Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Titana Saldırı 17. Cilt

Askeri darbe sonrası duvarların içindeki düzen biraz normalleşince nasıl da hemen ilerleme kaydedildi. Merkezi Askeri Polis’in sakladığı teknolojiler, Monarşi Hükümeti’nin sakladığı sırlar vs. Araştırma Birliği’nin önüne bu kadar sorun çıkartılmasa, önleri sürekli kesilmese bunca insan boş yere ölmezdi. Tabi en büyük düğüm halen Eren’in babası ve bodrum katındaki sır.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti

Yazar, 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’un 34 mahallesini ele almış. Mizahi bir dille tanımlanan mahallelerdeki toplumsal yaşama dair biraz fikir edinmek mümkün olsa da kitabın tamamı cemaate ilişkin keskin hiciv ve ağır eleştiri içeriyor. Bu yüzden bazı tabirler güldürse de hem günlük yaşama dair gerçekçi bir izlenim olmaması hem de fazlasıyla eril yazım dili tat vermiyor.

Değerlendirmeyi gör →
Foto Sabah Resimleri
7/1001.06.2019

Baskı: Foto Sabah Resimleri

Kitap, ödülünü aldığı iki ustanın tarzını hatırlatırcasına Sait Faik’in sürrealizmi ve Haldun Taner’in yalın varoloşçuluğundan tatlar barındırıyor. İnsani duygulara ve hallere sadelikle dokunduran öykülerin fonunda Türkiye’nin yakın tarihi de kendini hissettiriyor.

Değerlendirmeyi gör →
Schubert'le Yaşamak
6/1001.06.2019

Baskı: Schubert'le Yaşamak

Hani bazen biri beklenmedik bir yetenek gösterdiğinde "içine falanca kaçmış" gibi bir tabir kullanılır ya, peki gerçekten içinize biri kaçsa? Ve bu "biri" dünyaca ünlü besteci Franz Schubert olsa? Fantastik bir fikre sahip olsa da garip bir şekilde gayet gerçekçi yazılmış bir eser. Yani sanırım 19. yüzyıldan bir ruh gelip bedeninize yerleşse ancak böyle ifade edilebilirdi.:) Müzikle ilgisi çocukken aldığı piyano dersleri ile sınırlı olan Brooklyn'li bir avukatın birden bedenini ve zihnini Avusturyalı besteci ile paylaşmaya başlamasının yer yer eğlenceli, yer yer düşündüren, bol müzikle dolu ilginç öyküsü. Son derece zor bir deneyim olsa da Liza karakterinin yavaş yavaş dünyayı bestecinin gözünden görüşü ve birbirlerine olan katkıları gerçekten güzel anlatılmış. Akıcı bir anlatıma sahip olan kitap Schubert'in hayatından da kesitler sunarken klasik müzik bilgileri ve tasvirleriyle de dikkat çekiyor. Kitabın sonundaki yazarın samimi paylaşımı da hayata dair güzel bir meydan okuma aslında. "Neden korkayım ki? Ben bu işi daha önce hiç yapmadım." Kitabı bitirdikten sonra böyle bir tecrübe ister miydim diye kendime sordum da sanırım istemezdim. Galiba. Yani belki belirli bir süre olmak kaydıyla dünyayı Osman Hamdi Bey'in gözlerinden görmek hoş olabilirdi. :)

Değerlendirmeyi gör →
Kendine Ait Bir Oda
7/1001.06.2019

Baskı: Kendine Ait Bir Oda

Virginia Woolf’un edebiyatta kadının yerini gözlemci ve keskin göndermeler eşliğinde irdelediği eseri. Çok da uzak olmayan bu dönemde kadının sadece edebiyat dünyasındaki değil genel olarak toplumdaki yeri oldukça düşündürücü. Bu yüzden kadınların, erkek egemen toplum ve sanat/edebiyat dünyasındaki mücadeleleri çok değerli. Ne kadar feminist yazımın bir ürünü kabul edilse de aslında kendine ait bir oda sahibi olmak; evrensel olarak kendi ayakları üstünde durup üretebilmeyi simgeliyor. Bu açıdan kitabın en önemli öğüdü, orada geçen “erkekler” kelimesi “insanlar” olarak değiştirilerek tüm insanlığın temel yaşam felsefesi de yapılabilir. “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!"

