Hikari
@Hikari

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Elfabe
7/1007.01.2015

Baskı: Elfabe

"El, başlı başına bir kitaptır. İçindeki bombelikler(dağlar), tepeler, çizgiler, renkler, tırnaklar, parmaklar, parmak uçlarının biçimi, aynı tip veya karma tipler oluşu.. " DETAY YORUM: http://www.animevekitapsever.com/2015/01/elfabe-mehmet-ali-bulut-kitap-incelemesi.html Kendi elinizi bir kitap gibi düşündüğünüz kaç an olmuştur şu hayatta? Benim hiç olmadı açıkçası. Daha başında da söylediğim gibi, inanmam da böyle şeylere. Fakat Elfabe'yi okudukça, gerçekten de elimin bir kitap olduğunu düşünmeye başladım.

İki Renk Aşk
5/1007.01.2015

Baskı: İki Renk Aşk

İlk kez bir FMA kitabındaki kadın karakterden nefret ettim. Aysun bunu kendi elleriyle çabalaya çabalaya başardı. Hiç zorlanmadan. Vural'ın yüzü için her hissettiği tiksinme ile kendisinden nefret etmeme ön ayak oldu. Kitabı kızın kendini dünya güzeli sanıp da Vural'ın yaralarına laf etmesi yüzünden sevemedim.Ayrıca Gürkan'a da yazık oldu ya.

Rehine
5/1007.01.2015

Baskı: Rehine

Polisiyesini çok zayıf buldum. Daha iyi kurgulanabilirdi. Detay yorum gelecek.

Baskı: Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi

http://www.animevekitapsever.com/2013/09/dengesiz-bir-askn-anatomisi-duygu-ozlem.html Bu seneki Türk Yazar bombamı da dün patlatmış olmanın keyfiyle sabah sabah hızlı bir yoruma geçmek istedim. Normalde çok sık Türk Yazar okuyan birisi değilim. O yüzden de böyle güzel kalemleri keşfedince çok mutlu oluyorum. İşte dün gece de hem böyle bir kalemle tanıştığım için mutlu hem de böylesine perişan eden bir kitap okuduğum için berbat bir ruh halindeyim. Perişan eden derken kitabı kötü olarak düşünmeyin, sakın. Bilakis, o kadar ilginç bir kurgusu vardı, öyle tuhaf bir kitaptı ki, karakterler gerçek olup da karşıma geçip; "Aslı benim. Can benim." deseler şaşırmam. Zira bunun kurgu olduğuna dair şüphelerim var. Hem de çok yoğun.Çünkü yazarın kalemi çok kuvvetliydi. Bir de yazım tarzından ötürü kitabın kurgu olduğuna dair düşüncelerim sürekli bir çelişkide kalmama sebebiyet verdi.Bunun sebebi de dediğim gibi biraz yazarın anlatımı biraz da kitabın o gerçeksi kurgusuydu. Yazar anlatım olarak, -kitabın kurgusunda- Aslı'nın ağzından yaşadıklarını anlatmış. Kızımız bize hayatına giren ilk aşkını anlatıyor. Bunu da öyle bir anlatıyor ki kitabın kurgu olduğu tartışılır bir durumu çıkarıyor ortaya. Neyse.Benim sabahlayarak, -sabah 4'e kadar- okuduğum bu kitabı herkesin bir kez okuması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eğer "ilk"ler sizin için bir anlam ifade ediyor diyorsanız, siz bir de "ilk"leri bu kitapta görün derim.

Fırtına Çiçekleri
9/1009.10.2013

Baskı: Fırtına Çiçekleri

http://www.animevekitapsever.com/2013/10/frtna-cicekleri-laura-kinsale-yorum.html “Çok geç… Ama Tanrı beni affedecektir, çünkü seni kendi hayatımdan bile çok seviyorum.” Aslında bu kitabı sıkıcı bulmamın yegane sebebi yazar.Yoksa inanın bana konu çok etkileyici. Kızın düke yardım etmeye çalışması, konuşamayan bir adama anlatmak istediklerini kelime kelime sıkılmadan söylemesi.. Herkesin yapabileceği bir şey olduğuna inanmıyorum bunun. Zira kendi ailesi bile adama kızın yaptığı kadar destek çıkmadılar. Bırakın çıkmayı daha çok mirasın peşine düşüp direkt başlarından attılar. Böyle bir konunun bu kadar dini bir şekilde işlenmesi konuyu çok kasmış olmasına rağmen kitap etkileyiciliğini yitirmiyor. Kesinlikle tavsiyemdir. Okunmalı !

Baskı: Hayallere Kapılma (Liar's Club #2)

HAYALLERE KAPILMA Yalancılar Klübü serisi ile ses getiren yazar Celeste Bradley'den serinin ikinci kitabı olan Hayallere Kapılma'yı da nihayetinde okudum. Gelelim yorumuma; kitap hiç ama hiç beklediğim gibi çıkmadı.Ama altını çizerim ilk kitaptan çok etkilendiğim için bu kitap bana hiç bir anlam ifade etmedi. İlk kitabından sonra bu kitabı yazarken ne düşünüyordu bu yazar çok merak ettim.Bi' kere kitap çok gereksiz bir konu işliyor. Hadi onu geçtim biraz daha dolu dolu olsaydı bari. Yok, nerdeeee.. Gönlünü Kimseye Kaptırma'da her sahnede gülerken bu kitapta en fazla 5 kez felan tebessüm etmişimdir.Ve gereğinde fazla hızlı giden yerlerine de ayrı ayar oldum.Misal; kızın Monty ve peşinde olan Dalton'un aynı kişi olduğunu nasıl anladığı gizemini korumakta. Sadece gece adamla beraber oluyor, sabahına yakalanmadan kaçması gerekiyor ve öğreniyoruz ki, Mont ve Dalton olayını çakmış.Eee, en azından nasıl anladığını anlatsaydınız.Neyse.. Konuyu okuduğumda daha eğlenceli hatta çekişmeli bir kitap çıkar diye düşünüyordum. Fakat bu daha çok trajıkomik bir aşk romanı oldu çıktı.O kadar merakla bekledikten sonra benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Sanırım kitabın ismini verirken bunu göz önüne aldılar.Zirâ çoook fazla hayale kapılmışım okurken anladım.Eğer ilk kitabını orta kararlı yazmış olsaydı bu kitap için ''güzel kitaptı'' terimini kullanırdım ama ilk kitaptan sonra beklentimin altında bir kitap oldu.Okunamaz değil ama benim için iyi de değildi.Yazarı sevdiğim için kitaba 3 verdim.Umuyorum ki, James(Griffin)'in hikâyesinden daha çok etkileneceğim.. Konusu: Sör Thorogood adında bir adam tarafından, kıdemli üst düzey sosyete mensuplarının hayatları ve yaptıkları ele alınarak gazatenin birine çeşitli karikatürler çizilir.Öyle ki, bu karikatürlerin birkaçı büyük ölçüde hâksızlığı ve yolsuzluğu ortaya çıkarmıştır.Tabi bunu yapan Sör Thorogood'un kimliği ise gizemini korumaktadır.Kimse Sör Thorogood'u ve bu kadar şeyi nereden öğrendiğini bilemez. Ta ki bir partiye kadar... İlk kitapta sakin dul olarak gördüğümüz Clara Simpson, bu kitapta görünmeyen yüzüyle ortaya çıkıyor.Gerçi ben kadında fazla sakinlik olduğunu ilk kitapta anlamıştım.Agatha'nın -sözde- ölmüş kocası bir anda odaya girdiğinde onun dışında herkes fenalık geçiriyor. Kadın gereğinden fazla dingindi yahu.İnsan ''Nasıl?'' felan eder.Neyse.. Karakterimiz eşinin ölümünden sonra kayınbiraderi ve eltisi ile yaşamaya başlamış ve sakin bir hayat sürmektedir.Etrafın gördüğü gözüyle; sessiz , sakin, yaslı bir dul olan Clara aslında kimsenin bilmediği gizli bir kimliğe sahiptir.Sör Thorogood ismini kullanarak sosyetedeki çeşitli olayları karikatürlerle gazetede ifşa eder durur.Eh, ama bir yere birinin kuyruğuna basmış.Bunca zaman durması bile ilginç ya neyse.Kimin kuyruğuna bastığından bir haber olan Clara karikatürlere devam ederken, bir partide Sör Thorogood'u görünce işler sarpa sarar.Kendi yarattığı Sör Thorogood'un kanlı canlı karşısında durması ise Clara'yı bu işi çözmeye iter.Ve bir anda kendisini garip bir kaçma kovalamacanın ortasında bulur. Bu kısımlardan sonrası ise erkek karakterimiz Dalton'un Yalancılar Klübü -eski- Lideri Simon tarafından klübe lider atanması ve kendisini yalancılara kabul ettirmek için Sör Thorogood gizemini çözme işiyle devam eder.Dalton, Sör Thorogood'u bulacak ve İngiltere için bir komplo peşinde olup olmadığını çözecektir.Tabi çatlak ve binbir çeşit karaktere sahip Clara Simpson'dan kurtulabilirse..

