
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İnsan Neden Vegan Olur?
Katılmadığım birkaç görüş olmakla birlikte veganlıkla ilgili iyi bir başlangıç okuması olduğunu düşünüyorum.
Baskı: Bir Ceza Avukatının Anıları
Ceza hukuku dersi veren hocalarımız bu kitabı okumamızı önerir. Hukuk derslerinde öğrenilen şeyler genelde teoride kalıyor. Bu anılar sayesinde ise bir suçlunun psikolojisi ve bu suçlunun içinden çıktığı toplum hakkında fikir edindim. "Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar." ifadesini unutmamak gerek.
Baskı: Evrim Kuramı ve Mekanizmaları
Kitabın yazılma amacı herkese hitap eden bir popüler bilim kitabı olması. Bu amacına hayli hayli ulaştığını düşünüyorum. Çok düzgün bir Türkçe ile ve oldukça açık bir şekilde yazılmış. Lisede öğrendiğim ve ordan burdan öğrendiğim bölük pörçük bilgileri birleştirmeme yardımcı oldu. Evrim hakkında temel bir bilgi sahibi olmak isteyen kişilere öneririm.
Baskı: Gyges ve Yüzüğü
Oyunda kurulan insan ilişkileri ağı ince ve dokunaklı, yalnızca Kandaules ile Gyges arasındaki değil, Thoas ile Kandaules ve Rhodope’nin hizmetçileriyle olan ilişkileri de. Bu hassas ağı yazarın güzel dili tamamlıyor, Sabahattin Ali’nin ön sözde dediği gibi “bazı yerlerde dil, gözleri kamaştıran bir ihtişamla, kemale varmaktadır”.
Baskı: Bir Ömür Böyle Geçti - Sessiz Gemiyi Beklerken
Süreyya Ağaoğlu, Türkiye'nin ilk Türk kadın avukatı olmasına rağmen hukukçuların bile haberdar olmadığı bir insan. Yazdığı bu otobiyografik kitap hem Türk kadınlarının hukuk dünyasına girişine hem de bu dünyadaki yerlerine ilişkin fikir veriyor. Kendi döneminin hukukunu (ve genel olarak toplumunu) eleştirişini okurken aynı sorunların hala devam ettiğini açıkça görmek düşündürücü.
Baskı: Ağrıdağı Efsanesi
Diliyle, anlatımıyla akıyor gidiyor. Okuması keyifli, yer yer de düşündürücü. Abidin Dino'nun çizimleriyle de bir güzel olmuş. Yaşar Kemal'in kitapları farklı bir bakış açısı sunuyor bize, yaşadığımız bu modernleşmiş hayatta.
Baskı: Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest
Bu kitap tam anlamıyla kişiyi aydınlatıyor. Evrensel bir problem olan ensesti her açıdan ele alıyor, böylece bu konuyu bana hiç düşünmediğim açılardan düşündürdü. Ayrıca, hiç farkında olmadan bazı önyargılara da sahip olduğumu gösterdi. Yalnızca var olan bilgi ve olguları sıralamayıp ayrıca öneriler ve eleştiriler de yer alıyor. Bu açıdan ilerideki çalışmalar ve uygulamalar için önemli bir kaynak olacağını tahmin ediyorum.
Baskı: Şimşek Hırsızı (Çizgi Roman)
Olaylar üzerinden geliştiği için karakterlerin içini pek göremiyoruz. Ayrıca bazı olaylar farklı gösterilmiş ya da hiç gösterilmemiş. Yine de, çizimleri çok güzeldi ve okuması keyifliydi. Şimşek Hırsızı hiçbir zaman sıkmıyor :)
Baskı: Theo'ya Mektuplar
Van Gogh'u keşfetmek için ideal. Özellikle sanata ve topluma dair görüşlerini yakalayınca eserlerini eskiye göre daha iyi kavradığımı hissettim. Sanatseverlere önerilir.
