
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Konstantiniyye Oteli
Yazar, tarihiyle, insanıyla, yaşanmışlıklarıyla, yapısıyla İstanbul'u öyle iyi anlatmış ki. Birbirinden bu kadar farklı hatta kimi yerde tabantabana zıt karakteri bir araya getirme şekli düşündürüyor insanı. Karakterler televizyondan, gazetelerden bildik, doğal olarak yaşananlarda çok tanıdık. Yazıldığı dönemdeki Türkiye gündemi kitabı etkilemiş, "Gezi"den izler taşıması, gaz kapsülleri, kör olan onca insan, zamanın yandaş gazetecileri, kadınlar, şiddet, tecavüz, eşcinsellik, din ve bağnazlık arasındaki kimi zaman ince kimi zaman kalın o çizgi, Roboski, iş kazaları, hak, adalet, hukuk vs. Kısaca kitapta biz varız, son birkaç yıldaki yaşamımız var, hem kişisel hem toplumsal yaralarımız var, sarsılan adalet, yozlaşan insanlığımız, eğitim sistemimiz de... İstanbul'un tarihinde bilmediklerinizi de ufak göndermelerle, araştırmaya zorluyor sizi. Siyasi; bir o kadar da toplumsal. Dili, akıcı, yalın..
Baskı: Yolum Aşka Düştü (Sancaktarlar Serisi #3)
Bir arkadaşım okumamı önerdiğinde ismine bakıp şiddetle karşı çıkmıştım. Israrla polisiye yönü de var deyince kıramadım. Her zamanki gibi bir seriye daha tersten başlamış oldum. Ama değdi. Dili sade, yalın, okuyucuyu yoran uzun anlatımlar, tasvirler yok, direkt konuya olaya odaklı. Aralarda geçen aile bireyleri gerekse Ahmet ile Sena arasındaki diyaloglar iyi düşünülmüş, özellikle Ahmet ile Sena arasındakiler, zor ve gizli aşkın sinyalini tamamen okuyucuya yansıtıyor, bu yönüyle de başarılı buldum. Anlatımda karşılaştığım sıkıntı tekrarlarla alakalı. Evet serinin üçüncü cildi karakterleri ve karakterler arasındaki etkileşimi okuyucuya elbette yansıtmak zorunda ama sürekli hatırlatmaları da yersiz buluyorum, geçmiş ciltleri okumayanlar çok önemseniyorsa kısa bir özet ve karakter tanımının ardından ana hikaye yoğunlaşmak daha mantıklıdır, bu uygulamanın yerine cümle aralarındaki "Sancaktarların oğlu Ahmet" ... gibi karakter açıklamaları ve sık tekrarları, kitabın başlarında yaşanan olayların ilerleyen sayfalarda hatırlatmaya yönelik tekrarları - ki Okuyucu 5-10 sayfa önce geçen bir olayı unutmaz, aklındadır o, hatırlatmak okuyucuyu saf, unutkan yerine koymak gibi bir şeydir bana göre - bir de isim tekrarları beni ciddi anlamda yordu. İki kişi arasındaki gelişmeleri ve kişilerin iç sesini verirken ya da o anki halini anlatırken kimi anlattığını, okuyucuya anlatma gayretine düşmüş gibi sürekli bir isim tekrarı yapmış. Neyse ki olaylar ilerledikçe içine düştüğünüz bu girdaptan çabuk kurtuluyorsunuz, daha az dikkatinizi çekiyor. Polisiye yönü tabii ki aşkın gölgesinde kalmış, ama bu kitabı daha az sürükleyici yapmıyor, fazla etkilemiyor bile, bu arada duygusal hesaplaşmaları iyi yansıtmış yazar.
Baskı: Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun
Eğlenerek okuduğum ender kitaplardan biri. Farklı mesleklerden erkeklerin eşlerinin hayata ve kocalarına bakış açıları, sivri ve esprili bir dille yazılmış. En çok Kader Mahkumun Karısı, Avare Adamın karısı ve Yakışıklının Karısı öykülerini beğendim. Üç hikaye de çok bilindik, çok sıradan ama bir o kadar gerçekçi, bir o kadar kadınsal, bir o kadar bizden içimizden.
