FatosCetiner
@FatosCetiner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Ev Yapımı Sihirli Değnek

Bir arkadaşımın tavsiyesiyle alıp, ön yargılarımla okumaya başladığım bu kitap beni oldukça şaşırttı. Bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Deneme tarzında yazılmış ve yazar konuları incelikle seçmiş, geçişleri çok iyi bir şekilde kaleme almış. Aslında anlatılan konular bilmediğimiz şeyler değil ama daha çok farkında olmamız gereken şeyler. İnsanın düşünmesine, hatta bir çoğunu hayatına katma isteğine neden oluyor.

Kağıttan Kalpler
10/1029.05.2016

Baskı: Kağıttan Kalpler

Kitabın arka kapak yazısı beni kendine o kadar çekti ki, ben bunu mutlaka okumalıyım diyerek ilk defa bir arkadaşımdan kitap ödünç alıp okudum. Birkaç satır da kendimden o kadar şey buldum ki, tüm kitabın ne kadar şey ifade edeceğini düşünerek sabırsızlıkla okuduğumu dile getirebilirim. İlk başlarda oldukça romantik olan bu kasaba ve insanlarının beni bunaltacağını düşünmüşsem de, kısa sürede bende kendimi onlara kaptırmaktan, o büyülü havanın içimde yarattığı umuda tutunmaktan kendimi alamadım. Abigail kendime çok benzettiğim bir karakter. Her yönüyle... Hayatta elinde olanlar ve hayalleri arasında sıkışmış, acabaları ve keşkeleriyle, ne istediğinden bir o kadar emin gözükebilen ama bir o kadar da cesaretten yoksun... Onu sevdim. Düşünceleri benim düşüncelerime oldukça yakın. Ayrıca yaşadıkları da... Sıkılmadan kendinizi süzgeçten geçirebileceğiniz, ayrıca eğlenerek okuyabileceğiniz bir kitap. Yalnızca çeviri konusunda ufak bir eleştiri yapmak istiyorum. Genelde oldukça iyi gibi gözüküyor. Kolay okunuyor ve hata yok denebilecek kadar az ama Arkadya Yayınlarının üst üste okuduğum birkaç kitabında Türkçe'ye çevrilirken araya şive katıldığını fark ettim. Bu dikkatsizliği bir an önce gidermelerini dilerim. Okurken, ağızda iyi bir tat bırakmayan ilaç gibi hissettiriyor. Kalbime dokunan bir kaç alıntı; Dışlanmış. Hiç bir yere ait olmayan. Bu his çok tanıdık geliyordu. SF/71 Kahverengi gözleri ışıl ışık parlıyordu. Tıpkı hayallerinin gerçekleşmemesini ne demek olduğunu bilmeyen biri gibi. SF/105 Dua etmek istemiyordu. Tanrı tüm bu yaşananları önceden engelleyebilirdi ama engellememişti. Şimdi ona dua etmenin ne anlamı vardı? SF/116 "Tanrım beni asla terk etmeyeceğini söyledin." Ayet aklından geçti. "Ama nedense tatile çıkmış gibisin." SF/144 Tanrı Abigail'in hiç mutlu olmasını istemiyor olabilir miydi? SF/189 "Aşk gerçekten bir peri masalından ibaret. Aklı başında olan herkes, peri masallarına inanmaması gerektiğini bilir." SF/406

Baskı: Kır Zincirlerini (MacLeods of Skye Üçlemesi, #3)

Gerçekten iyiydi. Flora, muhteşem eğlenceli bir karakter. Aynı şekilde Lachlan da aşık olunası. Okurken inanılmaz keyif aldığımı söyleyebilirim. Yine de birkaç eleştiri yapmadan geçemeyeceğim. Yazar kitaplarını hep aynı tarz da yazıyor. Evet, adına her ne kadar seri denilmiş olsa ve bir ailenin etrafında geçse de okurken nelerle karşılaşacağınızı hep biliyorsunuz. Mutlaka dik başlı, inatçı, ne istediğini bilen, karakteri sağlam ama biraz isyankar bir kadın karakter ve dediğim dedik, kendi sözüne itaat edilmesine alışılmış, savaşçı, kadınları ilk başlarda hep kendi çıkarları için kullanan ya da onların söz dinlemek dışında bir his ve duyguları olmadığını zanneden, etrafındaki kadınlar hakkında en doğru ve iyi kararı kendilerinin alabileceğine inanan (yine de mutlaka onlara iyi davranmaya çalışan) ama kadın karakterle karşılaşınca yaşadığı ilk görüşte aşkla zamanla değişen bir erkek karakter. Ve ikisi de mükemmel derecede yakışıklı ya da güzel. Ayrıca mutlaka kitabın bir yerinde bir yanlış anlaşılma oluyor ve karakterler ayrı düşüyor. O yanlış anlaşılma çözülene ve karakterler kavuşana kadar bir çok aptalca olay meydana geliyor. Sanırım bu olmasa da kitapların iyi olduğunu yazara söylemek gerekiyor. Sırf kitabı uzatmak için eklenen bir sahne gibi geliyor bana. Bir de malum konuları sayfalarca anlatıp bu kadar ayrıntılı vermese daha tadında olacağını düşünüyorum. Son olarak bu kadar eleştirdiğim bir kitabı yine de zevkle okuduğumu ve yazarı takip etmeye devam edeceğimi söyleyebilirim.

