FatosCetiner
@FatosCetiner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Benim Yolum Aamir Khan'ın İnanılmaz Yolculuğu

Kötü bir çeviri ve kötü bir yazım dili kabul ediyorum. İlk başlarda okumak, kitaba adapte olabilmek inanılmaz zordu ama kendimi okumaya zorladıkça kitap açılmaya başladı. Hatta sonlara doğru kendimi zorlamayı ne zaman bırakıp merakla, hevesle okumaya başladığım anı bile hatırlayamadım. Bu kitap sadece Aamir Khan’ın biyografisi değil neredeyse tüm Bollywood’un hikayesi ve okurken, sadece filmlerinden görüp tanıdığımız, sosyal medyadan takip ettiğimiz bir adamın çalıştığı tüm insanların onun hakkındaki düşüncelerini okurken ona hayran olmamak elde değil. Onun çalışma azmine, hırsına, her şeyin en iyisini yapmak isteyip de yapmasına, yapabilmesine, her elini attığı işi büyük bir hevesle yapmasına, bu kadar başarılı olmasına rağmen yine de mütevazılığını koruyabilmesine hayran olmamak elde değil. Kitabın sonundaki filmografi ise kimin fikriyse oldukça kullanışlı, yararlı ve hoş bir düşünce, sevdim.

Kasap
10/1015.03.2017

Baskı: Kasap

Bu, herkese tavsiye edebileceğim bir polisiye roman. Bölümler kısa, akıcı ve sürükleyici. Kitabın başından beri katilin kim olduğunu biliyorduk ama başka birinin daha olduğundan şüpheleniyorduk. Buna dair hiçbir tahminim tutmamakla birlikte katil hiç de aklımda olmayan biri çıktı. Konu da güzel bağlandı. Karakterler, özellikle de yan karakterler oldukça iyiydi. Adaletin her zaman yerini bulacağına inanan, buna inat eden ve bu umudu tüm kitap boyunca sürdüren Ajan Harden’i sevdim. Sonunun uzatılmadan kısa kesilerek bitirilmesi bence tam yerinde olmuş. Ayrıca son paragraf hatta son satırla verilen mesajı okumak yüzümde bir gülümseme oluşturdu.

Baskı: Gölge ve Kemik (The Grisha, #1)

Seri kitaplarda genelde ilk kitap biraz daha açıklayıcı olmak zorunda olduğu için daha ağır aksar ilerler ama bu kitapta öyle değildi. Kitap hemen sizi içine çekip, maceraya en yakından tanık olmanızı sağlıyor. Yazım dili çok açık ve akıcıydı. İçinde oldukları düzeni olaylar arasına öyle güzel serpiştirmiş ki fantastik okurların anlamakta hiç zorlanmayacaklarına eminim. Ben kitaba ve olaylara kendimi o kadar kaptırarak okudum ki hikayenin gidişatı konusunda yazarın beni tamamen gafil avlamasına neden oldum. Şaşırdığım birçok nokta oldu ve bu kitap için daha da olumlu hissetmeme neden oldu. Severek okudum. Devam kitaplarını da okumak için heveslendim. Sadece bir an mutlu bir sonla bitirmeyeceğini düşünerek kahırlandım çünkü devam kitaplarını henüz almadım ama neyse ki belirsiz de olsa mutlu bir sona kavuştuğumuz için içim biraz rahat etti.

Baskı: Zalim Cazibe (Rogues of Regent Street, #2)