Numaran Bende Var
10/1019.12.2012

Baskı: Numaran Bende Var

Numaran Bende Var/ Sophie Kinsella Tamam , kesinlikle kabul ediyorum. MÜKEMMEL'di. İlk kez Sophie Kinsella okuyorum ve başlarında kitap için düşüncelerim pekte olumlu yönde değildi. Hatta kitabın elimde dolanacağını , okuyamayacağımı felan bile düşündüğüm yerler oldu.Ama sanırım bu tamamen yazarın tarzını bilmememden kaynaklanıyor. Yoksa elimde dolanacak diye düşündüğüm bir kitap dün gece 3'e kadar beni ayakta tutamazdı. Poppy gibi bir delinin ana karakter olduğu bir kitap asla ama asla kötü olamaz. Bu nasıl bir kişiliktir ya ( ! ) Adamın birinin telefonun el koy , tüm mail yazışmalarını oku hadi onuda geçtim bir de millete adamın ağzından cevap yaz. Bin bir türlü sorun çıkar , adam telefonunu geri alıpta içinde senin yazışmalarını okuyunca da adama ; ''Bu kişisel hayata saldırıdır.'' de . Evet bu kesinlikle Poppy'nin verebileceği bir tepkiydi. :)) Sam ve Poppy 'nin yolları Sam'in asistanı Violet'in işi bırakıp şirket telefonunuda bir çöp kutusuna atmasıyla kesişiveriyor. Zira Violet'in telefonunu attığı ve işi bıraktığı sıralarda bizim çok sevgili Poppy'miz de nişanlısının aile yadıgarı olan nişan yüzüğünü bir partide kaybediyor. Tabi yüzüğü bulmadan eve dönmek yok ! Poppy'de köşe bucak her yerde yüzüğünü arıyor ama bulamadığı gibi bir de hırsızım birine telefonunu kaptırıyor. Aksilik o ya. Bir insan bir gecede ancak bu kadar yıkılır. Eh , hem yüzüğü kaybet ! Hem de telefonu çaldır. Derken şans işte yanından geçtiği çöp kutusunda bir telefon buluyor hem de aktif durumda. Eh , mal bulanındır (!) Poppy'nin felsefesi bu. Çöpe atılan şey , toplum malıdır. Ki kızımızda doğal olarak bu felsefeye uyar ve telefona el koyar. Her yere de numarasını -benim diye- verir.Gel gelelim telefon Beyaz Küre Danışmanlık adına kayıtlı bir şirket hattıdır ve Sam Roxton'ın asistanına aittir. Yani , en azından bir zamanlar öyleydi. Sam, telefonunu geri ister. Poppy ise yüzüğüne ulaşana kadar tek irtibat noktasının telefon olduğunu idda ederek telefonu geri vermez. Vermediği gibi bir de ''Mal bulanındır,'' diye adamı delirtene kadar sölüyor. En nihayetinde azmin zaferi telefonun kendisinde kalamsını sağlıyor. Amma velakin bir şartla; gelen hiç bir maili atlamadan Sam'e iletmesi gerek. Eh, bu da telefonu ortak mal yapıyor. İkisi de kendi adına kullandıkları bu telefonla bir de karşılıklı mesajlaşıyorlar ki en güzel tarafıda o kısımlarıydı.Neyse..Başlarda Poppy gelen her maili iletirken, zamanla Sam'in kimseye tek kelimden fazla mail atmadığını görünce merakına yenilip hem tüm mailleri okuyor hem de kendini aşıp Sam'in ağzından bir şirket dolusu insana mail atıyor. Ve ben en çok bir şirket çalışanın öle köpeği için Sam'in ağzından şiir içeren bir E-Kart atmasıyla krize giriyorum.Nasıl bir deli cesaretidir o ? Hem mail at hem de adamın adına imzala.Zavallı Sam, öğrendiğinde yüzünün aldığı hali asla unutamam. Ne de olsa , ''Evet , tamam'' dışında kimseye tek kelime mail atmayan bir adam ölen bir köpek için yarım sayfa şiir yazıyor. :D Ama burada bahsi geçen Poppy olunca bu iş burada kalır mı? Yoo , nerde o günler. Sam'in tüm işlerini arap saçına sokuyor.Karşılıklı olarak birbirlerini delirtselerde son nokta da artık ikisi de birbirine alışmaya başlıyor hatta bunu aşıyorlar bile. Sam artık ''tamam , evet'' yazmayı bırakın Poppy'e resmen mesaj atıyor. Uzun lafın kısası harika bir kitaptı. Al , oku ve gül. Bol bol kahkaha içeren güzel ve sürükleyici bir kitap arıyorsan denemekten çekinme...

Baskı: Bazıları Hırçın Sever (Kincaid Hihgland #2)

Bazıları Hırçın Sever // Teresa Medeiros İki kitaplık bir serinin ikinci ve son kitabı olan Bazıları Hırçın Sever , ilk kitabı Bazıları Ateşli Sever'den daha iyiydi.İlk kitabını da çok beğenmiştim ama bunun bambaşka bir tadı vardı. Kitabı okurken kesinlikle çok keyif aldım. Keyif almamın yanı sıra yazar yine güzel bir kurgu kurmuş. Ama tabii ki kitaba 4,5 vermemden de görüleceği üzere kitaptaki bir kısmı biraz klasik buldum. İlk kitabını bu kısımda incelersek o daha farklıydı. Bu kitapta yazarın sonucu öyle bilindik şekilde bağlaması beni biraz hayalkırıklığına uğrattı. Fakat bu tamamen benim kafamdaki kurguların farklı olmasından kaynaklanıyor. Yoksa kitapla ve yazarla alakalı bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Ben yazardan biraz daha farklı bi'şeyler bekliyordum galiba. Yine de bir çırpıda okunacak ve yer yer kahkahalara boğacak güzel bir çerezlik kitaptı. Özellikle şu sıralar biraz okuma hevesimin sönük olduğu dönemlerde bana çok iyi gitti. Ara sıra bu tarz kitaplar gerçekten gerekli oluyor. Bir okur için okuma aşkını sürekli canlı tutmanın en güzel yöntemi. Neyse.. Kitabın bazı kısımları gerçekten kahkaha atmama sebep oldular ki onlardan en sevdiğim kısım ; ''Bana iç çamaşırınızı verin.'' diyerek kızımızı soymaya(hırsız olarak) kalkışan Connor'un tavrıydı. O cümleyle benim tepkim daha derin oldu. Belki Pamela ''Anlamadım. Nasıl?'' dedi ama ben ''Ha?! Yuh!! Öküz! O da ne demek?'' tarzında binbir türlü tepki verdim ki , kitabın ilk kısmı tamamen bu şekilde geçti. Bir yandan gülüyor bir yandan da sinirleniyordum. Connor Kincaid ilk kitaptanda bildiğimiz üzere İskoç kanını verdiği bağlılıkla klanı ve daha da önemlisi intikamı için İngiliz askerlerine karşı savaşırken , yaşadığı bazı talihsizlikler yüzünden adamlarını keybediyor. Bunun üzerinede elini ayağını herşeyden çekerek sadece hayatta kalmak için savaşmaya başlamaktan başka şansı kalmıyor. Tabii bunun içinde en kolay yol olan hırsızlık geçmişin onurlu İskoç'una daha kolay geliyor. Kendisine bakabilmek için her türlü hırsızlığı yapıyor ama beni en çok güldüren sahne kesinlikle Pamela'dan çalmaya kalktığı şey. O kısımda kahakahalara boğuldum. Kızın karşısına geçip : ''İç çamaşırınızı bana verin... Kadınlar dudakları ve gözleriyle bin farklı şekilde yalan söyleyebilir ama iç çamaşırlarıyla asla.'' demek -hırsız dahi olsa- herkesin harcı değildir. Tabi burada bahsi geçen kişi Connor olunca herşey mümkündür. Herneyse.. Bir tiyatro dansçısının gari meşru kızı olan Pamela anneleri ölünce kız kardeşine bakmak ve onu art niyetli zenginlerden korumak için bir yol ararken annelerinin eski bir dostundan kendisine kalan mektubunu ele geçirirler. Mektubun izlerini takip eden Pamela , mektubun sahibinin yıllar yıllar önce ölerek tarihe karıştığını da öğrenince , kendisini mektuptaki vârisi madem bulamıyorum ben yaratırım hallerinde bulu veriyor. Ama tabi bunun içince öncelikle kendisine bu konuda yardımcı olacak en az onun kadar oyuncu bir sahtekâra ihtiyacı var. Gel gelelim tam da karşısına geçmiş arabalarını soymaya kalkan hırsızda aynen aradığı adamdır. Ama asıl mesele beş paraları olmadığını anlayınca ''Hey, siz fakirsiniz , değil mi?'' diyen adamı kendisine yardım etmesi için ikna etmekte.Hele bir de bu hırsız İngilizlerden ölesiye nefret ediyorsa ve siz de bir İngilizseniz gerisini siz düşünün artık....

