Ülkü Ciner
@Ülkü Ciner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Fareler ve İnsanlar
9/1007.08.2016

Baskı: Fareler Ve İnsanlar

Kitabı 123. sayfasında bırakıp, ağlamaya başladım. Geri kalan üç sayfayı gözyaşlarıyla okudum. Hem de hıçkıra hıçkıra. Eminim okuyan bir çok kişiye de aynı etkiyi yapmıştır. İnce bir kitap. Hani başından kalkmazsanız bir çırpıda okunur ki akıcı da ilerliyor. Yazar kitabına, bir kaç yürek burkan olayı sığdırmış ve çok da güzel vurgulamış. İki fakir çiftlik işçisi arkadaşdan biri olan Lennie; iri yarı, kuvvetli, zekası bayağı düşük, anlatılanı hemen anlamıyor ve hemen unutuyor. Diğer arkadaş George ise; ufak tefek, akıllı ve zeki, aynı zamanda teyzesi öldüğünden beri Lennie'e sahip çıkmış, hep beraber çalışmış ve ayrılmamışlar. Kendilerine ait toprakları olması hayali kuruyorlar. George anlatıyor, Lennie dinliyor. Lennie'nin yumuşak şeylere dokunmaktan hoşlanması -tüylü tavşanlar, fareler, köpek yavruları- her daim başlarına bela açıyor. Son çalıştıkları çiftlikten de yine benzer bir olay yüzünden kaçmak zorunda kalınca; işçilerin yok pahasına çalıştıkları, zenci bir seyisin hor görüldüğü, işi gücü güç gösterisi yapmak ve de oynak karısının izini sürmek olan patron oğlunun zorbalık peşinde olduğu, bir çiftlikte işe başlarlar. Ve kitabın sonunda yine George anlatır, Lennie dinler... Kitabı beğendim. "Herkesin okumasını öneririm" demeyeceğim. Aslında zihinsel engelli çocuğu veya yakını olanların okumamasını önereceğim. Şimdi benim bu yazdıklarıma katılmayan veya tepki gösteren olabilir. Fakat bu ebeveynlerin en çok düşündükleri "benden sonra bu çocuğa ne olacak?" kaygısıdır ki bu kitap da insana bu duyguyu yaşatıyor.

Baskı: Siyaha Çalan Bahar (Chief Inspector Armand Gamache Serisi 3)

'Armand Gamache' serisinin, ilk ikisi kadar belki de onlardan daha durağan olan 3. kitabı, yazarın benim okuduğum son kitabı olacaktır. Serinin her kitabı Gamache isimli dedektifin, her seferinde evinden kilometrelerce uzakta bulunan Three Pines isimli kasabada yaşanan cinayeti zekasıyla çözmesini konu alıyor. Yazar kasabayı sıcak ilişkilerle, insanlarını da sevimli ve samimi göstermeye çalışsa da, kaleminde bu duyguları yansıtamamış. Diyaloglarda geçen espriler de bile bir soğukluk var. Hani bir ortamda fıkra anlatılır fakat o kadar mimiksiz ve tonsuzdur ki gülemezsiniz. Ben de aynen öyle etki bıraktı. Sonlara doğru bir kaç sayfa da biraz hareketlilik yaşansa da, katilin bulunması bile; tahmin edilebilirliğinin yanı sıra sıkıcıydı. Seriyi devam ettirme tutkumun kurbanı olarak aldığım kitap, kesinlikle beni durdurdu ve varsa bile benim için devamı gelmeyecek.

Martı
9/1004.08.2016

Baskı: Martı

Baskı: Beşinci Tanık (Mickey Haller, #4)