Baskı: İsim Şehir Hayvan
Yılmaz Özdil'in köşe yazılarını son bir iki yıldır takip ediyorum. Eski köşe yazılarının da kitap şeklinde düzenlenmesi ile bir nevi arşive sahip olmuş oldum. Özdil'in, kimi zaman iğneleyici, kimi zaman eğlendirici bir dille yazdığı, iktidarı kimi zaman ironiyle, kimi zaman topla tüfekle eleştirdiği, dönemin siyasal gündeminden, sanatçılarına, siyasetçilerine, idari personeline ve toplumumuza kadar rahatça iğneyi batırdığı, aralarda "Bu taş bana da geldi" diye hissederek okumaya devam ettiğim, bir birinden akıcı yazılarının derlendiği güzel bir çalışma olmuş. Sıra ikinci ciltte...
Baskı: Mart Menekşeleri
Okuduğum diğer kitaplarına nazaran bir adım daha öndeydi. Konu ilgi çekici, bir kaç bölüm sonrasında sonunu aşağı yukarı tahmin etmenize rağmen, keyifle okunuyor. Her zamanki gibi kırık bir aşk hikayesi ile taçlandırmış.
Baskı: Son Kamelya
Konusu oldukça ilginç, dili her zamanki gibi akıcı, oldukça da sürükleyici. Her zamanki gibi sıkıntımız kitabımızın sonunda. Bu kadar gizem yaratmaya çalışıyor, onca emek kitabın sonunda saçma sapan bir katil, nedensiz kaybolan iki aşık yüzünden heba oluyor. Kitapta gereksiz karakterler, yazılması gereksiz olaylar ayrıntılar söz konusu. Desmond'un durumu babası ile olan sorunu gereksizdi bana göre...
Baskı: Gündüzsefası
Kitabı bir günde okudum, akıcı sürükleyici ve etkileyici bir yazım stili var. Sarah Jio duygularını güzel yansıtıyor ama.... Bana göre eksiklikler var. Öncelikle kısır döngü şeklinde "başımı olumlu anlamda salladım." cümlesinin her iki sayfada bir karşıma çıkması, ve bu hatanın okuduğum iki kitapta da yapılması, beni rahatsız etti. Okurları fark etmemiş olabilirler, ama 3 günde yazarın iki farklı kitabını okuyunca fark etmemek imkansız. Kitaba gelince hikaye ilginç, tarzı yine aynı, geçmiş-günümüz ekseninde kurulanan olay akışı, geçmişinde acılar yaşayan bir kadın ve kadının yenilenme arayışı ile taşındığı göl evi, bulduğu eski bir sandıktan etkilenerek, geçmişin sırlarını aralama çabası, buraya kadar her şey normal, tanıdık Sarah Jio fakat bu kitapta maalesef sonu başarısızdı, kurgu zayıftı, gerçeği yansıtmıyor ve şans sınırlarını zorluyordu. Spoiler vermemek adına susuyorum, ama kitap beni tatmin etmedi.
Baskı: Elveda Haziran
İçten, sıcak ve samimi bir hikaye okumak istiyorsanız, rutin olarak okuduğunuz tarzda kitaplardan sıkılmış, farklı bir lezzet arıyorsanız, bence başarılı bir seçim olacaktır. Dildeki yalınlık, yazımdaki akıcılık için söyleyecek pek bir şey yok. Olay döngüsü de başarılı ama kurguyu yine vasat buldum. Sarah Jio'nun sorunu bu. Hikâyenin ortasında sonunu biliyor olmak, ve sonun filmlerden aşina olduğunuz sondan çok da farklı olmaması Sarah Jio'nun kitaplarına mesafeli yaklaşmama neden oluyor.
