ilkeryus
@ilkeryus

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: 1915 Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?

Salt milliyetçi gözlükle bakmaktan bıkmıştım. Gerçeğin ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Bu kitap ve yazarın yaklaşımı bu konuda bana yardımcı oldu. --Bu kitabı okuyan Türklerin bazıları irkilecekler, rahatsız olacaklar, itiraz edecekler, sinirlenecekler. --Ama unutmayın, bu kitabı okuyan Ermenilerin bazıları da irkilecekler, rahatsız olacaklar, itiraz edecekler, sinirlenecekler. Nalıncı keseri gibi tek yönlü yontan yaklaşımlardan kurtulmamız, karşımızdakini anlamamız lazım. Yazar iki tarafın da iddialarını, delillerini, yaklaşımlarını inceliyor, tarihçinin, bilim adamının eleştirel gözlüğünden, eleğinden geçiriyor. Görüşlerin haklı ve haksız taraflarını irdeliyor. Hiçbir tarafa ayrıcalık vermiyor. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyor. Sıklıkla da delillerin güvenilir olmayışı, yetersizliği nedeniyle iddiaların kanıtlanamayacağını ve geçerli delil olmadan mahkumiyet verilemeyeceğini söylüyor. Sonuçta Ermenilerin yaşadığı gerçek bir trajedi var. Ama soykırım dememek için de çok fazla sebep var.

Savaş Artığı
8/1016.10.2016

Baskı: Savaş Artığı

Kore Savaşında Çin ordusunda görevli olup Amerikalılara esir düşen Yu Yuan'ın esir kamplarında komünistlerle anti-komünistler arasında sıkışıp kalmasının hikayesi. Aslında komünist olmakla pek de ilgili değildir. Tek derdi ülkesine, annesine ve nişanlısına dönebilmektir ama üçüncü bir yol yoktur ve köprüyü geçene dek ayıya dayı demek sorunda kalacaktır defalarca. "Komünizm, düşmanlarına karşı kendi insanlarına olduğundan daha yumuşaktır." anlamında bir söz var kitapta. Sovyetlerle ilgili tarih kitabı, roman ve filmlerinde sıklıkla gördüğümüz gibi komünist Çin de bundan geri kalmıyor. İdeoloji insandan önemli tutulup hayatlar bozuk para gibi harcanıyor. Anlatım basit, akıcı, yer yer kuru ve yavan. Yine de savaş ve yaşam hakkında altı çizilecek cümleler hiç az değil. Çeviri ve tashih sorunu yok. Kore Savaşını komünist taraftan bir esirin gözüyle okumak güzeldi.

