
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kör Baykuş
Kitaba başlayıp bitirene kadar 'ben ne okuyorum?' dedim. Öyle derin cümleler var ki kitapta, insanı aniden içine çekiyor, dalıp gidiyorsunuz. Diğer bir paragrafta da hayal, gerçek, rüya ne olduğunu çözemediğiniz bir olay sizi alıp duvara çarpıyor. Kitaptaki karakterler isimsiz. Sadece anlatıcıya yakınlık dereceleri veya meslekleri ile anılıyorlar. Anlatıcı yani baş karakter hayal, rüya ve gerçek arasında yaşıyor. Tasvir ettiği erkek karakterler aynı fiziksel özelliğe, aynı alaycı kahkahaya sahip. Kadın karakterler de aynı şekilde farklı zaman ve yerlerde, farklı konumlarda fakat aynı özellikte. Kitabın sonunda aynada kendini de tıpkı babası, amcası, hurdacı, mezarcı ve yaşlı adam gibi görüyor kitap kahramanımız. Bu erkekler hep yaşlı, kambur ve çirkin... Kitaptaki kadınlar güzel, genç ve çekiciler. Ve de hep genç yaşta ölüyorlar. Bunlar anne, hala, eş ve resmettiği sevgili... Nasıl doğru ifade ederim bilemiyorum ama zaman ve mekanın belli olmadığı, hayal ve gerçeğin ayırt edilemediği bu kitapta, baş karakterimiz diğer karakterlerle yani farklı kimlikleriyle hesaplaşma içinde. Kitap beni çok etkiledi hele ki, sonunda Sadık Hidayet'in arkadaşının yazarla ilgili sonsözde yazdıkları beni daha da sarstı. Yazarın kitapta yansıttığı ruh halinin tam tersi karakterde oluşu kaleminin gücünün büyüklüğünü gösteriyor. İnce ama okuması çok kolay olmayan kitabı ben çok sevdim. Sizler de farklı ve sarsıcı bir kitap okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre...
Baskı: Tanrı’nın Psikopat Çocukları
Bu yorumu fazla detaylandırmak istemiyorum. Zira kitap elimde çok süründü ve ben gereksiz bir çok detay okudum hatta kimisinde satır atladım 🙈 Kimliği ile ilgili hiç bir bilgi bulunmayan yazardan okuduğum bu 4. kitap ve diğerlerine harika derken 'Tanrı' nın Psikopat Çocukları' na güzel diyebilirim. Konusunu çok sevdim ama kurgu için aynını söyleyemeyeceğim. Fazla zorlama olmuş. 😖Yazar okuyucuyu ters köşeye getirmek için bayağı uğraşmış ama hani okuyunca içinize sinmez, aklınıza oturmaz ya işte öyle. Bir de fazla, lüzumsuz detay ve insan kalabalığı vardı. Tamam bunlar yazarın kalem gücünü gösterir ama okuru da fazla sıkmamak gerekir. Ve bazı söylemlerden çok rahatsız oldum ve o cümleleri atladım. Siz yine de bana aldırmayın yazarın önceki kitaplarına göre kıyaslayıp biraz olumsuz yorumlamış olabilirim. Ama bir çok polisiye - gerilim romanına göre çok başarılı. Sonuç olarak ister okuyun, ister okumayın... 🙃
Baskı: Mucize
James Patterson'ın diğer kitaplarını biliyor ve sıkı bir polisiye okumak istiyorsanız bu kitaptan uzak durun. Kitap bir kaç bölümü çıkarırsak 13 yaş altı için masal kitabı olabilir. Patterson'ın isminin yanında bir yazarın daha adı var Gabrielle Charbonnet. Ve her bir satır sanırım bu yazara ait. Yazarın kitaplarını "ekibine yazdırıp kendi adıyla yayınlıyor" söylemlerine zamanında inanmak istemesem de bu kitabı okuduktan sonra doğruymuş dedim. Yazarın yaklaşık 13 kitabını okumuş biri olarak ve bütün iyi niyetimi kullanarak; Patterson'ın başka yazarlara destek için böyle yaptığını düşünmek istiyorum.
Baskı: Kadınsız Erkekler
Son sayfalarına kadar dayanamayıp satır atlayarak; ilk kez Japon edebiyatından okumaya karar vermişken, son olacağına emin olarak; özellikle Haruki Murakami'den bir daha okumamaya karar vermiş olarak bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım. Kitapta 7adet hain, aldatan, terkeden kadınları anlatan hikaye bulunmakta. Yazar bu konuda hikayeler oluşturmak için kurguyu bayağı zorlamış. Hele ki Gregor Samsa'yı anlattığı bir hikaye var ki, ondan sonra hiç okuyasım gelmedi. Sonuçta zorla da olsa bitirdim ama zamanıma yazık oldu.
