi de inadına bir İskoç'la evlenmiştir. Londra'daki sarayda İskoç babası ile karşılaşmış iki hafta sonra da evlenmiştir. Babasına vermek istediği dersi vermiş, onu rencide etmiştir. Fakat evdeki hesap çarşıya uymayınca kendisi daha fazla rencide olmuştur. Evliliği beş yıl sürmüş İngiltere'ye gelince de erkek kardeşi ile yaşamaya başlamıştır. Geldiğinde hamiledir kardeşine kocasının bebeği istemeyip kendisini kovduğunu söylemiştir. Judith bunları büyüyünce öğrenmiştir. Babasına dair bildiği tek şey Maclean beyi olduğudur. İskoçya yolculuğunda Judith'in sır olan bir amacı daha vardır, babasını bulmak. Fakat bilmediği bir şey vardır Maitlandlar ile Macleanlar düşmandır. İkili ilk görüşte birbirinden etkilenir. Judith'in İngiliz olması işleri zorlaştırsa da onu sevmemek tabi ki elde değil. Bir de sakladığı sır araya girer ama sonuç kaçınılmazdır. Aşka inanmayan Ian ve onu aşık eden Judith'in hikayesi çok güzeldi. Severek okudum. Çok eğlendim yazara bayılıyorum.

Baskı: Fidye (Highlands' Lairds, #2)

Gilllian'ın annesi doğum yaparken ölmüştür. Küçükken evi işgal edilince babası ablası ile kendisini ablasına verdiği bir kutu ve askerler ile gönderir. Kutu Prens John'a aittir ve babası onları almaya geldiğinde kimsenin görmemesi gereken kutuyu prense bizzat verecektir. Gillian da babası kendisine neden ödül vermedi diye kıskanıp ablası ile kavgaya girişince küçük bir kazaya sebep olur. Gillian yaralanınca ablasını adamlar götürür Gillianın'da tedavisi bitince gitmek üzere ayrılır. Yaralarına müdahale ederler ama bu sırada askerleri öldürülür. Evlerin de saldırı vardır. Askerlerin öldürülüşünü görmesi yetmezmiş gibi bir de babasının en yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğünü görür. Saldırı bittikten sonra da Gillian'a bir şey yapılmaz kalenin yeni sahibi onu akrabasına gönderir. Yıllar sonra baron Gillian'ın amcasını rehin alır istediği ise Gillian'ın ablasıdır. Gillian baronun yanından kaçmayı başarır amacı ablasını bulmaktır. Kaçarken yalnız gitmez baronun tuttuğu çocuğu Alec'i yanında götürür. Alec Iain'ın oğludur. Gillian Alec'i korumak için büyük bir mücadele verir, bir çok kez yaralanıp, dayak yer ama sonunda onu vaftiz amcası Brodiick Buchanan'a ulaştırıır. Bu yollarının ayrılmasını sağlamaz aksine Brodick onu bırakmayıp yardım için kanatları altına alır. Yolda baya olay olur, ikili arasın da yakınlaşma başlar. Alec'i evine ulaştırınca da olaylar bitmez. Bu kez devreye Ramsey girer. Gillian'ın ablası Ramsey'in klanındadır üstelik Ramsey'in klanında ki haini de sadece Gillian tanıyacağından Ramsey ile klanına gitmek ister. Brodick yıllar önce Ramsey ile yalancı bir kadının oyunlarına alet olup acı çektikten sonra Gillian'ı Ramsey'e kaptırma korkusu ile onları yalnız göndermez. Yolda yine büyük bir olay olur bu kez güzel bir olay Brodick Gillian anlamadan onunla at üstünde evlenir. Gillian'ın evlendiğini öğrenmesi, başlarına büyük belalar açan kutu, ikilinin aşkı, başlarından eksik olmayan belalar yüzünden doya doya aşklarını yaşayamamaları, birbirlerini korumak adına giriştikleri işler yani kitap dolu dolu. Neyse ki sonun da tüm gizem çözülüyor ve herkes mutlu bir şekilde evine dönüyor. Yazarı yine harika bir kitap yazmış okumaya doyamadım. Kitap çok güzeldi hem merak ettim, hem okurken bol bol güldüm. Çiftlere doyamadım, ikiliye aralarında ki konuşmalara her şeye bayıldım.

Baskı: Tehlikeli Aşk (Warenne Dynasty, #9)

Ariella Cliff'in evliliğinden olan kızı değildir. Berberi Bölgesinde doğmuştur annesi bir Berberi prensi tarafından tutsak edilmiş bir Yahudi'ydi. Ariella'nın doğumundan sonra çocuğun başkasından olduğu belli olduğu için annesi idam edilmiştir. Babası haremden onu kaçırmayı başarmış ve büyütmüştür. Çocukluğunu babasının evinin bulunduğu Batı Hint Adaları'nda geçirmiş babası Amanda ile evlenince Londra'ya taşınmışlardır. Üvey annesi de babası kadar denizi sevdiğinden çok gezmişlerdir. Küçüklüğünden beri öğrenme arzusu ile yanıp tutuşmuştur. Kendisini bildi bileli kitaplar ve içlerindeki bilgiler bütün hayatını oluşturmuştur. Balo yerine hep kütüphaneyi seçmiştir. Evlenmek istemez. Özgürlüğü, kitapları, seyahatleri evlenmeye tercih eder. Alışık olduğu özgürlüğü sadece sıra dışı bir adam ona tanırdı. Bağımsızlığıyla birine hesap verdiğini düşünemez. Akrabalarının evliliğindeki büyük aşka hep şahit olsa da evlilik ona hiç önemli gelmemiştir. Eğer bir gün evlenirse bu sadece de Warenne soyunun meşhur olduğu türden büyük, sıra dışı bir aşk yaşadığı için olacaktır. Yirmi dört yaşında böyle bir şeyin eksikliğini hissetmez okunacak binlerce kitap, gezilecek çok yer vardır. Emilian St Xavier annesi roman yarı çingenedir. Vikont olan babasının karısı doğumda ölmüş sonrada varisi ölmüştür. Babasının elinde ihtişamını kaybetmiş bir mülk, boş bir malikane durumu tehlikede olan bir unvan kalmıştır. Unvanını alacak bir varisi kalmayınca daha önce karısı öğrenmesin diye kendisinden olmadığını söylediği oğlunu yanına almıştır. Annesi kumpanyadan ayrılıp, babası ile yaşamasını istese de annesinin acısını hiç unutmamıştır. Annesini üzdüğü için babasından nefret etmiştir. Roman gururu babasının sunduğu hayata ilgisiz ve mesafeli yaşamasını gerektirmiştir .İngiliz yaşam tarzına uyum sağlama süreci çok zorlu geçmiştir. Birçok kez kaçmış hep yakalanmıştır. Son kez kaçtığında komşunun atını çalmış herkes at hırsızı olduğunu görsün diye bedeni damgalanmıştır. Sağ kulağında damga olduğu için saçlarını uzatmıştır. Daha sonra kendisi kalmak istese de annesinin roman olduğu gerçeği hiç değişmemiş aşağılamaların izlerini hep taşımıştır. Babası ölünce de Vikontluk Emilian'a kalır. Babasına hiç teşekkür edemeden ölünce babasının kendisiyle gurur duyması için tüm borçları ödemiş, mirasını iyi bir hale getirmiştir. Yaşadığı yerde Cliff de Warenne'den sonra ki en zengin soyludur. Duyguları karmakarışıktır kendisini iki tarafa da ait hissedemez. Annesinin ölümünü de öğrenince intikam almak ister ve buna da Ariella ile başlar. Bundan sonra Emilian kaçtıkça Ariella kovalar. De Warenne erkeklerinden Cliff'in yeri ayrı ona ayrı bir sempati duyuyorum tabi çocuklarının yeri de ayrı. Cliff'i olgun aile babası olarak görmek çok güzeldi. O küçük çocukların büyüyüp evlendiklerini okumakta çok keyifli. Emilian ne derse desin Ariella pes etmedi nasıl bir aşktır senin ki Ariella. Emilian çok sinir etti yeter artık dedirtti ama yaşadıklarını okudukça bazen ona da hak verdim. Bu ikiliye bayıldım çok sevdim kitabı. Bu seriye bayılıyorum okumayan kesinlikle başlamalı.

