
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kapıldım Sana (Rogues of the Sea #1)
Katherine Ashe / Kapıldım Sana Aslında kitapla ilgili çok yorum görmediğim için bayağı bir tereddütle başladım ama beni oldukça etkileyen bir kitapla karşılaştım.Klasik historical kitaplardan tek farkı giriş kısmıydı diyebilirim.İlerisinde biraz kopukluk vardı fakat konu çok güzeldi , ben o kısımlarda çok takılmadım. Bi’ kere kitabın girişi gerçekten harika , konunun böyle farklı bir şekilde işlenmesi çok hoşuma gitti. Çiftimiz Valerie ve Steven’ın kaderi yollarını bir ticaret gemisinde kesiştiriyor. Ki en beğendiğim nokta Steven’ın papaz kılığında olmasıydı. Valerie’nin Steven’ı hem yasak nokta görmesi hem de ona çekilmesi gerçekten çok güzel kurgulanmış.Tabi aynı şekilde Steven’ın da işi gereği büründüğü Cizvit karakteri içerisinde Valerie’den uzak durmaya çalışması da görülmeye değer. Konu olarak ilgimi çeken bir kitap oldu ama sonu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Yani çok hızlı ve eksik bir sonu vardı.Başlarındaki konuya yakıştıramadığım bir sonla bitti.Yine de okunması gerektiğine inanıyorum , yazarın anlatımını çok beğendim.Güzel bir kalemi olduğunu söyleyebilirim.Çevirisinden midir , edisyondan mıdır tam anlayamadım ama cümlelerde çok fazla ‘’Fakat…Fakat..Fakat..’’ kullanımı vardı.Peşi sıra gelen cümlelerde çok rahatsız etti bunun dışında çevirisine de bi’şey diyemiyorum.Okunabilecek bir kitaptı. Köle Ticareti yapan insanları durdurma yolunda bu işe baş koymuş olan Vikont Steven Ashford , Melek lakabıyla insan köleleri taşıyan gemileri durdurmak için arkadaşı ve mürettebatıyla canla başla uğraşıyor.Ama bir iş için hem kendisi hem de en yakın arkadaşı gemileri Karaşahin’i ikinci kaptanlarına emanet ediyorlar o da gemiyi kumarda kaybedince Steven gemisini geri alabilmek adına Papaz kılığında gemiye sızmaya çalışırken işleri sarpa sardıran Valerie ile karşılaşıyor. Kızımız Valerie Monroe yıllar önce sosyetede adını lekelediği için Amerika’ya sürgüne gönderilmiş.Hoş bütün yaptıklarının tek sebebi babasının kendisini hor görüp aşağılaması.Ona ders vereceğim diye adını lekelemeyi bile göze almış.Ama ne fayda sürgün edildiğiyle kalmış.Artık sürgün hayatına bir son vermek istediği için babasının ardından Kontluğu devralan abisi Valantine’e mektup yazıp İngiltere’ye dönmek için yola çıkıyor ama yolda ummadığı taş başını yarıyor. Yolculuk ettiği gemide karşısına çıkan Papaz Etienne , Valerie’nin aklını başından alıyor. Bu kısımlarda gül gül öldüm.Valerie onun bir papaz olduğunu gördüğü halde işin içinde bir yanlışlık olduğunu biliyor.Tabi bir de gemiyi gasp etmiş olan Braine var ki o da hem papaza bir ders vermek hem de Valerie’yi yatağa atmak adına bunların ikisini bir kamaraya hapsediyor.Steven yıllar boyu kendini Papaz olarak eğitmiş ve işi gereği asla büründüğü kılıktan taviz vermemiş ama Valerie ile aynı kamarada kalmak adama ağır geliyor. Çünkü Braine denen adam bunların ikisini bir yatağa atmaya kararlı.Fakat Steven Papaz rolünü işi gereği bozamadığı için adamın Valerie’yi kullanarak oynadığı tüm baştan çıkarma oyunlarına karşı koymak için bayağı direniyor.Tam işler çığırından çıkacağı sırada ise gemiyi geri alıp Valerie’yi İngiltere’ye gönderiyor.. Ama kızımızla geçirdiği zaman zarfında onun güvenilir ve korkusuz olduğunu anladığı için kendisi adına kızı –sözde – kurye olarak kullanıyor.-Valerie’nin durumu öğrenmesi çok sürmeyecek o ayrı mevzu- Aylar sonra ise işler Amerika’dan çıkıp da İngiltere’ye kadar uzanınca Steven yıllar önce edindiği Vikont Unvanı ile kendisini İngiltere’de buluveriyor.Tabi beklemediği şey , Valerie’nin de orada olması. Dahası kızımız bu kez de Steven’ı bir Vikont olarak görünce hem Steven hem de Valerie için işler karışıyor. Valerie Steven’ın kim olduğunu ve ne işler karıştırdığını çözmeye kararlı , Steven ise Valerie’yi işlerden uzak tutmakta ısrarlı bir şekilde birbirlerini yerler. Steven ‘da az şey yaşamamış.Babası İngiltere’nin asillerinden biriyken annesi bir İrlanda güzeli ve babası ile evlendiklerinde çok sıkıntı çekmişler.Annesi ve babası öldükten sonra ise Steven Ashford ailesi için hiç bir şey ifade etmeyince kendisini Fransa’ya atmış.Orada da henüz 15 yaşında olmasına rağmen ayakta kalmayı öğrenmiş.Ama bütün yaşadıklarına rağmen çok kararlı ve iyi bir karaktere sahip bir adam. Valerie , Steven’ın unvanı yüzünden çektiklerini öğrendikçe ona daha çok yardımcı olmak istiyor ve Steven onun ne kadar hor görse de inatla işin iç yüzünü çözmeye çalışıyor. Sonlarına kadar oldukça güzel bir kitaptı . Okurken çok keyif aldım ama sonlarını pek beğenmedim. Yani bunca koşuşturmaya hiç anlam veremediğim bir sonla bitti kitap.Yazar sonunu daha sakin bağlamak istemiş gibi fakat kitaba yakışmamış.
