FatosCetiner
@FatosCetiner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Senden Sonra Ben (Senden Önce Ben, #2)

Senden Önce Ben’in devam kitabı olduğunu duyduğumda çok sevinmiş ama bir yandan da korkmuştum. Senden Önce Ben çok güzel ve özeldi. Lou ve Will kalbime dokunabilmeyi başarmışlardı. Bu yüzden ikinci kitabın vasat olabileceği ve bunu bozabileceğinden korktum ama düşündüğüm gibi olmadı. Bu kitap bana çok doğru geldi. Kitap ilerledikçe ve olaylar geliştikçe, “Evet,” dedim. “Lou’nun hissettikleri aynen böyle olmalıydı.” Yazar kitabın ilk sayfalarında öyle noktalara değinmiş ki yarım sayfa gülerken, yarım sayfa gözlerim doldu. Kitap boyunca çok eğlendim, çok düşündüm ve evet çok ağladım ama her 10-15 sayfada da, “Evet böyle olmalıydı,” dedim. Lou’nun Will’den sonra hayatının neden bu şekilde olduğu, neden bu şekilde hissettiğini ve düşündüğünü, kendim hissediyormuşçasına anladım. Kendi kendini sorgulaması, hissettiklerinden şüpheye düşmesi, içindeki boşluğu anladım. Buna hak verdim. Bu hayatta iyi kötü bir şeyler yaşamış olan her insan bu kitaptaki gelgitleri anlayıp Lou’ya hak verecektir. Lou zaten sevdiğim bir karakterdi ve bu kitapla birlikte sevgimi pekiştirdi. Ben üçüncü bir kitabın gelebileceğini hissettim. Kitabın sonu biraz ucu açık gibi kalmış. Kesinlikle devamı yazılabilir. Ayrıca, ‘Senden Önce Ben’ filmini izlemiş biri olarak diyebilirim ki Emilia ve Sam’i bu kitabı okurken hayal etmek kitabı daha zevkli kıldı. Emilia’nın mimiklerini ve el kol hareketlerini, Sam’in gülüşünü ve bakışlarını gözümün önüne getirmek çok kolay oldu ve ben bunu sevdim. Kısacası tavsiyemdir, okuyun.

Baskı: Kan Büyüsü (The Cousins O'Dwyer Trilogy 3)

Baştan sona mükemmel bir seriydi. Okumaktan inanılmaz keyif aldım, bitmesin diye umdum ve her ne kadar da okumamı yavaşlatmaya çalışsam da kitabın istediğimden hızlı bitmesine engel olamadım. Bu kitabı okumaya çok önyargılı ve korkarak başladım. İlk iki kitabı çok beğenmiştim ve son kitabın onlar kadar olamayacağı şüphesi içimi kemiriyordu. Yanılmışım. İyi ki de yanılmışım. Kan Büyüsü, önceki iki kitap kadar iyiydi. Hatta kusursuzdu. Sayfalar su gibi akıp gitti. Hiçbir yerinde sıkılmadım. Hiçbir yerinde bunu böyle yapsaymış daha mı iyi olurdu diye düşünmedim. Hiçbir yerinde ama burada da biraz saçmalamış demedim. Sadece sonuna doğru acele bir son geliyor diye düşündüm ama kitabı bitirdikten sonra tek söyleyebileceğim yazarın bu işi bildiği. Onları çok sevdim. Üçlü, üçlünün üçlüsü ve asıl üçlü… Karakterlerin birbirleriyle olan bağları, üçlünün ve Fin’in hayvanlarla iletişim kurabilme biçimlerini, Branna’nın yemek tariflerini ve atölyesini, Boyle’nin sevgi ve sadakatini, Iona’nın neşeli halleri ile iyimserliğini, Connor’un yemeğe olan düşkünlüğü ile bağlılığını, Meara’nın cesareti ve tutkusunu ve Fin’in aşkından vazgeçmeme gücü ile kendinden emin olmasını özleyeceğim. Ayrıca Brannaugh, Teagan ve Eamon’u… ve Kara Cadı’yı… Hepsini çok özleyeceğim ve sanırım bir süre daha onları düşüneceğim. Günlük hayatları, şimdi ne yaptıkları, ne yedikleri gibi basit şeylerle aklımı uzun bir zaman meşgul edeceğim. Bir kitaba girebilme gücüm olsa sanırım hiç düşünmeden seçebileceğim bir kitap olurdu. Onların sevgisini ve yakınlıklarını açık ve net bir şekilde kıskandığımı söyleyebilirim. Bu da sanırım yazarın başarısı. Fantastik kitap sevenlere tavsiyemdir. Mutlaka bu seriyi okuyun.