Baskı: Yemin (Warenne Dynasty, #11)

Elysee O'Neill, Alexi de Warenne ile babası ve kardeşi ile büyüdüğü Jamaika Adasından Londra'ya geldiğinde tanışmıştır. Alexi dış görünüşü ve öz güveni ile onu etkilese de hemen burun kıvırmıştır. Sonuçta annesi Rus bir soylu olmasına rağmen Alexi gayrimeşru bir çocuktu Elysee ise bir hanımefendiydi. Bu yüzden onu aşağılamak istemiştir ama Alexi reddedilmeyi umursamamış Elysee'i eğlendirmeye çalışmıştır. Babası ile birçok maceraya katılıp, gezen Alexi'nin tanıştığı en ilginç çocuk olduğunu çok geçmeden anlamıştır. Alexi aynı babası gibi bir maceracıdır, çok uzun süre karada kalamıyordur. Elysee ise maceradan nefret eder partileri ve güzel şeyleri severdi. Alexi daha çocukken bile Elysee'e kaybolursa onu bulacağına, tehlikedeyse koruyacağına dair söz vermiştir. Alexi dünyanın en başarılı denizyolu taşımacılığı şirketlerinden birinin sahibi olan babasının izinden gidip ve denizlere açılmıştır. Hayatının büyük bölümü babası ile denizlerde geçirmiştir ve yaşı geldiğinde en kazançlı ticaret yollarının başına geçmesi ve en kazançlı kargoları taşıması onun için kaçınılmaz sondu. Korkusuz ve mücadeleyi sevdiğinden işinde büyük başarılar elde etmiştir. Elysee'i gördüğünde prenses olduğunu, hayatında gördüğü en güzel kız olduğunu düşünmüştür. İki yıl sonra evine döndüğünde o çekim yine devam etmiş, yok sayamayacağı bir hal almıştır. Elysee ise Alexi döndüğünde çok heyecanlanır. Tüm maceralarını dinlemek için sabırsızlanır en çokta artık yetişkin bir kadın olduğunu Alexi'nin fark edip etmeyeceği konusunda sabırsızlanır. Çocukluktan yeni çıktığında bile erkekler onunla ilgilenmeye başlamıştır. Son iki yılda bir düzüne erkek kur yapmış, beş evlenme teklifi almıştır. Ama aklı Alexi'dedir ve Alexi'i kıskandırmak için dümencisini kullanır. Fakat bu kötü sonuçlanır ve Alexi her daim koruyacağına söz verdiği Elysee'nin itibarını kurtarmak için evlenir. Ama onu düğünden sonra bırakıp gider ve altı yıl boyunca gelmez. Elysee hiçbir şey olmamış gibi gururunu kurtarmaya çalışır, çapkın bir kadın olarak nam salar fakat bu tabi ki yalan. Alexi ise karısının tüm yaptıklarından haberdardır fakat müdahale etmez. Döndükten sonrada her şey değişir. Yine birçok yanlış anlama vardı bunlar beni sıktı ama neyse ki hepsi atlatıldı. En sevdiğim iki erkek Cliff ve Devlin biri Cliff'in oğlu biri Devlin'in kızı nasıl sevmem bu ikiliyi. İkilinin ilişkileri küçüklüklerinden itibaren var daha birbirlerini gördükleri ilk anda etkilenirler fakat tabi ki belli etmezler. O süreci okumak çok keyifliydi. Çok beğendim kitabı, nasıl bitti anlamadım. Kitabı bir önce ki kitaptan önce okudum ve bu sıralamayla okumakla iyi yapmışım. Seri kesinlikle okunmalı.

Baskı: Kusursuz Gelin (Warenne Dynasty, #8)

Leydi Blanche Harrington Maskeli balodan tanıyoruz. Tyrell ile nişanlı iken Tyrell aşık olunca aradan çekilmiştir. Babası imalat sektöründe büyük bir servet yaparak yıllar önce vikont unvanı almıştır. Çok uzun zaman geçtiği için kimse onların sormadan görme bir aile olduğunu düşünmüyordur. Blanche servet, ayrıcalık, ihtişamdan oluşan hayattan başka bir hayat görmemiştir. İmparatorluğun önde gelen kadın mirasçılarından biridir. Babası onu yeni taliplerle tanıştırmaktan vazgeçmese de nişanlısından ayrılıp aşk evliliği yapmasını istemiştir. Babası ölünce de büyük bir mirasa konmuştur. Tam sekiz yıldır evlilikten uzak durmuştur ama babasının ölümünün ardından kendisine miras kalan serveti idare etmesine yardımcı olacak bir kocaya ihtiyaç duyar. Hem güzel hem zengin olunca talipleri de çok olur. Tamı tamına iki yüz yirmi sekiz talibi vardır. O kadar çok talibi vardır ama onun ilgisini hiçbiri çekmez. Ona göre kalbi kusurluydu, atıyordu ama içinde abartılı duygular barındırmıyordu. Bir erkek yakışıklı olabilirdi ama onun nefesini kesemezdi. Hayatında bir kez olsun öpülmek istememiştir. Bir kadında olması gereken ihtirasa asla sahip olamayacağını düşünmüştür. Altı yaşındayken annesinin çıkan bir isyandan sonra ölmesi onu etkilemiş ve geçmişte ki bazı olayları hatırlamaz. Zihninde annesine dair tek bir hatıra bile kalmamıştır. İsyandan sonra tek bir kez bile üzüntüyle gözyaşı dökmemiştir kalbinde hüzne yer yoktur. Diğer kadınlara benzemediğinin farkındadır. Hayat ne sunarsa sunsun yoluna mantıklı ve soğukkanlı şekilde devam edecektir. Onun hayatında dram, elem ve ihtirasa yer yoktur. Taliplerinden birine asla aşık olmayacağından emindir. Taliplerinden uzaklaşıp kafasını dinlemek için kendisinin sandığı Cornwall'daki evine gitmeye karar verir. Arkadaşı onun Rex'den etkilendiğini anlayınca küçük bir plan ile onu Rex'in yaşadığı yere gönderir. Blanche evine gitmeden önce Sör Rex'i ziyaret etmeye gider. Ama hizmetçisi ile birlikte olduğu uygunsuz bir manzara ile karşılaşır. Uzun aradan sonra ikilinin karşılaşması baya farklı oluyor. Rex bir savaş gazisidir. Savaşta arkadaşını kurtarırken bacağını kaybetmiştir. Başarılarından dolayı sör unvanı ile bir arazi kazanmıştır. Savaş ve arkadaşı ile nişanlısının ihaneti onu tamamen değiştirmiştir. Ruhsal olarak kötü bir haldedir. Blanche'i ise yıllardır beğenir. Onu hep mükemmel, kusursuz biri olarak görmüştür. Bu yüzden kendisi ile bir yakınlığı olabileceğini hiç düşünmemiştir. Üstelik yakalandığı durumdan sonra hiç ihtimal olmadığını düşünür. Arkadaşının yaptığı küçük plan ortaya çıkınca Blanche Rex'in evin de kalmaya başlar. İkisi de birbirinden etkilendiğinden yakınlaşma kaçınılmaz olur. Blanche’ın küçükken yaşadıkları, hatırlayamadıkları baş ağrıları ile ortaya çıkınca delirdiğini düşünür. Blanche'nin o hallerine üzülmemek elde değil. Yaşadıkları Blanche'nin kaçmasına neden olur ama neyse ki ona destek olup hep yanında olan bir Rex var. Rex'in de bazı sırları, yaraları var ve bu iki yaralı insan birbirinin yanın da olunca her şeyin üstesinden gelmeyi başarılar. De Warenne ve O'Neil ailesi ve çocukları ise kitabı bambaşka bir hale getiriyor. Tüm acıların için de onların olması eğlenceli hale getiriyor. Rex'in ve Blanche'nin yaşadıkları beni üzdü ama evinden bir türlü çıkamadılar konu hep bir yönde kaldı bu durumu sevemedim. Neyse ki bir De Warenne bir kere aşık olur ve bu sonsuza dek sürer.

