
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ruh Dağı
Yazar, kendisine konulan yanlış teşhisten sonra Pekin'den ayrılıp Çin'in daha bilinmedik bölgelerine doğru çıktığı gezi ve bu gezide topladığı halk öykülerini kendi anılarıyla harmanlayarak masalsı bir dille aktarmış. Kültür Devrimi sonrası yenilenmeye çalışırken gittikçe gerileyen, tarihini silen, tek tipleşen dolayısıyla yazarın kendi Ruh Dağı'nı bulmasına imkan vermeyen Çin' in içerisinde matruşka misali mitlerin ve efsanelerin halen yaşadığı kültürünü kaybetmemiş eski o Çin'de doğaüstü bir gezinti. Karakter adı vermeden "sen", "ben" ve "o" diye tanımladığı ama asla "biz" olmayan kahramanlar Yin Yang misali bir bütün oluşturarak hem yazarın hem de okuyanın kendi iç dünyasına bir yolculuğa çıkmasını sağlıyor. Sıradışı bir anlatıma sahip olması ve felsefik yönü dolayısıyla dingin kafayla okunmasında yarar var. Özellikle kuvvetli tasvirler insanı adeta oralara götürüp bırakıyor.
Baskı: Sokrates'in Savunması
Platon tarafından kaleme alınan eserde, Atinalıların kendisini yargılarken ölüm cezasından ziyade af dilemesini ve boyun eğmesini bekledikleri Sokrates’in mahkeme boyunca yalvarmak bir yana tarihin ayarını vererek tarihe geçtiği savunması yer alıyor. Suçlamaları reddetmediği gibi felsefesinden dönmeyeceğini beyan eden Sokrates, neredeyse her cümlesiyle cehaletle mücadele etmekten ve karara rağmen ayar vermekten vazgeçmemiş. “Çocuklarım büyüyüp de yetişkin olduklarında, eğer erdem yerine zenginliği veya başka şeyleri istediklerini görürseniz, ben nasıl sizin başınızı ağrıttıysam siz de onların başını aynı şekilde ağrıtın; kendilerine olması gerekenden daha fazla değer verir, önemsemeleri gereken bir şeyi yeterince önemsemez veya aslında beş para etmez insanlar oldukları halde kibirlenirlerse sizi kınadığım gibi kınayın onları. Şayet böyle davranırsanız çocuklarıma ve bana adil davranmış olursunuz.”
Baskı: Aile Geleneği
Aile kavramı ve ebeveynlik ile ilgili cesur çıkarımları olan bir eser. Bir o kadar da isabetli tespitler var. Yazım dili son derece akıcı. Merak unsuru hiç eksilmeyen olay örgüsüyle kuvvetli bir kara mizah örneği.
Baskı: Kaizen Yolu: Küçük Bir Adım Hayatınızı Değiştirebilir
Japonların Toplam Kalite Yöntemi’nin bireysel hayata da uygulanabilirliğini örnekleyen bir kitap. Köklü değişiklikler için başa çıkılamayacak büyük adımlar yerine önemsizmiş gibi görünen küçük adımlar atarak ilerlemeyi öneriyor. Bu şekilde hem zihni korkutmadan karar alınan yolda ilerleme hem de küçük adımların tekrar etmesiyle devamlılık sağlanıyor. Bu aynı zamanda karar verilen noktaya ulaşıldığında bu değişikliğin kalıcı olma oranını yükseltiyor. Muadillerine göre çok daha mantıklı önerileri olan yararlı bir eser.
Baskı: Babaya Mektup
Kafka’nın yazar kimliğiyle değil de bir oğul olarak babasına yazıp hiç göndermediği bu mektup, önemli bir psikolojik tahlil olduğu kadar bir yazarın kafasının içini görebilme ve eserlerinin kaynağını anlama imkanı sunması açısından da çok değerli bir eser. Aynı zamanda dönemi hakkında birçok ipucu verdiği için sosyolojik olarak da değerlendirilebilecek bu kitapta ebeveynliğe dair çıkartılması gereken çok ders var.
Baskı: Yine Doğdu Tanyıldızı
Merak ettiren konusu kadar zengin yazım diliyle de oldukça akıcı bir eser. Halk hikayeleri tadında anlatıcı yoluyla nakledilen trajedinin esas kahramanı aşk olsa da aslında baba-oğul romanı olarak öne çıkıyor. Tarihi kişiliklerle olan benzerlikler tartışmaya açık olmakla birlikte hikayenin keskin bir mizahla örülü kendine özgü anlatım dili sayesinde kendi yolunu çiziyor.