Baskı: Kara Melek
Ya ne saçma bir kitaptı bu Allah aşkına. Kitap gerçekten zevk meselesi , bu bir gerçek.Kim ne derse desin bu kitabı hiç ama hiç beğenmedim. Ya başlarında zaten K.E Woodiwiss Kurt ve Kumru'dan esinti bir sürü yer vardı. Hadi o kısımları geçtik en sinir olduğum nokta erkek karakterin -olmayan karakteri- iticiliği. Ya adam karısını oturup arkadaşıyla konuşuyor (!) Böyle bir kitap daha önce hiç görmedim. Nasıl saçma bir anlatımdır o. Ne gerek var ki öyle bir kısıma ?! Bir değil iki değil , adam yatıyor kalkıyor karısını arkadaşıyla konuşuyor. Sonra kitapta MAHREMİYET ''sıfır'' ! Altını çizerek söylüyorum. Mahremeyitten noksan bir kitap bu. Ulu orta her yerde birbirlerine olur olmaz şeyler söylüyorlar.İnsan ''etraftakilere ne oldu ?'' demeden alamıyor kendisini.... Kız deseniz tam bir aptaldı bence. Bu kadar da saf bir karakter yaratmayın ya. Çok smaimi söylüyorum Vahşi Güzel kitabını hiç beğenmemiştim ama bundan daha iyi olduğuna kalıbımı basarım.Ki bu kitabın sonuna kadar belki görüşlerim değişir dedim ama nerde öyle bir şans. Koca kitabın sonu film şeridi gibi geçti gitti.Ral bir kılıç salladı Stephan öldü , savaş bitti , kitap son. Özetle budur. ! Bunun sonuna kadar nasıl dayandım hala aklım almıyor. Bir de kaç gün elimde süründü. Kitapta elle tutulur bir şeyde yok. Bu kitapla zaman kaybettiğim için çok üzüldüm. Farklı hiç bir yanını görmedim ama karakterlerden -ki erkek karakter başı çeker- gerçekten tiksindim. Okurken hep kitaptan kopmama sebep oldular. Yine söylüyorum kitap zevk meselesidir ama bu kitaptan ben hiç , hiç birşey anlamadım. Ne aşkını hissettim ama tutkusunu sadece olur olmaz yerde söze vurulan rencide edici durumları gördüm.Deneyin , ben beğenemdim. Beğenene saygım sonsuz. Keyifli okumalar.
Baskı: Dreaming Of You
Dreaming Of You / Lisa Kleypas Bu kitabı pek beğenmedim.Çok ağır ilerleyen bir kurgusu vardı.Bir kere kızımıza kanım hiç mi hiç ısınmadım ! Ya kitabın başında bir adamı çekti vurdu.Vuruş o vuruş.Kız katil oldu ama kitabın ileriki bölümlerinde sadece ‘’Derek’i kurtarmak için birini vurdu…’’ cümlesini 1 veya 2 kere gördüm.Sonrası hem Derek hem de Sara için gayet normal bir olaydı. (!) Ki bu benim aklımdan kitabın başından sonuna kadar çıkmadı.Hala daha bu rahatlıklarını çözebilmiş değilim.Sara’yı hiç ama hiç sevmedim.Derek’e aşık ama nişanlısının da peşinden ayrılmıyor.Hele o kasabaya geri döndükten sonra Perry’yi yeniden sevmeye çalışması adamı zorla öpmesi , ‘’Beni seviyor musun? ‘’ benzeri nidalar atması , yadırgadığım yerlerdi.Vallahi kitap baştan sona çok boş ilerledi.Bir tek sonlarında Joyce’un atakta bulunması ve Derek’e ulaşmak için Sara’yı kullanmasıyla kitap biraz biraz bi’şeye benzedi.Sonuna kadar beni etkilediğini söyleyemeyeceğim , hatta daha çok bir önceki kitabı olan ‘’Then Came You’’yu yani Lily ve Alex’in kitabını merak etmemi sağladı.Lily’nin geçmişinde onun canını yakan kişinin kim olduğunu ve Alex ile nasıl birleştiklerini okumayı çok istiyorum. Konusu ; Sara R. Fielding Greenwood Corners adında küçük bir kasabada yaşayan ve kitap yazarak geçinen bir yazardır.Daha önce yazmış olduğu kitaplardan birindeki fahişe Mathilda karakteri ile ünlenen ve kitabı çok tutulan Sara yeni yazacağı kitabında kumarhaneleri ve kumarbazları ele alacaktır.Ama kitabında kullanacağı bilgilerin sağlam kaynaklara değinmesini ve ilk kitabı kadar ses getirmesini istemektedir.Bu yüzden de St.James’deki ünlü kumarbaz Derek Craven’ı bulmak ve onun kumarhanesinde küçük bir araştırma yapmak ister.Bir gece St.James’de etrafı inceleyerek bilgi edinmeye ve kitabında kullanacağı tabirleri çözmeye çalışırken birkaç adamın birini öldüresiye dövdüğünü görür.İçindeki araştırmacı yazar devreye girer ve olay mahalline yaklaşır.Son anda adamı neredeyse öldürmek üzere olduklarını fark edince çantasındaki silahını çıkarır ve adamlardan teslim olmalarını ister ama olaylar umduğu gibi sonuçlanmaz ve Sara kendisini katil olarak bulur.Kurtardığı adamsa aslında günlerdir umutsuzca ulaşmak istediği Derek Craven olunca Sara’nın hayatı bir anda değişiverir… Derek Craven bir fahişe tarafından dünyaya getirilerek sokağa terk edilmiş ve daha sonra insaflı birkaç fahişe tarafından büyütülmüştür. Zorlu bir çocukluk geçiren Derek , bir yerlere gelebilmek için Baca temizleyiciliği , Tıp öğrencileri için mezar hırsızlığı – kadavralarda çalışacak öğrenciler için ceset çalıyor- ve dahası kumarhanesini kurabilmek için kadınlara fahişelik yapmıştır.İstediği gücü elde edip bir konum sahibi olabilmek için her yolu deneyen Derek sonunda kumarhanesini kurmuş ve kendi gücünü kanıtlamıştır.-Ama bir süre daha fahişelik yapmaya devam etmiştir.-Zorlu çocukluğunun etkisiyle sevmeyi bilmeyen ve sevgisini vereceği kişiyi kirleteceğini düşünen biri olup çıkmıştır.Bu yüzden de hayatına gerçekten seveceği bir kadın sokmak yerine kendisini kısa süreli olarak beğendiği bir kadının koruyucusu yapmayı tercih eder. Ve bir gün metresi olan Joyce’dan sıkılmış , artık ikisinin de bu ilişkiden beklediğini aldığını ve bitmesi gerektiğini düşünerek Joyca ayrılmak istediğini söylemiştir.Joyce ise kolay kolay terk edilen bir kadın olmayı kabul edemez.Bunu gururuna yediremediği için Derek’e ‘’Benim olamıyorsan başkasının da olmazsın..’’ tepkisi ile iki adam tutup Derek’i dövdürerek yüzünde kendisini ömrü boyunca unutamayacağı bir iz bıraktırır…. Derek ise artık yapacak bi’şey olmadığını anlar.Kendisini kurtaran Sara’ya borçlanmıştır ve dahası kadın çok inatçıdır.Bu yüzden de Derek onun bir hafta süresince uşağı gözetiminde kumarhanesini inceleyip kumarbazlar hakkında bilgi edinmesine izin verir.Başlarda bu onun için pek bir önem teşkil etmez ama zamanla yardımcısı da dahil tüm uşakların Sara’ya büyük bir tutku ile bağlanmasıyla Derek Sara’yı fark etmeye başlar.Tabiî ki bu pek de hoş bir durum değildir.Çünkü Sara Fielding , Derek için yasak bölgedir.Onun gibi masum bir bakire için Derek kirli ve pis bir insandır.Kendisini Sara’ya layık göremediği için onu kendisinden uzaklaştırmaya karar verir.Sara’yı araştırmasını tamamlar tamamlamaz hayatından çıkarmakta kararlı olan Derek’in bilmediği şey Sara’nın da kendisini istemesidir.Derek onu kendisinden ne kadar uzaklaştırırsa kader onları o kadar bir araya getirmektedir. Sara’nın katıldığı bir partide Joyce , Derek’in Sara’ya ilgisini fark eder ve ondan kurtulmak için Sara’nın adını kirletmeye karar verir.Sara’nın odasına gönderdiği bir adamı Derek ona zarar vermeden son anda durdurur ama olay yayılır ve kader ağlarını örer.Derek Sara’nın adını temize çıkarmak için ona evlenmek teklifi eder..Sonrasın ise Joyce’un henüz vazgeçmediğinin en belirgin göstergesidir fakat Derek Sara gibi birine layık olamadığını düşünse de onu onurlandırmaya ve canı pahasına korumaya kararlıdır…
Baskı: Daha Sabaha Çok Var (The Hathaways, #4)
Lisa Kleypas /Married By Morning (Hathaways Series #4) Ah , evet ! Bu seride en çok merak ettiğim kitabı sonunda okudum.Öncelikle şunu söylemek istiyorum bu serideki -bence- en iyi kitap bu! Serinin tümünü okumasam da bu kitaptaki adrenalin ve ele alınan konu gerçekten çok etkileyiciydi.Bayan Catherine Marks’ı zaten ikinci kitabımız Vazgeçmem Senden’den tanıyor ve Loe Hathaways ile aralarındaki çekişmeyi az buçuk biliyoruz.Leo Hathaways , nam-ı diğer Lord Ramsey , bu kitapta kendini oldukça aşmış.O ilk kitaptaki hilkat garibesi adam nerde bu kitaptaki Lord Ramsey nerde , ama alaycılığa tam doz devam tabiî ki. Leo ve Cat’in hem aşk hem de çekişme dolu bu kitabının edisyonunu en kısa zamanda görmek dileklerimle… KONU: Catrherine Marks , geçmişinin izlerini silmeye çalışırken bir anda kendisini Hathaways Ailesinin en küçük iki ferdi olan Poppy ve Beatrix’e mürebbiyelik ederken buluverir.Ailede Leo Hathaways haricinde herkesle arası gayet iyi olan Catherine’in Lord Ramsey ile yıldızı bir türlü barışmaz.-ki bu kısımlar gerçekten komedi- Leo ve Cat’in fikirleri ve düşünce yapıları sürekli çakıştığı için daima bir sürtüşme içerisindedirler öyle ki , aile artık bunu normal bir durum gibi karşılamaya başlamıştır.Hatta Leo durumu Marks’a ‘’AZRAİL’’ diye lakap bile takacak kadar ileri götürmüştür.Fakat , Leo ailesindeki herkesten farklı olarak Catherine Marks’ın bi’şeyler gizlediğini , bi’şeylerden kaçtığını düşünmektedir.Bu sebepten ötürüde Cat’in her hareketini adım adım takip eder.Bu bir nevi Leo için bir gaye bir amaç halini almıştır.Ama tabi Leo bu çabalarının da yavaş yavaş meyvesini almaya başlar.Önce Catherine’in , kız kardeşi Poppy’nin eşi Harry Rutledge’nin üvey kız kardeşi olduğunu öğrenir.Ki bu kısımda Harry’nin ağabeyliği ne kadar ciddiye aldığını Leo’ya ‘’Eğer Cat’i incitirsen seni öldürürüm.’’ sözleriyle çok net anlıyoruz.Ama Leo hala Cat’in geçmişinden bir haberdir ve bunu öğrenmeyi de kafaya koymuştur.Kafasındaki sorulara cevap ararken kendi unvanı ve Hathaways’lara kalan Ramsey Evi , eski Ramsey Kontesi tarafında bir tehdit altındadır.Leo yani Lord Ramsey evlenip bir varis vermezse Ramsey haklarının hepsinin eski kontese geçme durumu da bütün bu olanlara tuz biber olur.Ama Leo , son derece kararlı bir şekilde Cat’in sırlarını çözmeye daha doğrusu onun cazibesine kapılmadan Catherine’i elde etmeye kararlıdır.Ama Cat ile zaman geçirmeye başladıkça sırlar bir bir gün yüzüne çıkar ve Catherin’in geçmişinden bir hayalet Lord Latimer , Leo’ya müstakbel eş aramak için Amelia ve Win tarafından düzenlenen baloda birden bire ortaya çıkıverir.Leo , tesadüfen Catherine’in geçmişini ve yaşadıklarının bir kısmını Lord Latimer’den öğrenir.Tam Cat’le konuşmaya karar verdiği sırada ise Catherine’in bir not bırakarak evden kaçar.-Cat evden kaçar çünkü geçmişinin öğrenilmesiyle Hathaways’lara layık olmadığını düşünür.- Ama tabi Lord Ramsey hemen Cat’in peşinden yola koyulur onu bulur bulmazda Catherine’in ağzından her şeyi öğrenir.Catherine Wigens , fahişe olan ve bir genel ev yöneten büyük annesinin kendisini Lord Latimer’e satmasıyla büyük annesi ve Latimer’in elinden kaçarak , Bule Maid okuluna başlamıştır.Okulun müdiresi Bayan Marks Cat’in davranışlarından ve yaşadıklarından etkilenerek onu kendi nüfusuna alır ve ona yeni bir hayat verir.Leo Cat’in yaşadıklarını öğrendikten sonra ikisine de yarar sağlayacak bir çözüm sunar ve Marks’a evlenme teklif eder.Tabi teklifin içeriğinde bir aşktan çok karşılıklı bir yardımlaşma vardır.-En azından Leo kendini böyle kandırıyor.- Catherine , bu teklifi kabul edip etmeme arasında bir süreçteyken geçmişin gölgeleri Cat’in üzerine biner ve büyük annesinin ölümünden sonra onun yerine geçen halası Cat’i kaçırtır…