Ceza avukatı olan fakat iş alamadığı için haciz davalarına bakan Michael Haller, avukatı olduğu Lisa'nın cinayet zanlısı olarak tutuklanması üzerine, davasını üstlenir. Lisa'nın katil olup olmadığı onun için önemli değildir. Önemli olan tek şey bu davayı kazanacağına inanmasıdır ki bunun için o ve ekibi çok çalışır. Amerikan mahkemelerinin işleyiş şeklinin; jüri seçimi ve kararda ki etkinliğinin; hakimin jürili mahkemedeki rolünün; avukat ve savcının delil, tanık, sorgu prosedürünün işleyişlerinin anlatımı, ayrıntılı bir şekilde kitapta yer alıyor. Katili aramaktan çok eldeki mevcut zanlının, temize çıkarılması veya mahkum ettirilmesi üzerine kurgulanmış bir kitap. Yine de 'suçlu mu? Değil mi?' İkilemini sık sık yaşadım. Avukata kızsam da finalde durumu kurtardı. Çok aksiyonlu değildi fakat durağan ve sıkıcı da değildi. Genel itibariyle beğendiğim. Yazarın Michael Haller serisinin 4. kitabı olduğunu bilmeden alıp okudum. Başa dönüp 1. kitaptan başlayarak seriyi okumayı düşünüyorum.

Baskı: Sır Oyunları (Debutante Dropout Serisi 2)

Sosyete dedektifleri serisinin 2. kitabı olan Sır Oyunları kitabında; Dallas sosyetesinin zenginlerinden, nüfus sahibi Cissy ile bu zenginliği önemsemeyen, kendi halinde web tasarımcısı kızı Andy, bir anda kendilerini gizemli ve sırlarla dolu bir olayın içinde bulurlar. Annesinin bir arkadaşının işlerini yapan Andy; vicdanının sesini dinleyerek, bu kadının kızına yardımcı olmaya karar vererek zor bir yola girer. Sonra da olaylar hiç tahmin edilemez şekilde ölümle sonuçlanır. Bu hikayeden sıkı bir polisiye çıkardı. Güzel de olurdu. Fakat yazarın tarzı komedi üzerine olunca; gerilimden çok eğlenceli bir kitap olmuş. Her ne kadar Andy'nin bazı anlatımları sıksa da; genel olarak kitabı beğendim fakat iş tavsiye etmeye gelince yorumsuzum.

Düzenbaz
9/1004.08.2016

Baskı: Düzenbaz

Beyaz Saray muhabiri olan Ben, CAI başkanının stajeri olan arkadaşı Diana' ya bir iyilik yapar ve kendini hayatı pahasına çözmesi gereken macera ve gizemin içinde bulur. Çocukluğunda yaşadığı travmayı hala atlatamayan Ben'in farklı bir özelliği vardır. En gergin anlarda ABD başkanlarının özelliklerini saymakta; film ve aktörlerden o an ki yaşadığı veya anımsadığı olaylardan örnekler vermektedir. Ruslar, Çinliler, ajanlar, casuslar, suçlular, masumlar, aksiyon, macera yani polisiye de ne ararsanız bulacağınız her şey var kitapta. Bir kaç kitabını okuduğum ve beğendiğim yazar beni yine hayal kırıklığına uğratmadı. Kendisi sorgusuz kitaplarını aldığım ve beğendiğim yazarlar arasındadır. Polisiye okumaktan hoşlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Baskı: Düşler Krallığı (Westmoreland, #1)

Birbirine düşman iki ülke olan İskoçya ve İngiltere'nin aralarında barış adımları attıkları sırada; İngiltere Kralı adına savaşlara katılan yenilmez şövalye Kara Kurt'un; İskoçya'nın soylularından olan Merrick ailesinin başına buyruk, korkusuz kızları Jennifer'ı kaçırması iki ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürükler. Adı en vahşi işkence ve ölüm senaryoları ile anılan Kara Kurt lakaplı Royce'nin, Jennifer'ı tutsak ettiği dönemdeki davranışları Jennifer için tam kafa karışıklığına neden olur. Herkesin korktuğu bu adama kafa tutan ve ondan korkmayan Jennifer, bir de onu oyuna getirip kaçınca; Royce hem bu kaosu çözmek hem de gururunu kurtarmak için kralların ortak aldıkları kararı uygulamaya razı olur. Fakat bu karar, yanlış anlaşılmalar ve dedikodular yüzünden iki gence de işkenceden farksız görünür. Tüm inkarlar ve karşılıklı nefret sözlerine rağmen, aralarında başlayan aşka karşı koyamazlar. Tabii bu da işleri daha da karmaşaya sürükler. Tarihi romantik türünde, serinin ilki olan 'Düşler Krallığı' kitabı, yazarın okuduğum ve beğendiğim ikinci kitabı. Kesinlikle söyleyebilirim ki son olmayacak.