Baskı: Aşka Yelken Açanlar (Warenne Dynasty, #7)

Cliff de Warenne, Adare kontunun üçüncü ve en küçük oğludur. Devlet adına çalışan ünlü bir korsandır. Daha hiçbir savaşı ve davayı kaybetmemiştir. Küçük yaşta ailesinden ayrılıp denizlere açılmıştır. Servetini zor yoldan elde etmiş bolca düşman edinmiştir. Altı canını kullanmış geriye üç tane kaldığını düşünür. Çapkın biridir hatta iki tane gayrimeşru çocuğu vardır. Amanda ise bir korsanın kızıdır. Annesi bir soylu olsa da babası daha küçükken onu alıp kendisi yetiştirmiştir. Gemilerde erkeklerin arasında olunca erkek gibi büyümüştür. Bu yüzden iyi silah, kılıç kullanabilen, kendisini korumayı iyi bilen, denizcilikten de anlayan biridir. Babası korsanlık suçundan idam edilecektir. Babasını kurtarmak için valinin karşısına silahla bile dikilir, her şeyi yapmaya hazırdır. Vali ile birlikte olmaya bile hazırdır. Bu sırada valinin yanında olan tanıştığı Cliff kendisine yardım eder onu valinin elinden kurtarır ama sonuç değişmez babası asılır. Cliff erkek kılığında ki bu kızın sorumluluğunu üstlenir. Amanda'nın hayatını babasının arkasından çöpe atmasına izin vermemeye kararlıdır bu yüzden onu İngiltere'ye annesinin yanına götürmek için yola koyulur. Altı haftalık yolculuk hiç kolay olmaz. İkili birbirinden etkilenmeye başlar. Amanda Cliff'i kovalar, Cliff kaçar. Cliff ne kadar etkilenirse etkilensin uzak durmaya çalışır çünkü o koruması gereken biridir. Yolculuğu bitirirler ama Amanda'nın annesi onu kabul etmez. Bu yüzden Cliff Amanda'ı evlendirmeye karar verir ve hamisi olur. Koca bulma işine girişir ama sonuç listede ki tüm isimlere bir bahane bulmak olur. O kadar inkardan sonra nihayet kabullenirler ve mutlu bir son okumuş oluruz. Kitap öyle güzel başladı ki elimden bırakamadım nihayet hovarda Cliff de Warenne'de aşık oldu. İkilinin tanışması daha ilk andan o çekim güzeldi. Nasıl devam edecek diye merak içinde bıraktı. Bir süre sonra Cliff sinir etmeye başladı yeter artık bu kadar da naz olmaz ki dedirtti ama sonra güzel bitti kitap. Denizde alevlenen aşklara bayılıyorum. Amanda harikaydı çok sevdim onu. Serinin tüm erkekleri kızlara çok çektirdi bu bir gerçek. Akıcı bir kitaptı bu yazarı seviyorum.

Baskı: Kaçak Gelin (Warenne Dynasty, #6)