Seni Bulmaya Geldim
9/1010.12.2012

Baskı: Seni Bulmaya Geldim

Seni Bulmaya Geldim Bu yazarın kalemi her kitabında daha farklı etkiliyor beni. Kitabın başlarında ne yalan söyleyebilirim çok sıkıldım. Hatta bırakmayı bile düşündüğüm yerler oldu. Ama bu yazarın -okuduğum kitaplarından anladığım kadarıyla -detaycı bir kalemi var.Bazen ''Ne gerek var bu detaylara?'' dediğim yerlerde olmadı değil. Fakat herşeye rağmen kitabı büyük bir istikrarla okudum ve okuduğum içinde çok mutluyum. Böyle bir kitabı yarım bıraksaydım , çok pişman olurdum. Ethan'in kendi içinde yaşadıklarını ve kaderin ne kadar tuhaf bir yöntemi olduğunu anlaması etkileyici bir kurguyla harmanlanmış. Yazarın gizem yaratmada çok usta bir kalemi olduğu kesin. Baştan sona katil için ''Acaba kim?'' deyip değişik tahminlerde bulunmama rağmen sonucun yanına bile yaklaşamadığımı görünce çok şaşırdım. Ama asıl hoşuma giden kısım kitaptaki fantastik kurgunun çok dozunda ve etkileyici olması. Zira yazarın ''Sen Olmasaydın Ben Ne Yapardım?'' kitabı için fantastik olgu bana fazla uçuk gelmişti.Bu kitapta da öyle birşey çıkar diye korkmama rağmen çok etklendiğim bir kurgu gördüm.Bu yazarın sıkı takipçilerinde olacağım kesin. Taviye ederim , önce Kağıt Kız sonra Seni Bulmaya Geldim kesinlikle okunacak kitaplardan... Konusu: Ethan, yirmili yaşlarında nişanlı ama hayatının seyrinden tad alamayan bir genç ve kaderini daha doğrusu geleceğini kendi yazmakta kararlı... Nişanlısı ve en yakın arkadaşını onlara hiç birşey söylemeden terk edip çekip gidiyor. Yıllar sonra istediği yerlere gelebilmek için verdiği mücadele meyvesini verince , kendisi New York'un en ünlü psikologlarından biri haline geliyor.Herkesin yardım istediği , ağzından çıkacak tek sözle hayatlarını değiştirecek milyonlarca insanın hayranlığını kazanıyor. Ama kendi dünyasında Ethan , yalnız bir adam. Birkaç yıl önce gerçekten aşık olduğu kadından ayrılıyor. Yıllar önce en yakın arkadaşı ve nişanlısını terk ediyor... Ama 31 Ekim 2007 Cumartesi günü hayatını ve verdiği kararları sorgulamasına sebep olan bir değişim yaşıyor.Birgün , sadece tek birgün bir insanın hatalarını telafi etmesine yeter mi ? Hem geçmiş hem o an için yaptığı hataları düzeltebilir mi ? Ethan , 31 Ekim Cumartesi gününün tüm hatalarını telafi etmek için çabalayarak geçiriyor. Sabah uyandığında, psikolog olarak bir çocuğun ölümüne engel olamıyor. Jessie'nin kendisini onun ofisinde öldürmesiyle tüm şöhreti bir anda yerler bir oluyor. Tek bir an, o çocuğa yardım edemediği tek bir an.. Celine , sevdiği kadın 31 Ekim günü evleniyor. Onu durdurabilecek gücü var. Ama bunu yapmıyor. Peki aynı günü tekrar yaşma şansı olsa Jessie'ye yardım eder mi ? Celine için tehlike olduğunu bildiği halde ona evlenmeden , onu sevdiğini söleyebilir mi ? Ethan bir zaman döngüsünde sıkışıyor. Hatalarını telafi etmesi ve kaderin karmasını çözmesi gerek.. 31 Ekim Ethan'a kaybettiklerini geri verebilecek mi ?

Baskı: Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar

Diğer kitaba oranla bu kitap biraz cansız kalmış. Espiriler dozundaydı aslında ama bu kitapta bir şey eksik. Adını koyamıyorum. Diğer kitapta Tony ve Heather'in yaşadıkları ya da yazarın biraz daha ustalaşmış olmasından mıdır nedir , daha güzeldi. Bunu da sevdim fakat sürekli ilk kitap daha iyiydi izlenimi verdi. Bir de Darcy'nin orta yaş krizi var ki , hiç çekemedim. :D Sonra elindekiyle yetinmeyi de öğrenene kadar hem John'un hem benim ömrümü yedi.Yine de eğlenceli bir kitaptı.Önce bunu okuyup sonra Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar'ı okursanız kitap sizi tatmin eder.Fakat tam tersi okuyunca pek etki etmiyor. Hala aklımda diğer kitap daha ön planda

Bir Yumak Aşk
5/1003.12.2012

Baskı: Bir Yumak Aşk

3.5 Hiç beklediğim gibi bir kitap değildi.Baştan sona bomboş geçti. Grace'in tutarsız davranışları , Zack'in sakatlığının bitmez tükenmez uzaması , sıktı da sıktı. Daha dolu dolu -hatta didişme yüklü- bir kitap bekliyordum ben. Çevirisi deseniz diğer iki kitabına göre çok kötüydü.Okunmaz değil ama diğer kitaplara oranla kötüydü.Kitapta konu şu denecek bir şey de yok.Yani Zack ve Grace için yazar resmen hayalkırıklığı yarattı. Beklenti yüksek olunca konuya değil resmen yasadigim hayalkırıklığına puan verdim. Seride ki favorim ise Seviyor Sevmiyor.

Baskı: Sen Olmasaydın Ben Ne Yapardım ?

3,5 Tamam kabul edilmiştir ! Bu yazarın hayal gücü sınır tanımıyor. Severim aslında böyle kalemleri ama bu kitabı biraz fazla uçuk buldum yahu. Yine de altını çizerek belirtmeliyim ki , ne kadar kaçık bulsam da ''Acaba ...?'' diye diye kitapla sabahladım.:D Yazarın kaleminde gizem unsuru daha ağır basıyor bence.Olmsuz eleştirimse ; kitabın baştna sona bir aşk hikayesi okuduğunu düşünürken bir anda fantastik vari bir duruma uçması ve olay / mekan değişimleri , kitabın başındaki gereksiz ayrıntıları yarattığı durumları saymazsak güzel kitapt.

