
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yeryüzünün Tarihi - Nasıl Keşfedildi ve Neden Önemli
Jeolojinin ve paleontolojinin öyküsü. 17. yüzyıldan bu yana dünyamızın ve insanlığın tarihini anlama ve canlandırma girişimleri; inançlar, keşifler, türlü yorum ve açıklama çabaları ve hatta bilimsel tutuculuk içinde bilim tarihinin çok özel bir yönü. Konu benim için çok güzel ve bilimsel merakım fazla olsa da çok kolay bir okuma vaat etmiyor kitap. Yazarın tercih ettiği anlatım şekli bol yan cümlecikli ve uzun cümlelerden geçiyor. Bir de buna mükemmel olmayan, hatta zaman zaman aksayan, kalitesi düşen çeviri de eklenince anlamak için birkaç kez baştan okumak zorunda kaldığım cümleler hiç az değildi. Çevirmenin bir daha elden geçirmesinde yarar var.
Baskı: Salkım Hanım'ın Taneleri
Yüz karası Varlık Vergisinin öyküsü. Acımasızca tüm varlığı elinden alınan başta gayrimüslimler olmak üzere zenginler, onların varlıklarına akbaba gibi üşüşen para canlısı vicdansız türeme tipler, varlıklı da yoksul da olsa insancıllığı değişmeyen bilge insanlar. Genel olarak kolay okunan akıcı bir anlatımı var. Ortalarda biraz karamsarlık artıyor. Sonunda özellikle gayrimüslimlerin olan biten her şeye rağmen vatan sevgilerinin vurgulanışı ilginç. Bilge ve sevgi dolu insanlar, bir şekilde ayakta kalmayı beceren, dayanışma içinde yola devam edenler kendilerine yeni hayatlar kurmaya çalışıyorlar umut içinde. Bilge olmak, iyi ve sevgi dolu olmak din, inanç, etnik köken işi değildir, yürek işidir.
Baskı: Tüfek Mikrop ve Çelik
Coğrafya çok ama çok şeydir. İnsanlığın gelişim hikayesinin farkı boyutlarına mükemmel bir bakış. Bilmediğimiz coğrafyalara ait ilginç ve başka yerlerde kolayca bulunmayacak bilgiler. Okuması şiddetle tavsiye edilir. (Sık sık tekrar düştüğü izlenimi bırakıyor. Nitekim sonda, teşekkür kısmında kitabın çeşitli bölümlerinin bazı dergilerde makale olarak yayınlandığını söylüyor. Yani her dergi makalesinde bazı şeyleri tekrar anlatıyor. Neyse ki bu durum sıkıcı değil. Hatta konuyu hatırlayıp pekiştirmek isteyenler için yararlı olabilir. Ayrıca çevirmen genelde başarılı ve akıcı bir iş çıkarmış. Ancak bireyler yerine 'tekler', marul yerine 'kıvırcık salata', hatırı sayılır yerine 'hürmetlice' gibi tuhaf karşılıklar bulmuş.)
Baskı: Son Dilek (The Witcher, #1)
Barbar Conan çizgi kahramanını bilirsiniz. Biraz onun düz yazı halini okumak gibiydi, sanki her bölüm bağımsızmış gibi. Ama sonra bunların hikayenin ana zincirindeki geriye dönüş (flashback) anlatımları olduğu anlaşılıyor. Sıradan bir kahraman, gururlu, prensip sahibi, korkulan, horlanmış ve yalnız. Hikayeciklerin kurguları güzel. Belki bazılarınız sonunu önceden tahmin edebilir. Bildiğimiz masal kahramanlarının değiştirilmiş halleriyle küçük roller veya atıflar aldığı anlatım pek edebi sayılmaz. Amaç da edebiyat okumak değil zaten. Teknolojinin olmadığı bu tarz fantastik hikayelerin ilkel çağlarda olduğu varsayıldığında metinde geçen enerji, mutasyon, mutant vb gibi kavramlar tuhaf kaçıyor. Sonuçta fantastik okuma ihtiyacımı karşıladı ve serinin devamını okumayı düşünüyorum.