Hep Seni Aradım
10/1022.05.2016

Baskı: Hep Seni Aradım

Kitap bittiğinde yüzünüzde hoş bir gülümseme bırakıyor ama okurken teğet geçen karşılaşmalardan ötürü biraz gerildiğimi söyleyebilirim. Kitabın sonuna kadar mutlu kavuşmanın bir türlü gerçekleşmemesi biraz can sıkıyor. Onun dışında oldukça hareketli, merak uyandırıcı ve okunması kolay bir kitap. Ayrıca düşündürücü. Bu tarz kitaplar yaşadığım hayat, yaptığım seçimler hakkında düşünmeme neden oluyor. Bu yönden biraz rahatsız edici. Çünkü size elinizde binlerce seçenek olduğunu ve sadece siz istediğiniz için şu an ki hayatınızı yaşadığınızı anlamanızı sağlıyor. Bir şeylerden şikayet etmeyi bırakıp, ipleri elinize alabileceğinizi hatırlatıyor.

Rus Cariye
10/1019.05.2016

Baskı: Rus Cariye

Bu kitap, Rus devriminden sonra ülkesini zor şartlar altında terk etmek zorunda kalan ve toplama kamplarına düşmekten son anda ama kayıp vermeden kurtulmayı başaramayan bir ailenin Çin'e sığınıp kendi başlarına bir hayat kurma süreçlerini, o hayatı sürdürebilmelerini ve bununla birlikte hem Rusya hem Çin hem de İngiltere kültürlerine göz atma fırsatı sunuyor. Kalın kitapları okumayı seviyorum, çünkü bize ince kitaplara nispeten daha detaycı ve derin bir dünyanın kapılarını aralayıp, karakterleri daha çok benimsememize yardımcı oluyor. Kitabı okurken tek bir kitap olduğunu düşünmüştüm, çünkü yazarın Türkçe'ye çevrilmiş başka bir kitabı yoktu. Ancak kitabın sonlarına doğru hikayenin bazı yerlerde yarım kaldığını fark edince araştırıp, Türkçe'ye çevrilmemiş devam kitabı olduğunu öğrendim. Umarım en kısa zamanda bu çeviri yapılır, çünkü bu kitap o kadar iyi ki devamını mutlaka okumak istiyorum. Kitabın yarısına geldiğimde karakterleri bir türlü sevemediğimden dolayı okumakta zorlandığımı fark ettim ama bu tam da o andan sonra biraz farklılık göstermeye başladı. Kitap o kadar ilginçleşti ki elimden bırakmak mümkün dahi olmadı. İlk başlarda karakterler arasında yeterince duygu barınmadığını ya da yazarın bu duyguları tam hissettiremediğini düşünmüştüm ama kitap bitince bu fikrimin de değişmiş olduğunu fark ettim. Her ne kadar ne zaman olduğunun ayrımına varamasam da. Yazar tüm bu kültür, din, yaşantı birikiminin aktarımı sırasında bize iki kültür arasında yaşanması imkansız gibi gözüken iki aşk hikayesi anlattı. Kitap da hiç beklemediğim şekilde şiddet içeren sahneler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Gerçekten rahatsız edici ve başıma geldiğini düşünmenin bile acı verici olduğunu söyleyebilirim. Bir ideal peşinde koşan insanların hikayesi. Kitap okumayı gerçekten seven insanlara kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. Birkaç Alıntı; "Şiddet çözüm değildir. Bizim geleceğe ait tek umudumuz, bir insanın başka bir ten rengine sahip olmasının ya da başka bir dili konuşmasının, onu bizim düşmanımız yapmayacağını çocuklarımıza öğretebilmek." SF/91 "Bence bu aşk denen şeyin son derece yıkıcı bir tabiatı var. Bir insana, bir ideale ya da bir ülkeye duyulan aşk; hepsi aynı. Bir anda her şeyi yok edip yakıp yıkabiliyor." SF/324 "Ah, çok şanslısın. Annenle evlendiği zaman, şimdiye kadar hayalini kurduğun her şeye sahip olmanı sağlayacak. Bir ev, güzel giysiler, tatiller ve daha birçok şeye kavuşacaksın." Sonra gülerek arkadaşının kaburgalarını hafifçe dürttü. "Tabii tüm bu kavuşacağın şeylerin içinde yeni bir okul forması da var. Kesinlikle yeni bir formaya ihtiyacın var, Lyd." "Bu saydığın şeylere ihtiyacım yok benim," diye karşılık verdi Lydia. "Güce sahip olan insanlar, senin bunlar olmadan mutlu olamayacağını sağlıyor." SF/420 Birine aşık olmak, insanın kalbini dışarıya açarak her türlü tehlikeye karşı savunmasız bırakıyordu; kötü niyetli kargalar, acımasız gagalarıyla onu parçalamaya geldiklerinde yumuşacık ve çaresiz atan bir kalple karşılaşıyorlardı. Aşk, insanı yumuşak karnını açıkta bırakarak sırtüstü uyuyan bir kedi kadar savunmasız bırakıyordu. SF/680 Şimdi artık, hiç kimsenin tek başına hayatta kalmasının mümkün olmadığını gayet iyi anlamıştı. İnsanın hayatına bir şekilde dahil olan herkes, küçük de olsa bir dalga etkisi bırakıyordu. Kişi o anda fark etmese de, bu dalgaların hepsi birbiriyle bağlantılıydı. SF/760