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Bir Dinozorun Anıları

Mina Urgan’ın muhteşem insanlarla dolu hayatına imrenmemek elde değil. Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, hem Türk edebiyatının hem de Türk siyasetinin önemli isimleri kitap boyunca eksik olmuyor. Anıların sırasız şekilde aktığı, laf lafı açıyor tarzındaki anlatımıyla yer yer eğlenceli yer yer öğretici hatta yer yer azarlayıcı ama gayet sürükleyici bir otobiyografi. Aslında sadece otobiyografik bir eser değil, Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinin de bir belgesi niteliğinde. Gerçekten ilham verici bir insan. Özellikle öğretmenliğe olan tutkusu çok etkileyici. Kitabı ilk kez, staj gördüğüm işyerindeki ilk patronum okumam için vermişti. (Bu şimdi bana da bir dinozorun anıları kadar uzak geliyor :) ) Mutlaka ileride tekrar okumak istediğim bir eser olarak aklımda kalmıştı fakat çoğu yeri unutmuşum. Beni en şaşırtan nokta ise Zülfü Livaneli’nin Serenad romanını okuduğumda beni adeta çarpan Struma’nın aslında Mina Urgan’ın anılarında geçiyor olması. Bunu nasıl unutabildiğime cidden hayret ettim. Bu da bazı eserleri hayatın ilerleyen yıllarında tekrar okumanın gerekliliğine güzel bir örnek olsa gerek.

Değerlendirmeyi gör →
Hint Masalları
5/1006.05.2019

Baskı: Hint Masalları

Masalların doğduğu yer kabul edilen Hindistan, görünüşe göre neredeyse tüm kültürleri etkilemiş. Oldukça geniş bir hayal gücüyle bezeli masallarda en öne çıkan olgu animizm. Bir inanıştan öte günlük hayatın doğal bir parçası olarak yer alıyor. Masalların ağırlıkla ortak noktası ise fedakarlık ve sabır.

Değerlendirmeyi gör →
Algı Kapıları
5/1005.05.2019

Baskı: Algı Kapıları

Yazarın doktor kontrolünde meskalin alarak etkilerini kaydettiği eseri. Özellikle sanatçıların beyninin çalışma şeklinde dair yapılan çıkarımlar çok ilginç. Eşyaların boyutları ya da mesafeleriyle değil de renkleri veya ilgi alanına göre öne çıkışları en dikkat çekici nokta. Çocukken ateşimin çok yükseldiği bir gün, şekli belirsizleşen odada boyut kavramını yitirmiş eşyalara bakınıp durduğumu ve mesafeyi algılayamadığımı hatırlıyorum. Bu eserdeki deneyimleri ve yazarın bunlara verdiği tepkileri okurken fark ettim ki önyargıdan uzak, henüz şekillenmemiş çocuk beyniyle düşünecek olursak, sanırım saf bilince en yaklaştığım an, havale geçirmek üzere olduğum anmış. Deney ve o esnada kayda alınan görüşler ilgi çekici olmakla birlikte kitabın oldukça ağır bir dili var. Özellikle sanat eserleri ve sanatçıları üzerinden yapılan değerlendirmelerin yoğunluğu, konuya ilgi duymayanlara zorlayıcı gelebilir.

Değerlendirmeyi gör →
Hakikatin Ölümü
6/1020.04.2019

Baskı: Hakikatin Ölümü

Gerçek bir olaydan yola çıkılmış izlenimi veren kurgusuyla, merak unsurunu düşürmeden koruyan bir eser. Siyasi polisiye olarak sınıflandırılabilecek kitapta gerilimin yanında psikoloji de kendini hissettiriyor. Sade yazım diliyle akıcı. Yazar gerçeğin göreceliğini vurgularken Türkiye'nin tartışmalı yakın tarihini de hikayeye zorlamadan yedirmiş.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!

Torino’da grev yapan işçilerin yardım sandığından gelen parayla geçinememeleri ve sendikaların da bu duruma seyirci kalması üzerine yazılan oyun tam bir kara komedi. Fars yapısında olduğu için sürekli giriş çıkışlarla sahne devinimi ve okuma temposu yüksek. Giovanni karakterinin final tiradı ise düşündürücü. Kapitalizmin ve sömürünün ülkesi yok gerçekten.

