
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kardeşimin Hikayesi
Ana karakterin farklılığı daha ilk cümlelerde öne çıkıyor. Görülen mor tavşanlar, su içen minareler, duyguların kaybı, dokunanama, kıyafetlerdeki aşı düzen, kokuya hassasiyet, aşırı soğukkanlılığı bir araya getirince, sonu şaşırtıcı olmadı benim için. Her haliyle psikolojik sorunlu bir karakter portresi, açıkça okuyucuya sunulmuş. Bu noktada tam bir ikilemde kaldım, ana karakterin psikolojik profilinin çok öne çıkması ister istemez farklı bir katil arayışına sevk ediyorken, kişilik bölünmesi, şizofreni gibi hastalıkların izlerini arıyorsunuz. Mehmet'le Olga arasındaki aşk da Olga ve Ludmilla arasındaki ilişki de yetersiz kalmış, kitapta betimlenen "aşktan üstün", "karasevda" okuyucuya tam ulaşmıyor. Bir tat eksikliği var. Ya da ben uğruna savrulacak, acı çekilecek bir aşk tadı alamadım. Ana karakterin kaybolmuşluğu, kendini kitaplara adayışı, bir nevi kendini arayışı, bence kurgunun en iyi bölümüydü. Kitabın sonunun gerçek bir dava kararı şeklinde yazılması oldukça başarılıydı. Yine de gerek alıntılar, gerek hikayeler, gerekse Kavabata, Marquez ve Türkali'den esintilerle dolu konuşma ve düşünce kısımları, güzel bir edebi söyleşi tadı bırakıyor damağınızda. Tabii araya ürün alınan reklamlarını saymazsak. Dili sade, akıcı, sayfaları çevrirken ne kadar ilerlediğinizi fark etmiyorsunuz bile. Kısaca eksik bir kurgu, tam oturmamış bir hikaye ama olağanüstü bir dil.
Baskı: Dünya Bu Kadar
Kitabı ilk adığımda kapak tasarımını itici bulmuştum, büyük bir ön yargı ile başladım. Mahir Ünsal Eriş'le tanışmam da bu kitap sayesinde oldu. Kitabı bitirip kapattığımda, içindeki öyküyü bu kadar yansıtan bir kitap adı ve kapak tasarımını uzun zamandır görmediğimi fark ettim. Olay döngüsü oldukça vasat olmasına rağmen, kurgusu oldukça başarılıydı. Her bölümde anlatılan karakterin kendi öyküsü, tam bir "yaşanmışlık" havası veriyor kitaba. Öykülerdeki yan karakterler, ilerleyen sayfaların ana karakteri olarak karşınıza çıkıyor, ve bu döngü kitap boyunca hiç değişmiyor. Karakter bolluğu farklı ve hikayeler, ilk başta kafa karışıklığına yol açsa da(karakter haritası çizerek okumak en kolayı), konu ilerledikçe yabancılaşan karakterleri içselleştiriyor. Türkiye'nin geçmişi hakkındaki detaylar lezzet katmış kitaba. Siyasi eylemlerden, depremlere, savaşa, bağ-bahçeden, define haritalarına farklı konular, farklı hayatlar, yanıbaşınızda yaşanıyormuşcasına yakın ve sıradan bir dille anlatılmış. Dili sade ve akıcı olmasına rağmen garip bir yoğunluk var kitapta. Bir an dalıp okuduğunuzu kaçırırsanız, zircir kırılıyor...