Baskı: Kargaların Ziyafeti (Buz ve Ateşin Şarkısı, #4, Kısım 1)

Kargaların Ziyafeti, daha önceki kitaplara göre oldukça durgun geçiyor. Özellikle de favori karakterlerden ender bahsedilmesi, kitabın okudukça sayfa sayısının azalmasından ziyade artar gibi olduğunu hissettiriyor. Benim hiç ilgilenmediğim ve sevmediğim karakterlerden fazlasıyla bahsediyor ve onları tanımamız adına uzun uzadıya anlatılıyor. Bu yüzden benim için biraz daha fazla sıkıcı oldu bu kitabı okumak. Bir de uzun bölümler, kitap okumayı zorlaştırıyor. Keşke yazar daha kısa bölümler yazsa dediğim çok yer olmuştur. Yine de bu seriyi seviyorsanız bu kitabı da ilgi ile okuyabileceğinizi söyleyebilirim. Bir diğer gözlemim ise dizi yapımcı ve senaristlerinin de bu kitaptaki durağanlığı fark ederek kitaptaki bazı olayları erken, bazı olayları daha geç vererek dizide bir denge sağlamış olmalarıdır. Birinci ve ikinci sezonda kitapla dizi neredeyse aynı doğrultuda ilerliyordu ancak üçüncü sezon itibariyle sapmalar olmaya başladı. Ayrıca diziye katmadıkları birçok şeyi kitaptan okuyabilmek, sizin bilmediğiniz sırları birinin kulağınıza fısıldaması kadar tatmin edici. Küçük bir alıntı; "Yemin etmeyi, o yemini tutmaktan daha kolay bulan adamlar her zaman var olmuştur." SF240

Deha (Efsane, #2)
10/1007.05.2016

Baskı: Deha (Efsane, #2)

Öncelikle ilk kitap kadar iyi olduğunu, yazarın çizgisini bozmadığını hatta daha da geliştirdiğini söyleyebilirim. Hikaye ilk başlarda biraz yavaş ilerlese de sonlara doğru ilk kitaptaki heyecan ve harekete yeniden kavuşuyor. Bu tarz kitap okumayı sevenler için hikayenin gidişatını tahmin etmek zor değil, ancak yazar yine de bizi şaşırtmayı başarabildi. Kitap yorumlarından bazı arkadaşların kitabın sonuna sinir olduğunu okudum, evet mutlu son sevenler için sinir bozucu ama daha seri bitmedi. Bu yüzden beni umudumu koruyor, hatta üçüncü kitabı bir an önce okuyarak bu bilmeceye son vermek istiyorum. Ben başarılı bir seri olduğunu düşünüyorum, son kitabı okumama rağmen kesinlikle sevdiğim seriler arasında yerini şimdiden aldığını söyleyebilirim.

