
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Bronz Atlı (Tatiana and Alexander, #1)
BRONZ ATLI Offff! Bu okuduğum en mükemmel –ki bu kelime bile yetmiyor- kitaptı.Bu kitaba yorum yazacak kelime bulamıyorum.Böyle güzel kitapları geç okuduğumda kendimden nefret ediyorum.Tarihi bir savaşın içinde , harika bir kurguyla harmanlanmış mükemmel bir aşk romanı.Yazarın kalemi çok güzeldi.Duyguları öyle güzel hissettiriyor ki okurken sanki o anı yaşadım.Savaş konulu kitapların beni pek sarmadığını düşününce bu kitap da nasıl bir dil kullanılmışsa okurken kitabı elimden bırakamadım.Her kelimesi , her cümlesi damarlarımdan kanımı çekti resmen.O savaşın arasında böyle bir masumiyet, böyle güzel bir aşk olduğuna inanmak çok zor. Kitabın hem dramatik hem de aşk dolu bir yönü vardı.Başlarında Aleksandr ve Tatyana’nın bir türlü birleşmeyen kaderleri beni çok germesine rağmen , o her başları sıkıştığında sırf Tatya’nın mutluluğu için koca bir aileyi sahiplenen Üsteğmen Aleksandr Belov’un karakteri beni çok etkiledi.Kitapta en sevdiğim şey , sadece kuru kuru bir aşk çevresinde dönmeyip savaşın ve onun getirdiği acıların gerçekliklerini iliklerinizde hissedebileceğiniz kadar harika bir kurgusu olmasıdır.Savaşta koca bir ailenin tek tek nasıl yıkıldığını , insanların açlık savaşını , ölümleri ve yaşamları öyle güzel işlenmiş ki okurken tek bir an bile sıkılma hissedemiyorsunuz.Kesinlikle okunmalı , sonradan okuduğunuz da geç kaldığınızın için kendinizi paralayacağınız bir kitap… Aile , aşk , bağlılık , güven üzerine kurulu mükemmel bir kurgu… Metanov Ailesi Rusya’nın Leningrad kıyılarında yaşamaktadırlar ve 1941 Yılının Haziran Ayın’da Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne karşı açtığı bir savaşta , kendilerini savaşın tam ortasında buluverirler.Savaşın başladığı sıralarda ailenin en küçük kızı Tatyana Metanov ise kendini bir Üsteğmen ile karşı karşıya bulur.Aralarında kimsenin anlam veremediği kadar büyük bir bağ oluşur ve hem Tatya hem de Aleksandr için her şey savaşın ortasında masum aşklarını güçlü tutmaktan ibaret olur. Bu öyle güzel bir çaba ki , Aleksandr’ın Tatya’dan her uzak durmaya çalışmasıyla ben öldüm.Tatyana’nın ailesinin savaşın etkisiyle yok olması , Aleksandr’ın onu korumak için çırpınışları , ölüm ve yaşam arasında bir süreç..Aleksandr’ın Tatyana’yı savaştan ziyade kendinden korumak için kendiyle verdiği iç savaşını okurken içim paramparça oldu.Aynı anda hem onun için ölmeyi göze alıp hem de onu korumak adına kendini öldürdü.Tatya’nın Aleksandr’ı bile şaşırtan o yüce gönüllülüğü ile ailesini sonuna kadar savunması ve o kara kışta , savaşın ortasında kendinden başka herkes için verdiği savaş..Ölümler…Hastalıklar… Aleksandr Belov –Anthony Alexander Barrigton- aslında bir Amerikalı’dır ama ailesinin Kominizimden kaçma çabaları sırasında ülkelerini terk edip Rusya’ya yerleşmeleri ve orada tutuklanmalarıyla Alexsander kendini bir Rus vatandaşının kimliğiyle ‘’Aleksandr Belov’’ olarak buluverir.Başta tek amacı ülkesine, Amerika’ya geri dönebilmek iken bu yolda birçok şeyi göze alır.Ve Sovyetler Birliği’nde orduya katılarak Üsteğmen olur.Amacı Amerika’ya geçene kadar , güven kazanmak ve doğru zamanı bulmak iken , planlarında hiç beklemediği davetsiz bir misafir olur.Tatyana ! Aleksandr , Tatyana ile tanıştıktan sonra ülkesine dönmekten daha çok Tatya’nın aşkını ister.Tatyana ise ailesi ile Leningrad’da yaşayan ailenin ikiz çocuklarından biridir.İkiz kardeşi Pasha ve ablaları Dasha ile iki odalı bir dairede 6 kişi yaşamaktadırlar.Savaşın başladığı sabah hayatı tamamen değişir.Aynı gün içinde hem aşkı hem korkuyu hem de kaybetmeyi öğrenir. Ama bu iki genç de asıl kalplerindeki savaşı kazanmak için herkesle savaşırlar…
Baskı: Günahkar Doğan (Chatham Cadısı Günlükleri, #1)