Yazarın bundan önce her kitabını beğenerek okudum ama bu kitabı okurken çok keyif alamadım. Bu benden mi kaynaklanıyor yoksa bu kitabın diğerlerine oranla daha da eski olması nedeni ile yazarın kaleminin yeterince iyi olmamasından mı kaynaklanıyor anlayamadım. Konu aslında serinin diğer kitapları gibi aynı çevrede dönüyor. Serinin tüm kitapları aynı olayla başlıyor. Yakın bir arkadaşlarını trajik bir şekilde kaybeden bir arkadaş grubunun bir üyesiyle. Bu kitapta anlatılan da çapkın ve gözde bekar Julian. Yazar ilk bölümleri çok uzatmadan hemen konuya girip bizi cesur, kararlı ve zeki bir karakter olan Claudia ile tanıştırdı. Claudia yaşadığı dönem bakımından biraz özgür yetişmiş, kendi kararları konusunda aşırıya kaçmadığı sürece müdahale edilmeden dileğini yapabilen, özgüveni yüksek, yardımsever bir karakter olarak gösterildi ancak kitap ilerledikçe Claudia öyle şeyler yapıyor ki böyle özellikler verilen bir karakterin nasıl olup da öyle davrandığı konusunda insan şüpheye düşüyor. Bana göre bu kadar zeki ve kültürlü bir karakter yaratıp kıza inatçılık yüzünden aptalca şeyler yaptırmak biraz çelişkili ve yazarın sadece yazmak için yazdığını düşündürüyor. Evet, insanın hata yapıp aptalca yanlışlar yapma hakkı var ama bu, eğitimli bir kızın hiç silah kullanmayı bilmeden başka kadınları örgütleyip, kocalarının silahlarını çalmaya ve onlara silah kullanma öğretmenliğini üstlenmeyi kapsamaz. Bu öylesine yapılacak bir hata değil. Ayrıca birçok noktada karakterlerin kendi iç sesleri o kadar aynı şeyleri tekrarlıyor ki insan ister istemez oraları atlıyor. Bu kadar tekrar olacağına daha iyi yazılmasa diye düşünüyorum. Sanki sırf sayfa doldurmak için yazılmış gibi oluyor. Sonu da beni çok tatmin etmedi. Bir tek kadınlar için verilen mesajlar hoşuma gitti. Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmaları gerektiğini, eğitim açısından bir tutulmaları gerektiği gibi sosyal konuları işleyişi hoştu ama keşke daha güzel bir biçimde yansıtılabilseydi. Üstelik sonu da öyle bir bağlandı ki kadın sayesinde değil yine adam sayesinde günü kurtarabildiler. Belki o dönemdeki şartlar bunu gerektiriyordu ama bu kadar okuduktan sonra da kadının faydalı bir şey başarabildiğini görmek isterdim açıkçası.

Kelebek Adası
10/1001.03.2017

Baskı: Kelebek Adası

Hiç ummadığım kadar olağanüstüydü. Büyük teyzesinin ölümü ile birlikte onun son arzusunu gerçekleştirmek üzere İngiltere’den Sri Lanka’ya kadar uzanan heyecanlı bir yolculuk yapan Diana’yla birlikte sanki bende yolculuk yapmışçasına zevk aldım. Onunla birlikte adım adım ipuçlarını takip ettim, kanıtlar buldum, gizli kalmış her olayı açığa çıkardım. Yazar inanılmaz bir şekilde beni de kitabın içine çekmeyi başardı. Ayrıca kitabın her bir satırının benim ilgimi çeken konularla bezeli olduğunu söyleyebilirim. Bu da kitabı daha da sevmeme neden oldu. Özellikle bugünlerdeki Hindistan kültürüne olan ilgimin oldukça artması ve bu kitapta da buna yönelik oldukça bilgi olması beni oldukça memnun etti. Tamillerin Sri Lanka’daki halkının yaşayış şeklini ve kültürlerini okumaktan inanılmaz keyif aldım. Kitap iki dönem olarak yazılmış. Günümüze yakın bir dönem ve günümüz karakterinin büyük büyük annesinin dönemi… Yani 1887 yıllar. Hem günümüzün hem de o dönemin Sri Lanka’sını okumak gerçekten de harikaydı. Bu kitapla birlikte gizli kalmış bir hazine bulmuş gibi oldum. Çok beğenerek okudum, tavsiyemdir. Ayrıca Sarah Jio sevenler için ayrıca tavsiye edebilirim. Tarzları birbirlerine oldukça yakın.

Baskı: Benzerlik (Dublin Cinayet Departmanı, #2)

Kitabı bitirdiğim zaman yorum yapamayacak kadar sarsılmıştım. Kelimeleri, satırları yazıp yazıp sildim. Bu denememin de sonuna gelebilecek miyim bilemiyorum. Ruhsal olarak çok etkilendim ve gerçek anlamda sarsıldım. Cinayetle başlayan ilk bölümlerden sonra son sayfalara kadar büyük bir merak ve heyecan içinde okudum. Kitabın sonlarına doğru gerilim gerçekten çok arttı. Uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar gerildiğimi hatırlamıyorum. Yazar ilgiyi her daim canlı tutmasını bildi. Uzun bölümlerin nasıl bittiğini anlamadan kendimi yeni bölümde buldum. Cinayet, gizli görevde bir polis, iki farklı dedektif, 5 tane sıkı arkadaş… Hikaye gerçekten çok iyiydi. Son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında favorilerimden olmayı başardı ve sanırım hayatımın sonuna kadar unutamayacaklarım arasında da yerini aldı. Ayrıca dönem dönem açıp okumak istediğim bir bölüme de sahip. Belki 4-5 sayfa ama benim gerçekleşmesini arzu ettiğim hayalimi kelime kelime okumak çok farklı bir duyguydu. Ben hayal etmekle yetinirken, kitaptaki kahramanlarımız bunun için adım atmış, hatta sonsuza kadar bile olmasa da uzun bir süre bunu sürdürebilmişlerdi. Onların arkadaşlığına, uyumuna, birbirleri ile geçinmelerine hayran oldum. Kıskandım. Ben de kendimi onlar arasında hissetmek istedim ama onlar birbirlerine öyle bir kenetliydi ki ben kendime orada ancak bir izleyici olarak yer bulabildim. Yine okuduktan sonra öğrendim ki yazarın ikinci kitabını ve bu kitapta anlatılan gizli görevdeki polisin geçtiği ikinci hikayesini okumuşum. En kısa zamanda ilk kitabı da edinip okuyacağım. Gerilim kitabı sevenlere tavsiyemdir.

