Satıgül Yüksek
@Satıgül Yüksek

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Çılgın Düğün (Spikes & Spurs, #4)

Yazar hikaye ye bayağı hızlı bir giriş yapmış, daha ilk satırlarda kendimi kilisede sırıtan bir rahibin karşısında buldum : )) Jasmine ve Ace yaklaşık iki yıldır arkadaşlar,Jamine’in cafe sinde hamburger yiyip sohbet etmeleri dışında ileri derece bir arkadaşlık bir samimiyet göremedim,.. Ben bu ikilinin arkadaşlıklarından bir şey anlamadım ki evliliklerinden anlayayım, kısacası ne dostluklarında bir sıcaklık, ne aşklarında bir tutku hissettim.. Bence aşkları adım adım ilerlemeliydi, dostlukları aşka dönüşürken o tutkuyu hissetmeliydik, anlaşmalı evliliğin daha ilk haftasında birlikte olup, sonra her fırsatta biz arkadaşız deyip ardından yine sex le biten bir ilişki pekte inandırıcı gelmedi, özellikle karakterlerin iticiliğini saymıyorum bile : ) Yazar bolca yan karakter kullanmış , gereksiz uzatmalarda eklenince kafayı şişiren kuru bir kalabalık çıkmış ortaya : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/cilgin-dugun-yorum.html#more

Baskı: Söylemeyeceğine Söz Ver

Kitap 1971 yılında öldürülen, Patates Kız lakaplı Del’in hikayesini anlatıyor, pedofili bir baba, birbirinden tuhaf erkek kardeşler ve patates çiftliğinde pislik içinde geçen bir hayat,Del’in akıl sağlığının pekte yerinde olmamasının en önemli nedenleri… Kitabı Del’in zamanında onunla tuhaf bir arkadaşlık kurduğu günümüzde okul hemşireliği yapan Kate’in ağzından dinliyoruz. Yıl 2002 yani cinayetin üzerinden tam otuz bir yıl geçmiş Kate on yedi yaşındayken terk ettiği kasabaya geri dönüyor çünkü annesi Alzheimer hastası… Kate bir yandan kaçtığı geçmişiyle yüzleşirken ki onun çocukluğu da pek de sağlıklı geçmemiş, bir yandan da Del’in hayaletiyle uğraşıyor , bir şekilde Del’in geri döndüğünün ve kendisini izlediğinin farkında zira gördüğü hayaller ve ona bırakılan ipucları bunun mümkün olabilme ihtimalini akla getiriyor.. Sayfalar ilerledikçe yıllar öncesine dönüp, Del’in yaşadığı tuhaf ve sancılı çocukluğuna ortak olurken yavaş yavaş bir cinayetin aydınlanmasına tanık oluyoruz.. İçerisine biraz paranormal olguların yerleştirildiği çoğunun akıl sağlığından şüphe ettiğimiz karakterleriyle anlatımı ağır, çoğu sayfalarda sıkıldığımız orta şekerli bir kitap : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/soylemeyecegine-soz-ver-yorum.html#more

Baskı: Günlerin Sonu (Penryn & the End of Days, #3)

Serinin bu kitabı diğerlerine göre daha hareketliydi, Raffe ve Penryn arasındaki aşk daha gözle görülür bir şekildeydi malum diğer kitaplarda asker arkadaşı gibiydiler : )) Meleklerin hem kendi içlerinde hem de insanlarla olan savaşı daha vahşi bir hal alıyor, Kötü meleğimiz Uriel’in Michael’ı saf dışı bırakarak kendisini tanrının habercisi ilan etme çabası iyice raydan çıkıyor, Paige'e yaptığı gibi ameliyatlarla değiştirdiği çocuklar yetmiyormuş gibi, adına 666 dediği altı kafalı yaratıklar peydahlanıyor, akrepleri saymıyorum bile,onlar artık aileden sayılır : )) Kitabın finalinde, herkesin dahil olduğu bir kıyamet savaşı yaşanıyor, Raffe ve Uriel karşı karşıya, Penryn direniş kampındaki insanların safında yer alıyor ve öyle bir an geliyor ki Raffe ve Penryn karşı karşıya geliyor, ve Raffe nin yaptığı fedakarlık finale damgasını vuruyor.. Bu arada bir yerlerde okumuştum yazar seriyi 5 kitaba çıkaracakmış : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/melegin-dususu-gunlerin-sonu-yorum.html#more

Baskı: Kıyamet Sonrası (Penryn & the End of Days, #2)

Serinin bu ikinci kitabı, Raffe'nin meleklerin ortak alanı olan ve direnişin çıkardığı saldırıda, yerle bir olan "Kuş Yuvasında" Penryn'in akrep meleklerin zehri ile öldüğünü düşünerek cansız bedenini ailesine ve direnişin adamlarına teslim ettiği yerden başlıyor.. Sonrasında Penrn'in ailesiyle birlikte direnişin kampına dönmesi , bir süre sonra Paige'in tekrar kaybolması ( kız bir yerinde durmadı) ardından akrep melekler tarafından kamptakilerin Alcatraz hapishanesine götürülmesi ile devam ediyor ... Penryn,Alcatraz da bulunan bir doktor , sayesinde kardeşinin başına geleni öğreniyor ki bu işin içinde doktor da var, küçük kızı insandan bir canavara dönüştürdükleri, bir dizi teste tabi tuttuklarını gösteren videolar izletiyorlar, ilk kitaptaki kötü meleklerimiz Uriel ve Beliel de bu işin içinde, zaten akrep meleklerin yaratılışını sağ olsun Uriel gerçekleştirmiş.. Penryn sonrasında doktorunda yardımıyla bir kaç kişiyle birlikte yeniden bir başka yerde kurulan "Kuş Yuvasına" gönderiliyor, Uriel in yanında manken gibi durmaları için, Uriel güzel insan kızlarından hoşlanıyor anlaşıldığı kadarı ile, ama onları sadece etrafında aksesuar olarak tutuyor, kardeşini orada bulabileceğini bilen Penryn balıklama atlıyor bu olaya ve orada Raffe ile tekrar karşılaşıyorlar... Raffe ilk kitapta Beliel tarafından çalınan kanatlarına kavuşuyor ama henüz kullanma aşamasına geçemedi, daha doğrusu savaşmaktan fırsat bulamadı , Beliel in ona taktığı iblis kanatlarıyla dolaşmaya ve korku salmaya devam ediyor .. Kitapta sevdiğim sahnelerden biri, kılıcın bazen Penryn'e rüyalar aracılığı ile, Raffe ile daha önce birlikte geçirdiği zamanlarda, Raffe nin onun hakkında ne düşündüğünü aktarmasıydı, bazı olayları Raffe nin gözünden gördü, bu arada kılıç bazende kızı başka bir paralele geçirerek , Raffe nin geçmişte katıldığı savaşları, gösterdi, Penryn bu savaşlarda Raffe ile yanyana savaştı, melek onu görmedi tabi, ama kılıç kızın, Raffe nin kılıç tutuş tekniklerini görmesini sağladı, yani kıza bu şekilde kılıçla nasıl savaşacağını öğretti, zira son yüz sayfada bayağı işe yaradı ama birden bire meleklerle eş değer bir savaşçı yaratması da çok saçma geldi, fazla zorlama oldu, meleklerden bahsediyoruz yani, bir iki rüyayla kılıç mı kullanılır allah aşkına :)) Bu kitapta da, ikili arasında, bir kaç sahne dışında, yine bir yakınlaşma, bir aşk yoktu maalesef :( Ben serinin bu kitabını da çok beğenmedim ki sanırım bu seriyi bir tek ben beğenmedim,kitap boyunca Penryn karakteri ön planda Raffe kitabın son yüz sayfasında ortaya çıkıyor, zaten kitabın en hareketli ve güzel olan kısımları da orası, son yüz sayfaya gelene kadar sıkıntıdan ölmezseniz o kısımlardan keyif alabilirsiniz :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/melegin-dususu-kiyamet-sonrasi-yorum.html#more

