
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Bal Köpüğü
Yazarın bir kitabını daha bitirmiş bulunmaktayım, ama favorim hala S.E.P kitabı :) Merve ve Azra iki yakın arkadaş, yurt dışında okudukları dönemde tanışmışlar, Azra'nın ailesi Merve'yi kendi kızları gibi benimseyince kalıcı bir dostlukları olmuş, okul bitip de Merve ülkesine dönmeye karar verince Azra da onunla birlikte dönüyor, moda sektöründe bir şeyler yapmak, iş kurmak var hayallerinde, işler yoluna girene kadar, Azra bir süreliğine Merve ve abisi Görkem'in yaşadığı evde, onlarla birlikte yaşayacak. İşte hikaye de bundan sonra başlıyor, Azra ve soğuk nevale Görkem arasında, cinsellik yönü ağır basan, gelecek vaat etmeyen, yoğunlukla gecelere dayanan bir ilişki başlıyor, zira Görkem kuralları en baştan koydu, gelecek hayal etmek yok. Azra Görkem'i ilk gördüğü andan itibaren aşık olmuştu, fakat bu aşk bana, çok çabuk oldu gibi geldi, birden bire ayılıp bayılmaya başladı adam için, gözlerinde eridi bitti, fanteziler havada uçuşmaya başladı, hoş Görkem ne ara aşık oldu o da ayrı bir konu :) Fakat bir süre sonra Azra bu ilişkiden daha çok şey beklemeye başlıyor, sadece tensel uyum yetmiyor ona, Görkem hep hayatında olsun istiyor, tabi Görkem kabul ederse, ama Görkem'in önce geçmişiyle hesaplaşması lazım, yoksa bir geleceği olmayacak gibi görünüyor :) @gulunkitapligi
Baskı: Mevsim
Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı, bu kitapta iki çiftimiz vardı, ilki aynı sitede kapı komşusu olan Tolga ve Mevsim, diğeri Esra ve Kaan çifti, yıllardır birbirini seven fakat bunu bir türlü dile getiremeyen bir çift kendileri. Kaan, Mevsim'in abisi, Esra ise Mevsimin en yakın arkadaşı, Tolga ise S.E.P deki Tamer'in arkadaşı, bu nedenle aslında kitapları sırasına göre okumak daha doğru olacak belki de :) Fakat bu kitap, S.E.P kadar etkilemedi beni, biraz acımasız olacak ama atlayarak okudum desem yalan olmaz, kurgusunu zayıf buldum, çiftlerin aşkları çok yavan geldi bana, bir de kitapta hiç heyecan yoktu, Mevsim ve Tolga'nın aşkları yine idare ederdi ama Kaan ve Esra çifti olmasa da olurdu :) Ama Yazarın kalemini sevenler bir şans versinler, çünkü her kitabın tadı farklı sonuçta :) Sırada yazarın Bal Köpüğü kitabı var, bu kitaptan biraz tanıdığımız Görkem karakterine ait, bakalım ondan umutluyum :))
Baskı: Sen Benimsin (Line of Duty, #1)
Beğendiğim bir kitap oldu :) Ginger kız kardeşi ve annesiyle birlikte yaşayan tatlı bir kız, fakat annelerinde her türlü rezalet mevcut, içki ,uyuşturucu ve eve getirdiği sayısı belirsiz erkek arkadaşları, Ginger artık bu hayattan hem kendisini hem kardeşini kurtarması gerektiğini farkında, bunun içinde önünde tek yol var, annesine emanet edilen içi kirli yollardan kazanılmış para ile dolu olan bir çanta... Bu çalıntı ve kirli para belkide geleceklerini başka bir şehirde baştan kurmalarını sağlayacak, fakat kızımızın hesaba katmadığı şeyse, yeni taşındıkları dairenin üst katında oturan yakışıklı komiser Derek, avın kendi ayaklarıyla, avcısının ayağına gitmesinin tatlı karmaşasını okumak eğlenceliydi :)
Baskı: Sen Misin Eksik Parçam ?