Venedik'te Ölüm
2/1022.02.2017

Baskı: Venedik'te Ölüm

Kitabın son çeyreğine kadar yazarın ne anlattığına dair kafa yordum. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemelerden ruhum daraldı. Ancak son çeyreğine başladığım an aklıma asla gelmeyen, konduramadığım bir yere vardık. Zaten oraya vardıktan sonra da karakterin kendini haklı çıkarmak üzere anlattığı Yunan Mitolojinden hikayelerle birlikteki düşüncelerini okumak hoşuma gitmedi. Benim gibi kitabı araştırmadan okuyanlar için o konunun ne olduğunu söylemek istemiyorum. Bilmeyenlerin okurken keşfetme hakkını elinden almak hoş olmaz. O yüzden o konu diyerek devam edeceğim. O konunun herhangi haklı bir tarafı olmaz ve zaten buraya varmadan önce bile uzun betimlemelerden dolayı kitabın bana göre olmadığına karar vermiştim. Kitaptaki sadece iki üç cümle dikkatimi çekti. Onun dışında benim için tamamen gereksiz bir kitaptı.

Kelebek Adası
10/1022.02.2017

Baskı: Kelebek Adası

Hoş, güzel ve sıcak bir hikaye. Yazarın daha önceki kitaplarında olduğu gibi bu kitabı da oldukça akıcı kaleme alınmış, sonunun geldiğini anlamadan kitabı bitirdim. Diğer kitaplarından daha farklı bir yöntemle yazılmış bu kitabı. Yazarın daha farklı yönlere ilerlemesi benim hoşuma gitti. Kimsesiz bir adada mahsur kalan karakterlerin yaşam mücadelesi ilginç ve yer yer trajikomikti. Kendimi sık sık ben olsam ne yapardım diye düşünürken buldum. Kendimi hep karakterlerin yerine koyarak okudum. Bu, bence yazarın en büyük başarısı. Kitabın ortalarına doğru karakterlerden birinin yaptığı hata gözüme batsa da sonuç itibariyle o bir insan ve biz hep hata yaparız değil mi? Hikayenin barındırdığı gizemleri sezdim. Yazar gibi ben de Bermuda şeytan üçgenine meraklıyım. Yazarın yorumunu da sevdim. Basit, kafa yormayan ve iç ısıtan bir kitaptı.

Baskı: Ejder Kız 5: Son Savaş

Serinin son kitabı ve heyecanın en yüksek olduğu kitabıydı. Başından sonuna kadar merak ve ilgi ile okudum. Yazarın hayal dünyası ile benimki örtüştüğünden okumaktan inanılmaz zevk aldım. İlk kitaptan beri süre gelen gizemli olayların sonuçlanması ile birlikte kavuşulan mutlu son… Arkadaşlık ve aile bağları, doğruluk, iyilik ve sevgi hakkında güzel mesajların bulunduğu bir seriydi. Bu yüzden çocukların okurken doğru mesajları alabileceği bir seri olduğunu düşünüyorum. Ancak bu kitaplar çocuklara ve gençlere yönelik gibi gözükse de hayal gücünü benim gibi canlı tutmak isteyenlere önerebilirim.

