Williamelia
@Williamelia

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Otranto Şatosu
7/1011.03.2019

Baskı: Otranto Şatosu

Kısa bir kitap olmakla birlikte anlatımı daha çok tiyatro oyunu havasındaydı. Bu şekilde ilerlemek oldukça keyifliydi. Keşfedip listeme ekleme nedenim başka olsa bile pişman olmadım. Okunur. "Ama heyhat! Efendim, kan nedir ki? Asalet nedir ki? Hepimiz aşağılık sürüngenleriz, zavallı günahkar yaratıklarız. Bizi çıktığımız ve geri döneceğimiz topraktan ayırabilecek tek şey Tanrı'ya hürmettir."

Beyazlı Kadın
9/1008.03.2019

Baskı: Beyazlı Kadın

"—yorgun gözlerimi kapayıp çevremdeki dünyayı, tepemdeki güneşi unuttum. Onun bana geri gelmesini bekledim. Ah, sevgilim! Sevgilim! 'Artık' sana içimi dökebilirim! Sanki daha dün ayrılmışız gibi, sanki daha dün senin o güzel elin elimdeydi, sanki en son dün görmüştüm seni. Sevgilim! Sevgilim!" Yine elimde aylarca sürünen bir kitap daha... Oysa başladığınızda yüz sayfa okumadan kapağını kapattırmayan bir eser; yani suçlu olan kitap değil, benim! Yazarın dili kesinlikle muazzam, olayları anlatışı ve sürecin işleyiş biçimi meraktan ölmenize yol açabilecek düzeyde. Okuyun, okutturun. Benim için tek bir sorun vardı o da içinde geçen gizemli sırrımız yüzünden oldu. Tahminimin dışındaydı bu yüzden sevindim -şayet bunu çözmüş olsaydım çıldırırdım- ama bunun yanında istatistiklerimin tersine düşen gerçek de biraz yavan geldi. Kısacası bu konudaki her türlü sonucun beni tatmin etmeyeceğini düşünerek son sözü söylüyor ve yorumumu burada bitiriyorum.

Ay Bahçesi
10/1012.01.2019

Baskı: Ay Bahçesi

Bir Noel Şarkısı
10/1001.01.2019

Baskı: Bir Noel Şarkısı

Bugünün anlam ve öneminin üzerine yılın son kitabı olması gerektiğine karar verdim, o yüzden bir çırpıda bitirdim ama bunun nedeninin bir an önce elimden bırakmak istememden dolayı kaynaklandığını düşünmeyin aksine... muazzam ötesiydi. Tarif edecek kelimeleri bulamıyorum. Charles'ın okuduğum ilk kitabıydı. Bence yazar; adıyla bile okuyup okumama kararsızlığını kaldırtacak türden biri. Daha başlar başlamaz Dickers'ın sizi olayın içine çektiğini anlıyorsunuz. Bunu okuyucuya tamamen hissettiriyor ve son sayfalara gelene kadar asla etkisini kaybetmiyor. Sizinle sohbet ediyor, hikayeyi yalnızca anlatmıyor, siz bunların hepsini yaşıyorsunuz!!! Kesinlikle sevdiğim insanlara önermek istediğim kitaplar arasına yer aldı. Mükemmeldi. MÜKEMMEL. "Fakat bugün-yarın özgür kalsan ya da dün özgür kalmış olsan, senin —itimadında bile her şeyi Kazanca göre tartan senin— yeteneksiz bir kızı seçeceğine ben bile inanabilir miyim? Ya da o kızı seçerken bir anlığına biricik yol gösterici ilkene uymayacak kadar yanıldıysan, ardından muhakkak pişmanlık ve üzüntü duyacağını bilmez miyim?"

Baskı: Warcross - Bir Sanal Gerçeklik Oyunu (Warcross,#1)

Belki yazarın Efsane serisini okumadan ya da Sword Art Online animesini izlemeden bitirdiğim bir kitap olsaydı hislerim değişir miydi diye ara ara ufak düşüncelere daldım. Başlamak için acele ettiğim bir kitap değildi, arkadaşıma hediye edip etmemek için uygun olup olmadığını anlayabilmek adına süreci öne çekmiş bulundum. Ortalarına doğru 'acaba alsam mı?' diye şüpheye düştüm ama bittiğinde bunu yapmadığım için sevindim. Evet kitap kötü değildi, içinde sevdiğim -ve arkadaşımın seveceğini düşündüğüm- birçok detay vardı. Bu kısımlar hoşuma gitti ama tüm sürece bütün olarak baktığımda; üzgünüm Marie Lu, bu sefer olmamış... Heyecanla merak ettiğim, tahminde bulunduğum ve gerçekleşmeyen bir olay arıyorum... bulamıyorum :') Okumayın diyemem, siz merak ediyorum diyorsanız şansınızı deneyin. Sadece beklentiyi fazla yüksek tutmayın yeterli "Kimseyi kaybetmemiş birine bunun neye benzediğini tarif etmek güç, insanı her yönden nasıl değiştirdiğini anlatmak imkânsızdı. Oysa bunu yaşayanlar için tek bir kelimeye bile gerek yoktu."