Baskı: Görmek
'José Saramago Görmek' kitap yorumu ile merhabalar... 'Körlük' ülkesinin başkenti yeni bir salgının pençesinde. En azından hükümet, halkın % 80 civarı boş oy kullandığı için böyle düşünüyor. Ardından boş oy kullananları vatan hainliği ile suçlayıp, sıkı yönetim ilan ediyor. Bütün bunlarda yine sonuç alamayınca şehri başsız bırakmak için hükümet yetkilileri ve güvenlik güçleri şehri terk edip, halkın şehirden çıkışını yasaklıyor. Ülkede kaos çıkmasını beklerken planları ellerinde patlıyor. Halk sessiz bir bütünlük içinde, ferah içinde yaşıyor. Tabi ki güç ve iktidar sahipleri buna izin vermiyor. 'Körlük' kadar olmasa da etkileyici bir kitap. Yazarın usta kalemi yine kendini gösteriyor. Fakat belki büyük beklenti ile başladığım, belki de ilkinin tadını bulamadığım için biraz zor ilerledi. Ama konu ve anlatılan itibariyle okuduğuma memnun olduğumu söyleyemeliyim. Herkese bol kitaplı ve huzurlu günler dilerim.
Baskı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Sıradışı olduğu için işinden olan ve yazarlık yapmaya karar veren bir adam. Babası ölmüş küçük bir bebekli kadın. Ve bunların aşkını anlatan bir kitap. 'Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'. Konu olarak bilindik ve sıradan bir kitap gibi görünüyor değil mi? Aslında tam tersi. Hani tekrar tekrar okumalık kitaplar vardır ya, her defasında daha bir derinliği keşfedilenlerden? İşte bu kitap onlardan... Konu ne olursa olsun kitabı eşsiz yapan en önemli unsur yazarın kalemidir bana göre.İlhami Algör ilk defa okuyorum ve tam benlik bir kalemi var. Uzun cümleler kurduğu ve gördüğünü, düşündüğünü anında yazıya dökmüşçesine bir yazım şekli var. Yazar hikayeyi kafasıyla, eşyayla ve her eve giriş çıkışında kapı kilidiyle konuşan bir karakterin ağzından okuyucuya aktarıyor. Tam benlik dediğim bir diğer unsur da okurken bir çok duyguyu bir arada yaşadım. Bazı cümleleri tekrar tekrar okuyup, kitabı kapatıp düşündüğüm de oldu. Tebessüm ettiğim de... Görünüşte aldırmaz gibi olan bir adamın derinliği ve duygusallığı karşısında boğazımın düğümlendiği de... Ayrıca kitapta İstanbul'un semtlerinde gezdiğiniz yerde eski şarkılarımızı da yeniden anımsıyorsunuz. Kişiye göre kitaptan alınan tat da değişebilir tabi ki. Bir süre önce aldığım bu kitaba olumlunun yanı sıra, olumsuz eleştiri de duydum. Okumak için acele de etmiyordum. Fakat kitap ve film tavsiyesine çok önem verdiğim ve güvendiğim Kitap Dostum sayesinde okumayı öne aldım ve iyi ki de öyle yapmışım. Şimdi sıra filminde eminim bir o kadar da onu seveceğim. Keyifli okumalar kitap dostlarım.
Baskı: Bir Sırrım Var (Rizzoli & Isles, #12)
'Bir sırrım var' Tess Gerritsen'in harika ikilisi Rizzoli & Isles serisinin 12. kitabı. Öncelikle seriyi bilmeyenler için şunu belirtmek isterim; seri birbirinden bağımsız okunabilir ama sıra ile okunursa, daha fazla tat alınacağı garantisini verebilirim. Kitabın konusuna gelirsek yıllar önce kaybolan bir kız ile başlayan ve bir çok vahşi ölüme tanık olunan olaylar birbirini izliyor. Tess'in güçlü ve akıllı kadınları Jane ve Maura çözmek için elinden geleni yapıyorlar. Tess'in diğer kitaplarının aksine bu kitapta kurguda zorlama bir taraf var gibi. Kitabın konusu çok güzel ve polisiyede en önemli unsur katili tahmin etmek bu Kitapta zor. Bir kaç defa ters köşe oldum. Ama çok vahşice işlenen cinayetlerin sebebi ve işleme şekilleri ilişkilendirilen konu ile ilgili yazarın ustalığına uyumayacak şekilde kurgulanmış bence. Yazarın 29 kitabını okumuş bir hayranı olarak ilk defa bir kitabını tavsiye konusunda yorumsuzum.
