
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Beklenen
Kitabın asıl konusu Eşcinsellik üzerine diyebilirim,yani LGBTi bireylerine yapılan haksızlıklar,onların kendilerini, ailelerine ve topluma kabul ettirme çabaları ve bu zaman zarfında yaşadıkları duygusal travmalar hikayenin genelini kapsamış.. Kitabın kadın karakteri Yağmur, kendisi bir sanat tarihi öğrencisi,kitap boyunca Yağmur'un LGBTi bireyleri üzerine yoğunlaşmasının yanı sıra hayatına giren aşklarını da okuyoruz, hayatına giren erkekler mi daha dengesiz yoksa Yağmur mu henüz karar veremedim :) Bir ara Yağmur okul ile ilgili bir proje için Polanya'ya gidiyor orada Gay bir çift olan Jacques ve Sebastian ile tanışıyor, onların hayat hikayelerine dahil oluyor, özellikle Sebastian'ın ailesinin bu durumu kabul etmemesi üzerine, yaşadığı kötü zamanları öğreniyoruz, bu arada Sebastian'ın babası hakkında özel bir durum da öğreniyoruz ki yok artık dedim :) bu arada Jacques ve Sebastian kitap boyunca varlar, :) Yağmur'un okul tezi LGBTi bireyler üzerine, bunun için travestilerle görüşmeleri, onların hayatlarında yaşadıkları zorluklara şahit olması kitapta bayağı bir yer kaplıyor. Kitapta birde erkek karakter var, yani Yağmur'un aşık olduğu,maalesef kendisini son sayfalarda tanıyoruz, gerçi bir kaç tesadüfü olay karşısında önceden bu isimden haberimiz var, ama hepsi o kadar,ikili arasında yaşanan olaylar bir kaç sayfayla sınırlı kalmış bu kişinin adı Arel.. Kitapta sürekli yıllar yılları kovalıyor, Yağmur'un hayatına aşk anlamında dahil olan erkekler bir görünüp bir kayboluyorlar, yani hep varlar,onlarla olan sorunları bir türlü bitmedi.. Maalesef kadın karakteri sevemedim, bir çok insanın görmezden gelmeyi tercih ettiği azınlık olan LGBTİ bireylerine duyduğu yakınlık bile bendeki duyguyu değiştiremedi :) Kitapta oldukça kalabalık bir karakter gurubu var isimler, yıllar, hikayeler havada uçuşuyor,çok sıkıldığımı söylemeliyim,tamam yazar güzel bir konuyu ele almaya çalışmış ama bence oturmayan bir şeyler var, en azından beni hikayenin içerisine çekmeyi başaramadı :( Not: LGBTi bireylerine yapılan her türlü haksızlığın bende karşısındayım, homofobik insanlardan nefret ettiğimi de söylemem gerek,hiç tahammül edemiyorum bu tür insanlara, hiç kimse bir başkasına kimi sevmesi gerektiğini söyleyemez , kimsenin haddi değildir bu bence.. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Aşk Başka Evde
Kitabın girişi biraz dramatik olmuş,ilk sayfalarda Fadiş'in hastalığı, bunalımlı hayatı ne alaka dedim yani daha ilk sayfadan bu derece acıya ve drama boğmasaydı yazar da bir kendimize gelseydik :) Fadiş karakteri, esas kızımız Eylül'ün en yakın arkadaşı,hatta Fadiş' in gazetelerin üçüncü sayfasına çıkacak bir hayatı olmuş ama gel gör ki Eylül bunu benimle birlikte öğreniyor :) Kitap düşündüğüm gibi değildi, ben iki insanın zor ama tutkulu aşklarını okumayı beklerken,karşıma, erkek ve kadın ilişkileri üzerinden bolca dem vurmuş, verdiği örneklerle ve beylik laflarla,olayın farklı bir boyutunu anlatan bir kitap çıktı. Gerçi bu kitaba bakarsan iki cinste birbirinden uzak durmalı, erkekler ne istediğini bilmeyen, gözü dışarıda,parmağına yüzüğü takınca yüz seksen derece dönen,hayatının büyük bir kısmını çocuklarına adadığı için,eşlerini aldatılmaya layık bulan bir insan türü, kadınlar da sürekli şikayet eden, onları yontmaya çalışan, sürekli ağlayıp zırlayan ve başarısız olmaya mahkum birer kurban :) Kitapta erkeklerle ilgili çoğu zaman nokta atışı yapıldığını düşünsem de bazen biraz abartmıyor mu yazar diye düşünmeden edemedim ama sonra yazarın bir erkek olduğu geldi aklıma ve bu durumda ben kim oluyorum ki :)) Eylül kızımız 27 yaşında, büyük bir şirketin halkla ilişkiler bölümünde çalışıyor,bana göre tuhaf bir arkadaş çevresi var,fazlaca dertli, sürekli şikayet eden,hayatın içinde boğulmuş ( bir ara bende boğulacaktım çökmüş hallerinden) insanlardan oluşuyor,erkekler konusunda tam bir profösör olan bu kadınların çoğu aldatılmış,hiç mutlu olamamış ve suçu az da olsa kendilerinde de aramaktansa karşı cinse vur abalıya cinsinden saldırgan bir tutum sergileyen tipler :) Saruhan beyimiz 44 yaşında zamanında aşık olduğu kadınla evlenmiş, boyunca iki oğlu ve küçük bir kızı olan, üç çocuk babası bir adam, kendisi ne yardan ne serden vazgeçen,evdeki kadının kulağına aşk sözleri fısıldarken, bir yandan da diğer kadını idare eden bir zavallı bence, neymiş Eylül'e aşıkmış pehh, bence en çok kendisine aşıktı .. Kitabın bence en akılda kalacak sayfaları .... Devamı http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/06/ask-baska-evde-yorum.html?spref=fb
Baskı: Son Adım Aşk
Kitap bir aşk kitabından çok aile bağlarını anlatıyor gibiydi,yazar nedense aşkı son elli sayfaya sıkıştırmayı uygun bulmuş,ne yazık ki ben bulamadım :) Erkek karakterimiz , Jared Worth, oldukça yakışıklı ve sert mizaçlı biri,annesi onu küçük yaşta terk etmiş, babasının kim olduğunu ise annesinin bile bildiğini sanmıyorum,yetiştirme yurtlarında ve koruyucu aileler arasında dolaşıp,durmuş,ama kariyerinde iyi bir yerlere gelmeyi başarmış zira kendisi başarılı bir savaş pilotu üstelikte binbaşı :) Kadın karakterimiz Jenny, uzatmalı nişanlısı Steven'ı trafik kazasında kaybetmiş, bu arada Steven'da bir savaş pilotu ve Jared ile arkadaşlar, hatta Steven Jared'e hayran, zira Jared'in kod adı Hayalet ve uçmadaki başarısı üzerine oldukça yaygın bir ünü var,kızımız Jenny oldukça güzel bir kadın,Steven ile birlikte kurdukları bir işleri var Mavi Gök Hava Yolları Deniz uçağı kiralama servisi ( daha kısa bir ad bulsalardı bari) Aslında kızın bilmediği bir gerçek var Steven bu işi kurarken arkadaşı Jared'dan oldukça yüklü bir miktar para almış ve onu şirketin ortağı yapmış bu sırrı da sadece kendisine saklamış,söylemeye gerek duymamış zira Jenny ve Jared hiç karşılaşmamışlar kız Jared'ı Seven'ın eskiden birlikte çalıştığı biri olarak biliyor.. Steven'ın ölümü üzerine gerçekler ortaya çıkıyor,Jared ortaklıktaki payını almak için Jenny'nin kapısını çalıyor ve parasını alıp gitmeyi düşünürken bir de görüyor ki şirket neredeyse battı batacak,ya kıza varını yoğunu sattırarak parasını çıkaracak yada bir süre orada kalıp işlerin yoluna girmesine yardımcı olacak , aslında kızın ailesi çok zengin ama Jenny kimseden para istememekte kararlı bunu gören Jared da