Baskı: Yakupyan Apartmanı
Yalın ama güzel anlatımıyla, canlı karakterleriyle keyifli bir roman. Radikal dincisini de, eşcinselini de, yozlaşmış politikacısını da bize onları benimsettiren, yadırgatmayan bir üslupla anlatıyor. Müthiş edebi laflar, aforizmalar yok, ama gerek de yok. Mısır'ın bugünkü hayatına, geçmişine, değerlerine ve iflah olmaz yozlaşmaya eleştirel olmayan, durum tespiti yapan bir bakışı var. Ortaya okunması tavsiye edilir, güzel bir roman çıkıyor.
Baskı: Şaman - Doğa'nın Şifası Uyanınca
Bol tekrar, yine tekrar, tekrar tekrar, konu başlığından saparak tekrar, konu başlığından sapmadan tekrar, kapanmış konuyu alakasız yerde tekrar açarak tekrar.... Konuşma diliyle/tavrıyla yazılmış. Bilgi verme amacından illaki tekrar tekrar kanıtlama ihtiyacına sapıyor, sanki birileri ailesi Şamanizm inancından gelen yazarın sürekli damarına basıyor gibi. Sanki her bir bölüm başka başka günlerde başka başka yayın mecraları için yazılmış gibi, önceki verdiği bilgileri biz hiç okumamışız gibi tekrar, gene tekrar, gene de tekrar. Hep tekrar dediğimin farkındayım ama bir okusanız hak vereceksiniz: Kitabın belki yarısı tekrardan oluşuyor neredeyse. Bunun dışında Sibiryalı, Hakas Türkü olan yazarın Türkiye Türkçesine hakimiyeti çok iyi, küçük bazı hatalar olabilir. Kam sözcünün Türk Dİl Kurumu internet sitesindeki anlamını verirken o sayfadaki sayacı yanlış yorumlamış yazar, tüm sözcüklerin sözlükte birkaç yüz milyonluk sorgulanma sayısını sanki sadece kam sözcüğüne aitmiş gibi anlamış. (Sanırım bunu editörü de atlamış olmalı ki uyarıp düzeltme yapmamış.) Sonuçta Şamanizm hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmezken bir çok şey öğrendim ama bunu daha kısa ve daha bilimsel tavırlı bir kitaptan okumayı tercih ederdim.
Baskı: Elia İle Yolculuk
Livaneli ünlü yönetmen ve yazar Elia Kazan ile dostluğunu anlatırken, Elia'dan çok kendi yaşamından anılar, anekdotlar aktararak aslında kendi geçmişine yolculuk ediyor.
Baskı: 1902 Doğumlular
Birinci Dünya Savaşının öncesi ve savaş sırasında Almanya'da cephe gerisinde halkın yaşamı, ergenliğe yeni giren bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Anlatım yalın ve akıcı. Bir yandan insanların savaş isteği ve savaşı coşkuyla karşılamaları, savaşın en azından başlangıçta, kırgınlıkları, düşmanlıkları, farklılıkları unutturup halkı nasıl birlik haline getirdiği anlatılıyor. Savaş Yahudi karşıtlığının bile ortadan kaldırıyor. Öte yandan yeni yetme gencin kadın-erkek ilişkilerindeki "sırrı" keşfetmeye çalışması, arkadaşlıkları, yaşamı anlatılmış. Savaş ilerledikçe, birkaç haftada bitmeyeceği anlaşıldıkça, ölüler, yaralılar geldikçe, babasız kalanlar, dul kalanlar çoğaldıkça, yıkımlar, açlık ve yokluk arttıkça insanların fikirleri değişiveriyor. Dönem Almanyası ve hatta belki Avrupasını anlamak için iyi bir kitap.
