
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Aşka Tutunan Kalpler (The McCarthys of Gansett Island #4)
Gansett Adası serisinin 4. kitabı olan 'Aşka Tutunan Kalpler'i, serinin diğer kitaplarıyla kıyasladığımda vasat olarak niyelendirebilirim. Kitap Grant ve Stephanie aşkı üzerine kurgulanmış olsa da, üç farklı çifti de aynı derece de anlatıyor. Bu durum da ortada, baş karakter ve yan karakter bırakmıyor. Sonuç olarak yazar, ana karakterleri gölgede bırakmış, aşklarını tam yansıtmamış. Diğer kitaplarını okumamış olsam puanım daha yüksek olabilirdi.
Baskı: Suikast Bürosu
'Suikast Bürosu' adı üstünde suikast düzenleyen ve daima kesin sonuç elde edilen bir kuruluştur. Yönetici şefi, bir çok şehirde bulunan şubeler kurmuş ve elemanları bizzat kendisi eğitmiş ve testten geçirmiştir. Bu çalışanlar her biri yüksek eğitimli ve felsefe yapmayı seven ve etik düşkünü kişilerdir. Büronun prensibi daima; etik anlayış, doğruluk ve dürüstlüktür. Ayrıca öldürülecek kişi suçu araştırılıp büro tarafından onaylandığı takdirde, bu kişi kim olursa olsun, geri dönüşü yoktur. Kendilerince her cinayeti haklı gösteren, büronun doğruluğunu kanıtlayan düşünceleri vardır. Ta ki düşüncelerini alt üst edecek biri, şefin karşısına çıkana kadar... Jack London'ın 'Suikast Bürosu' eseri böyle bir büronun varlığı ve tanıtımıyla başlayıp, çok farklı bir kurguyla, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir anlatımla devam ediyor. Dönemin en büyük gerilim romanı olarak tasvir edilen eseri maalesef Jack London yarım bırakmış. Yazarın kitabı tamamlamak için aldığı notlardan ve eşinin sonu için hazırladığı taslaktan yararlanarak; 1963 yılında Robert L. Fish 'Suikast Bürosu' nu tamamlamış. Konu çok ilginç ve yaratıcı fakat büyük ölçüde yazar değişikliğinden kaynaklı, sonlara yaklaştıkça yetersizlik hissettiriyor. Devamı yazılmasa olduğu gibi, gizemli kalsa belki daha etkileyici olabilirdi.
Baskı: Kağıt Kesikleri
Dünyada herkesin acıları vardır. Bana göre kişinin dayanıklılığına bağlı olarak insan o acıları ya kolay atlatır veya kabullenir ya da o acılara saplanıp tekrar tekrar yaşar. Bu kitapta 'acı' anlatılıyor. Acının her türlüsünden film, kitap, gerçek insan hikâyeleri ve sebebini anlamamış olsamda İclal Aydın'ın acısı yazılmış. Kitabın sonlarına doğru üç resimden bahsederek acısını yazmış fakat yine pek anlamış değilim niye acı çektiğini. Kitap İclal Aydın ve Tolga Meriç ortak yapımı. Bölümlerde yazan kişiye göre; farklı yazı stili, farklı punto ve hatta Aydın'ın kendi el yazısı kullanılmış. Film, kitap ve profil resimleri de yer alıyor. Bu farklılıklar, kitap ve film tanıtımı haricinde kitaptan hoşlandığımı söyleyemem. İclal Aydın'ın aksine ben acıların, dertlerin, sıkıntıların tekrar tekrar dile getirilmesinin her defasında yeniden yaşamış etkisi oluşturup, kişiyi yıprattığını düşünüyorum. Herkesin derdi kendine göre fakat yok yere de kendine dert icat edercesine yazılan kitapları okumak beni kasıyor. İclal Aydın'ın oyunculuğunun beğenirim fakat bu kitabı için tam tersi düşüncedeyim. Sanırım 'Kağıt Kesikleri' okuduğum ilk ve son kitabı olacak.
Baskı: Cellat
Bu kitabı ilk gördüğümde ismi ve kapağı çok ilgimi çekti. Tecrübelerime dayanarak bir kaç ay içinde indirime gireceğini bildiğim için sabrettim. Sonunda da indirimli olarak aldım ve okudum. Sonuç olarak beklediğim için sevindim. Çünkü kitabı beğendiğimi söyleyemem ve iyi ki iki katına almamışım. Yazar ilgi çekecek ne kadar unsur ve konu varsa hepsini kitabında kullanmış, harmanlamış, ortaya karışık sunmuş. Her ne kadar gizemli bir kurguyla kaleme almak istese de, tahmin edilir ve durağan bir kitap olmuş. Biraz son sayfalarda aksiyon var o kadar. Karakterlere biçilmiş roller de tam oturmamış. Her neyse beklentim yüksek olduğu için hayal kırıklığı yaşamış olabilirim. O sebepten okumak isteyeni veya kitap elinde olup da yorumumu okuyanı olumsuz etkilemek istemem. Ne okuyun derim, ne de okumayın.