Kayıp Kız
9/1004.08.2016

Baskı: Kayıp Kız

Evli ve kocasıyla sorunları olan Amy bir sabah evinden gizemli bir şekilde kaybolur. İşaretler kocasını gösterse de kanıtlamak için polisin elindenkiler, Nick’i suçlamak için yeterli gelmemektedir. Medyanın da işin içine girmesiyle herkes Amy'yi bulmak için harekete geçer. Tam anlamıyla polisiye diye adlandıramasam da, kitabın güzel bir gizem ve entrika kurgusu var. Haklıyı haksızı ayırt etmeye çalışırken sık sık taraf değiştirdim. Hoş Amy’nin akibetini tahmin etmem uzun sürmedi ve sürpriz olmadı. Yine de kitaba beğenim azalmadı. Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve tarzını beğeniyorum. Yazar diğerinde de olduğu gibi, bu kitabın da sonunu açık bırakmış. Her ne kadar kesin sonları sevsem de,kitap kurgusunun beni sarması bu olumsuzluğu yok saymamı sağladı.

Yüzbaşının Kızı
10/1004.08.2016

Baskı: Yüzbaşının Kızı

18.yy da Rusya Çeriçesine karşı yapılan Kazak isyanını konu alan kitap; dönemin zengin ve soylu ailelerinden birinin 17 yaşındaki oğlunun; iki taraf arasındaki tuhaf ilişkisini ve Pyotr Andreyeviç isimli bu gencin, görev yerindeki Yüzbaşının kızıyla olan aşkını da anlatmaktadır. Sevdiği kızın kahramanı olan, hayatını ortaya koyan bu genç için de; güzel Marya'nın zamanı gelince benzer kahramanlığı ve fedakarlığı göstermesi,  onların sevgisinin büyüklüğünün kanıtıdır. Puşkin'nin 'Yüzbaşının Kızı' adlı kitabının, bir çok Rus klasik eserlerin aksine, gayet sade ve akıcı bir dili var. Özellikle yeni Rus edebiyatı okumaya başlayanlara tavsiye ederim.

Baskı: Yıldızlar Sönünceye Dek

Kitapta farklı zamanda geçen, iki farklı aşk hikayesi; bana göre fantastik bir şekilde birbirine bağlayarak anlatılıyor. 1975 senesinde yaşayan Bill ile Jenny. 2013 yılında yaşayan Rob ve Lillibet. Jenny moda danışmanı, işine aşık ve çok çalışkan bir kadın; avukat olan Bill ise mesleğinden memnun olmayan, arayış içinde bir adam. Bir gün bir şekilde karşılaşır ve kaderin onları bir araya getirdiğine yürekten inanırlar. Birbirleri için hayatları boyunca her türlü fedakarlık ve özveriyi gösterirler. Rob küçük bir yayınevi sahibi ve bir gün olay olacak, müthiş bir kitap yayınlayacağına inanıyor; Lillibet sanki 17.yy da yaşıyorlarmış gibi hayat sürdüren Amiş tarikatının üyesi ve tüm yasaklara rağmen kitap yazıp, onu yayınlaması için bir şekilde Rob'a gönderiyor. Tabii Lillibet'in Amiş olması her şeyi zora sokuyor. Onların kavuşması imkansız fakat kaderleri bir arada olmak. Aslında hikaye çok alışılmadık değil fakat etkilenmedim de değil. Benim için ortalarda diyebilirim. Kitabın özellikle ilk bölümü o kadar hızlı ilerliyor ki kendimi sürekli koşmuş gibi hissettim. Bir olaydan diğerine hızlı hızlı geçişler var. "Şimdi etkili bir şey olacak, sonuç bir yere bağlanacak" diyorsunuz, o kısım bir türlü gelmiyor. Ta ki bölüm sonuna kadar. Fakat orada da göz yaşlarımı tutamadım. Bir çok yerde de yazar çok tekrara düşmüş. Bazı cümleleri, şekil değiştirip tekrar tekrar önümüze sunmuş. Dönüp bakınca uzun yazdığımı farkettim. Daha fazla uzatmadan; artısıyla eksisiyle, tüm gözden çıkarmayıp, okunabilir fakat fazla da beklentiye girmemek gerek, diyerek kitap incelememi sonlandırıyorum.