kendince bir plan yapıyor ki zaten olaylar ondan sonra gelişmeye başlıyor, ne kadar gelişiyorsa artık :) Kitapta yan karakterlerde ilginçti,özellikle Jeny'nin ablası Doktor Anna,kendisi gibi doktor bir kocası ve ergenlikte sorunlu birde oğlu Cody var, kadının tek derdi işi olunca aile parçalanma aşamasına gelmiş, ayrıca aşırı korumacı bir annesi ve birde abisi avukat Paul var, fakat yazar Paul'e fazla yer verme gereği duymamış ki ben versin isterdim :) Söylediğim gibi aşk sadece son elli sayfada biraz kendini hissettirdi oda biraz yani, yazar çok fazla uzatmaları oynamış,gereksiz detaylarla doldurmuş sayfaları, karakterlere ısınamıyorsunuz bile,özellikle Jenny'nin hiç bir özelliği yok sayfalar boyunca pembe ojelerinden ve parmak arası terliklerinin çıkardığı şıpıdık seslerinden başka bir şey geçmiyor,ah birde yemek yapmasını bilmiyor unutmuşum : )) Kitap çok kötü değildi ama okumasam da olurdu dediğim kitaplar arasında yerini aldı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Beyaza Tutsak
Tanıtım yazısını okuyunca farklı bir kurgu beklemiştim, ama pekte umduğumu bulamadım açıkçası, bu yazarın ilk kitabı farklı bir hikaye yaratmak istemiş, ben aklındakilerle onların yazıya dökülmüş hali arasında dağlar kadar fark olduğunu hissettim,hikayenin biraz daha üzerine gidilseydi daha iyi olabilirdi eminim.. Kitabın kahramanları, Ailesini bir trafik kazasında kaybetmiş ve küçük yaşta yetimhane ile tanışmış iki kardeş,hayatın zorluklarından mıdır yoksa genlerinde mi bozukluk var bilemiyorum ama iki kardeşte birbirinden dengesizdi, Hakan uyuşturucu bağımlısı,sevgilisi sayesinde alışmış bu illete, kız kardeşi Hazan kullanmıyor ama onun kafası doğuştan dumanlı gibi geldi bana :)) Kitabın girişinde kızın gereksiz cesaretine hayran kaldım,yani yağmurdan kaçmak için doluya tutunmak üzere olacağı bariz belli olan bir mekana girmekteki saçma ısrarını anlamadım, sanki dışarıda Sibirya soğuğu var, ne çabuk ıslandın ne ara dondun,bul bir tente gir altına derdin ne :) Özellikle mekanda karşılaştığı yabancıyla olan rahatlığı pek bir görülmeye değerdi,dakika bir gol bir durumu oldu,elindeki kahveyle koltuğa yayıldığında,birazdan bir el tavla atarlar dedim içimden :)) Yani velhasıl,giriş kısmını pek sevemedim,tanışma olayı hem hızlı hemde,mantıklı gelmedi bana,adamın o andan itibaren kızın peşinden, Meleğim,benim masum meleğim,diye dolaşmasını da anlamadım,yahu hangi arada tanıdın :)) Erkek karakterimiz Aral, bazıları onun için Ölüm Meleği lakabını kullanıyormuş,ben bunu hak edecek bir şey yaptığını görmedim,Aral'ın duygularını okuyamıyoruz maalesef son sayfalara kadar, hakkında tek bilinen uyuşturucu satıcısı olduğu,yatı,katı olduğu, oysa ben daha güçlü bir karakter görmek isterdim,adam tam bir gizem ama bu gizem beni çekmedi,hayran bırakmadı,ve hiç merak ettirmedi :) Karakterlerin ikinci karşılaşmaları,Hazan'ın kardeşi Hakan için uyuşturucu aramaya çıkma seferinde oluyor,bence akıl dışı bir durumdu, neymiş hastaneye yatarsa,kardeşini elinden alırlarmış,ondan başka kimsesi yokmuş,neymiş efendim zaten kardeşi de tedaviyi istemiyormuş,Hazan da en etkili yolu seçmiş,kardeşi için uyuşturucu satın alıp ona enjekte etmeyi... Ve bilin bakalım kimden alıyor uyuşturucuyu Ölüm Meleğinden, tabi Aral ikinci tesadüfi karşılaşmalarından sonra kızımıza bir teklifte bulunuyor, hikaye bu döngü üzerine kuruluyor.. Hazan'ın Aral'ın kendisine sunduğu teklifi kabul etmesi için,geçerli hiç bir nedeni yoktu,başta kardeşi için yaptığını söylediği fedakarlık aslında kendisini kurtarmak için yapılmıştı, birinin ona sahip çıkması hoşuna gitti ki bence burada bencillik ön plana çıktı maalesef.. Bence Hazan, yazarın göstermeye çalıştığı gibi çokta masum biri değil,tabularını yıkmaya pek bir meraklı,bana daha çok, başına bela arıyormuş,tehlikenin sınırlarında dolaşmayı seviyormuş gibi geldi.. Sürekli iki Hazan var beyninde, biri iyi,diğeri kötü olan ve Hazan başından beri şunu söyledi iç sesinde " Artık kötü kız olmak istiyorum" iyi de niye,yani kötü kız olunca Hawaii'ye tatile mi gönderiyorlar,Dünya'nın altın anahtarını falan mı sunuyorlar derdin ne anlamadım ki :)) Yani olmadık mekanlarda rahat dolaşan,beş dakika önce tanıdığı bir kızla barlara giden,kardeşinin hayatını kurtarma şansı varken yanında kalması için bencillik eden,Aral'ın kendisine yaptığı teklife sinirlenen ( adamın karşısına geçmiş elindekini istiyorum ama param yok ne önerirsin) diyen bir kadına , öyle bir adam ne önerir allah aşkına) bir git Hazan ya yeme beni masum ayağıyla :)) Şahsen yazarın çıktıkça diğer kitaplarını da okumak isterim,kalemi daha iyi olacak bunu hissettiriyor.. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Sevmiştik
Kitabı okudum ama bir sor nasıl okudum, ortada bir konu varmı dersen kitabın üçte bire yakınını kapsayan bir olay var gerisi, bol bol ergen diyaloğu, abartılı yapmacık sevgi sözcükleri ki bir ara aşırı sevgiden boğulacaktım , diyeceksiniz ki sevgi sözcüklerinin nesi kötü, satırlara bu derece vıcık vıcık dökülmesi beni soğuttu desem : ) Tamam, çok kötü bir kitap değildi , ama akılda kalacak hafızalara kazınacak bir kitapmıydı derseniz asla. Derin , kendisi üniversite öğrencisi , iyi bir kız, benden iyi olmasın, bunalttı resmen, annesini çok küçük yaşlarda kaybetmiş, çocukluğunda, kendisini sürekli döven hasta ruhlu bir babası var, tabi onunla yaşamıyor onu anneannesi büyütmüş iyi bir kadın Derin'in hayatını kurtarmış resmen .. Karan, Derin ile aynı üniversiteye gidiyor, orada tanışıp sevgili oluyorlar, birbirlerini çok seviyorlar, öyle seviyorlar ki, iki yıldır aynı evi ve aynı yatağı paylaşmalarına rağmen kardeş kardeş uyumuşlar :)) Yan karakterlere gelirsek Burcu ve Mert ikilinin ortak arkadaşları, bir ara çıkmışlar ama Mert'in çapkınlıkları onları ayrılma noktasına getirtmiş, aslında Mert kızı pek sevememiş ama kızın jeton geç düşüyor : ) kitaba sonradan dahil olacak olan Hazal, Karan'ın kızkardeşi, Nergis Karan'ın insanı hayattan soğutacak annesi , anne demeye bin şahit ister.. Bir gece aniden gelen bir telefon , ve ortadan kaybolan Karan, kendisinden kitabın 86. sayfasında haber alıyoruz, bir ara son sayfalarda tanışacağız diye korkmadım değil, ve ortada kalan, sevdiği adamın acısıyla ortalarda ruh gibi dolaşan kızımız Derin .. İlerleyen sayfalarda Karan'ın kızkardeşinin başına gelen bir olay nedeniyle ortadan kaybolduğunu anlıyoruz, sonrasında Derin'in olayı öğrenip İzmir'den ve İstanbul'a yolculuğa çıkması , ve olayı süpermen gibi çözüp topluca İzmir'e geri dönmeleri, aslında olay başta da söylediğim gibi kitabın az bir kısmını kapsıyor gerisi , ben seni çok seviyorum , asıl ben seni çok seviyorum muhabbeti. Bu tarz yorumlar yazarken üzülüyorum, zira yazar emek vermiş yazmış, ben de göz vermiş okumuşum, ama sonunda hayal kırıklığı yaşayınca, çok üzülüyorum. itiraf etmeliyim ki sayfalar bir an önce bitsin diye dua ettiğim kitaplar arasında yerini aldı. Yazarın , kalemini sevemedim olayların örgüsü hızlı ve karmaşık, geçmiş ve şimdi arasındaki bağlantılar zayıf , özellikle başlarda gereksiz o kadar detay var ki, ayrıca karşılıklı diyaloglar çok yetersiz ve basit geldi.. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Hissiz