Baskı: Kudüs'ün Gizemli Tarihi

Soru-cevap şeklinde hazırlanmı ve resimlerle desteklenmiş. Merakla okudum ve bir sürü bilgi edindim. Ancak dinler tarihi öğretim üyesi tarafından yazılmış ve içine yazarın dini ve milli görüşünün girmemesi gerektiğini düşündüğüm bir kitapta yer yer tarafsızlığın zedelendiğini düşündüm. Ayrıca, kitabın sonunda Erhan Altunay ile yapılmış soru-cevap bölümünde II. Abdülhamid için "Tahttan türlü dalaverelerle indirilen Sultan II. Abdülhamid, bunun nedeninin Kudüs'ü satmak istememesi olduğunu söylemiştir." şeklinde tuhaf ve komik ifade mevcut. (sayfa 273) Buna göre Kudüs'ü alamayan Yahudiler Abdülhamid'e kızmış ve tahttan indirilmesindeki "Selanik etkisi" anlamlıymış. Sabetaycılık da işin içindeymiş. Tarihçi değilim ama, hepimiz biliriz ki Abdülhamid, "Şeriat isterük" diye 31 Mart Ayaklanmasına kalkışanlara karşı İttihat ve Terakki'ye bağlı subayların yönetiminde, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından müdahale edilmesi sonrası Meclis kararıyla tahttan indirilmiş ve Selanik'e sürülmüştür. Abdülhamid'in daha önce zorla kabul ettiği anayasal düzenden kurtulmak için ayaklanmayı doğrudan desteklemediyse bile (bunu bilemiyorum), durumdan memnun olmadığını kimse söyleyemez herhalde. Gelelim sorulara: Ne yani, Yahudiler 31 Mart ayaklanmasına önayak mı oldular, gericileri kışkırttılar mı? İttihat ve Terakki bir Yahudi kuruluşu muydu? Önderleri Yahudilerin isteklerine, telkinlerine açık mıydı? Hareket Ordusu subaylarından bir kısmı, Mustafa Kemal de dahil Yahudi miydi? II. Meşrutiyet bir Yahudi dalaveresi miydi? Abdülhamid tahttan inince Yahudiler Kudüs'te muratlarına erebildiler mi? Tut ki Abdulhamid Kudüs'te Yahudi isteklerine onay verseydi, 31 Mart Ayaklanması olmayacak mıydı? Bütün bunlar dalavere miydi, hem de Yahudi ve Sabetaycı dalaveresi? Artık bu komplo teorilerinden gına geldi. Kısaca bu son bölüm kitapta olmasa daha iyiydi bence. Gizemcilik yapılacaksa tarihi çarpıtmadan yapmak lazım (Şüphem yok ki bir gizemci bu cümlemi okuyunca tarihin zaten komplocular tarafından çarpıtıldığını iddia edecektir. Ben de ona şunu sorarım: Peki, gizemcinin tarihi çarpıtmadığını nerden bileceğim?). Erhan Altunay'dan çokça puan kırdım.

Baskı: Hazreti Muhammed (S.A.V.) - İslam Peygamberinin Biyografisi

Yabancı ve gayrımüslim bir yazardan okumak şaşırtıcı oldu. Çünkü Hz. Muhammed'in ve İslamın barışçıl, insancıl, sevgi dolu yönlerine ağırlık vererek, 20. yüzyıl kavramları ile değil, o günün kavramları ile düşünmemizi ve anlamamızı sağlayacak şekilde, Hırsitiyanlara yönelik bir güzel anlatım sergilemiş. Anlamayı, fark etmeyi önermiş, Batının biraz da iğneyi kendine batırmasını söylemiş. Saygıyı elden bırakmamış.

Baskı: Bir Hıristiyan Masalı

Rahat okunan, akıcı, derli toplu bir orta çağ ve sonrası Hıristiyanlık ve tabii biraz da İstanbul tarihi. Çok sayıda kaynaktan yapılmış güzel bir tarih derlemesi. Kırıkkanat gene ince bir kitapta işi bitirmiş, laf kalabalığına gerek yok. Yabancı dillerde belki daha iyisi vardır ama Türkçede böyle bir kaynak bulmak sevindirici (varsa dilimizde başka bir kitap henüz bilmiyorum). Bir çok bilgiler edinmemi sağladı, meğer ne çok şey bilmiyormuşum. Tarih severlere tavsiye ederim.

Baskı: Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi

Bu kadar mı güzel anlatılır? Biyoloji, antrapoloji, sosyoloji, psikoloji, tarih, ekonomi, bilim, inanç, felsefe... Herşeyi birleştiren müthiş bir bakış açısı... Harika bir harman, ufuk açıcı, bilgilendirici, farklı bakışlar getiren, açıklayıcı... ve hatta komik. Israrla tavsiye olunur.

Mercan Adası
5/1013.04.2016

Baskı: Mercan Adası

Sineklerin Tanrısı ile çocukların adının aynı olması ve ve mercan adasında geçmesi dışında benzerliği yok. Çocukken okusaydım daha zevkli ve heyecanlı gelebilirdi. Oysa şimdi edebiyatı zayıf kuru bir anlatım ve sıradan bir macera kitabından öteye girmedi benim için. (Jules Verne'i şimdi okusam yine böyle mi hissederim acaba?) Bir de 100 Temel Eser listesine alınmış kitabın yamyamlık ve şiddet dolu sahneleri bolca. İlkokul için uygun olmadığını düşündüm.