Chatham Cadıları Günükleri # 1 GÜNAHKÂR DOĞAN ‘’Bir lütuf ile kutsanmış… Bir sır ile lanetlenmiş.’’ Bu kitapta benim en çok ilgimi çeken bu cümle olmuştu önce onu açıklayayım ; Cate ve kardeşlerinin cadı olması bir lütuf ama cadıların en ileri seviyedeki güçlere sahip –özellikle Cate- olmaları ise bir lanet… Kitap başlarda biraz sıkıcıydı.Hatta bir ara acaba benden mi kaynaklanıyor diye düşünmeye başladığım kısımlar oldu.Yazar gereksiz çok fazla detaya girmiş.İlk kitap olduğu için böyle yaptığını düşünüyorum.Detayları biraz daha azaltsaydı ve konuya odaklansaydı daha güzel olurdu.Sonlarına kadar bir merak sardı diyemeyeceğim ama Cate’in laneti öğrenmesinden sonra gerçekten büyük bir ilgiyle okudum.İki gün elimde dolandırdığım kitap bir anda su gibi aktı gitti , bir de baktım ki bitmiş.Konu olarak güzel bir kurguya sahip ama sonlarına kadar konunun özünü çözemiyorsunuz.Ve sonuna kesinlikle ayar oluyorsunuz! Yazar atraksiyon yaratmak mı istemiş ne yapmış anlamadım, öyle bir yerde bıraktı ki kitabı şuan 2. Kitap çıksa hiç düşünmem alırım.Güzel kitaptı özellikle sonuna bayıldım ama bu yazarların son anlayışı beni deli ediyor.Bekle dur şimdi. Kitap eski Salem Geleneklerinin devam ettiği bir zamanda geçiyor. Chatham Kasabasında cadılık suç ve cadı olduğu düşünülen kişiler rahipler tarafından sorgusuz sualsiz tutuklanıyorlar.Ama bu kitaptaki tek fark yazarın kurgusu.Chatham’da Rahibeler ve Rahipler arasında kalan cadılar kendilerini korumak adına sırlarını ellerinden geldiğince gizliyorlar.Chaill Kardeşler (Cate , Maura , Tess ) anneleri öldükten sonra kendilerini evlerinden dışarı çıkmadan gözlerden uzak tutmaya çalışmışlardır.Çünkü 3’ü de acemi birer cadıdır.Rahipler ise kasabadaki genç bayanları tek tek yakalayıp cadılıkla suçlamaktadırlar…Neyse Cate’in annesi ölürken kardeşlerini Cate’e emanet eder.Oda otoriter bir şekilde büyüyü yasaklamaya çalışır.Göze batmalarını ve tutuklanmalarını istemediği için kardeşlerine büyü konusunda yasaklar koyar.Ama birgün annesinin günlüğünde hem kendisi hem de kardeşlerinin kaderini açıklayan bir laneti keşfeder.Lanet ; aynı yüzyılda görülen 3 cadı kardeş olması dahası aralarından birinin özel bulunan bir büyü yapmasını anlatır...Cate inanmak istemese de aralınlan kardeşlerin kendileri olduğu riskini alamaz… 6 Hafta içerisinde ise bir karar vermeli ve 17 yaşı dolunca ya nişanını ya da rahibelere katıldığını açıklamalıdır.Ama Cate’in önceliği kardeşlerinin güvenliğini sağlamakken bir anda kalbini çalan biriyle tanışır.
Baskı: Gönül Hırsızı (The Stanton Family #2)
Bu kitabın hakkı 2 ! Bir puan başı için bir puanda sonu için.Ehhh , geriye kalan sayfalarda hiç bir olay olmadığını düşünürsek , kitap boşa yazılmış... Kitapdaki konttan resmen tiksindim , ne itici bir karakter o yahu.Kız desen resmen leyla.Koca kitapta 300'e kadar , ''Benimle evleneceksin!' , ''Evlenmeyeceğim!'' dışında hiç birşey olmadı.Kitabı okumayı düşünenler ; başını sonunu okuduğunuzda kitabı çözersiniz
Baskı: Vahşi Güzel
Berbat! Hiç beğenmedim , iki sene burun buruna yaşa didiş dur.İki sene içerisinde eşin ölünce bir öpücükle aradığın kadının eşinin kardeşi olduğunu anla...Ayrıca kitap derleme gibi hissettirdi.
Baskı: The Golden Lily
Bu kadının son anlayışına ayar oluyorum! Yeter ama yahu , nedir bu zart zurt kitabı parçalama isteği oluşturuyor.Adrian'a yaşattığı aşk durumları yüzünden bu yazarı kara listeme alacağım..
Baskı: Meleklerin Kanı (Lonca Avcısı, #1)
Meleklerin Kanı Geçen hafta bitirdim bu kitabı , gerçekten güzel bir konusu vardı.Artemis Yayınları serinin devamında çok ara vermezse bayağı ilgi görecekler gibi hissediyorum.Ama takıldığım bir nokta varki Allah hak getire! Çevirisine öldüm. İçerisinde ‘’ KANKA ve CANİKOM ‘’ kelimeleri geçen bir kitapla da karşılaştım sonunda.Belki kelimeler uygun yerlerde kullanıla o kadar gözüme batmazlardı ama ‘’Senin … yatak kankan olmak istemiyorum.’’ Cümlesi anlamsızdan bile öte! Neyse kitaba gelirsek ; kitap oldukça etkileyici bir konuya sahipti.Baş Melekler tarafından vampire dönüştürülen insanlar dönüşümden kısa bir süre sonra efendilerinin buyruğuna karşı gelip , asileşiyor ve kaçıyorlar.Şehirde ise bunların izini sürmek Elena Deveraux adındaki avcı kızımıza düşüyor.Elena bir Lonca Avıcısı’dır ve Lonca üssüne bağlı çalışmaktadır.Avcı denilmesine kanmayın.Elena’nın işinin açılımı Baş Meleklerden kaçan vampiri yakalamak , sonrada onu efendisine teslim etmektir , vampire herhangi bir şekilde zarar vermez.