Uzun zamandır pek kitap okuyamamıştım, ama güzel bir kitapla açılış yaptım diyebilirim :) Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğendim :) Gençlik yıllarını skolyoz hastalığı ile mücadele ederek geçiren ve onca acının, ameliyatın içinde, sevdiğini düşündüğü birinden hiç beklemediği bir darbe alan Cemre, kendisini aşka kapatmış, hayatına ailesi ve en yakın arkadaşı Ada dışında pek kimseyi sokmamış, ta ki Tamer'le karşılaşana kadar. Babalarının tanışıklığı sayesinde, Cemre'nin aile şirketinde çalışmak için yurt dışından dönen Tamer, genç kadının etrafına ördüğü duvarları bir bir yıkmaya başlıyor, hastalığın bıraktığı izleri sevgisiyle kapatmaya çalışıyor, Tamer, öfkeli, sert, güçlü ve aşk dolu bir adam, sevdiği söz konusu olunca gözü hiç bir şey görmeyen cinsten , ben kendisini pek bir sevdim :) Nefret edilesi, kadın ve erkek karakterlerin kitaba hareketlilik kattığı ve her satırından zevk aldığım bir kitap oldu . Kitapta +18 sahneler oldukça yoğun, ben rahatsız olmadım, kitap bir bütün olarak çok güzeldi , yazarın yüreğine sağlık :) @gulunkitapligi
Baskı: Maske
Adrian Romanov, ilk kitaptaki hissiz Alexander’ımızın hayatını borçlu olduğu yakışıklı kahramanımız : ) Adrian ilk kitapta oldukça yer almıştı, sürekli gülümseyen her şeye pozitif yaklaşan Alexander ve Heaven’ın bir araya gelmelerinde oldukça büyük rolü olan biri. Adrian’ın sahnelerinde sürekli hissettiğiniz bir şey varsa oda etrafa gülücükler dağıtan, her olaya esprili yaklaşıp, tabiri caizse polyanna iyimserliğiyle ortalarda dolaşan bu adamın aslında çok derin ve onu içten içe kavuran bir geçmişe sahip olması ihtimali. Aslında yüzünden eksik olmayan bu gülümsemeler, Adrian’ın geçmişte yaptığı hatadan dolayı, hem eski Adrian’ı yeni Adrian’dan , hem de etrafındaki insanlardan gizlemek için kullandığı bir Maske .. Ve işte kaçtığı geçmişi, güzeller güzeli Jasmine, abisi Daniel ve küçük tatlı oğlu Adriano ile zorlu hayat mücadelesi veren bir kadın , Adrian’ın geçmişinde çok özel bir yere sahip olan ve aklını kullanmayı beceremeyip elinden kaçırdığı tatlı,öfkeli ve sivri dilli Jasmine, her sinirlendiğinde italyanca küfürler mırıldanması hoşuma gitmişti : ) Adrian ve Jasmine’in geçmişi biraz değişik, özellikle ilk karşılaşmaları milyonda bir olur dedirten cinsten yani bana göre tabi : ) Ama hayat onları tekrardan bir araya getiriyor,geçmişle hesaplaşmaları,birbirlerine karşı hisettikleri aşk ve tutku olayların seyrini tamamen değiştiriyor, aslında asla birbirlerinden kopamadıklarını tam tersi birbirlerinin hayatlarının bizzat merkezinde olduklarını fark ediyorlar.. Adrian, jasmine'le tekrar karşılaştığında bu sefer aklını kullanmayı başarıp zekice bir planla, onu yeniden hayatına alıyor, bakalım yaptığı bu plan işe yarayacak, Jasmine geçmişin acısını kalbinden söküp atmayı başarabilecek mi, Adrian'a olan aşkı direncini her geçen gün kırarken, ondan sakladığı sırrın öğrenilmesi durumunda, bu kez kimin kimi affedeceği merak konusu oluyor.. Yazar bu kitapta da hareketli sahneleri ve erotizmi yerinde, gayet güzel kullanmış Ayrıca devam kitaplarının kahramanlarına bu kitapta daha bir yer verilmiş, Marcus ve Josephine ikilisi, onların hikayeleri de oldukça güzel ve ilginç merakla bekliyorum. Ve Daniel, Jasmine’in yakışıklı abisi, onun hayatına sonradan dahil olan ama kendini aksiyonun tam ortasında bulan Türk kızı Yağmur, sakarlığıyla Dünya’yı bile yakıp kül edebilir , Daniel’e şimdiden sabırlar diliyorum : )) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/04/maske-tanitim-ve-yorum.html
Baskı: Bir Yalnız Günebakan