Değerlendirmeyi gör →
Amerikan Masalları
6/1013.04.2019

Baskı: Amerikan Masalları

Oz Büyücüsü’nün yazarı Lyman Frank Baum’un derlediği masallar oldukça renkli figürler içeriyor. Diğer ülke masallarına nazaran kültürel bir kökene dayanmayan, daha yeni nesil bir tarza sahip 12 masal içeren kitap, ayrıca yazar hakkında da bilgi veriyor. Masallarda en çok öne çıkan zaaflar açgözlülük ve doyumsuzluk duyguları. Adeta geleceğin tüketim toplumuna eleştiri olarak derlenmişler gibi duruyor. Yazım dili daha yumuşak olduğundan küçük yaştaki çocuklar da okuyabilir.

Değerlendirmeyi gör →
Kavim
8/1007.04.2019

Baskı: Kavim

Türünün başarılı örneklerinden biri, Ahmet Ümit eserlerinin ise sonrasında yazılanlar dahil şimdilik en iyisi. Dinler tarihi ile ilgili detaylı ve hassas çalışmaların ürünü olduğu belli olan bilgiler çok ilgi çekici. Başkomiser Nevzat eşliğinde adaleti sorgularken üzerinde yaşadığımız toprakların tarihine de yolculuk yaptırıyor. Ayrıca yazıldığı tarih bakımından güncel konulara da dokundurduğunu daha doğrusu ülkenin gündeminin temelde hiç değişmediğini fark ettiriyor. Dini ve siyasi açıdan sağlam göndermeler de var. Üstelik çok hassas bir denge kurulmuş. Ahmet Ümit tarzına alışkın olanlar sonucun sürekli değişebileceğini tahmin edeceklerdir. Ama olayların kurgulanışı ve ilerleyişi gayet sürükleyici.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Kaplumbağa Terbiyecisi / Osman Hamdi Bey'in Romanı

Çağdaş manada Türk müzeciliğinin, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve günümüzün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi olan Sanayi-i Nefise' nin kurucusu, ilk Türk ressamlarından ve arkeologlarından olan Osman Hamdi Bey' in müthiş yaşamına bir bakış. Aslında Osman Hamdi Bey öyle çok yönlü bir insan ki hayatını sadece biyografik olarak bir kitaba sığdırmak çok zor. Tek başına ansiklopedi konusu olabilecek kadar ilke imza atmış, bir imparatorluğun hasta döneminde sanatı yeşertmiş, durmaksızın çabalamış, tarihe iz bırakmış olan Osman Hamdi Bey’e hayranlığım büyüktür. El attığı her işi ayrı bir inceleme konusu olacak kadar başarıya götürmüş olan üstadın hayatını okurken aynı zamanda başta İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahdi olmak üzere günümüzde hayranlıkla izlediğim eserlerin keşfini, inşaalarını ve özellikle Kaplumbağa Terbiyecisi' nin ortaya çıkışını okumak müthiş bir keyif oldu. Yeni Asar-ı Atika Nizamnamesi (bir nevi Eski Eserler Tüzüğü) hazırlayarak, eskisindeki tarih ve sanat değeri taşıyan eserlerin yurtdışına çıkartılmasını yasal hale getiren hükümleri kaldırıp, talanın kesin olarak yasaklanmasını sağladığı gibi, lahitlerin Alman imparatoruna hediye edileceği söylentileri üzerine "O lahdin içine girer, kendimi öldürürüm. Her kim lahdi alırsa benim cesedimi de alır." diyen Osman Hamdi Bey olmasa, belki de bu topraklarda arkeoloji diye bir şey olmayacaktı. Hayatı dolu dolu yaşamış, devletine hizmetten kaçınmamış, kafasına koyduğunu yapmış bu insana ve yine kendi döneminin ilklerine imza atan, istediğinden farklı yolları seçmiş olduklarında bile evlatlarından desteğini esirgemeyen babası İbrahim Edhem Paşa' ya yani yüzleri batıya dönük ve eğitime hayati önem veren bu aydınlara, Türk Sanatı adına çok şey borçluyuz. Ruhları şad olsun.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Yedinci Oğlun Sırrı

Polisiye olarak ortalama bir eser. Asıl ilgi çekici olan ise fantastik çıkış noktası. Fakat bu varsayımın altı yeterince doldurulmamış gibi. Merakla okunan geçmiş sahnelerinde bu sırrın sebebi hakkında daha çok şey bekliyor insan. Geçmiş ve gelecek arasındaki geçişler de biraz çiğ kalmış. Oysa ki birbirinden bağımsız olarak iki kısım gayet iyi gidiyor. İnişli çıkışlı bir seyri var diyebilirim. Bununla birlikte gerek akıcı yazım dili gerekse kurgu olarak sıkmadan ilerliyor.