Baskı: Hükümdar(Faniler Kitabı Üçlemesi, #3)
"Faniler Kitabı" üçlemesinin son kitabı olan "Hükümdar" ilk iki kitaba oranla, serinin en yetersizi diyebilirim. Kim neyi, ne için yapıyor. Kim iyi, kim kötü. Kim ölü, kim diri. Bu ikilemler serinin tamamında ki sıkıntıydı. Bu son kitapta hepsi yerli yerine oturacak diye bekledim. Karakterler arasında okuyucuya yansıtılmayan; yaşanmış ve konuşulmuş bir takım şeyler bu kitapta açıklansa, konusunun farklılığı ile çok güzel bir seri olabilirdi. Fakat maalesef. Acaba iki yazarın ortak çalışması mı kitapta ki boşluklara sebep olmuş? Bir de çeviri kaynaklı olduğunu düşünmediğim özel isim karıştırma hatası var. Tam üç defa karakterin ismi, başka bir karakterin ismi olarak yazılmış. Diğer kitaplarda da aynı hata vardı. Kitabın konusuna hiç değinmeyeceğim. İlk iki kitabı okumadınızsa, bu kitaba hiç başlamayın zaten. Okudunuz ise konusunu zaten biliyorsunuz. Bu kitabı da okuyup okumamak size kalmış. Fakat benim gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir kitap ve seri değil.
Baskı: Yıldız Gezgini
Kitap, 40 müebbetlik ve de o anda hücre cezasından yeni çıkan Darrell Standing'a; kendi cezasını hafifletmek ve affettirmek için kumpas kuran bir mahkumun; bu müebbetliklerin kaçacağını ortaya atıp, Standing'in de dinamit sakladığını öne sürüp yönetime ispiyonlayarak, bu insanlara çeşitli işkenceler uygulanmasını anlatarak başlıyor. Ortada böyle bir dinamit olmaması ve doğal olarak da Standing'in hiç bir şey bilmemesi ve itiraf edememesi, kendisini tecrit ve deli gömleğine mahkum ediyor. Bu zaman zarfında hücrede uğraşlar buluyor, sineklerle oynuyor, kendi kendine satranç oynuyor. Burada ilgimi çeken bir durumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Jack London'ın zihninde satranç oynadığını anlattığı kısım tamamiyle Stefan Zweig'in "Satranç" kitabının çıkış noktası niteliğinde. Jack London'ın Yıldız Gezgini'ni 1913'te, Stefan Zweig'in de Satranç'ı 1946'da yazdıkları düşünüldüğünde; ya büyük bir tesadüf var ortada, ya da 'Satranç' kitabının fikir babası London. Kitabın konusuna geri dönersek; Darrell Standing tecritte aldığı deli gömleği cezası sırasında, bedenini geçici olarak öldürüp ruhunu farklı zaman ve mekanlara; daha önce yaşadığı bedenlere (inanmadığım bir olay olsa da kurgu süper) yolculuk yapabildiğini keşfediyor. Bu yolculuklarda düelloya katılan bir soylu, inzivaya çekilmiş bir münzevi, gerçekte yaşanmış olan Mountain Meadows katliamında ölen 9 yaşında bir çocuk ve bunun gibi bir kaç tane daha öykünün kahramanı oluyor. Tarihte yaşanmış olayların da yer aldığı kitap, A.B.D. yargı sistemi ve hapishane işkencelerini gözler önüne serme ve başkaldırı niteliğinde ve de cesaretli anlatım tarzıyla büyüleyici. London'ın hepsi birbirinden ilgi çekici ve etkileyici öykülerle bizleri buluşturduğu 'Yıldız Gezgini', mükemmel kurgusuyla okunması gereken kitaplar arasında yerini almalı diye düşünüyorum. Gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Baskı: Sırlar Uçurumu
Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan 'Sırlar Uçurumu' 1816 yılında gerçekleşen ve ilk sayfasında meraklanmanızı sağlayan bir olayla başlıyor. O yılların soylu ailelerinden olan Roussel ailesinin entrika ve gizemlerle dolu hayatları, bu kadar da olmaz artık denecek sırlar barındırıyor. Kitap, benim okumaktan hoşlandığım yıllar arasında gelgitler yaparak kurgulanmış. Her ne kadar sonuna doğru 'yok artık' desem de, bir iki yerde bayağı şaşırdım. Kitapta yer alan karakterlerin geneli kötü veya içten pazarlıklı. Fakat en sinir olduğum kişi Dr. Bernard oldu. Genel itibariyle beğendiğim fakat yazarın 'Halüsinasyon' kitabına göre kıyasladığımda daha sönük bulduğum bir kitap. Yine de keyifle ve merakla okudum.