Sean O’Neill, Devlin'in kardeşidir. Anneleri Mary korkunç bir katliam sırasında İngilizler tarafından dul bırakılmıştır. Dul bir adamla evlenen annesinin yeni kocasının üç oğlu ve kızı ile büyümüşlerdir. Sean O'Neill'lara ait yanan araziyi yeniden verimli topraklara dönünceye kadar günlerce, haftalarca sürmüştür. İngiliz askerlerinin telef ettiği hayvan sürüleri yerine yenilerinin gelmesi için her aşamasıyla ilgilenmiştir. Malikaneyi teriyle, kanıyla, gözyaşıyla yeniden var etmiştir. Askeaton'ı abisi için yeniden var etmiştir. Görevinden ayrılan abisi karısı ve kızı ile gelmiştir. İstediği şeyin ne olduğunu tam olarak bilmese de orada ki görevinin bittiğini bilir. Dışarıda bir şeyler onu bekliyordur. Bu yüzden yirmi dört yaşındayken kaderin karşısına çıkarmayı planladığı macerayı düşünerek evden ayrılmaya karar vermiştir. Gittiği sırada üvey kardeşi Eleanor de Warenne peşine takılır. Zaten babası annesi ile evlendiğinden beri bir gölge gibi sürekli peşinde dolanmıştır. Daha küçük bir çocukken Sean'a aşık olduğuna karar vermiş ve günün birinde onunla evlenmeyi kafasına koymuştur. Eleanor'un bu sahiplenişi Sean'ı hep eğlendirmiş ve eninde sonunda bu düşünceden vazgeçeceğini düşünmüştür. Aralarında gerçek bir kan bağı olmasa da Sean onu hep kardeşi olarak görmüştür. Giderken Eleanor'da onunla birlikte gitmek ister. Sean götürmeyince de kendisi için geri döneceğine dair ondan söz alır. Eleanor ikisi üvey olmak üzere beş erkek çocuğuyla büyümüştür. Londra'nın balo salonlarında dans etmek için değil İrlanda'nın tepelerinde at sürmek için yaratılmıştır. Diğer leydilerin aksine tüfek, kılıç kullanır, kısa pantolonla erkek gibi ata binerdi. Çocukluğundan beri sevdiği Sean'dan yıllarca haber alamaz. Dört yıl geçtikten sonra bir haber gelmeyince herkes Sean'ın öldüğüne inanır. İnanmayan kabullenmeyen tek kişi Eleanor'dur. Üç yıl boyunca Sean'ın dönmesini beklemiş bir sabah dehşet verici gerçeği kabullenerek uyanmıştır. Sean gitmişti ve dönmeyecekti. Birkaç gün boyunca kendisini odasına kilitlemiş en iyi arkadaşının, aşık olduğu adamın yasını tutmuştur. Dördüncü günün sabahında babasının yanına gidip evlenmeye hazır olduğunu, uygun bir eş bulmasını istemiştir. Bir ay sonrada evleneceği adamla tanıştırılmıştır. Zengin, unvan sahibi kendisine uygun bir nişanlısı vardır. Üç gün sonra herkesin onun için mükemmel olduğunu düşündüğü nişanlısıyla evlenecektir ama Sean'ın hala yaşıyor olma ihtimali varken nasıl evleneceğini düşünmeye başlar.Bu düşünceler ile boğuşurken Sean aniden kaçak olarak ortaya çıkar. Sean bir isyana karışıp ayaklanma başlatınca istemediği olaylar olmuş ve hapse atılmıştır. İki yıl boyunca hücrede kalıp zor günler geçiren Sean bir yolunu bulup kaçmıştır. Devlet tarafından aranan, başına ödül konmuş bir kaçaktır. Ayrıca bu dört yıl için de bir evlilikte geçirmiştir. Arandığı için kaçmak zorundadır. Kaçmadan önce Eleanor'un evleneceğini öğrenince son bir kez de aileme bakarım diye eve dönünce işler tamamen değişir. Yıllar sonra sevdiği adama kavuşan Eleanor ne olursa olsun bırakmak istemez üstelik bu kez duyguları karşılıklıdır. Sean ne kadar sevse uzak kalamasa da yakınlaşmalarına rağmen Eleanor'u nişanlısına gönderir. Yıllar sonra kavuşan Eleanor kolay kolay bırakır mı? Tabi ki hayır. İkili yüzünden seride en az sevdiği kitap olmasına rağmen kitap harikaydı. O'Neil erkeklerine bayılıyorum ama Eleanor'un sürekli Sean'ı kovalaması, Sean'ın istemesine rağmen kaçması beni biraz sıktı. İkilinin aşkının daha fazla anlatılmasını isterdim bunun dışında kitap güzeldi. Bu aileye bayılıyorum.

Baskı: İmkansız Aşk (Warenne Dynasty, #10)

Sıra meşhur De Warenne erkeklerinden Sör Rex'in oğlunun hikayesine gelmişti ve bence harikaydı. Clarewood Dükü Stephen dönemin en zengin, en güçlü, en gözde bekarıdır. Üvey babası tarafından kusursuz bir dük olması için yetiştirilmiştir. Mükemmel olma ihtiyacı daha küçükken içine işlenmiştir. Bir dükün başarısız olmasına izin verilmezdi. Hayatı boyunca o ya da bu konuda ustalaşmak için çalışmadığı bir zamanı hatırlamazdı. Geceleri bile çalışmıştır ama hiç övgü almamıştır. Hep bunun eksikliği ile yaşamıştır. Dük ölüm döşeğindeyken de bir övgü duymak istemiştir ama dük Clarewood'dan asla vazgeçmemesi için yemin ettirmiştir. Uzun yıllardır gelinini arar ama aslında evliliğe hiç niyeti yoktur. İngiltere'nin sunabileceği en iyi eş adaylarını reddetmiştir. Alexandra'nın kanser olan annesi gözlerinin önünde eriyip gitmiştir. En büyük abla olduğu için aileyi bir arada tutma görevi onun olmuştur. Babası ve kardeşlerine bakacağına dair annesine söz vermiştir. Bu yüzden sevdiği nişanlısından ayrılmıştır. Aileyi bir arada tutmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Bir zamanlar kendisi ile partilere katılan kadınlar dikiş yaptığı müşterileri olmuştur. Giysileri eski moda ve çok fazla onarım görmüştü, çatıları akıyordu, yemekleri sınırlıydı ama yine de hiçbir şeyleri olmamasından iyi olduğunu düşünür. Annesi öldükten dokuz yıl sonra babası kont rolünü tamamen kaybetmiş, kumar düşkünlüğü ellerindekileri satmalarına neden olmuştur. Yoksulluk içindelerdir ve sürekli içen babası artık onlara bakamayacağını söylemiştir. Alexandra'nın yaşlı ve zengin bir talibi vardır. Kardeşlerinin iyi bir hayatı olmasını istediğinden kabul eder. Talibinin zorlaması ile kardeşleri ile birlikte uzun zamandır katılma şanslarının olmadığı bir davete katılırlar ve davette Stephen ile tanışır. Ertesi gün Stephen hemen çiçekler gönderir ama reddedilir. Sonra takı gönderir yemeğe davet eder. Kendisiyle evlenmek isteyen bir talibi vardır ve Stephen'in evlenmek gibi bir arzusu yoktur. Bu yüzden hediyesini iade etmek için evine gider ama Stephen vazgeçmemeye kararlıdır. Alexandra'da evlenmek istemediğine karar verir ve Stephen ile kardeşlerinin geleceğini garanti altına alacak bir anlaşma yaparak sevgilisi olmaya karar verir. Fakat Stephen masumluğu ile onu kandırıp evlenmeye zorlama niyetinde olduğunu düşünüp ona çeyiz yapması için bir çek yazar ve gider. Dedikodular yayılır Alexandra adını, saygınlığını, onurunu kaybeder. Babası onu evden kovar bir pansiyonda rezil diye anılıp, dikiş dikerek geçinmeye çalışırken bir sürprizle karşılaşır. İkili ilk karşılaştıkları andan itibaren birbirinden etkilenir ama tabi ki engeller var ve bu yerleri okurken bazen sinirlensem de kitabı çok sevdim. Alexandra'ı çok sevdim o kadar zorlukla baş etmek zorunda kaldı ki buna rağmen bir kez bile pes etmemesi, o sağlam duruşu beni çok etkiledi çokta üzüldüm o zor durumlarını okurken. Yanlış anlamalardan bıktım artık. Stephen'ın o dinlemeyen, hemen kestirip atan halleri sinir etti beni asla pes etmeyen hayırı kabul etmeyen o haline ne oldu diye sorguladım. Neyse ki düzeldi durum ve Stephen de nihayet aşkını buldu. Bayıldım kitaba kesinlikle okunmalı.