Baskı: Gazap Üzümleri
John Steinbeck'in 'Gazap Üzümleri'ni henüz bitirdim ve sıcağı sıcağına yorumlayıp, sizlerle paylaşmak istedim. Steinbeck'i daha önce okumadınızsa etkileyici ve akıcı bir kalemi olduğunu belirteyim. Yazarın Pulitzer ödüllü bu eseri; 557 sayfa olduğu halde sıkmayan, yormayan bir olay örgüsüne ve büyüleyici bir kurguya sahip. Kapitalist düzeni tüm gerçekliği ve işleyiş biçimi ile çok güzel vurgulayan bir eser. Zenginlerin nasıl daha da zengin olduğu ve fakir halkın sömürülmekten öte çaresizlik çukuruna, ölüme, açlığa, sefalete mahkum edilmesini yazar, ustaca kaleme almış. Kısaca konusuna değinmek gerekirse; ABD'de Büyük Buhran zamanında tarlaları ve evleri elinden alınan bir aile kendileri gibi yüzlerce, binlerce aile ile birlikte batıya iş aramaya gidiyor. Anne, baba, 6 çocuk, damat, amca, nine, dede ve eskiden papaz olan bir dostları eski bir kamyona kalan eşyaları da yükleyip yollara düşüyor. Gittikleri her yerde ucuza çalıştırmak isteyen patronlar, açlık, sefalet onları bekliyor. Ama direnmek zorundalar, yaşamak zorundalar... Özellikle ailenin annesinin güçlü kalması kayıpları olsa dahi, aileyi ayakta tutan yegane etken. Her ne kadar sonu yarım kalmış gibi olsa da doyurucu ve okuru tatmin eden bir eser bence. Böyle çarpıcı ustaca yazılmış eserleri yorumlarken hep hakkını verememişim gibi hissediyorum. Her ne kadar yazarsam yazayım yetersiz gelecekmiş gibi. Son söyleceğim şahane bir eser olduğu ve gözüm kapalı tavsiye edeceğimdir dostlar.
Baskı: Aylak Adam
Kişi sevdiğine geç kalırmış ya; ben de bu kitaba aşık oldum ama her yönden geç kaldım. Şimdiye kadar neden okumadım diye çok kızdım kendime. Böyle bir güzellikle neden geç tanışmışım? Yorumlamada da geç kaldım, bilmiyorum neden? Kelimeler bir türlü birleşmedi, günlerdir düşünüyorum. Böyle harika bir kitabı, tüm kitap sever dostlarım okusun diye acele ederdim ama bu defa tutukluluk yaşadım. Belki de hakkını verememek tedirginliği yaşadım, bilemiyorum. Her ne ise dilim döndüğünce 'Aylak Adam' ı sizlere anlatmak istiyorum. Kahramanımız bay Aylak'ımızın ismi C. Toplum dayatmasına karşı çıkan, herkesleşmek istemeyen, istediğini yapan ama o yaptığı eylemlerin alışkanlığa dönüşmesinden korkan biri. Her gününü farklı yaşamayı seven C. hayatının kadınını arıyor. Aslında tam onun için olan kızımızın ismi de B. Bu iki ruh eşi karşılaşacakları zamanlarda saniyelik farklarla birbirini kaçırıyorlar. Ama ben onlara inanıyorum, kavuşacaklar. Onları okurken kafamda hep Bülent Ortaçgil Eylül Akşamı şarkısı çaldı. Güzel bir şarkıdır, dinlemeyenler için tavsiye olunur. Kitapta aynı zamanda ebeveynlerin çocukların üzerinde ileriye yönelik, nasıl etkiler oluşturdukları incelikli bir şekilde işlenmiş. Yazarın farklı ve çekici kalemi da ayrıca övgüyü hak ediyor. Muhteşem bir anlatım tarzı, Yusuf Atılgan'ın kalemine vuruldumu söyleyebilirim. Yazarı daha önce hiç okumadığım için bir parça utanç da duymuyor değilim tabi. Ama kesinlikle devamı gelecek. Kitap dostlarım son olarak diyeceğim şudur ki; bu güzel kitabı hakkıyla yorumlayamadım ama sizlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Baskı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Şimdiye kadar okuduklarım arasında aşkı en