Baskı: Karanlığın Yüreği
Cihat Taşçıoğlu çevirisiyle okudum. Naçizane fikirlerim: Çeviri sorunu hissetmedim, ama anlatım bana bol ve lezzetsiz laf yığını gibi geldi. Edebi bir tat alamadım, konu beni sarıp sarmalamadı. Anlatımlar ne acıyı, ne diğer duyguları, ne de korkuçluğu hissettirdi, tanımlamalar, betimlemeler bilindik sözcüklerle yapılmış ama bilinmeyen bir şeyi tarif eder gibiydiler, anlamları yoktu sanki. Ayrıca yazar Marlow'a neden bir tekne gezintisi sırasında anlattırmış bilemedim. Tüm metin zaten neredeyse bir Marlow'un monoloğu şeklindeyken kitabın sonunda hikayenin teknede anlatılmış olmasının hiçbir önemi olmadığı, olayla ilgisi olmadığı anlaşılıyor. Eşimin sözünü dinleyip de okumasaydım olurmuş.
Baskı: Salamina Askerleri
Edebiyat Şöleni! Akıcı ve zengin bir anlatım. Nefis bir dil ve kurgu. Yazar, İspanya İçsavaşının faşist fikir adamı, şair ve yazar Sanchez Mazas'ın kurşuna dizilme ve kurtulma öyküsünün peşine düşmesini anlatır romanda. Bu arada kendi yaşamındaki sorunlara değinir. Peşine düştüğü yaşamöyküsünü tamamlar ama bir şey eksiktir hala, Bu noktada yazar olağan gazetecilik işlerine devam etmeye çalışırken roman öyle bir noktaya ilerler ki, kitabın sonunda yazarın dediği gibi Sanchez Mazas bu romana yakışmaz olur. Uygarlık hep son anda ortaya çıkan bir manga asker sayesinde kurtulur her zaman. Ne yazık ki uğruna savaştıkları insanlar onları hatırlamayacak, gelecek nesiller o manganın askerlerini hiç tanımayacaktır, hatta "Boktan bir ülkenin perişan bir kasabasında, onlardan herhangi birinin adını taşıyan sefil bir sokak bile yok"tur. Yalnızca onları yakından tanımış olanın belleğinde yaşarlar, tanıyan da öldüğünde kahramanlar da "tamamen yok olup gidecekti; çünkü yok olup gitmemeleri için onları hatırlayacak kimse kalmayacaktı".
Baskı: Otomatik Portakal
Yoruma dikiz kanka, argoyu bolca kullanmış yazar lavuğu, ama bundan şikayetçi olunmaz, çünkü karakterini başka türlü anlatamazdı, çakozladın mı? Pavlov'un köpekleri gibi şartlandırılarak morukları cıvırları marizleyemez, mangırları cukkalayamaz ve mecburi iyi davranır hale getirilen ve böylece özgür iradesi elinden alınan Alex'in hikayesi bi ara 1984'ü anımsatan bi atmosfere dönüşüyor. Ama sonra hikaye kendi yoluna ikiliyor ve beklediğimden daha paçoz bitiyor. Yine de dehşet bi kitap, okumak lazım, kardeşim.
Baskı: Taşıdıkları Şeyler
Savaşan askerin halini, duygularını en iyi anlatan kitaplardan biri bence. Bu açıdan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanı gibi keyifli, etkileyici ve müthiş bir anlatım. Aslında Taşıdıkları Şeyler bir romandan çok bir müfrezenin askerlerinin çeşitli zamanlardaki öykülerinin toplamı üzerinden savaşı anlatan bir kitap. Yazarın da belirttiği gibi bir tarafta gerçek olaylardan veya gerçek olayların algılanabilen ve hatırlanabilen kısımlarından diğer tarafta kurmacaya kadar uzanıyor ve hangi kısım gerçek hangi kısım kurmaca, birbirine giriyor. Benim için ilginç olan bir şey de kitabın ilk bölümlerinin son bölümlerinden daha etkileyici hissettirmesiydi. Okunması ısrarla tavsiye edilir. Avi Pardo çevirisi de çok iyi ayrıca.
