
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Açınız
Temel olarak, sözcüklerin birbirleriyle konuştuğu bir tiyatro metnine benziyor. Belirli bir kurgu yok. "siz" ile "sen" atışabiliyor mesela bir sahnede ya da başka bir sahnede "hadi görüşürüz"ün duygusuzluğundan dem vurabiliyor diğer sözcükler. Böyle bakınca bir hayli eğlenceli ve farklı bir kitap gibi durabilir ama öyle değil. Bu denli ilginç bir fikir kitap boyunca heba oluyor. Baştan sona sıkıcı. Sözcüklerin arasında geçen konuşmaların ilgi çekici hiç bir yanı yok. Tamamıyla diyaloglardan oluşan metnin belirli bir kurgusu olmadığı için her şey birbirinden kopuk. Sarraute, “yeni roman” akımının temsilcilerinden olduğu için bu kitabında da ana akımın anlatım yönteminden ziyade kendi benimsediği farklı bir anlatım yöntemi uygulamış olabilir. Bildiğimiz, beklediğimiz, alıştığımız anlatım yöntemini parçalamak için giriştiği bu biçem, ilgiyle okunabilecek konuyu okunmaz hale getirmiş sanırım. Çevirmene suç bulacağım ama Aysel hanım işinin ehli: Andre Gide, Milan Kundera, Balzac, Sartre dahil bir çok yazardan kırkın üstünde kitap çevirmiş. Hülasa, okumayın sevgili kariler, 94 sayfa da olsa çekilmiyor.
Baskı: Baharda Yine Geliriz
Her öykü bir hale yayıyor, kısacık olmalarına rağmen zihninize bir devam bırakıyor; Barış Bıçakçı öyle güzel, öyle gerekli ayrıntıları seçiyor ki siz gerisini rahatlıkla tamamlıyorsunuz. Barış Bıçakçı büyük bir yazar, onun edebiyatı sadeliğin de erişilmez olabileceğini gösteriyor.
Baskı: Ekmek Parası
Tekrar tekrar okunacak, hayat dolu, sıcak bir kitap. Başucum.
Baskı: Kutsal Aile
Çok kötü bir kitap. Kitap boyunca ana roman kişisi İsmail'in zihninden geçenleri okuyoruz ama bunlarda insanı meraka sürükleyecek hiç bir şey yok. Tamamıyla sıkıcı. Kitaba dair söylenebilecek, onu da zorlayarak söyleyebiliriz, en iyi şey: İsmail zihninde başka bir İsmail'le konuşuyor, bu da nadiren ilginç konuşmalara sebep oluyor.
Baskı: Kraliçe Kitap Okursa
Çok keyifli. Eğer uzunca bir ara verdiyseniz okumaya ve bir kitap bitirmenin keyfini yaşamak istiyorsanız bu kitap ilk tavsiye olabilir. Okudukça içinde bahsedilen coşkun okuma heyecanına hemen kapılıyorsunuz ve siz de kraliçe gibi bir kitaptan diğerine akıp gitme hevesine tutuluyorsunuz. Çeviri gayet iyi, çevirmen: Süha Sertabiboğlu
Baskı: Denizlerin, İstanbul
Çok zengin bir dili var Zeyyat Selimoğlu'nun. Öykülerin hepsi merak uyandırıcı olaylarla dolu ve herbiri farklı bir dille yazılmış. Zevk alarak okudum.
Baskı: Yaşam Savaşı
Bilimkurgu, gerilim ve maceranın kusursuz bir bileşimidir bu kitap. Telekineziyi muhteşem bir şekilde romana işleyen Koontz, çok etkileyici bir roman çıkarmış ortaya. Mutlaka okuyun.
Baskı: Hayaletin Garip Huyları
Okuyalı uzun zaman olmasına rağmen içinde harika öykülerin olduğunu hatırlıyorum. Özellikle kapak resmine de taşınan "Ben Bir Kapıyım" adlı öykü muhteşem bir öyküdür. Ve tabi "Bırakanlar Şirketi"ni de unutmamak gerek, çok etkileyici bir öyküdür. Her ne olursa olsun King başkadır, onun yaratıcılığı hayret uyandırıcıdır.