Kalbini aşka kapatmış, duygularını en derinlere gömmüş ve kendisine Hissiz lakabını bizzat kendisi takmış bir adam, Alexander Romanov. Aslında Hissiz falan değil, sadece inancını yitirmiş, neye mi , güzel olan her şeye, peki nereye kadar Heaven ile karşılaşıncaya kadar : ) Heaven, Alexander’ın kaçtığı ve inanmadığı tüm duyguların bizzat beden bulmuş hali, Aşkın, masumiyetin, almadan karşılıksız verebilmenin ve sadakatin var olduğunu bizzat öğreneceği kişi : ) Alexander,oldukça sert, dediğim dedik,kavgacı ve aşırı öfkeli bir adam, en büyük öfkesi de yine kendisiyle, çocukluğunda yaşadığı derin ve acı tecrübeler, annesinin onda bıraktığı derin izler çok fazla, kadınları sadece yatağında görmek isteyen ama kalbine milim yaklaştırmayan biri. Alexander’ın öfke nöbetlerinden gına geldiği bir ara, kitabın içine girip; “Şu çeneni kapatırmısın Alexander yoksa elimde kalacaksın” diyesim geldi : ) Hevaen ile karşılaşmaları işle alakalı oluyor, çocukluğunu bir süre geçirdiği ve onda bıraktığı güzel hatıralar için sahip olmak istediği bir çiftliği satın almak istiyor, hayatında birkaç güzel anısı varsa oda burada yaşanmış, ama işler hiçte beklediği gibi gitmiyor çiftliğin sahibi yaşlı Mirdland çok zeki, inatçı bir adam, ve torunu Heaven hayatındaki tek ve en önemli şey . Alexander’ın çiftliğe varması ve karşılaştıkları andan itibaren Heaven’la birbirlerine karşı hissettikleri güçlü çekim, ortalığı yakıp kavuruyor, sonrasında genç kadının dedesi ile yapılan bir anlaşma ki bunu bizzat yaşlı Mirdland istedi, Heaven bir anda Alexander’ın hayatının merkezi haline geliyor . Alexander, Heaven'a karşı hissettiklerinin, hayatını kökünden değiştireceğinin farkında, ve bir türlü ne kendisine ne genç kadına duygularını itiraf edemiyor, bu da her zamankinden daha öfkeli olmasına, kontrolünü her geçen gün biraz daha yitirmesine, Heaven'a karşı daha da sertleşmesine ve kendisiyle olan kavgasına bir yenisini daha eklemesine eden oluyor.. Ama bakalım nereye kadar inat edecek : )) Aralara heyecanlı aksiyon sahnelerinin yerleştirildiği, erotik sahnelerin okuyucuyu tatmin ettiği çok güzel bir kitap : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/04/hissiz-tanitim-ve-yorum.html
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
Ignazio Vitale, Otuz sekiz yaşında, karanlık işlerin içinde olduğu belli olan,sürekli siyah takım elbise giyen ve siyah bir Mercedes ile dolaşan,az konuşan,geçmişinden hiç bahsetmeyen,girdiği her mekanda sözü geçen ve saygıyla karşılanan,kasıntının teki, geçmişinde bir takım sırlar var onu anladık,ama kitabın bayağı bir sonuna doğru anladık.. Karissa Reed, on sekiz yaşında üniversiteye giden, Melody adında gereksiz bir oda arkadaşına sahip, ergenlikten henüz çıkamadığını düşündüğüm ( özellikle kitabın ilk yarısında) bir kızcağız,korku saplantısı olan sorunlu bir annesi var,bir yerlere yerleşme korkusu,büyük şehir kokusu,yabacı insanların korkusu, kadının bu kadar takıntılı olmasının nedenini sonlara doğru öğreniyoruz ... Vitale, Karissa'nın hayatına,hızlı bir şekilde giriş yapıyor,ve jet hızıyla sayılacak bir sürede aralarında bir ilişki başlıyor, ilişki kelimesini kullandım, zira ben bu ikili arasında bir aşk hissedemedim, fakat cinsellik oldukça yoğun, oldukça sert ve çoğu zamanda ürkütücü bir biçimde tam merkezde duruyor, ama cinsellikteki bu tutkusuna rağmen, Vitale bugüne kadar okuduğum en ruhsuz karakter. Adam kapalı bir kutu gibi, hakkında bir şeyler öğrenmek için dedektif gibi iz sürmeniz gerekiyor,söylediği sözlerden, yaptığı telefon konuşmalarından bir şeyler çıkarmaya çalışıyor insan.. Vitale in çekim alanına nasıl girdiğinizi, her şeyin ne zaman onun kontrolüne geçtiğini farketmiyorsunuz bile,avına usulca yaklaşıp ürkütmeden avucunun içine alan biri, Bence Vitale'in rengi ne siyah, nede beyaz, tam rengi gri.. Okuduğum, bazı yorumlarda adamın ne sapıklığı kaldı ne sübyancılığı ne tecavüzü,fakat ben aynı fikirde değilim zira kızımız Karissa on sekiz yaşında, aklı başında,her şeyi rızasıyla kabul eden,hatta çoğu zaman Vital'den daha ateşli biri, hiçte kurban rolüne bürünmesin canım ciğerim yemezler :) Yazar sonlara doğru, ters köşeler yapmış,bazı taşlar yerine oturuyor, Vitale'in Karissa nın hayatına neden birden bire girdiği,hiç bir şeyin tesadüf olmadığı,hatta işin içine aileleri ve intikam olgusunu da katarak, tam olmasa da, okuyucuyu merakta bırakan bir kaç soru cevaplanmış oluyor.. Bakalım ikinci kitapta nasıl gelişmeler olacak :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Erken Rüya Zamanlar