Baskı: 5. Kurban (Maeve Kerrigan, #1)
Strateji hataları ile dolu bir polisiye daha... Bir tarafta vicdansızca kadınları hedef alan ve onları öldürmenin en kötü yöntemiyle cezalandıran bir seri katil. Diğer tarafta işlenen bir cinayetin, seri cinayetler taklit edilerek örtbas edilmesi... Buraya kadar anlatılanla sıra dışı bir polisiye ile karşılatığınız fikri oluşuyorsa kafanızdan o düşünceyi hemen atın. Bu bölümden itibaren kitap hakkında bilgi verilecektir, spoiler! Öncelikle bölümlerin karakterler üzerinden anlatılmasını büyük bir stratejik hata olarak görüyorum, kitabın başından beri 5. kurbanın kimin tarafından öldürüldüğünü az çok ortaya çıkıyor, sadece gerekçelerini hangi mantığa oturtmuş onu merak ettiğimden devam ettim. Kurguda Ateşçi tarafından işlenen seri cinayetler 2. olay gibi bırakılmış, 4 cinayet ana karakterlerin 5. kurbana yoğunlaşması nedeniyle hep gölgede kalmış. Doğal olarak bu cinayetin çözümü de kurgusunu hayli basitleştirmiş. Özellikle bana cinayetlerden birinin işlendiği yerde ikinci kez cinayet teşebbüsü çok mantık dışı geldi. Gerek bölümün anlatımı, gerekse bölümdeki mantık hataları pes dedirtti. Seri katil avlamaya "Biber Gazı" ile giden üzerine cop, silah vs almayan bir polis. Kondisyonu düşüklüğü nedeniyle olaylara müdahalede geciken diğer bir polis? En başından beli profil incelemesinde yanılan ve tüm teşkilatı yanlış yönlendiren bir Doktor. Son cinayet ile diğerleri arasında bağlantı olmadığı açıkça okuyucuya yansıltılmışken, polis teşkilatından sadece 1-2 kişinin bu şekilde düşünmesi, doğal olarak tüm araştırmaların çizilen profile göre ilerlemesi, bu iki Polisin de yanlış kişiler üzerine oynaması. Vs... İnsana ister istemez, siz cinayet falan çözemezsiniz, oturun yerinize duygusunu aşılıyor kitap. Kitabın ortalarından sonlarına geçişte seri cinayetlerimiz çok kolay bir şekilde çözülüyor. Bu noktada heyecan da bitiyor. Kalan kısım bağımsız cinayet için delil toplama süreci. Kısaca kurgusu bu kadar pamuk ipliğine bağlı bir polisiyeyi ilk defa okudum. Aralarda Türkiye basımından mı kaynaklı bilmiyorum isimlendirme hataları da var. Gil'le konuşurken Ian oluveriyor, belli başlı yayınevlerinden okumadıkça imla hataları ve anlatım bozuklarına alışmak lazım sanırım. Anlatımı ise yer yer değişkendi, bazı noktalarda ilerlemediğiniz hissine kapılıyorsunuz.
Baskı: Palto
Çarlık Rusya'sında gerçekçiliği nedeniyle itelenen, günümüzde ise tiyatro oyunlarına konu olmayı başarabilen, yazımından neredeyse ikiyüz yıl geçmiş olmasına rağmen; sade, akıcı ve içten anlatımıyla, hala keyifle okunan güzel bir öyküdür Palto. Sosyal sınıf baskısının, sınıflar arasındaki uçurumun, fakirliğin, yalnızlığın, tükenmişliğin, çaresizliğin adıdır Palto. Sınıfsal ayrılıkların insanların hayatını nasıl etkilendiğini, Rus bürokrasisinin çarpıklığını, Akakiy Akakiyeviç üzerinden oldukça başarıyla anlatmış yazar. Hayattaki tek gayesi yazıları kopyalamak olanan Akakiy'in hayallerden, hedeflerden ve en önemlisi sosyallikten uzak monoton hayatının Palto ile renklenmesi, Palto'yla kararması, inasana ister istemez kendi hayatını ve hedeflerini de sorgulatıyor.