Baskı: Meleğin Düşüşü (Penryn & the End of Days, #1)

San Francisco şehrinde,Meteor yağmurlarından,yangınlardan,tsunamilerden geriye pek bir şey kalmamış , yağmacılar ve ardından başlayan salgın hastalıklar hayatı daha da zor bir hale getirmiş, yanan binalardan çıkan siyah dumanlar gerçekten korkunç bir görüntü oluşturuyor... Tüm bunların nedeni , Mahşer gününün Melekleri, modern dünyayı yerle bir eden, milyonlarca, belkide milyarlarca insanın canını alan doğa üstü varlıklar, aralarında Baş Melekler , iblisler, akrep denilen zehirli iğneleri olan melekler ve daha bir sürü tür var.. Penryn, lise öğrencisi bir genç kız, yani bir zamanlar bir okulu vardı artık yerinde yeller esiyor, tekerlekli sandalyeye mahkum Paige adında 7 yaşında bir kız kardeşi ve evlere şenlik deli bir annesi var , kadın görünmeyen varlıklarla, iblislerle konuşup duruyor , başlarına kötü bir şeyler geleceğini düşündüğünden, zamanında tüm parasını verme pahasına kızını en iyi dövüş tekniklerinin öğretildiği kurslara yazdırmış, aslında iyi de olmuş, kitap boyunca çok yararlandı bildiklerinden.. Meleklerin saldırısından sonra birde sokak çeteleri başa bela olunca herkes bulduğu bir binaya yerleşmiş durumda, fakat Penryn ve ailesi de artık başka yere geçmeleri gerektiğinin farkında, en azından yemek bulabilecekleri bir yere , planlarını uygulamak için dışarı çıktıkları bir gece,devasa boyutlarda, bir kaç meleğin kavgasına şahit oluyorlar... Meleklerden birisi Raffe, fakat karşındaki melekler onu bir konuda itaat etmemekle itham edip, kanatlarını koparıyorlar, zaten olaylar bundan sonra başlıyor, Penryn, annesi ve kardeşine kaçmalarını söyleyip, yere savrulan melek kılıcıyla, Raffe'ye yardım ediyor, fakat bir anda, kötü olan meleklerden biri, Paige'i kaçırıyor ve Penryn annesi o karmaşada kaçıyor... Penryn kardeşini bulmasında yardımcı olacağını, en azından kardeşini götürdükleri yeri bildiğini düşünerek, kanatları koparıldığı için , yerde kanlar içinde yatan Meleğe yardım etmeye devam ediyor, birlikte zorlu bir yolculuk başlıyor.. Konuyu böyle anlatınca çok güzel bir kitap ama, bu kadar sevilen bir serinin, ilk kitabı için bana göre biraz zayıftı, zira kitabın ilk yarısı çok sıkıldım, yazar gereksiz detaylarla doldurmuş kitabı , yağmalanan bir şehri detaylı anlatması gerekirken , yol boyunca konakladıkları binaların girişindeki tabelaya kadar gereksiz ne varsa anlatmış,mesela yukarıda yorumun girişinde bahsettiğim şehrin halini kitabın son sayfalarında ancak bu kadar net görüyoruz .. Yazarın kalemi biraz ağır, hareketli sahnelerde bile heyecanlandıramıyor, yalnız bu sözlerim kitabın ilk yarısı için geçerli,kitabın yarıdan sonrası daha güzeldi, Meleklerin yoğun olduğu, Kuş Yuvası diye adlandırılan yerde yaşananlar, insanlardan oluşan ve bir ara bizimkilerin esir düştüğü, Direniş 'in , Kuş Yuvasına saldırısı ve grubun lideri, Obi karakterini tekrar görmek güzeldi :) Raffe ile Penryn arasında elle tutulur bir yakınlaşma olmadı, kız biraz etkilendi, Raffe pek renk vermedi bir kaç bakış dışında , ama finalinde bir an vardı yakınlaştıkları, onda da sağolsun Raphael kızın burnundan getirdi, ayrıca sevdiğim sahnelerden biri Penryn başına gelenler karşısında meleğin verdiği tepkiydi :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/melegin-dususu-yorum.html#more

Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)

İçeriğindeki cinselliğin yoğunluğundan dolayı okumakta kararsız kalanlara şunu söylemek isterim, kitaptaki bdsm gözünüzü korkutmasın zira tüm dikkatiniz ; Christian'ın Ana'ya olan aşkına, tutkusuna, onu tüm Dünya'dan koruma içgüdüsüne ve aynı Dünya'yı onun saçının tek teli için yakabileceği üzerinde olacaktır . Ayrıca Christian'ın geçmişinde yaşadığı travmayı öğrendikçe bazı şeyleri daha iyi anlamaya başlayacaksınız. Ben seriye bayıldım : ) Eleştirenler için söylemek isterim ki , kitaba yüzeysel bakan biri tabi ki porno görecek, bdsm görecek, ama bir kitabı okurken karakterleri ile empati kurabilirsen, acılarını da görebilirsin,yaşadığı travmaları da, mesela Christian'ın geçmişinde yaşadığı travmayı öğrendikçe, Ana'ya olan aşkına, tutkusuna ortak oldukça, bazı şeyleri daha iyi anlayıp, farklı bir gözle bakmaya başlıyoruz : ) Ayrıca bu tarzı seviyorum ama içinde bdsm olmasın diyorsanız Sylvia Day'in Crossfire serisini tavsiye ederim, serinin 4. kitabı 2015 yazında raflarda olacak : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Gece ile Şafak
9/1010.10.2015