Baskı: Satış Garantili Altmış Roman Konusu
Çok ilginç bir Sarane Alexandrian eseri: Roman desem değil; öykü desem değil; derleme desem değil; antoloji desem değil; kuramsal bir kitap desem, cık. Farklı, bambaşka bir şey. İnternette dolaşırken farkettiğim ve bir şekilde edindiğim bu ilginç kitap; tarihi roman, fantastik polisiye, pornografik roman, gerçeküstü roman, soyut roman, politik roman vb. bir çok türde 60 ilginç roman konusunu barındırıyor. İnsan baya bir meraklanıyor acep nedir bunlar deye. Okuyunca görülüyor ki yazar, hakikaten çok farklı onlarca roman konusu ve biçimi olabileceğini kanıtlıyor. Her roman konusu ortalama üç sayfayla özetlenmiş ve bazılarının başına biçim hakkında bilgiler serpilmiş. Yazmak için konu ve okumak için farklı tatlar arayanlara tavsiye edilir. Ben yarım bıraktım ama sevmediğimden değil, sonra okurum diye. Yazara dair en çok hoşuma gidense o büyük özgüveni: Önsözden geliyor: "Burada, gerçek orijinal konular sunuluyor ve biri bana meydan okuyacak olursa bunların her birinden dört başı mamur bir roman çıkarmayı da bilirim. Dahası, bu altmış romanı kafamda şimdiden kurdum ve her birinden şimdi burada anlatmayacağım bir sürü yan roman bile çıkardım. Benim nihai amacım, ister gerçekten yazılmış olsun isterse sadece zihinde tasarlanmış olsun, dünyadaki bütün romanların az sonra aktaracağım türlerden birine ait olduğunu kanıtlamaktır." Heh hey!
Baskı: Cesur Yeni Dünya
Çok sarsıcı bir distopyadır. Şu an izlediğimiz bir çok filmde, okuduğumuz bir çok kitapta etkileri çok belirgin şekilde görülür. Hayranlık uyandırır.
Baskı: Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı
Özelde Kur'an'ı, genelde tüm metinleri anlama sürecinde okurun metin karşısındaki durumunu tanımlayan bir yorumbilim kitabı. Dilbilim ve yorumbilimin araçlarını Kur'an'ı anlama yolunda kullanan yazar, ilgili okuyucuya keyifli ve bilgilendirici bir okuma sunuyor. Kimi zaman dil fazlasıyla ağırlaşsa da yazarın konuyu daha açık etme amacıyla örneklere ve özetlere başvurması okuyucunun işini kolaylaştırıyor. Farklı bir çalışma. Okunmasında fayda var.
Baskı: Kurmaca Nasıl İşler?
Çok faydalı ve okuması keyifli bir kuramsal eser. Kurmacaya dair yeni ufuklar açıyor, okurken farketmediğimiz edebi değerleri görünür kılıyor. Kurmaca eserlerdeki, karakter, anlatım, üslup, gerçekçilik vs. üzerine doyurucu fikirler ve bu fikirlere dair işe yarar örnekler veriyor. Okunması elzem bir eser.
Baskı: Kaplan! Kaplan!
Kusursuz “Alfred Bester” romanı. Amerika baskısının ismi romanın içeriğine gönderme yaparken, İngiltere baskısının ismi baş karakter Gully Foyle'un roman boyunca süren devasa değişimine gönderme yapar. Bester, kitabın İngiltere baskısına bu ismi, İngiliz şair William Blake'in “The Tyger” adlı şiirinden etkilenerek verir. Roman, temelde ışınlanmanın (romandaki adıyla jauntelemenin) keşfedilişi ve bunun toplumsal yaşamdaki etkilerini fon alır. Bu bildik (romanın yazıldığı dönem için yaratıcı) fonun üstüne; ışınlanma konusunda çok özel bir yeteneği olan Gully Foyle'un, intikam ve güçle harmanlanmış olağanüstü değişimini işler. Romanı renklendiren onca benzersiz karakter ve şaşırtıcı buluşlar, okuyucuyu daha önce deneyimlemediği bir düşünce akışına bırakır; zihin açar. “Alfred Bester”ın iki üstün romanında (“Yıkıma Giden Adam” ve “Kaplan Kaplan” yani The Stars My Destination) iki üstün yetenek ve bunun toplumsal etkileri ve gelişimi işlenir; ama asıl kurgu intikam üzerinedir; baş karakterler bu yetileri intikam almak için kullanır. Bir zamanlar, superman ve batman çizgiromanlarında metin yazarı olarak çalışan Bester, romanlarında üstün yetilerin "süper" etkilerinden ziyade insan ilişkileri eksenindeki yıkıcı yönlerini işler. Belki de bu yüzden onun eserleri, bilim kurgu edebiyatının yeni serpildiği yıllardan bu yana kaçış edebiyatının bir parçası olarak değil has edebiyatın üyeleri olarak anılmış ve okunmuştur.