"Gözlerimi çevirip camdan dışarıya baktım,bugün yine onsuz sabahlardan birine uyanmıştım.Aynı zamanda, ona bir sabah daha yaklaşmıştım"... Eser Güney Serdaroğlu mesleğe genç bir polis muhabiri olarak başlamış, daha sonra,savaşların yaşandığı coğrafyalarda mesleğini başarı ile sürdürmüş,ölümlerden dönmüş,hatta iki de kitap yazmış cesur bir adam,aşkını en derinlerde yaşıyor,iç seslerinde Nehir'e söyledikleri, ve çoğu zaman küçük kağıtlara yazdığı duyguları onun ne kadar aşık ve tutkulu olduğunun kanıtı.. Nehir Güven, kendisi babasının sahip olduğu gazetenin dergi bölümünde çalışıyor,şımarık bir genç hanım,bir eli yağda diğeri balda olunca öyle oluyor sanırım :) Eser'le burada tanışıyorlar,ve birbirlerine aşık oluyorlar, henüz ikisi de çok genç, Eser'in mesleğinde ilerleme hayali var, bunun için en tehlikeli coğrafyalara gitmekten çekinmiyor,ama aslında bunun ardında sadece büyük bir gazeteci olma isteği yok, maddi açıdan da iyi bir duruma gelip, Nehir'in yaşadığı hayatın aynısını vermek istiyor .. Ve bir gün , üstelikte en ihtiyacı olduğu bir zamanda, şımarık kızımız , yağız delikanlımızı terk ediyor, ( arkadaş bu kadar aptalca bir nedenle böyle bir adam nasıl terkedilir anlamadım gitti) genç adam bu acıyı unutmuyor, zaman geçiyor,hayat onları olgunlaştırıyor,ve yolları tekrar birleşiyor ,tam on beş yıl sonra,ve aynı gazetede, birbirlerine olan sevgileri çok derin çok güçlü, belkide bu kadar güçlü olması onların acılarını ikiye katladı, en derin yaraların içten içe kanaması gibi yıllarca kanattı onları... Bu kadar iç sesleriyle cebelleşeceklerine, düşündüklerinin en az yarısını birbirine söyleyecek cesarete sahip olsalardı,iyi olurdu ama ille uzatacaklar,kitap erken bitmesin diye herhalde :) "Seni çok seviyorum Eser" " Keşke Bana Dönseydin" "Keşke Beni Çağırsaydın" "Valla haberim olsa aracı olurdum" birinden biri de zahmet edip ilk adımı atmamış ki, on beş yıl ne yaptınız kardeşim, kendi kendinle konuş dur, hiç deme bir yüzleşeyim , bir hesap sorayım, içimin acısı soğusun , ( valla ben çatlardım, tam dayaklıklar ) :) Yazarın kalemini sevdim,cümlelerin derinliğini, hissettirdiklerini sevdim, sevmediğim sadece hikayeydi, kafamda bir mantığa oturtamadım, on beş yıl süren bir hasretin,içten içe kanamanın,yanmanın nedeni,bu kadar basit olmamalıydı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Hiçliğin Kıyısında (The Edge of Never #1)
Aslında bazılarımızın hayal ettiği, ama gerçekleştirmek için cesarete sahip olamadığı bir şeydi onların yaşadığı. Camryn'in yaşadığı bazı acı tecrübeler kendisine ağır gelmeye başladığında, eline çantasını alır ve otobüsle hiç bilmediği şehirleri dolaşmaya karar verir, hiç kimseye hesap vermeden, sadece kendi istediği ve sevdiği şeyleri yapmanın huzurunu ve mutluluğunu tatmak ister. Fakat Andrew'la karşılaştığında işler hiçte umduğu gibi gitmez, ufak tefek atışmalarla başlayan otobüs seyahatleri onlara, aşkın, tutkunun, acının, mutluluğun ve hüznün kapısını aralar, birbirlerinde eksik olan ne varsa yine birbirlerinde tamamlarlar. Andrew, Camryn'in kabuğunu kırmaya çalışır, ona cesareti, hesapsız kitapsız yaşamanın insanı nasıl özgür ve mutlu kıldığını,düşündüklerini ve hissettiklerini söylemekten asla korkmaması gerektiğini öğretirken, Camryn Andrew'a yaşamakta olduğu büyük acıları aşmasında yardımcı olur, fakat bilmediği şey, genç adamın hayatıyla ilgili önemli bir karar almasında anahtar rolünü oynayacağıdır. Kısacası bu yolculuk, iki gencin, Aşkı, tutkuyu, hayatı ve kendilerini keşfetmelerini anlatıyor ve ben bu ikiliyi çok sevdim özellikle Andrew'u dememe gerek yok sanırım : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/04/hicligin-kiyisinda-tanitim-ve-yorum_4.html
Baskı: Tutkunun Sırrı ( Sır Serisi # 2 )
Sır Serisinin ikinci kitabı ve ben bu çocukları Zeus'tan alıp evlat edinmek istiyorum bunun için tanrılarla savaşmaya hazırım :) Bizimkiler yine bildiğiniz gibi, yani harikalar,başlarından bela eksik olmuyor, eski düşmanlarla son bir rövanş zamanı, eskiler az gelince nur topu gibi yeni düşmanlarımız oluyor, haklı oldukları bir gerçek var ki çeyrek mafya olma yolunda son hız ilerliyorlar.... ( yeni düşmanları onlar bulmasa benim gözüm arıyor, avucum kaşınıyor, ne yaparsın alışkanlık ) :) Bu büyük ve muhteşem aileye yeni katılanlar var, hali hazırda bekarların nesi eksik, çoktan kapılmış olanlardan değil mi ama :) ilk piyango Rüzgar'a vuruyor, ama aşk anlamında değil, geçmişlerinden gelen ve öldüğü düşünülen bir kız ortaya çıkıyor, Zafer pisliğinin yaptığı daha neler çıkacak bakalım... ( bu arada zafer efendinin ölüme yaklaşma haberini aldığımdan beri çok mutluyum paylaşayım dedim) kızın adı Dilara garibim verildiği ailede çok çekmiş, eziyetler sonucunda duyma yetisini kaybetmiş,ve aynı zamanda kendisi Demir paşanın yeni baş belası olma yolunda hızla ilerliyor :) Anlayacağınız bu kitapta ilk aşk acısı çekenlerin başında Demir gelecek,valla bu adamın aşkı da hiç çekilmiyor, ne kendinden emin ne kızdan, ne yakınlaşıyor ne uzaklaşıyor, verem eder adamı verem, ah birde atarlanmaları var ki sormayın, havada uçuşan tehditleri küfürleri de cabası, sayesinde gülmeye doydum :) Tamam kabul, görünen o ki bizim psikopatlar biraz çabuk aşık oluyor, ama oldular mı da kızların vay haline, gölgelerine gölge düşse eller beldeki silahlarda, primitif öküzlerim benim :)) Aileye yeni katılan diğerleri ipek, Masal,Yağmur bebek,ve Ateş bebek ki onlarda baya atarlı bir şekilde dahil oluyorlar aileye, silahlar,kaçırılmalar,yanlış anlaşılmalar,gerisini siz düşünün artık, zaten normal yolla gelseler şaşarım, ayarım bozulur,sinirlenir bırakırım kitabı o derece yani :) Eski düşmanlardan Fatih efendinin başına gelenleri okudukça, Hannibal Lecter bunları görse çıraklık için başvururdu diye düşündüm yeminle, amanın o nasıl işkencedir, o nasıl fantezidir öyle, kanım dondu resmen, birde dinlenme molasında yemek yemezlermi, gerçi patlamış mısır daha iyi gider diye düşünmedim değil... (yazarken gülümsediğim düşünülürse azcık yardım mı alsam ne, psikolojik olarak, ah hep bu çocukların yüzünden) :) Eğlendiğim yerler çoktu, mesela, giydikleri kıyafet yüzünden okul kantininde kızların peşinden koşmaları inanılmazdı ah ömrümü yedi o sahne benim, sonra mafya babasından kız isteme sahnesi, dökülen ecel terleri,koca koca tanrılar ne hallere düştüler yazık oldu koç yiğitlere :) Eleştirdiğim yerler var mıydı azcık, yani kabul Rüzgar'ın aşkı biraz acele oldu belki, tamam ipek'in hayatı biraz abartıldı gibiydi,her şeyi yapıp edip, polislere hiç yakalanmamaları, şehirde at koşturuyorlar gibi bir durum yarattı, ama onuda para ve adam güçleriyle hallediyorlardı, belki de ondandır,ama bu kitabın muhteşemliğinden bir şey kaybettirdi mi hayııır :) Serinin devamı mutlaka gelmeli,zira onlar gelmezse ben gitmeyi düşünüyorum :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: İntikamın Sırrı ( Sır Serisi # 1 )