Baskı: Otostopçu 4 Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler
Serinin ilk üç kitabının gölgesinde kalmış. Okurken oldukça zorlandım. Zaten ilk kitapta aldığınız zevk yavaş yavaş diğer kitaplarda sönmeye başlıyor. Gereksiz yere cümle uzatmaları tekrarları çok fazla.
Baskı: Metin Altıok'tan Zeynep'e Mektuplar
Metin Altıok'un 80'li yıllarda atandığı Bingöl Lisesinde kızından, alıştığı bildiği ortamından uzak yalnızdır. Hasretini mektuplarla gidermeye çalışır; kimi zaman samimi bir dille günlük yaşamından, başına gelenlerden, Bingöl'ün koşullarından bahseder, kimi zaman sitemkar bir dille geciken, gelmeyen mektuplara kızar. Bingöl'de yaşadıkları ve kızına kızına duyduğu özlem o kadar fazladır ki, bazen bu duyguyu mektuplarında şiire döker. Beğenerek, duygulanarak okudum. Nur içinde yatsın.
Baskı: Hocaefendi'nin Sandukası
Kitabın girişinde "Bu satırlardan itibaren karşılaşacağınız tek ve biricik gerçek, romanın kendi gerçeğidir. Romandaki bütün isim, cisim, kişi ve olaylar, (hatta bu satırlar bile) uydurmadır." diye açıkça yazmasına rağmen, okurken gerçeklik hissi bir türlü yakanızı bırakmıyor, tarihi mektupları/raporları, felsefi-dini tartışmaları, kayıp ve/veya eksik metinleriyle, tarihi dekor olarak kullanmasıyla, anlatılan olayların tarihimize kimi yerde paralellik göstermesiyle de bu duyguyu körüklüyor. Ama bir taraftan da günümüze ince ince gönderme yapıyor. Kurgusu ve anlatımı da oldukça başarılı...
Baskı: Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Yaşar kemal, bir halk hikayesi formatında düşüncelerini anlatıyor, bir tarafta hayvanlar aleminin sultanı fil ve ordusu , bir tarafta fillerin uşaklığını yapan hüdhüdler, diğer tarafta ise çalışkan karıncalar ve ustaları kırmızı sakallı topal karınca… Masalsı anlatımında aslında günümüz dünyasına odaklanan, yaşadığımız soruları irdeleyen bir bakış var. Asimilasyon, soykırım, sömürü, modern kölelik, koyun gibi yaşayan, oyuna gelip birbirlerini parçalayan halklar vs… bir dolu eleştiri var içeriğinde… Köleleşen yarı aç yarı tok ve uykusuz çalışan karıncaların birleşmesi ve kendi sarayını filin başına çökertmeleri ''dayanışma, birlik ve beraberlik'' motifini işlerken, filler sultanının onca gücüne rağmen karıncaların kalabalıklığından, çalışkanlıklarından, bağ ve birlikteliklerinden korkması ve düşünmelerini engellemek adına daha fazla iş verip baskı ve zulüm yapması, tipik diktatör sembolüdür. Korkuyorsan, zulmet, onlar senden korksun… Beğenerek okuyacağınızı düşünüyorum...
Baskı: Yörünge
Tess Gerritsen bu sefer bambaşka konuyu, uzayı, astronotları işliyor. Ne olduğu belirlenemeyen bir organizma uzay istasyonuna sızarsa, NASA ve/veya Beyaz Saray ne yapardı? Ya sevdiğiniz insan uzayda tek başına kalsaydı siz ne yapardınız? Ben konuyu ilginç kurguyu başarılı buldum. Basımının durdurulmasını anlayamadım, yazarın bir çok kitabına göre daha başarılı.
Baskı: Trendeki Kız
Okuması keyifli olmasına rağmen, bestseller olacak kadar dolu dolu değildi. Kurgu ve olay döngüsü değişikti, dili ve anlatımı ise akıcı. Fakat ilk sayfalardaki aşırı durağanlık okuyucuyu zorluyor. Yarım bırakma isteğiyle baş etmek zordu. Son sayfalarda ise tempo biraz artıyor.