Yunan Düşü
6/1009.03.2016

Baskı: Yunan Düşü

Kurtuluş Savaşı tarihimize bir de öteki taraftan bakmak istediğim için okudum, hem de Yunan olmayan bir yazardan. Çevirisi sorunlu, akıcı değil. Yine de pek kaynak bulunmuyor bu konuda diye gayret ettim.

Baskı: Locke Lamora'nın Yalanları (Centilmen Piç #1)

Özgün dünya, canlı anlatım, iyi kurgu. Okuduğum en iyi fantastiklerden biri.

Kan, Altın, Demir
7/1012.11.2015

Baskı: Kan, Altın, Demir

Meraklısına demiryollarının tarihi, ülkelere göre gelişimi, insanlığa kattıkları, dünyaya etkileri ve geleceği.

Metro 2033
6/1001.11.2015

Baskı: Metro 2033

Nükleer savaşın kıyameti sonrası özgün bir konu olmasa da metroda geçtiği için özgün bir öykü. Her biri birer köy gibi yerleşilmiş metro istasyonlarında yaşayan sıkışıp kalmış insanlardan birinin, Artyom'un kader, görev, sorumluluk ve kişisel yolculuğunu anlatan, yer yer felsefeye, inanca, insanlık değerlerine dalıp çıkan, mistik tatlar barındıran öykü bu. Bir avuç kalsa da her biri birer istasyon grubunu yurt edinen, kıyamet kopmuş olsa da hala faşizminden, komünizminden, siyasal görüşünden, dini inancından vazgeçmeyen ve hala bu uğurda birbiriye salakça savaşan toplumlar... Diğer yanda girişimcilikleri o şartlarda bile ortaya çıkan, ürün yetiştiren, ticaret yapan, hayatta kalmaya çalışan, kimisi zavallı insanlar, karanlık tünelden başka bir şey bilmeyen yeni nesiller... Ayrıca yeryüzüne hakim olan radyasyonlu ortama uyum sağlamış yaratıklar, yamyamlık yapanlar, yeni türemiş insansılar... Çok güzel bir öykü olacakmış, belki asıl dilinde gerçekten öyledir. Çünkü yüzbinlerce satmış bir kitap bu. Ama türkçeye çevrilirken darbe yemiş gibi gözüküyor. Anlatım özellikle ilk bölümlerde yavaş, heyecansız, tatsız. Kitapta ikinci yarıya varıldığında olaylar hızlanınca daha iyi oluyor ama anlatım gene de renkli değil. Çeviri hataları, cümle hataları çok. Örneğin "Burnuna kadar çürüyen etin kokusu geldi." diye bir cümle var. Hızla okurken birden "burnuna kadar çürüyen et" isim tamlamasıyla karşılaşıyor insan. Hemen ardından aslında cümlenin "Çürüyen etin kokusu burnuna kadar geldi." şeklindeki düzgün ve akıcı anlatımı zihnimizde şekillense de hikaye birden kırılıveriyor, konsantrasyon bozuluyor, okuma zevki kötü etkileniyor. Bu basit bir örnek. Bir de felsefi, düşünsel, devinimsel anlatımların, açıklamaların olduğu uzun, yan cümlecikli, karmaşık cümlelerde böyle hatalar olunca cümle bazen tamamen anlamını yitiriyor, bulmak için çaba harcamak gerekiyor, okuma zevki kalmıyor. "... kapıya saldırdı." diyor mesela, okuyan, kişinin kapıyla dövüşe tutuştuğunu sanır. oysa kapıya koştu, seğirtti, yöneldi falan diye çevrilmesi gerekirdi. "... çıkmasına izin verdiler." diyor bir cümlede, arkasından gelen cümlede ise çıkmasına izin verilen kişinin hala izin verenlere anlatmaya devam ettiğini görüyoruz. Yine yanlış çeviri, doğrusu " ... devam etmesine izin verdiler." şeklinde olmalıydı. Bunlar benim farkına vardığım basit hatalar. Anlaşılmaz bulduğum cümlelerde kim bilir ne çeviri hataları vardır. Sonuçta çevirmen yaptığı işi baştan sona okuyup hiç düzeltme yapmamış gibi gözüküyor. Asıl dilinden anladığını türkçede de anlayıp anlamadığına bakmamış. Editör de ya yok, ya da uyuyormuş. Sonuçta yeniden çevrilmesi lazım. Bunlar bir yana bırakılırsa yine de okumaya değer buldum. Sonu sürprizle bitiyor, (gerçi ben şahsen çok hoşlanmadım sonundan ama) değişik bir tat için okunabilir.