Baskı: İskoçyalı'nın Aşkı

Fazla söylenecek söz yok. Gereksiz bir kitap. Koca kitabı yazar 5 güne sığdırmış herhalde ondan dolayı içerisinde hiç bir şey yok. Sonra Alia ve Padyn bir türlü birlikte olamıyorlar ve her denemelerinde -yazar farklılık olsun derken içine etmiş - birisi geliyor , bir olay çıkıyor ve yine tekrar başlıyor. Asıl komedi ise, dindar kızdan kocası -nasıl bir ironi anlamadım- kendisiyle beraber olmaya zorlamamak adına dürüst olmasını istiyor ki bu daha da komikti. Neden mi ? Kız doğrucu davut olunca pek mümkün olmuyor da ondan.Vallahi sırf sonu için 3 verdim. Hoş onu da haketmiyor ama idare ederdi. Beklentileriniz yüksek olmasın , aksi halde hayal kırıklıklarınız için puan vermeniz gerekir. Ki o zaman 9/10 felan hakkıdır. :)))

Baskı: Kapıldım Sana (Rogues of the Sea #1)

Katherine Ashe / Kapıldım Sana Aslında kitapla ilgili çok yorum görmediğim için bayağı bir tereddütle başladım ama beni oldukça etkileyen bir kitapla karşılaştım.Klasik historical kitaplardan tek farkı giriş kısmıydı diyebilirim.İlerisinde biraz kopukluk vardı fakat konu çok güzeldi , ben o kısımlarda çok takılmadım. Bi’ kere kitabın girişi gerçekten harika , konunun böyle farklı bir şekilde işlenmesi çok hoşuma gitti. Çiftimiz Valerie ve Steven’ın kaderi yollarını bir ticaret gemisinde kesiştiriyor. Ki en beğendiğim nokta Steven’ın papaz kılığında olmasıydı. Valerie’nin Steven’ı hem yasak nokta görmesi hem de ona çekilmesi gerçekten çok güzel kurgulanmış.Tabi aynı şekilde Steven’ın da işi gereği büründüğü Cizvit karakteri içerisinde Valerie’den uzak durmaya çalışması da görülmeye değer. Konu olarak ilgimi çeken bir kitap oldu ama sonu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Yani çok hızlı ve eksik bir sonu vardı.Başlarındaki konuya yakıştıramadığım bir sonla bitti.Yine de okunması gerektiğine inanıyorum , yazarın anlatımını çok beğendim.Güzel bir kalemi olduğunu söyleyebilirim.Çevirisinden midir , edisyondan mıdır tam anlayamadım ama cümlelerde çok fazla ‘’Fakat…Fakat..Fakat..’’ kullanımı vardı.Peşi sıra gelen cümlelerde çok rahatsız etti bunun dışında çevirisine de bi’şey diyemiyorum.Okunabilecek bir kitaptı. Köle Ticareti yapan insanları durdurma yolunda bu işe baş koymuş olan Vikont Steven Ashford , Melek lakabıyla insan köleleri taşıyan gemileri durdurmak için arkadaşı ve mürettebatıyla canla başla uğraşıyor.Ama bir iş için hem kendisi hem de en yakın arkadaşı gemileri Karaşahin’i ikinci kaptanlarına emanet ediyorlar o da gemiyi kumarda kaybedince Steven gemisini geri alabilmek adına Papaz kılığında gemiye sızmaya çalışırken işleri sarpa sardıran Valerie ile karşılaşıyor. Kızımız Valerie Monroe yıllar önce sosyetede adını lekelediği için Amerika’ya sürgüne gönderilmiş.Hoş bütün yaptıklarının tek sebebi babasının kendisini hor görüp aşağılaması.Ona ders vereceğim diye adını lekelemeyi bile göze almış.Ama ne fayda sürgün edildiğiyle kalmış.Artık sürgün hayatına bir son vermek istediği için babasının ardından Kontluğu devralan abisi Valantine’e mektup yazıp İngiltere’ye dönmek için yola çıkıyor ama yolda ummadığı taş başını yarıyor. Yolculuk ettiği gemide karşısına çıkan Papaz Etienne , Valerie’nin aklını başından alıyor. Bu kısımlarda gül gül öldüm.Valerie onun bir papaz olduğunu gördüğü halde işin içinde bir yanlışlık olduğunu biliyor.Tabi bir de gemiyi gasp etmiş olan Braine var ki o da hem papaza bir ders vermek hem de Valerie’yi yatağa atmak adına bunların ikisini bir kamaraya hapsediyor.Steven yıllar boyu kendini Papaz olarak eğitmiş ve işi gereği asla büründüğü kılıktan taviz vermemiş ama Valerie ile aynı kamarada kalmak adama ağır geliyor. Çünkü Braine denen adam bunların ikisini bir yatağa atmaya kararlı.Fakat Steven Papaz rolünü işi gereği bozamadığı için adamın Valerie’yi kullanarak oynadığı tüm baştan çıkarma oyunlarına karşı koymak için bayağı direniyor.Tam işler çığırından çıkacağı sırada ise gemiyi geri alıp Valerie’yi İngiltere’ye gönderiyor.. Ama kızımızla geçirdiği zaman zarfında onun güvenilir ve korkusuz olduğunu anladığı için kendisi adına kızı –sözde – kurye olarak kullanıyor.-Valerie’nin durumu öğrenmesi çok sürmeyecek o ayrı mevzu- Aylar sonra ise işler Amerika’dan çıkıp da İngiltere’ye kadar uzanınca Steven yıllar önce edindiği Vikont Unvanı ile kendisini İngiltere’de buluveriyor.Tabi beklemediği şey , Valerie’nin de orada olması. Dahası kızımız bu kez de Steven’ı bir Vikont olarak görünce hem Steven hem de Valerie için işler karışıyor. Valerie Steven’ın kim olduğunu ve ne işler karıştırdığını çözmeye kararlı , Steven ise Valerie’yi işlerden uzak tutmakta ısrarlı bir şekilde birbirlerini yerler. Steven ‘da az şey yaşamamış.Babası İngiltere’nin asillerinden biriyken annesi bir İrlanda güzeli ve babası ile evlendiklerinde çok sıkıntı çekmişler.Annesi ve babası öldükten sonra ise Steven Ashford ailesi için hiç bir şey ifade etmeyince kendisini Fransa’ya atmış.Orada da henüz 15 yaşında olmasına rağmen ayakta kalmayı öğrenmiş.Ama bütün yaşadıklarına rağmen çok kararlı ve iyi bir karaktere sahip bir adam. Valerie , Steven’ın unvanı yüzünden çektiklerini öğrendikçe ona daha çok yardımcı olmak istiyor ve Steven onun ne kadar hor görse de inatla işin iç yüzünü çözmeye çalışıyor. Sonlarına kadar oldukça güzel bir kitaptı . Okurken çok keyif aldım ama sonlarını pek beğenmedim. Yani bunca koşuşturmaya hiç anlam veremediğim bir sonla bitti kitap.Yazar sonunu daha sakin bağlamak istemiş gibi fakat kitaba yakışmamış.

Kara Melek
1/1020.11.2012

Baskı: Kara Melek

Ya ne saçma bir kitaptı bu Allah aşkına. Kitap gerçekten zevk meselesi , bu bir gerçek.Kim ne derse desin bu kitabı hiç ama hiç beğenmedim. Ya başlarında zaten K.E Woodiwiss Kurt ve Kumru'dan esinti bir sürü yer vardı. Hadi o kısımları geçtik en sinir olduğum nokta erkek karakterin -olmayan karakteri- iticiliği. Ya adam karısını oturup arkadaşıyla konuşuyor (!) Böyle bir kitap daha önce hiç görmedim. Nasıl saçma bir anlatımdır o. Ne gerek var ki öyle bir kısıma ?! Bir değil iki değil , adam yatıyor kalkıyor karısını arkadaşıyla konuşuyor. Sonra kitapta MAHREMİYET ''sıfır'' ! Altını çizerek söylüyorum. Mahremeyitten noksan bir kitap bu. Ulu orta her yerde birbirlerine olur olmaz şeyler söylüyorlar.İnsan ''etraftakilere ne oldu ?'' demeden alamıyor kendisini.... Kız deseniz tam bir aptaldı bence. Bu kadar da saf bir karakter yaratmayın ya. Çok smaimi söylüyorum Vahşi Güzel kitabını hiç beğenmemiştim ama bundan daha iyi olduğuna kalıbımı basarım.Ki bu kitabın sonuna kadar belki görüşlerim değişir dedim ama nerde öyle bir şans. Koca kitabın sonu film şeridi gibi geçti gitti.Ral bir kılıç salladı Stephan öldü , savaş bitti , kitap son. Özetle budur. ! Bunun sonuna kadar nasıl dayandım hala aklım almıyor. Bir de kaç gün elimde süründü. Kitapta elle tutulur bir şeyde yok. Bu kitapla zaman kaybettiğim için çok üzüldüm. Farklı hiç bir yanını görmedim ama karakterlerden -ki erkek karakter başı çeker- gerçekten tiksindim. Okurken hep kitaptan kopmama sebep oldular. Yine söylüyorum kitap zevk meselesidir ama bu kitaptan ben hiç , hiç birşey anlamadım. Ne aşkını hissettim ama tutkusunu sadece olur olmaz yerde söze vurulan rencide edici durumları gördüm.Deneyin , ben beğenemdim. Beğenene saygım sonsuz. Keyifli okumalar.