Baskı: Ölümün Soğuk Sesi
Yeni bir yazarla tanışacağım zaman genelde sitelerdeki puanlamalarına odaklanırım, puanlamaları çok yüksekti, bu nedenle büyük bir beklentiyle okudum. İlk şok anlatım bozukluklarından geldi. Özellikle fiillerdeki çekim hataları şaşılacak kadar çoktu, Ben gitti, O geldim, Andy bağırdın... Anlatım bozukluklarını, tercüme hatalarını ve imla hatalarını sayamıyorum bile. Çeviride muhtemelen eşsesli kelimelerde yanlış anlam seçimleri kullanılmış yoksa o kelimelerin cümlenin gidişatı ile ilgisi yok. Detaylarda gereksiz uzatmalar çok fazla, kitabın 500 sayfadan fazla olmasının nedeni içeriği değil sadece bu. Kurgu da, cinayet konusu da enteresan, merakla çeviriyorsunuz sayfaları. Fakat her zaman ki gibi; Polis-Tanık yakınlaşması klişesi kullanıldığından ortalarda bir hayal kırıklığı yaşamadım da değil. Değişiklik yapmak isteyenler için tadımlık bir kitap olmuş, iyi polisiye okurları için ise vasatın altında kalacaktır.
Baskı: Sokakta
Anlatım tarzı biraz yorucu olsa da okudukça ilginçleşen, derin anlamlar yüklü bir eser. Eğer o derinliğe incek bir psikolojide değilseniz, okumayı ileri bir tarihe ertelemenizi tavsiye ederim. 'Sokakta' işlenen bir cinayet, cinayeti çözmeye çalışan o "Sokakta" çocukluğunu geçirmiş bir komiser, katil zanlısı çocukluk arkadaşı... Buraya kadar kitap polisiye bir roman gibi seyretse de, manevi ve kültürel değişim, maneviyat ve metaryalizm çatışması, toplumsal değişim, sokak üzerinden işleniyor. Bir tarafta sokaktan ayrıldıktan sonra, bu değişime ayak uyduran komiser, diğer tarafta sokakta yaşamaya devam eden çocukluk arkadaşının, manevi ve dini değerlere bağlı yaşamı.... Yazarın "Onlar" olarak betimleyerek anlattığı, kimi zaman yenilikçilik ve batılılaşma, kimi zaman şeytan ve mistik güçler; toplumdaki değişimin en büyük etkenleri olarak karşımıza çıkıyor. Okuması zor ama ilginç bir eser...
Baskı: Şakird
Yüzümde garip bir tebessümle okudum kitabı, iyi kötü cemaatin yapısını bilen insanlarda sanırım tuhaf bir his bırakıyor. Kurgusu oldukça ilginç, üniversite yıllarında cemaate katılan Murat ve Ahmet etkileşimi gerçekçiydi. Roman, dört karakter etrafında şekillense de cemaaten insan manzaraları sunuyor. Ahmet'in ölümünden etkilenen Murat'ın kendini arayış yolculuğunda, geçmişe dönüşlerle hizmetle tanıştırmaya çalışıyor sizi. Geçmişte Murat'la Ahmet'in yaşadığı gelgitler günümüzde Yusufçuk'la şekil buluyor. Genel olarak eksikliklerine rağmen kitabı beğendim, ama karakterler biraz sığ kalmış, Ahmet'in derinliklerine çok inemedim mesela. Hikayeler, hikayeler arasındaki geçişlerde devamlılık sorunu karakterleri oturmama engel olan nedenlerden birisi... Konu bütünlüğü bulamadım. Diğeri ise cemaatin içinde kendimi fazla bulamamam, özellikle Murat ve Ahmet'in arayışının gerekçelerine, kafalarındaki sorunlara ve sorulara tam giremedim, her ne kadar cemaate eleştirel ve sosyal bir bakış ile yazılmaya çalışılsa da içeriği tam dolmamış. Etrafımızdaki her insanın Cemaat üyesi olabileceği hissini karşılaşmalarla iyi yansıtmış yazar. Bazı noktalarda gereksiz uzun anlatımlar var. Ne başarılı diyebilirim, ne de başarısız.