Ye O Kurbağayı !
10/1022.08.2015

Baskı: Ye O Kurbağayı !

Kısa, öz ve etkili. Kişisel gelişim kitaplarının uzun uzadıya anlatımlarından sıkıldıysanız tam size göre.

Baskı: İstanbul Bir Masaldı

Bir cümlesi bir paragraf, hatta bazen bir sayfa tutan, yan cümleciklerle dolu, okunması zor bir kitap. Cümlenin sonuna ulaşabilirseniz baş tarafını unutmuş olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Yazar daha basit ve akıcı bir anlatım kullansaydı keşke, çünkü İstanbul'daki azınlıkların hayatına dair güzel öyküler içeriyor.

Çanakkale Gerçeği
3/1001.08.2015

Baskı: Çanakkale Gerçeği

İki nedenle bu kitabı okumamak gerek: 1. Yazarın savaş sırasında gazetesinde yazdığı bu yazılar doğal olarak İngiliz hükümetinin sansüründen geçtiği için gerçekleri tam yansıtmıyor. 2. Savaş devam ederken İngiltere'de kitap olarak basılmış ve bir Osmanlı zabiti Yüzbaşı Rahmi Bey tarafından dilimize çevrilirken yazarın orijinal metninde olmayan bir yığın Türk ordusu övgüsü eklenmiş. Dolayısıyla yazarın bu kitabını değil, savaş bittikten sonra yeniden derleyip yazdığı Sansürsüz Çanakkale adlı kitabını okumak gerekir. Arada dağlar kadar fark var.

Baskı: Türk - Ermeni İlişkileri (Yabancı Belgeler Işığında) Dünü ve Bugünü

Gerçeğe ulaşmak için miiliyetçi bakıştan daha uzak, tarafsız, bilimsel ve tarihçi olarak bakmak lazım. Yazar miiliyetçi bakıştan tam kurtaramamış kitabını, bir Türk yazar olmaktan kaynaklanmış olabilir elbette. Konu başlıkları altında konu bütünlüğü ve kronolojik tutarlılık zaman zaman karışıyor ve kitap sanki tekrarlardan oluşuyormuş gibi izlenim uyandırıyor. Yine de bu konuda ilk kez okuyacaklar için bir bilgi kaynağı olma konumunu yitirmiyor. Kitabın sonunda biz eskiden kardeştik, yine kardeş kalacağız türünden mesajlar eksik bırakılmamış.

Cebirci
4/1026.07.2015

Baskı: Cebirci

Mario Levi'nin İstanbul Bir Masaldı adlı kitabını okumuş muydunuz? Hani şu İstanbul'da yaşayan gayrımüslimlerin yaşamından kesitler anlatan roman. İşte Cebirci de onun bilim kurgu şekli, anlatım bakımından elbette. Yani bir tanesi yarım sayfa tutan cümleler, yan cümlecikler, ana ifadeyi kaçırmana ve anlamadığın için cümleyi baştan bir daha (ve belki bir defa daha) okumana neden olacak karmaşık anlatımlar. Konu belki güzel olabilirdi daha akıcı ve yalın bir anlatımı olsaydı. Veya belki orijinal dilinde bu cümle yapıları daha kolay hazmediliyordur. Ayrıca bilimsel olarak topu topu (!) 14 milyar filan yaşındaki evrenimizde milyarlarca yıldır yaşayan uygarlıklar; adı üzerinde gaz devi olan ve gazdan başka bir şey (belki bir katı çekirdek dışında) içermediği için basacak bir yer bile bulamayacağın gezegenlerde yaşayan ve metalin olmadığı bu gezegenlerde nereden metal bulacaksan gemi yapıp diğer gezegenlerde de gidecek kadar gelişmiş canlılar (üstelik gaz devlerinde nasıl bir ekosistem olabilir ki?); dünya tarihi ile 4034 yılında binlerce yıla uzatılması başarılmış insan yaşam süresi, gemiye yüklenip uzayda taşınabilen "solucan delikleri" vesaire... Naçizane astrofizik bilgimle bile kolayca "Hadi ordan!" diyeceğim bir yığın zırvalık. Kolay kolay kitap bırakmam ama 220. sayfada artık dayanamadım. İsteyen buyursun okusun, ama benden bu kadar.