Erkek karakterini biraz naif bulduğum sıkılmadan okunabilecek bir aşk romanıydı :) Nazlı üniv. yarım bırakan bir kızımız, ailesine yük olmamak için yatalak bir hasta olan Zeliha Özalp'e bakmaya başlar, tam iki yıl boyunca onunla ilgilenen Nazlı ve yaşlı kadın arasında bir anne kız ilişkisi oluşmuştur. Zeliha hanımın, Eymen adında, eşinden boşanmış savcı bir oğlu var, sessiz kendi halinde bir adam, işe gitmediği zamanlarda odasından pek çıkmayan sürekli defterine yazılar veya şiirler gibi bir şeyler karalayan biri. Nazlı ile sesiz bir anlaşma yapmışlar sanki, onca zaman zarfında, işe gidiş gelişlerde açılan kapılardaki karşılaşmalar ve bir iki kısa muhabbetin dışında, pek konuşmamış ve bir araya gelmemişler. Fakat yaşlı kadının vefatıyla her şey değişmeye başlayacaktır, özellikle Zeliha hanım oğlu Eymen'i Nazlıya emanet ettiğinde, Nazlı kendini bu yakışıklı ve naif adamın çekiciliğine iyice kaptıracaktır, birbirlerinden habersiz kalplerinde yaşadıkları sessiz aşkları gün yüzüne çıkmaya başladığında, geçmişten gelen eski bir eş ve yeni bir kadın bu ikilinin aşklarını sınayacaktır :)
Baskı: Son Şansım - (Sonsuz Düşler Serisi, #2)
Serinin ilk kitabını daha bir sevmiştim, bu kitapta aradığımı pek bulamadım maalesef, öncelikle belirteyim, Nisan ilk kitaptaki Mayıs karakterinin kız kardeşi, ne hikmetse bu serinin kadın karakterleri aşklarını hep tuvalette buluyor, bu kitapta da tez canlı kızımız belki camdan girmeye çalışmadı ablası gibi ama kapıları karıştırdı, ve hayatının aşkıyla karşılaştı :) Nisan, sevgilisi tarafından terk edilen ve aşk acısı çeken ergen karakterli bir kızımız, bir yandan da ablasına yük olmamak için iş peşinde koşuyor, ve akabinde eniştesi Arın sayesinde genç bir iş adamı olan Kuzey'in asistanlık görevi için işe başlıyor, fakat birde ne görüyoruz , yeni patronu Kuzey, yanlışlıkla girdiği erkekler tuvaletinde karşısına çıkan yakışıklı jönümüz :) Nisan'ın ilk andan itibaren hareketleri çok itici geldi bana, çocukluktan ergenliğe geçiş dönemini atlatamamış biri gibi göründü gözüme, Kuzey' e olan davranışları bir tuhaftı, adam patronumu, askerlik arkadaşımı belli değil, bir an adamla konuşurken, hemen akabinde boynuna sarılıp selfie çekmeye çalışıyor, böyle bir kıza ne denir bilemedim :) Kurgusu zorlama geldi, özellikle erkek karakterde aradığımı bulamadım, malum genelde sert ve bir bakışıyla dağları deviren erkek karakterlere alışık olduğum için, Kuzey ben de sönmüş balon etkisi yarattı, kendine güvensiz ve çocuk ruhluydu ... Aslında yaşı daha genç olan arkadaşların okurken eğleneceğini düşünüyorum :)
Baskı: Son Çarem - (Sonsuz Düşler Serisi, #1)
Yazarın, Sonsuz Düşler Serisinin ilk kitabı, bir iki bölümünü ütopik bulmama rağmen, her satırında bolca eğlendiğim bir kitap oldu :) Mayıs bir karadeniz kızı, kardeşi Nisan'la birlikte yaşıyor, en büyük derdi işsizlik, ya bir an önce bir iş bulacak ya da Trabzon'a ailesinin yanına geri dönecek, fakat bir mucize eseri ki burası ütopik dediğim ilk kısım :) İş adamı Akın karşısına çıkıyor, ona abisi Arın'ı takip etmesini, ve attığı her adımı ona rapor etmesini söylüyor, Mayıs bu hayatta ajan olabilecek en son isim, sakar mı sakar, geveze mi geveze, üstelikte dik başlı, zaten ilk gün tam bir fiyasko ile sonuçlanıyor, kendisini, rezervasyonu yok diye almadıkları, fakat Arın'ın içeride yemek yediği bir restorana, tuvalet camından girerken buluyor, o da yetmezmiş gibi içeride bulunan Arın'ın kucağına düşüveriyor, ve bir bomba daha, gazetecilerin flashları yüzlerinde patlıyor ki bu sahnelerde ütopik dediğim diğer kısımlardı :) O saatten sonra yapılacak tek bir şey kalıyor, ya bu ikili bir süreliğine sevgili rolü yapacak, ya da Arın bir tuvalet sapığı olarak tarihe geçecek :) Roller gerçeğe dönüştükçe, aralarında başlayan aşk maalesef ki aynı zamanda yalanlara gebe, zira Arın aslında Mayıs'ın kim olduğunu ve hayatına nasıl girdiğini öğrenirse bu aşk başlamadan bitmiş olacak ..
Baskı: Asi