Casus
7/1002.01.2017

Baskı: Casus

Kitabın vurucu bir bölüm ile başlaması, yazarın kaleminin bu kadar akıcı olması kitabın üçte ikisini bir solukta okutuyor. Son bölümleri olayların ağırlaşması ile birlikte biraz yavaşlasa da yine de akıp gitti. Yazarın kitapta yer verdiği aşk ve hayat hakkındaki satırları beni oldukça etkiledi. Alıntı yapmama ve oturup üzerinde düşünmeme neden olacak güzel paragraflar vardı. Mata Hari etkileyici bir karakter. Kitabı bitirdikten sonra başka kaynaklardan da kendisi hakkında okuduğum yazılara dayanarak bu kitabın böyle bir kadını anlatmak için yetersiz kaldığı hissine kapıldım. Tarihteki yerinin belirsiz olması belki de bunun nedeni. Halen daha casus olup olmadığı konusunda, bu kitaba rağmen, kafamda kesin bir karar veremedim ama eğer casus olsaydı kendisi daha çok saygı duyabileceğim bir kadın olacaktı. Bu şekilde hayattaki amacını bulamamış, şöhret ve göz önünde olma, rahat ve lüks yaşama takıntısı yüzünden kendi kendini felakete sürükleyen bir kadın olarak aklımda yer etti. Oysa kitabın ilk başlarında kendisini dönemin getirdiği her türlü zorluklara rağmen bir kadın olarak bağımsızlığını kazanmış, özgürlüğünü dilediğince yaşayan ve bunun için her türlü zorluğa göğüs gerebilen bir kadın olarak rol model olabilecek biri gibi görmüştüm. Savaş zamanının acımasızlığı ve birilerinin birileri üzerine basarak ilerleme çabalarının iyi verildiğini düşünüyorum. Aklımda çok yer edici bir kitap olmadı evet ama hoş bir roman olarak okunabilir. Kadının arkada bıraktığı kızından çok az bahsetmesi, kendi duygu ve düşüncelerinin kitapta çok yer almaması kadını şöhret için çabalayan bencil bir kadın gibi göstermiş. Belki öyleydi, belki değildi. Bunu bilemeyiz ama bu sebepten kitap bana yetersiz gibi geldi.

Minos
10/1031.12.2016

Baskı: Minos

Bugüne kadar felsefe okumaktan kaçındım. Anlayamayacağımı düşünüyordum. Bu kitabı da gerçekten ince olduğundan dolayı okumaya cesaret ettim. Sokrates ve talebesi arasında; “Kanun deyince ne anlarız?” sorusuyla başlayan soru cevaba dayalı sohbet diliyle yazılmış bu kitap, benim için iyi bir başlangıç oldu. Kitabın arkasında, “Platon, onu okuyanlar için büyük bir zevk, hatta büyük bir neşe kaynağıdır,” cümlesi yer alıyor. Kitabı bitirdiğimde aynen öyle hissettim ve en kısa zamanda diğer kitaplarını da edinip okuma kararı verdim.

Baskı: Osman - İkinci Kitap: Savaş (İmparatorluk, #3)

Beyazıt Akman, Dünyanın İlk Günü ve Son Sefarad kitapları ile gönlümü çelen, kitap önerisi isteyen herkese canı gönülden önerdiğim bir yazardı. Geçmiş zaman eki kullanıyorum; çünkü Osman’la birlikte bana büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Osman’ın birinci cildini de çok beğenerek okumamıştım ama acaba ikinci kitapla biraz toparlama olur mu diye düşünmüştüm. Maalesef olmamış. Daha önceki iki kitabını gerçekten çok sevmiştim. Bu seri, diğer iki kitaptan daha farklı işlenmiş. Yazarın araştırmacı kimliği bu kitapta da kendini göstermiş, bu olumlu bir artı olmakla birlikte kitap, yakın tarihte çıkan bazı kitap ve dizileri andırıyor. Yazar bunu bilerek yapmış mı bilinmez ama yapmamışsa da bu onun dezavantajına olmuş. Bana çoğu zaman sanki kitabı iki kişi yazmış gibi hissettirdi. Bazı bölümlerde, öyle hikayeler anlatmış, olayları öyle güzel kurgulamış ki kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz. Bazı bölümlerde ise kendinizi okumak için adeta zorluyorsunuz. Bazı bölümlerde çok abarttığını düşündüm. Bazı yerlerde sahneleri o kadar ince ayrıntısına kadar anlatmış ki, zorla gözümün önünde canlandırmaya çalışılmış gibi hissettim. Bazı bölümleri gereksizce uzatmış, gereksizce anlatmış da anlatmış. Günümüz politikasını hatırlatacak şekilde kitapta yer verdiği ifadeler ise keşke olmasaymış. Ben yakıştıramadım. Keşke okumasaydım denecek kadar kötü asla değil ama daha iyisini okuduğum bir yazarın o masalsı dilini bu kitaplarda eskisi kadar belli edememesine üzüldüm. Yine de kendisinden ümidimi kesmedim. Bize ilk iki kitabını andıran, onların çok daha iyisi olacak olan kitaplarla döneceğini düşünerek avunmak istiyorum.