Baskı: Moskova Önlerinde I. (Volokolamsk Şosesi)

Teğmen Momiş-Uli ve General Panfilov'un İkinci Dünya Savaşnda Moskova önlerinde Almanlara karşı yaptıkları savunma savaşlarının sürükleyici hikayesi. İnsana, savaşa, asker ve komutan olmaya, kahramanlığa dair unutulmayacak bir hikaye. Hem de gerçek yaşamdan kişilerin hikayesi. Eski kitapçılarda bulursanız düşünmeden alın.

Baskı: Moskova Önlerinde II. (Volokolamsk Şosesi)

Teğmen Momiş-Uli ve General Panfilov'un İkinci Dünya Savaşnda Moskova önlerinde Almanlara karşı yaptıkları savunma savaşlarının sürükleyici hikayesi. İnsana, savaşa, asker ve komutan olmaya, kahramanlığa dair unutulmayacak bir hikaye. Hem de gerçek yaşamdan kişilerin hikayesi. Eski kitapçılarda bulursanız düşünmeden alın.

Baskı: Doludizgin (Kalpaklılar'ın Devamı)

Geleneksel kuşbakışı tarih anlatımlarından sıkılanlara sahadaki sıradan bireylerin bakışından tarihimiz. Yalın, düz anlatımıyla edebi olarak çok şey beklememek gerekse de okunmaya değer.

Lizbon'a Gece Treni
10/1029.10.2013

Baskı: Lizbon'a Gece Treni

Sıradan bir hayatı olan eski diller öğretmeni Raimund Gregorius, öğrencilerinin deyişiyle Mundus, bir gün dersini terk edip çıkar. Bir sahafta bulduğu eski bir Portekizce kitabı, kitapçı birkaç sayfa tercüme eder Mundus'a. Dil konusunda becerisi çok yüksek olan Mundus Portekizce öğrenmek ve bu kitabı okumak arzusuna kapılır. Aynı zamanda yazarı Amadeu Prado'nun yaşadığı Lizbon'a gitmek ve onu tanımak. Ve Gregorius elinde kitaptan başka hiçbir bilgi olmaksızın Prado'nun izini sürmek üzere Lizbon'a doğru yola çıkar. Bu aslında hayatındaki bir kırılma noktası ve sonrası da kendi dönüşüm yolculuğudur da aynı zamanda. Bir daha asla eskisi gibi olamayacaktır. Başta kimi zaman geri dönmeyi düşünse de Prado'nun büyüsünden kurtulamayacak ve hatta kendi şehri Bern ona artık yabancı gelecektir. Dr.Prado, bu laf ebesi, söz kuyumcusu, kelimelerin büyücüsü adam, diktatör Salazar zamanında yaşamış ve 30 yıl önce ölmüştür. Prado bilgiye karşı sonuna dek açlık hisseden, herşeyi öğrenmek arzusunda, çok zeki, parlak, aynı zamanda kibirsiz, iyi huylu, çok insancıl biridir. Kendine, insanlığa ve hayata karşı bitmek bilmeyen sorularını ve çıkarımlarını kağıtlara not etmiş, mektuplara işlemiş, konuşmalarına konu etmiştir. Gregorius, Lizbon'da Prado'yu tanıyan, onun zamanında yaşamış ve hayatında derin izler bırakmış aile bireylerini, dostlarını, aşklarını, öğretmenlerini ve Salazar'a karşı birlikte mücadele ettiği insanları bularak ve onların anılarını ve Prado'nun geride bıraktığı yazılarını kullanarak bir yap-boz oyunu gibi, bir yaşam öyküsünü ortaya çıkarmaya çalışır. Bu sırada da tanıdığı bu insanların hayatlarına dokunur. Kimiyle dosluklar geliştirirken kiminin geçmişte donup kalmış hayatının buzlarını çözmekten geri durmaz. Mercier kitabında gerçek bir edebi lezzet vaadini fazlasıyla yerine getiriyor. Bir mozaik tabloyu farklı yerlerinden tamamlayarak harika finale ulaştırıyor. Prado'ya söylettiği/yazdırdığı metinlerin bazısında anlamakta zorluk çeksem de genel olarak kolay okunan, keyif veren akıcı bir kitap Lizbon'a Gece Treni. Edebi lezzeti uzatmak için yavaş ve sindire sindire okudum. Bir G.G. Marquez veya Louis de Bernieres kitabı okur gibi hissettim kendimi kimi zaman, aldığım tat bakımından. Sonuç olarak, kurgusuyla, içeriğiyle ve anlatımıyla bir edebiyat şaheseri. Edebiyat severlere ısrarla okumalarını öneriyorum.