Baskı: Kırmızı Pazartesi
Küçük bir kasabada kızkardeşlerinin düğün sabahı, Santiago Nasar'ı namuslarını temizlemek için öldüreceklerini ilan eden ikizler, bir kaç saat içinde emellerine ulaşırlar. Hemen hemen bütün kasaba halkı, onların niyetlerini duyar fakat bir türlü engelleyemez. İkizler sanki bu cinayeti işlememek için uğraşır gibi, her önlerine gelene söylerler. Belki de o yüzden kimi inanmaz, kimi ciddiye almaz , kimi de Nasar'ı uyarmak istese de ona ulaşamaz. Kitabı okumayan arkadaşlar sonucu söyledim diye bana kızmasın çünkü kitabın ilk sayfası hatta ilk cümlesinde Santiago Nasar'ın öleceği yazıyor. Yazar, gerçekte çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanmış olan bu olayı, ustaca anlatım tarzıyla bizlere aktarıyor. Kitapta kısa olmasına rağmen onlarca isim geçiyor. Yazar bu insanlarla görüşüp, adım adım cinayete giden bu olay örgüsünü sıraya koyup, kurbanın arkadaşı sıfatıyla anlatıyor. Bir tarafta; her ne kadar bazı şeyleri bilseniz de önüne geçemeyeceğinizi, bir tarafta da; insanların davranışları, düşünceleri, yaptıkları veya yapmadıkları eylemlerin başka hayatları nasıl etkilediklerini gösteren bu eseri, kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Yalnız aklıma kitapta ki iki bilinmezden en merak ettiğim olan soru takılıyor: O sabah yağmur yağdı mı? Yağmadı mı?
Baskı: Trendeki Kız
Bildiğim, sevdiğim, kurgusundan ve kaleminden emin olduğum bir yazarın, polisiye kitabını okumak için sabırsızlanırım. Bu kitap uzun zamandır kitaplığımda idi. Hiç acele etmedim. Neden? Çünkü yazarın ilk kitabı ne kadar iyi olabilir diye düşündüm. İtiraf ediyorum; yanıldım. 'Trendeki Kız' üç karakterin (aslında bence üçü de kurban) ağzından, farklı tarihlerde ve saatlerde, kendi anlattıklarıyla kurgulanmış. Rachel yani trendeki kız, sabah akşam yolculuk ettiği trende, yol üstünde gördüğü evleri izliyor ve özellikle bir evdeki çift dikkatini çekiyor. Onların birbirlerine davranışları ile ilgili romantik hayaller kurup, kendine yakın bulduğu, zihninde mükemmel çift olarak canlandırdığı bir hikaye oluşturuyor. Ta ki bu mükemmelliği bozacak bir sahne görene kadar. Bundan sonrası tam bir heyecan fırtınası. Bir kaç yerde şüpheye düştümse de katili tahmin ettim. Yine de bu kitabı, kurgusunu, yazarın kalemini çok beğendim. Gönül rahatlığıyla polisiye sevenlere tavsiye edebilirim. Ve ben de yazar başka kitap yazarsa sorgusuz alırım ki umarım yazar.
Baskı: Ölüm Tanığı (Eve Dallas, #10)
Cinayet sahnesi canlandırılan bir oyunun gerçeğe dönüşmesi... Bir tiyatro dolusu görgü şahidi... Kurbandan nefret eden onlarca kişi... Teğmen Eve Dallas, kocası Roarke'in sahibi olduğu tiyatroda, Agatha Christie'nin 'Beklenmeyen Şahit' oyununun ilk sahnelendiği gece, kocası ile birlikte izleyiciler arasındadır. Gösterilen oyunda öyle bir cinayet sahnesi vardır ki; yapılan ufak bir değişiklik ile oyun gerçeğe dönüşür ve başrol oyuncusu ölür. Yetenekleri rol yapmak, başka insanları oynamak olan bu tiyatrocular arasından, gerçek katili bulmak hayli zor olacaktır. Zeki ve keskin görüşlü Teğmen Dallas yardımcı ekibi ve her zaman kendisine destek olan Roarke'in yardımları ile olayı çözmek için uğraşır. Hakkını vermeliyim Nora Roberts'in, Eve Dallas serisinin her bir kitabı, gerçekten başarılı ve ustaca kurgulanmış. Bu kitabında fazlaca macera ve heyecan olmasa da, yap boz parçalarının bir araya getirilmesi gibi sabır ve zekâ ile yoğrulmuş bir kurgu var. Eve Dallas serisi kitapları, polisiye tarzda okumaktan hoşlandığım, hiç bir zaman da beklentimi boşa çıkarmamış kitaplardandır.
Baskı: Bir Gün
İnsan hayatında sevinci, hüznü, mutluluğu, acıyı, umudu, umursamazlığı, başarıyı, başarısızlığı, aşkı, sevgiyi ve bunlar gibi bir çok olumlu ve olumsuz duyguyu yaşar. 'Bir Gün' kitabında, bu duygular sürükleyici ve farklı bir anlatım tarzıyla Emma ve Dexter'in hayatları üzerinden işlenmiş. 'Bir Gün' bana göre aşk değil, ömür hikayesi. Hayatın gerçeklerini( tabi bizim kültürümüzden farklı bir yaşam tarzıyla), sevinciyle, hüznüyle, pişmanlığıyla, aşkıyla, nefretiyle, inişli çıkışlı bir düzeyde anlatan bir kitap okumak isterseniz bu kitabı öneririm.