Değerlendirmeyi gör →
Kasabada Cinayet
2/1012.03.2019

Baskı: Kasabada Cinayet

Orta halli bir polisiye konusu olmakla birlikte edebi yönü oldukça zayıf. Kurgu kendini çok başlarda ele veriyor. Karakterlerin iki boyutta kalması sebebiyle diyaloglar da yapay duruyor. En büyük eksisi ise sürekli ve detaylıca tekrarlanan günlük yaşam ritüelleri.

Değerlendirmeyi gör →
Yalnızız
9/1011.03.2019

Baskı: Yalnızız

Peyami Safa’nın hem kendi eserleri içinde hem de psikolojik roman türünde zirveye oynadığı eseri. Edebi lezzeti, entelektüel donanımı ve analiz derinliği ile gerçekten usta işi bir kitap. Doğu-batı ve maddiyat-maneviyat çatışması üzerine kurulu kitabın en dikkat çekici yanı da Samim karakterinin muhteşem ruh tahlilleri. Zaten tamamen insani zaafların birer temsilcisi olan karakterleri de kitabın diğer başarılı yanı. Besim karakterinin psikolojik vaka olarak incelenebilecek yemek sevdasıyla gülümseten, mistizmin yoğunlaştığı sayfalarda ise gerçekten ürperten satırlar, Safa’nın insan psikolojisinin telleri ile ustaca oynayışının kanıtı adeta. Ayrıca Samim’in ütopik dünyası Simeranya’yı ayrı bir kitap olarak okumak isteği içimizde hep bir uhde olarak kalacak. “Herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur.” S.280 “Hayranlık mağlup olmuş bir kıskançlıktır. Yani kıskançlık gıptaya, gıpta hayranlığa yerini verir. Dibinde kin vardır.” S.259

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Sıfır Noktasındaki Kadın

Edebi dili zayıf olmakla birlikte etki bırakan, hayatın kendisi kadar sert bir kitap. Biyografik olması ise işin en acı kısmı. Aslında nakledilen sadece Firdevs’in değil, dünya genelinde özellikle Ortadoğu’da yaşamaya çalışan tüm kadınların hayatı. Firdevs’e ve onun kendi bedeni dahil kendini köleleştiren her şeye karşı duruşuna hayran olmamak zor. Onun kadar cesur olabilmek ise daha zor. Öyle acı dersler var ki kitapta bazı cümleler boğaza oturuyor.

Değerlendirmeyi gör →
Senden Başka Yok
6/1016.02.2019

Baskı: Senden Başka Yok

Chic-lit olarak yazılmasa gayet güzel bir hikaye olabilirmiş aslında. Sevilen birinin kaybı ve kayıp sonrası aşamaları yalın ve dokunaklı. Romantik-komedi kısımları pek güldürmese de finali göz doldurmayı başarıyor. Bu açıdan benzer eserlerden biraz daha iyi diyebilirim. Fakat uzun zaman önce okumuş olmama karşın tek bir satırını hatta konuyu bile hatırlamadığımı fark ettim. Bu da okuduktan sonra bir iz bırakmadığının en sağlam kanıtı olsa gerek.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Yüzyıllık Yalnızlık

Büyülü gerçekçilik akımının en önemli eserlerinden biri olan kitabın en dikkat çekici yanı anlatım zenginliği. Marquez’in arka kapakta ifade ettiği gibi tüm olağanüstü imgelere rağmen öyle yalın hatta duygusuza varan bir dili var ki bu da anlatılan her şeyi gayet olağan kılıyor. Soy ağacıyla başa çıkmanın mümkün olmadığı eserde yazar kendi çocukluğundan hareketle adeta insanlık tarihini özetlemiş. Gelişen, ilerleyen, sömüren, kuşaklarca aynı hatayı yapan, akıllanmayan ve yeryüzünden silinene kadar kendi kendini tüketecek olan insanlığın. Fakat ilk gençlik yıllarımda okuduğum için yeterince hakkını verememiş olduğum düşüncesiyle tekrar okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki değerini ve önemini kabul etmekle birlikte asla Kırmızı Pazartesi’den aldığım edebi zevki alamadım.