Baskı: İsim Şehir Bitki
Yılmaz Özdil'in yazılarından toparlanan güzel bir eser daha, ilk cildin biraz gölgesinde kalmış, buna en büyük etken yazıların eskimiş olması tabii. İğneleyici kalemiyle, bugün yaşadığımız bir çok olaya göndermeler var. Hatta bir çok hasır altı edilmiş olaylar için gerçekten ilginç yazılar yazmış Özdil, okudunuzda şaşırıyor, neden duymadığınızı anlamıyorsunuz. İlk cildinde daha çok "Atatürk ve Atatürkçülük" üzerine duruyordu, bu cildinde ise daha çok siyasilerin ve iktidarın duruşunu, eylemlerini irdelemiş. Okumaya değer...
Baskı: Köken / Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
İlk ciltten daha ayrıntılı, daha bilgi dolu. Bazı bilgileri ve benzerlikleri şaşırarak okudum. Su altında bulunan pramitler, Türk Piramitlerinin Maya Piramitlerine olan benzerlikleri... Mısır Piramitleri de dahil olmak üzere piramitlerin o dönem koşullarında nasıl yapıldığı, gezilmeye izin verilmeyen gizli bölgelerde ne saklandığı, Çin'in ısrarla Türk Piramitlerini sakalamaya çalışması, dil ve kültürel benzerlikler... Son yapılan DNA testleri ve ve Avrupayı şaşırtan sonuçları... Ben okumaya değer buldum... İnansanız da inanmasanız da, farklı bir bakış açısı....
Baskı: Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Kitabı almadan önce çeşitli kitap sitelerinden yorumlarına bakmıştım. Bir kitap için bu kadar birbirinden zıt yorum yazılabilir ancak. Günümüzdeki kutuplaşmayı, Atatürk sevgisi ve düşmanlığı kitabın konusunda olduğu gibi, yorumlarında da tüm şiddetiyle hissediliyor. Sinan Meydan, kitabında her zamanki gibi belgelerle konuşuyor, yazılan her bilgi bir kaynağa dayandırılmış. Bazı kesimlerin Atatürk düşmanlığının ne zaman hangi gerekçe ile başladığından tutun, Padişah Vahdettin'in hainlik/kahramanlık meselesine, Çerkez Ethem'in kahramanlıktan vatan hainliğine geçiş sürecine, Kurtuluş Savaşı'nın önemine ve detaylarına kadar, ilk cilde sığdırabildiği her bilgiyi eklemiş yazar. En çok "Yazı ve dil devrimi Türkiye’yi tarihinden koparmış, insanları bir gecede cahil bırakmıştır!" bölümünü sevdim. Lisede edebiyatı çok sevmeme rağmen anlayamadığım Divan Edebiyatından nefret eden bir kişi olarak, 'Türk Dili'nin başına gelen bunca olaya rağmen ayakta kalması, hasta haliyle, halkın konuştuğu dili yazıya geçirmesini sağlayan, halkla konuşan fikirlerini dinleyen, Anadolu'da unutulmaya yüztutmuş kelimelerin toplanmasını emredip bu kelimelere sahip çıkan bir Cumhurbaşkanı'n hikayesi çocuklarınıza örnek olacak, unutulmayacak cinsten, okumanızı ve okutturmanızı tavsiye edebilirim sadece. Dili akıcı, anlaşılır; bazı konularda detaylara fazla girilmiş ama okumanızı etkilemiyor.
Baskı: Bütün Şiirleri
Nazım için ne söylenir ki, çocuklarınıza harika bir miras sevdiklerinize harika bir hediye... Evet sayfaları ince Delta yayınlarının özelliği bu, şamua kağıt kullanıyorlar, yakın okuma sorunu olanlar için yazılar küçük, ama şık, cildi sağlam ve tüm şiirleri bir arada...