Baskı: Gece ile Şafak

Gece ile Şafak, yeşilçam tadında bir kitaptı : ) Gece, barlarda sahne alan, menekşe gözlü, büyüleyici bir sese ve güzelliğe sahip, her erkeğin aklını başından alan bir kadın, en son çalışmak için başladığı yer, gece hayatının en kötü adamlarından biri, Ayhan Çakır'ın barı Çakırkeyif, fakat Gece en baştan tavrını ortaya koyan, sadece sesiyle anılmak istediğini, başka hiç bir şekilde müşterilerle muhatap olmayacağını çok sert bir dille söyleyen korkusuz biri, bu tür adamların karşısında cesur ve gözü pek görünmek zorunda olduğunu biliyor, zira hayat buralarda çok farklı.. Aslında Gece, ilk andan itibaren gizemli hareketleri ve iç sesleriyle göründüğünden farklı bir kadın olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza, nitekim satırlar ilerledikçe bizleri oldukça şaşırtan , derinden etkileyen, bir geçmişe sahip olduğunu öğreniyoruz, yeraltı camiasıyla bir derdi var orasını anlıyoruz, ve gerçek Geceyi satırlar arasında keşfettikçe şaşkınlığımız artıyor , duyduklarımızın, gördüklerimizin, aslında gerçek olmadığını öğreniyoruz, her söylenen söz yalan, ve herkesin yüzünde aslında bir maske var, ve en önemlisi , bu hikayede kimse gerçek değil .. Ayhan Çakır, gecenin koruması olarak, aralarına yeni katılan bir adamını görevlendiriyor, adı Şafak, Gece ile Şafak, isimler oldukça ironik geliyor bize, ama onlar için asıl ironi satırlar ilerledikçe ortaya çıkıyor, özellikle Gece için her şey baştan yazılmaya başlıyor, tüm geçmişi yeniden hayat buluyor, Şafak'ın sırlarında... Şafak, sıradan bir bar fedaisi gibi görünüyor ama değil, adamın geçmişini kimse bilmiyor, hakkında hiç bir bilgiye ulaşılamıyor, bir assolist korumasının çok üzerinde standartları olduğu, bir şeyler çevirdiği belli ama ne , onunda bu camiayla olan derdini ve özellikle Gece ile olan bağlantısını zamanla öğreniyoruz... Gelelim hikayenin en kötü adamına, Tuncay Demirhanlı, yazar öyle bir karakter yaratmış ki, kitabın kötü adamı olmasına rağmen, duruşuyla , kendine güveniyle, karizmasıyla, Şafaktan daha dikkat çekiciydi bana göre, özellikle sonlara doğru, Tuncay'ın geçmişini okudukça, Gece ve Şafak ile olan bağlantısına , özellikle Gecenin, çocukluğunun en önemli isimlerinden biri ile olan ilişkisine tanık oldukça, hikaye farklı bir boyuta taşınıyor.. Tuncay'ı bir yere kadar suçladım, ama öyle bir an geldi ki onun için gerçekten üzüldüm, keşke her şey daha farklı olabilseydi onun için, yalnız bu adama yakıştıramadığım bir şeyde Gece 'ye hitap ederken kullandığı "Sultanım" kelimesi oldu, böyle bir adamın ağzında çok iğreti durdu ve de komik : ) Kitapta olaylar günümüzde geçerken asıl hikayenin başlangıcı 1986 yılına uzanıyor, zaten sürekli o tarihlere dönüyor ve çok özel bir ailenin hayatına dahil oluyoruz, Akar ailesi bu hikayenin temelini oluşturuyor, Reyhan, Ceylan ve Karaca bu ailenin üç kızı, kendi hallerinde, kendi yağlarıyla kavrulan, sevgi dolu bir aile onlar ve onların hayatlarının bir parçası olan insanlar, Mahur ve küçük oğlu Toprak, Marika, Devran ve Demirhanlı Hasan, 1986 yıllarına yapılan geçişleri dikkatle okuduğumuzda ve günümüzde yaşananlar ile arasında oluşan bağlantıyı fark ettikçe hikaye daha bir güzelleşiyor... Söylediğim gibi, aslında kimse gerçek değil bu hikayede, herkesin bir sırrı, kaybettikleri ve bundan doğan intikam hırsı var : ) Hikaye de bana tuhaf gelen kısım, Gece'nin her olaydan çok basit bir şekilde kurtulması oldu, öyle bir alemin içinde, biraz gerçek üstü bir şansa sahip gibi geldi bana, zira gerçek hayatta Tuncay gibi bir karakterin özel anlarında o kadar töleranslı davranacağını ve bir kadınla güç anlamında başa çıkamayacak bir erkek olacağını hiç sanmıyorum bu kişi Gece gibi biri bile olsa : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/gece-ile-safak-yorum.html

Kurt Seyt & Murka
10/1008.10.2015

Baskı: Kurt Seyt & Murka

Kurt Seyt & Murka kitabı 1924 yılında bıraktığımız yerden devam ediyor,bu sefer hikaye 1945’lere kadar uzanıyor, Shura’dan kalan boşluğu Mürvet ile yani Murka’sı ile doldurmaya çalışıyor Seyit, onunla bir aile kuruyor, Kurt seyit çok zeki ve çok çalışkan bir adam, hani taşı sıksa suyunu çıkarır derler ya, bu söz tam Seyit için söylenmiş İstanbul’a ilk geldiğinden çok farklı bir Seyit çıkıyor karşımıza, içindeki vatan hasreti, sevdiklerinin özlemi yakıp kavuruyor o hisleri baki, ama hayatın zor şartları karşısında çok çetin savaşlar veriyor, adeta yoktan var ediyor yeni hayatını, onun bu azmini, her şeye rağmen mutlu olma çabasını gıpta ile okudum, dürüst olmam gerekirse Murka ile olan ilişkisi Seyit’i çok fazla zorladı.. Murka’nın yaşının küçük oluşumu desem, yaşadığı hayat tarzımı desem, Seyit ile o kadar zıttı ki, keşke farklı bir yol ya da farklı birini mi seçseydi diye düşünmeden edemedim, Kurt Seyit, tüm hayatını, üzülerek ve hayranlık duyarak, okuduğum, acılarını en derinden hissettiğim bir insan oldu, fakat hayatı boyunca ona yakıştıramadığım tek bir şey yaptı, oda sonu oldu zaten, böyle bir adam ve böyle bir son ne desem bilemedim Savaşın yaşattığı acılar, binlerce insanın ölümü, kayboluşu, köklerinden ailelerinden uzaklara sürgün edilişi, insanı derinden etkiliyor, kitapların adını her duyduğumda, kapaklarına her baktığımda, sayfalarının kokusunu her aldığımda, burnumun direği sızlar, yaşananların gerçek oluşu, o kadar etkiliyor ki insanı, keşke o zaman dilimine, onların yanına bir yolculuk yapabilseydim dedim okudukça… Kitapların son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimlere baktıkça, canlanıvereceklermiş gibi geliyor insana Kitapların son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimlere baktıkça, canlanıvereceklermiş gibi geliyor insana Resimler http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/kurt-seyt-murka-yorum.html?spref=fb