Baskı: Gölgesizler
Sonraki cümlesinde beni nasıl büyüleyecek diye garip bir beklentiyle okuduğum, yudumladığım; her kelimenin kendi varlığının ötesinde çağrışımlara neden olduğu büyülü bir köy gezintisi. İçinde, inci tanesi güzelliğinde ve olgunluğunda onlarca cümlenin barındığı tapılası eser; zihnime inen en güzel balyozlardan biri. Sokağa çıkınca görebileceğiniz kadar gerçek olan insanların, büyülü bir evrende yaşıyorlarmış gibi tarif edilmesi; bu tariflerin sanki bir ömür biriktirilen cümlelerle kağıda dökülmesi insanı hayrete düşürüyor. Ve hiç zorlanmadan yaratılan, mücevher değerinde cümleler: "belki de berberin kendine sığmazlığı vardı orada; sözgelimi bir köyde, yine böyle bir dükkanda berber kılığında oturuyor ve arada bir başını çevirip buraya bakıyordu." "köy, güneşin altında yaralı, beyaz bir hayvan gibi yatıyordu." "şafak sökerken, sabah ezanından kopmuş heceler gibi yavaş yavaş dağılmıştı toplananlar; alacakaranlık sokakları geçip evlerine varmış ve kuş uykusuna yatmışlardı." "herkes her şeyi görmekten körleşmişti." "havada, her şeyi varoluşunun son çizgisine iten kalın, kalınlığı kadar da bükülmez binlerce telin gerginliği vardı." "farklı eksikliklerin içine gizlenmiş bir fazlalık belki, bir eksiklik." "oysa dışarıda hiç bir şey yokmuş, yani yağmurlar hala mevsimlerin ötesindeymiş. Toprağın sesi bu, demiş pencerenin dibinden, ağaçların sesi, taşların, kuşların. Her şeyi işitebiliyorum tanrım, kulaklarım delindi benim!"
Baskı: Camda Yürümek
Üç hikayeden oluşan ve bunların birbirine gizemli bir şekilde bağlandığı harika bir roman. Müthiş bir hayalgücü.
Baskı: Kıyamet Gösterisi
Öyle böyle değil. Bayıldım. Muhteşem bir roman. Harika yazarlar. Yetkin çeviri: Niran Elçi. Üç dört ayrı koldan akan farklı hikayeler; unutulmayacak, büyük küçük onlarca eşsiz roman kişisi; komik ve zekice cümleler. Bir kaç kez okuyup her seferinde ayrı zevk alınacak harika bir kitap. Elinizde paralansın. O cümle cümbüşünden tadımlık enstantaneler: - Tarihteki pek çok zafer ve trajedinin insanların özünde iyi ya da kötü olmasından değil, insan olmasından kaynaklandığını bilmek, insanları anlamaya yardımcı olacaktır. (s. 30) - Tebeşir çukurundakilerin işitmediği minik bir gürleme oldu; çok iri bir köpek aniden küçülünce oluşan boşluğa dolan havanın sesi olabilirdi bu pekala. (s. 83) - "Seninkilerin silahları onaylamadığını sanıyordum" dedi Crowley. Silahı meleğin tombul elinden alıp göz hizasına kaldırarak kısa namlu boyunca baktı. "Şu sıralar onaylıyorlar," dedi Aziraphale. "Manevi tartışmalara ağırlık kazandırıyorlarmış. Doğru ellerdeyken elbette." (s. 103) - Sohbetin çekirgelerin vızıltısı gibi etrafında uçuşmasına izin verdi, ya da daha doğrusu, bir altın arayıcısının çalkalanan çakılların arasında işe yarar altın parçası araması gibi, bir ışıltı bekledi. (s. 132) - O, duygulu bir biçimde kambur çıkarabiliyordu ve şu anda omuzlarının duruşu, insanoğluna yardım etmeye çalışırken haksız yere incitilmiş birinin şaşkınlığını ifade ediyordu. (s. 140) - Öyle ki çocuk etraftayken, diğer şeylerin, hatta manzaranın bile yalnızca fon olduğu hissi çöküyordu insana. (s. 144) - Ne zaman onun hakkında derinlemesine düşünmeye çalışsa, düşüncelerinin buzun üzerindeki bir ördek gibi hızla kayıp gittiğini fark ederdi. (s. 144) - Anathema'nın sözleri zihnine, kağıt havluya dökülen su gibi dökülüyordu. (s. 147) - Sevgisinin Shadwell üzerindeki etkisine gelince, bunun yerine bir kara deliğe ekmek parçası atmayı da deneyebilirdi. (s. 183) - Küçük uzaylı, arabanın yanından geçerken anlamlı anlamlı Newt'a bakıp “co2 düzeyiniz 0.5 artmış” diye hırıldadı. “Dürtüsel tüketicilik eğiliminin etkisi altında baskın tür haline gelmekle suçlanabileceğinizi biliyorsunuz, değil mi?” (s. 205) - “Geçen gün söylediğin gibi,” dedi Adem. “korsanlar, kovboylar, uzaylılar falan hakkında okuyarak büyüyosun ve tam dünyanın harika şeylerle dolu olduğunu düşünmeye başladığında sana yalnızca ölü balinalar, kesilmiş ormanlar ve milyonlarca sene boyunca gitmiycek nükleer atıklar olduğunu söylüyolar. Bana sorarsanız büyümeye bile değmez.” (s. 222) - Diğer yandan bir de Ligur ile Hastur gibileri vardı, fenalıktan öylesine karanlık bir keyif alıyorlardı ki onları insan sanabilirdiniz. (s. 251)
Baskı: Usta İle Margarita (1. Cilt)
Muhteşem bir roman ve ilk cildi bitti. Hayretler içinde okudum. Işıl ışıl. Öylesine modern ki 70 yıl önce yazılmış olması imkansız gibi duruyor. Can yayınlarının veya Everest yayınlarının bastığı eksiksiz tek cilt biçimini almanızı tavsiye ederim.