-En azından kendini korumak zorunda kalmadığı sürece..- Yazarın kurgusunda yarattığı New York’da işler oldukça ilerlemiş durumda.Öyle ki insanlar vampirlerin ve meleklerin varlığından haberdarlar.Özellikle de melekler insanlar için tapılası durumdalar.Elena , Lonca’daki en iyi iz sürücü avcılardan biridir.Asi bir vampir kaçtığından onun kokusunu alabileceği herhangi bir şeyi kokladıktan sonra vampirin nerede olduğunun bir önemi olmaz.En kısa süre içerisinde onu bulur enseler ve efendisi olan Baş Melek’e teslim eder.Eee tabi bu da oldukça yüklü bir kazanç sağlar.Elena’nın Lonca’daki Direktörü –ve en yakın arkadaşı- Sara , bir gün Elena adına New York’un en korkulan Baş Melek’i Rapheal’den bir iş teklifi ve oldukçada yüksek bir ödeme alır.Elena ise bir başmelekle iş yürütmenin bedellerini bildiği için başına gelecekleri az buçuk tahmin eder.Ama ödeme o kadar cazip gelir ki sevgili avcımız asi bir vampiri daha yakalamaya çalışmaktan ne çıkar diye düşünür.Tabi bulması gereken bir vampir ise.. Elena işinde oldukça iyi bir Lonca Avcısı olmasının yanı sıra çok sert ve boyun eğmez bir kadın.-Bu kişiliğine ve Rapheal’in sağ kolu vampir Dmitri’ye kafa tutmasına hayran kaldım.-Küçükken yaşadıkları ve ailesinin kendisini reddetmesi yüzünden kimseye taviz vermiyor.Dediğim dedik , vampirmiş , baş melekmiş hiç sallamayan birisi.Rapheal ise işinde iyi olan bu Lonca Avcısı onların sorununu çözecek gibi görününce onunla bir görüşme ayarlar.Elena’dan kayıp bir meleği hatta ‘’baş melek’’i bulmasını ister.İşte işler bu kısımdan sonra sarpa sarar.Elena daha önce hiçbir meleğin izini sürmemiştir.Bir baş meleğin izini sürmekse ona imkansız görünür ama Rapheal , Elena’ya bu işten kaçış olmadığını çok net ifade eder.Birde işi kabul ettikten sonra Rapheal ile uğraşması ve onun baştan çıkarmalarına karşı koymaya çabalaması Elena için oldukça zorlu bir süreç oluşturur… Yalnız Rapheal’e bayıldım.Elena ne kadar dediğim dedikse , Rapheal’de o kadar hırslı.Elena’yı kafaya koyduktan sonra pes etmek gibi bir durumu kabul etmedi , etmiyor.Elena’yı elde edene kadar durmak yok.Ama tabi birde bu sırada Elena’nın onun içindeki insan yanını ortaya çıkarıp onu insanlaştıracağını öğreniyor.. Bu seriye bayıldım.Soluksuz okunan bir kitaptı.Sonunda soru işaretleri ile bitti devamı gelene kadar çatlamazsam iyidir.
Baskı: En Sevdiğim Cadı
En Sevdiğim Cadı / Annette Blair Üzülerek söylüyorum hiç beğenmedim! Mutfak Cadısı’ndan sonra kitap resmen elimde süründü.İlk kitapta yazar aşka değinirken bu kitapta tamamen kuru kuru bir cinsellik anlatmış ki o da beni çok sıktı.Jason ve Kira arasındaki aşkı hiç hissedemedim.Ben bu durumu ilk kitabın birazda dramatik olmasına bağlıyorum.İlk kitaptaki konu gereği aşk daha ağır basıyordu ama bu kitapta maalesef sonuna kadar hiç tat alamadım.O kadar ki bir bölümünde Kira , Melody ve Logan’dan yardım isteyerek onları kitaba dahil edene kadar diyaloglar bile bomboş geçti.Daha iyi ve can alan bir kitap beklemiştim fakat sonuna kadar beklentilerimin kat kat altında bir kitap okudum.Yazar olayın odak noktalarını sonuna saklamış , sonunda kitabı okurken çok etkilendim.Kira’ya da Jason’a da çok üzüldüm yeri geldi Jason’a (ve yazara Jason gibi bir karakter yazdığı için) saydırdım durdum.Okunamaz bir kitap değil ama Mutfak Cadısı kesinlikle mükemmel ötesi onun üzerine pek etki etmiyor.Okurken ara verilmesi gereken bir seri…. Ülkenin ‘’En iyi öpüşen’’ Hokey Yıldızı Jason , bir maçı sırasında kaza geçirmiş ve 6 ay kadar sahalardan uzak kalmıştır.Bu sırada büyükannesi Jason’dan kendisi için çalışmasını ister ve onu en iyi elemanı Kira’nın müdürü yapar…Kira , nişanlısı tarafından düğün zamanı aldatılmış ve nişanlısını terk ederek kendisini işine vermiştir.Yaşadığı kalp kırıklığından sonra erkeklere tövbe eden Kira , Jason ile çalışmaya başladığında her şey birden değişiverir.Jason ve Kira birbirlerine her ne kadar ‘’bağlanmak yok’’ deselerde aralarındaki çekime karşı koyamazlar.