Bazı eksikleri olmasına rağmen, severek okuduğum bir kitap oldu, zira serinin ikinci kitabını merakla beklemekteyim, yazarın iyi bir kalemi var, betimlemeleri ve karakterleri sevdim tam tadındalar... Hazar ve Kayla'nın çok zorlu bir hayatı olmuş, Kayla'nın onu terk eden bir annesi ve alkolik bir babası var, içe kapanık, asosyal modunda bir kız, tek bir arkadaşı bile yok, bir yandan okuluna devam ederken diğer yandan babasına bakmaya çalışmış, ama keşke hiç bakmasaymış diyorum, zira adamın yıllarca, ne alkoli, ne kumarı ne de dayağı bitmemiş ve tüm bunlar Kayla'da derin yaralar açmış.. Hazar ise çocuklarından bir haber olan ilgisiz bir aileye sahip, babasıyla olan bir tartışması sonucu kendisini sokaklarda buluyor ve zamanla bilumum her pisliğe az çok bulaşıyor, en sonunda çember adında bir kulübün üyesi olarak buluyor kendisini, ve ne yazık ki, hayatında en başarılı olduğu konu ise kağıtlar, yani kumar... Kayla ve Hazar'ın İlk karşılaşmaları bir sokak kavgasının ortasında oluyor, kızımız cüssesine bakmadan, Hazar'ı dövmeye niyetli bir grup çocuğa kafa tutuyor, aklınca Hazar'ı korumak niyetinde, ama gelin görün ki, onu kurtaran yine Hazar oluyor :) akabinde ikili aynı okulda yeniden karşılaştıklarında Kayla bu gencin bir anda hayatına dahil olmasının şaşkınlığını yaşıyor, ama bilmediği bir gerçek var ki, Hazar aslında Kayla'nın sahibi, üstelikte çok çirkin bir pazarlığın sonucu .... Kitabın en büyük eksiği mekan tasviri , yani kurgu hangi ülkede, hangi şehirde geçiyor belli değil, neden orada bulundukları belli değil, Hazar ve Kayla türk, ama okuldaki diğer herkes yabancı isimlere sahip, o konuda ikinci kitapta bir tamamlanma bekliyorum, bu nedenle puan kırmadım :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2017/06/asi-yorum.html#more
Baskı: Sen, Ben ve Bir Hafta Sonu
Beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu diyebilirim, zaten ince bir kitaptı, üzerine birde gereksiz bolca diyaloglar serpiştirilince ne aşka yer kalmış ne tutkuya, en azından ben hissedemedim :) Milyarder iş adamı Daniel Moretti sevgisiz büyüyen bir adam, hayatında olan ya da olacak olan herkesin sırf ondan faydalanmak için yanında olduklarının farkında, özellikle kendi ailesinin, kendisi de zaten bir şekilde bu gidişata ayak uydurmuş durumda. Tarih profesörü Charlotte Doherty, annesini kaybetmiş, ondan geriye sadece bir çiftlik evi kalmış, ailesiyle tek bağı o ev, fakat işgüzar kardeşi Michael çiftliği Daniel'e satıyor ve bizim kızda onu geri almak için ne gerekiyorsa yapmak niyetinde, amaç para teklif etmek hatta Daniel in verdiğinden de fazlasını vermeye hazır ama Daniel'in verdiği tek cevap hayır oluyor , onun istediği tek şey bir hafta sonu ailesiyle birlikte geçireceği bir kokteyl de ona eşlik etmesi... Maalesef klişe bir hikaye, sadece bir kaç süren bir ilişki, akabinde hızlı gelişen, bana hiç bir şey hissettirmeyen bir aşk :))
Baskı: Aşkın Adı Yahya
" Karım olmaya karar vereceğin günü bekliyorum. O gün geldiğinde, nefesini benim ciğerlerimden çekeceksin." Çok sevdiğim bir yazarın güzel bir kitabını daha bitirdim, kalemindeki doğallığı ve günlük konuşma dilini seviyorum, eğlenceli, sıcak ve içten geliyor bana :) Bu kitabımızda, yaşadığı platonik bir aşka kendisini fazlaca kaptırıp hayata küsen, bu uğurda yaşadığı şehri bile değiştiren bir adamla, onu ilk gördüğü andan itibaren seven ve elde etmek için her şeyi göze alan, deli mi deli bir Esra karakterimiz var :) Esra sırf sevdiği adama yakın olabilmek adına üniv. için Düzce ye gider ve yurda yerleşir, ama okulda çıkan bir karmaşadan sonra kader bu iki genci aynı evde bir araya getirir, okul bitene kadar misafir olacaktır Esra Yahya'nın evine ve tabi şansı yaver giderse gönlüne de.. Aslında Yahya'nın Esra ya bir anda aşık olması biraz hızlı oldu sanki, yani kız evini temizledi iki yemek yaptı diye birden adamın kafası karıştı, tamam hayatına bomba gibi düştü kız, adamın bildiğin düzeni değişti, üstüne üstlük çatlak ve sevimli annesi de eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdü ama ne bileyim azıcık hızlı gelişti işte :) Diğer yandan Esra'ın aşırı fevri hareketleri hem beni hem Yahya'yı bayağı delirtti, tamam kızı anlıyorum platonikte olsa adamın ilk aşkı ile aynı mahallede oturmak ve o kızı neredeyse her gün görmek insanı huzursuz eder ama bence Yahya'nın aşkına inanmalıydı, zira yaptıklarıyla bunu fazlasıyla kanıtladı, ama kızımız adamı çok zorladı ve neredeyse her şeyi mahvediyordu :) Yahya ve Esra ile aslında İEBD kitabından tanışıyoruz,Esra İsmail'in yeğeni Yahya ise İsmail in en yakın hatta tek dostu :) Yazarın kitaplarını okumaya son hız devam :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Deli Divane