Baskı: Gölge Büyüsü (The Cousins O'Dwyer Trilogy - 2)

Gölge Büyücü serinin ilk kitabı kadar iyiydi. Hiç sıkılmadan okudum. Bazı yerlerde bazı şeyler tekrar ediliyor, göze batıyordu ama kitabı o kadar sevdim ki onları kesinlikle görmezlikten geldim. Vaktiniz varsa bir solukta okunabilecek, oldukça akıcı ve güzel bir anlatıma sahip bir kitap. Karakterlerin arasındaki bağ o kadar güçlü ki, bana orada olma, onlardan biri olma hissiyatı uyandırıyor. Ortamları, evleri, işleri, birbirleriyle olan iletişimleri gerçekten de hayran olunacak kadar mükemmel. Kitabı bitirdiğimde ise her ne kadar bu serinin henüz bitmemesini istesem de üçüncü kitabın tekrarlarla serinin büyüsünü bozacağından korku duydum. Umarım öyle olmaz.

Öteki Kraliçe
5/1022.12.2016

Baskı: Öteki Kraliçe

Öteki Kraliçe, bu seriye ait okuduğum altıncı kitap. Daha önceki kitapları severek okumama rağmen bu kitabı bir türlü sevemedim. Bir çok şeyin defalarca tekrar edilmesiyle kitap bu kadar uzatılmasaydı en az diğer kitaplar kadar güzel olabilirdi. Karakterlerin kendi içlerinde duygu ve düşünceleri tekrar etmeleri yetmiyormuş gibi bir de 3 ana karakter arasında gelip giden bölümlerde,olayların o karakterin gözünden anlatılmasıyla devamlı tekrara düşülmüş. Bu, ciddi anlamda okuyucuyu sıkan bir durum. Daha özverili bir çalışma ile unutulmayacak kitaplar arasında yer alabilirdi. Umarım geri kalan kitaplar da bu şekilde değildir. Yazarın müthiş bir anlatım gücü, duyguları ve yaşantıyı ifade edebilme kapasitesi ve akıcı bir dili var. Buna rağmen ortaya kaliteli bir kitap çıkaramaması büyük bir düş kırıklığı.

Mephisto Çıkmazı
8/1012.12.2016

Baskı: Mephisto Çıkmazı

Bir devam kitabı olarak, okumaya merakla başladım. Bu merak ilk başlarda okumamı kolaylaştırdı ancak kitabın ortalarına doğru gerek karakterlerin fazlalığı ve kim olduklarını anlamakta zorluk çekmem, gerekse olayların haddinden fazla yavaşlayıp, bilimsel yönden açıklamaların ağır olması nedeni ile sıkıldım. Özellikle bilimsel konuları anlamakta zorluk çektim ve beni aştığını düşündüm. Bu, kitabı okumayı uzun bir süre bırakmama neden oldu. Tekrar aldığımda ise sayfalar akıp gitti. Sonlara doğru inanılmaz bir gerilim vardı ve kitabın bittiğini bile anlamadan bitti. Sonu gerçekten şok ediciydi. Hiç beklenmedik bir yerden ve gayet mantıklı bir açıklamayla kitabı sonlandırmaları benim hoşuma gitti. Üçüncü bir kitap olacak mı araştırmadım ama birkaç yerden olduğunu duydum. Umarım olur. Sevdiğim ana karakterlere veda etmeye hazır değilim. Yine de umarım daha açıklayıcı bil dil kullanıp, kitabı biraz daha kısa tutarlar.

Utanç
5/1001.12.2016

Baskı: Utanç

Yorum yapmamaya karar vermiştim ama bir iki cümle yazmak istedim; düşündüklerimin içimde kalmaması adına. Sanırım bu kitap benim boyumu aştı. Okumakta ya da kitabı anlamakta zorlanmasam da kendime ait bir çıkarım yapamadığım için kitabı sevemedim. Kitap hakkında okuduğum yorumlar, benim kitabı okurken veya bitirdikten sonra aklıma gelmeyecek seçeneklerle doluydu. Ayrıca her bir yorum farklı bir seçeneği göz önüne koydu. O yüzden sanırım bu kitabı okuyan herkesin kendine öz yorumu olacaktır. Kitabın iki ana kahramanı var. Bir tanesini anlamaya çalışmadım dahi ama diğerini anlamak istesem de anlamadım. Bu da insani duygularımız ve karakterlerimizle ilgili olmalı. Kısacası bu benim için karışık bir kitap oldu. Başından dediğim gibi sanırım bu kitap benim algılamalarımın çok üstünde bir kitap.