Dreaming Of You
6/1015.11.2012

Baskı: Dreaming Of You

Dreaming Of You / Lisa Kleypas Bu kitabı pek beğenmedim.Çok ağır ilerleyen bir kurgusu vardı.Bir kere kızımıza kanım hiç mi hiç ısınmadım ! Ya kitabın başında bir adamı çekti vurdu.Vuruş o vuruş.Kız katil oldu ama kitabın ileriki bölümlerinde sadece ‘’Derek’i kurtarmak için birini vurdu…’’ cümlesini 1 veya 2 kere gördüm.Sonrası hem Derek hem de Sara için gayet normal bir olaydı. (!) Ki bu benim aklımdan kitabın başından sonuna kadar çıkmadı.Hala daha bu rahatlıklarını çözebilmiş değilim.Sara’yı hiç ama hiç sevmedim.Derek’e aşık ama nişanlısının da peşinden ayrılmıyor.Hele o kasabaya geri döndükten sonra Perry’yi yeniden sevmeye çalışması adamı zorla öpmesi , ‘’Beni seviyor musun? ‘’ benzeri nidalar atması , yadırgadığım yerlerdi.Vallahi kitap baştan sona çok boş ilerledi.Bir tek sonlarında Joyce’un atakta bulunması ve Derek’e ulaşmak için Sara’yı kullanmasıyla kitap biraz biraz bi’şeye benzedi.Sonuna kadar beni etkilediğini söyleyemeyeceğim , hatta daha çok bir önceki kitabı olan ‘’Then Came You’’yu yani Lily ve Alex’in kitabını merak etmemi sağladı.Lily’nin geçmişinde onun canını yakan kişinin kim olduğunu ve Alex ile nasıl birleştiklerini okumayı çok istiyorum. Konusu ; Sara R. Fielding Greenwood Corners adında küçük bir kasabada yaşayan ve kitap yazarak geçinen bir yazardır.Daha önce yazmış olduğu kitaplardan birindeki fahişe Mathilda karakteri ile ünlenen ve kitabı çok tutulan Sara yeni yazacağı kitabında kumarhaneleri ve kumarbazları ele alacaktır.Ama kitabında kullanacağı bilgilerin sağlam kaynaklara değinmesini ve ilk kitabı kadar ses getirmesini istemektedir.Bu yüzden de St.James’deki ünlü kumarbaz Derek Craven’ı bulmak ve onun kumarhanesinde küçük bir araştırma yapmak ister.Bir gece St.James’de etrafı inceleyerek bilgi edinmeye ve kitabında kullanacağı tabirleri çözmeye çalışırken birkaç adamın birini öldüresiye dövdüğünü görür.İçindeki araştırmacı yazar devreye girer ve olay mahalline yaklaşır.Son anda adamı neredeyse öldürmek üzere olduklarını fark edince çantasındaki silahını çıkarır ve adamlardan teslim olmalarını ister ama olaylar umduğu gibi sonuçlanmaz ve Sara kendisini katil olarak bulur.Kurtardığı adamsa aslında günlerdir umutsuzca ulaşmak istediği Derek Craven olunca Sara’nın hayatı bir anda değişiverir… Derek Craven bir fahişe tarafından dünyaya getirilerek sokağa terk edilmiş ve daha sonra insaflı birkaç fahişe tarafından büyütülmüştür. Zorlu bir çocukluk geçiren Derek , bir yerlere gelebilmek için Baca temizleyiciliği , Tıp öğrencileri için mezar hırsızlığı – kadavralarda çalışacak öğrenciler için ceset çalıyor- ve dahası kumarhanesini kurabilmek için kadınlara fahişelik yapmıştır.İstediği gücü elde edip bir konum sahibi olabilmek için her yolu deneyen Derek sonunda kumarhanesini kurmuş ve kendi gücünü kanıtlamıştır.-Ama bir süre daha fahişelik yapmaya devam etmiştir.-Zorlu çocukluğunun etkisiyle sevmeyi bilmeyen ve sevgisini vereceği kişiyi kirleteceğini düşünen biri olup çıkmıştır.Bu yüzden de hayatına gerçekten seveceği bir kadın sokmak yerine kendisini kısa süreli olarak beğendiği bir kadının koruyucusu yapmayı tercih eder. Ve bir gün metresi olan Joyce’dan sıkılmış , artık ikisinin de bu ilişkiden beklediğini aldığını ve bitmesi gerektiğini düşünerek Joyca ayrılmak istediğini söylemiştir.Joyce ise kolay kolay terk edilen bir kadın olmayı kabul edemez.Bunu gururuna yediremediği için Derek’e ‘’Benim olamıyorsan başkasının da olmazsın..’’ tepkisi ile iki adam tutup Derek’i dövdürerek yüzünde kendisini ömrü boyunca unutamayacağı bir iz bıraktırır…. Derek ise artık yapacak bi’şey olmadığını anlar.Kendisini kurtaran Sara’ya borçlanmıştır ve dahası kadın çok inatçıdır.Bu yüzden de Derek onun bir hafta süresince uşağı gözetiminde kumarhanesini inceleyip kumarbazlar hakkında bilgi edinmesine izin verir.Başlarda bu onun için pek bir önem teşkil etmez ama zamanla yardımcısı da dahil tüm uşakların Sara’ya büyük bir tutku ile bağlanmasıyla Derek Sara’yı fark etmeye başlar.Tabiî ki bu pek de hoş bir durum değildir.Çünkü Sara Fielding , Derek için yasak bölgedir.Onun gibi masum bir bakire için Derek kirli ve pis bir insandır.Kendisini Sara’ya layık göremediği için onu kendisinden uzaklaştırmaya karar verir.Sara’yı araştırmasını tamamlar tamamlamaz hayatından çıkarmakta kararlı olan Derek’in bilmediği şey Sara’nın da kendisini istemesidir.Derek onu kendisinden ne kadar uzaklaştırırsa kader onları o kadar bir araya getirmektedir. Sara’nın katıldığı bir partide Joyce , Derek’in Sara’ya ilgisini fark eder ve ondan kurtulmak için Sara’nın adını kirletmeye karar verir.Sara’nın odasına gönderdiği bir adamı Derek ona zarar vermeden son anda durdurur ama olay yayılır ve kader ağlarını örer.Derek Sara’nın adını temize çıkarmak için ona evlenmek teklifi eder..Sonrasın ise Joyce’un henüz vazgeçmediğinin en belirgin göstergesidir fakat Derek Sara gibi birine layık olamadığını düşünse de onu onurlandırmaya ve canı pahasına korumaya kararlıdır…

Baskı: Daha Sabaha Çok Var (The Hathaways, #4)