Baskı: Seninim (The Brand Clan Serisi, #1)
Seninim / Maureen Smith Öncelikle kitabı çok beğendim , farklı bir konusu olmasının yanı sıra yazarında anlatımı bir hayli kuvvetliydi.Beni etkileyen en önemli unsurlardan biriyse içinde JAPON KÜLTÜRÜ’ne değinilmesi , tam bir Japonya delisi olan ben için kitap bulunmaz bir nimet oldu.Okurken küçük bir yerde Lena’nın Japonca ‘’Doomo Arigatou Gozaimasu’’ demesi ve Japon yemeklerinden bahsedilmesi çok hoşuma gitti.Öyle ki en çok duyduğum Japon yemeklerinden biri olan Negi Ramen’i bile ‘’Acaba yazar ona da değinmiş mi?’’ diyerek bekledim.Okurken hiç sıkılmamış olmamın yanı sıra büyük keyif aldığımı da belirtmem gerekir.Farklı , çok çekici bir konusu vardı ama tek yadırgadığım nokta yazarın cinselliğe konudan fazla odaklanması oldu.Gerçi yazarın dili o kadar akıcı ki bu yadırgadığım sahneleri bile okurken su gibi aktı kitap.Bu kısımlarda çevirmeni de takdir etmem gerek , işinin ehli birisi olduğu ortada.Ephesus Yayınları’nda son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitap olduğunun altını özellikle çizerim.Yayınevinin birbirinden güzel kitapları olmasına rağmen ‘’Seninim’’ kitabı bende bambaşka bir yer edindi.Kitabın başından sonuna kadar soluksuz okudum.Sayfalar birbiri ardına kendi kendine sıralandı desem yeridir.Roderick gerçekten eşsiz bir karakterdi.Bazı kısımlarda beni deli etse de kitabı soluksuz okumamın en baş sebeplerinden birisi erkek kahramanımızdır.Lena’nın yaşadıklarına da çok üzüldüm.Çalıştığı işe göre insanlar tarafından yanlış değerlendirilse de oldukça asil bir kızdı , ve Roderick’de bunu görebildiği için onu sevdi.Kısacası ben kitaba bayıldım , gerçekten bende özel bir yer edinen kitaplardan biri oldu.Hele o sonu sırf sonuç için bile bu kitabı okumalısınız diyorum. Lena Morrison , yardım kurumlarına para bağışı içi fon ayarlayan bir şirkette yazar olarak çalışmaktadır.Büyük babası ve kız kardeşinden başka kimsesi olmayan Lena’nın büyük babası bir kaza geçirdiğinde ona daha iyi bakılabilmesi için büyük babasını bir bakımevine yatırır.Ama bakımevi oldukça lüks , lüks olmasıyla beraber de pahalıdır ve Lena bu gideri karşılayabilmek için ek iş olarak geceleri eskortluk yapar.Kendi standartları olan Lena işine bir sınır çizmiştir ve çıktığı adamlara sadece eşlik etmekten öteye geçmez.Bunu kendine prensip edinen Lena’nın tüm sınırları bir gecede yıkılıverir…Roderic Brand , yatında verdiği bir kokteylde kendisine eşlik etmesi için Lena’yı kiralar.Lena ile ilk karşılaştığı andan itibaren Lena’nın zekasından ve kişliğinden etkilenir ve Lena ile tekrar görüşmek ister.Ama bir sorun vardır , Lena Roderick’den uzak durmaya , Roderick ise Lena’yı elde etmeye kararlıdır ve Lena’ya karşı koyamayacağı bir teklif sunar.Şirketlerindeki fona oldukça yüklü bir miktarda bağışta bulunması karşılığında Lena’dan kendisine eşlik etmesini ister.Lena sınırlarını yıkıp bu teklifi kabul edebilir yada Roderick’i bir daha hiç görmeme kararını sürdürebilir….
Baskı: Arzuların Esiri (Immortals After Dark, #2)
KİTAP BUDUR! Vow! :)
Baskı: Kalpsiz
Kalpsiz / Anne STUART Bu seneye –benim için- damgasını vuran bir kitap daha! Ne kitaptı ya? Birkaç aydır bir solukta bitirdiğim bir kitap olmamıştı , ta ki Kalpsiz’i okuyana kadar.Kitabı büyük bir keyifle okudum , kesine kes okunması gereken kitaplardan olduğunu söylemeliyim.Beni bu kitapta etkileyen en önemli unsur kitabın özgün konusu , diğer historical kitaplara göre bu kitabın hepsinden daha farklı bir tadı vardı.Ne yalan söyleyebilirim başlarda fazla bir beklentim olmadan başlamıştım ama kitap daha ilk bölümden kendini kanıtladı ve ben kitabı alıp 1 ay evde boş boş tuttuğum için kendime hayıflanıp durdum.Öyle diğer historical kitaplardaki gibi ne aşırı ahlak düşkünü nede aşırı ahlaksız karakterler vardı bu kitapta , yazar öyle bir karakter yaratmış ki gerek Elinor gerekse Francis(Rohan) diğer kitaplardaki karakterlere benzemiyorlardı.Kurgunun dramatik yanının ağır bastığını da belirtmem gerekir ve bence o kısımlarda okuyucu kendinden geçiyor.Bizzat ben Elinor’un yaşamak zorunda kaldıklarını okurken kitabı duvara fırlatacak kadar sinir krizi geçirdim.Kitabın çevirisine gelirsem çok beğendiğimi belirtmeliyim , öyle güzel bir çeviri sunulmuş ki kitap okurken su gibi aktı gitti.Ama küçük bir noktaya takıldım sonu beni tatmin etmedi , sanki bir şey eksik gibiydim.Adını koyamadığım bir noktayı bırakmış yazar , yada diğer kitaplara kıyasla farklı olduğu için bana böyle hissettirdi hala karar verebilmiş değilim. Cennet Konağı , ‘’Ne istersen yap.’’ Sloganı altında her türlü ahlaksızlık ve günahın işlendiği bir yerdir.Bu yerin yönetimi Cehennem Kralı olarak nam salan Vikont Francis Rohan’a aittir.Rohan , 17 yaşlarındayken Culloden Savaşında ailesini kaybetmiştir ve İngiltere’de kendisi için idam kararı çıkmıştır.İngiltere’den sürgün edilerek Fransa’ya gelen Rohan , zenginliğin ve sefahatin içersinde ahlaksızlıklarla dolu bir hayat sürmektedir.Ta ki masum bir güzel Cennet Konağı’na ayak basana kadar..Elinor Harriman , annesi ve kız kardeşi ile zorlu bir hayat geçirmektedir.Annesi kumar düşkünü bir İspanyol Hastası’dır ve hastalığının son safalarına yaklaşmıştır , ellerindeki bir miktar para ile kıt kanat geçinen Elinor ve ailesi annesinin kumar zaafı yüzünden ellerindeki her şeyi kaybetmişlerdir.Ama annesi hasta olmasına rağmen durmak bilmez ve ellerindeki son parayı da alarak soluğu Cennet Konağı’nda alır , fakat Elinor annesini durdurmaya karar verir ve annesinin peşinden her türlü günahın işlendiği Cennet Konağı’na gider.Cennet Konağı’na girmek bir meseledir ama çıkmak daha büyük bir mesele ve Elinor , kendisini bir anda Cehennem Kralı ile karşı karşıya bulur.Peki bu şeytan söylendiği kadar kötü müdür?