Son Karşılaşma
7/1030.11.2016

Baskı: Son Karşılaşma

Seri kitapların son kitapları beni hep hayal kırıklığına uğratıyor. Çok az serinin sonu beni tatmin edebilmiştir ki bu seri maalesef onların arasında yer almayacak. İlk üç kitabı büyük bir ilgi ve merakla okudum. Karakterler, olaylar harikaydı. Her kitapta da heyecan hep doruktaydı. Yazarın kalemi çok güzeldi. Dolayısıyla benim de serinin son kitabı olan bu kitap için beklentim oldukça fazlaydı. Ancak düşündüklerimin hiç birini bulamadım. Yazar daha önceki kitaplardaki heyecanı, sürükleyiciliği bu kitaba yansıtamamış. Kitabın yarısından fazlasına, tekrarlayan düşünceler yüzünden sinir oldum. Karakterlere sinir oldum. Olayların gelişme şekline sinir oldum. Ucu açık bırakan sona sinir oldum. Belki benim karakterimle ilgili bir durum ama sinir olduğum bir kitabı da tamamen objektif bir şekilde yorumlayamam. Kitabın sonlarına doğru edilen bazı sözlere açıklama getirilmedi. Kitabın fantastik yanına belli başlı açıklamalar getirilse de tatmin edici değildi. Olay biter bitmez kitap da bitti. Başlarına bu kadar olayın ve talihsizliğin geldiği karakterlerin gelecekten güzel bir anlarını okumak daha hoş bir son olabilirdi. Tüm bunlara rağmen bu seriyi okuduğuma tabii ki pişman değilim. Sadece daha farklı bir sonla daha özel olabileceğini düşünüyorum. Keşke de öyle olsaydı.

Baskı: Athena/Çalınmış Güzellik

Kitabın yarısından fazlasında sıkılmış olabilirim evet ama yine de bu kitaba beğenmedim diyemiyorum. Sıkıldım, çünkü anlatım çok yavaştı. Yazar kitabı bu kadar uzatmasa ortaya çok daha güzel bir eser çıkartabilirdi. İki zamanlı olarak anlatılan konu ve bu iki zaman arasında bağdaştırılan olay ile karakterler gerçek anlamda iyiydi. Özellikle kitabın ortalarına doğru katılan felsefi düşünceler ile birlikte aklımda daha yer edici bir kitap oldu. Kitabı beğendim, çünkü hem konu ilginçti hem de her iki kadın karaktere kendimi çok yakın hissettim. Onların yaşantılarını kendimde, kendimin yaşantılarını onlarda gördüm. Duygu ve düşüncelerinden etkilendim. Her ikisi de bana çok şey kattı. Kadınların halk arasında, yasaların önünde hatta kendi evlerinde söz sahibi olmamaları, sürekli iftiralara maruz kalması ve bundan sadece cinsiyetleri yüzünden kaçamadıklarını okumak; oldukça sinir bozucuydu. Bugün bile bunu yaşıyor olmamız daha da üzücü ve sinir bozucu. İnsanların; cinsiyet gözetmeksizin kim olurlarsa olsunlar, eşit olduklarını düşünmek çok fazla ütopik gibi gözükse de, aslında değil. Olmaması gerek. Kısacası eski Atina’yı ve 1800’lü yıllar İngiltere, İskoçya, Fransa ve Osmanlı tarihini okumayı seviyorsanız kitabın biraz ağır aksak ilerlemesine takılmam diyebiliyorsanız, tavsiye edebileceğim bir kitap. Zaten tavsiye etmem diyemem bu kitaba, haksızlık olur. Her şeye rağmen okunmaya, vakit ayırmaya değen bir kitap.

Baskı: Büyücünün İlk Kuralı - Kısım 2 (Doğruluk Kılıcı, #1)

Serinin ilk kitabının devamı olan bu kitap, ilki kadar mükemmeldi. Gerçekten ama gerçekten yazarın yarattığı dünyaya hayran oldum. Yazarın hayal gücüne hayran oldum. Olay örgüsüne, hikayedeki heyecana, karakterlerin özelliklerine hayran oldum. Bu kitap gerçekten kendine has. Bu seriyi sevdim, çok sevdim hem de. Yazarın öyle bir ters köşe yapışı ve bunu yaparken de öyle bir doğallıkla, sadelikle yapışı var ki her seferinde aynı hataya düştüm. İnanılmaz bir şekilde bu kitaptan kendime çok ders çıkardım. Çok bilgece yazılmış. Satır aralarında insana öyle güzel fikirler ve duygular işlemiş ki kelimenin tam manasıyla hayran olunası. Umarım yayın evi bir önceki gibi sadece iki kitabı çevirip basmakla yetinmez de bu seriyi bütünüyle okuma şansına sahip olabiliriz. Fantastik kitap sevenlere tavsiyemdir. Mutlaka bu yazarla ve karakterlerle tanışın. Pişman olmayacaksınız.