Baskı: Duvar
"Yardım etmeye çalıştım ve başaramadım ama yeniden deneyebilirim. Denemeye devam edebilirim ve yine başarısız olursam yine deneyeblirim. ... Tüm hayatımı başarısızlıkla geçirsem de inandığım bir şey uğruna başarısız olacağım. Dolu dolu yaşayacak ve dolu dolu kendim olacağım. Diğer seçenek hiçbir şey yapmadan unutmaksa, başka seçenek yok demektir..." Azimli ve yılmaz Yeşu'nun gözünden İsrail-Filistin yaşamına bir bakış. Ölümcül tehlikelere rağmen doğru olanı yapmaya dair sürükleyici bir roman. Ergenlerin ve erişkinlerin okuyup keyif almalarını öneririm.
Baskı: Bağdat'ta Bir Aile
Okuması kolay ve keyifli. Saddam rejiminin yıkılışı ve sonraki günler, aylar ve birkaç yıl boyunca Bağdatlı bir ailenin evinde dönem dönem misafir kalan Hollandalı kadın gazetecinin gözlemleri. Kültürlü, varlıklı, iyi eğitimli, İngilizce bilen ve Avrupa'yı tanımış laik bir ailenin yanında kalan gazeteci Irak'ın ve ailenin yaşamının ne hale geldiği anlatıyor. Daha az eğitimli, fakir ve daha sıradan, hatta muhafazakar bir ailenin yanında kalsa daha farklı şeyler anlatabilirdi diye düşünmeden edemiyor insan. (Tabii ki gazetecinin iyi derecede Arapça bilmesiyle ve onu aralarına kabul edecek serbestlikte bir aileyle mümkün olabilirdi belki.) Ortadoğuyu anlayabilmek için okunması önerilebilecek kitaplardan biri.
Baskı: Tanrı'nın Tarihi
Öncelikle, kitabın kapağında yazıldığı gibi 4000 Yıllık Dinler Tarihi değildir bu kitap. İnsanlığın Tanrı Anlayışının Tarihidir. Ticari kaygıyla dinler tarihi gibi satılmaya çalışılmış, böyle sanıp okuyanlar da hayal kırıklığına uğruyorlar. 4000 yıl boyunca Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların; onların peygamberlerinin, din adamlarının; felsefecilerinin, din alimlerinin; ayrıca mistiklerin, Kabalacıların, Reformcuların, aydınlanmacıların, modern bilime yön verenlerin, yazarların, vs. vs, Tanrı'ya bakışı, anlama, tarif etme, nitelendirme çabaları anlatılıyor. Bir sürü kişinn fikirleri kronolojik/dönemsel olarak ele alınmış, karşılaştırmalar yapılmış, değişimler vurgulanmış. (Bunca fikir insanının görüşünün toplumların görüşlerini genel olarak yansıttığı düşünülmüş herhalde ama, bence fikir insanları her zaman toplumdan daha ileri ve farklı düşünürler.) Epeyce karışık ve yer yer yoğun felsefi tartışmalar içerdiğinden anlaşılması zor. Meraklılarına hitap eder.
Baskı: Secretum
Imprimatur kadar güzel. Sürükleyici, okuması zevkli, çevirisi iyi. Gerçek olaylara ve belgelere dayandığı için de dönemin Fransa ve Roması hakkında, soyluların yaşamı, sanat, binalar, şehirler, halk hakkında birçok bilgi var. Her yerde ve her zaman olduğu gibi kokuşmuş çıkarcılar, entrikalar, oyunlar mevcut. Ve yapılan seçimler her zaman mutluluk getirmiyor, üstelik bu seçimler tarihi ve insanların kaderini öylesine değiştirebiliyor ki! Imprimatur'dan sonra bunu da kaçırmayın.
Baskı: Ben Ney’im
Sufi olma hikayesiyle başlayıp, sonra birden kadın-erkek ilişkilerine dalmasını yadırgadım, bunu sona alabilirdi. Sonra yine kiisel gelişime dönüyor. Benzerleri gibi bir kitap. Kolay okunuyor. Farklı cümlelerle aynı şeyleri okumak için uygun. Malum, kişisel gelişim sürekli olmalıdır, kendimize yolumuzu hep hatırlatmalıyız. Sürekli okunacak ve uygulanacak kitap bulmak gereklidir ve sürekli aynı kitabı okumak sıkıcı olur. Yani okunacak yeni bir kitap işte.