Baskı: Bir Aktör Hazırlanıyor
Kesintili ve kalitesiz bir şekilde olsa da bir süredir tiyatroyla ilişkiliyim. Bu kitabı okumaya başlayana kadar farklı kişilerin farklı tiyatro metotlarına karşı herhangi bir ilgim yoktu, doğruyu söylemek gerekirse nedense metotların var olduğu ve bu metotlar hakkında bilgi sahibi olmam gerektiği aklıma bile gelmemişti. Tiyatronun teorik ve metodolojik yanıyla Stanislavski ile tanışmış bulunuyorum. Henüz başka metotlar hakkında derinlemesine bir bilgi sahibi olmamama rağmen Stanislavski'nin neden değerli bir metot olduğunu anlayabiliyorum: Çıkardığım kadarıyla, Stanislavki'yle sahnede "gerçek" amaçlanıyor. Bu "gerçek", tabi ki kurgusal bir gerçek, önünde sonunda sahneye konulan şey birinin bir yapıtı. Öte yandan, bu sahneye konulma aşamasında yaşadığımız hayattaki içsel itkilerden ve yollardan yararlanılıyor. Yani, tıpkı hayatımızı olağan bir şekilde idame ettirirken olduğu gibi, yaptığımız şeylerin yapılma sebebi hissettiğimiz ya da düşündüğümüz şeyler, tam tersi şekilde değil. Örnek vermek gerekirse, tökezleyip dizimiz üzerine düştüğümüzde dizimizi ovuşturmaya, dizimizin acıyacağını tahmin ettiğimizden dolayı başlamıyoruz; dizimiz acıdıktan sonra dizimizi ovuşturmaya başlıyoruz. Birnevi her şeyin doğal bir neden-sonuç ilişkisinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu neden-sonuç ilişkisi zihin, duygu, irade, eylem ve düşüncenin hepsini kapsıyor. Tıpkı gerçek hayatta, yani "doğa"da olduğu gibi. Bu noktada Stanislavski'nin bir esin kaynağının doğa olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Hiçbir araştırma yapmadan Pozitif Yayınları'nın çevirisini almış bulundum ve gerçekten pişman oldum. Tamamen gelişigüzel bir çeviri; üstüne üstlük orijinal dili Rusçadan bile değil, İngilizceden çevrilmiş. Her türlü anlatım, yazım ve noktalama yanlışına rastlanmakla birlikte hiç açık değil. Gerçekten çöp bir çeviri.
Baskı: Hippi
Arka kapağını okuduğum an beni aşina olduğum bu kültüre (felsefeye) geri çekti. Unutmuş olduğum pek çok şeyi bana yeniden hatırlattı, tekrar unutacağımı sanmıyorum. Coelho'ya yön vermiş olayları ve kişileri öğrenmek ona bakış açımı tam tersine çevirdi. Simyacı benim için anlamsızdı ve gereğinden fazla yüceltildiğini düşünüyordum, şimdiyse Hippi'den öğrendiklerimi aklımda bulundurarak tekrar okumam gerektiğini düşünüyorum. Aklımda bir soru var: Bu kitabı yazarken, okuyanlardan birinin Karla olması olasılığı aklında var mıymış?
Baskı: Vejetaryen
İnsanın, kendi dışındaki varlıklarla ayrımını ve bütünleşmesini özgün ve yer yer rahatsız edici bir biçimde ortaya koyan bir roman (aslında üç hikaye birleşimi). Rahatsız ediciliğinin olayların psikolojik boyutlarının olmasından ve cinsellik ile aile ilişkilerine uzanmasından kaynaklanıdığını düşünüyorum: Bazı konulara hiç de alışık olmadığımız bir şekilde değinilmiş. Sonuç olarak, Uzak Doğu edebiyatına ilgimi daha da uyandırıyor.
Baskı: Huzursuzluk
Oldukça etkileyici ve sürükleyici. Öte yandan kitabın başından itibaren beni dil açısından rahatsız eden bir şey vardı. Her şeyin dümdüz, kısaca anlatılması olabilir. Yazarın Ezidiler hakkında okuyuculara bilgi verme amacına yönelik kullandığı anlatım biçimi gözden kaçmıyor, ve amacına ulaşmayı kesinlikle başarmış. Ayrıca bu anlatım biçimi bana Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ını hatırlattı. Kitabın güzel koyu mavi sayfalarının neden böyle olduğu kitabı okuduktan sonra açıklık kazanıyor. Kitaba eklenmiş güzel bir özellik.