Baskı: İki Ateş Arasında (İskoç Muhafız Alayı, #1)
Güzel bir kitaptı evet kabul ediyorum , ama benim için Monica'nın kaleminde bir hayal kırıklığı oldu.Asi'den sonra seriye giriş için çok durgun bir konu seçilmiş diye düşünüyorum. :/
Baskı: Tatlı Tuzak
Tatlı Tuzak / Rita HUNTER (17.08.12) Tatlı Tuzak’ı bitirdim.Evet , bitti ve beni de kendimden geçirecek kadar etkisi altına aldı.Bu kitapla ilgili uzunca bir yorum yapmak istiyorum.Çünkü anlatacaklarım duygularımı ifade etmeye yetmez.. Öncelikle bu kitapla ilgili yorumlarda kitabın Judith McNaught kitaplarına-özellikle Seni Beklerken- benzediğine dair yorumlar gördüm.Judith McNauhgt’ın tüm kitaplarını okumuş olmama rağmen bu kitabın nesi Seni Beklerken’e benziyor-muş- bir türlü çözemedim ki beni de asıl delirten noktalardan birde budur.’’Benzemek’’ kelimesinin anlamını bilmeden gereksiz yorumlar yapıldığını düşünüyorum.Ben bu kitaba ‘’benzemiş’’ demektense ‘’esinlenmiş’’ demeyi tercih ederim.-Hoş onu da görmedim ama maksat benzetenlerin nesini benzettiğini çözmek :D – Şimdi bu kısımda da ortaya şöyle bir soru çıkıyor , o kadar historical kitap okuyoruz , hepsi mi özgün ? Çoğunun birbirinden esinlendiğini hepimiz görüyoruz.Benzemek nedir biliyor musunuz ? Birkaç ay önce okuduğum MELEZ kitabının Vampir Akademisi serisinin ilk kitabıyla birebir olmasıdır.Kitapları okuyan bilir Melez’in ilk bölümleri neredeyse bir sonraki sahneyi tahmin edecek kadar aynıydı.İşte bu kitap benziyordu! Evet , belki sadece başlarında ama kesinlikle benziyordu.Şimdi Tatlı Tuzak ve Seni Beklerken’de benzeyen ne vardı , ben 2 sahne dışında hiçbir şey görmedim.Kitap kendi özgün hikayesini gayet güzel aktarmış.Hatta o iki sahnede bence benzemiyor.Esinlenilmiş! Beni sinir eden öyle saçma yorumlar var ki sanki kitabı kopya etmiş yazar!! Hayır , yurtdışında birçok historical kitap birbirine benziyor zaten , onlara yapılan yorumlar sadece benziyor ama Tatlı Tuzak kopya ediliyor.Bence bunun tek sebebi yazarın Türk olması ve dahası başarılı bir kalemi olması.Kim ne derse desin ben bu kitabı çok beğendim , hak ettiği yerlere geldiği de yayınevi logosundan belli… Kitaba gelince ; okuduğum en güzel aşk romanlarından biriydi.Rita Hunter’ın kalemine her kitabında daha çok şaşırıyorum.Tatlı Tuzak gerçekten beni çok etkiledi özellikle bir sahnesinde gerçekten çok gururlandım , böyle güzel bir kalemin sahibinin Türk bir yazar olması insanın göğsünü kabartıyor…Uzun zaman sonra okurken kitabımı sağa sola fırlatmama sebep olan bir karakterle karşılaşmamıştım –en azından Devlin’den sonra :D- ama Conner’da öyle bir kişilik vardı ki kitap en olur olmaz yerde onun bir hareketiyle kendini sertçe yatağın bir ucuna fırlatılmış buldu.Ya bir karakter bu kadar mı uyuz olabilir ? Uyuzunuda geçtim birde kibirliyiz ki kızı rencide edip durdu.Elisha’ya da sinirlenmedim dersem yalan olur , neden biraz daha dik başı bir karakter değildi ? Biraz daha dişli olsaydı da şu Conner’ın burnunu iyice sürtseydi isterdim.Kitapta en çok Catherine’i sevdim.Ahah! Kadında harika bir çöp çatan olur.Kızı ne yaptı ne etti , Conner’ın gözüne soka soka adamı bildiğinden şaşırttı.Kitap duygusal olmasına rağmen ben bazı sahnelerde çok güldüm ki özellikle Catherine ve Conner arasında geçen diyaloglar komediydi.Bu kitabı her şeyiyle –Conner’ı öldürme dürtüme rağmen- çok beğendim , tekrar okunası kitaplardan biriydi.Yazarın diğer kitabını da en kısa zamanda okumayı planlıyorum.Bu yazar artık kesinlikle benim favorilerimde , Tatlı Tuzak’ı ile beni ağına düşürdü. Kedisinden Conner ve Elisha gibi bir hikaye daha bekliyorum.