Baskı: Kırılmadık Bir Şey Kalmadı

İncelemeden aldığım bir kitap daha. Şiir kitabı sanıp almıştım, oysa deneme tarzı yazılarla başlayan kitap, köşe yazısı tarzında öykülerle devam etti. Tüm kitapta yazarın kendi düş ve düşüncelerini okuyoruz. Deneme tarzında yazılan ilk bölümleri okumak ve anlamak zor olmasa ve kendimden bir şeyler bulabilsem de, ikinci bölümü oluşturan öykülerden çoğu zaman hiçbir şey anlamadım. Değişik bir tarzı olduğunu söyleyebilirim. İlk başlarda yaşanmışlıkların etkisiyle anlam kazanacağını düşündüğüm yazılara, belli bir süre sonra özellikle sonlara doğru kafa yormaktan bile vazgeçtim. Çoğundan hiçbir şey anlamadım ve benim tarzım olmadığına karar verdim. Felsefi düşüncelerini bir yerden bir şekilde yakalasam da, bunları anlatmak için oldukça karmaşık bir dil seçmiş. Özdemir Asaf şiirlerini okumaya devam edeceğim bir şair ama bundan sonra kitaplarını alırken bu tarz olmamalarına çok dikkat edeceğim.

Baskı: Ateşin Çağrısı Kısım II (Yabancı, #5)

Serinin beşinci ama kısımlara ayrılması nedeni ile yedinci kitabı. Yazarın değişik bir stili olduğunu söyleyebilirim. Serinin bir kitabı hızlı ilerlerken bir sonraki daha yavaş ilerliyor. Bu kitaba kadar hep bu şekilde oldu. Hızlı ilerleyen kitapları nasıl bu kadar çabuk bitirdiğinize şaşırdığınız kadar, yavaş ilerleyen kitapları günlerce okuyup da bitirememenize lanet edebilirsiniz. Yine de bu benim okuduğum en güzel seri. Bu serinin bendeki yeri apayrı… Bu seriyi okurken kendimi hikayenin içinde kaybediyorum. Jamie’nin gölgesinde yürüyor, Claire’in adımlarını takip ediyor, Brianna’nın düşüncelerinde geziniyor, Roger’in gözleriyle görüyorum. Kitabı bitirdikten günler sonra bile şu an ne yapıyorlar diye kendimi düşünürken buluyorum. Yazarın çoğu zaman en gereksiz ayrıntıları bile göz önüne apaçık sermesinden biraz sıkılıp bunalsam bile asla şikayet edemiyorum. Şikayet etmiyorum çünkü yazarın yarattığı dünyayı, karakterleri her anlarını hayal edecek kadar çok sevdiğini hissediyorum. Bunu hissetmek bu seriyi benim için daha özel ve anlamlı kılıyor. Olumsuz yönleri de yok değil. Çok var. Öncelikle seri kitaplardaki en büyük sıkıntı burada da baş göstermiş ve karakterlerin kim olduğunu hatırlama konusunda bazı sorunlar yaratmıştır. Özellikle de yazarın yeterli hatırlatma katmaması, bazen kafa karışıklığına ve dikkati dağınık okuyucunun kitabı bırakmasına neden olabilir. Okurken buna takılmamanızı tavsiye ederim. Ayrıca ilk kitaptan beri süre gelen, kahramanımızın zamanda yaptığı yolculuğun gizemi. Yazar bu konuda oldukça gizemli davranıyor ve her kitabına ufak tefek bilgi parçacıkları yerleştirse de tam bir bilgimiz henüz yok. Serinin uzunluğu ve kitapların kalınlığı göz önüne alındığında ise bu bilgi parçacıklarının aklımızdan uçup gitmesi olağan. Bu konuda biraz moralim bozulsa da dizinin bu konuda yardımcı olacağına inancım tam. Son olarak yayınevine birkaç eleştirim olacak. Öncelikle bu serinin daha güzel bir baskıyı ve kapağı hak ettiğini söylemek istiyorum. Umarım bu seri kısa zamanda dizinin etkisi ile birlikte daha güzel bir baskıya kavuşur. Ayrıca kitapta bazı noktalarda anlatım eksiklikleri göze çarpıyor ama bunun ne kadarının yazardan ne kadarının çevirmenden olduğu konusunda emin olamadım. Çeviri kötü değil evet ama iyi de değil. Özellikle karakter isimlerinde yapılan hatalar birçok noktada gözüme çarptı ve beni rahatsız etti. Zaten bu kadar karakterin olduğu bir kitap kendinden karışık, bir de böyle hatalarla okuyucuyu kitaptan soğutmamak gerekiyor diye düşünüyorum. Daha kaliteli işleri hak ediyoruz. Uzun bir yorum oldu ama serinin bu kitabı hakkında birkaç bir şey daha söylemek istiyorum. Kitabın başı oldukça yavaş ilerliyordu ama çok geçmeden olayların ardı arkasına gelmesi, heyecan ve merakın hiç dinmemesi kitabı çok kolay bitirmeme neden oldu. Çok sevdiğim ve serinin üçüncü kitabından sonra adı geçmeyen bir karakterin dönmesi ve merak ettiğimiz gizemli olaylara gizemli bilgiler katması ile birlikte kitabın sonunu nasıl getirdiğimi anlamadım. Hatta serinin devam kitabı elimde olsa hemen başlayacak kadar beni heyecanlandırdı. Umarım seri bu güzellikte devam eder.