Baskı: Tanrı Olmak Zor İş
"Ortaçağ karanlığına gömülmüş aydınları" anlatan ve hem yazıldığı dönemle hem de kanımca yaşadığımız dönemle ilişkilendirilebilen bir roman. Yazıldığı dönemle nasıl ilişkilendirildiğini Boris Strugatski'ye kitabın sonsözünde açıklamaya bırakıyorum, kendimce yaşadığımız dönemle nasıl ilişkilendirilebileceğini anlatayım: Arkanar'da yaşayan insanlar, ana karakterin de sürekli ifade ettiği gibi benciller, tembeller, yalnızca kendi kuyruklarının derdindeler. Hatta aptal olsalar da, ne de olsa onlar da insan oldukları için zeka kıvılcımları taşıyorlar. Tek yapmaları gereken birlik olmak ve onlar için daha iyi olacak koşullar için uğraşmak. Oysa bir şey yapmamayı tercih ediyorlar. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." zihniyetindeler yani. Tanıdık geldi mi? İthaki Yayınları'nın 2. baskısını okudum. Çevirinin anlam açısından güzel olduğunu düşünüyorum ancak birçok yerde yazım hatası (Dil bilgisi açısından değil de, daha çok bir harf yerine yanlış harf kullanmak şeklinde. Mesela "Rumata" yerine "Rubata" yazmak gibi.), birkaç yerde de anlatım bozukluğu var. Sonraki baskılarda düzelteceklerini umuyorum.
Baskı: Olimpos'un Kanı (Olimpos Kahramanları #5)
Ne kadar sürüklenerek okumuş olsam da, önceki kitapların tekrarının ötesine geçmiyor. İlk seride bilinmezlik vardı, şimdiyse olaylar birbirinin tekrarı. Bana Rick Riordan artık sadece yazmak için, veya para için, yazıyormuş gibi geliyor. Bundan sonra da başka kitap olursa okumam, artık burada bırakmak gerek.
Baskı: Bonzai
Pek de sıradışı olmayan bir ilişkiyi anlatan kısa ve garip bir hikaye. Anlatım biçiminin umursamaz gibi olmasının konuyla oldukça uyumlu olduğunu düşünüyorum. Genel olarak bakıldığında, herhangi birinin yaşamına çok az irdeleyerek göz atılmış gibi. Yazarın doğum yeri olan Santiago'daki yerel bir gazeteye göre Şili edebiyatında yeni bir devir başlatmış. Julio'nun şu rüyasının anlamını düşünüyorum: "Arada kumlu bir yerde, bir çöl ya da bir plajda geçen bir rüya görüyor, rüyada üç kişi sanki tatildeymişçesine ya da güneşlenirken fark etmeden ölüvermiş gibi, güneşe ya da gökyüzüne doğru bakıyor. Birden mor renkli bir ayı beliriyor. Kocaman bir ayı, yavaş yavaş ve ağır ağır vücutlara yaklaşıyor, aynı yavaşlıkla etraflarında yürümeye başlıyor, ta ki bir daireyi tamamlayıncaya dek."
Baskı: Damızlık Kızın Öyküsü
Kendimi sık sık empati kurmaya çalışırken buldum ve sadece korkutucu. Umut ışığını çok az görerek karanlıkta debelenmek gibi, sonrasıysa belirsiz. Bu senaryo gerçekleşseydi ne olurdu? İnsanın “İsyan ederdik tabi!” diyesi geliyor ama acaba gerçekten isyan eder miydik?
Baskı: Fahrenheit 451
Adını çok duyduğum bir distopya. İlk başlarda içine girmekte zorlandım çünkü bana göre anlaşılmaz benzetmeler, istiareler akıcılığı aksattı. Bu duruma alışınca okumak daha keyifli oldu. Konusunun yaratıcı ve yenilikçi olduğunu kabul etmekle beraber göklere çıkarıldığı kadar çarpıcı bir eser olmadığını düşünüyorum. Yine de okunmasının yararlı olacağını ve okuyanın zamanını boşa harcamamış olacağını söyleyebilirim.
Baskı: Sarı Sıcak
Okuması keyif veren, aynı zamanda sorgulatıcı hikayelerden oluşan bir kitap. Duygu veya düşünce ağırlıklı kitaplar okurken araya köy insanlarının hayatlarını gerçekçilikle ele alan bir kitap girmesi farklılık yaratıyor. Köy yaşamına uzak biri olarak gözümü açtı diyebilirim.
Baskı: Sanat Kavramlarına Giriş
Sanata ilgi duyduğum için sanat anlayışımı bir temele oturtabilecek bir kitap okumak istiyordum. Resimli olması ve yazı tipi açısından okumayı zevkli kılıyor. Öte yandan konulan resimlerin o sırada anlatılan konuyla bir alakası yoktu, olsaydı konuyu daha anlaşılabilir kılabilirdi. Birçok yazım hatası ve anlatım bozukluğu içermesi, bazı yerlerde sürekli tekrara düşmesi anlamayı zorlaştırıyor. Genel bir fikre sahip olmamı sağladı ama başka bir temel kitabı bence tercih edilebilir.