Baskı: Kurt Ve Kumru
Kurt ve Kumru /Kathleen E. Woodiwiss ‘’Kumru’’ ben bu hitap yüzünden kitaptan yarım puan kırdım ve 4.5 verdim. Kaldıramıyorum. Nasıl olur da ‘’kumrum’’ hitabını Ragnor denen o öküz yapar. Yazar bu kitapta beni çileden çıkardı. Reva mı bu şimdi ?? Elin öküzü kıza ‘’kumrum’’ desin , ben de bunu normal karşılayayım. Hiç de bile. Kitap baştan sona bir şaheser.Daha giriş bölümünde sizi ele geçiriyor. Ama bu yazarın tecavüzle ilgili bir takıntısı var bence.İhtiras Çiçeği’nden sonra bu kitapta da görünce biraz şaşırdım.Neyse.. Bir piç olarak dünyaya gelene Wulfgar Norman ve Sakson’lar arasındaki savaşın süre geldiği bu zamanlarda William’ın en iyi şövalyelerinden biridir ve onun adına Sakson topraklarını yağmalayıp gasp eder.Tabi bu sırada kendi görevlendirdiği birkaç adamın –ki aralarından biri Ragnor olan öküz- Darkenwald Malikanesi’ni ele geçirmesi ve Darkenwald’lı Aislinn’i yani oranın prensesini kirletmesiyle başlıyor her şey. Kızın Ragnor tarafından köpek misali boğazına ip geçirilerek tecavüze uğraması ise tam bir dehşet anı.Wulfgar Darkenwald’ı görmek için gittiğinde güzeller güzeli, asi , ama yaralı Aislinn ile karşılaşır ve onun büyüleyici çekiciliğine kapılır. Eh , işte bu karşılaşmanın incisi Aislinn’de kendini yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş bulur ve Ragnor yerine Wulfgar’ın koruması altına girmeyi tercih eder. Aislin’in kitap boyunca çektiği sıkıntı beni delirtti. Zaten bir de annesi 46 denecek derecede delirince –özellikle sonun da kadının 46 olduğuna kanaat verdim- zavallı kız her şeyle tek başına yüzleşmek zorunda kalıyor.Wulfgar deseniz tam bir öküz (!) Bir insan bu kadar odun olamaz.Mümkün değil.Kendisi gayri meşru bir şekilde dünyaya gelmiş ve bunu çok acı verici bir şekilde öğrenmiş.Bu yüzden de başta annesi olmak üzere tüm kadınlardan nefret ediyor. Sonuç olarak da elinin altında Aislinn olduğu için tüm acısını ondan çıkarıyor.Bir bölümünde üvey babası ‘’Öfkeni ve acını kız kardeşin ve benden çıkar. Aislinn herkesten daha masum.’’ diyordu. Ki gerçekten de öyle ama Wulfgar kitap boyunca herkesin içinde kızı sürekli küçük düşürdü. Ha , tabi bir de Ragnor’un sürekli etrafta dolaşması mevzusu var.Bu kısımlardan ötürü Wulfgar’ı kınadım.Kız için ‘’O benim. Benim olanı kimseyle paylaşmam.’’ diye söyleniyor ama Ragnor’da her yerde kıza sulanıyor.Adamın her yerden çıkması ve ‘’kumrum’’ demesi beni çileden çıkardı. Aislinn’e gelince çoğu yerde onu da yadırgadım. Yahu adama kafa tutuyor ama olur olmaz şeye de boyun eğiyor.Nasıl bir kişilik çözemedim kızı.Gerçi onun psikolojisini de anlamak lazım.Kendi krallığında tecavüze uğruyor , yetmiyor kapatma durumuna düşüyor.Dahası bir de Wulfgar’ın üvey kız kardeşi –resmen süpürgesiz cadı- Gwyneth kızı gerek sözleri gerekse hareketleriyle yerden yere vuruyor. Hatta bir kısımda olayı kırbaçlamaya kadar götürmeye kalktı. Ama Wulfgar’ın olayı öğrenmesiyle ‘’ Dikkat et kardeşim . Senin başkasına yaptığını ben sana yapmaktan çekinmem.’’ diyerekten gerekli mesajı veriyor.Fakat nafile bir çaba.Zira Gwyneth tam bir pislik olduğunu kitabın her satırında her cümlesinde hareketleriyle bağıra bağıra gözünüze sokuyor.Bir de Ragnor’u onurlu bir şövalyeymiş gibi savunması yok mu , tam bir komedi. Wufgar’ın 400 sayfa boyunca ben de edindiği kötü izlenim ise ‘’Kalbimde öyle bir yer var ki Sakson Kızı , yalnızca sen incitebiliyorsun.’’ cümlesi ile tamamen silinip gitti. Güzel bir kitaptı Kathleen E. Woodiwiss’den okuduğum ikinci kitap ama İhtiras Çiçeği hala gözümde eşsiz. :)))
Baskı: Ailemin Savrulan Külleri
Ailemin Savrulan Külleri / Kim Vogel Sawyer Başlarda çok güzel bir girişi olmasına rağmen kitabın ilerleyişinde çok hızlı ve eksik olan bi’şeyler vardı.Özellikle sonlarına doğru üç kardeşin yeniden birbirlerine kavuşmaları hiç beklediğim gibi olmadı.Yani nasıl desem ? Maelle’nin kız kardeşi Molly’i gördüğünde verdiği tepki o kadar tuhaftı ki 17 senedir birbirini görmeyen sanki onlar değil. Tamam belki şok etkisi var ama bence yazar o kısımlarda duyguları hissettirememiş. O yüzden kitaba pek sıcak bakmıyorum.Sonra çocukların geçmişlerini tam manası ile okuyamıyoruz.