Baskı: Kalona'nın Düşüşü

Bu kitap sadece Kalona’nın düşüşünü içermiyor, bize vampirler ve Nyx hakkında çok daha geniş bilgi veriyor. Nasıl yaratıldıkları ve ne olduklarına dair yapılan açıklamalar beni oldukça tatmin etti. Serinin tamamında denildiği gibi aydınlık oldukça karanlık da olacaktır. Tercihlerimiz bizi olduğumuz kişi yapıyor. Kalona küçük yaramaz, şımarık, kıskanç bir çocuk gibi ve bu duyguları onu kötülüğe götürüyor. Ancak burada tek suçlu Kalona değil. Nyx de oldukça genç ve yalnız bir Tanrıça. Tecrübesiz. Bunları serinin önceki kitaplarını okurken bilmiyordum ve Kalona gerçekten de kötülükle dolu bir karakterdi ama yine de ona tamamen kötü hisler besleyememiştim. Geçmişini öğrendikçe nedenini daha iyi anlıyor ve olumlu yöndeki değişiminin beni ne kadar da umutlandırdığını hatırlıyorum. Bu bana içinde kötülük barındıran insanların da bir gün doğru yolu bulabileceği inancını taşıdı. Hayat ve olduğumuz kişiler hakkında gece evinin bu yan kitapları beni oldukça düşündürdü. Severek okudum.

Neferet'in Laneti
9/1003.02.2017

Baskı: Neferet'in Laneti

Gece evi serisinin yan kitaplarından biri olan bu kitabı seri bittiğinde okumaya başlamıştım. Ancak Neferet yaptığı kötülüklerle nefretimi o kadar kazanmıştı ki, kitabı okurken geçmişteki durumuna üzülebileceğimi fark eder etmez okumayı bırakmıştım. Üzerinden bayağı bir zaman geçtiği için bu sefer okurken Neferet olarak düşünerek okumadım. Neferet’in Neferet olmadan önceki halini okudum. İçinde hep kötülük tohumları olduğunu ama sadece başına gelenlerden ötürü giderek arttığını okudum. Zaman içerisinde güç ve mevki kazandıkça nasıl bir canavara dönüştüğünü gördüm. Geçmişteki hayatının bir dönüm noktası olarak geleceğine nasıl şekil verdiğini fark ettim. Belki okuduğum basit bir hikayeydi ama seçimlerimizin bizi nasıl şekillendirdiğini, tercihlerimizin bizi nerelere götürdüğünü anladım.

İntikamla Gelen
8/1002.02.2017

Baskı: İntikamla Gelen

İntikamla Gelen, tam da beklediğim tatları içinde barındıran bir kitaptı. Okumak üzere aldığımda farkında olamadan ilk yüz sayfayı okudum. Daha ilk sayfalardan yazar beni kitaba çekmeyi başardı. Bir ara ufacık bir can sıkılması ile birlikte kitaba birkaç gün ara vermeme neden oldu ama tekrar aldığımda bitirmeden bırakamadım. Karakterlerin gereğinden fazla kibirli ve aptal oluşu beni kitaptan soğutuyor ama yazar başarılı bir şekilde konuyu o aptallığın etrafından dolaştırarak uzaklaştırdı ve başka konulara odak noktası haline getirerek kitabı okutmayı başardı. Gerçekten çok egzotik ve ilginç bir kitaptı. Kayla çingene soyundan gelen bir kızdı ve tüm o çingene adet ve yaşantıları oldukça ilgimi çekti ve yazarın daha çok o yaşantıdan bahsetmesini istememe neden oldu. Hikayenin içindeki yan karakterlerle ilgili farklı bir kitap yazmış olabilme umuduna sığınarak bu isteğimi gerçekleştirdiğini veya gerçekleştireceğini umarım. Kitap akıcı ve sade bir dille yazıldı. Bu tarz kitap okumayı sevenler için favori olabileceğini bile düşünüyorum. Karakterler arasındaki iletişim tatlı ve komikti. Yer yer biraz fazla kişilik çatışmasının yaşanmasından ötürü fazla geldiğini düşündüğüm tartışmalar da olsa genel anlamda okuyanı eğlendiren diyalogları sevdim. Tavsiye ederim.