İsmail ve Yahya'yı okuduktan sonra onların bir tık altında kalan bir kitap oldu benim için, ama kurguya dahil olan babaanne sayesinde oldukça renkli zamanlar geçirdim diyebilirim :) Hiç bir lafın altında kalmayan, şımarık çenebaz Yeliz'le, kadınlardan pekte haz etmeyen, ama çenesi en az Yeliz'in ki kadar kuvvetli olan yağız bir karadeniz erkeği Mehmet'in aşkını anlatan eğlenceli bir kitaptı.. Yeliz aile şirketinin bir projesinde yer almak ve kendini kanıtlamak istemektedir, bunun için yapılacak bir turizm tesisi için iş adamı Mehmet Gürmanoğlu ile ile görüşmeye gider, kim olduklarını bilmeden bir tesadüf sonucu karşılaşan bu ikilinin eğlenceli birlikteliğine, Mehmet'in hınzırca planları sayesinde dahil olan, babaannemiz Rabia Sultan kitabın en tatlı karakteri, çok sevdim ben babaanneyi, lafını sakınmayan, ağzı biraz bozuk cin gibi bir kadındı :) Kitabın önemli bir sahnesi vardı, ikilinin yakınlaşmasıyla ortaya çıkan bir gerçek ki bende öğrendiğimde şaşırmıştım, zira başından beri farklı bir Yeliz karakteri çizildi, masumiyet anlamında söylüyorum, Mehmet birlikte geçirdikleri zaman zarfında kızın masumiyetine dokunamamak için kendisiyle çok mücadele etmiş, sürekli kızdan uzak durmaya çalışmıştı, fakat sonunda böyle bir şeyle karşılaştığında neye uğradığını şaşırdı, o anki öfkesiyle kıza verdiği tepki biraz fazlaydı belki ama onu anlayabiliyorum, mesela düşünün, kızın koluna konan sineği bile kıskanan, sevdiğime dokundu diye söylenen bir adamın, böyle bir olayı sindirmesi biraz zaman aldı haliyle .. Nehir Erdem sevdiğim yazarlardan biridir ve çıkan kitapları mutlaka takibimdedir :)
Baskı: Kalbim Sende Kalmış - (Kayıp Şehir, #4)
Bu kitapla, Kayıp Şehir Serisini tamamlamış oldum, yazarın gerçekten iyi bir kalemi var, çıkacak olan kitapları mutlaka takip edilmeli, gerçi iki kadın karaktere takmış durumdayım ve son kitabın kurgusunu biraz zayıf buldum ama bu yazarın güçlü bir kalemi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.... Ali ve Arya çocukluktan beri arkadaşlar, zira aileleri çok yakın dostlar, Ali'nin babası Kimliksiz kitabınındaki Adem, Arya'nın babası ise Pinokyonun Rüyası kitabındaki Ömer karakteri, bu iki genç zamanla birbirlerine karşı arkadaştan öte duygular hissetmeye başlıyor, aslında bu duyguları ilk hisseden Ali oluyor, fakat yanlış anlaşılmalar ve bir türlü birbirleriyle yüzleşememeleri sonucu aşklarını bir türlü yaşayamıyorlar, Arya yurt dışında okumaya giderken Ali kendisini "Kayıp Şehir Kulübündeki" işine veriyor ama arkadaşlıkları her zamanki gibi yakın devam ediyor, ta ki Arya'nın ülkeye kesin dönüş yaptığı gün yanında nişanlım diye getirdiği Daniel devreye girene kadar, işte ondan sonra Ali artık ipleri eline alması gerektiğini anlıyor... Girişte de söylediğim gibi serinin diğer kitaplarına göre kurgusunu birazcık zayıf buldum, bunda Arya karakterini sevmemiş olmamın payı büyük, zira kendisini bildi bileli tutkuyla Ali'ye aşık bir kadının, sırf kendisini güldüren, iyi bir adam diye Daniel' le evlenmeye kalkması, bunun için ailesini karşısına alıp herkese baş kaldırması, ama akabinde sanki bunları yapan kendisi değilmiş gibi onu istemediğini söyleyip ayrılmaya çalışması hiç hoşuma gitmedi, adamı resmen kullandı, tamam Daniel sağlam papuc değildi, hatta pisliğin tekiydi, ama iyi biride olabilirdi, bu kullanılmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor, ne istediğini bilmeyen, aşkına sadık olamayan kadınlar bende sinir gazı etkisi yapıyor, bu halleri bana aşklarının tutarsızlığını gösteriyor, sonunda hatalarını anlamaları yada telafi etmeye çalışmaları bile bende sempati uyandırmıyor, zira bir adamın evlilik teklifine evet demek o adamın hayatına, yatağına evet demek anlamına gelir, ama tutkuyla sevdiği tek bir kişi var oda Ali, bu durumda Arya ikisini de aldatmış oluyor bana göre :)
Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)