Baskı: Dumankara
Ankara üçlemesinin birinci eseri olan Dumankara, 19 çizeri bir araya getiren 21 öykülü bir grafik roman. Ankara’nın 1916’dan günümüze çeşitli dönemlerinde geçen öyküler yazarın önsözde açıkladığı gibi toplumsal olaylardan ve başka edebi kaynaklardan esinlenildiği kadar biyografik ve otobiyografik detaylar da içeriyor. Ankara’da geçmeleri dışında bir diğer ortak nokta olarak çoğu mezarlıkta biten maceralar birer kara hikaye tadındalar. Çoğunlukla olduğu gibi tersten giderek sondan başladığım için, daha önce okuduğum Emanet Şehir daha çarpıcı gelmişti. Tabi Uzak Şehir’i de okuyup üçlemenin gelişmesini tam olarak anlamak gerek.
Baskı: Doğum Günü Kızı
Merak unsurunun son satıra kadar eksik olmadığı bu eser, Murakami’nin doğum günlerini konu alan öyküler seçkisi için topladığı 10 öykünün bir kitap oluşturmaya yeterli olmadığını düşünmesi sonucu kendisinin de doğum günü temalı bir öykü yazmasıyla ortaya çıkmış. Herkesin bir doğum gününe sahip olmasını “biricik eşitlik” olarak gören yazar adeta bu özel günün ayrıca başka bir mucizeye ihtiyacı olmadığını vurguluyor. Kat Menschik’in illüstrasyonlarıyla oldukça özenli bir baskıya sahip olan kitapta insan değiştiremeyeceği tek bir dilek hakkı olsa ne dilerdi diye de düşünmeden edemiyor.
Baskı: Beş Şehir
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hocası Yahya Kemal’e ithaf ettiği deneme ve hatıra karışımı olan bu şehir monografisi, türünün önemli örneklerinden. Tanpınar, müfettişlik göreviyle çeşitli dönemlerde yaşadığı Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’u kendi anıları eşliğinde anlatırken bu şehirlerin kültürü ve özellikle mimarisine dair bilgi ve gözlemlerini şiir inceliğinde nakletmiş. Tarihten anekdotların da yer aldığı bu intibalarda Bursa’ya olan sevgisi bir adım öne çıkıyor. Tanpınar’ın önsözde belirttiği gibi geçmiş ile gelecek çatışmasının hemen her satırda fark edildiği eser, yazım diliyle de adeta hocasına saygı duruşu niteliğinde.
Baskı: Bilgeliğin Sarsılmazlığı Üzerine - İnziva üzerine
Seneca her iki bölümde de stoacı felsefeye uygun şekilde, bilge insanın duygularına hakim olması gerekliliğini ve daima toplum yararına hareket etmeyi öğütlüyor. Bilge kişinin hakaret ya da haksızlığa uğrayamayacağını zira mantığı ve karakteriyle bunların üstünde olduğunu vurgularken aynı zamanda kendisinin de hakaret ve haksızlık yoluna sapamayacağını hatırlatıyor. Ayrıca topluma yararlı olmayacak bir bilgenin/bireyin/yöneticinin inzivaya çekilip kendini geliştirmesini tavsiye ediyor.
Baskı: Amat
İhsan Oktay Anar’ın masalsı diline, ilmek ilmek işlediği kurgusuna ilaveten sembolizmi de müthiş başarılı kullandığı eseri. Alt metne inmeden bile masalsı atmosferiyle merakla okutuyor. Denizcilik terimlerinin bolluğu başlarda birazcık kafa karıştırabilir ama hikaye ilerledikçe kavramlara alışıp, anlamaya başlıyor ve bu uğursuz seferin bir mürettebatı olarak buluyorsunuz kendinizi. Diğer açından asıl alt metne gelecek olursak zaten o seferin yolcularıyız. Herkese ve her şeye kafa tutan Kaptan “Diyavol”, “Nuh Usta’nın“ inşa ettiği “Amat Gemisi”, “geminin borucusu İsrafil”, 247 günahkar mürettebat... Kitabın tam olarak çözüm noktası “zaman döngüsel olduğu için sadece geçmişi değil, geleceği hatırlamak da mümkündü. Kısacası hatırlama ile kehanet aynı şeydi.” cümlelerinde yatıyor. Ayrıca cehennemi bir döngüyü bu kadar ince esprilerle -özellikle kurgu içinde kurgudaki tarihe mal olmuş eser isimlerindeki incelikle- ele almak da ayrı bir ustalık.