Lisa Kleypas /Married By Morning (Hathaways Series #4) Ah , evet ! Bu seride en çok merak ettiğim kitabı sonunda okudum.Öncelikle şunu söylemek istiyorum bu serideki -bence- en iyi kitap bu! Serinin tümünü okumasam da bu kitaptaki adrenalin ve ele alınan konu gerçekten çok etkileyiciydi.Bayan Catherine Marks’ı zaten ikinci kitabımız Vazgeçmem Senden’den tanıyor ve Loe Hathaways ile aralarındaki çekişmeyi az buçuk biliyoruz.Leo Hathaways , nam-ı diğer Lord Ramsey , bu kitapta kendini oldukça aşmış.O ilk kitaptaki hilkat garibesi adam nerde bu kitaptaki Lord Ramsey nerde , ama alaycılığa tam doz devam tabiî ki. Leo ve Cat’in hem aşk hem de çekişme dolu bu kitabının edisyonunu en kısa zamanda görmek dileklerimle… KONU: Catrherine Marks , geçmişinin izlerini silmeye çalışırken bir anda kendisini Hathaways Ailesinin en küçük iki ferdi olan Poppy ve Beatrix’e mürebbiyelik ederken buluverir.Ailede Leo Hathaways haricinde herkesle arası gayet iyi olan Catherine’in Lord Ramsey ile yıldızı bir türlü barışmaz.-ki bu kısımlar gerçekten komedi- Leo ve Cat’in fikirleri ve düşünce yapıları sürekli çakıştığı için daima bir sürtüşme içerisindedirler öyle ki , aile artık bunu normal bir durum gibi karşılamaya başlamıştır.Hatta Leo durumu Marks’a ‘’AZRAİL’’ diye lakap bile takacak kadar ileri götürmüştür.Fakat , Leo ailesindeki herkesten farklı olarak Catherine Marks’ın bi’şeyler gizlediğini , bi’şeylerden kaçtığını düşünmektedir.Bu sebepten ötürüde Cat’in her hareketini adım adım takip eder.Bu bir nevi Leo için bir gaye bir amaç halini almıştır.Ama tabi Leo bu çabalarının da yavaş yavaş meyvesini almaya başlar.Önce Catherine’in , kız kardeşi Poppy’nin eşi Harry Rutledge’nin üvey kız kardeşi olduğunu öğrenir.Ki bu kısımda Harry’nin ağabeyliği ne kadar ciddiye aldığını Leo’ya ‘’Eğer Cat’i incitirsen seni öldürürüm.’’ sözleriyle çok net anlıyoruz.Ama Leo hala Cat’in geçmişinden bir haberdir ve bunu öğrenmeyi de kafaya koymuştur.Kafasındaki sorulara cevap ararken kendi unvanı ve Hathaways’lara kalan Ramsey Evi , eski Ramsey Kontesi tarafında bir tehdit altındadır.Leo yani Lord Ramsey evlenip bir varis vermezse Ramsey haklarının hepsinin eski kontese geçme durumu da bütün bu olanlara tuz biber olur.Ama Leo , son derece kararlı bir şekilde Cat’in sırlarını çözmeye daha doğrusu onun cazibesine kapılmadan Catherine’i elde etmeye kararlıdır.Ama Cat ile zaman geçirmeye başladıkça sırlar bir bir gün yüzüne çıkar ve Catherin’in geçmişinden bir hayalet Lord Latimer , Leo’ya müstakbel eş aramak için Amelia ve Win tarafından düzenlenen baloda birden bire ortaya çıkıverir.Leo , tesadüfen Catherine’in geçmişini ve yaşadıklarının bir kısmını Lord Latimer’den öğrenir.Tam Cat’le konuşmaya karar verdiği sırada ise Catherine’in bir not bırakarak evden kaçar.-Cat evden kaçar çünkü geçmişinin öğrenilmesiyle Hathaways’lara layık olmadığını düşünür.- Ama tabi Lord Ramsey hemen Cat’in peşinden yola koyulur onu bulur bulmazda Catherine’in ağzından her şeyi öğrenir.Catherine Wigens , fahişe olan ve bir genel ev yöneten büyük annesinin kendisini Lord Latimer’e satmasıyla büyük annesi ve Latimer’in elinden kaçarak , Bule Maid okuluna başlamıştır.Okulun müdiresi Bayan Marks Cat’in davranışlarından ve yaşadıklarından etkilenerek onu kendi nüfusuna alır ve ona yeni bir hayat verir.Leo Cat’in yaşadıklarını öğrendikten sonra ikisine de yarar sağlayacak bir çözüm sunar ve Marks’a evlenme teklif eder.Tabi teklifin içeriğinde bir aşktan çok karşılıklı bir yardımlaşma vardır.-En azından Leo kendini böyle kandırıyor.- Catherine , bu teklifi kabul edip etmeme arasında bir süreçteyken geçmişin gölgeleri Cat’in üzerine biner ve büyük annesinin ölümünden sonra onun yerine geçen halası Cat’i kaçırtır…

Kurt Ve Kumru
9/1013.11.2012

Baskı: Kurt Ve Kumru

Kurt ve Kumru /Kathleen E. Woodiwiss ‘’Kumru’’ ben bu hitap yüzünden kitaptan yarım puan kırdım ve 4.5 verdim. Kaldıramıyorum. Nasıl olur da ‘’kumrum’’ hitabını Ragnor denen o öküz yapar. Yazar bu kitapta beni çileden çıkardı. Reva mı bu şimdi ?? Elin öküzü kıza ‘’kumrum’’ desin , ben de bunu normal karşılayayım. Hiç de bile. Kitap baştan sona bir şaheser.Daha giriş bölümünde sizi ele geçiriyor. Ama bu yazarın tecavüzle ilgili bir takıntısı var bence.İhtiras Çiçeği’nden sonra bu kitapta da görünce biraz şaşırdım.Neyse.. Bir piç olarak dünyaya gelene Wulfgar Norman ve Sakson’lar arasındaki savaşın süre geldiği bu zamanlarda William’ın en iyi şövalyelerinden biridir ve onun adına Sakson topraklarını yağmalayıp gasp eder.Tabi bu sırada kendi görevlendirdiği birkaç adamın –ki aralarından biri Ragnor olan öküz- Darkenwald Malikanesi’ni ele geçirmesi ve Darkenwald’lı Aislinn’i yani oranın prensesini kirletmesiyle başlıyor her şey. Kızın Ragnor tarafından köpek misali boğazına ip geçirilerek tecavüze uğraması ise tam bir dehşet anı.Wulfgar Darkenwald’ı görmek için gittiğinde güzeller güzeli, asi , ama yaralı Aislinn ile karşılaşır ve onun büyüleyici çekiciliğine kapılır. Eh , işte bu karşılaşmanın incisi Aislinn’de kendini yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş bulur ve Ragnor yerine Wulfgar’ın koruması altına girmeyi tercih eder. Aislin’in kitap boyunca çektiği sıkıntı beni delirtti. Zaten bir de annesi 46 denecek derecede delirince –özellikle sonun da kadının 46 olduğuna kanaat verdim- zavallı kız her şeyle tek başına yüzleşmek zorunda kalıyor.Wulfgar deseniz tam bir öküz (!) Bir insan bu kadar odun olamaz.Mümkün değil.Kendisi gayri meşru bir şekilde dünyaya gelmiş ve bunu çok acı verici bir şekilde öğrenmiş.Bu yüzden de başta annesi olmak üzere tüm kadınlardan nefret ediyor. Sonuç olarak da elinin altında Aislinn olduğu için tüm acısını ondan çıkarıyor.Bir bölümünde üvey babası ‘’Öfkeni ve acını kız kardeşin ve benden çıkar. Aislinn herkesten daha masum.’’ diyordu. Ki gerçekten de öyle ama Wulfgar kitap boyunca herkesin içinde kızı sürekli küçük düşürdü. Ha , tabi bir de Ragnor’un sürekli etrafta dolaşması mevzusu var.Bu kısımlardan ötürü Wulfgar’ı kınadım.Kız için ‘’O benim. Benim olanı kimseyle paylaşmam.’’ diye söyleniyor ama Ragnor’da her yerde kıza sulanıyor.Adamın her yerden çıkması ve ‘’kumrum’’ demesi beni çileden çıkardı. Aislinn’e gelince çoğu yerde onu da yadırgadım. Yahu adama kafa tutuyor ama olur olmaz şeye de boyun eğiyor.Nasıl bir kişilik çözemedim kızı.Gerçi onun psikolojisini de anlamak lazım.Kendi krallığında tecavüze uğruyor , yetmiyor kapatma durumuna düşüyor.Dahası bir de Wulfgar’ın üvey kız kardeşi –resmen süpürgesiz cadı- Gwyneth kızı gerek sözleri gerekse hareketleriyle yerden yere vuruyor. Hatta bir kısımda olayı kırbaçlamaya kadar götürmeye kalktı. Ama Wulfgar’ın olayı öğrenmesiyle ‘’ Dikkat et kardeşim . Senin başkasına yaptığını ben sana yapmaktan çekinmem.’’ diyerekten gerekli mesajı veriyor.Fakat nafile bir çaba.Zira Gwyneth tam bir pislik olduğunu kitabın her satırında her cümlesinde hareketleriyle bağıra bağıra gözünüze sokuyor.Bir de Ragnor’u onurlu bir şövalyeymiş gibi savunması yok mu , tam bir komedi. Wufgar’ın 400 sayfa boyunca ben de edindiği kötü izlenim ise ‘’Kalbimde öyle bir yer var ki Sakson Kızı , yalnızca sen incitebiliyorsun.’’ cümlesi ile tamamen silinip gitti. Güzel bir kitaptı Kathleen E. Woodiwiss’den okuduğum ikinci kitap ama İhtiras Çiçeği hala gözümde eşsiz. :)))