Ah bunlar gerçekten Zeus'un çocukları,adları bilinsin yada bilinmesin, tanrı, yada yarı tanrı hiç farketmez varlıkları yeter :) Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi bayıldım :) Benim muhteşem psikopatlarım ( biraz tuhaf oldu farkındayım) ama beşine birden hayran kaldım, yaptıkları inanılmaz işkenceleri bile gözüm görmedi ( kitabın yan etkisi) Zeus'un çocukları, Toprak,Demir,Batı,Poyraz ve Rüzgar bu beş genç ülkenin en ünlü şirketlerinden birinin sahipleri ve daha bir sürü şeyin, görünüşte beş playboy ama içlerindeki acı ve intikam hırsı geleceklerini çok önceden planlamış, Toprak ve Demir kardeş Batı ve Poyraz kuzen, Rüzgar içlerinde en masumu görünüyor ama son yaptığını okuyunca yuh diyeceksiniz masuma gel :) Duru ve Şule, ikisi çok iyi arkadaşlar aynı okula gidiyorlar ve yapılan bu intikam planı onların hayatlarını kökünden değiştirecek iki kızı da çok sevdim, aslında Şule intikam planına dahil değil aileye sonradan farklı sebeplerle giriyor,bu kızlar güçlü ve akıllılar, başlarına ne gelirse gelsin dimdik ayakta kalmayı başardılar onların yaşadığı acılardan,ki özellikle Duru'nun yaşadıklarından sonra travmayı kimse bu kadar kolay atlatamazdı... Zafer Ekin ( adını yazarken parmaklarımı ümüğünü sıkarken hayal ediyorum ) bu beş genç adamın ailesini, onlar henüz çocukken yok eden pislik ( daha çok şey söylerdim de neyse) gözünü para hırsı bürümüş acımasız bir katil ve Duru'nun babası,Zafer denen pisliğin bu genç adamların ailelerine yaptıklarını okuduğunuzda kanınız donacak,ah dedim okurken, bende o gruba dahil olacaktım ki bizim yarı tanrıların ona yaptığı işkencelerde benimde el emeğim göz nurum olacaktı.. Bende psikopata bağladım yeminle:)) Bizim yarı tanrıların planları hazır ve bu anı tam yirmi yıldır bekliyorlar, Zafer Ekin'in tüm ailesini yok edecekler,işe iki kızından birini kaçırmakla başlayacaklar ve ilk piayango Duru'ya vuruyor.. Kitap Duru'nun kaçırılma sahnesi ile başlıyor,ve ben gerçekten işkence edeceklerini hiç düşünmemiştim en azından bu kadar manyak olduklarını fark edememiştim,yalnız kızla ilgili çok önemli bir gerçek vardı, bir avazda söyler uçurumun kıyısından döner diye düşünmüştüm ama kızında kafası karıştı mantık devre dışı kaldı haklı olarak... Bu Beş adamın ilk başlarda ki psikopatlıklarından tırssamda, daha sonra yerine bıraktıkları, merhametlerini, masumiyetlerini, esprilerini, birbirlerine olan bağlılıklarını sevdim, acıları için üzüldüm, küllerinden yeniden doğmaları ile gururlandım her halleri ile güzellerdi, ağızlarının bozukluğunu bile sevdim küfürün bu kadar yakıştığı kaç adam var bu hayatta :) Kitapta sadece Duru ve Toprak'ın hikayesini okumuyoruz Şule ve Batı'nında hikayelerine ortak oluyoruz.. Birde Semih'imiz var çocukların hazırladığı paketleri temizleme görevi kendisine ait, artık paketin ne olduğunu anlamışsınızdır , holdin'in güvenliğinden sorumlu ama dersin kan kardeşler, evden çıktığı yok :)Semih'in esprilerine çok güldüm, hele sonlara doğru bir sahne vardı, kendisini ailenin ihtiyar sağırı olarak lanse ettiği orada koptum, tabi birde doymak bilmeyen bir midesi var :) Bu arada Duru'nun müzik zevkine hayran kaldım aslında sanırım bu yazarın müzik zevki oluyor, kendisini tebrik ederim :) Ve ben ikinci kitap için sabırsızlanıyorum, umarım aynı tadı alırım :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Rüzgar Çanı
Okumayı istediğim kitaplardan biriydi Rüzgar Çanı :) Hikayemiz İzmir / Urla'da geçiyor , Berna hayatının en güzel zamanlarının bir kısmını hastane koridorlarında geçirmiş,ona destek olması gereken kişi tarafından terk edilmiş, daha sonra hastalığı yenmiş yenmesine ama bunun birde bedeli olmuş, geleceğini etkileyebilecek kadar önemli bir bedel, Kardeşi gibi gördüğü Nil ile birlikte tası tarağı toplayıp İstanbul'u terk etmişler tebdil i mekanda ferahlık var demişler sanırım, bence iyi de yapmışlar İzmir her derdin devası gibi geliyor bana da her zaman :) Hikayenin diğer kadın kahramanı Nil , ben hikayede en çok onu sevdim, akıllı, güzel, düşünceli ve korumacı,aslında Nil öz kardeşi değil Berna'nın ama ailesi onu yanlarına alınca kardeşten de fazla olmuşlar birbirleri için, Berna'nın zor zamanlarında en büyük destekçisi olmuş, bir nevi panzehir de diyebiliriz kendisi için , Nil'in Urla'da tanıştığı ve evlendiği Avukat eşi Toprak, bence tam Nil için yaratılmış biri, çok yakıştırdım onları,yakışıklı akıllı ve karısına tapıyor, Demir, hikayenin karizmatik yakışıklısı,geçmişi sırlarla dolu, kıskanç, öfkeli, aşırı sahiplenici, bakışlarıyla bile adamı öldürebilir o derece yani, bu kadar sert karakterinin nedenini ilerleyen sayfalarda öğreniyoruz ki buda duruma açıklık getiriyor. Berna ile birbirlerine ilk görüşte aşık oluyorlar, bir kız kardeşi ve küçük bir yeğeni var, onlara fazla yer verilmemiş ama varlar yani :) zaten Demir'in ailesi hakkında detaylı bilgiler yok daha çok Berna ve ailesi etrafında gelişiyor olaylar.. Aslında olayların çok hızlı yaşandığını düşündüm ilk başlarda, yani ilk görüşte aşk,çok kısa bir sür sonra yaşanan birliktelik, ama ikisininde geçmişte yaşadıklarını öğrenince bu hızlarına hakta vermedim değil :) Berna'nın yaşadıkları hiç kolay değil ama bende kitap boyunca biraz ezik bir karakter izlenimi bıraktı, yani sürekli Nil e muhtaç, Nil dadısı gibi neredeyse, hele son 30 sayfada beni delirtmeyi başardı Berna'cık, asıl olayların patlak verdiği sahnelerde ki tepkileri tam bir yargısız infazdı.. ikisininde birbirinden sakladığı çok önemli sırlar var ama bunların son 30 sayfaya sıkıştırılmasını sevmedim, gerçekten ilişkilerinin seyrini değiştirecek olaylardı bunlar ve ben bunu daha uzun okumak isterdim, yüz yüze geldiklerinde o diyalogları duymak isterdim, öfkelerini, kavgalarını, suçlamalarını ,ve birbirlerini affedip yeniden bir araya geldiklerinde ki o satırlara daha bir yakından tanık olmak isterdim, ama olmadı ne yapalım kısmet değilmiş :)) O son sayfa neydi öyle,bu konuda yazarlarımızın biraz daha yaratıcı olmaları gerektiğini düşünüyorum :) Kitapta sürekli sürekli 80-90 ların şarkıları ve şarkıcı isimleri biraz fazla geldi, saymadık isim çalmadık parça kalmadı, kızlar o yıllara hayran da abartılı bir şekilde :) bu arada klip kelimesine de takmış durumdayım buradan duyurulur :) Ayrıca Toprak ve Nil in hikayelerini de okumak isterdim güzel olurdu :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Aşk Bir Masalmış