Kurt Seyt & Shura
10/1008.10.2015

Baskı: Kurt Seyt & Shura

Kurt Seyit.. Çar Nichola’nın muhafız alayında bir üsteğmen, hırslı,zeki ve cesur bir adam, fakat bu görevi onun Bolşevik’lerin ölüm listesine adının yazılmasına neden oluyor, hem ailesi hem kendisi , artık kaçmak ve saklanmak zorundalar, nitekim Seyit bir süre sonra Bolşeviklerin baskısı ve zulmü yüzünden, binlerce insan gibi, ülkesini terk etmek zorunda kalıyor.. Shura, saf güzelliği ve aşkıyla, karlı bir Moskova gecesinde, Tchaikovsky nağmeleri eşliğinde, Seyit’in dünyasına ansızın giren ve ona en derin, en güzel duyguları yaşatan bir kadın , oda ailesinin serveti ve ünvanı yüzünden Seyit ile birlikte, ülkesini terk etmek zorunda kalıyor.. Sonrasında, ne mi oluyor, Mustafa Kemal’in Kuvai Milliyesi’nden İstanbul’a kadar uzanan, acı dolu bir yolculuk başlıyor Seyit için, geride bıraktığı ailesi, gözlerinin önünde can veren kardeşi, ve yanında sevdiği kadın Shura ile her şeyi zorda olsa geride bırakıp, yeni ve çok zorlu bir hayata adım atıyor.. Kurt Seyt & Shura , 1890’ların Rusya’sından 1924’ün Türkiye’sine uzanan bir zaman dilimini anlatan muhteşem bir kitap, savaşın acı ve çirkin yüzünü ve bu yaşanan gerçekleri yazıya o kadar güzel dökmüş, okuyucuya öyle güzel aktarmış ki yazar, keşke o zaman dilimine gidebilme ve onlara yardım etme şansım olsaydı diye yandım durdum L fakat bu ilk kitabın sonunda, Shura ile nereden nereye geldiler diye hayret etmedim de değil, özellikle Shura beni çok şaşırttı, çok öfkelendirdi , doğruya doğru… Kitabın son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimler tarihte görsel bir yolculuğa çıkarıyor bizleri... Resimler http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/kurt-seyt-shura-yorum.html?spref=fb

Yazgı
9/1029.09.2015

Baskı: Yazgı

Baskı: Kötü Çocuklar - Soluk Soluğa

İki erkeğin aynı kıza aşık olması,kızın arsızlaşıp ikisini birden istemesi ve istemekle kalmayıp bunu denemesi... Olivia karakteri bu kadar basit bu kadar bayağı olmasaydı bu kitabı daha çok sevebilirdim... Karman çorman bir aşk hikayesi okumayı beklerken, kitabın sonlarına doğru iki kardeş hakkında öğrendiğimiz gerçek tam bir şok etkisi yapıyor, çoğu okuyucunun böyle bir gerçeğe hazır olduğunu sanmıyorum, : )) Kitabın bir aşk üçgeninden, bir macera filmine dönüşeceği kimin aklına gelirdi : ))

Baskı: Hep Senin Yanındayım

Durugörü yeteneği geçmişte Marlie'nin hayatını mahvetmişti, fakat görüntüler aniden bıçak gibi kesilmiş genç kadın geçmişe sünger çekmişti, yaşadığı travmayı tam anlamıyla atlatamamışken yeniden kanlı cinayet sahnelerini görmeye başlaması,hayatını tekrardan kabusa çevirdi. Tüm alaylara rağmen polisle yaptığı işbirliği hayatını yeniden düzene koymasını sağlayabilecekmiydi,yoksa sıradaki kurban kendisimi olacaktı, tabi tüm bunlar yaşanırken hayatının ortasına bomba gibi düşen Dedektif Dane Hollister işleri hiçte kolaylaştırmayacaktı : )

Bir Günah Gibi
9/1029.09.2015

Baskı: Bir Günah Gibi

Oldukça uzun bir yorum oldu, o nedenle yarısını bloga sakladım linki altta :) Aşkın Renkleri serisinin ikinci kitabını bitirmiş bulunmaktayım en az çilek mevsimi kadar sevdim bu kitabı da, ama Çilek kokan kadın Mira karakterini Ela'dan daha çok sevdim o ayrı :) yalnız dikkat ettim de, yazar erkek karakterlerin duygularına daha ağırlık veriyor kitaplarında, bir kadın gözüyle çokta güzel yazıyor doğrusu :) ilk anda, kadının sesi dikkatini çekti adamın, sonra sözlerine kulak verdi, çünkü onun hissettiklerini dile getiriyor, adamın haftalardır, henüz kendisinin bile farkında olmadığı duygularını yüzüne vuruyordu, sonra gözlerini gördü , yeşilin en güzeli, tıpkı uçsuz bucaksız bir ormanın derinlikleri gibi, bakıştılar kısa bir an, kadın hiç bir şey anlamadı, çünkü adam onun için, bir oyuncakçı dükkanında kısa bir an göz göze geldiği bir yabancıydı sadece, yalnızca bakmakla yetindi adamın kahverengi gözlerine, sorasında ise çıkıp gitti, berbat hayatına kaldığı yerden devam etmeye... Sarp Aras, aile şirketinin en tepesindeki adam, çok güçlü, çok yakışıklı, çok zeki, ama hayatında bir şeyler eksik, henüz ne olduğunu kendisi de bilmiyor,neden her şeye sahipken, bu kadar yarım hissettiğini anlayamıyor, hiç bir tende aradığını bulamıyor, hiç bir göz bakmıyor ona derinden , hiç bir koku yakmıyor sol yanını, ta ki o oyuncakçı dükkanında, hüzünlü yeşil gözlerin sahibini görene kadar... Ela Kavaklı, zor bir hayatı olmuş, iki abi ve en az onlar kadar berbat bir baba için çalışıp durmuş yıllarca, ama onların gözünde bir köpek kadar bile değer görememiş,en sonunda da para karşılığı sevmediği bir adamla evlendirilmiş, evlilik dediysem sadece kanunen evli kaldı o sapık adamla, oda çok kısa bir süre, çünkü Sarp'ın ona olan inadı sayesinde, hiçbir zarar görmeden kutuldu o cehennemden, ve bence oldukça şanslıydı, en kötüsü yaşanmadan Sarp onu cennetine aldı.. Cehennemden çıkardı dediysem , kapısına gelin arabasıyla dayanmadı tabi :) DEVAMI http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/09/bir-gunah-gibi-yorum.html?spref=fb

Baskı: Duygu (Bir Türk Masalı, #1)