Baskı: Buz Prenses (Prince Trilogy, #3,5)

Coral Smythe seride ki erkeklerin sık sık gittiği Afroditin Mağarası'nın sahibidir. Coral, en son sevgilisi ile yaşadıklarından sonra erkekler ile ilişkisini kesmiştir. İki yıldır çalışmaz. İstemediği bir bahise kadar. O gece ki şans oyununda Afrodith'in kendisini Coral'ı sunarlar. Yedi gece boyunca kazanana dilediği gibi hizmet edecektir. Dört ay önce Afrodith'in Mağarasında bir yangın çıkmıştır. Kimse ölmemiş, binanın sadece bir kısmı yanmıştır. Fakat orta kanadın yeniden yapılıp, döşenmesi gerekmiştir. Mağara tekrar açıldığında Coral yıkılmadığını göstermek için büyük bir açılış kutlaması yapmıştır. Bunların hepsine çok para gitmiştir. Parayı Jimmy Hyde'dan borç almıştır. Asıl finansörlerinden birkaç tanesi paylarını Jimmy'e satmıştır. Jimmy mağarada ki hisselerin çoğuna sahip olmuştur aslına bakılırsa Afrodidit'in Mağarası onun olmuştur. Ve bu Coral'ında onun olduğu anlamına geliyordu. Reddederse onu sokağa atabilirdi. O olmazsa mağara, kızlar, oğlanlar savunmasız halde hiç de nazik olmayan Jimmy ile karşı karşıya kalacaktı. Bu yüzden kabul eder. Kaptan Isaac Wargate askerlerini toplamak için geldiği Afroditin Mağarasın'da planın da yokken bir bahise girer. Hiçbir insan bedeninin ticareti ona göre değildir. Bahis kazananın yedi gece Coral ile olacağı bir bahistir. Coral'ın istemediğini, huzursuzluğunu anlayıp bahse giren Isaac bir anda kendisini bahsin kazananı olarak bulur. Yedi gece boyunca Coral ile konuşur, yemek yer, oyun oynar ama onu asla istemediği bir şeye zorlamaz. Carol ise daha önce kendisine böyle davranan bir erkek ile hiç karşılaşmadığından şaşırsa da mutlu olur. Tüm erkeklere karşı soğukkanlı iken sadece Isaac onun kanını kaynatır. Onun adeta şahsi kıyametiydi. Bu vakit geçirmeler aşka dönüşürken ikili bir sınav vermek zorunda kalır. Tabi ki sonu mutlu son. Serinin ara kitabı yine farklı ve güzel bir kitap. Yazara bayılıyorum. Hikayeyi sevdim çok kısaydı ama güzeldi. Keşke daha uzun olsaydı ve ikiliyi daha çok görebilseydik.

Baskı: Günahkar Aşık (Legend of the Four Soldiers, #1)

Samuel Hartley'in annesi kız kardeşini doğururken ölmüş babası da birkaç ay sonra ölmüştür. Babasının erkek kardeşi ve eşi kardeşine bakmış oda yatılı okula gönderilmiştir. Spinner’s Faals’ta yaşanılan katliamdan kurtulmuştur ama etkisinden hala kurtulamamıştır. Savaşta saldırıya uğramışlardır yerlerinin tesadüfen bulunmadığını ihanete uğradıklarını düşünür. Bu haini bulmak için Amerika'dan çok yabancısı olduğu farklı olduğunun hissedildiği Londra'ya gelir. Yanında kardeşini de getirmiştir.Kardeşi ile Londra'da üç ay kalacaktır. Çoğunlukla işlerle meşgul olduğundan kardeşinin eğlenmesini, yaşıtı hanımefendilerle tanışmasını ister. Londra sosyetesine kabul edilmesi için yardıma ihtiyacı vardır. Kardeşinin sosyeteye girebilmesi içinde bir hami bulması gerekiyordur ve o kişi Emeline Gordon olur. Emiline'nin evinin yanında ki evi kiralamıştır ve karşısına çıkıp onu da kiralamak istediğini söyler. Emeline karşısına çıkıp kardeşini balolara ve partilere götürecek birine ihtiyacı olduğunu söyleyen Samuel'in teklifini önce kabul etmez. Sadece sosyetenin en yüksek tabakasında ki hanımları alırdı. Samuel'in kardeşinin standartlarına uyacağını düşünmez ve kabul etmez. Fakat Samuel abisini tanıdığını söyler ve onun anısına buna yapacağını düşünmüştür. Abisi 28. alay katliamında öldürülmüştür. Abisi için teklifi kabul eder. Emeline duldur, oğlu ve teyzesiyle yaşar. Arka arkaya yaşadığı kayıplardan sonra toparlanmaya çalışıp, kalan ailesine bakar. Hamilik sayesinde ikili sık sık bir araya gelir. Samuel hiçbir fırsatı kaçırmaz sürekli Emeline'nin yanındadır. İkili birbirlerinden çok etkilenir. Samuel çok çabuk aşık olup duygularını kabullense de Emeline hemen kabullenemez. Emeline'nin bir nişanlısı var, sorumlulukları var üstelik büyük bir sınıf farkı var ama aşkta sınıf farkı ne kadar etkili olur bunu çok iyi gördüğümüz bir kitap. Yazar sevdiğim yazarlardan ve uzun süredir bir kitabını okumamıştım gerçekten özlemişim. Emeline'nin kaybetme korkusu ile bir daha birine bağlanacak kadar kendine güvenememesi Samuel'in inatçılığı, cesurluğu, savaştan aldığı duygusal yaralarıyla savaşı etkileyiciydi. Savaştan dönen yaralı erkeklerin yaralarını saracak birini buldukları hikayelere bayılıyorum. Ayrıca bölüm başlarında ki hikayede güzeldi yazarın bu özelliğini seviyorum. Nasıl bittiği anlaşılmayan güzel kitaplardan.

Baskı: Bana Aşkını Söyle (Legend of the Four Soldiers, #2)

Kitap ilk kitaptan Emeline'nin nişanlısı Kont Vale ve arkadaşı Melisande'nin hikayesi. Melisande yirmi sekiz yaşındadır. Mutluluğu ümit etme yaşının geçtiğini düşünür. Hep kalabalıkların çevresinde gezinenlerden olmuş hiç odak noktası olmamıştır. Başından yıllar önce bir nişanlılık geçmiş ve terk edilmiştir. Onun acısını yıllar sonra unutmuştur. Hatta son altı yıldır Lord Vale`e aşıktır. Gizliden gizliye onu izlemiş, kimseye duygularından bahsetmemiştir. Jasper Renshow Vikont Vale yedi yıl önce Majesteleri'nin Ordusu'nda bir yüzbaşıydı. Sömürgelerde Fransızlarla savaşmıştır. Spinner's Falls'ta 28. piyade alayı zaferden sonra dönerken Kızılderililerin saldırısına uğramış savunma pozisyonuna bile geçememişlerdir. Alayın neredeyse tamamı yarım saat içinde katledilmiştir. Jasper ve sekiz kişi tutsak alınmıştır ve zor bir süreçten sonra kurtulabilmiştir. İlk kitapta Vale terk edilmişti. Düğün gününde yeni müstakbel gelini tarafından terk edilir. Aldatılmış ve bir papaz yardımcısı yüzünden terk edilmiştir. Bir yıldan kısa bir sürede ikinci kez evlilikten dönmüştür. Yanlışın nerede olduğunu merak eder. Sorunun kendisinde olabileceğini düşünür. Belli ki sahip olduğu bir özellik karşı cinse itici geliyordur. Bu düşünceler içindeyken Melisande kararlı bir şekilde Vale'e evlenme teklif eder. Melisande beş parasız bir papaz için mihrapta terk edilmiş olsa da varlıklı, unvan sahibi bir adamın kendisinden genç ve güzel bir kadını seçebileceğini düşünür. Vale'nin kendisini aşağılayacağını, güleceğini düşünse de tek şansıdır. Onun bir an önce evlenmek istediğini anlamıştır. Kendisi de kardeşlerinin cömertliğinden faydalanmak yerine kendi evinde yaşamayı ister. Mükemmel bir çeyizi ve geliri vardır ama bekar bir kadının yalnız yaşaması alışıldık bir durum değildir. Bu yüzden evlenmek ister. Vale bu teklife çok şaşırır. Aslında Melisande'i tanır ama adını bile aklında tutacak kadar önemsemez, ilgisini hiç çekmemiştir. Fakat evlilik için fırsat ayağına geldiğinden teklifi kabul eder. Aynı gün gelinini kaybedip yeni bir nişanlı bulmuş olur. Melisande'de diğerleri gibi vazgeçmeden hemen evlenmek ister. Böylece ikili çok beklemeden evlenir. Vale Spinner’s Faals’ta yaşanılan katliamın sorumlusunu araştırmaya devam eder. Bir yandan da katliamda ruhen aldığı yaraları sarmaya çalışır ayrıca yeni eşine alışma süreci de var. Melisande'i sevemedim utangaç bildiğimiz kızın sırları belki de bunda ki etkendir. İkilinin birbirini yavaş yavaş tanıması sırlarını çözmesi güzeldi. Uzun süredir aşık olan Melisande'nin davranışlarında farklılık beklerdim çok sıradandı öyle uzun süredir seven biri gibi değildi. Bunun dışında güzeldi. Araştırmanın sonunu merak etmeye başladım.