Kayıp Element
10/1001.11.2016

Baskı: Kayıp Element

Serinin üçüncü kitabı olan bu kitapta da ilk iki kitapta olduğu gibi heyecan ve macera hiç eksilmiyor. Sayfaları o kadar hızlı ve merakla çevirdim ki, kitabı nasıl bitirdiğimi anlayamadım bile. Bir başladınız mı bitirmeden bırakmak imkansız ve serinin son kitabını henüz okumama rağmen rahatlıkla diyebilirim ki bu seri benim kalbimde özel bir yer etti. Yazarın dili gerçekten çok akıcı ve sihirli… Emma, Will ve Jack benim unutamayacağım karakterler arasında yerlerini çoktan aldılar. Sonu tahmin edilebilirdi evet ama tahminimin bu şekilde tutması bu kitabı benim için çok daha özel kıldı. Tekrar ediyorum, bu seriye başladınız mı elinizden bırakmak imkansız olacaktır. Okuyacak olanlara tavsiyem serinin dört kitabını da temin edip okumalarıdır. Baskı kaynaklı sanırım, bu kitapları piyasada bulmak zor. O yüzden mutlaka ama mutlaka hepsini temin etmeden seriyi okumaya başlamayın. Ayrıca kitabın isminden de anlaşılacağı gibi elementlerle ilgili bir kitap ve fantastik bir seri. Bu tarzı sevenler için değerli bir elmas gibi. Yani ben okuduğum zaman öyle hissettim en azından.

Baskı: Tavan Arasındaki Buda

Tavan Arasındaki Buda sarsıcı bir kitap. Özellikle arka kapak yazısını okumadan kitaba başladığım ve oradaki bilgiyi kitaptan okuyarak öğrendiğim için, kitabın karakterleri kadar benim de şaşırdığımı, etkilendiğimi söyleyebilirim. Kitabın başından sonuna kadar zorlu bir hayat mücadelesi veren bu insanlardan çok etkilendim. Hayatın onlara sunduğu seçeneklerden farklı seçenekleri olmayan bu insanlardan bazılarının direniş biçimi, bazılarının vazgeçiş biçimi beni oldukça düşündürdü. Ayrıca kitabın değişik bir dil kullanılarak yazılması, bir kitap okurken birçok hikayeyi öğrenebilme olanağı sundu. Bu yazım bazen tekrarlardan dolayı sıkıcı olsa da yazarın olağanın dışında bir eser sunması beni etkiledi. 1900’lü yılların başında Amerika’ya göç eden, varlıklarında kendilerine sunulan imkanların vadedilenden kat kat farklı olması, orada verdikleri mücadele ve arkasından İkinci Dünya Savaşının patlak vermesi ile senelerdir yurdum dedikleri toprakların düşman topraklarına dönmesi ile başlarına gelenleri okumak ilginizi çekerse tavsiye edebileceğim bir kitap ama büyük beklentiler içerisinde okumayın. Bu dil olağan dışı olsa da yazarın kalemi yeterince etkileyici değildi.

Hasat
10/1030.10.2016

Baskı: Hasat

Tess Gerritsen ne yazarsa yazsın mükemmel bir kitap okuyacağız demektir. Bu da benim için harika bir kitap. Özellikle diğer seriden daha farklı olmasının hoşuma gittiğini ve işlediği konu bakımından ilgimi oldukça çektiğini söyleyebilirim. İtiraf etmem gerekirse neredeyse ilk 100 sayfa bir cinayet bekledim. Cinayetin olmayacağının farkında vardığımda ise yazarın diğer kitaplarından farklı bir olay örgüsü işlediğini anladım ve kitabı okuma konusunda daha büyük bir istek duydum. Yazar bu değişiklik ile beni şaşırttı ve bu oldukça hoşuma gitti. Zaten bir Tess kitabını okumaya başladıysanız onu bitirmeden rahat edemezsiniz. Karakterleri sevdim. Özellikle Abby’nin başına gelenlerin yarattığı çaresizlik ve öfke hissini bire bir yaşadım. Organ ticaretinin tüm çirkinliği gözler önüne serilmiş, bazı hayatları kurtarabilmek adına bazı önemsiz gözüken hayatların nasıl feda edilebileceğini ve bunun için kendine haklı sebepler bulmanın ne kadar kolay olduğunu anlatılmaya çalışılmış. Hikayenin ilerleyişinden daha romantik bir son beklerdim ama yazarın hayal gücümüze bıraktığı karanlık boşlukları da seve seve doldurabilirim. Yazarın kaleminin büyük bir hayranıyım. Yazar tavsiyesi isteyenlere tavsiye edeceğim ilk yazar.