"Duygu " gereksiz gördüğüm ve eklenmese çok daha iyi olurdu dediğim bir kaç olaylı sahnesi dışında favorilerim arasında yerini aldı :) Romanımızın kahramanları Sedat, Bekir ve Ali yani namı diyar " Develer " Sır" serisinden sonra zaten psikopata bağlamıştım,bu seri de üzerine tuz biber oldu :) Kitabı bu kadar sevince, hatta bayılınca, oldukça uzun bir yorum yapmak farz oldu, ayrılamıyorum develerden ne yapayım :) Bu develer, istanbul'un en sözü geçen Mafyalarından biri , gittikleri yere namı kendilerinden önce gidiyor , ama öyle uyuşturucu, kaçakçılık işlerine bulaşmış bir mafya düşünmeyin,onların derdi sadece kötülerle, bizimkiler daha çok canlarını yakanlarla uğraşıyor , peki ne mi yapıyorlar, onlar genellikle, kafaya sıkar, kol bacak kırar, bilimum işkenceler yapar,sevdiklerinin peşine bir koruma ordusu takar, onlara yan gözle bakanı haşat eder , hele birde laf atmışsa, şahadet getirtir gözlerini bile kırpmadan kafasına sıkarlar :))) ( gülüyorum valla normal değilim) Ama şimdi haklarını yemeyelim, bizim develer aynı zamanda tam bir aşk adamı, sevdiklerinin gözlerinde kaybolur, onlar için dünyayı yakarlar, kolları en kötü kabuslarınızı, en güzel rüyalara çevirir, benimsin dedilermi iş biter ,sizi onların elinden alacak tek şey azrail'dir, gerçi o bile cesaret edebilir mi emin değilim :) DEVAMI http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/09/duygu-yorum.html?spref=fb

Çilek Mevsimi
8/1024.09.2015

Baskı: Çilek Mevsimi

Çilek Mevsimi, adı gibi çilek tadında bir kitaptı :) Maalesef bu topraklarda töre denen bir gerçek var, aklın sınırlarını zorlayan , insanların hayatlarını mahveden bir lanet, işin en acı tarafı da varlığını bugün bile devam ettiriyor olması.. Hikayemizin erkek karakteri Yağız, Mardin'li başarılı bir mimar, yıllar önce sırf bu geri kalmış adetlerden kaçmak için terk etmiş doğduğu toprakları, kendisine yarım bir hayat kurmuş, yarım diyorum zira geride bıraktığı Aşiret'in peşini hiç bir zaman bırakmayacağının ve topraklarını ne kadar istese de tam anlamıyla terk edemeyeceğinin farkında , bu nedenle tam olarak bir yere yerleşememiş, ev diye kaldığı otelleri, aşk diye gecelik ilişkileri tercih etmiş, çünkü bir gün geri çağırıldığında arkasında bağlanabileceği birilerini bırakmak istememiş, ta ki Mira ile karşılaşıncaya kadar :) Mira, güzel ve akıllı bir kadın, kendisine ait küçük bir cafe si var, Yağız'ın aklını başından alan çilekli tartların sahibi, tamam tartı geçelim, direk sahibi Yağız'ın aklını başından almış olabilir :)) Güzel bir bahar günü, Yağız ve Mira'nın yolları çilek kokan bu Cafe'de kesişiyor, kız farkında bile olmadan adamın kalbine bir dilim Çilekli Tart la sahip oluyor, önceleri kaçıyor adam, bağlanmaktan korkuyor, bağlanırsa bırakamayacak, hep sahip olmak isteyecek, ve bu, kızında hayatını, törenin, aşiretin eline bırakması anlamına gelecek, Fakat işler hiçte istediği gibi olmuyor, aralarında başlayan tutkulu aşk, onları yakıp kavururken, Yağız'a töreyi de aşireti de unutturuyor ,evleniyor kadınla, ama mutlulukları kısa sürüyor, neden mi, çünkü Mardin'de işler karışmış durumda, Yağız'ın abisi kayboluyor ve onun öldüğüne karar veren lanet olası aşiret, dul kalan yengesiyle evlenmek zorunda olduğunu söylüyor, üstüne bir de hem köyün hemde Yağız ve ailesinin başına bela olan Berzan Ağa... Mardin'e geri dönüp işleri yoluna koyması gerek, nasıl yapacağını kendisi de bilmiyor ama, eğer gitmezse aşiret evlendiğini öğrenip, karısıyla tehdit edip hayatını mevzu bahis yapacak. Yağız'ın işi çok zor , Mardin'e dönüp işleri yoluna koyabilecek mi , töreden, kurşunlardan kurtulup geri dönse bile, döndüğünde hiçbir şey söylemeden sadece bir notla terk ettiği kadın onu affedebilecek mi , tüm bu sorular beynini kemirirken, Yağız, Mira'nın kucağındaki minik sürprizi gördüğünde töreye bir kez daha lanet ediyor.. Kitapta Yağız'ın çocukluk arkadaşı Sidar'da dikkat çeken bir karakter, soğuk ve karizmatik, kötü gibi görünen ama tam tersi olan bir adam, Mira'nın kuzeni Bengi ile tesadüfi karşılaşması ve birbirlerinden etkilenmelerini zevkle okudum, keşke onlarında hikayesini anlatacak ayrı bir kitap yazılsaydı :) Kitabın yan karakterlerinden Ela ve Mira'nın abisi Sarp'a pek yer verilmemiş, gerçi onlara ait kitap sırada ve okunmayı bekliyor "Bir Günah Gibi" Bu kadar güzel bir kitabın eksileri de vardı tabi söylemeden geçemeyeceğim, öncelikle yazı puntosu, insanı kör bırakmaya yetecek bir ölçüdeydi, üstelikte kitabın başlarında sürekli geçmişe dönülüyor, bu kadar küçük bir puntoyla üstüne bir de el yazısıyla , cehennem azabıydı desem yeridir :) Kitap aslında, daha kısa olabilirdi, iç sesler ve özellikle son yüz sayfa biraz fazla uzatılmış gibi geldi bana :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/09/cilek-mevsimi-yorum.html?spref=fb

Tatlı Tuzak
8/1024.09.2015

Baskı: Tatlı Tuzak

Elisha Clewland, güzel ve dik başlı bir cadı, aşık olduğu adama daha yakın olabilmek için söylediği yalanın hayatını kökünden değiştireceğini düşünmemişti sanırım :) Elisha anne ve küçük erkek kardeşi ile yaşıyor babası bir ressam ve uzun zaman önce ölmüş, maddi açıdan kötü bir durumdalar ama iyi idare ettiklerini söyleyebilirim, pekte sıcak olmayan huysuz bir anneye ve dokuz yaşında olmasına rağmen çok bilmiş bir erkek kardeşe sahip, ama hayatında tatlı mı tatlı bir de kız arkadaşı var adı Claire .. Elisha, arkadaşı Claire'in ailesinin işlettiği bir handa onlara yardım ederken Grandoor Dükü Connor Tracey ile karşılaşıyor ve ilk görüşte aşık oluyor, dük yakışıklı, zengin ve kibirli biri ( sanırım bu soylular aynı fabrika çıkışlı fix menü ) geçmişte yaşadığı acı biten bir aşk tecrübesi ve hoşlanmadığı bir üvey annesi var,kibirli dükümüz bu durumla başa çıkmak için salıvermiş kendisini hayata, balolar,kadınlar keyfi yerinde :) Fakat hiç ummadıkları bir yerde umulmadık bir şekilde bir araya geliyor bu çiftimiz , mecburi olarak bir grup insanla kaldıkları bir evde bir gecede yaşananlar uzun ve zahmetli bir hayata mahkum ediyor onları , yanlış oda, yanlış kişi ve Elisha tarafından söylenen daha doğrusu düzeltilmeyen bir yalan , ikisinin de hayatını kökünden değiştiriyor, Elisha gerçekleri söylemek yerine sevdiği Devamı http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/08/tatli-tuzak-yorum.html#more