Kitap Hırsızı
8/1029.01.2017

Baskı: Kitap Hırsızı

Kitabın ortasına kadar odaklanmakta sorun yaşadım. Daha önce bu tarz anlatılan bir kitap okumamıştım. Zaten böyle bir başka kitap daha olduğunu sanmıyorum. Odaklanma sorununu aştıktan ve yazarın kalemine alıştıktan sonra kitaba biraz ısınabildim ama kitabın sonlarına doğru gerçekten sevdim. Konu herkesin bildiği gibi 2. Dünya Savaşı. Neredeyse kitabın son sayfalarına kadar tarafsız bir gözle, hatta itiraf ediyorum duygusuzca okudum ama son sayfalarda bildiğim olayın beklemediğim bir şekilde gelmesi beni oldukça şaşırttı ve etkiledi. Okunması gereken bir hikaye. Kelimelerin gücünü hissetmemek mümkün değil.

Baskı: Yaşamayı Öğrendiğim Gün

Yazarın tüm kitapları gibi bu kitabını da sevdim. Kişisel gelişim kitabı okumak isteyen herkese gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir yazar. Birkaç günlüğüne de olsa kitaptaki öğretileri uygulamayı başarabilmek bana çok iyi geliyor. Ne yazık ki üzerinden zaman geçtikçe kitabın etkisi azalıyor ve eski halime geri dönüyorum ama birkaç düşüncemin bile değişme yolunda ilerlediğini hissetmek güzel bir his. Birkaç hikayenin aynı anda yürütüldüğü bu kitapta Jonathan’ın kişisel gelişimini ve bunu çevresine nasıl yansıttığını okuyoruz. Hayatının tekdüzeliğini nasıl aştığını, onu neyin mutlu edeceğini nasıl bulduğunu ve kendini iyi, mutlu hissettikçe hayatının nasıl düzene girdiğini okurken kendi hayatım üzerinde ister istemez düşündüm. Ondan feyzaldım. Benim için yararlı bir kitap oldu.

Denemeler
10/1022.01.2017

Baskı: Denemeler

Öncelikle kitabın İş Bankası Yayınlarından çıkan Sabahattin Eyyüpoğlu çevirisi ile okuduğumu söyleyeyim; ki çevirinin ne kadar harikulade olduğundan bahsetmeme bile gerek yok. Çok yalın cümlelerle, herkesin anlayabileceği kadar sade yazıma sahip bir kitaptı. Bunu bilmek belki de benim gibi klasik okuma konusunda çekinceleri olan insanlara bir nebze yardımcı olacaktır. Kitapta hayata, insana, dünyaya, yaşamaya, hayvanlara, insan ilişkilerine, maddi ve manevi aklınıza gelebilecek herhangi bir konu ile ilgili; Montaigne’nin kendi hayatından, okuduklarından, çevresinde gördüklerinden edindiği fikirleri bulabilirsiniz. Bu fikirler öyle fikirler ki, okurken kendinizi kendi hayatınız ve fikirleriniz üzerinde düşünürken bulacaksınız. Katıldığım fikirlerim de oldu, karşı olduklarım da ama ben okurken çok şey öğrendim. Özellikle araya kattığı örneklerle anlattığı düşünceleri benimsetmesi benim oldukça hoşuma gitti. Kitap bitti ama bir nevi başucu kitabım olarak ara sıra açıp okumak isteyeceğim ender kitaplardan biri olmayı başardı. Onca yıl önce yazılmış bir kitaptaki fikirlerin halen daha günümüzde yazılmış gibi bizi etkileyebilmesine her zaman hayran olmuşumdur. Zaten klasik olma nedenlerinin en başında da bu geliyor sanırım.

Son Ahit
4/1022.01.2017

Baskı: Son Ahit

Deniz altında bulunan binlerce yıl öncesine ait bir batık… Bir kazı sırasında ortaya çıkan anubis heykeli… Pompeii’deki yanardağ patlamasından sonra etkilenen şehirler ve hayatlar… Bir depremin neden olduğu keşifler ve bulunan gizemli eşyalar… Ve bunların hepsinin bir yerde bağlantılı olması… Kitabın konusu gerçekten çok ilgi çekici fakat bu kadar ilgi çekici bir konu ancak bu kadar sıkıcı anlatılabilirdi. Bitirmek için kendimi zorlamasam kesinlikle yarım kalırdı. Karakterler arasındaki konuşmaların uzunluğunu mu söylesem, yapılan açıklamaların oldukça teknik ve tarih bilgisi gerektirdiğini mi söylesem, olayların birkaç kısım dışında çok durağan olduğunu mu, çevirinin inanılmaz hatalarla yapıldığını mı? Yine de bir ufak merak tüm kitabı bana okutmayı başardı ama öğrendiğimde de,” Bu muymuş yani?” dedirtti. Bu belki de konunun duymadığımız, bilmediğimiz bir teori olmamasından kaynaklanıyor ama bu kadar olumsuz yönleri arasında daha farklı bir teoriyle karşılaşsam kitap hakkındaki görüşlerim daha farklı olabilirdi. Ayrıca yine araştırmadan okuduğum için seri olmamasına rağmen ama aynı karakterler üzerinden yürütüldüğü için bazı şeyleri tam ortasından okumaya başladım. Okuma konusunda çok da büyük bir fark yaratmıyor, olay yeni bir olay çünkü ama geçmişte yaşananlardan araya katılan bilgilerin yoksunluğu bazı yerlerde sıkıntı yarattı. Sonuç olarak ben okuduğuma çok da memnun kalmadım, tavsiye edebileceğim bir kitap değil.