Baskı: Tormesli Lazarillo
Yazar, tarihiyle, insanıyla, yaşanmışlıklarıyla, yapısıyla İstanbul'u öyle iyi anlatmış ki. Birbirinden bu kadar farklı hatta kimi yerde tabantabana zıt karakteri bir araya getirme şekli düşündürüyor insanı. Karakterler televizyondan, gazetelerden bildik, doğal olarak yaşananlarda çok tanıdık. Yazıldığı dönemdeki Türkiye gündemi kitabı etkilemiş, "Gezi"den izler taşıması, gaz kapsülleri, kör olan onca insan, zamanın yandaş gazetecileri, kadınlar, şiddet, tecavüz, eşcinsellik, din ve bağnazlık arasındaki kimi zaman ince kimi zaman kalın o çizgi, Roboski, iş kazaları, hak, adalet, hukuk vs. Kısaca kitapta biz varız, son birkaç yıldaki yaşamımız var, hem kişisel hem toplumsal yaralarımız var, sarsılan adalet, yozlaşan insanlığımız, eğitim sistemimiz de... İstanbul'un tarihinde bilmediklerinizi de ufak göndermelerle, araştırmaya zorluyor sizi. Siyasi; bir o kadar da toplumsal. Dili, akıcı, yalın..
Baskı: Konstantiniyye Oteli
Yazar, tarihiyle, insanıyla, yaşanmışlıklarıyla, yapısıyla İstanbul'u öyle iyi anlatmış ki. Birbirinden bu kadar farklı hatta kimi yerde tabantabana zıt karakteri bir araya getirme şekli düşündürüyor insanı. Karakterler televizyondan, gazetelerden bildik, doğal olarak yaşananlarda çok tanıdık. Yazıldığı dönemdeki Türkiye gündemi kitabı etkilemiş, "Gezi"den izler taşıması, gaz kapsülleri, kör olan onca insan, zamanın yandaş gazetecileri, kadınlar, şiddet, tecavüz, eşcinsellik, din ve bağnazlık arasındaki kimi zaman ince kimi zaman kalın o çizgi, Roboski, iş kazaları, hak, adalet, hukuk vs. Kısaca kitapta biz varız, son birkaç yıldaki yaşamımız var, hem kişisel hem toplumsal yaralarımız var, sarsılan adalet, yozlaşan insanlığımız, eğitim sistemimiz de... İstanbul'un tarihinde bilmediklerinizi de ufak göndermelerle, araştırmaya zorluyor sizi. Siyasi; bir o kadar da toplumsal. Dili, akıcı, yalın..
Baskı: Yolum Aşka Düştü (Sancaktarlar Serisi #3)
Bir arkadaşım okumamı önerdiğinde ismine bakıp şiddetle karşı çıkmıştım. Israrla polisiye yönü de var deyince kıramadım. Her zamanki gibi bir seriye daha tersten başlamış oldum. Ama değdi. Dili sade, yalın, okuyucuyu yoran uzun anlatımlar, tasvirler yok, direkt konuya olaya odaklı. Aralarda geçen aile bireyleri gerekse Ahmet ile Sena arasındaki diyaloglar iyi düşünülmüş, özellikle Ahmet ile Sena arasındakiler, zor ve gizli aşkın sinyalini tamamen okuyucuya yansıtıyor, bu yönüyle de başarılı buldum. Anlatımda karşılaştığım sıkıntı tekrarlarla alakalı. Evet serinin üçüncü cildi karakterleri ve karakterler arasındaki etkileşimi okuyucuya elbette yansıtmak zorunda ama sürekli hatırlatmaları da yersiz buluyorum, geçmiş ciltleri okumayanlar çok önemseniyorsa kısa bir özet ve karakter tanımının ardından ana hikaye yoğunlaşmak daha mantıklıdır, bu uygulamanın yerine cümle aralarındaki "Sancaktarların oğlu Ahmet" ... gibi karakter açıklamaları ve sık tekrarları, kitabın başlarında yaşanan olayların ilerleyen sayfalarda hatırlatmaya yönelik tekrarları - ki Okuyucu 5-10 sayfa önce geçen bir olayı unutmaz, aklındadır o, hatırlatmak okuyucuyu saf, unutkan yerine koymak gibi bir şeydir bana göre - bir de isim tekrarları beni ciddi anlamda yordu. İki kişi arasındaki gelişmeleri ve kişilerin iç sesini verirken ya da o anki halini anlatırken kimi anlattığını, okuyucuya anlatma gayretine düşmüş gibi sürekli bir isim tekrarı yapmış. Neyse ki olaylar ilerledikçe içine düştüğünüz bu girdaptan çabuk kurtuluyorsunuz, daha az dikkatinizi çekiyor. Polisiye yönü tabii ki aşkın gölgesinde kalmış, ama bu kitabı daha az sürükleyici yapmıyor, fazla etkilemiyor bile, bu arada duygusal hesaplaşmaları iyi yansıtmış yazar.