Yazarın kalemini çok sevdim, güzel bir kitaptı, özellikle Deryal ve Adem'in sahnelerine bayıldım :) Geçmişine ait hiç bir şey bilmeyen bir adam Deryal, sokaklarda geçen zor bir hayatı olmuş, tabiri caizse her pisliğe bulaşmış, hatta elini kana bile bulamış, sonrasında şansı dönmüş ve bir gece kulübü sahibi olmuş adı "Kayıp Şehir" kardeşi gibi gördüğü Adem ile birlikte orayı işletmeye başlamışlar ve herkesin dikkatini çekecek kadar da başarılı olmuşlar , bu nedenle ne düşmanı eksik olmuş ne de belinde silahı, bu arada polisin gözü de sürekli üzerlerinde, Deryal'ın bir açığını beklemişler hep...... Burcu, gece kulübüne geldiği bir gece Deryal'ın dikkatini çekiyor ve ilk görüşte bağlanıyor kıza, ama kızın sakladığı çok fazla sır var ve hiç bir şey göründüğü gibi değil Burcu'nun hayatında, kızın amacı Deryal'a yakın olmak onun hayatıyla ilgili her şeyi öğrenmekti özellikle de işiyle ilgili, kısacası ne yapıp edip Deryal'ın merkezinde olmalıydı, bunun için çokta uğraşmasına gerek kalmadı zira Deryal onu kanatları altına almaya dünden hazırdı zaten, ama kız nedense ergenler gibi tavırlar sergilemeyi tercih etti, giyim kuşam tarzı, saçma sapan inatlaşmaları, çocukça kaprisleri derken adama yaklaşacağım diye yaptığı her hareket gözüme battı, Deryal gibi saplantılı bir ağır abinin yanına yakıştıramadığım bir karakter oldu, birde ben oldum olası sırları olan kadınları sevmiyorum, onunda etkisi var tabi :) Gelelim o malum sahneye, Deryal kızı o kadar sevdi, o kadar pamuklara sardı ki, fotoğrafları görünce çıldırdı resmen, adeta başka bir boyuta geçti, yapmasaydı iyiydi ama olan oldu ve kıza üzüldüğüm tek sahne de o oldu ... Finalde Deryal'ın geçmişine ait sırların ortaya çıkmasını sevdim, kim olduğunu, nereye ait olduğunu bilememek onun hayatındaki en büyük eksiklikti, öğrendikleri ile geçmişin sisleri dağılmış oldu .. Yazarın kalemi gerçekten çok iyi,sırada serinin ikinci kitabı Pinokyo'nun Rüyası var Ömer bey ile tanışmanın zamanı geldi :)
Baskı: Gitme - (Kayıp Şehir, #3)
Serinin tüm kitapları güzeldi son kitap kaldı okumadığım ama şu ana kadar en sevdiğim Gitme oldu :) Hayat genç bir üniv. öğrencisi, fakat yaşamının tek odak noktası yakışıklı ve tanınmış genç bir iş adamı olan Tunç Mirza Yiğit, ona delicesine aşık ve adamı gittiği her mekanda takip ediyor, ama onunla aynı kulvarda olmadığının da farkında, o nedenle sadece uzaktan sevmeyi tercih ediyor, hatta onunla ilgili tuttuğu bir günlüğü bile var, ve bir tesadüf sonucu Hayat ve Mirza ortak bir arkadaşları sayesinde resmen tanışıyorlar, Hayat adeta pelteye dönen beyni ve vücudu yüzünden genç adamın hiç bir isteğine karşı koyamıyor ve onunla tek bir gece geçiriyor, asıl hikaye, o gecenin sabahında, Hayat'ın ailesinin genç adamın dairesinin kapısında belirmesiyle başlıyor, o sahne gerçekten inanılmazdı, yazar resmen yaşattı bana, kızın o ölümden beter halini tüm kalbimle hissettim :( Hayat'ın ailesi nin baskısı ile zoraki bir evlilik devreye giriyor, gerçi nikah olsun ya da olmasın adam kızını çoktan reddetmiş durumda, ve o gün Mirza'nın Hayat ile ilgili en başından beri yanlış fikirlere kapılması yüzünden kıza aylarca çektirecek olacağı eziyetlerin de miladı oluyor... Mirza'yı bir kaşık suda boğasım geldi, kıza resmen konuşmayı ve ayak altında dolaşmayı yasaklıyor, o küçücük çatı katında hiç yaşam alanı tanımıyor, gözüme görünme hatta mümkünse nefes bile alma diyor kıza, ama maşallah paşam kendisi eski hayatına kaldığı yerden devam ediyor, fakat ne zaman ki bir tesadüf sonucu kızın kendisiyle ilgili tuttuğu o defteri görüyor, işte o zaman her şey sil baştan yazılıyor, fakat sorun şu ki, çektirdiği onca eziyetten sonra Hayat artık ona delicesine aşık olan kız değil. Mirza bir yandan onun aşkını yeniden kazanmaya çalışırken, diğer yandan kendi geçmişiyle yüzleşiyor,kendi ailesine de çok zor zamanlar yaşatmış ve öğreniyoruz ki kalplerini kazanması, kendisini affettirmesi gereken bir sürü insan var .... Selvi Atıcı kalemine sağlık zevkle okudum :) ve bir hatırlatma, Mirza beyimiz ilk kitap Kimliksiz de ki Deryal beyimizin oğlu :)