Kalpaklılar
8/1027.10.2013

Baskı: Kalpaklılar

Klasik/standart tarihsel Kurtuluş Savaşı anlatımlarına seçenek olarak gayet iyi. Savaşan sıradan insanların, askerlerin, efelerin başlarından geçenler anlatılıyor. Çok edebi değil, ama rahat okunuyor, hızlı gidiyor. O günlerin insanlarının gözünden, savaşın az bilinen cephelerinden farklı bir bakış için okunmasını oneriyorum.

Baskı: Dünya Tarihi, İnsanlar, Tarihler, Olaylar -2007'ye kadar

Biraz karıştırmakla bile yanlışlar, eksiklikler hemen sırıttı: Sayfa 160: " 1881 Türkler Selanik'i Yunanistan'a verdiler, ancak Makedonya'yı ellerinde tutmaya devam ettiler." Yani neymiş, Mustafa Kemal yunan toprağında doğmuş, 1908 yılında da Hareket Ordusu meğer yunan şehri Selanik'ten yola çıkmış! Yani Selanik 1912 Balkan Savaşında kaybedilmemiş! Sayfa 176: " 1915 Britanya ve Avustralya Gelibolu'yu abluka altına aldı. Böylece Çanakkale Boğazı'nı denetimleri altına almak istiyorlardı." Ve az sonraki cümle: " 1916 Britanyalılar Türk sahillerinden çekilmek zorunda kaldılar" Arada başka bilgi yok bu konuda. Yani bu neymiş? 1. Dünya Savaşının en önemli muharebelerinden biri olan ve savaşın seyrini, süresini, Rusya'nın kaderini etkileyen o müthiş Çanakkale Savaşları meğer önemsizmiş, sözünü etmeye değmezmiş! Yazar ingiliz mi bilmiyorum, kaybedilen savaşlardan utanç filan mı duyuyor yoksa örtbas etmeye mi çalışıyor? Bir tarihçinin nesnel olması gerekmez mi? Benim az çok güvendiğim tarih bilgimle çıkardığım bu hatalardan sonra artık bu kitaba nasıl güveneyim? Bilmediğim binlerce dünya tarihi olayını acaba hangi eksiklikler ve yanlışlarla aktarıyor?

Baskı: Herkes İçin Görelilik

Yalın bir dil ve basit örneklerle görelilik kuramı ve getirdikleri. Harika bir anlatım, kolay kavranış. Bilime meraklı olanlara tavsiye ederim.

ÖncekiSayfa 4 / 6Sonraki