güzel yorumlayan ve anlamlı hale getiren bir kitap diyebilirim. Aşık olupta bunu gizleyen karakterlere hep kızardım. Ama ilk defa Zweig'in bu bilinmeyen kadınına hak verdim. Bu da üstadın kaleminin gücü... Kısaca konusuna değinirsek; komşusu olan genç adama 13 yaşında aşık olan küçük kız, onunla sadece bir kere gözgöze gelir ve bu bakış onun ömür boyu aşık kalmasının ilk adımıdır. Bu aşk onun bütün dünyasıdır. Sonraları genç bir kız ve olgun bir kadın olunca da sonsuz aşkı ile karşılaşır. Ama adam onu hiç bir zaman tanıyamaz ve her defasında ilk görmüş gibi ama tutku ve merakla yaklaşır. Kendini hiç bir zaman tanıtmayan genç kadın, yaşadığı büyük bir yıkımın ardından, adama bir mektup yazarak her olay ve duygusunu anlatır. Kısa olmasına rağmen dolu dolu bir kitap. Benim için en can alıcı kısım ise; adamın mektubu okuduktan sonra kadını hatırlamaya çalışması ve onu bir kadın olarak değil de ölümsüz bir aşık olarak düşündüğü zaman hissetmesiydi.
Baskı: Beni Bulun
Henüz 21 yaşında bir kadının bu yaşına kadar bile başına gelenler inanılmaz iken asıl dehşet bundan sonraki 11 yılda gerçekleşiyor. Michelle Knight kendisiyle birlikte iki kadının daha kaçırılıp tutsak edildiği evdeki akıl almaz işkenceleri anlatıyor. İşin kan dondurucu kısmı bütün anlatılanlar gerçek. 2013 yılında evden kaçmayı başarabilen bu kadınların hikayesi gerçekten insanı sarsıyor.
Baskı: Psikiyatrist
Şimdi sarsıcı bir psikolojik gerilim kitabı düşünün. Yazar öyle ters köşelerle kurgulanmış ki; kitabın içinde siz de yaşamış, son düğümü siz çözmüş gibi şoktasınız. Üstelik kitabı yeni bitirmişsiniz, etkisi hala üzerinizde. İşte ben de öyleyim. Adından da anlaşılacağı gibi kurgu, psikiyatrist olan Ellen Roth etrafında dönmekte ve doktorun hayatı kimliksiz bir hastanın kliniğe gelmesiyle birlikte, zorlu bir döneme girmektedir. Erkek arkadaşının tatile çıkması ise kendisini yalnız ve çaresiz hissetmesine neden olmaktadır. Ama Ellen içindeki savaşçı kadını, meslektaşı ve gizli aşığı Mark'ın da desteği ile ortaya çıkarmakta ve kimliksiz kadına yardım için canını ortaya koymaktadır. Gizem, korku ve şiddet olayları arasındaki çift, gerçeği bulmak için tüm imkanları ile bulmacayı çözmeye çalışmaktadır. Psikolojik gerilim sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye eder ve şaşırtıcı son (bazı bölümler tahmin edilebilir olsa da) garantisi verebilirim.
Baskı: Yakıcı Sır
Stefan Zweig karakter incelemesi konusunda, başarılı yazarlardan biridir. 'Yakıcı Sır'da küçük bir çocuğun iç dünyasına inerek; masum gözlerle gördüklerini, kendince yorumlaması ve çözümleme çabaları anlatılmaktadır. Çapın bir kişilik olan Baron tatil için gittiği otelde, vakit geçirmek maksatlı, küçük bir çocuğun annesini gözüne kestirir. Kadına yaklaşmanın en kolay yolunun çocukla arkadaşlık kurmak olduğunu düşünerek harekete geçer. Yalnız olan bu çocuk Baronun ilgisi karşısında çok mutlu olur. Kadınla samimiyet kuran Baron küçük arkadaşını görmezden geldikçe çocuk, Baronun gerçek yüzünü görmeye başlar. Annesinin de bariz yalanlarını yakalandıktan sonra ikisine de kin besleyen çocuk, annesinin tehlikede olduğunu sezerek harekete geçer. Tavsiye edebileceklerim arasında yerini alan eser gayet akıcı ve etkileyici.