Baskı: Beni Aşka İnandır (American Heiresses, #1)
Beni Aşka İnandır / Julianne MacLean(19.08.12) Öncelikle kitabın isminin cuk oturduğunu belirtmek isterim.Erkek karakterimiz James , geçmişinde yaşadıkları yüzünden aşka inanmıyor hatta aşka değil de sevgiye inanmıyor demek daha doğru olur.Tabi bu esnada da romantik hayaller peşinde koşan Sophia ile kendi çıkarları için evleniyor ama hesap etmediği şey Sophia’nın aşka inandığı ve ne pahasına olursa olsun onu da inandıracağı…. Kitabın başlarında –ilk kitap olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum- biraz sıkıldım , rutin bir gidişatı vardı.Ama ilerledikçe açılmaya başladı buda beni çok memnun etti çünkü kitabın çok özgün bir konusu vardı.Jullianne MacLean’ın Amerikalı Varisler diye adlandırdığı serisinin diğer historical kitaplara göre değişik bir tadı olduğunu kabul etmem gerek , işin içine Amerikalılar girince İngiliz gelenekleri biraz sıkıntıya düştü. :) Yazar konuyu başlarda çok rutin götürmesine rağmen sonlarına doğru öyle bir bağlamış ki ‘’Ay! Olamaz ! ‘’ falan diyerek okudum.Ama yazarın karakterlere pek değinmediğini düşünüyorum , James’in geçmişinde yaşadıklarını bile çok kısa bir iki diyalog ile anlatmış ki ister istemez bu durumu yadırgadım , biraz daha detaylı bir anlatımı olmasını isterdim.Bunun dışında kitabı ciddi manada beğendim , oldukça güzel bir konusu vardı ama tabi bunda çevirinin de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum , çevirmen çok düzgün ve akıcı bir çeviri sunmuş.Devam kitabını çok merak ediyorum , Sophia’nın kız kardeşi Clara’nın anlatılacağı kitapta karakterimizin kardeşler arasındaki en sıkı romantiklerden olduğunu düşünürsek çok eğlenceli bir kitap olacağına inanıyorum. :) Kitabın konusuna gelince ; Sophia , Amerikalı zengin bir ailenin üç kızından en büyüğüdür.Ailesi çok zengin olmasına rağmen toplumda belirli bir saygınlıkları yoktur ve buda annesini çok üzer.Bu sıralarda Londra’da Amerikalı Varisler kendilerine unvan sahibi bir koca bulup evlenerek bir saygınlık kazanmaktadırlar.Sophia’nın annesi de kızının böyle bir evlilik yapması için onu Londra’ya sezona katılmaya götürür.Sophia üç kız kardeşin en büyüğüdür ama diğer kardeşleri gibi ne çok romantik biridir ne de çok ağırdır.Fakat tutkunun olmadığı bir evliliğe de sıcak bakmamaktadır.Bu yüzden sezon boyunca tanışacağı adamlardan birine aşık olmadan evlenmemeye kararlıdır…Wentworth Dükü James , ailesinin maddi sıkıntılarına çözüm bulmak için –hiç istemesede- Amerikalı Varisler’den biri ile evlenmeye karar verir.Evliliğini sadece bir iş anlaşması üzerine kurmakta kararlı olan James , Sophia ile her karşılaştığında bu düşüncesinde tutarsızlık yaşamaya başlar.Eğer bir evlilik yapacaksa bu neden hem güzel hem de zengin bir varisle olmasın ki ? James , aşka ve sevgiye inanmasa da ailesini bu zor durumundan kurtarmak için güzel ve zengin varis Sophia’yı gözüne kestirir.Zaten Sophia’da bir unvan aramak için Londra’ya gelmemiş midir ? O zaman James neden aranılan unvan sahibi olmasındı ki ? James , bu iş anlaşmasını sağlamakta kararlıdır ama bilmediği şey Sophia’nın sadece unvan aramadığıdır..