Baskı: Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun
Eğlenerek okuduğum ender kitaplardan biri. Farklı mesleklerden erkeklerin eşlerinin hayata ve kocalarına bakış açıları, sivri ve esprili bir dille yazılmış. En çok Kader Mahkumun Karısı, Avare Adamın karısı ve Yakışıklının Karısı öykülerini beğendim. Üç hikaye de çok bilindik, çok sıradan ama bir o kadar gerçekçi, bir o kadar kadınsal, bir o kadar bizden içimizden.
Baskı: İsim Şehir Hayvan
Yılmaz Özdil'in köşe yazılarını son bir iki yıldır takip ediyorum. Eski köşe yazılarının da kitap şeklinde düzenlenmesi ile bir nevi arşive sahip olmuş oldum. Özdil'in, kimi zaman iğneleyici, kimi zaman eğlendirici bir dille yazdığı, iktidarı kimi zaman ironiyle, kimi zaman topla tüfekle eleştirdiği, dönemin siyasal gündeminden, sanatçılarına, siyasetçilerine, idari personeline ve toplumumuza kadar rahatça iğneyi batırdığı, aralarda "Bu taş bana da geldi" diye hissederek okumaya devam ettiğim, bir birinden akıcı yazılarının derlendiği güzel bir çalışma olmuş. Sıra ikinci ciltte...
Baskı: Mart Menekşeleri
Okuduğum diğer kitaplarına nazaran bir adım daha öndeydi. Konu ilgi çekici, bir kaç bölüm sonrasında sonunu aşağı yukarı tahmin etmenize rağmen, keyifle okunuyor. Her zamanki gibi kırık bir aşk hikayesi ile taçlandırmış.
Baskı: Son Kamelya
Konusu oldukça ilginç, dili her zamanki gibi akıcı, oldukça da sürükleyici. Her zamanki gibi sıkıntımız kitabımızın sonunda. Bu kadar gizem yaratmaya çalışıyor, onca emek kitabın sonunda saçma sapan bir katil, nedensiz kaybolan iki aşık yüzünden heba oluyor. Kitapta gereksiz karakterler, yazılması gereksiz olaylar ayrıntılar söz konusu. Desmond'un durumu babası ile olan sorunu gereksizdi bana göre...
Baskı: Gündüzsefası
Kitabı bir günde okudum, akıcı sürükleyici ve etkileyici bir yazım stili var. Sarah Jio duygularını güzel yansıtıyor ama.... Bana göre eksiklikler var. Öncelikle kısır döngü şeklinde "başımı olumlu anlamda salladım." cümlesinin her iki sayfada bir karşıma çıkması, ve bu hatanın okuduğum iki kitapta da yapılması, beni rahatsız etti. Okurları fark etmemiş olabilirler, ama 3 günde yazarın iki farklı kitabını okuyunca fark etmemek imkansız. Kitaba gelince hikaye ilginç, tarzı yine aynı, geçmiş-günümüz ekseninde kurulanan olay akışı, geçmişinde acılar yaşayan bir kadın ve kadının yenilenme arayışı ile taşındığı göl evi, bulduğu eski bir sandıktan etkilenerek, geçmişin sırlarını aralama çabası, buraya kadar her şey normal, tanıdık Sarah Jio fakat bu kitapta maalesef sonu başarısızdı, kurgu zayıftı, gerçeği yansıtmıyor ve şans sınırlarını zorluyordu. Spoiler vermemek adına susuyorum, ama kitap beni tatmin etmedi.