Baskı: Gerçek - Human Form 1
Hızlı, kolay okunan bir kitap. Başta kolay bir hikayeymiş izlenimi verse de her bölümde roman kahramanına gerçek olarak sunulan her şey değişiyor ve neyin gerçek olduğunu anlamak güçleşiyor. Nitekim yazar da dört farklı senaryo ile bitirmiş kitabı ve bunlardan yalnız biri gerçekmiş. Seçmemizi beklemiyor sanırım, hangisinin gerçek olduğunu ikinci kitapta anlayacağız belki. Ya da belki üçüncü kitapta? Olayların bilimsel altyapısını kahramanına açıklatmış ama bana pek tatmin edici gelmedi. Gerçi ben her bilim kurguda fiziksel olarak imkansız şeyler bulurum zaten. Tadını kaçırmayıp okumaya devam ettim, fantastik roman okuduğumu farz ederek. Basit pembe diziye dönüşen sahneler de var, altı çizilebilecek güzel lafların edildiği yerler de. Sonuç olarak üzerinde epey kafa yorulmuş bir eser. Olay örgüsü yoğun, kurgusu güzel. Okumaya değer.
Baskı: Kutsal Kan Kutsal Kase (Tapınak Şövalyeleri, #1)
Öncelikle çeviri, düzeltme falan berbat. Yayınevi baş tarafa bir düzeltme ve özür yazısı eklemiş, güya düzeltmişler. Bendeki 6. baskısı ve sanırım yalnızca harf hataları düzeltilmiş. Anlamsız cümleler, eksik sözcük ekleri, fazla sözcük ekleri, bozuk yan cümlecikler, bozuk isimler, yanlış tarihler, devrik ifadeler hemen her paragrafta birkaç tane mevcut. Okurken çevirmeni, editörü, son okuma işini yapanı (gerçi bence böyle biri yoktu hiç), yayınevi yetkililerini nasıl hayırla andığımı tahmin edersiniz. Böyle özensizlik, okuyucuya saygısızlık nadir görülür. Eh, peki niye ısrar edip okudum? Konu ilginçti. Anlaşılır olan bölümlerde İsa'nın tarihi, Hristiyanlık tarihi, Orta Çağ Avrupa tarihi, Sion, Tapınak Şövalyeleri, Masonluk, St. George (Malta) Şövalyeleri vb. (Bu son dört tanesi kısmen birbirine geçmiş, akraba sayılırlar) hakkında bir sürü bilgi edindim. Tarihteki İsa ile Katolik/Ortodoks Hristiyanlığın İsası arasında dağlar kadar fark var. Ayrıca Hristiyanlığın diğer kolları hakkında da bilgiler mevcut. Yazarlar belgelere dayanarak İsa ve onun soyunun izini sürüyor. Akılcı çıkarımlarla çok ilginç sonuçlara varılıyor. Katolik/ortodoks Hristiyan iseniz irkiltecek, üzecek, sinirlendirecek şeyler okuyacaksınız demektir. Değilseniz İsa'nın normal bir fani oluşuna, herkes gibi bir hayat sürmek istemesine (evlenmesine, çocuk sahibi olmasına, kardeşlerine vb), Nasıralı olmayışına (tarihte hiçbir zaman bu isimde bir yer olmamış), haham ve Yahudilerin kralı oluşuna (fakir marangoz değil yani) muhtemelen şaşıracaksınız en fazla. Tabii ki bu kitabın devamı, Mesihin Mirası'nı da okumak isteyeceksiniz. Neyse ki onun çevirisi, tashihi daha iyi.