Osmanlı'da Harem
1/1020.01.2017

Baskı: Osmanlı'da Harem

Bu kitabı okumaya başlarken böyle bir şey okuyacağımı hiç hayal etmemiştim. Haremin ne olduğunu, nasıl oluşturulduğunu, haremdeki düzenin ne olduğunu, haremdeki cariyelerin ve eğitimin, günlük yaşantının ne olacağının anlatılacağını düşünmüştüm. Evet, bunlar da anlatılıyor ama o kadar çok savunma amaçlı bir kitap yazılmış ki bunlar sanki arada kaybolup gitmiş. İki cümleden biri, şunlar şunlar Osmanlı için böyle diyorlar, haremi böyle kötülüyorlar ama bundan bundan sebep böyle bir şey olamaz. Bu da belli bir yerden sonra insanı boğuyor. Ayrıca o kadar tekrar etmiş ve tekrar etmekte ısrar etmiş ki insan gerçekten boğuluyor. İşin tarihi boyutu ile değil de dini boyutu ile ilgiliyseniz okuyun evet bu kitabı seveceksiniz ama benim gibi objektif tarihi bir kitap okumak istiyorsanız okumayın.

Baskı: Kalpten Kalbe (Heart Trilogy #1)

Kitap arka kapak yazısını okur okumaz ilgimi çekmişti, ayrıca okuyup bitirmek de oldukça keyifliydi. Hikaye ve kurguyu sevdim ama birçok şeyi görmezden gelerek okuyabildim. Örneğin karakterin fiziksel özelliklerinin ya da elbisesinin anlatıldığı dört beş satırlık paragrafları okumak katlanılmaz bir çile gibiydi. Karakterlerin oluşumu ve yazım yönünden zayıf bir kitaptı evet ama bu tarz kitap okumayı sevenler veya benim gibi zayıf yönlerini görmezden gelenler keyifle okuyabilirler.

İlkgençlik
8/1014.01.2017

Baskı: İlkgençlik

Kitabı alırken ve okurken bir hata yaptım. Araştırmadım. Eğer araştırmış olsaydım Tolstoy’un otobiyografi denebilecek üçlemesinin ikinci kitabını okumak üzere olduğumu anlayacaktım. Böylece ilk kitabı okumadan, ayrıca Tolstoy’un kendisinden söz ettiğini anlamadan kitabı okuyup bitirdim. İlk kitabı okumamam yüzünden mi bilmiyorum ama karakterler konusunda devamlı, “Bu kimdi?” diye kendi kendime sordum ama birkaç bölüme kalmadan aklımdaki soru işaretleri giderildiği için çok da bir sıkıntı yaşamadım. Bunun dışında kitap bana çok bir şey katmadı ancak bir biyografi kitabı olarak Tolstoy’un ilk gençliğini okumak, duygu ve düşüncelerinin gelişimini bilmek keyifliydi. Bunun dışında mutlaka okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap olmadı maalesef.

Halüsinasyon
7/1012.01.2017

Baskı: Halüsinasyon

Zeka oyunları içeren cinayet romanlarını okumayı seviyorum ve bu kitap zekice yazılmış. Kurgu inanılmaz iyi ve özenilerek yaratıldığını hissediyorsunuz. Okurken aşırı derecede geçmişteki birkaç tarihe gitmek beni biraz rahatsız etmişse de kitabı bitince yazarın neden öyle yaptığını anladım. Bizi beynimizden vurmak istemiş ve kesinlikle bunu başarmış. Yorum yapmak bile benim için çok zor oldu. Bunun ötesinde kitap gerçekten çok kötü bir yazım dili ile yazılmış. Çeviriden mi yazarın kendi kaleminden mi bilmiyorum ama çok gereksiz yerlerde gereksiz detaylar verilmiş, heyecanın yükseldiği anlarda bu cümlelerle kitaba haksızlık yapılmış. Ayrıca çok sık olarak insanı rahatsız eden ifadelere yer verilmiş ve bunlar sık sık tekrarlanmış. Kitabın sonunda yapılan düz açıklama çok basit gibi geldi, daha iyi bir son yazılabilirdi. Yazar yazım dilini geliştirse çok daha başarılı işler ortaya çıkarabilir.