Baskı: Gölge ve Kemik (The Grisha, #1)

Çok farklı bir seri olduğu söylenmişti, katılıyorum, bence sevip sevmediğinizi bile anlayamadığınız bir kitap oldukça sıra dışıdır! -_- :facepalm: İlk anda merakımı uyandırmayı başarıp, ardından boş gözlerle okumaya devam etmeme neden oldu. İlerlerken açıklanan bazı sırlarla birlikte beni hafiften heyecanlandırmayı başardı ama bu yetti mi? KESİNLİKLE HAYIR. İlgimi çeken ve anlamlı olduğunu düşündüğüm birçok sahne vardı ama gerçekten bu kitap neden böyle? Anlatımı bir soğuk, bir itici... karakterler garip, kafalar ayrı güzel... Daha şimdiden üçüncü kitabın içerisinde açıklanacak olayı tahminim sonucu biliyorum :/ Anlatımı biraz ortada ve basit mi sayılır yoksa??? Yanlış anlaşılmasın gerçekten nefret etmedim, nötr Sanırım boş zamanlarda okumak için gideri var diyebiliriz ^^ "Planımı bozuyorsun." "Gerçekten mi?" "Evet. Bitkin düşüp yere yuvarlanacağım ve her yerimi yaralayacağım." "Planın berbatmış."

Bülbül
9/1006.12.2018

Baskı: Bülbül

Köpek Kalbi
5/1008.11.2018

Baskı: Köpek Kalbi

Başlarda çok hoşuma gidip ilgimi çekmişti ama ilerledikçe soğumaya başladım. Özellikle de ameliyattan sonra olan gelişmelerle birlikte tamamen kitaptan koptum. Sonu da beklediğim gibi bitti, şaşırtmadı :/ Sadece bitirmek için okudum diyebiliriz. "Neden kabul etmiyorsunuz?" "İstemiyorum." "Fransız çocuklarını sevmiyor musunuz yoksa?" "Seviyorum." "Elli kapiği mi esirgiyorsunuz,?" "Hayır." "Öyleyse neden?" "İstemiyorum." Sustular.

Baskı: İvan İlyiç'in Ölümü

İthaki yayınlarının kitaba eklemiş olduğu sonsöz ile gözüme daha bir anlamlı ve cazip geldi. O yüzden özellikle hoşuma giden bu kısmı paylaşmak istiyorum. Resmen kitabı baştan aşağıya özetliyor. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi sanırım. "Ivan Ilych ömrü boyunca sadece suni ve değersiz hedeflerine yönelmiştir. Sanki tüm yaşamı zalim ve pinti ilahlara kurban edilmiş gibidir; üstelik o ilahlar kendilerine tapanlara karşılığında tek bir insani sevinç ve duygu bile yaşatmadan tüm yaşamlarını emip tüketen cinstendir. Asla doğa tarafından insanlara bahşedilen ruhsal güzelliklere vâkıf olamamış, yalnızca onların zavallı suretleriyle yetinmiştir. Hayatında hakikat yerine adap ve erkân, âşk yerine şehvet, insanı iyilik yerine bencillik ve kibir yer almış, dünyanın ve insanların güzelliklerin zevk almak yerine değersiz hazların peşinden gitmiştir. Bu boş yaşam, bu bencillik, peşinde olduğu hazların bu düşkünlüğü ve değersizliği, en büyük zevkinin iskambil oyunu olması bile tiksindirici gelir. Elbette böylesi bir yaşam hiç kimseyi asla tatmin edemez ve Ivan Ilych de içten içe bu hayattan tatmin olmadığını bilmektedir. Ve ölümün eşiğinde yaşamış olduğu hayatı düşünüp değerlendirildiğinde, en önemli şeyleri atlayıp önemsiz ve boş şeylerin peşinden koştuğunu anlayarak büyük bir dehşete kapılır."