Baskı: Gösteri Peygamberi
Chuck Palahniuk yine yanıltmadı. Diğer kitaplarına gerek konu gerekse stil olarak çok benzese de yine muhteşem bir kitap yazmış. Yeraltı edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan yazar insanlığın körü körüne inanıp, yozlaşmasını; boş, şöhret meraklısı ve tüketim bağımlısı toplumu yine kendi içlerinden çıkan Tender Branson'a eleşdirtiyor. Tavsiyeye gelince 'Dövüş Kulübü' okuyup beğendinizse, onun kadar efsane olmasa da gayet güzel. Farklı tarz okumak isteyenler için de önerebilirim. Fakat yeraltı edebiyatı okumayı tercih etmeyenler uzak durun derim.
Baskı: Hırçın Kız
Shakespeare tartışmasız tiyatro ve edebiyat tarihinin en usta yazarlarındandır. 'Hırçın Kız' eserini, yazarlığının ilk yıllarında yazmış ve efsaneviliğinin ilk emareleri bu komedyada kendini göstermiştir. Eser iki oyun, daha doğrusu oyun içinde oyundan oluşmaktadır. Konusu ise huysuz ve hırçın bir kızın, uysal bir eşe nasıl dönüştürüldüğü; değişen roller ve entrikalarla anlatılmış. Aslında klasik Shakespeare eserlerinden diyebiliriz. Shakespeare okumaktan zevk aldığım ve eserlerinde can alıcı bir çok cümlenin bulunduğu üstadlardandır.
Baskı: Suikast
Dört güzel kadın ve eşlerinden ayrı planlanılan dört günlük rüya gibi bir tatil... Abbie ve arkadaşları paranın ve eğlencenin bol olduğu bu tatilin ikinci günü, hiç tahmin edemeyecekleri bir cinayetin baş zanlısı olarak tutuklanırlar. Böylece ülkenin en berbat hapishanesinde zorlu günler onları bekler. Yaşadığı işkencelere rağmen suçu kabul etmeyen tek kişi olan Abbie, müthiş bir yaşam ve onur savaşı verir. Korku, acı ve intikamın derin derin anlatıldığı kitapta bir çok sürpriz var. Hoş, yazarın kalemini biliyorsanız, kurgu sağlam olduğu halde bir çok olayı tahmin edersiniz. Yine de James Patterson polisiye severlere tavsiye edeceğim yazarların başında gelir ki; kitap da gayet başarılı ve aynı tavsiye onun için de geçerli.
Baskı: Sanrı
Annesinin ölümüne şahit olan Veronika yaşadığı travmayı atlatamaz ve içine kapanık, sefil bir hayat yaşamaya başlar. Tek isteği bir gün annesini yeniden görmektir. Bu arada garip olaylar başına gelmeye başlar. Söyleşisine katıldığı bir yazarın kitabı sayesinde, başına gelen olayların 'Beden Dışı Deneyim' olduğunu anlar. En çok istediği olayın gerçekleşmesinin yazarla konuşmasına bağlı olduğunu düşünerek, onun peşine düşer. Bundan sonra da gizem ve macera soluksuz devam eder. Ayrıca Patrignani notunda 'Beden Dışı Deneyim' ve 'Ölüme Yakın Deneyim'in hayal ürünü değil, nörofizyoloji alanında çalışmaların odağı olduğunu belirtmiş. Böyle olunca da kitap, daha bir soluksuz okunuyor. Yazarın Telepati kitabı kadar olmasa da (belki de o, yazardan ilk okuduğum olduğu için) yine de etkileyici, sürükleyici ve severek okudum ve de tavsiye edebileceklerim arasında yerini aldı.
Baskı: Parfümün Dansı
Mükemmel bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım. 'Parfümün Dansı' için bir çok ifade kullanabilirim; sıradışı, etkileyici, mitolojik, fantastik ve kesinlikle tadı damağımızda kalacak. Kitap; pancar hakkında kısa bilgiyle başlayıp, kitaptaki karakterlerin bulunduğu zamanlarda o an ki ve önceki yaşantılarını anlatarak devam ediyor. Alobar; Hristiyanlığın yeni yayılmaya başladığı dönemde görkemli şatosunda hayata meydan okuyan, daha sonra bir tel beyaz saç yüzünden öldürülmek üzereyken kaçan ve ölümsüzlük peşine düşen bir Kral. Kudra; kocasının ölümü üzerine onunla yakılacakken kaçan ve Alaborla yolları kesişen koku üstadı bir güzel. Ve de Pan; tarım ve zevk Tanrısı. Ayrıca çok pis kokulu. Tom Robbins; Alobar, Kudra ve mitolojik Tanrı Pan'ın ölümsüzlük, kişinin maddesel olarak çözülmesi, özü yasemin olan efsanevi parfümün formülünü aramasını; günümüzden koku mucidi bir kaç kişi ile yollarının birleşmesini; esprili anlatımı ve müthiş hayal gücü ile kurgulanmış. Yazar ayrıca sosyolojik, politik, siyasal ve yaşamsal bir çok yerinde tespitte de bulunmuş. Farklı tarzda, sıradışı ve kendinizi kaptıracağınız ve bir çok türü bünyesinde barındıran enfes bir eser arıyorsanız 'Parfümün Dansı' nı mutlaka okumalısınız.