Özellikle Mattie’nin yaşadıkları çok kötü.Belki hemen 17 geçmeseydi biraz daha acı çektikleri kısımları okusaydık daha çok severdim.Kitabın okunamaz bir kitap olduğunu söyleyemem ama kurgu bakımından yazar sanki ilk kitabı olarak bunu yazmış gibi bir acemilik sezdim.Tabi herkesin kendi okuyup değerlendirmesinden yanayım. Zinhar ben hikayenin duygusal kısmının ağırlığını çok beğendim , o yüzden sonunda daha can alıcı bir kavuşma bekliyordum.Beklentilerim yüksek olduğundan kitap istediğim gibi etki etmedi.Yine de bu tür dramatik şeyler sevenler için gerçekten iç burkan kitaplardan birisi.Deneyin görün derim.Bu yazarın Umut Dolu Bir Kalp kitabı daha güzeldi. Bununda kötü olduğunu söylemiyorum fakat daha iyi / usta bir kurgu ile harika bir kitap olurmuş… Maelle , Mattie ve Molly ailelerini bir yangın sırasında kaybeden 3 küçük kardeşlerdir.Aileleri ölünce kimseleri olmadığı için yetimhaneye verilirler ve oradan da Yetim Treni ile çocuk sahibi olmak isteyen ailelere evlatlık verilirler.Aralarından en küçükleri henüz birkaç aylık olan Molly zengin bir aile , en büyükleri Mealle içkici ama zanaat sahibi bir fotoğrafçı ve Mattie ise oğullarını yeni kaybetmiş bir aile tarafından alınırlar.Ayrılırlarken hepsi ailelerinden kendilerine kalan birkaç eşya alır ve ileride birbirlerini bulduklarında tanımak için saklamaya karar verirler.Aralarında en iyi durumda yetişen Molly(Isabelle) 17 sene sonra üvey ebeveynlerinin ölümüyle evlatlık olduğunu öğrenir ve üvey abisi tarafından evden kovulur.Mattie , yıllarca ablası Mealle’nin kendisine verdiği sözü tutmasını ve onu bulup korumasını bekler. Mealle ise 17 yıl boyunca kardeşlerini hiç unutmamış ve her gittiği yerde onlardan bir iz aramıştır… Hepsi bir şekilde ayrıldıkları kasabada kendilerine uzak yakın birkaç insan sayesinde buluşuyorlar ama hem aşık oluyor hem de birbirlerini arıyorlar.Ki bu kısımlarda bazen ‘’Yeter , buluşun be..!’’ dediğim yerler oldu.Hele ki Matt’in yaşadıklarını düşününce o çocuğa ailesinden başka kimse destek çıkamaz.Fakat yazar işi birazda aşkla harmanlamak istemiş bu yüzden kavuşmaları kız kardeşlerin aşık olduğu adamlarla çakışmalarından ve sürekli bir aksilikten nasip olmuyor. Tabi bir de Isabelle ve Mealle’nin sürekli karşılaşması ama o Aile İncili’ni Mealle’nin görememesi sorunu var. Oraları da çok uzatmış diye düşünüyorum.
Baskı: Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar
Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar Ah , evet o kadar heyecanla ve merakla beklediğim kitabı sonunda okudum.Hayalimdeki Yürek’in sonunda Tiarnan’ın kitapla kaybolması beni çok üzmüştü , bu yüzden bu hikayeyi büyük bir heyecan ve merakla bekliyordum.Kitap tabi ki klasik Erin Quinn kalemi ve tartışmasız benim için en iyi serilerden birinin devam kitabıydı.Fakat bu kitabın başlarında önceki iki kitaba oranla çok sakin bir konu vardı.Hayalimdeki Aşk ve Hayalimdeki Yürek’de adrenalin hat safhalarda ve konu dur durak bilmeden ilerliyorken bu kitapta yazar biraz daha sakin bir anlatım seçmiş. Ama tabi ki bunu da asıl olayları ve heyecanı sonuna saklayarak harika bir kitaba daha imzasını atmış.Özelikle sonlarına doğru kitap gerçekten çok etkileyici ve fantastiğin uçlarında bir hal alıyor.Ve bu kitaptaki fantastik olguyu gerçekten tarif edemiyorum , yazar öyle güzel bir seri yazıyor ki her kitabında bambaşka dünya yaratıyor.Tabi bu becerisi sayesinde de her kitaptan sonra okuyucusunda devam kitabı için büyük bir merak ve heyecan bırakıyor.Zira ben daha şimdiden devamı için sabırsızlanıyorum , umarım Yakamoz Kitap 4. Kitap içinde fazla bekletmez bizi. Ayrıcalıklı Toprakların Lideri Tiarnan , kız kardeşi Saraid’i Fennore Kitabından kurtarmak için kitabı yok etmeye çalışırken onun tarafından hapsedilmiş ve kendisini kitabın içinde hapsolmuş bulur.Kitapla beraber yanında hem küçük kardeşi Liam hem de o an kitabın etki alanında olan birçok insanı da peşinden sürüklemiştir.Tabi bu yerde zaman geçemediği için Tiarnan bayağı bir sıkıntı çekiyor , ama en çok da diğer insanları oraya sürükleyip , Cathan ve onun canavarlarına karşı savunmasız kalmalarından kendisini sorumlu tutuyor.Gel gelelim bu yerde zaman akmadığı gibi burası Fennore Kitabının Karanlık Kalbi olarak kabul ediliyor.Buradan çıkmak için şanstan daha güçlü şeylere ihtiyaçları olduğunu bilmelerine rağmen , Tiarnan kendisi yüzünden oraya sürüklenen insanları bir kampta toplar ve korumaya karar verir.Tabi bu sırada da Cathan’ı araştırır.Bulursa hem onu hem de Fennore Kitabını yok etmeye kararlıdır.Hem halkına iyi bir lider olamadığı için hem de kardeşinin ihanetinden kendisini suçladığından aslında yarı ölü bile diyebiliriz. Ama bu sırada tesadüfen bir kapı açılır ve Tiarnan kendisini bir an için gerçek dünyada bulur.Fakat kapı açıldığı hızla kapanır tek fark Tiarnan bu kez de gelirken yalnız gelmemiştir ve Shealy O’Leary’yi de yanında kitabın içine çeker.Aslında kapıyı asıl açan güç kızın ama ne kendisi ne de çevresindekiler bu ihtimalden şüphe etmiyorlar.Bu da en son bakılacak kişi olarak Shealy’i gösteriyor.Shealy’i ve Tiarnan’ın kaderi birdir ama bundan ikisinin de –neredeyse-son ana kadar haberleri olmaz.Öğrendiklerinde ise bir kerahet tarafından kaderlerinin birleştiğini çözerler.Shealy’i kehanette bahsedilen güçlü kurtarıcıdır.Tiarnan ise , yapacağı seçimle ya ailesini ya kurtarıcıyı koruyacak(veya ölüme terk edecek) güçlü bir savaşçı…. Bu kısımların yanı sıra kitapta gelecek kitap için girişler vardı ve Meaghan ve Druid’in ( Fennore’un yaratıcısının ) arasındaki tuhaf etkileşimi de görüyoruz. Druid yani Aedan ve Meaghan bir şans eseri karşılaşırlar. Meaghan ortadan kaybolan abisi Rory’yi aramaya diye çıktığı yolculukta kendisini bir anda Fennore’un kalbinde buluverir ama şansına Aedan ile karılaşır ve ona güvenmeyi seçer..