Baskı: Utopia
Mina Urgan’ın detaylı incelemesi, Thomas More hakkında bilgi ve Platon’un Devlet’i ile karşılaştırılmasıyla eser daha da anlam kazanıyor. Zira özellikle çağının ötesinde bir insan olan Thomas More’un hayatı ve dünya görüşü temel alındığında bazı noktalar yerine oturuyor. Esere dümdüz bakacak olursanız ütopia olarak sunulan düzenin yer yer çokça eleştirilen distopyadan pek de farkı olmayışı, ağır denetim ve gözetim içermesi gibi çelişkiler dikkat çekecektir. Fakat eserin esasında o zamanki monarşiye el altından bir eleştiri olarak yazıldığı göz önünde bulundurulursa, VIII. Henry gibi bir kralın yönetiminde sosyalizmi savunmak çok cesur bir çıkış. Utopia’daki sistemin tamamı değilse de toplum düzeni olarak örnek alınması gereken çok yanı var.
Baskı: Peradan Beyoğluna
Beyoğlu’nun ana hattını İstiklal Caddesi’ni nişan alarak beş bölümde ele alan yazar, özellikle yapıların tarihlerine dair ilgi çekici bilgiler aktarmış. Tarihe tanıklık etmiş binaları, sokakları, geçitleri ve pasajlarıyla İstanbul’un yaşayan kültür mirası diyebileceğimiz Pera’nın zaman içinde nasıl Beyoğlu’na dönüştüğünü gözleme şansı sunan kitabın yalın ve akıcı bir dili var. Yalnız Kamondo Ailesi’nden söz edip merdivenlerinden söz edilmemesi gibi garibime giden bazı noktalar da oldu. Beyoğlu tarihine daha vakıf olanlar için biraz yalın kalabilir. Ama gezi tarzında keyifli bir eser.
Baskı: Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Yazarın seyahatlerinden derlediği notlarla, bataklıktan ibaret Finlandiya’nın bugünkü muassır medeniyet seviyesine nasıl ulaştığını ortaya koyan eser. Fakat eserin özü, başlarda oldukça katı hatta neredeyse tutucu gibi görünen Finlandiya’nın tarihi değil. Bu kitap eğitimli ve bilinçlenmiş bir toplumun nasıl da ülkesinin kaderini değiştirebileceğinin resmi adeta. Atatürk’ün dilimize çevirterek askeri okullarda okutulması ve öğrencilere tavsiye edilmesini istemesinin nedeni her satırda anlaşılıyor.
Baskı: Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Sadece Atamızın hayatını değil yaşadığı dönemi coğrafyasıyla birlikte ele alan değerli bir inceleme-derleme. Bilinen tarihle ilgili çok fazla yeni bilgi içermiyor fakat Türkiye’nin Cumhuriyet’e, Mustafa Kemal’in Atatürk’e erişini gelişmeleri ve çevresel olgularıyla birlikte ele alması çok önemli. İlber Ortaylı’nın önsözde belirttiği gibi bu kitap bir monografi değil. Ne yazık ki arşivleme konusunda gayet başarısız olan ülkemizde önemli bir tarihi araştırma ve bu araştırmanın iyi bir tarihçi tarafından derlenmesi şeklinde ifade edilebilir. Sohbet havasındaki yazım dili bazen konudan konuya atlıyormuş havası verse de akıcılığı etkilemiyor.
Baskı: Kuyucaklı Yusuf
Yazarın ilk romanı olan eser kuvvetli Anadolu betimlemeleri ile dikkat çekiyor. Gerek karakterler üzerinden bürokrasi ve toplumsal eleştirisiyle gerekse finalindeki başkaldırıyla kendi döneminin fark yaratan kitaplarından biri. Aslında üç cilt olarak düşünülmesi sebebiyle özellikle Kübra’nın hikayesi başta olmak üzere bazı konular havada kalıyor. Yine de uyum sağlayamayan karakterlerin öncüsü Yusuf ile romantik edebiyata daha yakın olmakla birlikte, toplumsal gerçekçiliğin ayak sesleri de kendini hissettiriyor.
Baskı: Konstantiniyye
“Dünyanın arzuladığı şehir” olan İstanbul’un, fetihten Cumhuriyet Dönemi’ne kadar olan tarihiyle birlikte aslında 500 yıllık bir dünya tarihi bilgisi de verilmiş. Fakat araştırma olmasına karşın hatırat tarzında yazım diliyle oldukça akıcı. Bilinen tarihi bilgilerin yanında toplumsal yapı ve şehrin gündelik yaşamına dair daha az bilinen birçok bilgiyi de içeriyor. Bununla birlikte yoğun bir oryantalist yaklaşım söz konusu. Çok ciddi kaynaklardan yararlanılmasına rağmen bu kaynaklar objektif olarak kullanılmamış. Bu da tarihi belgelere dayanan bir araştırmadan ziyade yazarın hayal gücüyle şekillenen kurgu esermiş hissi yaratıyor.