Beyaz Geceler
7/1001.11.2018

Baskı: Beyaz Geceler

"... Yoksa O, bir nebze olsun Senin kalbine yakın olabilmek için mi yaratıldı?" ---SPOILER ALERT--- Hayalperest ve Nastenka'yı ayrı ayrı anlıyor, üzülüyorum. Kız başta "bana aşık olmayın... Bu imkânsız, sizi temin ederim." diye haklı olarak uyarıyor ve anlatıcımız söz veriyor ama hepimizin bildiği gibi; 'kalbimizi kime vereceğimize karar veremeyiz' Tüm bunları düşününce Hayalperest'e kızamıyorum ve aynı şekilde hakkım olmadığını bilerekten Nastenka'nın aşık olduğu adama sırtını dönmemesine sızlanamıyorum (öyle yapmam haddime de olmazdı aksine fikri değişseydi külâhları değişirdik) Bu kısa hikayede eleştirebileceğim tek nokta gelen itiraftan sonrası için olabilir. Nastenka'nın o ani yürek parçalayan umutsuz acıyla sağlıklı düşünemeyip "Onu hâlâ seviyor olsam da, eğer o beni bıraktıysa, beni unuttuysa..." diyerekten anlatıcımızın hislerine karşılık verebileceğini dile getirmesi oldu. Kendini kandırdı... Oysa ben de onun kadar bunu gerçekleştiremeyeceğini iyi biliyordum. Çünkü sırf biri sizi sevdiği için eskiyi unutup yeni birini sevmeye başlayamazsınız. Öyle yapabileceğini iddia edenlerde zannımca 'hoşlantı ve aşkı' birbirine karıştırmış demektir. O yüzden sonu olması gerektiği gibi bitti. "Gittikçe üzerime bir haller geldi, otursam oturamıyorum, okusam okuyamıyorum, çalışsam çalışamıyorum, bazen gülüyor ve büyükanneme inadına bir şey yapıyor, diğer bir zamansa ağlıyordum."

Aynadaki Muamma
7/1031.10.2018

Baskı: Aynadaki Muamma

"...gözlerindeki birkaç damla gözyaşını sildi. Tuhaf değil mi, birisini sevdiğinden ötürü insanın gözleri yaşla doluyor?" Yazarın diğer kitabını daha çok sevmiştim. Adı çok çekici geldiği için güzel olacağını tahmin etmiştim ama tam olarak beklentimi karşılamadı. Daha farklı bir hikaye bekliyordum. Yine de okuduğum için mutluyum çünkü benim için özel bir anlamı var. "Keşke ben de uçabilseydim. O zaman belki de her şeyden kaçardım."

Baskı: İskambil Kağıtlarının Esrarı

Benim için aşırı önemli olan birinin önerdiği bir kitaptı o yüzden yeri de ayrı oldu. Satın almadığım için kendimi biraz kötü hissediyorum, daha sonra alıp yeniden okumalıyım. Seveceğini düşündüğüm o cümlelerini işaretlemeliyim; çok değerli bir insanın önemli hatıraları onlar. Kitap çok çok komikti. Okurken aşırı eğlendim. Büyük sırlarla dolu bir masal okuyormuş gibiydim. Yazarın dili sürükleyici. Oluşturduğu o sakin havası yavaş yavaş insanı esir alıyor. Bulduğum versiyon birinci baskıydı (işte tam da burada kütüphanenin faydalarını görüyoruz) o yüzden ayrı bir keyif aldım. Zihninizi düşündürmeye teşvik eden, uğraştırıcı bir yapısı var. Ama bunu öyle tatlı bir şekilde işliyor ki hayran olmamak elde değil. Sevdiğim birçok alıntı vardı ama buraya hepsini yazmak olmaz, hem okuyanlar o satırları kendi keşfederken eminim daha mutlu olacaktır ^^ "Ne yazık ki, kime âşık olacağımıza her zaman kendimiz karar veremiyoruz." "Biraz garip bir şey bu. Şu gezegende belki beş milyar insan yaşıyor. Ama işte tutup birini seviyorsun ve onu başka hiç kimseyle değişemiyorsun." "Kötü sözler söyleme lütfen", dedi Karo Üçü. "Biz çok kolay kırılırız, üzülürüz."

Baskı: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

Fazla sevemedim :/ İçinde çözemediğim bir şeyler eksikti... Ya da belki sadece; 'Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu' üzerine ne yazılsa yazılsın hoş gelmeyecekti gözüme T-T "...gönül, ruh, duygu, acı diye adlandırdığımız, perişan ve ıstırap veren şeyler; bunların etkisiyle acı içinde kalan bedenin, sarsılmış bir vücudun, bu gibi anlarda üzerine yıldırım düşen bir ağaç gibi öne doğru yıkılmak yerine hâlâ kan pompalamaya devam edişine şaşırıyorum."