Baskı: Kağıt Kız
''Sonuçta bir kitap nedir Milo ? Basit harflerin belli bir sırayla kağıdın üzerine sıralanmasıdır.Bir hikayeyi var etmek için ona notka koymak yeterli değildir.Çekmecelerimde el yazısıyla yazmaya başladığım birkaç hikaye var; kimse okumadığı için , onları ölü hikayeler olarak görüyorum.Bir kitap sadece okurla vücut bulur.Karekterlerin yaşam bulduğu bu hayali dünyayı yaratan imgeleri bir araya getirerek kitabı var eden , okurlardır.'' KAĞIT KIZ Yorumuma neden bu bu alıntıyla başladım önce onu açıklamak istiyorum : Bunca zamandır kitap okurum ilk kez bir kitaptaki bir paragrafın tamamen ''okur'' kelimesinin bendeki anlamını söze döktüğünü gördüm. (!) Okuduğum en iyi kitaplarda başı çektiğinin kesinlikle altını çiziyorum. Yazarın kalemiyle ilk tanışmamın bu kitaba nasip olması ise kesinlikle bir şans..Böyle güzel bir kurgu daha önce okumamıştım.Sanki gerçekmişcesine kitabın içinde kendimi kaybettim resmen.Başlarda çok sıradan görünse de kitap ilerledikçe yazarın kullandığı uslup gerçekten iyi bir edebiyata sahip olduğunu ortaya çıkarıyor.Kağıt Kız belki bir roman , sadece bir kurgu ama yukarıdaki cümleler yazarın kalemini anlatmaya yetiyor diye düşünüyorum.Fransa'nın Çok Satanlar listesinde yer almasına şaşmamak gerek zinhar böyle kelimelere sahip bir yazarın kitapları kesinlikle ''Bestesler''i sallar.Kitabın anlatımı o kadar usta bir kalemin elinden çıkmış ki soluksuz okudum desem yeridir.Doğan Kitap farkını sonuna kadar göstermiş.Hem yazarı hem çeviriyi hem de kitabı çok beğendim.Direk yazarın ağzından dinlemiş gibi bir etki altında kaldım.Kağıt Kız'ın bir kurgu olduğuna inanmakta zorlanıyorum.Gerçekten beni çok etkileyen bir kitap oldu. Kitaba gelince ; Bir yazar olsanız ve kendi yarattığınız bir karekter gecenin bir yarısı salonunuzda belirse ne yapardınız ? Tom'un hikayeside kendi kalemiyle can bulan Billie'nin gerçek dünyaya geçmesi ile başlayarak , Tom'un Billie sayesinde gerçek aşkı öğrenmesi , dostlarının sadakati ve yeniden kendisi olmasıyla son buluyor. Tom Boyd yazdığı ''Melekler Şirketi'' üçlemesi ile çok ses getiren bir yazardır.Kitap Amerika'yı sarmakla kalmamış Çok Satanlar listelerinden bir an olsun inmemiştir.Yazarı Tom Boyd ise kitabın ilk 2 Cildinin getirdiği bu sese rağmen gözlerden uzak durmaktadır.Ta ki ünlü bir Piyanist olan güzel Aurore ile tanışana kadar..Ya da kadın bunu oyuncak gibi bir kenara atana kadar... Tom , Aurore'ye tabiri caizse sırılsıklam aşık olur.Ama güzel piyanist 3 gün biriyle 5 gün başka biriyle çıkma derdindedir.Ve Tom'u da ona gerçekten aşık olduğu sırada terk eder.Zaten kadının tekin ayakkabı olmadığı belliydi.Bu kısımlarda ve Tom'un acı çektiği yerlerde delirdim resmen.Oyun oynar gibi ''Bitti Tom.'' dedi. Gel gelelim Aurora Tom'u terk edince bizim ünlü yazar büyük bir depresyona girer.Elini ayağını herşeyden çeker.Ama bu zaman zarfında da çok ses getiren Melekler Şirketi Üçlemesi için tüm okurları serinin son kitabını bekler.Fakat Tom o kadar acı çeker ki artık bir ilham kaynağı kalmamıştır , hoş geşmişte ona neyin ilham verdiği de meçhul bir durum zira kendisi de bilmez.Ki bu çok da önemli değildir.Artık Tom'un iki kelimeyi bir araya getirecek hali kalmamıştır.Hem arkadaşı hem de menejeri olan Milo ise dostuna yardım etmek ve seriyi tamamlamasını sağlamayı istemektedir.Zira Tom'un tüm parasını kaybetmesine ve bir ton borca batmalarına sebep olur.Sözde arkadaşının menejeri ama işte yapmış bir hata.Neyse..Tom girdiği bunalımın etkisiyle birgün hayatına son vermeye kalktığı bir gecede işler karışı ve o gece hayatın cilvesi işte olanlar olur.İçtiği sakinleştiriciler Tom'u derin bir uykuya sokar ve bu sırada fırtınalı bir gecede salonun tam ortasında bir kadın beliriverir. Başlarda inanmamsı zor olsa da evet bu kadın Tom'un hikayesinin baş kahramanıdır ve Tom'un kitabından gerçekliğe düşmüştür.Geri dönmesinin tek yolu ise Tom'un serinin son cildini tamamlamasından geçince hem Tom hem de kendi yarattığı dünyanın baş kahramanı Billie kendilerini bir çıkmazda bulurlar.Ama kitaptaki en güzel yerler bu kısımlardı.Hatta bir yerinde Tom Billie'ye kızınca ''Bu kızı benim yarattığımı düşünmek inanılmaz...'' diyor kio iç seslerde çok eğlendim.Tom Billie'yi kitabındaki gibi beklerken kızımız bambaşka bir kişiliğe sahiptir dahası bunu Tom'a da götserir ve Tom 3. Cildi yazana kadar da ona hem gerçek aşkı hem de yaşamı öğretir.