Otel Francfort
1/1007.05.2016

Baskı: Otel Francfort

Kitabın arka kapak yazısında, "Lizbon, 1940 , Avrupa'daki büyük savaş..." gibi kelimeleri görünce hemen satın aldım. 2. Dünya Savaşı'yla ilgili her şeyi okumak gibi bir alışkanlığım var. Bu kitabın da savaş cephesi içinde geçmediğini ama savaştan kaçan ve kendilerine güvenli bir yurt arama çabasında olan insanların Lizbon'a yerleşmesi veya Lizbon'dan daha güvenli limanlara geçiş süresini anlatacağını düşünmüştüm. Lizbon sokaklarını, insanlarını, yaşama ve yönetim şekillerine dair bilgiler alırken, savaştan kaçan insanların yaşadıkları zorlukları okuyacağımı hayal etmiştim. Ancak bu kitapta bunların hiç biri yok. Belki çok kısa yüzde beşlik bir bölümünde bunları okuyacaksınız. Geri kalan kısmı ise 4 tane insanın garip ve gerçekten tuhaf ilişkileri. Hikaye zayıf kalmış, belki karakterler arasında daha etkileyici ilişkiler kurulabilse daha etkileyici bir kitap olabilecekti ama bu haliyle oldukça bunaltıcı ve kesinlikle okumak için vakit ayırmaya değmiyor. Birkaç alıntı; "Şu günlerde geleceği düşünmekle öylesine meşgulüz ki içinde bulunduğumuz an avuçlarımızdan akıp gidiyor. Geride kala kala anımsama ve öngörme kalıyor. Peki bu durumda geçmişteki öngörüleri anımsamaktan ya da gelecekteki anımsamaları öngörmekten başka ne kalıyor elimizde?" SF/84 "Denilebilir ki, bir bakıma, başarısızlığımızın nedeni alışkanlıklar yaratmamızdır. Walter Pater. Onun Rönesans'ından alıntı yapıyorum. 'Her an, etrafımızdakilerle tutkulu bir halin farkına varmamak, bu soğuk ve güneşli kısa günde akşam olmadan uyumak demektir.' Sanırım devamı böyleydi. Her zaman aynı lokantada yemek yiyip hep aynı yerlerde dolaşmak... Alışkanlıklar edinmenin burjuvaya özgü bir yöntemidir bu. Sonra yeni bir yere gidersin ve özgürleşebileceğini düşünürsün. Bilinmeyenin yeniliğini ve diriliğini hisseder, bu kez gerçekten taze bir şeyler keşfedeceğini söylersin kendine. Ancak bu da çok uzun sürmez." SF/163

Sevgilimin Sevgilisi
6/1028.04.2016

Baskı: Sevgilimin Sevgilisi

Sevgilimin sevgilisi, ismine yakışır şekilde aşk, tutku ve aldatma üzerine. Başından sonuna kadar karşılıksız aşklar, sebepsiz aldatmalar kitabın baş kahramanı. Yazar gerekli yerlerde gerekli merak ve ilgiyi sağlamaya çalışmışsa da çok zorlama olduğu açıkça belli oluyordu. Üstelik kitabın en merak edici kısmını açıklamayıp havada bırakması tam bir hayal kırıklığı oldu. Zaten sıkılarak sonunu getirmeye çalışmıştım, belki sonunda iyi bir şeyle biter diye umuyordum ama umduğum gibi olmadı. Tam bir zaman kaybıydı. Birkaç alıntı: "O kadın deli, gerçekten deli. Köpek almak için ruhsat almak gerekirken nasıl oluyor da her isteyen çocuk sahibi olabiliyor? İzin vermemeleri gerekiyor." "Ona söyleyecek misin?" Aidan yarım bir dönüşle kız kardeşine baktı. "Kime ney söyleyecek miyim?" "Sinead'e, ona aşık olduğunu." Olasılıkları gözden geçirdi: Rol yapmak, gülüp geçiştirmek, yalan söylemek. Ama karşısındaki Jodie idi. İşe yaramazdı. Çaresizlik ve inkar içinde mücadeleye girişti. Bu konuda konuşmak, onu dillendirmek istemiyordu çünkü dillendirene kadar kendini bunun bir yanılsama, kalbinin ona oynadığı bir oyun olduğuna, geçip biteceğine, kendisinin de kimsenin de ciddiye almaması gereken bir şey olduğuna inandırmaya devam edebilirdi. İçinde mühürlü tutabilirdi, kimsenin bilmesi gerekmezdi. Bu sırrı açığa çıkarıp havayla, güneşle, irdelemelerle temas ettirerek kirletmek istemiyordu. Kimsenin bilmesi gerekmesin diye derin be karanlık bir yerde saklı tutmak istiyordu. Ama bu, her ne ise bu, kendi bile fark etmeden kök salmıştı, esnek ve boğucu dallarını benliğinin her köşesine uzatıyordu. SF/205