Baskı: Pinokyo'nun Rüyası - (Kayıp Şehir, #2)
Kayıp Şehir Serisinin ikinci kitabı .... Zor bir hayatı olan Gazel, hasta anne ve kardeşinin geçimini sağlamak için her işi yapmış, hatta en kötüsünün kıyısından dönmüş, ama bir gece, her şeyin bittiğini hissettiği o gece bir seçim yapmak zorunda kalıyor, ya kendi elleriyle hayatına son verecek ya da karşısında duran korkunç adamların işkencelerine hatta kendisini öldürmelerine boyun eğecek, Gazel ilk seçeneği tercih ediyor ve işte orada kader devreye giriyor, karşısına çapkın ve işinde başarılı yakışıklı doktor Ömer'i çıkarıyor... Aylarca süren koma hali, Gazel'in tekrar hayata tutunma çabaları, Ömer'in özel ilgisi ve zamanla Gazel'den vazgeçemeyecek duruma gelmesi derken, akabinde kötü adamların tekrar devreye girmesiyle bol aşklı, az aksiyonlu bir kitap ortaya çıkıyor, finali sevdim, özellikle Ömer'in, Gazel'i kötü adamların elinden kurtardıktan sonra yaptıkları çok güzeldi, bu arada çikolataların hikayede ayrı bir yeri var :). Deryal ve Adem yeniden görmek ayrı bir zevkti zira Ömer'le ilk kitaptan tanışıyorlar ve aralarında iyi bir dostluk var .. Selvi Atıcı'nın gerçekten iyi bir kalemi var ve bu yüzden seriye devam :)
Baskı: Ben O Değilim
İnsanı yormadan okunan güzel bir kitaptı, bir erkeğin bakış açısıyla anlatılan kitapları seviyorum her şeyi Arın'dan dinlemek zevkliydi :) Arın Soylu, sosyetenin tanınan çapkınlarından kardeşi Meriç'in isteği üzerine bir süreliğine onun yerine geçmek zorunda kalıyor, yıllardır Yunanistan'da yaşayan Arın, baba mesleği olan gemi yapımı işlerine ara verip ülkesine dönüyor, çocukluklarından beri kardeşiyle yer değiştirme oyununu oynadıkları için ailelerinin buna kolayca kanacaklarını biliyorlar, zira onlar "tek yumurta ikizi" Arın'ın kalabalık ve güzel bir ailesi var oldukça da eğlenceliler, fakat yeğenlerinin öğretmeni Tuna'nın genç adamın hayatına girmesi işleri karmaşık bir hale sokuyor... Zamanında Tuna ve Meriç arasında yaşanan bir yanlış anlaşılma sonucu kız Meriç'ten nefret ediyor, eline geçse bir kaşık suda boğacak o derece, Arın kıza sırılsıklam aşık olunca bu nefreti aşka çevirmek iyice zorlaşıyor , zira bir süre yalanını devam ettirmek zorunda, aslında Arın 'ın kıza bir türlü " Ben O Değilim" diyememesi kitabın ana kurgusunu oluşturuyor... Zamanla Arın'ın kıza olan duyguları yoğunlaştıkça kaybetme korkusu artıyor ve basit bir yalan kocaman bir soruna dönüşüyor... Yalnız kitabın eksileri de vardı tabi, mesela kurguya bakacak olursak sayfa sayısı çok fazlaydı, Arın'ın jet hızıyla aşık olması pek inandırıcı gelmedi, ayrıca Tuna'nın kaprisleri, nazı niyazı ya sabır dedirtti, aslında bu ikili bana göre birbirlerine hiç uygun değil, sanki yazar zorla bir araya getirmiş bunları :)
Baskı: Sevdanın Külleri
Beyaz dizi tadında bir romandı diyebilirim, derine inmeden yüzeyinden geçilen bir kurgusu var.... Deniz yurt dışında bir şirkette çalışıyor, evli bir adam olan patronu tarafından istemediği bir olaya maruz kalınca ülkesine dönüyor ve abisi gibi gördüğü Ayaz'ın zoruyla eskiden tanıdığı ve sert mizacından sürekli ürktüğü Ahmet ile evlenmek zorunda bırakılıyor.... Ahmet yıllardır Deniz'e aşık, ama bunu söyleyememiş bir türlü zira Deniz'in ona karşı hiç ilgisi yok, oda bu gerçeği kendisine saklayarak başka biriyle evlenmiş ama Deniz'in gölgesi hiç eksik olmamış bu evliliğin üzerinden, bir süre sonra karısını kaybedince oğluyla tek başına kalmış,sonrasında da kendisini işine vermiş.. Ahmet aslında bu evliliği içten içe isterken bilmediği bazı gerçeklerden dolayı evliliğin her anını Deniz'e zehir ediyor, ben Deniz karakterini hiç sevemedim, başına gelen o olay onun dışında gelişti kabul ama sonrasında hala o adamla sanki bir araya gelme ihtimali varmış gibi hareketler sergilemesi beni sinir etti ki bunu o pisliğin ağzından öğreniyoruz... Ayrıca kitap boyunca Deniz 'in aşkı da hiç inandırıcı değildi, Ahmet'in bu kızın nesine aşık olduğunu da bir türlü çözemedim, açıkçası her şeyi sahteydi...