Değerlendirmeyi gör →
Sevdalım Hayat
7/1030.01.2019

Baskı: Sevdalım Hayat

Otobiyografiden öte adeta bir iç döküş olmuş. Dolu dolu bir hayata sahip olan Livaneli anılarını paylaşırken aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinin de resmini çizmiş. Yaşamındaki güçlüklere rağmen vazgeçmemesi takdire şayan. En önemlisi o sanat ruhuna, o yaratıcı dokunuşa sahip olması ve bunun peşinden inatla gitmesi. Bir de öyle isimler geçmiş ki hayatından, olumlu manada kıskanmamak elde değil. Sanatıyla, yeteneğiyle, eserleriyle ve duruşuyla gerçekten Türkiye için önemli bir değer.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Tespih Ağacının Gölgesinde

Scout karakterinin bakış açısının değişmesiyle Bülbülü Öldürmek’te alttan alta sezilen sosyolojik gerilim, bu kitabın tam ortasına kurulmuş. İlerleyen ve değişen zamanla birlikte insanların içlerinde biriktirdiklerini ortaya döküşleri korkunç. Fakat Scout karakteri o kadar sinir bozucu o kadar tahammül edilmez birine dönüşmüş ki bizzat kendisi insanı durduk yere ırkçı yapabilir. Bülbülü Öldürmek sadece ırkçılık konusuna değil, Radley karakteri sayesinde önyargılara da çok güzel dokunduruyordu. Fakat Tespih Ağacının Gölgesinde, meseleyi neredeyse tek boyuta indirgemiş gibi. Yazım dilinin değişmesi de büyük sıkıntı. Bu iki büyük olumsuz unsur kitaptan çıkartılabilecek derslerin önüne geçiyor maalesef.

Değerlendirmeyi gör →
Macbeth
9/1008.01.2019

Baskı: Macbeth

Eserin önemi bir yana girişindeki Shakespeare Tiyatrosu ve İngiliz Tiyatrosu hakkında verilen bilgiler çok kıymetli. Üstadın eserlerindeki matematik oldukça sade ve anlaşılır şekilde özetlenmiş. Fakat eseri bilmeden okuyacakların Önsöz kısmını kitap bittikten sonra okumaları daha faydalı olacaktır. Çünkü oldukça detaylı bir inceleme yer alıyor. Macbeth, Shakespeare’in en kuvvetli trajedilerinden biri. Üstelik son derece kıvrak şiirsel diline rağmen olay akışı çok yoğun ve oldukça tempolu. Dikkat çekici imgelerle bezenmiş, hem tema hem atmosfer olarak karanlık bir oyun. Hırsın insanı sürükleyebileceği en son noktaya kadar gidiyor. Ve sanırım oyunun ana fikrini en güzel şu dizeler özetliyor: “Oysa hep bilirsiniz nedir, Ölümlülerin başını yiyen: Kendine fazla güven.”

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Titana Saldırı 16. Cilt

Reiss ve Ackerman Aileleri’nin sırrı bir nebze olsun çözüldü. Fakat öyle bir seri ki her seferinde açığa çıkan sırlar daha büyük soru işaretlerine sebep oluyor. Araştırma Birliği’nin saha deneyimiyle operasyondaki ustalık farkı dikkatten kaçmıyor hani. Bir de o gerilimin ortasında Yüzbaşı Levi’nin tehlikenin boyutundan bahsederken “benim düşman tarafında olduğumu düşünün” örneğini vermesindeki alçak gönüllülük(!) güldürdü doğrusu.

Değerlendirmeyi gör →

Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)

Birkaç yılda bir tekrar okunması gereken eserlerden. Yetişkinlerin bile zorlukta kaldırabileceği türde bir hayatı olan Zeze karakterinin hayal gücüne hayran olmamak mümkün değil. Ve tüm afacanlıklarına rağmen kalbinin saflığı insana dokunuyor. Kaç sefer okunursa okunsun etkisi azalmayan kitaplardan. “Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.”

Değerlendirmeyi gör →
ÖncekiSayfa 14 / 34Sonraki