Baskı: Seni Kalbime Yazdım (Legend of the Four Soldiers, #3)

Serinin üçüncü kitabı aslında ikinci kitapta gördüğümüz Sör Alistair ve Helen Fitzwilliam'ın hikayesi. İkinci kitaptan Melisandre toplum tarafından metres olduğu için dışlanan Helen ile herkesin aksine konuşmuş ve Helen dükten çocukları ile kaçarken ona yardım etmiş ve onu İskoçya'da ki Alistair'in kalesine göndermişti. Helen'in babası bir doktordur. Hasta ziyaretlerinde babasına eşlik edip, yardım etmiştir. Yine böyle bir ziyarette Lister Dükü ile tanışmış ve metresi olmuştur. Dük kendisine ait olan hiçbir şeyden vazgeçmeyen bir damdır. Helen ile senelerdir birlikte olmamış başka metresler edinmiştir ama Helen'i bir türlü bırakmamıştır. Çocuklarıyla yıllardır iki kelime bile konuşmamıştır ama Helen'i ve iki çocuğunu malı olarak görür. Sekiz yıl önce Helen kızı bebekken dükü terk etmek istemiş ama dük bebeğini alıkoymuş, çocuğunu istiyorsa ilişkisini sürdürmesi gerekmiştir. Helen düke aittir ve hiçbir şey bunu değiştiremezdi. Helen'de tüm köprüleri ateşe verip dükü terk etmeye karar vermiştir. Böylece Alistair'in kapısına dayanır onun yeni kahyası olduğunu söyler. Alistair Spinner Falls'taki katliamda yaralananlardandır. Altı yıl önce yirmi sekizinci alay pusuya düşürülmüş alayın hepsi katledilmiştir. Alistair'de dahil olmak üzere birkaç kişi oradan canlı kurtulmuştur. Aslında Alistair alayın bir üyesi bile değildir. Kitabının araştırmaları için orada olan bir sivil olmasına rağmen yüzünden yaralanmış, tek gözünü ve sağ elinin işaret parmağı ile küçük parmağını kaybetmiştir. Dönmesine üç ay kala oraya düşme talihsizliğini yaşamıştır. Onu gören herkes özellikle çocuklar ve kadınlar çığlıp atıp kaçmıştır. Düşüp bayılanlar bile olmuştur. Bu tepkilerden dolayı insanların bulunduğu yerlerden hoşlanmaz ve kendini kalesine kapatmıştır. Helen ve çocukları kapısına dayanınca şaşırır. Kahyası yoktur ve kahya edinmek gibi bir arzusu da yoktur. Arkadaşının karısı vikontes Vale kendisine kahya göndermiştir. Alistair gece kalmalarına izin verir ama sabah onları gönderecektir. Helen karalı olduğundan kısa bir sürede olsa kalmaya ikna eder Alistair'i. Kalenin Helen'in dokunuşlarına ihtiyacı vardır tabi hem fiziken yaralı hem de ruhen yaralı Alistair'in de. Normalde yazarın kadın karakterlerini çok sevmem ama Helen'e bayıldım. Çocukları, Alistair'in çocuklarla ilişkisini, daha kaleye adım attıkları ilk anda değişen hayatlarını okumak güzeldi. İkilinin ilişkisi çok ama çok güzeldi. Alistair'in yaralarıyla yaşamayı Helen'in ise geçmişiyle yaşamayı göze alması harikaydı. Bu kadın nasıl böyle güzel karakterler yaratıyor hayranım. Serinin en güzel kitabı bayıldım.

Baskı: Kalbin Gölgesi (Maiden Lane, #4)

Seri St. Giles Hayaletinin hikayesi ile devam ediyor St. Giles Hayaleti ise önceki kitaplardan tanıdığımız yetimhanenin müdürü Winter Makepeace'dir. Winter yakışıklı korsan Mick'i dar ağacından kurtardıktan sonra yaralanır ve ona yetişen kurtaran kişi ise Isabel Beckinhall olur. Isabell onu kurtarır ama maskesini çıkarıp ta gerçek kimliğini öğrenmez. Isabel yetimhanenin yeni koruyucularındandır. Sık sık yetimhaneye gitmeye başlar ve Winter ile aralarında sürekli atışmalar olur tabi tatlı atışmalar. Kimsesiz çocuklar yararına kurulmuş olan Leydiler Sendika'sını yeni yetimhanenin son teftişinde temsil etmeye gönüllü olmuştur. Bu yüzden St. Giles'ta olduğu sırada yaralı St. Giles Hayaletini bulur ve yardım eder. Olağan ve rutin olarak başlayan günü hayaleti kurtarması ile biter. Hayaleti kurtarmıştır fakat kim olduğunu bilmez. Öğrenene kadar geçen sürede sonra ki sürede güzeldi. Winter hem kimliğini saklar hem yeni bir iş üzerindedir hem de yetimhane için uygun görülmez. Tek başına çocuk ve bebeklerle dolu olan bir kurumu idare etmeye uygun görülmediğinden görevinden ayrılması istenir. Winter bu yüzden gece gündüz mücadele içindedir. Yetimhane bundan sonra Leydiler Sendikası'ndan dolayı farklı bir statüye sahip olacak ve Winter her türlü toplantıya, çay partilerine, balolara davet edilecektir. Toplantılarda sergileyeceği davranış tarzı onun hamisi olan leydilerede yansıyacaktır. Yeni yetimhanenin açılışıyla birlikte çok daha kibar bir müdüre ihtiyaçları vardır. Bir hanımefendiyle açıkça hakaret etmeden iletişim kurabilecek, kontlarla düklerle bir araya gelebilecek bir yönetici olmalıdır. Daha fazla para toplaması için ikna gücünü kullanması, prestijini sağlamlaştırması gerekecektir. Winter'in görevinden ayrılmasını istemeyen bir grupta vardır. Cemiyet kurallarını ve inceliklerini bilen, Winter'in içinde saklı olan cevheri ortaya çıkaracak, yeterli özgüvene sahip bir hanımefendiye ihtiyaçları vardır. Böylece Winter'i eğitip uygun hale getirme görevini Isabel'e verirler. Bu sayede çift sürekli bir araya gelmeye başlar. Başta tatlı atışmalar olsa da daha sonra yakınlaşma başlar ve bence bu çift çok yakıştı. Aslında ikisi de göründüğü gibi değildir ve yakınlaştıkça birbirlerinin sırlarını keşfedip yaralarını sararlar. Winter onun böyle vazgeçmeyen karalı bir aşık olacağını düşünmemiştim Isabel'i ikna edebilmek için yılmadan yavaş yavaş verdiği mücadele çok güzeldi. Severek eğlenerek okudum. Yine kitapta bir sonra ki kitabın karakterleri de vardı ve sonra ki kitap için sabırsızlanıyorum.