Baskı: Şeytanla Dans - (Dark Hunter #3)

Serinin ilk iki kitabını okumama rağmen serinin üçüncü kitabı olan bu kitap, kitaplığımda yıllarca benim onu fark etmemi bekledi. En sonunda akşam gözüm takıldı, uzanıp aldım. Amacım bir bölüm okumaktı ama baktım ki bir bölüm bir bölüm daha derken 300 sayfayı okumuşum. Çok sürükleyici ve çok merak uyandırıcı bir kitap. İlk birkaç bölüm anlamlandırmakta zorlandım. İlk iki kitabı uzun zaman önce okumuştum. O yüzden kurgunun nasıl olduğunu hatırlayamadım. Açıkçası kitabın bitmesine rağmen halen daha bazı boşluklar var. Ancak bu boşluk bu kitabı değil de daha çok geneli etkilediği için takılmadan okudum. Ayrıca birkaç yorumdan anladığım kadarıyla da yazar bu boşlukları serinin tüm kitapları içine yayarak yerleştirmiş. Seriye devam ettiğimde onları da öğrenebileceğimi düşündüm. Yazarın kalemi gerçekten iyi. Hangi klişelerin okuyucuyu tatmin edeceğini hangi klişenin ise can sıkacağını bilerek yazmış gibi. Benim gerçekten hoşuma gitti. Kitap sizi resmen içine çekiyor ve bitirmeden bırakmayı imkansız hale getiriyor. Karakterlerin çoğunu sevdim, bir kısmından nefret ettim. Zarek için üzüldüm. Astrid’in ona hissettiklerini bire bir yaşadım. Sasha ve Simi’nin o harika ötesi tatlılıkları beni benden aldı. Keşke var olsalar dedim. Kesinlikle takip etmeye değer bir seri. Bu tarz kitaplar okumayı seviyorsanız favorileriniz arasında yer alacağına eminim.

Baskı: Ejder Kız 4: Kuma'nın İkizleri

Kuma’nın İkizleri serinin dördüncü kitabı ve ilk üç kitabı uzun zaman önce okuduğum için okurken hatırlamakta zorlandığım birçok olay olduğunu söyleyebilirim ama okudukça hatırlamaya başlamamla birlikte herhangi bir sıkıntı yaşamadan kitabı bitirebildim. Tahmin edebileceğiniz gibi daha genç bir kesime hitap etmesi yüzünden yazar yazım dilini oldukça basit ve yalın tutmuş. Edebi bir yazım dili ve abartılı betimlemeler yok. Oldukça kolay okunuyor ve inanılmaz akıcı. İlk kitaptan itibaren yazarın kurgusuna hayran oldum. Kitaptan çok kısa bahsetmek gerekirse çok uzun zaman önce Draconia’da iki kardeş arasında çıkan bir savaş Draconia’yı yok olmaya kadar götürüyor ve hayatta kalabilmelerinin tek yolu beş koruyucu ejderin hayat ağacı meyvelerini saklayıp korumalarıdır. Ancak bazı şeyler ters gitmiş ve meyveleri kaybetmişlerdir. O günden itibaren bu beş koruyucu ejderin ruhları insan bedenlerinde yer etmiş ve insan ruhuyla aynı bedeni paylaşmaya başlamıştır. Amaçları kaybolan meyveleri bulmak ve hayat ağacını yeniden canlandırmaktır. Yıllar yıllar sonra bir profesör Draconia’lıların içinde var oldukları insanları teker teker bulmayı başarmış ve meyveleri arama konusunda yol kat etmişlerdir. Bu olurken beş kişinin farklılıklarını, aşklarını, kayıp ve duygularıyla baş etme çabalarını, güçsüzlüklerini, öz güvensizliklerini de okuyoruz. Ayrıca uzun zaman önce yapılan kötülüğü hapseden mühür de giderek zayıflamakta ve meyveleri aramakla birlikte savaşmaya da hazır olmak için çabalamaları gerekmektedir. Benim kardeşimin zoruyla başladığım bir seriydi ancak çok severek okuduğumu söyleyebilirim.

ÖncekiSayfa 1 / 23Sonraki