Baskı: Adı: Aylin
Kitabın ilk çeyreğindeki karakter yoğunluğundan başım döndü, çok fazla insan kalabalığı vardı bana göre, zaten bir süre sonra kim kimin nesiydi hatırlamadım bile :) Aylin Radomisli Cates'in hayatında başarılı olduğu tek şey mesleği, onun dışında neye dokunsa küle çevirmiş maalesef : ( Yakınlarından ve arkadaşlarından özür dilerim ama bence Aylin, hayatı boyunca ne istediğini bilmeyen, şımarık, aykırı olacağım diye hata üstüne hata yapan ve battıkça batan bir kadın, kendisi oldukça iyi bir psikiyatr ama en çok kendisinin bir doktora ihtiyacı varmış, keşke tedavi görseydi... Kitabın ilk kısımlarında Osmanlı' zamanından yani büyük babalarından başlayarak soy ağacı hakkında bilgilendiriliyoruz, sonra ailesi, çocukluğu, gençliği, okul yılları, arkadaşları, zenginliği, şaşalı hayatı derken, yetişkin Aylin'le tanışıyoruz, sonrasında ise bolca, Aylin'in, aldattığı kocalarını , genç ve yaşlı sevgililerini okuyoruz, bu yaşlı sevgililerin bazılarının sadece flört olduğu söyleniyor ama bu da durumu kurtaramıyor maalesef, kitapta benim en sinir olduğum olaylardan biri üçüncü kocası Mişel' le olan evliliklerinde yaptığı hareket, evliliklerinden bunaldığını söyleyip, adam kendisinden biraz uzak dursun diye, kocasına bir sevgili arayışına çıkıyor, arkadaşlarına, kocama birini ayarlayın da beni az rahat bıraksın diyor, bu nasıl bir fantezidir anlamadım.. Aylin'in ölüm anı hakkında akıllarda soru işareti hala devam ediyor, nasıl çözülemedi bilmiyorum, nette biraz araştırınca Aylin ve yakınlarının, Fethullah Gülen'le olan dostluklarından, Beyaz Saray tanışıklıklarına kadar kafa karıştıran bazı durumlar var.. Bu arada Ömer Koç'u Papaz kıyafeti içinde düşündüm de, yok yok düşünemedim :)) Olayların kaleme alınışı fena değil, ama okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz bana göre : )
Baskı: Senden Bebek İstiyorum
Az çatlak, pek sevimli bir büyükannenin torunlarına oynadığı küçük bir oyun, onların tüm hayatını değiştirmek üzereydi, ne evlenmeye ne de birbirleri ile iyi geçinmeye niyetleri olmayan Yiğit ve Mert amca çocukları, eğer aile mirasının tek sahibi olmak istiyorlarsa, bir an önce evlenmeli ve üstüne birde çocuk yapmaları gerekmekte,çünkü ilk baba olacak olan mirasın sahibi olacak, zira büyükannenin tek şartı bu... Fakat hem yakışıklı hemde çapkın kuzenlerin hiçte o taraklarda bezi yok, ama hayatın onlar için güzel sürprizleri var, Yiğit geçmişten tanıdığı, aralarında kötü olaylar yaşanmasına rağmen hala unutamadığı Feyza'nın kapısını çalarken, Mert annesinin ameliyat parasını ödemeyi vaad ettiği Sedef'in aklını çelmeye çalışır... Karakterleri çok sevdim özellikle Yiğit ve Feyza karakterleri favorim oldu, Beyaz dizi tadında bir kitaptı, kalın olmasına rağmen çabuk okunuyor oldukça akıcı bir dili vardı yazarın, zevkle okudum :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Tan Ateşi
Dürüst olmak gerekirse yazarın "Bir Bebek Daha"adlı kitabı bundan iyiydi, nasıl desem bu kitap pek olmamış, zira onsekizinde olduğu söylenen ama bana göre sekizine bile girememiş ergen bir kızın sürekli ağlak ve hastalıklı hallerini okumak beni buhrana sürükledi :) Dedesi sayesinde asosyallik de tavan yapmış bir kızın sevdiği adama aşkını itiraf etmesi ve reddedilmesi sonrasında ( ki o sahne yeşil çam filmlerine taş çıkartırdı söylemedi demeyin ) kendisini neredeyse çöllere vuracak olması gerçekten abartılmıştı, aslında o sahnede Devrim karakterininde tepkisi hiç sağlıklı değildi üstelik onun geçmişine dair yaratılan gizem beni pek tatmin etmedi, sonrasında ise erkeğin kıza kendini affettirmesi ve bu zaman zarfında ona aşık olması işlenmiş .. Kitabın yan karakterler fena değildi ki bunlardan biri ilk kitabın küçük bebeği Anka idi,kendisini Cemre'den daha çok sevdim belirteyim, Aslında bence kitabın sağlam bir kurgusu yoktu, özellikle kadın karakterin gereksiz alınganlıkları, çıkışları,fazlaca saf ve sürekli hastalıklı halleri ( kız resmen yerden kalkmadı ) bana fazla ağır geldi üzgünüm :) Ama daha genç okuyucuların fikirleri farklı olabilir, bunu da göz ardı etmemek lazım : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Seni İstemiyorum
Maalesef kitabı pek sevemedim, yani çok kötü değildi ama töre ve kan davası gibi ağır konuları işleyen bir kitabın karakterlerinin daha olgun olmasını beklerdim ama karşımda hareketleriyle, diyaloglarıyla, iki ergen aşık buldum, bu da beni kitaptan soğuttu, yani seveni çoktur bir şey diyemem ama ben çok zor okudum... Aralarında kan davası olan birbirine düşman iki aile, iki tarafta kayıplar vermiş, ve bunların ilk görüşte birbirlerinden nefret eden ve üstüne zorla evlendirilen çocuklarının bir gecede aşık olması çok zorlamaydı, bence bu tarz kitapların içeriğindeki aşk yavaş yavaş gelişmeli, iki tarafın kan yangını, yerini tutkulu ve güçlü bir aşka bırakmalıydı ama olmadı.. Kitaplarda karakterleri kendi ağızlarından dinlemeyi severim üçüncü şahıs anlatımını sevmiyorum, bu da bir eksiydi bana göre, ama özellikle bir konuda yazar çok kararsız kalmış kızın göz rengi, neredeyse her sayfada farklı anlatıldı, önce ela, sonra yosun yeşili, sonra yeşilimsi sonra tekrar ela :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/