Baskı: Işığın Savaşçısının Elkitabı

Kişisel gelişim kitaplarını okumakta zorlanıyorum. Belki başka birinden öğüt almak gibi olduğundan karakterimin asi tarafı bu durumu kabullenemiyordur. Belki de biraz ders kitabı niteliğinde olduğundan verilen öğretileri ezberleme ihtiyacı beni yoruyordur. Açıkçası tam olarak ben de bilemiyorum ve bilmek için de çaba sarf etmek istediğim de söylenemez. Bunları söyleme nedenim ise bu kitap. Kişisel gelişim kitabı tarzına yazılmış, yazarın hayata ve hayatla ilgili her şeye dair bazı tavsiyelerini içeriyor. Yazarla aynı düşüncede olduğum, altını çizdiğim çokça satır mevcut ama bunları hayatıma uygulamayı ne kadar istesem de biliyorum ki okuduklarımın yarısından fazlasını unutacağım. Kitabı açıp altını çizdiğim yerleri tekrar tekrar okumazsam, bu kitabı okumuş olmamın bir faydası olmayacak. Sanırım kişisel gelişim kitaplarını sevmememin asıl nedeni bu. Ben verilmek istenen dersin hikayenin içine yedirilmiş halini okumayı seviyorum. Benimsediğim, kendimden bir şeyler bulduğum, hatta sevdiğim bir karakterin başından geçen birkaç olayla ve çıkarılan dersle bu kitaptan aldığımdan daha fazla fayda sağlayabilirim ve bu sağladığım fayda hayatımda daha kalıcı yere sahip olabilir. Benim kişisel görüşüm bu yönde. Kitabı tek bir yönden eleştirebilirdim ama yazar kitabın sonunda bununla ilgili mantıklı bir sebep sunarak bu olasılığı ortadan kaldırdı. Bu yüzden ben güzel bir alıntı ile yorumumu daha fazla uzatmadan sonlandırıyorum. Savaşçı çığ etkisini bilir. Sesini çıkarmaya cesaret edemeyen birine kötü davranan insanlar gördüğü olmuştur. O kişi korktuğu ve küstüğü için o kişi öfkesini kendisinden daha güçsüz birinden çıkarır; o da gider bir başkasından çıkarır, gerçek bir ıstırap selidir boşanan. Hiç kimse kendi zulmünün sonuçlarını kestiremez.

Struma
10/1016.10.2016

Baskı: Struma

Ne demeli, ne yorum yapmalı ki? Yaşanan o kadar acı, kaybedilen o kadar can… Yazık… Okudukça, “Ne çok nefret barındırabiliyor insanoğlu içinde böyle,” dedim. Kendi çıkarları doğrultusunda her şeyi yapabileceğini, yapabileceğimizi okumak gerçekten de sarsıcı. İnsanları sınıflandırmak, bize doğru gelmeyen sınıfı dışlamak, acılarından mutlu olmak, hatta öldürmek ve ölümlerinden memnuniyet duymak… İnsanlığımızı sorgulatıyor. Kitabın geçtiği zaman, İkinci Dünya Savaşı ve en acımasız diktatörlerden Hitler’in Dünya’da başlattığı kaos dönemi. Ölümden kaçıp, gelecek umuduyla başka bir ülkede yurt edinmek için, başka milletlerden medet uman milyona yakın insan. Genç, yaşlı, çocuk… Biraz diplomasi, biraz nefret, biraz ırkçılıkla sonları ölüm masum insanlar… Bu kitabı okuduktan sonra Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki etkisi konusunda hiçbir fikrim yokmuş dedim. Daha fazlasını öğrenme isteğim ve yine bu konudan bahseden Zülfü Livaneli’nin eserini okuyarak başlama arzum arttı. Sadece kitabı okurken, bu kadar genel değil de daha öznel yazılmış olsaydı bu kitabın daha da vurucu olabileceğini düşündüm ama buna rağmen bu hali de oldukça etkileyici. Ben politikadan, diplomasiden, birinin taraf olup olmamasından anlamıyorum. Ben bu kitabı duygularımla okudum. O 800 kişinin neler yaşadığını, neler hissettiğini düşünerek okudum. Okuyacak olanlara tavsiyem de budur. Benim gibi duygularıyla okumaları.