Otomatik Portakal
7/1004.08.2016

Baskı: Otomatik Portakal

Yazarın kitapta kullandığı dil ve kurgu sıra dışı. Argo, şiddet, iğrençlik gibi bir çok olumsuzluk ve rahatsızlık veren kısımlar var. Aslında kitabı farklı yapan sanırım tam da bu unsurlar. Kitabın konusuna gelirsek burada SPOİLER uyarısı verebilirim. Dilediğini ve akla hayale sığmayan bir çok iğrençliği yapan 16 yaşındaki Alex ve çetesi bir gün bir evi soymaya çalışır. Fakat işler ters gider ve Alex katil olur. Kankaları tarafından ihanete uğrar ve hapishaneye girer. (Alex ailesi tarafından özgür bırakılmış, kendi kararlarını kendi veren bir çocuktur. Ve ailesi de hiç bir şeyi sorgulamaz.) Derken hapishanede kendi iradesini saf dışı bırakıp, ilaç ve görsel kullanarak şiddetten iğrenme terapisi uygulayarak, 2 sene sonra bambaşka bir Alex'i dünyaya salarlar. Artık şiddet uygulayamayan Alex önceki kuyruk acısı olan insanlar tarafından çekiştirilip durur. Alex bir zamanlar yaptıkları şeyler kendine yapılınca, haksızlığa uğradığını düşünür. Kitabın sonunda Alex dayanamaz ve intihar eder. Çıkan haberler yüzünden hükümet tehlikeye girince, onu eski haline getirirler. Alex de kaldığı yerden iğrençliklerine devam eder. Bir gün onlardan da sıkılır, daralır. Ve anlar ki büyümüştür. Yani bütün suçu gençliğe atar. Kitapta ilgimi çeken yerlerden biri; Alex polisten dayak yiyince bir eve sığınır. Adam Alex'e çok iyi davranıp, hükümetin ona yaptığını haksızlık ve özgürlük haklarına saldırı olarak görerek hükümeti devirmek için arkadaşları ile beraber Alex'i ortaya çıkarmak isterler. Gelin görün ki bu adamın; vakti zamanında Alex ve çetesi evine zorla girip, karısına tecavüz edip, ölümüne sebep olmuşlardır. Adam önce onu bu eylemler sırasında maskeli olduğu için tanımaz. Daha sonra öğrenir. E tabii adam bunu öğrenince Alex'e acıma ve haksızlığa uğradığı söylemleri yerini, bu katili öldürme çabalarına bırakmıştır. Özgürlüğünü aldılar diye kızarken, kendisi tüm ortadan kaldırmak ister. Yani kuyruk acısı. Bana göre kitap yazarın otomatik sisteme başkaldırısının yanı sıra; bakmak isteyenlere madalyonun öteki yüzünü de gösteriyor.

Baskı: Düşlediğimiz Yerde (Pine River Serisi 1)

Luke, Pine River isimli bir kasabada aile yadigarı bir çiftlikte büyümüştür. Babası  hasta kardeşinin hastane masraflarını ödemek için, arkadaşından aldığı para karşılığı çiftliklerini ona vermiştir. Tabii sonunda aldığı parayı ödeyince, çiftliği yeniden alacaktır. Fakat bu adam ölür ve çiftlik miras olarak 3 kız kardeşe kalır. Şehir dışında yaşayan Luke bunları sonradan öğrenir ve işlerini bırakıp, ailesinin yanına döner. Diğer tarafta Medaline  kardeşlerinin olduğunu, çiftlik miras kaldığını bilmesi bir yana, babasını bile tanımlamaktadır. Yine de bu çiftliği görmek için Pine River'a gelir. Bilindik romantik komedi havasında bir kitap. Tek fark anlatımın iki karakterin çevresinden olmasının yanı sıra, bazı bölümlerin Luke'un hasta kardeşi Loe'nun ağzından da aktarılması. Yazarın diğer kitaplarına göre; Pine River serisinin ilk kitabını sönük bulduğumu söyleyebilirim. Yine de serinin devamını okumak isterim. Bazen ilk kitaplar da biraz tutukluk olabiliyor.

ÖncekiSayfa 22 / 26Sonraki