Baskı: Kişisel Ataleti Yenmek
Aynı bilgiyi sağdan soldan, arkadan önden, yukarıdan aşağıdan bakarak tekrar tekrar anlatması nedeniyle biraz sıkıcı. Teoriyi anlatıp duruyor tekrar tekrar. Eylem bekledim durdum kitabın son çeyreğine dek, neredeyse atalete kapılacaktım! :) Bazı öneriler bildiğim şeylerdi, bazıları hoşuma gitti. Sondaki özlü sözler derlemesi de iyiydi. Yazarın son sayfada özetlediği gibi "Kalk ve yap". Başka bir formülü yok bu işin.
Baskı: Persepolis
Çizgi roman olarak İran'ın yakın tarihini İslam devrimi karşıtı bir kızın gözünden çok güzel anlatmış. Dayatmaların, baskının yüzeysel ve biçimsel olarak insanları bir kalıba sokmuş gözükmesine rağmen, bireylerin ve toplumun özel yaşamlarında ve iç dünyalarında kendi inandıkları ve benimsedikleri gibi yaşamaya devam ettiklerini, bu uğurda çok şeyi göze aldıklarını çok iyi ifade etmiş. Okunmalı.
Baskı: Mesihin Mirası
Hristiyanlığın İsası ile tarihin İsası arasındaki farkı çok iyi anlatıyor. Hz. İsa'nın doğduğu tarihsel çevre, ailesi ve ardından kalanlar tarihi belgelere dayanarak işlenmiş. Hazreti İsa öğrettikleriyle bugünkü Hristiyanlığı amaçlamamıştı sanıyorum. Onun öğretisini/amacını alıp "çarpıtan" Pavlus'un Hristiyanlığı bir yanda, Hz. İsa sonrası geride kalan müridlerinin (Nasraniler, Gnostikler) dini diğer yanda. İkinci bölümde insanlığın anlam arayışı, bu arayışa artık Kilise'nin cevap vermekte yetersiz kalışı, Stalin, Hitler gibi diktatörlerin toplumlarına anlam/hedef kazandırma eylemlerinde dinsel yaklaşımları nasıl kullandıkları anlatılmış. İlginçti. Üçüncü bölüm biraz sıkıcıydı benim için: Sion tarikatının 1980'lerdeki Büyük Üstadı ile yazarlar arasındaki kovalamaca, görüşme, bulmaca çözmece, fikir yürütmeceler ve bu arada onlarca isim. Sonuçta Tarikat tamamen ortalıktan çekiliyor. Yazarlar da Sion ve ilişkili diğer tarikatların son durumunu, hedeflerini ve gidişatlarını gözden geçirip kitabı bitiriyorlar. Yazarların ilk kitabı Kutsal Kan, Kutsal Kase'yi de okuma listesine ekledim.
Baskı: Troya Savaşı'ndan İstiklal Harbi'ne Anadolu'da Yunanlar
Yunanların ve dolayısıyla Anadolu'nun tarihi. Antik çağlardan Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar bir tarih okuması. Doğrusu antik çağların onlarca kenti, yüzlerce hükümdarı, sanatçısı, bilim insanı derken akılda çok şey kalmıyor. Genel hava solunup biraz da dikkat çekici noktalar kalıyor akılda. Bu çağlar biraz zor okunuyor. Roma-Bizans dönemi ve sonrasında Osmanlı dönemi daha kolay ve akıcı devam ediyor. Bu toprakların öykülerini topluca okumak için iyi bir eser.
Baskı: Theta Healing - Sıra Dışı Bir Enerji Yaklaşımına Giriş
Çok Fazla Metafizik ! Tamam, bu sonuçta bir şifacının kitabı. Yazar ne biliyorsa, ne yapıyorsa basit yolla anlatmış. Mesele anlattığı şeyin bende karşılık bulamaması. Yazar herkesin bu teknikleri uygulayabileceğini savunsa da, olmuyor işte. Doğuştan kör birinden renkleri ayırt etmesini istemek gibi bir şey. "Kapıdan geç" dese, "Kapı mı, ne kapısı?" diyorum örneğin. Bilemediğim, algılayamadığım, farkına varamadığım "kapının" önünde kalakalmışken, ardındakileri bilmek işe yaramayacağından okumayı bıraktım.