Kitabın beğeneni çok ama ben onlardan değilim : ) Beyaz Atlı Prensini bulabilmek için, şehrin neredeyse yarısıyla çıkmış bir kadının, yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle,şehrin kalan yarısına küsmesinin hikayesi ( Bence Şehrin kalan yarısı çok şanslı) Darby gelgitleri çok olan bir kadın, Jake'e bir yaklaşıp bir uzaklaşıyor, sürekli eski ilişkilerinden ve yaptığı hatalarından bahsediyor, uzak durması gereken erkeklerden oluşan uzun bir listesi var, ve tamda bu nedenle aralarında ciddi bir şey olamayacağını söyleyip duruyor. Ve Jake gerçekten harika bir adam, iyi bir işi var, yakışıklı, esprili, güvenilir,ihtiyacın olduğunda her zaman yanında bulabileceğin biri, ve tam da bu nedenle bence Darby’den daha iyisin hak ettiğini düşünüyorum Bazen Jake'e kızmadım değil yani fazla mı geniş bir adamsın sen, yada fazlamı körsün , yada fazla mı aşık : ))
Baskı: 30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor
Hayat üç buçukla dört arasındadır,. Ya üç buçuk atarsın ya dört dörtlük yaşarsın :)) Dünya'nın en tatlı ufaklığının adı gibi, Peri masalıydı kitap, tamam kabul, biraz akıl sınırlarını zorlayan bir masaldı, olmaz dediklerimizi oldurur, doğanı güldürür, ölüyü diriltir cinsinden :) Nazlı, hikayenin tatlı deli kadını, zira ben hiç bir sayfada akıllı haline denk gelemedim. Kendi evinde , kendi yatağında eşinin kendisini sonradan olma bir sarışınla aldattığına tanık oluyor, ve sonrasında hayatında değişiklikler yapmaya karar veriyor, aşkı meşki rafa kaldırıyor, sahibi olduğu pastanesine daha bir sarılıyor, onun tabiriyle yontulmamış kocasına evet demeden önce bıraktığı üniversitesine geri dönüyor, yani anlayacağınız bir elinde ders kitapları, diğer elinde hamur işleri,günleri deviriyor, tabi birde deli bir annesi var ki evlere şenlik ( okudukça benim ki canlandı gözümde) Nazlı hayata hep olumlu yanından bakan bir kadın, her ne kadar kendisi farkında olmasa da güçlü, akıllı ve oldukça güzel, bugüne kadar kendi becerilerinin farkına varamamış olmasının nedeni, hayatına doğru insanların dahil olmamış olması, buna kendi ailesi de dahil.. Evlilikten ağzı bir kere yanmış, yoğurdun yanına bile yaklaşmayı düşünmezken,evrenin çekim yasası ve Barış'ın ona harika oyunları olduğunun farkında bile değil, iki arada bir derede neler becerecek bu adam şaşıracaksınız, eh aklına koyduğunu yapan, alacağım dediğini alan cinsinden, ve işe Nazlı'nın kafasındaki kötü evlilik imajını silmekle başlıyor, ona herkesin bir olmadığını,henüz kendisiyle tanışmadığını göstermeye hazır, tabi annelerin yardımıyla :) Barış Emirli , kendisi dört yaşında tatlı mı tatlı, adı gibi Peri olan bir kız çocuğu sahibi bekar bir baba,aslında terk edilmiş bekar bir baba ( onu terk edenin beyninden şüphe eder aklına turp sıkarım) istanbul'un köklü üniversitelerinin birinde en genç öğretim üyesi ve bilin bakalım bu üniversiteye kim gidiyor, tabi ki Nazlı,ve bizzat kendisinin hocası oluyor, bu yakışıklı adam, sadece yakışıklı değil her daim arsız bir gülüşe sahip, çapkın bakışlı ve söylediği hiç bir şeye hayır deme şansı bırakmayan sevimli ve çekici:) Kitabın, kaçan kurtulur dedirten cinsinden tatlı anneleri , ah o anneler yok mu, bence de yok, zira hem çatlak, hem eski kafalı, aynı zamanda geniş ve modern bir aile kurgusunu ben bile hayalimde bir araya getiremezdim hele de bir kız annesini :) onların bu iki yetişkin çocuğu bir araya getirme çabası, çöpçatanlık işleri görülmeye değerdi, kitabı okudukça yok artık diyeceğiniz yerler çok, her şeyin bu kadar çabuk gelişmesi, olayların hızına ve bazende mantığına yetişememeniz olası, ama başında da dediğim gibi bu bir peri masalı, tamam biz buna masalın Nazlı'ca versiyonu diyebiliriz :)) Bu arada Barış' için Cemal Süreyya ne anlama geliyormuş öğrenmiş olduk, özellikle takıldığı yer aklıma geldikçe gülüyorum :) Velhasıl kafa dağıtmak, eğlenmek, bu curcunaya dahil olmak istiyorsanız mutlaka okumalısınız derim :)) Not: Ben Aslan'ın düğününde asla şahitlik yapamazdım, kırk satıra bile razı gelirdim yani o derece,(Aslan kim mi, cevabı kitapta :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Aşkın Ötesinde
Kitap güzeldi,güzel olmasına ama beni deli eden tarafları da yok değildi, yazarın kalemi iyiydi fakat şu resmiyet olayını çok fazla abarttığını düşünüyorum, kitaba Ferit bey diye başladık Ferit bey ve Renan hanım olarak bitirdik , bu kadar resmiyet olursa ben nasıl ısınacağım bu karakterlere , onların sıcaklığını nasıl hissedeceğim , ne bileyim, biraz zor oldu, sevemedim ben bu resmiyeti : ) Ferit Yavuz olmasa kitabı bitirebilirmiydim emin değilim , bugüne kadar karşılaşacağınız en patavatsız, en öfkeli, en vurdumduymaz , en kaba, ama bir o kadarda dürüst, tatlı, deli, komik, aşık ve kollarınıza alıp sıkıca sarılmak isteyeceğiniz bir adamla tanışmaya hazır olun : )) Renan ise zamanında fırtınalı bir gençlik yaşamış şu anda 44 yaşında olan ( ki bu onu Ferit’ten 7 yaş büyük yapıyor ) bir kadın, fakat içinde bulunduğu durum onu hayattan tamamen koparmış, sadece işine ve babasına odaklanmasına neden olmuş, Renan, insanlardan uzak durması ,soğuk davranışları,ukalaca hareketleri,kendini dünya'nın merkezinde zanneden tavırları ve aşırı resmiyetiyle önce Ferit’i sonrada beni delirten bir kadın yada ikimizi de aynı anda delirtmiştir emin değilim : )) Kitabın sonlarına doğru Renan’ın Ferit’ten uzak durmasının nedenini anladık ki baya sonlara doğru anladık, peki öğrendikten sonra neden hala uzak kaldın adamdan, neden o soğuk resmiyeti, o ruhsuz hallerini devam ettirdin, bari elinizdeki zamanı değerlendirin değil mi yok illa çektirecek Ferit'e hayır çektirdin de ne oldu :( Çok zor bir aşk,ikisinin de içinde bulundukları durumdan dolayı devam etmesi bir o kadarda imkansız , ama yinede yaşanıyor gerçi öyle beklediğimiz gibi, aşkın, romantizmin, tutkunun, doruklarında olmasa da yaşanıyor, keşke yazar hiç değilse bu anları daha sıcak ve arzulu yazabilseydi.. Kitabın sonunu böyle bekliyormuydum evet, en azından birinin sonu belliydi , ama diğer karakterin sonunu böyle bekliyormuydum asla : ( Bu arada artık Paris Grisi rengini duydukça yada gördükçe bu kitap gelecek aklıma :) Son sözüm Renan'a " O Kemanı Zamanında Çalacaktın" .... http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Belalı Korumam