Baskı: Çarşambaya Kadar Eşim Ol (The Weekday Brides #1)

Biraz beyaz dizi biraz yeşilçam karışımı hoş ve eğlenceli bir kitap olmuş :) Kitabımızın erkek karakteri, Blake Harrison,kendisi zengin, yakışıklı ve karizmatik bir dük, fakat bu ünvanını ve atalarından miras kalan tüm varlıklara sahip olması için, nefret ettiği babasının vasiyetinde belirtilen maddelere uymak zorunda, ve o maddelerin başında evlilik var ki bunu bir hafta içinde yapması gerekiyor, babası gider ayak bile oğluna atmış kazığı : ) Blake'in hayatında iki kadın var, dönüşümlü kullanıyor anladığım kadarı ile :) Vanessa ve Jacqueline, bu kitapta sahtekar, baş belası Vanessa ile tanışıyoruz ki Samantha kendisine engerek adını taktı, hak ettiği bir ünvan aslında :) ama diğer kadının sadece adı var.. Blake bu iki kadına da anlaşma konusunda güvenmiyor bu nedenle daha önce hiç tanışmadığı duygusal açıdan bağlanmayacağı,anlaşmalarında bir sorun çıkarmayacağı,güvenilir bir kadın peşinde.. Blake'in arkadaşı Carter ki kendisi ikinci kitabın kahramanı, özel ve gizliliğe önem veren bir çöpçatanlık şirketiyle temasa geçiyor, ve burada devreye şirketin sahibi Samantha Elliot giriyor, kendisi olgun aklı başında,zeki ve güzel bir kadın, ama aile geçmişi bayağı maceralı , zamanında ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, ama babasının sahtekarlıkları onları sıfır noktasına indirmiş , üstüne aileden kayıplar yaşanınca kadın sadece işi ile ilgilenmiş ve hayatına uzun zamandır da kimseyi sokmamış,güzel ve tatlı birde iş arkadaşı var ki kendisi ikinci kitabın kadın karakteri Eliza :) Samantha, Blake ile tanışıp ona uygun aday listesini sunuyor hepi topu üç kişi, tabi adam karizmatik bir dük olunca seçenekler azalıyor, ama Blake'in onun için başka planları var,listeyi elinin tersiyle itiyor, kadını zor yerden vuruyor ve inanılmaz bir teklifle balıklama dalıyor hayatının ortasına, birlikte yakaladıkları uyum çok güzel , aralarında yaşanan çekim ve tutku sınırları zorluyor, ve anlaşma içinde bir anlaşma yapmalarına neden oluyor :) Kitapta Blake'in en yakınlarında, zamanında çok çekmiş ama burnundan kıl aldırmayan annesi Linda, henüz kişiliğini çözemediğim kız kardeşi Gwen ve Blake'in çok güvendiği iri koruması Neil var ki Gwen ve Neil üçüncü kitabın kahramanları :) "The Weekday Brides" serisi şimdilik 7 kitap görünüyor ikinci ve üçüncü kitabın karakterlerini az buçuk tanıma şansı veriyor yazar bu kitapta, bir iki yazım hatası dışında çeviride sorun yoktu, hoş vakit geçirmek için okunabilir listesinde olmalı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Baskı: Ali'm (Bir Türk Masalı, #2)

Ali'm i bitirmiş bulunmaktayım, itiraf etmem gerekirse ilk kitaptan bir tık aşağıdaydı, bu kitapta bambaşka bir Ali ile karşılaştım, adamın içinden bildiğin Hulk çıktı : ) kitap boyunca Ali'nin kaç yüzünü gördüm sayamadım, dengesiz,öküz,esprili,sadist, adam resmen kafamı çorbaya çevirdi :) Serinin bu ikinci kitabında Ali'm in hikayesini okuyoruz, onun geçmişine doğru bir yolculuk yapıyoruz, henüz on yaşında iken babasını kaybettiği zamanlara dönüyor, acısına ortak oluyoruz, annesi ile birlikte para kazanmaya çalıştığı balık tezgahının kokusunu alıyoruz, ve her şeyi değiştiren o ana tanık oluyoruz, annesini rahatsız eden, ekmeğine mani olan o pislik herifi, balık tezgahına yatırıp doğradığı o andan itibaren, Ali'm artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir hayata adım atıyor.. Her şerde bir hayır var dedikleri bu olsa gerek diyorum, zira gittiği ıslahevinde Sedat'la tanışması, belkide hayatın Ali'ye bir şans verme şekliydi, Sedat onun kurtuluşu oldu, sonra Bekir girdi hayatlarına ve ardından Duygu, gittikçe büyüyen, birbirlerine hayatlarını emanet edecek kadar değer veren kardeşlere, koca bir aileye sahip oldu Ali'm .. Bu kitapta tüm aile yine bir aradaydı, hiç birinden mahrum kalmıyoruz,olaylar birbirini kovalıyor, kafaya sıkmalar, adam dövmeler, son hız, ayrıca kalabalık ev ahalisine yeni katılanlar var ki, bunlardan biri Alim'in geçmişinde bıraktığı en büyük acısı , onun eksik yanı .. Aslı, Alim'in başının belası,ilk kitapta harem de başlayıp Duygu'nun evinde son bulan gürültülü bir tanışmaları olmuştu,kızın ilk zamanlardaki tavırlarına ifrit oldum desem yeridir, kaba, ağzı bozuk , şımarık, dengesiz bir kızdı, babası istanbul'un önde gelen yeraltı adamlarından Arnavut Ethem olunca, zor bir hayatı olmuş orası belli, annesinin trajik ölümü de üstüne tuz biber ekmiş, ama okuyunca bu dengesizliğinin nedenlerinin, sadece şımarıklıktan kaynaklandığına emin oldum :) İkilinin oldukça dengesiz bir ilişkisi var,zorunlu bir evlilik yaptılar, kız kaşındıkça Ali hırpaladı, hırpaladıkça sevdi, sevdikçe dengesizleşti, dengesizleştikçe iyice hırçınlaştı,Aslı adamı manyak ettikten sonra az biraz durulmaya başladı,ama kızdaki dengesizlikte aynen baki,aşık oldu kocasına, bu kez o yaklaştıkça Ali'm onu itti, sevdiğini bir türlü gösteremeyince, ve üstüne kızın beklediği o iki kelime de ağzından çıkmayınca, olaylar iyice şirazesinden çıktı, Ali'm de ne yapsın çareyi kafaya sıkmakta, kemik kırmakta buldu, bir yandan kırdığı kemiklerin sesiyle rahatlarken, aynı anda iç sesiyle yaptığı esprilere gülmesi, benim de akıl sağlığımı bozdu :) Kitapta, Levent karakterini de çok sevdim, Ali'm le birbirlerinin dilinden çok iyi anlıyorlar, onların sahneleri çok ama çok eğlenceliydi :) Serinin son kitabı Bekir'i çok merak ediyorum, umarım okumak kısmet olur :) Not: Bu seriyi çok sevdim öncelikle onu belirteyim ama belirtmeden geçemeyeceğim başka bir konuda , " SIR" serisi ile aralarındaki benzerlikler ve bildiğim kadarıyla SIR serisi bu seriden çok daha önce yazıldı ...