Baskı: Ailemin Savrulan Külleri

Ailemin Savrulan Külleri / Kim Vogel Sawyer Başlarda çok güzel bir girişi olmasına rağmen kitabın ilerleyişinde çok hızlı ve eksik olan bi’şeyler vardı.Özellikle sonlarına doğru üç kardeşin yeniden birbirlerine kavuşmaları hiç beklediğim gibi olmadı.Yani nasıl desem ? Maelle’nin kız kardeşi Molly’i gördüğünde verdiği tepki o kadar tuhaftı ki 17 senedir birbirini görmeyen sanki onlar değil. Tamam belki şok etkisi var ama bence yazar o kısımlarda duyguları hissettirememiş. O yüzden kitaba pek sıcak bakmıyorum.Sonra çocukların geçmişlerini tam manası ile okuyamıyoruz.Özellikle Mattie’nin yaşadıkları çok kötü.Belki hemen 17 geçmeseydi biraz daha acı çektikleri kısımları okusaydık daha çok severdim.Kitabın okunamaz bir kitap olduğunu söyleyemem ama kurgu bakımından yazar sanki ilk kitabı olarak bunu yazmış gibi bir acemilik sezdim.Tabi herkesin kendi okuyup değerlendirmesinden yanayım. Zinhar ben hikayenin duygusal kısmının ağırlığını çok beğendim , o yüzden sonunda daha can alıcı bir kavuşma bekliyordum.Beklentilerim yüksek olduğundan kitap istediğim gibi etki etmedi.Yine de bu tür dramatik şeyler sevenler için gerçekten iç burkan kitaplardan birisi.Deneyin görün derim.Bu yazarın Umut Dolu Bir Kalp kitabı daha güzeldi. Bununda kötü olduğunu söylemiyorum fakat daha iyi / usta bir kurgu ile harika bir kitap olurmuş… Maelle , Mattie ve Molly ailelerini bir yangın sırasında kaybeden 3 küçük kardeşlerdir.Aileleri ölünce kimseleri olmadığı için yetimhaneye verilirler ve oradan da Yetim Treni ile çocuk sahibi olmak isteyen ailelere evlatlık verilirler.Aralarından en küçükleri henüz birkaç aylık olan Molly zengin bir aile , en büyükleri Mealle içkici ama zanaat sahibi bir fotoğrafçı ve Mattie ise oğullarını yeni kaybetmiş bir aile tarafından alınırlar.Ayrılırlarken hepsi ailelerinden kendilerine kalan birkaç eşya alır ve ileride birbirlerini bulduklarında tanımak için saklamaya karar verirler.Aralarında en iyi durumda yetişen Molly(Isabelle) 17 sene sonra üvey ebeveynlerinin ölümüyle evlatlık olduğunu öğrenir ve üvey abisi tarafından evden kovulur.Mattie , yıllarca ablası Mealle’nin kendisine verdiği sözü tutmasını ve onu bulup korumasını bekler. Mealle ise 17 yıl boyunca kardeşlerini hiç unutmamış ve her gittiği yerde onlardan bir iz aramıştır… Hepsi bir şekilde ayrıldıkları kasabada kendilerine uzak yakın birkaç insan sayesinde buluşuyorlar ama hem aşık oluyor hem de birbirlerini arıyorlar.Ki bu kısımlarda bazen ‘’Yeter , buluşun be..!’’ dediğim yerler oldu.Hele ki Matt’in yaşadıklarını düşününce o çocuğa ailesinden başka kimse destek çıkamaz.Fakat yazar işi birazda aşkla harmanlamak istemiş bu yüzden kavuşmaları kız kardeşlerin aşık olduğu adamlarla çakışmalarından ve sürekli bir aksilikten nasip olmuyor. Tabi bir de Isabelle ve Mealle’nin sürekli karşılaşması ama o Aile İncili’ni Mealle’nin görememesi sorunu var. Oraları da çok uzatmış diye düşünüyorum.

Baskı: Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar

Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar Ah , evet o kadar heyecanla ve merakla beklediğim kitabı sonunda okudum.Hayalimdeki Yürek’in sonunda Tiarnan’ın kitapla kaybolması beni çok üzmüştü , bu yüzden bu hikayeyi büyük bir heyecan ve merakla bekliyordum.Kitap tabi ki klasik Erin Quinn kalemi ve tartışmasız benim için en iyi serilerden birinin devam kitabıydı.Fakat bu kitabın başlarında önceki iki kitaba oranla çok sakin bir konu vardı.Hayalimdeki Aşk ve Hayalimdeki Yürek’de adrenalin hat safhalarda ve konu dur durak bilmeden ilerliyorken bu kitapta yazar biraz daha sakin bir anlatım seçmiş. Ama tabi ki bunu da asıl olayları ve heyecanı sonuna saklayarak harika bir kitaba daha imzasını atmış.Özelikle sonlarına doğru kitap gerçekten çok etkileyici ve fantastiğin uçlarında bir hal alıyor.Ve bu kitaptaki fantastik olguyu gerçekten tarif edemiyorum , yazar öyle güzel bir seri yazıyor ki her kitabında bambaşka dünya yaratıyor.Tabi bu becerisi sayesinde de her kitaptan sonra okuyucusunda devam kitabı için büyük bir merak ve heyecan bırakıyor.Zira ben daha şimdiden devamı için sabırsızlanıyorum , umarım Yakamoz Kitap 4. Kitap içinde fazla bekletmez bizi. Ayrıcalıklı Toprakların Lideri Tiarnan , kız kardeşi Saraid’i Fennore Kitabından kurtarmak için kitabı yok etmeye çalışırken onun tarafından hapsedilmiş ve kendisini kitabın içinde hapsolmuş bulur.Kitapla beraber yanında hem küçük kardeşi Liam hem de o an kitabın etki alanında olan birçok insanı da peşinden sürüklemiştir.Tabi bu yerde zaman geçemediği için Tiarnan bayağı bir sıkıntı çekiyor , ama en çok da diğer insanları oraya sürükleyip , Cathan ve onun canavarlarına karşı savunmasız kalmalarından kendisini sorumlu tutuyor.Gel gelelim bu yerde zaman akmadığı gibi burası Fennore Kitabının Karanlık Kalbi olarak kabul ediliyor.Buradan çıkmak için şanstan daha güçlü şeylere ihtiyaçları olduğunu bilmelerine rağmen , Tiarnan kendisi yüzünden oraya sürüklenen insanları bir kampta toplar ve korumaya karar verir.Tabi bu sırada da Cathan’ı araştırır.Bulursa hem onu hem de Fennore Kitabını yok etmeye kararlıdır.Hem halkına iyi bir lider olamadığı için hem de kardeşinin ihanetinden kendisini suçladığından aslında yarı ölü bile diyebiliriz. Ama bu sırada tesadüfen bir kapı açılır ve Tiarnan kendisini bir an için gerçek dünyada bulur.Fakat kapı açıldığı hızla kapanır tek fark Tiarnan bu kez de gelirken yalnız gelmemiştir ve Shealy O’Leary’yi de yanında kitabın içine çeker.Aslında kapıyı asıl açan güç kızın ama ne kendisi ne de çevresindekiler bu ihtimalden şüphe etmiyorlar.Bu da en son bakılacak kişi olarak Shealy’i gösteriyor.Shealy’i ve Tiarnan’ın kaderi birdir ama bundan ikisinin de –neredeyse-son ana kadar haberleri olmaz.Öğrendiklerinde ise bir kerahet tarafından kaderlerinin birleştiğini çözerler.Shealy’i kehanette bahsedilen güçlü kurtarıcıdır.Tiarnan ise , yapacağı seçimle ya ailesini ya kurtarıcıyı koruyacak(veya ölüme terk edecek) güçlü bir savaşçı…. Bu kısımların yanı sıra kitapta gelecek kitap için girişler vardı ve Meaghan ve Druid’in ( Fennore’un yaratıcısının ) arasındaki tuhaf etkileşimi de görüyoruz. Druid yani Aedan ve Meaghan bir şans eseri karşılaşırlar. Meaghan ortadan kaybolan abisi Rory’yi aramaya diye çıktığı yolculukta kendisini bir anda Fennore’un kalbinde buluverir ama şansına Aedan ile karılaşır ve ona güvenmeyi seçer..