Baskı: Taksi Yolculuğunda Tanrı'yı Buldum

Kitabı incelemeden satın aldım ve fazla derin bir konu beklemesem de bu kadar da basit, bildiğimiz konulardan bahsedeceğini tahmin edememiştim. Kitabın sayfa sayısı çok olmamasına rağmen yarısından fazlası çizimlere ayrılmış. Gerçi çizimlerin çok manidar ve anlamlı olduğunu, ilgi çektiğini inkar edemem ama bu kitabı da onların bir üst çıtaya çıkardığını da söyleyebilirim. Onlar olmasa daha da basit bir kitap olacaktı. Ayrıca ismi gibi trafiğin yoğun olduğu bir taksi yolculuğunda rahatlıkla okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Daha önce hiç okumadığım, bilmediğim bir şeyler yakalamak istemiştim bu kitaptan ama öyle bir şey bulamadım. Özellikle kitap için verdiğimiz tutarı göz önüne alırsak. Alıntı yaptığım kısım dışında özellikle değer verdiğim bir kısım yok maalesef. Yine de alıntı yapılan kısım da kitabı okunmaya değer kılıyor ama satın almaya değer mi diye soruyorsanız. Değmez. Bir arkadaşınızdan ödünç alıp okunacak bir kitap sadece. Yazarla aynı fikirde olduğum bazı fikirle ilgili birkaç alıntı: Küçük bir çocuk babasına bir Tanrı'nın varlığını kanıtlayıp kanıtlayamayacağını sordu. "Kanıtlayamam," dedi baba. "Bu, tıpkı rüzgar gibidir. Onu hissedersin fakat göremezsin." Güneş Tanrı tarafından yaratılmıştır. Din, insanoğlu tarafından, karanlıkta görebilmesine yardımcı olması için icat edilmiş bir lambadır. Darwin, "Tanrı diye bir şey yoktur," demiştir. "Yalnızca bilim ve evrim vardır." Bu ifade çoğumuz için aşırı katıdır. Hepimiz bir ruh eşine ihtiyaç duyarız ve onu bulmak için yukarıya bakarız. Çoğumuz inanacak spiritüel bir şeye ihtiyaç duyar. İnsanoğlu yalnızca ekmekle yaşayamaz. Bu kitabın özü budur. Normal yaşantıda bir şeyler ters gittiğinde dostlarımızdan küçük bir yardım alırız. Dostlarımızın sağlayamayacağı bir yardıma ihtiyacımız olduğunda, teselliyi bir ideada ararız ve bu ideaya verdiğimiz isim Tanrı'dır. Biz Tanrı'yız. Biz evrenle aynı maddeden yapılmışızdır. Bundan dolayı, dua ettiğimizde aynı zamanda kendi kendimize dua ederiz. Mesele dua etmek değildir. Mesele istemektir. Eğer yoğunlaşmadan ve birçok şey için dua edersek muhtemelen isteklerimiz yerine gelmeyecektir, çünkü onları gerçekten istemiyoruzdur. Eğer tek bir şey için yoğun bir şekilde ve yeterince uzun süre dua edersek, genellikle istediğimiz şeyi elde ederiz. İnsanlar karanlıktan korkarlar, çünkü orada ne olduğunu bilmezler. Işığı açar açmaz görmeye başlar ve kendilerini güvende hissederler. Hepimiz ölümden korkarız çünkü bilinmeyenden korkarız. Karanlık korkumuzu hafifletmek için cenneti cehennem ve reenkarnasyon gibi ölümden sonrasına dair açıklamalar icat ederiz. Tıpkı kendimizi güvende hissetmek için ışıkları açtığımız gibi. Hayatın anlamı hakkında hiçbir şey bilmediğimiz için yanıtlar peşinde çok zaman harcarız. Yanıt yoktur. Onları asla bulamayacağız. Tanrı sonsuz bilgeliği içinde hayatı bu şekilde oluşturmuştur, böylece yaşam sonsuz bir ilgi çekicilikle olmuştur. Yaşamı böylesine zengin kılan şey bu bilinmezliktir. Tanrı'nın neden sizin savunmanıza ihtiyacı olsun ki? Bu dürtünün nedeni Tanrı'dan daha güçlü olduğunuzu düşünmeniz olabilir. Tanrının sizden daha güçsüz olduğunu düşünüyorsanız pek de inançlı değildiniz demektir. Söylediklerim mantıklı geliyor mu? Bu durumda din adına savaşan insanlara inançlı diyebilir miyiz? Batı, savaş silahları için milyarlar harcayarak gücünü göstermek yerine Sıfır Noktası'na bir cami inşa etseydi, İslami bakış açısına karşı anlayışımızın çok dikkat çekici bir simgesi haline gelirdi. Bu, dünya barışına doğru çok büyük bir adım olurdu. Kafirler, belki de barbardılar ama din üzerine fikirleri çok akıllıcaydı. Çok sayıda Tanrıları vardı. Eğer yağmurun yağmasını istiyorlarsa yağmur tanrısına dua ederlerdi ve yağmur yağardı veya yağmazdı. Karın ağrıları varsa ağrı tanrısına dua ederlerdi ve eğer duaları kabul edilirse ağrıları geçerdi. Tanrı'yla anladıkları şeyler aracılığıyla konuşuyorlardı. Çok basit, çok içten bir şekilde. Hiç de kafir değillerdi. Yüzyıl ya da biraz daha az bir zaman önce, insanlar yaşamlarını nasıl sürdüreceklerini vaaz eden kiliseye giderlerdi. Bugünse televizyon izliyoruz; yeni yaşam gurumuz artık televizyon. Bir zamanlar her evde bir İncil varken, şimdi bir televizyon var. Batı dünyasındaki çoğumuz için yaşam güzel, en azından temel koşullar açısından. Yeterince besinimiz, lüks harcamalar için paramız, bilgi erişimimiz ve kendimize ayırabildiğimiz yeterli zamanımız var. Artık bir sosyal merkez olarak kiliseye ihtiyaç duymuyoruz. Bizim yeni bir dinimiz var artık. Tüketimcilik. Süpermarketler de yeni katedraller haline geldiler. Genç insanlardan bedenlerine bomba bağlayıp kendilerini ve masum insanları havaya uçurmaları istenir. Onlara böylece cennette ön sıralarda bir yer garanti edecekleri söylenir. Bu gençlerden bu talepte bulunan kişiler yapılmasını istedikleri şeyi kendileri yapmamışlardır. Hiç olmazsa İsa kendisi ölmüştür. Eğer biri size şehit olmanızı önerirse, ona... "Siz önden buyurun," deyin.