Baskı: Güllerin Fısıltısı
Teresa Medeiros / Güllerin Fısıltısı Bu yazarın kaleminden okuduğum 2. Kitap. Güzel bir konusu ve ilgi çekici bir kurgusu vardı. Dramatik yanı ağır basan bir kitap.Hem Sabrina hem de Morgan’ın çektikleri bazı kısımlarda okuyucuya çok dokunuyor.Başlarda okurken -en azından Sabrina’nın sakat kaldığı yere kadar- , büyük bir heyecan ve merakla okudum. Ama kızın sakat kaldığı yerden sonra kitabın gereksiz yere uzadığını düşünüyorum.Ha barıştılar ha barışacaklar , ha kavuştular ha kavuşacaklar derken gerildim.Bir de Sabrina’nın sakat kaldığı yerden sonrası tam bir Türk filmi vari geldi bana. Daha farklı bir kurgu beklerdim. Ne o öyle , fakir çocuk zengin olur kızın karşısına tekrar çıkar gibi bi’şey hissettim resmen.O kısımlarda gerçekten hem sıkıldım hem de garipsedim.Başlardaki o çekici kurguyu aradım biraz. Yine de etkileyici bir kitap olduğunun da altını çizerim.Özellikle Morgan ve Sabrina arasındaki o çocukluk aşkı.Hem birbirlerinden nefret etmeleri hem derinden sevmeleri çok güzel anlatılmış.Sabrina’nın sakat kaldığı kısımdan sonrasında biraz sıkılmama rağmen , yazar Morgan’ın Kont olması kısmı geçtikten sonra sonun çok iyi toparladı ki sonuna bayıldım. Sonundan etkilensem de o Morgan’ın kont olduğu kısımlar yüzünden kitaba 4-4,5 arasında bi’ puan verebilirim.Çünkü başlardaki kurguya kıyasla o kısımlarda aradığım gibi bi’şey bulamadım. MacDonnell ve Cameron Klanları ezelden beridir düşmanlardır.Klanlar arasındaki husumeti bir nebze azaltabilmek için Cameron’lar MacDonnell Klanı’nın varisi Morgan MacDonell’ı 14 yaşına kadar her yaz yanlarına almış ve onlarla zaman geçirmesini sağlamışlardır.Morgan annesini doğarken kaybetmiş ve tam bir savaşçı(dağlı / İskoç) olarak yetişmiştir.Ama ne zaman Cameron Klanı’na ayak bassa insan olmak ve sevginin ne demek olduğunu görür.Fakat onlara olan sevgisini nefretinin arkasına gizler.En çok da Cameron’un güzel prensesi Sabrina Cameron’a karşı…Gel zaman git zaman derken McDonell’lar yıllar sonra Cameron topraklarına yeniden ayak basar ve Dougal Cameron’un davetine katılırlar.Fakat davette bir suikastle MacDonell Klan reisi öldürülür.Cameron Klan reisi ise MacDonell’lara bağlılığını göstermek için Sabrina ve Morgan’ı evlendirir..Sabrina kocasının çocukluktan beri kendisinden nefret ettiğini sansa da zaman ilerledikçe aralarındaki aşkın çocukluktan beri devam ettiğini anlar..
Baskı: Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü (Bevelstoke, #1)
Çok güzel bir kitaptı.Julia yine kalemini konuşturmuş.Okurken keyif aldım ama biraz daha entrikacı bir kurgusu olsaydı demekten de kendimi alamıyorum.
Baskı: Akşam Yıldızı (McBride Family #1)
Çok güzel bir kitaptı.Simon'ın onca yasadiklarina rağmen kalbine tekrar birini alabilmesi dahası bütün herşeye inat ayakta kalması ve Anne'in ona yeniden el uzatması çok etkileyiciydi.
Baskı: Bronz Atlı (Tatiana and Alexander, #1)
BRONZ ATLI Offff! Bu okuduğum en mükemmel –ki bu kelime bile yetmiyor- kitaptı.Bu kitaba yorum yazacak kelime bulamıyorum.Böyle güzel kitapları geç okuduğumda kendimden nefret ediyorum.Tarihi bir savaşın içinde , harika bir kurguyla harmanlanmış mükemmel bir aşk romanı.Yazarın kalemi çok güzeldi.Duyguları öyle güzel hissettiriyor ki okurken sanki o anı yaşadım.Savaş konulu kitapların beni pek sarmadığını düşününce bu kitap da nasıl bir dil kullanılmışsa okurken kitabı elimden bırakamadım.Her kelimesi , her cümlesi damarlarımdan kanımı çekti resmen.O savaşın arasında böyle bir masumiyet, böyle güzel bir aşk olduğuna inanmak çok zor. Kitabın hem dramatik hem de aşk dolu bir yönü vardı.Başlarında Aleksandr ve Tatyana’nın bir türlü birleşmeyen kaderleri beni çok germesine rağmen , o her başları sıkıştığında sırf Tatya’nın mutluluğu için koca bir aileyi sahiplenen Üsteğmen Aleksandr Belov’un karakteri beni çok etkiledi.Kitapta en sevdiğim şey , sadece kuru kuru bir aşk çevresinde dönmeyip savaşın ve onun getirdiği acıların gerçekliklerini iliklerinizde hissedebileceğiniz kadar harika bir kurgusu olmasıdır.Savaşta koca bir ailenin tek tek nasıl yıkıldığını , insanların açlık savaşını , ölümleri ve yaşamları öyle güzel işlenmiş ki okurken tek bir an bile sıkılma hissedemiyorsunuz.Kesinlikle okunmalı , sonradan okuduğunuz da geç kaldığınızın için kendinizi paralayacağınız bir kitap… Aile , aşk , bağlılık , güven üzerine kurulu mükemmel bir kurgu… Metanov Ailesi Rusya’nın Leningrad kıyılarında yaşamaktadırlar ve 1941 Yılının Haziran Ayın’da Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne karşı açtığı bir savaşta , kendilerini savaşın tam ortasında buluverirler.Savaşın başladığı sıralarda ailenin en küçük kızı Tatyana Metanov ise kendini bir Üsteğmen ile karşı karşıya bulur.Aralarında kimsenin anlam veremediği kadar büyük bir bağ oluşur ve hem Tatya hem de Aleksandr için her şey savaşın ortasında masum aşklarını güçlü tutmaktan ibaret olur. Bu öyle güzel bir çaba ki , Aleksandr’ın Tatya’dan her uzak durmaya çalışmasıyla ben öldüm.Tatyana’nın ailesinin savaşın etkisiyle yok olması , Aleksandr’ın onu korumak için çırpınışları , ölüm ve yaşam arasında bir süreç..Aleksandr’ın Tatyana’yı savaştan ziyade kendinden korumak için kendiyle verdiği iç savaşını okurken içim paramparça oldu.Aynı anda hem onun için ölmeyi göze alıp hem de onu korumak adına kendini öldürdü.Tatya’nın Aleksandr’ı bile şaşırtan o yüce gönüllülüğü ile ailesini sonuna kadar savunması ve o kara kışta , savaşın ortasında kendinden başka herkes için verdiği savaş..