Kağıt Kız
10/1005.11.2012

Baskı: Kağıt Kız

''Sonuçta bir kitap nedir Milo ? Basit harflerin belli bir sırayla kağıdın üzerine sıralanmasıdır.Bir hikayeyi var etmek için ona notka koymak yeterli değildir.Çekmecelerimde el yazısıyla yazmaya başladığım birkaç hikaye var; kimse okumadığı için , onları ölü hikayeler olarak görüyorum.Bir kitap sadece okurla vücut bulur.Karekterlerin yaşam bulduğu bu hayali dünyayı yaratan imgeleri bir araya getirerek kitabı var eden , okurlardır.'' KAĞIT KIZ Yorumuma neden bu bu alıntıyla başladım önce onu açıklamak istiyorum : Bunca zamandır kitap okurum ilk kez bir kitaptaki bir paragrafın tamamen ''okur'' kelimesinin bendeki anlamını söze döktüğünü gördüm. (!) Okuduğum en iyi kitaplarda başı çektiğinin kesinlikle altını çiziyorum. Yazarın kalemiyle ilk tanışmamın bu kitaba nasip olması ise kesinlikle bir şans..Böyle güzel bir kurgu daha önce okumamıştım.Sanki gerçekmişcesine kitabın içinde kendimi kaybettim resmen.Başlarda çok sıradan görünse de kitap ilerledikçe yazarın kullandığı uslup gerçekten iyi bir edebiyata sahip olduğunu ortaya çıkarıyor.Kağıt Kız belki bir roman , sadece bir kurgu ama yukarıdaki cümleler yazarın kalemini anlatmaya yetiyor diye düşünüyorum.Fransa'nın Çok Satanlar listesinde yer almasına şaşmamak gerek zinhar böyle kelimelere sahip bir yazarın kitapları kesinlikle ''Bestesler''i sallar.Kitabın anlatımı o kadar usta bir kalemin elinden çıkmış ki soluksuz okudum desem yeridir.Doğan Kitap farkını sonuna kadar göstermiş.Hem yazarı hem çeviriyi hem de kitabı çok beğendim.Direk yazarın ağzından dinlemiş gibi bir etki altında kaldım.Kağıt Kız'ın bir kurgu olduğuna inanmakta zorlanıyorum.Gerçekten beni çok etkileyen bir kitap oldu. Kitaba gelince ; Bir yazar olsanız ve kendi yarattığınız bir karekter gecenin bir yarısı salonunuzda belirse ne yapardınız ? Tom'un hikayeside kendi kalemiyle can bulan Billie'nin gerçek dünyaya geçmesi ile başlayarak , Tom'un Billie sayesinde gerçek aşkı öğrenmesi , dostlarının sadakati ve yeniden kendisi olmasıyla son buluyor. Tom Boyd yazdığı ''Melekler Şirketi'' üçlemesi ile çok ses getiren bir yazardır.Kitap Amerika'yı sarmakla kalmamış Çok Satanlar listelerinden bir an olsun inmemiştir.Yazarı Tom Boyd ise kitabın ilk 2 Cildinin getirdiği bu sese rağmen gözlerden uzak durmaktadır.Ta ki ünlü bir Piyanist olan güzel Aurore ile tanışana kadar..Ya da kadın bunu oyuncak gibi bir kenara atana kadar... Tom , Aurore'ye tabiri caizse sırılsıklam aşık olur.Ama güzel piyanist 3 gün biriyle 5 gün başka biriyle çıkma derdindedir.Ve Tom'u da ona gerçekten aşık olduğu sırada terk eder.Zaten kadının tekin ayakkabı olmadığı belliydi.Bu kısımlarda ve Tom'un acı çektiği yerlerde delirdim resmen.Oyun oynar gibi ''Bitti Tom.'' dedi. Gel gelelim Aurora Tom'u terk edince bizim ünlü yazar büyük bir depresyona girer.Elini ayağını herşeyden çeker.Ama bu zaman zarfında da çok ses getiren Melekler Şirketi Üçlemesi için tüm okurları serinin son kitabını bekler.Fakat Tom o kadar acı çeker ki artık bir ilham kaynağı kalmamıştır , hoş geşmişte ona neyin ilham verdiği de meçhul bir durum zira kendisi de bilmez.Ki bu çok da önemli değildir.Artık Tom'un iki kelimeyi bir araya getirecek hali kalmamıştır.Hem arkadaşı hem de menejeri olan Milo ise dostuna yardım etmek ve seriyi tamamlamasını sağlamayı istemektedir.Zira Tom'un tüm parasını kaybetmesine ve bir ton borca batmalarına sebep olur.Sözde arkadaşının menejeri ama işte yapmış bir hata.Neyse..Tom girdiği bunalımın etkisiyle birgün hayatına son vermeye kalktığı bir gecede işler karışı ve o gece hayatın cilvesi işte olanlar olur.İçtiği sakinleştiriciler Tom'u derin bir uykuya sokar ve bu sırada fırtınalı bir gecede salonun tam ortasında bir kadın beliriverir. Başlarda inanmamsı zor olsa da evet bu kadın Tom'un hikayesinin baş kahramanıdır ve Tom'un kitabından gerçekliğe düşmüştür.Geri dönmesinin tek yolu ise Tom'un serinin son cildini tamamlamasından geçince hem Tom hem de kendi yarattığı dünyanın baş kahramanı Billie kendilerini bir çıkmazda bulurlar.Ama kitaptaki en güzel yerler bu kısımlardı.Hatta bir yerinde Tom Billie'ye kızınca ''Bu kızı benim yarattığımı düşünmek inanılmaz...'' diyor kio iç seslerde çok eğlendim.Tom Billie'yi kitabındaki gibi beklerken kızımız bambaşka bir kişiliğe sahiptir dahası bunu Tom'a da götserir ve Tom 3. Cildi yazana kadar da ona hem gerçek aşkı hem de yaşamı öğretir.

Baskı: Güllerin Fısıltısı

Teresa Medeiros / Güllerin Fısıltısı Bu yazarın kaleminden okuduğum 2. Kitap. Güzel bir konusu ve ilgi çekici bir kurgusu vardı. Dramatik yanı ağır basan bir kitap.Hem Sabrina hem de Morgan’ın çektikleri bazı kısımlarda okuyucuya çok dokunuyor.Başlarda okurken -en azından Sabrina’nın sakat kaldığı yere kadar- , büyük bir heyecan ve merakla okudum. Ama kızın sakat kaldığı yerden sonra kitabın gereksiz yere uzadığını düşünüyorum.Ha barıştılar ha barışacaklar , ha kavuştular ha kavuşacaklar derken gerildim.Bir de Sabrina’nın sakat kaldığı yerden sonrası tam bir Türk filmi vari geldi bana. Daha farklı bir kurgu beklerdim. Ne o öyle , fakir çocuk zengin olur kızın karşısına tekrar çıkar gibi bi’şey hissettim resmen.O kısımlarda gerçekten hem sıkıldım hem de garipsedim.Başlardaki o çekici kurguyu aradım biraz. Yine de etkileyici bir kitap olduğunun da altını çizerim.Özellikle Morgan ve Sabrina arasındaki o çocukluk aşkı.Hem birbirlerinden nefret etmeleri hem derinden sevmeleri çok güzel anlatılmış.Sabrina’nın sakat kaldığı kısımdan sonrasında biraz sıkılmama rağmen , yazar Morgan’ın Kont olması kısmı geçtikten sonra sonun çok iyi toparladı ki sonuna bayıldım. Sonundan etkilensem de o Morgan’ın kont olduğu kısımlar yüzünden kitaba 4-4,5 arasında bi’ puan verebilirim.Çünkü başlardaki kurguya kıyasla o kısımlarda aradığım gibi bi’şey bulamadım. MacDonnell ve Cameron Klanları ezelden beridir düşmanlardır.Klanlar arasındaki husumeti bir nebze azaltabilmek için Cameron’lar MacDonnell Klanı’nın varisi Morgan MacDonell’ı 14 yaşına kadar her yaz yanlarına almış ve onlarla zaman geçirmesini sağlamışlardır.Morgan annesini doğarken kaybetmiş ve tam bir savaşçı(dağlı / İskoç) olarak yetişmiştir.Ama ne zaman Cameron Klanı’na ayak bassa insan olmak ve sevginin ne demek olduğunu görür.Fakat onlara olan sevgisini nefretinin arkasına gizler.En çok da Cameron’un güzel prensesi Sabrina Cameron’a karşı…Gel zaman git zaman derken McDonell’lar yıllar sonra Cameron topraklarına yeniden ayak basar ve Dougal Cameron’un davetine katılırlar.Fakat davette bir suikastle MacDonell Klan reisi öldürülür.Cameron Klan reisi ise MacDonell’lara bağlılığını göstermek için Sabrina ve Morgan’ı evlendirir..Sabrina kocasının çocukluktan beri kendisinden nefret ettiğini sansa da zaman ilerledikçe aralarındaki aşkın çocukluktan beri devam ettiğini anlar..

Baskı: Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü (Bevelstoke, #1)

Çok güzel bir kitaptı.Julia yine kalemini konuşturmuş.Okurken keyif aldım ama biraz daha entrikacı bir kurgusu olsaydı demekten de kendimi alamıyorum.

Baskı: Akşam Yıldızı (McBride Family #1)

Çok güzel bir kitaptı.Simon'ın onca yasadiklarina rağmen kalbine tekrar birini alabilmesi dahası bütün herşeye inat ayakta kalması ve Anne'in ona yeniden el uzatması çok etkileyiciydi.

ÖncekiSayfa 1 / 4Sonraki