Baskı: Havada Bulut
Sürekli silahların patladığı, temposu hiç düşmeyen "macera dolu" veya bir şapkadan kişilik tahlilinin yapıldığı "çok zekice" polisiyelerden değil. Yozlaşmış bir sistemde çoğunlukla çaresiz kalan ve elinden geleni yapmaya çalışan gerçek, hasarlı bir dedektifin, Héctor Belascoarán Shayne'in yaptıklarını anlatan ciddi bir kitap. Doyurucu bir sonuca ulaşmıyor, okurun istediğini vermiyor, gerçek bir hikaye nasıl bitebilirse öyle bitiyor. Okurken bir an bile sıkılmadım. Osman Akınhay'ın çevirisi muhteşem. Alıntı vermek adettendir: “Bunun üzerine aklını çelen fikri hayalinde ellerinin arasında ezdi ve parmaklarının arasından dökerek azar azar kumlara bıraktı.” (s. 14) “Dişlerinin arasında çiğnemek için biraz nefret gerekiyordu.” (s. 40) “Hector’un bilmediği, Sıçan’ın henüz yirmi yaşındayken, göze aldığı riskler ve uymaya özen gösterdiği sadakatli ilişkiler sayesinde kendisini iktidar merkezine çıkaran tehlikeli patikada mesafe almasını sağlayan bir siyasal yöntem keşfettiğiydi. Kuralların durmadan değiştiği; insanların bu uğurda derilerini değiştirdikleri, başkalarının kıçlarını öptükleri, kanunlara karşı hileler geliştirdikleri, kendilerine hareket özgürlüğü tanıyıp en iyi pazarlıklara girmenin yolunu bularak en yüksek teklifi verenin yanında yer almaktan çekinmedikleri bir tür kişisel güç biriktirdikleri bir oyunu oynamayı öğrenmişti.” (s. 57) “Bu yollarda hem güçlü hem hizmetkar, hem despotik hem uysal, hem zalim hem de cesur olmak gerektiğini öğrendiği söylenebilirdi. Taşakları en büyük sermayesiydi.” (s. 57) “Unutmamak gerekir, gerçek orospu çocuklarının, ihtiyaç duydukları zaman daima kendilerine destek olacak bir iç sesleri vardır.” (s. 86)
Baskı: Kankolikler
Bir vampir-insan aşkı öyküsü ama Alacakaranlık ile başlayıp son zamanlarda her yerden fışkıran vampir aşkı romanları gibi değil. Zaten yazım yılı olarak da hepsinden eski ve Alacakaranlık dahil tüm vampir aşkı romanlarından kat kat yaratıcı, komik ve sürükleyici. Kesinlikle okunmalı.
Baskı: Bizim Büyük Çaresizliğimiz
"Evet, diyor Ender, bazen edebiyat hayattan daha açıklayıcıdır." (s. 37) "Elimi daldırıp bir avuç dolusu kayısı çekirdeği aldım. Birkaç tanesini aylandıza doğru fırlattım. Düştükleri yerde ağaç çıkarsa acı olacaktı meyveleri." (s. 103) "Yaptıklarımızı olumlayan yasalar buluyoruz; sanırım aklımız böyle işliyor: Buyurgan iç huzurumuzun boynu bükük kölesi olarak. (Çetin, burayı anlamadıysan lütfen üşenme, bir kere daha oku!)" (s. 106) ''Hayatımızın, uzun mihnet, lezzetsizlik, renksizlik ve keder devrelerinin arasına serpiştirilmiş kısa saadet dakikaları...'' (s. 139)