Ölümler…Hastalıklar… Aleksandr Belov –Anthony Alexander Barrigton- aslında bir Amerikalı’dır ama ailesinin Kominizimden kaçma çabaları sırasında ülkelerini terk edip Rusya’ya yerleşmeleri ve orada tutuklanmalarıyla Alexsander kendini bir Rus vatandaşının kimliğiyle ‘’Aleksandr Belov’’ olarak buluverir.Başta tek amacı ülkesine, Amerika’ya geri dönebilmek iken bu yolda birçok şeyi göze alır.Ve Sovyetler Birliği’nde orduya katılarak Üsteğmen olur.Amacı Amerika’ya geçene kadar , güven kazanmak ve doğru zamanı bulmak iken , planlarında hiç beklemediği davetsiz bir misafir olur.Tatyana ! Aleksandr , Tatyana ile tanıştıktan sonra ülkesine dönmekten daha çok Tatya’nın aşkını ister.Tatyana ise ailesi ile Leningrad’da yaşayan ailenin ikiz çocuklarından biridir.İkiz kardeşi Pasha ve ablaları Dasha ile iki odalı bir dairede 6 kişi yaşamaktadırlar.Savaşın başladığı sabah hayatı tamamen değişir.Aynı gün içinde hem aşkı hem korkuyu hem de kaybetmeyi öğrenir. Ama bu iki genç de asıl kalplerindeki savaşı kazanmak için herkesle savaşırlar…
Baskı: Günahkar Doğan (Chatham Cadısı Günlükleri, #1)
Chatham Cadıları Günükleri # 1 GÜNAHKÂR DOĞAN ‘’Bir lütuf ile kutsanmış… Bir sır ile lanetlenmiş.’’ Bu kitapta benim en çok ilgimi çeken bu cümle olmuştu önce onu açıklayayım ; Cate ve kardeşlerinin cadı olması bir lütuf ama cadıların en ileri seviyedeki güçlere sahip –özellikle Cate- olmaları ise bir lanet… Kitap başlarda biraz sıkıcıydı.Hatta bir ara acaba benden mi kaynaklanıyor diye düşünmeye başladığım kısımlar oldu.Yazar gereksiz çok fazla detaya girmiş.İlk kitap olduğu için böyle yaptığını düşünüyorum.Detayları biraz daha azaltsaydı ve konuya odaklansaydı daha güzel olurdu.Sonlarına kadar bir merak sardı diyemeyeceğim ama Cate’in laneti öğrenmesinden sonra gerçekten büyük bir ilgiyle okudum.İki gün elimde dolandırdığım kitap bir anda su gibi aktı gitti , bir de baktım ki bitmiş.Konu olarak güzel bir kurguya sahip ama sonlarına kadar konunun özünü çözemiyorsunuz.Ve sonuna kesinlikle ayar oluyorsunuz! Yazar atraksiyon yaratmak mı istemiş ne yapmış anlamadım, öyle bir yerde bıraktı ki kitabı şuan 2. Kitap çıksa hiç düşünmem alırım.Güzel kitaptı özellikle sonuna bayıldım ama bu yazarların son anlayışı beni deli ediyor.Bekle dur şimdi. Kitap eski Salem Geleneklerinin devam ettiği bir zamanda geçiyor. Chatham Kasabasında cadılık suç ve cadı olduğu düşünülen kişiler rahipler tarafından sorgusuz sualsiz tutuklanıyorlar.Ama bu kitaptaki tek fark yazarın kurgusu.Chatham’da Rahibeler ve Rahipler arasında kalan cadılar kendilerini korumak adına sırlarını ellerinden geldiğince gizliyorlar.Chaill Kardeşler (Cate , Maura , Tess ) anneleri öldükten sonra kendilerini evlerinden dışarı çıkmadan gözlerden uzak tutmaya çalışmışlardır.Çünkü 3’ü de acemi birer cadıdır.Rahipler ise kasabadaki genç bayanları tek tek yakalayıp cadılıkla suçlamaktadırlar…Neyse Cate’in annesi ölürken kardeşlerini Cate’e emanet eder.Oda otoriter bir şekilde büyüyü yasaklamaya çalışır.Göze batmalarını ve tutuklanmalarını istemediği için kardeşlerine büyü konusunda yasaklar koyar.Ama birgün annesinin günlüğünde hem kendisi hem de kardeşlerinin kaderini açıklayan bir laneti keşfeder.Lanet ; aynı yüzyılda görülen 3 cadı kardeş olması dahası aralarından birinin özel bulunan bir büyü yapmasını anlatır...Cate inanmak istemese de aralınlan kardeşlerin kendileri olduğu riskini alamaz… 6 Hafta içerisinde ise bir karar vermeli ve 17 yaşı dolunca ya nişanını ya da rahibelere katıldığını açıklamalıdır.Ama Cate’in önceliği kardeşlerinin güvenliğini sağlamakken bir anda kalbini çalan biriyle tanışır.
Baskı: Gönül Hırsızı (The Stanton Family #2)
Bu kitabın hakkı 2 ! Bir puan başı için bir puanda sonu için.Ehhh , geriye kalan sayfalarda hiç bir olay olmadığını düşünürsek , kitap boşa yazılmış... Kitapdaki konttan resmen tiksindim , ne itici bir karakter o yahu.Kız desen resmen leyla.Koca kitapta 300'e kadar , ''Benimle evleneceksin!' , ''Evlenmeyeceğim!'' dışında hiç birşey olmadı.Kitabı okumayı düşünenler ; başını sonunu okuduğunuzda kitabı çözersiniz
Baskı: Vahşi Güzel
Berbat! Hiç beğenmedim , iki sene burun buruna yaşa didiş dur.İki sene içerisinde eşin ölünce bir öpücükle aradığın kadının eşinin kardeşi olduğunu anla...Ayrıca kitap derleme gibi hissettirdi.
Baskı: The Golden Lily
Bu kadının son anlayışına ayar oluyorum! Yeter ama yahu , nedir bu zart zurt kitabı parçalama isteği oluşturuyor.Adrian'a yaşattığı aşk durumları yüzünden bu yazarı kara listeme alacağım..