Baskı: Beni Uzaklarda Arama
Mükemellll , yazar kesinlikle favorilerimde :D
Baskı: Seviyor Sevmiyor
Seviyor Sevmiyor / Heidi BETTS (29.07.12) Kördüğüm’ün 2. Kitabı olan Seviyor Sevmiyor’u dün bitirdim.İlk kitaptan da az çok tanıdığımız Jenna ve Gage’in bu kitapta ne kadar büyük bir aşkları olduğunu anlatmış yazar.Kitap ilk kitaba göre daha duygusal kalmış , yazar bu kitabında acı aşkı işlemiş.Çiftimiz Gage ve Jenna’nın birbirlerini ne kadar sevdikleri bu kitapta çok güzel anlatılıyor.Kitabı okurken çok keyif aldığımı belirtmeliyim , ilk kitap kadar komik olmasa da Jenna’nın çocuk sahibi –özelliklede eski kocasından- olabilmek için kızlarla beraber Gage’i tuzağa düşürmeleri gerçekten okurken beni gülmekten öldürdü.Jenna kızların arasında en sakin duranı ama iş istediğini elde etmeye gelince ne hallere düştüğünü çok güzel gördüm.Gage’in de bu yapılanlara karşı tepkisi çok eğlenceliydi.Özelikle Jenna’ya ‘’beni kullandın’’ diye çıkıştığı yerlerde gülmemek elde değil.Yazarın kalemini biraz ağır bulsam da çok eğlenceli bir seriye imza attığını belirtmeden geçemeyeceğim , ilk kitaptaki çiftimiz Dylan ve Ronnie bu kitapta resmen sırılsıklam aşık modundalardı onlara da ayrı güldüm ama en çok merak ettiğim 3. kitap ki okuyan herkesinde çok merak edeceğine eminim , yazar Grace ve Zack’in mutlu beraberliğini biraz çalkantıya düşürüyor.Ve Grace’in yapısı gereği 3. kitap yarın çıksa hiç düşünmeden alıp okuyacağımı belirtmek istiyorum.Kitabı okurken çok eğlendim , herkese tavsiye ederim ve umarım en kısa zamanda 3. Kitabınıda görürüz.Zira 3. kitabı o kadar merak ettim ki orijinalini bulsam hemen okurum. ----------------------------------------------------------------------------------- Jenna Langan , severek evlendiği eşi Gage ile hiç istemediği halde boşanmak zorunda kalmıştır.Gage’e olan aşkı o kadar büyüktür ki ondan sonra hiç kimseyle birlikte olmamış ve ciddi bir ilişki kurmamıştır ama Jenna bir aile istemektedir.Bir aile ve bir çocuk.Ama bir sorun vardır , Jenna kocasından başka kimseden çocuk sahibi olmak istemez…Teyzesi Charlotte , Dylan ve Ronnie’de işe yaradığına inandığı çıkrığını yine kullanır ve bu defa sevgili yeğeni Jenna için mor bir yumak eğer.Kendisi şehir dışındayken de sevgili yeğenine evine göz kulak olmasını rica eder.Jenna teyzesinin verdiği iple kendine bir fular örmeye başlar.Çiftlik evinde kız kıza küçük bir kaçamak yaparlarken Jenna’nın sorununa bir çözüm bulurlar ve Gage’i kandırıp eve davet ederler.Jenna eski kocasıyla geçireceği bir geceden sonra onu hayatından çıkaracağını ve istediğini elde ettiğini düşünmüştür ama Gage’in planları bambaşkadır , Jenna’nın hamile olup olmadığını öğrenene kadar eski karısının gölgesi olmayı kafasına koyar.Tabi bu arada çiftimiz zorunlu ayrılıklarının neler alıp götürdüğünü görmeye ve Jenna’nın fularını tamamlamaya başlarlar.
Baskı: Ölüme Beş Kala Aşk
Çok değşik çok ilginç bir kitaptı.Tek sıkıntı bence yazar konuyu az daha detaylı işleseymiş , çok daha zevk alınabilecek bir kitap olurmuş.
Baskı: Hırçın Aşk (Malory-Anderson Family #2)
Tony! Her yerde farkını belli eder =) Çok eğlenceli bir kitaptı , James'de fazladan yer verilmesi kitabı mükemmelleştirmiş :)
Baskı: Okyanus (Veroponen Hikayeleri #1)
Okyanus / Erin Lurus (07.07.12) Kitabı cumartesi akşam bitirdim ama ancak yorum yapacak zamanım oldu.Gelelim kitaba , başlarda konuya çok hızlı bir girişi olduğunu düşündüm ama kitap ilerledikçe gayet oturaklı bir anlatım ortaya çıktı.Kitabın bazı bölümlerini çok ağır buldum yavaş ilerledi ama bazı yerlerinde de beni çok şaşırttı.Kitaba Saadet Öz ile eş zamanlı başladık.Arkadaşım pek beğenmedim.Ama benim için ilerledikçe ilginçleşen bir kitap oldu , dahası sonlarında doğru öyle bir açıldı ki gerçekten ikinci kitabını çok merak ettim.Fakat , biraz dilini yadırgadım yazarın yada alışık olmadığımdan ötürü öyle geldi.Genel olarak kitap güzeldi , özellikle yazarın karakterlerine ve karakterlerden Kasel'e bayıldım.Kendi adıma değişik buldum denemeye değer...
Baskı: Pamuk Şeker
Pamuk Şeker / Sinem AKÇA (05.07.12) Kısacık Çik-Lit tadında bir kitaptı ve ben dün gece çerezlik niyetine okudum kitabı.Bir saatte bitti –ki tek muzdarip olduğum durum bu- ama bende gülmekten bittim.Kitabın sonuna geldiğimde kendimi ‘’Bu kitabın yarısını bana göndermeyi unutmuşlar, ’’ derken buldum.Öyle bir yerde kesilir ama ya , o kadar kaptırmıştım ki kendimi nasıl bitti anlayamadım.Sayın Sinem Akça’daki bu mizah anlayışı bende olsaydı , insanların elimden çekeceği olurdu.Kitabın bu kadar kısa olması dışında olumsuz bir tek yorum yapamam keşke yazarımız bölümleri o kadar kısa tutmasaydı.Tam adapte oluyorum hooop bölüm bitiveriyor.Ama cidden çok güzel bir kitaptı , ve ben kitabı bitirdikten sonra kendime çok kızdım.Birçok saçma kitaba düşünmeden para veriyorum , bazı kitapları da alıp okumakta hep geç kalıyorum.Bu kitabı çok beğendim , umarım – ben çatlamadan inşallah- en kısa zamanda devamını okurum. Kitapta Yasemin adındaki karakterimiz 30 yaşlarında genç güzel ve kariyer sahibi bir kadın olmasına rağmen çalkantılı bir hayatı var.Özelikle de ilişkiler konusunda çok şanssız garibim.Karşısına çıkan adamlar ya evli oluyor yada boşanmak üzere..Tabi tek derdi bu da değil , birde çok sevgili arkadaşları var ki -terzi kendi söküğünü dikemezken- Yasemin’den medet umuyorlar.Yasemin ise artık hayata bir rest çekmeye karar verip Metin’i kapı dışarı ederken bu defa da Erhan’ı buluyor.Buluyor bulmasına da yine bir değişiklik yok…