Yalnızca Deniz'in varlığı sayesinde güzelleşen okumaktan zevk aldığım bir kitaptı :) Selin anne ve babası ayrı bir kız, büyükbabası ile yaşıyor ve bu tamamen kendi seçimi, zira ailesi o kadar sorumsuz ki Selin'in onlardan biriyle yaşamak yerine kendisi için en doğru olanı yaptığını düşünüyorum, yalnız ilk sayfalarda Selin'in ailesi hakkında verilen bilgi hızlandırılmış tur gibiydi :) Büyükbabasının fazla zengin olması , başında ebeveyn bulunmaması, Selin'in şımarıklık ve sinir kotasını fazlasıyla aşmasına neden oldu, sadece onun değil benimde kotamı bayağı doldurdu :) Büyükbabası Selin'in şımarıklıklarından ve kafasına göre kaçıp gitme huyundan sıkılıp başa çıkamayacağını anlayınca ona bir koruma tutmaya karar veriyor, fakat kızımız öyle ukala ki önce Büyükbabasını paylayıp, sonra da soluğu Miami de alıyor, orayı komşu kapısı yapmış durumda :) Selin'in hiç arkadaşı yok, hiç sevgilisi olmamış, ve çokta uyumlu bir kız sayılmaz, sadece büyükbabası var,ama bunun yanı sıra pahalı alışverişler yapmayı , içmeyi ve başına buyruk hareket etmeyi fazlasıyla seviyor.. Kaçıp Miami'ye geldiği ilk gecesinde sıkılıp eğlenmek için bir bar'a gidiyor sonra sarhoş oluyor ,ardından yaşanan ufak bir sarkıntılık olayı ortalığı hareketlendirirken, esas oğlanımız Deniz devreye giriyor ve onu kaçırıp hapsediyor.. Bu adam kimdir ,onu neden kaçırmıştır, amacı nedir, hikaye bu sorularla başlıyor.. Erkek karakterimiz Deniz, bu ismi severim, genelde kadın adı olarak düşünülür, ama bence erkeğe daha çok yakışıyor, Deniz zorlu bir sürecin kendisini beklediğinin farkındadır, kız hakkında tüm bilgiye sahiptir, plana uygun bir şekilde hareket etmeye başlar, ama işler hiçte umduğu gibi gitmez, özellikle aralarında başlayan çekim aşka dönüşmeye başlayınca Deniz planı unutuyor ve Selin Stockholm sendromuna yakalanıyor :) Sayfalar ilerledikçe farkına vardım ki ikisi de dengesiz, ne istediğini bilmeyen, öfkeli çocuklar gibiler ve bu açıdan gayet uyumlu bir çift oldular... Deniz elinden geldiğince kızdan uzak durmaya çalıştı, ama pekte başarılı olamadı, arada gittikleri yemekleri ve dansları sevdim, okyanus kıyısında geçirdikleri zamanlar güzeldi, özellikle kızı ellinden kaçırdığında bir düzine otobüsü arayıp Selin'i bulma manevrası iyiydi, birbirlerinden uzak durmaya çalışayım derken kendi canlarını yine kendileri yaktı... Selin bir çok sahnede beni deli etti, başlarda çok zeki bir kız imajı çizerken zaman ilerledikçe aptalca sorularla u dönüşü yapmaya başladı, "Ne yapıyorsun, Neden yapıyorsun Ne demek istiyorsun" ... Cevapları o kadar belli olan gereksiz sorulardi ki, o sahnelerde biraz beyin nakli fena olmazdı :) En sevmediğim hareketlerinden biri ucunu kaçırdığı utangaçlıkları oldu, gerçekten o kadar fazla ve o kadar gereksiz sahnelerde bunu yaptı ki yok artık dedim :) Sevdiğim sahnelerde vardı tabi, mesela çamaşır rengi bulma denemesi iyiydi, kırmızı siyah mı, beyaz mı mor mu, derken çok eğlendim, ve Deniz'in arsızlıkta sınır tanImayan halleri çok keyifliydi, bu arada Deniz gerçekten, çok yakışıklı, çok arsız, çok edepsiz ve çok ukala ,yani ne ararsan var kendisinde, özellikle de adonis kaslarıyla ortalıkta dolaştıkça ona karşı koymak gerçekten de çok zor oluyor :) Aslında kitap 3 perdellik bir oyun gibiydi. Önce kaçırılma sahnesi ve ardından yaşananlar, sonra gerçeklerin ortaya çıkması ve büyükbabanın bunları oyuna getirdiği sahne ve 38 yıl sonraki sahneler :) Büyükbabanın onları yeniden bir araya girme çabasında o televizyon her açıldığında testere filmi geldi gözümün önüme "I want to play a game" : ) Hikayenin ikinci kısmında Selin'in Denizi ortada bırakması yani ona yaptığı hareket ( spoiler vermemeye çalışıyorum) geçekten anlamsız,aptalca ve kolay affedilecek bir şey değildi, bence Deniz erken bile affetti ben olsam daha çok çektirirdim, yani tamam kızgınsın, sana yapılanları affedemiyorsun,ama bunun intikamı bu şekilde olmamalıydı ... Ve son bir şey kitabın bir yarısından sonra Bebeğim kelimesinden fenalık geldi :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Ismarlama Bebek
Katil olmadan bitirebildiğim kitaplardan biri oldu ... Üniversitenin hukuk bölümünde okuyan genç bir kadının içine kaçan, onbeş yaşında ve akıl sağlığından ciddi derecede şüphe etmeme neden olan bir ergen kızın hikayesini okudum.. Turgut Vildan'ı üç sene önce kızın babasının şirketinde, sadece bir kaç saniyeliğine görüyor ve hemen aşık oluveriyor. Vildan üniversiteyi yeni kazanmış o zamanlar, Turgut bu nedenle kıza üç yıl boyunca yaklaşmıyor, neymiş biraz daha büyümesini beklemiş, değil üç yıl otuzüç yıl da beklese bu kız büyümez, adam nereden bilsin :) Daha sonra kızın karşısına çıkmaya karar veriyor, zar zor kızın ailesinin de baskısıyla bir cafe de buluşuyorlar, daha doğrusu kızın yaptığı bir oyunla kız onun beklediği adam olduğunu farketmiyor, Turgut'tan kurtulmak için kuzeninin yardımıyla ayarladığı sahte sevgili olduğunu zannediyor, Turgut oyunu fark ediyor ama bozuntuya vermiyor, hayatımda gördüğüm en saçma sahnelerden biriydi, daha adamın kendisini tanıtmasına fırsat vermeden, kim olduğunu biliyorum, hemen otur da oyuna başlayalım diyor, müneccimmisin sen masana gelen her adamın kim olduğunu hemen anlıyorsun, sonrasında, dokunmalar sarılmalar, aptalca samimi görünme çabaları yuh dedirtti resmen :) Benim nefret ettiğim bu tanışma sahnesinde, bizim Turgut 'un aşkı iyice depreşiyor, babasının şirketinin içinde bulunduğu zor durumundan yararlanarak borçların silinmesi şartıyla kıza evlenme teklifi ediyor, babasının çok hasta olduğunu ve ölmeden önce evlenip ona bir torun vermesi gerektiğini bunun için de Vildan'ı seçtiğini söylüyor, ve olaylar bu şekilde başlıyor.. Vildan'ın şımarıklıkları ,kaprisleri, hakaretleri, insanı çileden çıkaran tüm hareketlerine bu kadar katlandığım için , Turgut'tan önce kendimi tebrik ediyorum :) sürekli çocuk gibi mızmızlanan, şımarıkça hareketleri ve adama ettiği hakaretlerde limitleri zorlayan, ağzının üstüne çapma isteğimi her satırda depreştiren, bana kafayı yedirtip karakterlerle her saniye kavga etmeme neden olan bir kadın Vildan.. (sanırım artık bu isimden nefret edeceğim ) Turgut' ise pes dedirtti gerçekten, ben okurken dayanamadım bunca aşağılanmaya, sen nasıl dayandın be adam, bu kadar şımarık bir kızın her hakaretine nasıl olup da sürekli gülümsedin, iltifatlar yağdırdın, her kelimenle kızın egosuna tavan yaptırdın, seni anlamak gerçekten mümkün değil. Vildan, kitap boyunca adamın her şeyi zorla yaptığını söyleyip durdu, zorla evlenmemi sağladın, zorla öptün, zorla dokundun, zorla sahip oldun, ama bence istememde yan cebime koy gibiydi hareketleri, fakat vildan kendisine karşı dürüst