Baskı: Mimarideki Osmanlı Mührü Mimar Sinan

Mimar Sinan'ın eserlerinin incelikle ele alındığı ve aralarına hikayelerin, efsanelerin serpiştirilerek daha da ilgi çekici hale getirildiği bir kitap. Daha fazla Mimar Sinan'ın hayatına yer verileceğini düşünmüş olsam da, sadece ara sıra anlatılan birkaç satırlık hikayelerden onu tanıma imkanı buluyoruz. Ömrünü çalışmaya ve hep daha iyisini yapmaya adamış, dört padişah görmüş, üçünün döneminde baş mimarlık yapmış, devleti için çalışmaktan hep memnun olmuş... Bu kitap, Mimar Sinan hakkında daha fazla bilgi öğrenme isteği uyandırdı.

Efsane (Efsane #1)
10/1025.04.2016

Baskı: Efsane (Efsane #1)

Bilim kurgu ve distopya sevenlerin beğenerek okuyacağı bir seri daha. Bu tarz serileri hem hızlı okundukları için hem de beni alıp o dünyaya götürebildikleri, o havayı solumamı sağlayabildikleri için seviyorum. Bize yepyeni, farklı yaşam standartlarına sahip olan ve kaosla çevrilmiş bir dünya sunan yazar, gerçekten de akıcı bir dil kullanmış. Romanın her iki kahramanını da oldukça benimsedim ve sevdim. Kendimi onların yerine koymak, onlarla birlikte sokaklarda koşmak, saklanmak, kaçmak hiç de zor olmadı. Okurken kitabı yaşayacağınızın garantisini verebilirim. Devam kitaplarına hiç ara vermeden başlamak istiyorum.

Baskı: Darağacında Bir Bozkurt

1970-1980 yılları arasında Türkiye'nin siyasi yapısının anlatıldığı, yazım dili olarak gayet akıcı bir kitap. Siyasi olarak kitabı yorumlamak istemiyorum. Herkesin inancı kendine. Edebi olarak bakarsak oldukça okunaklı, yazar sizi kelimelerinin arasında gezdiriyor adeta. Sonlara doğru biraz boğucu ve bu kadar uzatılmasına gerek yoktu dedirtiyor. Ben bir arkadaşın tavsiyesine uyarak, hatta kitabı incelemeyerek alıp okudum. Konusunu kitabı okurken öğrendim. Bu güne kadar okuduğum ve izlediğim bazı şeylerin tam tersi bir yapısı olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden biraz yadırgadım. Ancak bir görüşe sahip olmak istiyorsanız, inanacağınız veya inanmayacağınız şeyi her yönden incelemek ve öğrenmek adına yardımcı bir kitap olabilir. Küçük bir alıntı; Aynı gece, başka bir fikrin, tamamen ters bir yapının temsilcisi asılmıştı aynı yerde, aynı iple. Aynı mizansenle ve aynı aletler kullanılarak... Ne acı... Sırf tarafsızlık gösterisi adına, bu gece Mustafa da idam edilecek. SF/243