Baskı: Çirkinin Aşığı (Prince Trilogy, #1)

Anna Wren, kayınvalidesi ile yaşayan bir duldur. Altı yıl önce hummadan ölen kocası yaşamlarını sürdürmeleri için onları çok az parayla bırakmıştır. Maddi durumları kötü bir hal alınca çalışmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kilise papazı olan babası kendisini eğitmiştir ve çalışmaya kararlıdır. Bir mürebbiye ya da refakatçi olabileceğini düşünür ama hemen iş bulamaz. İş aradığı dönemde karşılaştığı Edward de Raaf'ın yardımcısı sayesinde kontun sekreter aradığını öğrenir. Kontun sekreteri istifa etmiştir orada iki günden fazla kalmaya dayanabilecek bir sekretere ihtiyacı vardır ve aradığı işi bulmuş olur. Swartingham Kontu Edward de Raaf, küçükken geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle yüzü ve vücudunda yaralar olan bir adamdır. Karısı doğum yaparken kendisini sevmediğini, iğrendiğini söyleyip ölmesi, yara izleri onu kendi halinde yalnız bir adam yapmıştır. Duygusal çöküntüsü onu huysuz, kaprisli bir adam haline getirince kendisine sekreter dayanmaz hale gelir. Kaçan sekreterleri duyan biri olsa onun canavar olduğunu düşünürdü. Edward ise sekreterlerin bir erkekten çok fare olduğunu düşünür. Sekreterlerin hiçbirinde dün neredeyse ezeceği ve atından düşmesine sebep olan kadın kadar yürek olmadığını düşünür ve karşısında yeni sekreteri olarak onu bulur. Aslında erkek bir sekreter isteyen Edward işerini düzenli bir halde bulunca bu becerikli kadını kovamaz. Sabırla işini yapan Anna ile yakınlaşmaları da kaçınılmaz olur. Ayrıca Edward Ravenhill Abbey'de yeniden yaşayıp orayı tekrar bir yuva haline getirmeye kararlıdır. Kontluğunun merkezi ve aile ağacını tekrar dikmeyi düşündüğü yer orasıdır. Boş koridorlarının yeniden çocuk kahkahalarıyla çınlamasını, soyunu devam ettirecek hayatına az da olsa neşe katacak bir çocuk ister. Ama Anna işleri değiştirir. Edward'ın arada gittiği Afrodit'in Mağarası ise ikilinin ilişkilerini geri dönülemez şekilde değiştirir. Anna Edward ile birlikte olmak için gizliliğin esas olduğu herkesin maske taktığı bu geneleve gider . Yardım aldığı kişi sayesin de Edward'ın odasında bulur kendini. Edward hem bu gizemli kadından hem de Anna'dan çok etkilenir. İkisinden de kopamaz ama işler karışınca da ikili kendini geri dönemeyecekleri bir yolda bulur. Her kitabı ile beğenimi kazanan yazarın bu kitabı da güzeldi. Yazar en sevdiğim yazarlardan. Kitapta öyle güzel iki karakter yaratmış ki ikisi de alışık olduğumuz kusursuz karakterlerden değil. İkisinin de problemleri mücadeleleri var her şeye rağmen ayakta kalan güçlü karakterler. Sürükleyici bir kitap nasıl bittiğini anlamadığım kitaplardan.

Baskı: Yabani Aşık (Legend of the Four Soldiers, #4)

Yedi yıldır kayıp olan ve öldü sanılan Reynaud St. Aubyn aniden ortaya çıkar. Yokluğunda Blanchard Kontluğunu Beatrice Corning'in amcası Reggie miras almıştır. Reynaud aylarca yolculuk etmiştir. Yolun büyük kısmında yayan, parasız, dostsuz ve itibarsızdı. Son haftalarda ateşten kıvranmış ama hedefe çok yaklaştığından vazgeçmemiştir. Nihayet artık evindedir unvanını geri almaya kararlıdır. Düştüğü esarette yaşadıkları onu fazlasıyla katılaştırmıştır. Unvanını almak için savaşırken ailesi ölünce amcası ile yaşamaya başlayan Beatrice ile daha da yakınlaşır. Beatrice'nin son derece sıkıcı çay partisinde aniden uzun saçlı, sakallı, küpeli, yüzü dövmeli, belinde kocaman kılıcı olan Reynaud ortaya çıkınca büyük bir karmaşaya sebep olur. Beatrice düşüp bayılan Reynaud'un gerçek kişiliğini hemen fark eder. Zaten oraya gittiğinden beri kontun resmi kendisini çok etkilemiştir. Her sıkıldığında, ihtiyacı olduğunda kendini hep portrenin önünde bulmuştur. Reynaud aniden belirince de hayatı tamamen değişir. Onun yanlarında kalmasını sağlar. Amcası ise tabi ki bu durumdan şikayetçidir gerçek kimliği kanıtlanırsa her şeyini kaybedecektir. Birde Reynaud'un ani dönüşü bazılarını rahatsız eder ve saldırılar gecikmez. Böylece ikili büyük bir maceraya adım atar. Spiner Falls'taki baskında yaralanan askerlerin hikayesini anlatan serinin son kitabında nihayet hainde yakalanıyor. Önce ki kitapların kahramanları da vardı. İlk kitaptan Samuel Hartley ve Emeline'den bebek haberi var. İkinci kitaptan Lord Vale ve Melisande ikilisi de bebek bekliyor. Hepsinden haber almış olduk. Yazar en sevdiğim ne yazarsa okurum dediğim yazarlardan. Her kitabını keyifle okurum bu kitapta akıcı ve güzeldi beğendim. Reynaud'un vahşiliğinin katılığının Beatrice nin aşkıyla yok olması çok güzeldi. Ayrıca Reynaud'un yüzündeki dövmesi ve küpesi de harikaydı onu daha çok sevmemi sağladı. En çok sevdiğim yerlerden biride Reynaud'un bir daha kimsenin esareti altına girmeyeceğini söylemesine rağmen Beatrice için esareti bile göze almasıydı çok etkileyiciydi. Beatrice'nin 5 yıl boyunca Reynaud'un portresine aşık olması onunla konuşması da çok etkileyiciydi. Beni şaşırtan Reynaud döndükten sonra akrabalarının çokta sevinmiş görünmemesiydi. Yıllar sonra kavuşmanın verdiği mutluluğu göremedim. Reynaud'un sürekli benimsin deyip sahiplenmesi çok güzeldi. Beğendim.