olmaktansa, her fırsatta adamı aşağılamayı tercih etti, aslında evlenmek istemeseydi de kaybedilecek bir şey olmayacaktı sonuçta evlilik teklifini reddetseydi bile Turgut kızın babasının şirketine her halukarda ortak olup zor durumu atlatmasını sağlayacaktı,bunu kıza da söylemişti, yani istese hayır diyebilirdi Gelelim kitabın en önemli kısmına, Kuşadasında, Turgut'un Vildan'a zorla sahip olduğu sahneye, burada gerçekten düşünüldüğü gibi bir tecavüz olayımı yaşandı yoksa Turgut bu olayda tahrik indirimi alır mı ona okuyucular karar verecek, çünkü karşımızda ne istediğini bilmeyen,sınırları zorlayan ve her hareketiyle bir adamı kışkırmanın ötesine taşıyan bir kadın var. Bana göre tahrik indirimi almalı :) hocamın okuduğum kitaplarından en nefret ettiğim kadın karakterler Tuğçe ve Pınar'dı ama Vildan hepsini ezerek açık ara farkla ilk sıraya yerleşti... Ve Turgut, bir kadın karşısında kendisini bu kadar küçük düşüren ilk erkek olarak tarihe geçti,çok yazık oldu,senden gerçekten hoşlanabilirdim, üstelik bunun için tek kuruşunu istemezdim :) Fatih hocamın yazdığı bir kitaba bu şekilde yorum yapacağım aklıma gelmezdi, okumadığım üç kitabı var elimde dilerim onlar için bu şekilde bir yorum yazmak kısmet olmaz :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Aşk Yağmuru (Animal Magnetism, #1)
Çerezlik ama güzel bir aşk romanıydı diyebilirim, hikayemiz Idoha'nun Sunshine kasabasında geçiyor, Erkek karakterimiz Brady, kendisi kiralık bir pilot özellikle ortadoğuda savaş bölgelerinde görev yapmış, ailesi yok koruyucu aileler arasında dolaşmış ve şansına hep berbat ailelere denk gelmiş, yani zor bir çocukluk geçirmiş, bu nedenle bir yerlere bağlanma ve birilerine ait olma korkusu var, hiç bir yerde uzun süre kalamıyor, bir ev ve bir aile kurma düşüncesi yok, yani pembe panjurlar ona göre değil :) iki erkek kardeşi var Adam ve Dell , kardeş dediysem aralarında kan bağı yok, ama yıllar önce bu üç genç adamı himayesine alıp büyüten Sall sayesinde kardeşten öte bir bağ var aralarında. Adam ve Dell Idaho'nın Sunshine kasabasında yaşıyorlar, Dell Veteriner ve Adam Kurtarma timinde görevli fakat yaşadığı kötü bir olay yüzünden görevinden ayrılmış şu anda sadece hayvanlara eğitim veriyor, ayrıca esas kızımız Lilah la birlikte çalışıyorlar ve bu iki genç adam Lİlah'ı kızkardeşleri gibi seviyor. Gelelim esas kızımıza adı Lilah kendisi Sunshine kasabasında büyümüş ailesi ölünce onu büyükannesi büyütmüş, Las Vegas Üniversitesinden burs kazanınca soluğu orada almış, ama yaşadığı acı bir tecrübe ki bence ders niteliğinde olmuş okulu tamamlayamadan gerisin geri kasabaya dönmüş, kendisine ait bir hayvan bakım evi var,maddi zorluklar içerisinde burayı yürütmeye çalışıyor, biraz inatçı Adam ve Dell'den yardım almak istemiyor, hayvanlara hem bakıyor hemde kimsesiz hayvanlara yeni aileler buluyor, Aşk konusunda şanssız eskiye ait iki ilişkisi var ikisi de kasabadan ama bir şekilde yürütememiş ve bu nedenle kimseye bağlanmak istemiyor sadece kısa ve sonu düşünülmeyen bir ilişki istiyor ama uygun aday yok : ) Olaylar Brady'nin işinden bir süre izin alıp, Adam ve Dell'in ısrarlarına dayanamayıp tatilini Sunshine kasabasında geçirmek için yola çıkmasıyla başlıyor .... Brady ve Lilah'ın aralarındaki aşk güzel yansıtılmış, yazar erotizm'i bolca kullanmış ama okurken rahatsız olmuyorsunuz, aslında erkek karakterlerin arsızlığına alışığız ama bu kitapta kızımız biraz daha fazla arsız :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/04/ask-yagmuru-tanitim-ve-yorum.html
Baskı: Tersyüz
Kitap, Klasik Güzel ve Çirkin hikayesinden farklıydı bence, bu kitapta savaşın çirkin yüzü var, genç insanların,anlamsız ve asla kazananı olmayan bir Savaş karşısında yitip gittiklerini görüyoruz,kaybolan ruhların, yok olan yaşamların ardından,geride kalanların kıymetinin ve değerinin, bilincine varılmasını,okuyoruz, artık hiç bir şeye eski gözle bakamıyorsunuz herkesin ve her şeyin anlamı daha bir farklı oluyor.. Hikayemizin yakışıklısı ve nam-ı diyar yaralı yüzü Ambrose Young, kendisi lise son sınıf öğrencisi,okulun güreş takımında,oldukça başarılı ve bu başarısı kasaba dışına kadar ulaşmış, kendisi 1.92 boyunda 97 kilo ağırlığında,inanılmaz güzel bir vücuda ve tanrıları kıskandıracak bir yüze sahip, Bailey'in ona taktığı isimle tam bir Herkül :) Annesi tarafından terk edilmiş, üvey babası Elliott Young tarafından büyütülen ve çok sevilen genç bir adam, Hikayemizin tatlı kız Fern, Ambrose ile aynı lisede okuyor, çocukluklarından beri aynı kasabada yaşıyorlar,kendisi, güzel, akıllı, Bailey'in kuzeni, geleceğin yazar adayı ve çocukluğundan beri Ambrose aşık, ondan başkasını gözü görmeyen,kalbi de aşkı da güzel bir kız, gerçi lise zamanlarında çokta dillere destan bir güzelliğe sahip değil,kendisi de bunun farkında ve bu yüzden asla Ambrose'a sahip olamayacağını düşünüyor, ama işler zamanla tersine dönüyor... Belkide hikayede en çok sevilenlerden biri Bailey, Fern'in kuzeni, kendisi Duchenne kas distrofisi hastası,on yaşında bu hastalığa yakalanmış, bu tarz hastalar genellikle yirmili yaşlar kadar yaşayabiliyorlar,birilerinin yardımı olmadan parmağını bile kıpırdatamıyor, Bailey bu gerçeği biliyor ve zamanla kabullenmiş, Fern, kuzeninin eli ayağı olmuş durumda,yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor, doğduklarından beri birlikteler, kuzenden öte kardeş gibiler, birbirlerinin tüm sırlarını bilir, hayatlarına dair her şeyi paylaşırlar.. Bailey hikayenin en mantıklı karakterlerinden,herkesin ne düşündüğünü ne hissettiğini bilir, hayatlarına direk müdahale etmeden neler yapabileceklerini zeki ve sivri diliyle söyler,doğru yola getirmeye çalışır,çocukluğundan beri aşık olduğu , evlenmeyi düşündüğü birisi var, Fern'in okul arkadaşı ve okulun en güzel kızlarından biri Rita .. Hikaye 11 eylül saldırılarından sonra, Ambrose'un kendini ve geleceğini sorgulamasıyla başlıyor, bir anda orduya katılmaya karar vermesi ve yanında arkadaşları Connor, Paul, Grant, ve Jesse' yi de sürüklemesi, hayatının dönüm noktasını oluşturuyor, çünkü geriye , yaşadıkları kasabaya,sadece içlerinden birisi geri dönebiliyor,eski halinden eser kalmayarak,geride, gençliğini,dostlarını,yakışıklı yüzünü,ve ruhunu bırakarak, Ambrose için asıl savaş bundan sonra başlıyor.. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/