Baskı: Deniz Feneri Yolu (Cedar Cove Serisi 1)

Debbie Macomber birkaç kitabı hariç sevdiğim kitapları olan bir yazar. Ne zaman okuma konusunda tıkansam onun kitapları bana hep yol gösterici olmuştur. Yine beni yanıltmadı ve okuma konusundaki hırsımı kamçıladı. Yeni bir seri, yeni insanlar ve yeni bir şehir... Macomber belki bundan dolayı kendini tekrarlıyormuş gibi gözüküyor ancak ben onun her kitabında kendimden bir şeyler buluyor ve yeni insanlarla tanışıyormuş gibi oluyorum. Deniz Feneri Yoluyla Cedar Cove kasabasının büyülü havasını soluyacak kadar kendinizi kitaba kaptırabileceğinizi söyleyebilirim. 12 kitaplık bir seri olması nedeni ile bu kitabın sonunda bazı şeyler havada kalmış olabilir ama beni rahatsız etmedi, hatta bir sonraki kitabı okuma konusunda beni teşvik etti.

Kent ve Tuz
1/1006.03.2016

Baskı: Kent ve Tuz

Son sayfasına kadar etkileneceğim, anlam vereceğim bir şey olacak diye okumama rağmen, anlam veremediğim bir olayla son buldu. Kitabın içeriğinden bahsetmeyi pek sevmiyorum. Ancak kısaca bahsetmek gerekirse homoseksüel bir adamın kendini arama ve hayatı tanıma sürecini anlatıyor diyebiliriz. Gayet basit bir dille anlatılmış olması kitabı kolay okunabilir kılıyor ama benim gibi kitapta derin bir konu arıyorsanız bulamayacağınızı söyleyebilirim. En sonundaki bir olay ise beklediğimin tamamen dışında olup, baş karaktere olan, aslında olmayan duygu ve düşüncelerimi tam negatif yöne yöneltmiştir. Daha anlamlı, daha duygulu, daha farklı bir kitap bekliyordum ama ne beklediğimi karşıladı ne de vakit ayırıp okumama değdi.

Kehanetin Çağrısı
9/1005.03.2016

Baskı: Kehanetin Çağrısı

Serinin ikinci kitabı, heyecan verici bir macera. Sayfalar su gibi akıp gitti. İlk kitapta da hızlı bir kaçma kovalama vardı, bu kitapta da aynı şekilde devam etti. Fantastik olaylara oldukça ağırlık verilmiş. Sonundaki olaylar dışında beni oldukça tatmin eden ve okurken zevk aldığım bir kitap oldu. Ancak son bölüm oldukça sinir bozucuydu. Hatta bu kadar severek okumasam devam kitaplarını okumamayı bile düşünebilirdim. Kitap okurken sinir olmayı hiç sevmediğim için... Yine son bölüm hariç, ben kitap yazacak olsam aynı bu şekilde ilerlemesini isterdim maceramın. Çok severek okudum, fantastik sevenlere tavsiye ederim.

Baskı: Maskesiz (MacLeods of Skye Üçlemesi, #2)

Yazar bu konuda yazılabilecek ne kadar klişe varsa hepsini kullanmış. Kolay okunuyor ancak beklentinizi düşük tutarak okursanız zevk alabilirsiniz. Kitapta herhangi bir sürpriz ya da şaşırtmaca yok. Konunun az çok nasıl gideceğini ve nereye bağlanacağını tahmin edebiliyorsunuz. Kitabın yarısını tutku sahnelerinin oluşturduğunu bilmem söylememe gerek var mı? Bu yazarın sevdiğim tek iyi yönü ise hikayeyi tarihi olayların içine yazması ve gerçek olaylarla karakterlere bağlaması. Bu tarz kitap okumayı sevenler kesinlikle bayılarak okuyacaktır. Beni düşündüren tek bir yer ve cümle oldu; Yanlış zamanda doğru kadın... SF/246

Baskı: Bir Şeftali, Bin Şeftali

Samed Behrengi, Küçük Kara Balık'tan sonra merakımı oldukça cezbettiği için yine önemli eserlerinden biri olan Bir Şeftali ve Bin Şeftali'yi hemen okudum. Küçük Kara Balık gibi içinde sistemimizi eleştiren, yargılayan ve hafiften isyan eden bir hava sezildiği için yine bir çocuk kitabından çok daha fazlası olduğunu söyleyebilirim. Yazarın genç yaşta şaibeli bir ölümle son bulan kısa hayatı da bunun bir kanıtı gibi. Ayrıca yazım dili bir harika. Bu yazarı keşfetmekten oldukça memnunum. Küçük Kara Balık, kendisine diretilen hayatın dışında farklı bir dünyanın var olduğuna inanıp bilinmezliğine doğru cesurca adım atarken, Bir Şeftali Bin Şeftali tam tersi insanın kendi içine bir yolculuk. Okuyun pişman olmayacaksınız. Okumak isteyenlere; http://anadolusanat.org/cocuk/behrengi3.html Dinlemek isteyenlere; https://www.youtube.com/watch?v=ClI7-jKJQGY https://www.youtube.com/watch?v=OjVBMZHfQMc