Baskı: Uçurtma Avcısı
Ne denir ki, insanoğlunun hayatta karşılaşabileceği tüm acılar tüm adaletsizlikler var kitapta. Özgür bir ülkede mutlu geçen kısacık bir zaman, mutluluk, çocukluk, dayanışma yardımlaşma ... Ardından, işgal altında bir ülke, vatanından kopmak zorunda kalan insanlar, ırkçılık, soykırım, terörizmi islamiyetle eşleştiren zihniyet, cesaret, korkaklık, dürüstlük, yalan... Emir ve Hasan'ın hikayesi tek kelimeyle büyüleyiciydi. Bir insanın çocukluğunda yaptığı bir hatanın zamanla sırtındaki kambur oluşunu adım adım izlemek, sonuçta "Emir de bir çocuktu" diyememek... Sohrab'ın hissettiği o kirlenmişlik duygusunu; kitabın başından itibaren "Hazara" olduğu için hor görülmesi, aşağılanması hatta okumayı sevmesine rağmen, sosyal statüsü gereği okuma hakkının elinden alınması nedeniyle; hissettim. Dili akıcı, sürükleyici, kolay kolay bırakamıyorsunuz elinizden. Bazı noktalarda betimlemeler biraz uzun kalmış ama çok etkilemiyor sizi.
Baskı: Karanlığın Ayak İzleri (Tavistock Family, #1)
Seri dışında yazdığı kitapların serinin gölgesinde kaldığı aşikar. Fakat bu kitap diğerlerinin de gölgesinde kalmış. Anlatım akıcı, dili sade. Alıştığımız, öğrendiğimiz Gerritsen. Kurgu başarılı, fakat olaylardan çok aşk ve tutku ön plana çıkmış. Bir sefer de kahramanlar, birbirlerine uygun olmadıklarına karar verseler ya da suçlu kahramanlardan biri olsa, şu alıştığımız ezberlediğimiz hikaye değişse. Konu ve kurgu farklı fakat olay hep aynı...
Baskı: Manastır (Ash Rashid, #1)
Türü ve konusu ne olursa olsun, 1. tekil şahıs cinsinden yazılan kitaplar, okurken rahatsızlık uyandırıyor bende. Bazı detaylar aşırı gereksiz, yazar konuyu uzatmak için bu hataya sıklıkla düşmüş. "Tek elimle gözümü ovarken, diğeriyle direksiyonu tutuyordum..." gibi. Bu kadar detaya neden gerek duymuş bilmiyorum. Diğer bir eksiği ise kendini, daha doğrusu cümlelerini tekrarlamış olması, karakterler cümleyi söyledikten sonra, anlatıcı aynı cümleyi farklı bir şekilde tekrarlıyor. Kısaca, sürükleyicilik ve anlatım konusunda yazar benim açımdan sınıfta kaldı. Bu arada çevirmenden kaynaklı hatalar da az değil. Konuya adapte olmakta da sıkıntılar çektim, vampirler(fantastik öğe değil, inançları gereği kan içen insanlardan bahsediyoruz) uyuşturucu kaçakçıları ve bilim adamları arasında bir üçgen kurgulamış ama neresinden bakarsanız bakın, kurgu vasat, ki belli noktadan sonra hikayenin bir kısmını göz ardı ediyorsunuz. Sevemedim, beğenemedim...