Baskı: Elveda Haziran
İçten, sıcak ve samimi bir hikaye okumak istiyorsanız, rutin olarak okuduğunuz tarzda kitaplardan sıkılmış, farklı bir lezzet arıyorsanız, bence başarılı bir seçim olacaktır. Dildeki yalınlık, yazımdaki akıcılık için söyleyecek pek bir şey yok. Olay döngüsü de başarılı ama kurguyu yine vasat buldum. Sarah Jio'nun sorunu bu. Hikâyenin ortasında sonunu biliyor olmak, ve sonun filmlerden aşina olduğunuz sondan çok da farklı olmaması Sarah Jio'nun kitaplarına mesafeli yaklaşmama neden oluyor.
Baskı: Otostopçu 4 Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler
Serinin ilk üç kitabının gölgesinde kalmış. Okurken oldukça zorlandım. Zaten ilk kitapta aldığınız zevk yavaş yavaş diğer kitaplarda sönmeye başlıyor. Gereksiz yere cümle uzatmaları tekrarları çok fazla.
Baskı: Metin Altıok'tan Zeynep'e Mektuplar
Metin Altıok'un 80'li yıllarda atandığı Bingöl Lisesinde kızından, alıştığı bildiği ortamından uzak yalnızdır. Hasretini mektuplarla gidermeye çalışır; kimi zaman samimi bir dille günlük yaşamından, başına gelenlerden, Bingöl'ün koşullarından bahseder, kimi zaman sitemkar bir dille geciken, gelmeyen mektuplara kızar. Bingöl'de yaşadıkları ve kızına kızına duyduğu özlem o kadar fazladır ki, bazen bu duyguyu mektuplarında şiire döker. Beğenerek, duygulanarak okudum. Nur içinde yatsın.
Baskı: Hocaefendi'nin Sandukası
Kitabın girişinde "Bu satırlardan itibaren karşılaşacağınız tek ve biricik gerçek, romanın kendi gerçeğidir. Romandaki bütün isim, cisim, kişi ve olaylar, (hatta bu satırlar bile) uydurmadır." diye açıkça yazmasına rağmen, okurken gerçeklik hissi bir türlü yakanızı bırakmıyor, tarihi mektupları/raporları, felsefi-dini tartışmaları, kayıp ve/veya eksik metinleriyle, tarihi dekor olarak kullanmasıyla, anlatılan olayların tarihimize kimi yerde paralellik göstermesiyle de bu duyguyu körüklüyor. Ama bir taraftan da günümüze ince ince gönderme yapıyor. Kurgusu ve anlatımı da oldukça başarılı...
Baskı: Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Yaşar kemal, bir halk hikayesi formatında düşüncelerini anlatıyor, bir tarafta hayvanlar aleminin sultanı fil ve ordusu , bir tarafta fillerin uşaklığını yapan hüdhüdler, diğer tarafta ise çalışkan karıncalar ve ustaları kırmızı sakallı topal karınca… Masalsı anlatımında aslında günümüz dünyasına odaklanan, yaşadığımız soruları irdeleyen bir bakış var. Asimilasyon, soykırım, sömürü, modern kölelik, koyun gibi yaşayan, oyuna gelip birbirlerini parçalayan halklar vs… bir dolu eleştiri var içeriğinde… Köleleşen yarı aç yarı tok ve uykusuz çalışan karıncaların birleşmesi ve kendi sarayını filin başına çökertmeleri ''dayanışma, birlik ve beraberlik'' motifini işlerken, filler sultanının onca gücüne rağmen karıncaların kalabalıklığından, çalışkanlıklarından, bağ ve birlikteliklerinden korkması ve düşünmelerini engellemek adına daha fazla iş verip baskı ve zulüm yapması, tipik diktatör sembolüdür. Korkuyorsan, zulmet, onlar senden korksun… Beğenerek okuyacağınızı düşünüyorum...