Küçük Kara Balık
10/1020.02.2016

Baskı: Küçük Kara Balık

Bu kitabı okumaya başladığımda bu kadar derin mesajlar veren bir kitap olacağını düşünmemiştim. Zaten 7 yaş üstü çocuklara masal kitabı olarak yazılmış. Ancak kitabı okuduktan sonra araştırma ihtiyacı hissettim ve çocuklara masal kitabı olmanın ötesinde adalet, eşitlik, dogmayı sorgulama, direnebilme kavramlarını vurgulayan bir kitap olduğunu, bu sebepten 12 Eylül sürecinde Türkiye'de yasaklandığını ve yazarın ülkesi olan İran'da ise halen daha yasak olduğunu öğrendim. Küçük Kara Balık için, "Dünyanın en devrimci balığı," demişler. Keşke hepimiz de birer küçük kara balık olsak... Dünya daha güzel bir yer olabilirdi sanırım. Ayrıca kesinlikle Küçük Prens kadar değer görmesi gereken bir kitap.

Bakirenin Aşığı
9/1019.02.2016

Baskı: Bakirenin Aşığı

Tarih kitaplarını araştırma yaparak okumayı seviyorum. Bir yandan yazarın gözüyle, yorumuyla tarihsel ve duygusal olayların boşluklarını doldururken, diğer yandan da gerçekleri okuyorsunuz. Elizabeth, biyografisini okuduğunuzda güçlü bir kadın ve kraliçe timsaliyken, romanı okuduğunuzda ise hataları, korkuları ve zaafları olan sıradan bir kadın olabiliyor. Okunaklı ve akıcı bir kitap. Ağır ilerliyor ve birkaç yerde aynı şeyleri tekrar etmesi benim gözüme battı. Tarih okumayı sevmeyenler sıkılabilir. Sevenler ise her türlü okur. Bir saray dolusu entrika, aşk ve kaybetme korkusu.

Baskı: Spartacus - Ölüm Yolcuları #2

Dizinin ilk sezonunu izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki, bu kitabı okurken karakterleri gözümün önüne getirmek oldukça zevkliydi. Kitabın sonunun tahmin edilir olmasına rağmen, okurken mücadele sahneleri dışında pek sıkılmadığımı söyleyebilirim. Aslında onlar da pek uzun uzadıya anlatılmamış, tadında bırakılmıştır. Serinin üçüncü kitabının yazılıp yazılmadığını bilmiyorum ama henüz dilimize çevirilmiş değil. Roma dönemini ve arena savaşlarından hoşlanıyorsanız bu seri, kesinlikle tavsiye edebileceğim bir seridir.

Obsesif
10/1009.02.2016

Baskı: Obsesif

Uzun zamandır okuduğum gerilim romanlarının en iyisiydi. Merak ve kitaba olan ilgi baştan sona kadar canlı tutulmuş, zekice kurgulanmış. Bir an bile okurken sıkılmadım, aksine olayları öğrenmek için can atarak okudum. Kitabın sonu hiç beklemediğim bir yere hiç beklemediğim bir şekilde bağlandı, hayran kaldım. Yalnız küçük bir uyarı; Evde yalnız kalmaktan korkanlar, paranoyakça duygulara sahip olanlar kesinlikle okumasın.

Doğu Batı
1/1009.02.2016

Baskı: Doğu Batı

Kısa hikayelerden oluşan bu kitap, benim için tam bir hayal kırıklığı. İsminin güzelliğine kanıp, kitaptan beklentimi oldukça yüksek tutmuştum. Ancak birkaç sıradan diyebileceğim hikaye dışındakiler, bana göre tam bir rezaletti. Anlattığı konuyu ya da ülkenin durumunu bilmediğim için öyle olduğunu düşündüm ama öyle bile olsa; insan anlamasa bile, anlamlandırmaya ya da arada kalan boşlukları araştırıp doldurmaya çalışır ama buradaki hikayeler ona bile olanak bırakmıyordu. Birkaç kez yarıda bırakmalıyım diye düşündüm ama sonuna kadar belki bir ümit güzel bir hikaye çıkar diyerek okudum. Kesinlikle zaman kaybıydı.

ÖncekiSayfa 4 / 23Sonraki