Baskı: Charlie'nin Çikolata Fabrikası
Yazılmış en değerli çocuk kitaplarından biri olsa gerek. Hem verdiği mesajlarla hem de zengin hayal gücüyle çok keyifli bir macera. Tamamen çocuk kitabı olarak yazılması büyüklerin okumasına da engel değil tabi. Bilakis insan bu lezzetli macerayı merakla takip ederken kendini çocukluğuna dönmüş gibi hissediyor. Ayrıca, çocuklara kitap sevgisi kazandırabilecek güçte bir eser. Umpa Lumpalara dikkatle kulak vermek gerek. :) “Eskiden çocuklar ne yapardı dersin? Nasıl eğlenir, vakit geçirirlerdi sence, Korkunç canavar keşfedilmeden önce? Unuttunuz mu yoksa bilmiyor musunuz? Öyleyse avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz: ÇOCUKLAR DURMADAN KİTAP OKURLARDI! BİRİNİ BİTİRİR, ÖBÜRÜNE BAŞLARLARDI! Hayatın ayrılmaz bir parçasıydı kitaplar! Çocuklarına kitap okurdu analar babalar!”
Baskı: Otuz Beş Yaş
Tarancı’nın bir akıma bağlanmadan özgün tarzıyla kaleme aldığı şiirlerinin en çarpıcı yanı süslemeden uzak, sade ve net yazım dili. Özellikle yalnızlık tasvirlerinin etkileyiciliği şiirlere ağırlıkla kasvetli bir hava verse de yaşama sevgisi de birçok şiirde kendini gösteriyor. Asım Bezirci’nin titiz derlemesiyle kitapta usta şairin üç konuşması, bir mektubu ve birkaç şiirinin el yazısı da yer alıyor. "Gir geceler koynuna, deme yarın gündüzdür, Belirecek gündüzler sönenlerden yüzsüzdür." Talihsiz
Baskı: Datça Kazan Betçe Kepçe - İnsan Hikayeleri
Gerçek anılar ve resmi belgelerden derlenen değerli ve bir o kadar da keyifli bir araştırma-anı kitabı. Hem hüzünlü hem de şenlikli bir geçmişe sahip olan Datça’nın kültürü ve diline dair bol bol örneklerin göründüğü anılarda, Can Yücel ve maceraları da yer alıyor. Gönül bağım olan Datça’nın geçmişten bu yana kendi haline bırakılmışlığı okudukça birçok absürdlüğün sebebini daha iyi anladım doğrusu.
Baskı: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Özellikle Yalnızız eserinden sonra tekrar okumak istediğim bu kitap, yazarın kendi sorgulamalarını yansıtıyormuş hissi uyandırıyor. Bu açıdan genelde yorumlarda belirtildiği üzere tezsel bir roman sayılabilir. Kitabın ilk yarısı merak uyandırıcı bir psikolojik gerilim. İkinci yarıda ise alttan alta sezdirilen mistizm dümene geçiyor. Türk Edebiyatında bilinç akışı tekniğinin ilk örneklerinden olması gibi gözden kaçırılmaması gereken yanları da var. “On cahili dokuz âlime tercih eden bir sistemde bilginin demagojiye mağlup olmasına şaşar mısınız?”
Baskı: Ecnebi Şeref'in Doğuşu
Bir twitter karakteri olarak ortaya çıkan Şeref Düzyatanlar’ın macera serisinin başlangıcı. Kafa dağıtmalık tarzda bir ilk kitap. Edebi tekniğin zayıflığına rağmen İç Anadolu kültürüne hakimiyeti de dikkat çekiyor.
Baskı: Sarıyaz
Kara Yarısı’nın kasvetli öykülerine nazaran Sarıyaz’ın daha incelikli bir hüznü var. Aynı odak noktasına sahip olan hikayeler çember misali birbirini tamamlıyor. Beyefendi öyküsü ise ayrı bir zarafete sahip.
Baskı: Savaş Sanatı
Sun Zi (Sun Tzu) 13 başlıkta topladığı savaş taktikleri ile çağını aşan bir strateji dersi vermiş. Aslında bu taktiklerin özündeki isabetli tespitler, iş dünyası hatta tüm ikili ilişkiler için de geçerli.