Baskı: Şeytan Tüyü (FBI/US Attorney, #1)

Çok güzel, eğlenceli ve aşk kokan bir kitaptı :) Kitaptan öyle fazla macera beklemeyin yüzde yirmi aksiyon yüzde seksen aşk desek en doğrusu olur sanırım :) Cameron Lynde , kendisi savcı yardımcısı , akıllı, cesur ve çok güzel bir kadın, bir gece mecburi konakladığı bir otelde yan odada işlenen bir cinayete tanık oluyor, sonrasında olaylar hızla gelişiyor, soruşturmayı FBI devralıyor zira Cameron hem savcı yardımcısı, hemde tek görgü tanığı,üstelikte cinayetin baş şüphelisi olarak bir senatör gösteriliyor, yani kızın hayatı cidden tehlike altında ... Olayı devralan ekibin başında Jack Pallas var, kendisi oldukça yakışıklı,gözüpek ve işinde çok iyi,bu arada,kaslı demişmiydim :)) Jack ve Cameron'ın eskiye dayanan bir tanışma hikayesi var, bir dava üzerinde çalışmışlar, Jack'in tam iki yılını ,bir çete içerisinde gizli kimlikle geçirdiği bir olay, ama bazı üst kademedeki satılık vatandaşlar Cameron'a ki o zamanlar kızımız işinde yeni, zorla davayı kapattırınca olan bizim Jack'e oluyor, adam iki yılına mı yansın, vurulduğuna mı, işkence görmesine mi, bu nedenle öfkeli olduğu bir anda üzerine gelen gazeteci ordusuna Cameron hakkında öyle laflar ediyor ki evlere şenlik, kadını yerin dibine sokuyor bu olay basında büyük yankı uyandırıyor bir FBI ajanı, bir savcı yardımcısına ağza alınmayacak sözler ediyor, tabi sonra ne oluyor bizimki boşboğazlığı yüzünden üç yıllığına Nebraska'ya sürülüyor ve bütün bunların tek suçlusu olarak da Cameron'ı görüyor :) Ve işte kader, onları bu cinayet davasında tekrar bir araya getiriyor, birbirlerine hem kızgınlar,hemde dokunmak için yanıp tutuşuyorlar, ikisinin de istemem yan cebime koy halleri görülmeye değerdi, Jack in ortağı Wilkins karakterini sevdim Cameron'un en iyi arkadaşları Amy ve Collin çok tatlılardı.. Bir sahnede Cameron'n yakası kayan kazağı, altında görünen bir ipek askı ve devamında görünen omuz olayı vardı ki çok eğlenceliydi, " Bir Omuz..Sadece bir omuz yüzünden kafayı yemek üzereydi Jack" :) Yazarın kalemi oldukça akıcı,karakterler sevilesi,hikaye çok güzel ve eğlenceli, biraz gerilim ve bol aşk istiyorsanız kitap tam size göre .. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Baskı: Kaç Benimle (Seattle'da Benimle #1)

Kahramanları gizemli bir adam ve güzel bir kadın olan, Yanlış anlamalarla başlayıp tesadüflerle devam eden, güzel bir aşk hikayesi. Alışkın olduğumuz entrika ve aldatmaların olmadığı, bir kadının yaralı bir adamın kalbine nasıl iyi geldiğini anlatan sımsıcak bir hikaye idi : )

Baskı: Fısıltı (Fısıltı, #1)

Kutsal bir yemin,kovulmuş bir melek,yasak bir aşk .... Kitabın tanımı bu şekilde... iyi bir kurgusu var Nefilim konusunu severim kitapta farklı işlenmiş, her zamanki gibi kovulmuş melekler ve dünyalı kadınların birleşmesinden doğan yarı ölümlü varlıklar ... Yazar Zecharia Sitchin Nefilimler"in 12. Gezegen´den ( Niburu) geldiğini söyler "Nefilim" sözcüğünün özgün anlamı "Tanrının Oğulları veya göklerden gelen Devler olduğunu söyler kanımca da öyleler araştırmaları taktire şayan bir insandır kendisi... Filmlerde yada kitaplarda kovulmuş yada düşen melekler olarak betimlenmesi bence semboliktir .. 1. ve 2. kitap çok hoşuma gitti 3. kitabı da okudum ama nedense 4. kitabı almama rağmen halen başlamadım soğudum mudur nedir :)) Nora'yı sevemedim bir türlü belkide ondandır, birde yaşı çok fazla küçük, genç bir kızdan çok bir çocuk olarak görüyor insan, ama Patch çok hoştu özellikle rüyalar aracılığıyla kurdukları temas harikaydı .. 4. Kitabı okudum en sonunda :)

Baskı: Sağdıç (Gamble Brothers, #1)