Baskı: O Gün
Yakın tarihimizde yüzleşmemiz gereken olaylar, yaşananlar; öncesi ve sonrasıyla, toplumumuza, geleceğimize., insanlığımıza etkileri ile ders verircesine işlenmiş Belgeselini izlemiştim, kitap haline getrilmesi yerinde olmuş. Bir yönüyle bilgi ve ders verici nitelikte, diğer yönüyle ise eksik. Maalesef yakın tarihimizde anılmayan, üstü kapanan, o kadar çok "O" Gün var ki, cilt cilt devam etmesi gerekiyor kitabın. Merak ediyorum, "Tükiye gazetecilere yaptığı tutumlarla yüzleşse, biz o gün orada olur muyduk?" bölümünü yazabilecek mi? Tanıkların anlatımı kitabı zenginleştirdiği gibi, duygusal bir hava da katmış. Dili sade, akıcı, ve kesinlikle okumaya ya da izlemeye değer.
Baskı: Masumiyetin İçin Savaş
Diğer kitaplarına kıyasla yine yeterince olmamış bir Tess Gerritsen kitabı daha. Konuyu uzatmak için verilen detaylar çok fazlaydı bana göre. Bir gerilim romanında tasvire fazla başvuruyorsanız, tasvir ettiğini şey bir şeylerle bağlantılı çıkmalı yoksa gereksiz söylemden ileri gidemiyor gözümde. Kurguyu da vasat buldum açıkçası. Çıkar çatışması üzerinden ilerleyip çok farklı bir sonla bitirmek, evet şaşırtmak adına iyi bir hamle ama, o kadar detayı neden eklediniz sorusunu oluşturuyor insanın kafasında. Anlatım akıcı fakat, imla hataları ve anlatım bozuklukları bu sefer çok fazlaydı. Öyle ki bir paragrafta anlamı bile değiştirir nitelikteydi.
Baskı: Ayın Karanlık Yüzü
Başarılı bir kurgu bulamadım. Yazar konu bütünlüğü sağlamak ve olayı desteklemek adına, dedektiflerin özel hayatını ön plana alarak olay döngüsünü çevresinde işlemiş bu nedenle de konuşmalara ağılık vermiş, bu durum aslında sık sık hikayeden kopmanıza neden oluyor. Aslında hikaye, suç nedeni fena değil. Ama gerek anlatım tarzındaki gerekse kurgudaki eksiklikler nedeniyle güzel bir eser olarak çıkamamış ortaya. Dili sade, günlük dil, fakat çeviride de hatalar var. Çeviriye sadık kalmak adına, bazı Amerikan deyimleri birebir Türkçeleştirilmiş, bu da metni bayağılaştırılmış. Amerikan özentisi bir metin çıkarmış ortaya. Açıkçası beğenmedim.
Baskı: Cimri
Yıllar önce okumuştum, tatilde keyif alarak okuyacak bir şey ararken elime geçti. 17 yy'da yazılmasına rağmen her çağa uyabilen çok başarılı bir eser. Tiyatro okumaya alışık olmayanlar için, alışmak adına tercih edilecek nitelikte. Dil sade akıcı...
Baskı: Dörtlükler
Yaşadığı dönem düşünülürse, dörtlüklerinde hayat felsefesini, yaşama ve dünyaya bakış açısını büyük bir özveri, büyük bir cesaret ile anlatmış. Kim bilir yüzlerce yıl önce nelerle uğraşmak zorunda kaldı, ne büyük tepkiler aldı. Zira, neredeyse 1000 yıl sonra, bu çağda bile bazı kesimler tarafından ciddi tepkiler alabiliyorsa, Ömer Hayyam zamandan arınmış demektir. Çevirinin yalınlığı ayrıca takdir konusu.
Baskı: Ağrıdağı Efsanesi
Yaşar Kemal'den yörenin diliyle kaleme alınmış, masalsı anlatımıyla sizi büyüleyen mükemmel bir eser. Gelenek ve göreneklerini bir Paşaya karşı savunmaya çalışan bir köy halkının hikayesi anlatılır, öyle de güzel anlatılır ki, Ahmet'in cesaretini, Gülbahar'ın aşkı uğruna deli divane çözümler arayışını, Memo'nun sevdasını kalbine gömüp, kendini feda edişini kıskanırsınız. Sofi'nin kavalı kulaklarınızdadır, Ağrı Dağı ise karşınızda.