Baskı: Hayvan Çiftliği
'Hayvan Çiftliği' diktatör rejimin çok güzel ifade edildiği bir eserdir. Bir çiftlikte yaşayan hayvanların insanlara başkaldırarak, çiftlik yönetimini ele geçirirler ve böylece amaçları eşit bir toplum oluşturmaktır. Kendilerini karar merci olarak atayan domuzların dönemin Stalin' in kopyası bir liderleri de vardır. Başta eşit başlayan düzen yine güçlünün üstünlüğüyle devam eder. Kitap kapağı ve karakter seçimi çocuk masal kitaplarını andırsa da bambaşka bir içeriğe sahip. Belki de çocukların ve gençlerin de ilgisini çekmek üzere tasarlanmıştır ve bence bu konuda da başarılı olmuştur. Kesinlikle her yaş grubunun okuması gereken bir eser. Şiddetle tavsiye edilir.
Baskı: Veronika Ölmek İstiyor (Yedinci Gün #2)
Kitabın baş karakteri Veronika hayatının baharında hem de sorunsuz bir yaşantı sürerken, intihar etmeye kalkışır ve başarısız olur. Daha sonra akıl hastanesine yatırılır. Aldığı ilaçların etkisi olarak kalbinin zayıf düştüğü ve bir hafta içinde öleceği söylenir. Ölümü dört gözle bekleyen genç kadın, hem delilere hesap sorulmadığı hem de yakında öleceği için, canının istediği gibi yaşamaya başlar. Bu noktadan sonra da mutlu olmanın, hayatı sevmenin mümkün olduğunu keşfetmiş olur. Yazar 'acılaşmak' adını verdiği görünüşte sorunsuz, mutlu, tek düze hayatımızın; gerçekten istediğimiz gibi değil, çevremizin istediği biçimde şekillenmesinin; ruhumuzu nasıl çürüttüğünü, ustaca bir kurgu ve örneklerle okuyucuya sunmuş. Kitapta özellikle pazar öğleden sonraları için yapılan bir tespit var ki; aynını bir dönem yaşadığım için hayretler içinde kaldım. Her lezzetli kitapta olduğu gibi akıcı, sayfa sayısı da az ve mutlaka kendinizden bir parça bulacağınız 'Veronika Ölmek İstiyor'u gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum kitap dostlarım.
Baskı: Gelin Koleksiyoncusu
Ted Dekker'ın kitabı; ilgi çekici bir isim, etkileyici bir kapak ve Tess Gerritsen referansı ile karşıma çıkınca, elbette ki beklentim de büyüktü. Kitabın konusu; şizofren etkileri görülen bir adamın güzel kadınları, sözde Tanrı'nın gözdelerini dehşet bir yöntemle öldürmesi ve bunu ayin havasında gerçekleştirmesi. Bu davranışı ile Tanrı'nın sevdiği bir insan olduğunu düşünecek kadar hastalıklı bir yapıya sahip. Son ve en gözde geline giderken de her defasında daha kutsanmış olduğunu düşünüyor. Kurbanların bulunması ile olaya karışan FBI, deneyimli ajanı Brad Raines soruşturmaya dahil ediyor. Bundan sonrası daha çok bulmaca havasında ve az biraz aksiyonla ilerliyor. Olaya FBIdan çok diğer hastalar müdahil ve çözmeye çalışıyor. Konu güzel fakat kurgu vasat, boşluklarla dolu ve zorlama tesadüfler çok fazla kullanılmış. Ben bu kitaptan umduğumu bulamadım. Elinizde varsa kitabı okuyun hatta sizin yorumunuzu da duymak isterim fakat almaya değmeyeceğini düşündüyorum.