Ölü Ruhlar Ormanı
10/1016.10.2016

Baskı: Ölü Ruhlar Ormanı

Gerçek anlamda bir kitabı okurken nefes kesilmesi neymiş bu kitapta öğrendim. Sonlara doğru öyle bir yere geldim ki aynı iki sayfası iki üç kere okudum ve bir sonraki sayfayı çevirebilmek için ciddi anlamda cesaret toplamam gerekti. Kitabın gidişatına göre bir son olacağını beklemiyordum ama yazarın böyle beklemediğim bir yerden vuracağı da hiç aklıma gelmemişti. Tüm kitaplarını en kısa zamanda temin edip, en kısa zamanda okuyacağım. Kitap bittiğinde yazara ciddi anlamda bir hayranlık beslemeye başladım. Bu kadar şok edici bir son hiç ama hiç beklemiyordum. İlk başlarda biraz sıkılmıştım. Ara ara da ülkelerin günümüz ve geçmişteki politik durumları ile ilgili verdiği bilgileri gereksiz görüp, okurken sayfaların ilerlemediğini hissettiysem de kitabı yarıladıktan sonra sonunun nasıl geldiğini anlamadım. Yalnız ciddi anlamda midesi sağlam olmayanlar veya korku, gerilim okumayı sevmeyenler kesinlikle okumasın. Bu kitap onları fazlasıyla aşar.

Baskı: Öteki Kadının Pabucu / Mutlu Aşk Var Mı Ki Acaba?

Bu kitabı eşinden, sevgilisinden ayrılan veya ayrılmak üzere olan veya herhangi bir zaman diliminde ayrılmış olan herkese öneriyorum. Bu kitabı hayatında ne istediğini bilmeyen, kendini bulmaya çalışan herkese öneriyorum. Bu kitabı kadın erkek ilişkileri konusunda bir şeyler anlamaya çalışan herkese öneriyorum. Ve son olarak da eğlenirken düşünmek, düşünürken eğlenmek isteyen herkese öneriyorum. Ben okurken çok eğlendim. Karakterleri bir sevdim, bir kızdım, bir nefret ettim. Çoklukla kendime veya çevremden birine benzettim. Başlarına gelen veya yaptıkları herhangi bir şey karşısında kaç kere, “Bu tam ben,” dediğimin sayısını bile unuttum. Kısacası bu güzel bir kitap, okuması keyifli ve okunmalı. Beni tek bir şey rahatsız etti. Sonu. Tabii ki mutlu son biteceğini bekliyordum ama bana sanki biraz özensizce bitirilmiş gibi geldi. Bu kadar uzun bir kitabın sonu daha ayrıntılı, kitabın başından beri ayrı olan karakterlerin tekrar birlikte olmaları daha romantik bir şekilde kaleme alınmalı, tek bir cümle ile geçiştirilmemeli diye düşünüyorum. Gerçi yazar daha çok diğer kardeşin üzerine yoğunluk vermiş gibiydi ama kitabın başından sonuna kadar diğerini de okuduk. O yüzden onun ilişkisi ve hayatı bu kadar basit kelimelerle, geçiştirilir gibi bitirilmese daha hoş olurdu.

Baskı: Gelin (Lairds' Fiancées, #1)

Bayıldım. Karakterleri aşırı derecede benimsedim, çok sevdim ve kesinlikle çok özleyeceğim. Olay örgüsü inanılmaz heyecan verici bir şekilde ilerledi. İlk bölümde yaşanan cinayeti kimin işlediğine dair yaptığım hiç bir tahmin tutmadı. Katilin benim tamamen gözümden kaçan birinin çıkması kitabin gözümde puanını daha da artırdı. Yazarı zaten büyük bir zevkle takip ediyorum. Bu kitapla da yazara olan sevgimi daha da artırdı. Okumadığım kitaplarını da en kısa zamanda temin edip okumayı kendime görev bilirim. "Hiç mi olumsuz yani yok muydu?" diye soracak olursanız tek söyleyebileceğim yatak muhabbetlerinin oldukça sık olmasının beni baydığıdır ama bu tarz kitap okuyorsanız bunu göze alıyorsunuz ister istemez. Eski dönemlerdeki, kitabımız 1100 yılında geçiyor, kadınların devamlı bir mal olarak adlandırılması, söz hakkının olmaması, babasının ya da kocasının sözünden çıkmaması veya emirlerine uymasının beklenmesi, kendi duygu, düşünce ve isteklerinin zerrece önemi olmadığı, kadınların zayıf karakterli ve mizaçlı olduklarının düşünüldüğü, öyle görüldüğü bir devri okumak bir kadın olarak beni zorluyor, sinirlendiriyor. 1000 yıl sonra bile dünyanın yarısının yine aynı düşüncede olması da ayrı bir üzücü durum.