Baskı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Kitabı okurken çok zorlandım; oysa bu kadar kısa bir kitabı bitirmek ne kadar uğraştırıcı olabilir öyle değil mi? Ama öyle değildi işte! Çünkü kelimeleri seçebilmek için sürekli gözyaşlarımı silmem gerekiyordu. Ve ağladım. Mektubun ilk satırlarında ağladım. İlerledikçe daha çok ağladım. Bittiğinde de, başa dönüp yeniden okumak istediğimde de... Kaldı ki gerçekten öyle yapmayı planlıyorum. Tekrar ve tekrar, belki de ezberleyene kadar okurum. Kolay da olur; tanıdık satırlar olduğu için... kendimi gördüğüm için... R.'yi sevdiğim için. Sevmeye devam ettiğim için. Uzun süre bu mektup dışında başka bir kitabı elime almak istemiyorum. Yalnız bu, sadece bu mektubu okumak istiyorum. "— artık dünyada senden başka sevecek kimsem kalmadı. Ama sen benim için kimsin, beni hiç, hiç tanımayan, suyun yanından geçer gibi yanımdan geçip giden, taşa basar gibi üstüme basıp geçen, daima giden ve gitmeye de devam eden ve beni sonsuz bir bekleyişe terk eden sen?"

Satranç
10/1019.10.2018

Baskı: Satranç

"Sabahtan geceye kadar bir şeyler beklenir, ancak hiçbir şey olmaz. Beklenir durulur. Hiçbir şey olmaz. Beklenir, beklenir, beklenir; düşünülür, düşünülür, şakaklar ağrıyana kadar düşünülür. Hiçbir şey olmaz. Yalnız kalınır. Yalnız... Yalnız..."

Aytaşı
8/1016.10.2018

Baskı: Aytaşı

Vay, vay, vay!!! Ciddi anlamda başa çıkılması zor bir kitaptı. Böyle diyorum çünkü aşırı derindi. Yoğunluğu altında sizi eziyor ama bir yandan o merak duygusunu öylesine etkileyici bir şekilde işlemeyi başarıyor ki; tüm o ağırlığına rağmen elinizden bırakamıyorsunuz. Ayrıca satır aralarına sıkıştırılmış çok dahiyane espriler vardı, birçok kez beni güldürmeyi başardı. Anlatımı gerçekten büyüleyiciydi. Belki biraz sıkıcı olduğu idea edilebilir bir eser olabilir ama aslında oldukça kendine bağlayan bir yapıya sahip. Son olarak, kitabın başında sarf edilen bu cümlelerin -bitimine kadar- asıl yapmak istediğiniz şeye dönüşeceği konusunda garanti veriyorum. Daha en başında insanın ruhuna işleyecek bu sıkıntıyı hissetmiş, sonuna kadar da sürekliliğini koruyacağını öngörmüştüm. Kitap boyunca kılavuzum olmayı başardı. Bay Franklin birden, "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. "Şu elması bataklığa fırlatıp sorunu çözüvermek gerek diye düşünüyordum efendim." dedim.

Faust
6/1003.10.2018

Baskı: Faust

"Kim hissedebilir ki, Nasıl deşip durduğunu İçimi ıstırabın? Zavallı yüreğimin burada yaşadığı korkuyu, Uğruna titrediği, ne istediğini Sadece sen bilirsin, yalnızca sen! Nereye gidersem gideyim, Ne acı, ne acı, ne acıyor Göğsümün şurası! Ben, ah, yalnız kalır kalmaz, Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyorum, Kırılıyor içimde kalbim"

Uğultulu Tepeler
10/1027.09.2018

Baskı: Uğultulu Tepeler

Okurken oldukça yoğun hisler içinde boğulur bir vaziyetteydim. Uğultulu Tepeler o kadar derin ki... Yüreğime bir ağırlık çöktü adeta, ne yapacağımı şaşırdım. Başlangıçta karakterler konusunda bir karmaşa yaşamıştım ama daha ilk yüz sayfaya gelmeden olayı kendi kafamda çözmeyi başardım. Buna rağmen beni bütünüyle kendine bağladı. Aslında fazla söze gerek yok ^^ Başucu kitabı olmalı! Her karakterin ayrı ayrı nedenleri vardı ve her şey daha farklı olsaydı: Tüm mutluluklarıyla yaşamaktan geri durmayacakları huzurlu hayatları olacaktı her birinin... Lakin söylemeden geçemeyeceğim bu fitili ateşleyen Catherine'in kendisi oldu. Domino etkisini başlatan o küçük taşı deviren ondan başkası değildi! Heathcliff'in lafıyla: Kendi yüreğine ihanet etti. Yani burada illa suçlu olarak addedilecek biri varsa, sadece o olmalı bence. Linton'a da kızamadım. Çünkü biliyorum ki istediği asla bu değildi. Sadece sevilmek isteyen birine nasıl gocunabilirim ki... "Ondan büyüğüm, biliyorsun. Hem daha akıllıyım ve ona kıyasla daha az çocuksu yanlarım var, değil mi? Azıcık huyuna gidersem her dediğimi yapacaktır... İyi olduğu zamanlarda çok şirin, çok tatlı oluyor. O benim olsaydı nasıl da el üstünde tutardım..."

ÖncekiSayfa 2 / 8Sonraki