Baskı: Saklı Şehvet (Maiden Lane, #3)

İlk kitapta Londra'nın en azılı nehir korsanı Mickey, Silence'nin kocasının gemisinin yükünü çalmıştı. Silence sadık bir eşin yapması gerekenin bu olduğunu düşünerek Mickey'in sarayına gitmiş ve bir pazarlık yapmıştır. Mickey yükü iade edecek karşılığında da Silence geceyi orada geçirecektir. Mickey'in yorumuyla kocası onu gerçekten seviyorsa aralarında bir şey geçmediğine inanacaktır. Ertesi sabah elbisesinin önünü açıp, saçını karıştırıp o haliyle sokakta yürümesini istemiştir. Silence hayatında yaptığı en zor şeyi yapıp sokakta o halde evine yürümüştür. Kocası da dahil kimse Silence'a inanmamıştır. Bu olaydan sonra hayatı resmen alt üst olmuştur. Bir gün kapısına bir bebek bırakılır. Silence onu abisinin işlettiği yurda götürür. Kocası öldükten sonra kendisi de yurtta kalmaya, abisine yardım etmeye başlamıştır. Bebeğe bağlanır bebekte ona, kendisine gelen hediyelerden bebeğin babasının Mickey olduğunu anlar. Mickey bebeği hayatında gördüğü en saf insana Silence'e emaneten bırakmıştır. Silence uzun zaman sonra tekrar Mickey'in sarayına gider çünkü Mickey kızını almıştır. Kızı büyük düşmanı tarafından öğrenilmiş ve tehlikededir bebeği yurda göndermeyecektir. Silence de bebeği istiyorsa sadece yanında kalabilecektir aslında bu Mickey'in Silence'i orada tutabilmek için aradığı fırsattırda. Silence bebekten ayrılamayacağı için adını çıkaran bu adamla kalmayı kabul eder. St. Giles'taki en azılı adamla, bir yıldır korktuğu ve nefret etiği adamla aynı evde oturmaya mecburdur. Azda olsa onarmayı başardığı onuru yeniden paramparça olacak olsa da başka çaresi yoktur ve böylece olaylar başlar. Silence'nin tek istediği aile, aşk iken Mickey'in isteği para, güçtür. Para güçtü onun için, bir kadın için kendini güçsüz duruma düşürebilecek miydi acaba? İlk kitap bittikten sonra hemen korsanlar kralı Mickey O'Connor'ın hikayesini okumak istemiştim beni çook etkilemişti kitap boyunca da öyle oldu. Mickey ona hayran oldum yazarın en beğendiğim erkek karakteri oldu resmen. Yaşadıkları her şeye rağmen başarısı, güçlü duruşu harikaydı. Nasıl güzel sevdin sen bayıldım. Silence aklımda saf çekingen bir tip olarak kalmıştı ama bu kitapta oldukça cesurdu sevdim onu da. Yan karakterlere bu seride fazlasıyla yer veriliyor bu kitapta da yine öyle oldu ve bir sonraki kitap için merak uyandırıyor. Kitap çok güzeldi bazen dram, bazen aşk, bazen macera her şey vardı. Duygu yüklü bir kitap kesinlikle okunmalı.

Baskı: İntikam Maskesi (Maiden Lane, #5)

Önce ki kitapta Godric St. John'ın St. Giles hayaleti olduğunu öğrenmiştik. Godric ilk hayaletten eğitim alan üç kişiden biridir ama bunu yapmaya hemen başlamamıştır. Evlendikten bir yıl sonra çok sevdiği karısı hastalanmış iyileştirebilmek için çok uğraşmış fakat sonuç alamamıştır. Bu süreçte karısının ölümünü izlemekten alıkoyacak işe St. Giles hayaleti olmaya başlamıştır. Karısı öldükten sonra da St. Giles sokaklarında suçluları kovalamıştır. Doyumsuz Zevkler kitabının kahramanı Griffin Godric'in kimliğini öğrenir ve ona hamile olan kardeşi Margaret ile evlenmesi için şantaj yapar. Düğünden önce hiç konuşmadığı Megs ile karnında ki bebeğe bir isim gerektiğinden şantajdan sonra evlenirler. Düğünden hemen sonra Megs evlenmelerine neden olan bebeği kaybeder ve Londra'dan ayrılır. İkili hayatlarına ayrı bir şekilde devam eder. Bir yıl boyunca üvey annesi ve kardeşlerinden gelen ufak tefek haberler dışında karısı ile hiç iletişimleri olmamıştır. Sonra günün birinde hiç ummadığı bir anda karısı mektup yazmıştır. Sonra ayda bir ya da iki kez uzun sohbet içerikli mektuplar yazmaya devam etmiştir. Godric nasıl karşılık cevap vereceğini bilmediğinden herhangi bir cevap yazmamıştır. Gelen mektupları sabah kahvesinin yanında gördükçe içine bir rahatlama hissi doğmuş mektuplar bir ya da iki gün geciktiğinde sabırsızlandığı bile olmuştur. Fakat Godric'in iki sene sonra karısını ilk görüşü karısı ona silah doğrulturken olur. Megs hayaletin kocası olduğundan habersizdir. Londra'ya sevgilisini öldürdüğünü düşündüğü hayaleti öldürmek ve kocasından bebek istediği için gelmiştir. Karısı ve uzak durduğu üvey ailesinin yeniden hayatına girmesi ile Godric önce zor günler yaşar. Karısı ile öldüğünü düşündüğü duygularının hala yaşadığını Megs sayesinde anlar. Megs ise duygularından dolayı ölen sevgilisine ihanet ediyor gibi hissetse de zamanla bu duyguları aşmayı öğrenir. Ayrıca kitapta önce ki kitapların kahramanlarından Winter Makepeace'nin durdurduğu çocukları kaçırıp, kaçak atölyede çorap imal etmek için çalıştıran çete yine ortaya çıkar ve onları durdurma görevi Godric'e kalır. Bir yandan bu işle uğraşır bir yandan Megs'in sevgilisinin katilini arar bir yandan da Megs ile olan duyguları ile uğraşır. Sevdiklerini kaybeden ve yeniden seven bu ikilinin hikayesi çok güzeldi. Megs'in hayaleti öğrendikten sonra ki tavrı, şüphelenmemesi bunun problem olmaması güzeldi. Kitapta Winter Makepeace az da olsa karısı Isabel'de vardı. Megs'in abisi Griffin karısı Hero ve oğulları sık sık yer aldı. Yazar hepsi yakın olduğundan önce ki kitaplarda ki karakterlere yer veriyor bu detaylar çok hoş. Yine kitabın sonunda bir sonra ki kitaba dair bölüm vardı ayrıca kitap içinde de sonraki kitabın karakterleri sık sık geçti. Yazarın güzel bir kitabı daha.

ÖncekiSayfa 15 / 32Sonraki