Baskı: Gönlünü Kimseye Kaptırma (Liar's Club #1)
Gönlünü Kimseye Kaptırma / Celeste Bradley(03.07.12) Ah! Bu kitaba dolu dolu bir yorum yapmak istiyorum.Ama anlatılmaz okunur cinsinden bir kitap olduğu için fazla bir şey söylemek istemiyorum.Bu seneki favori 2. Hist. Kitabım oldu.Okurken çok eğlendim , her satır her cümle beni kahkahalara boğdu.Yazarın mizacı çok eğlenceliydi.Karakterlerini öyle güzel yaratmış ki kitabın konusunu kurguymuş gibi hissetmenizi imkansız kılıyor.Bir solukta bitebilecek bir kitap ama ben okurken gülmekten sürekli kitaptan koptum –tabi bununda ayrı bir tadı vardı- ama çok keyif alarak okudum.Simon’a bayıldım.Çok matrak bir karakterdi.Gerçi kitaptaki her karakter kendi adına çok eğlenceli bir kişiliğe sahipti.Ama Simon’un o vurdum duymaz halleri beni gülmekten kırdı geçirdi.Ama Agatha’yı da atlamamak lazım.Ayakta kırk yalan söyleyebilen ve söylediği yalanlara kendisi bile inan bir karakterdi! Simon’la çekişmelerine bayıldım.Adamı kılıktan kılığa sokması da cabasıydı.Ama en çok hayran kaldığım yönü Simon için bir an kocam derken bir an kocamın kardeşi diyebilecek kadar ince zekası oldu.Agatha’daki zekayla Simon’da başa çıkamayınca önünde saygıyla eğilir oldu.Ben çok eğlendim bu kitapta şiddetle de tavsiye ederim.
Baskı: Melekler Zamanı
Melekler Zamanı / Fatma ERDEK (27.06.12) İlk olarak bu kitap için şunu söylemek istiyorum , daha anlamlı bir isim seçilemezdi.Çok nadir böyle ismini konun içinde yaşadığım kitaplara denk gelirim ve bu kitap gerçekten ismini yaşatmaktan bile öte bir şeydi.Kitabın her satırında , her cümlesinde kitap adını bağıra bağıra açıklıyordu.Her insanın kendince kurduğu bir kurtarıcısı bir prensi ,perisi , meleği vardır.İşte bu kitapta da o melekler Barlas’ı kurtarmaya geliyordu.Barlas! Ahh , bu nasıl bir karakterdi.Yazar nasıl bir kaleme sahipmiş okudukça kendimden geçtim.Kitabı ilk okumaya başladığımda daha birinci sayfanın sonuna gelir gelmez ‘’bu usta bir kalemin çevirisi gibi’’ demekten alamadım kendimi.O ilk satırlar , o betimleme , o ince detaylar öyle güzel bir şekilde aktarılmış ki diyecek söz bulamadım.Yazarın karakterlerine verdiği canlılık beni benden alan ikinci etkenlerden biri oldu.Ben, zaten kitaplara kendimi vererek okuyan bir okuyucu olduğum için bu kitap beni bir nevi öldürdü. Barlas! Yusuf! Ahh, bunların hangisine üzülmem gerek hala karar veremiyorum.Zavallı Yusuf diyorum , diyorum da Barlas ya Barlas o da Yusuf kadar acı çekmemiş mi? Çekmiş , çekti beklide Yusuf’dan bile fazla acı çekti.Yusuf , ağlamayı acısını akıtmayı bildi.Peki ya Barlas? O soğudu bir taş oldu.Acısını kalbine derinlerine gömdüm.Gömdü ki yaşayabilsin.Gömdü ki Barlas olabilsin…Tek bir insan , bir beden ve iki farklı yürek iki farklı kişilik…Nasıl denir , nasıl açıklanır bu durum bilmiyorum.Yusuf’un kimsesizliğinin ona Barlas’ı getirmesi , Barlas’ın yalnızlığı , Yusuf’un ölümü , tam her şey bittiği umutlar tükendiği anda hayalindeki meleklerin ona(onlara) el uzatması…İki melek! Evet ! Barlas, tek bir melek için bile umudu kalmadığı sırada Nesil’e ve Ekin’ine –meleklerine- kavuştu… Ben bu kitapta bir meleğin nasıl canlandığını nasıl şekil aldığını gördüm.Buradaki melekler belki kanatlanmıyordu , uçmuyordu ama bir insanın hayata küsmüş ölümü bekleyen bir insanın ruhuna konuyordu.Öyle ki o ruh , kendi için çabalamaktan vazgeçtiği anda hem melekleri için hem de öldürdüğü benliği için savaşmayı seçiyordu…Nesil’in gencecik yaşına küçücük yüreğine rağmen denemeyi Barlas’ın o koyu kara derinlikler olan gözlerine girmeyi , acısını bulup çıkarmayı seçti.Barlas’a tam tükendiği anda meleğini Ekin’i verdi.Sadece meleğini de değil , o koyu kapkara gözlerin derinlerindeki Yusuf’u verdi.Barlas ise iki meleğin ulaştığı elinden tutup çıkardıkları o Yusuf’u buldu.Kendi oldu , belki hiçbir zaman Yusuf olamadı ama kendi oldu….
Baskı: Tanrıça (Tanrıça, #1)
İlginççççç :)) Devamında neler olacak çok merak ediyorum.
Baskı: Seninle Başım Dertte (Malory-Anderson Family #1)
Harika bir kitaptı kah güldüm kah kızdım ama eğlenerek okudum :)