Harlequen tadında bir romandı, en az onun kadar da kısa :) Jennifer'ın kalemini seviyorum özelikle Lux serisine bayılmıştım , Hep Seni Bekledim kitabıda fena değildi ama bu Sağdıç ta biraz fazla Beyaz Dizi tadı vardı :) Madison bir Enstitüde gönüllü olarak çalışıyor tarihi çok seven bir kız , çocukluğundan beri abisinin en yakın arkadaşına aşık, Gamble kardeşlerden en küçüğüne Chase Gamble'a bu aşkı saplantıya dönüştürür mü diye meraklanmadım değil, zira aşkı bir süre sonra beni baydı, kızın ailesi de biraz genişti maşallah, onları bir araya getirmek için annesinin yaptığını bizim anneler de yaparmı acaba diye düşünürken gülmeden edemedim :) Chase Gamble, kendisi üç erkek kardeşin en küçüğü, kardeşleri gibi yakışıklı ve seksi kendisine ait gece kulüpleri var, Chase, Madison'ın abisi Mitch ile çocukkluk arkadaşı , aslında Gamble kardeşler bu ailenin bir parçası desek daha doğru olur, zira kendi ailelerinin yaşadığ trajedi onları bu aileye daha çok yaklaştırmış, birlikte büyümüşler.. Chase'in babası oldukça zengin ve çapkın bir adammış karısını her fırsatt aldatmaktan çekinmemiş, üstelikte bunun karısının gözüne soka soka yapmış, en sonunda da terk edip gitmiş, Chase'in en büyük korkusu babasına benzemek ,bu nedenle hayatına hep tek gecelik ilişkiler sığdırmış, bağlanmak ona göre değil, Maddy'e karşı hissettiği duygularını gizlemeyi,bastırmayı tercih etmiş, tabi kızın ona olan ilgisini de görmezden gelmeyi, Mady ile birşeyler yaşamasına hem abisi ile olan dostlukları engel olmuş hemde babası gibi biri olma ihtimali yüzünden kızı üzeceğinden korkmuş.. Bu ikili Maddy nin ağabeyi Mitch'in düğünü için bir araya geliyor, Maddy nin Chase diye dolanıp durması Chase,in yeni gelin gibi bir adım atıp iki adım geri çekilmesi ortalığı geriyor , bakalım ip üzerinde iki cambaz daha ne kadar dayanabilecek,ellerini birbirleri üzerinden ne kadar uzak tutabilecekler :) Velhasıl öyle ahım şahım bir kitap değil,çerezlik olarak okunur mu okunur,zaten topu topu 167 sayfa, olaylar tamamen düğün atmosferi içerisinde geçiyor.. Gamble Kardeşler Serisi 3 kitaptan oluşuyor, Chase ,Chad ve Chandler kardeşlerin hikayesini anlatıyor, bu kitapta Chad'i de tanıyoruz oda fena birine benziyor :) ama diğer kardeş Chandler hakkında pek bilgilendirmiyor yazar bizi, sanırım ikinci kitapta onun hakkında bir şeyler öğreneceğiz... Gamble Brothers Serisi Tempting The Best Man - Chase Gamble ( SAĞDIÇ) Tempting The Player - Chad Gamble Tempting The Bodyguard - Chandler Gamble http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Zaman Mühürcüsü
8/1006.08.2015

Baskı: Zaman Mühürcüsü

Sırlarla başlayıp ve sonunda yine sırlarla biten bir hikaye, aslında birden fazla hikaye var bu kitapta,Üsküp'ten başlayıp istanbul'a uzanıyor, ama sayfalar ilerledikçe ve geçmişe açılan o kapılardan geçtikçe, zaman gerisin geriye işliyor ve bu kez hikayemiz istanbul'dan Üsküp'e uzanıyor.. Kendisine emanet edilen sırlara yenilerini ekleyen kadın karakterimiz Ela, (kitabın sonlarına doğru verdiği karar hala içime sinmiş değil,onu belirteyim) Ela ailesini hiç tanımamış, adını Zerkityan koyduğu bir yetimhanede büyümüş,en yakın arkadaşı Deniz adında bir kız, ve bir gün ünlü bir fotoğrafçı olan Murat Mardin onun hayatını değiştiren kişi oluyor,Ela'yı yanına alıyor, oğluyla birlikte yaşadığı eve götürüyor, ona kendi mesleğinin inceliklerini öğretirken bir yandan da yıllardır içinde sakladığı sırların kilit noktası haline getiriyor,usulca sırlarını aktarıyor Ela'ya, kız hiç farkında bile olmadan,yeni bir hikayenin kahramanlarından biri haline geliyor... Ahmet Mardin ( asıl adını söylemek isterdim ama büyüyü bozmak istemiyorum) Murat Mardin'in oğlu,kendisi ünlü bir saat ustası,annesini hiç tanımamış ve babasıyla hiç bir zaman sağlam bir bağ kuramamış,geçmişiyle ilgili sorduğu sorulara asla cevap alamayacağını anladığı bir gün evini terk ediyor,yıllarca ne babasıyla ne de Ela ile hiç bir iletişime geçmiyor... Devamı http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/06/zaman-muhurcusu-yorum.html?spref=fb

Beni Aşka İnandır
4/1024.07.2015

Baskı: Beni Aşka İnandır

Okurken yorulduğum kitaplardan biri daha :) Yazar, sempatik, hazır cevap,ve biraz da çenebaz bir karakter yaratmaya çalışmış ama ipin ucunu bayağı kaçırmış, zira bu kız çenenin dibine vurmuş, ukalalığın tarihini yazmış, çenesiyle bir insanı öldürüp delil yetersizliğinden serbest kalır o derece yani :) Kitapta Oğuz karakteri dışında herkes,çenebaz hanım kızımıza aşık,hayır dertleri ne bu adamların anlamadım,gerçek hayatta yollarını değiştireceklerine eminim :) Kızımızın adı Özge,kendisi mimar,sürekli arkasından atıp tuttuğu,hiç bir huyunu beğenmediği bir erkek arkadaşı var adı Umut, ama gel gör ki hiç bir şeyini beğenmediği bu adamdan sürekli beklediği bir evlenme teklifi var ,etse evlenecek yani, perhiz ve lahana turşusu geliyor aklıma :) fakat işler umduğu gibi gitmiyor ve beni hiçte şaşırtmayan bir şey oluyor,kızımız aldatılıyor, kızda zaten terk edilme korkusu var yada sendromu babası terk etmiş,erkek arkadaşları terk ediyor,eden edene :) Bu buhranlı döneminde karşısına Kaya çıkıyor, lise yıllarında bir süreliğine çıkmışlar, kendisi kitabın esas oğlanı,Kaya'yı sevdim,sözleri,hareketleri,duygularını ifade ediş şekli daha bir gerçekçi geldi bana, Kaya Özge'nin mimarlık yaptığı şirketetin sahibin yeğeni,lise yıllarında Özge den esaslı bir tekme yemiş,ama kızın bu yaptığı Dünya'nın en aptalca olayı bence,Kaya okulun en çapkın genci,bir gülüşü ve gamzeleriyle etkilemediği kız yok,okulda çıkmadık kız bırakmamış,arkasından akıtılan gözyaşlarının haddi hesabı yok,Özge de buna sinir oluyor ve okuldaki kızların duygularıyla oynadı diye, onların intikamını almak için Kaya ile çıkıyor ve sonra terk ediyor, aklı sıra intikam alıyor, tamda Özge'lik bir intikam şekli, ona neyse :) Yazar araya bir sürü yan karakter sıkıştırmış,Özge'nin çenesinden fırsat bulduğum,zamanlarda onlara da yoğunlaşmaya çalıştım, en az kendisi kadar çenebaz ve ne istediğini bilmeyen bir arkadaş Cemre,onun neredeyse kapıda görüp aşık olduğu Oğuz,sonra Kaya'nın nişanlısı Ceren,kitabın ortalarında nur topu gibi hayatımıza dahil olan kardeşler, Özge'nin annesi ve şirket çalışanları da derken ortalık çarşamba pazarına dönmüş :) Açıkçası Kitabın en sevdiğim Bölümü 573 ve 592 sayfaları arası oldu, yazar bu bölüme " Esaslı Bir Son Söz" adını vermiş, buradaki Özge bana daha gerçekçi,daha sıcak,ve aklı başında geldi, gerçi aradan geçen yıllar olgunlaştırmış ta olabilir, yıllara minnettarım :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

ÖncekiSayfa 8 / 16Sonraki