Baskı: Ölmek İçin On Üç Sebep

Kitabın ilk sayfalarındaki talihsiz çeviri hatası gözümü korkutmuştu. Ancak kitabın son sayfasına kadar benzer bir hata ile karşılaşmadım. Çeviri hataları en iyi kitabı bile kabusa çevirebilir ama bu, o kitaplardan biri olmadı. İlk sayfalardan itibaren hikayeye bağlandım. Yazarın yazım diline ilk başlarda alışamadığımdan dolayı bir süre okuma zorluğu çektim ama sayfalar ilerledikçe alıştım ve gözüme batmamaya başladı. Kitabın konusu oldukça ilginç ve son sayfalarına kadar merak uyandırıcı. Ben daha farklı bir son arzulamış, yazar, 'Acaba bize son dakika sürpriz yapar mı?' diye kendi kendime sormuştum. Ama bu hali de güzel. Ders verici. Kendimizi bilmeden veya bilerek yaptığımız davranışların karşımızdaki ne şekilde etkilendiği düşündürüyor. Özellikle ortaokul, lise çağlarındaki okuyuculara tavsiyemdir.

Esperanza'nın Kutusu
7/1005.10.2016

Baskı: Esperanza'nın Kutusu

Öldüğü söylenilen kızını gömdükten sonra, bir Aziz’in ona görünüp, kızının ölmediğini söylemesi üzerine, onu arayışa geçen bir anne… Evet, ilginç bir konu, yazar da kendini okutuyor. Kitabın son anlarına kadar merakla okudum ama sona yaklaşırken olayların gidişatından beklediğim gibi bir sonuç çıkmayacağını anlamıştım ve kitabı bitirdiğimde de yanılmadığımı anladım. Daha farklı bir sonuca bağlanmış olsa, hatta şüphe ettikleri doğru çıksa da bambaşka bir şey çıkmasaydı benim için daha tatmin edici bir kitap olurdu. Ancak daha çok empati yapabilen biri, ya da kitaptaki kahramanımız gibi ebeveyn olan biri, eminim bambaşka bir gözle okuyacaktır. Ben kendimi kadının yerine koyamadım. Koyduğum anlarda da, “Ben öyle yapmazdım ki…” diyerek okuduğum için, pek etkilenmedim. En azından mutlu sonla bitti. Vakit geçirmek için okunabilir.

Üvercinka
8/1023.09.2016

Baskı: Üvercinka

Şiir okumak yeni hevesim. Şimdiye kadar böyle bir merakım hiç olmamıştı ve bu kitapta okuduğum üçüncü ya da dördüncü şiir kitabı.Yazarın dilinin kolay anlaşılır olması, kitabı kolay okunabilir kılmış. Zaten kısa bir kitap. Hemen bitti. Bu kitaptaki şiirleri ben sevemedim. Yazar çok güzel iki üç cümle kuruyor, ardından bana anlamsız gelen cümlelerle devam ediyor. Oysa o iki üç cümlenin ardından da öyle güzel cümleler gelse, şiirler unutulmaz olur. Yine de okumak zevkliydi.

Baskı: Onüç Günün Mektupları

Çok içten bir dil, çok samimi bir yaklaşım, çok imrenilesi bir aşk... Cemal Süreya’nın kısa bir ayrılık süresince karısına yazdığı aşk mektuplarını içeren, okuduğum ilk Cemal Süreya kitabı. Bu kitapla internetten okunan özlü sözlerinin, şiirlerinin yazarın gözünde ki anlamlarını keşfettim. Yaşadığı hayat, sevdiği mekanlar ve insanlar, kelimelere çok daha farklı ve özel bir anlam yükledi. Aslında kitap çok sade, çok sıradan ve çok bizden ama bir o kadar da tüm bu saydıklarımın tersi. Yazar tüm samimiyetiyle kalbindekileri kağıda dökmüş. Yattım, kalktım, rakı içtim, seni düşündüm diyor. Bunlar bizden. Ama öyle cümleleri, hatta kelimeleri var ki, düşünüyorsunuz. Biz ne zaman mektup yazmayı bıraktık? Ne zaman şiir yazmayı bıraktık? Bunlar eskiden insanların yapmaktan gurur duydukları eylemlerdi. Ne oldu da bunu kaybettik? “Yaşlanıp oyle kol kola yürüyelim mi? Ne güzel yaşlanırsın sen.” Ne oldu böyle güzel cümleleri kuran insanlara?

ÖncekiSayfa 2 / 23Sonraki