
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İçimde Kim Var
Çok sevdiğim şarkıların hiç sevmediğim Orson awelles'le harmanlandığı bir güzelleme. Yekta Kopan'ın öykücülüğünden sonra bu ilk romanı da ilgiyi hak ediyor. Özellikle Barış Bıçakçı romanlarını sevenlere tavsiye ederim.
Baskı: Yanık Saraylar
Fena saykodelik, düz yazı ile şiir arası sayıklamalar.
Baskı: Memurun Ölümü : Bütün Öyküleri 1 (1880-1884)
Gözlem gücüyle etkileyen insan hikayeleri.
Baskı: Amat
Osmanlı denizci tabirleriyle okumayı zorlaştırsa da sembolik anlatımlarıyla enfes bir roman.
Baskı: Hayalet Ağrı
Orta yaş arifesinde geçmişle hesaplaşmanın Alper Canıgüzvari bir hikayeyle harmanlanması gibi olmuş. Ayça Şen'in mizahına önceki romanındakine, radyo programlarındakine nazaran çok fazla rastlanmıyor. Ama oldukça akıcı, direkt kafanızın içinde Ayça Şen Başkan'ın sesini duyuyorsunuz.
Baskı: Malafa
Hakan Günday'ın okuduğum kitapları arasında en gerçekçi ve en az aforizma kullandığı kitabıydı. Özellikle kuyumcu jargonunu tüm kitaba yedirmesi son derece başarılı. Vaktinde DOT'un sahnelediği, kitaba nazaran farklı son içeren oyununun uyarlamasını da Günday yazmıştı, izleme imkanım olmadı maalesef.
Baskı: Kelebek
Filmi epey övgüye mazhar olduğu için, açıkçası uzun zamandır filmini izlemeden önce okumayı istediğim bir kitaptı. Bugün nihayet kitabı bitirdim; üstüne büyük bir hevesle filmini seyrettim. Böylesine akıcı ve karakter odaklı bir kitabın, sadece hikayeye yüzeysel bir şekilde odaklanmış bir filme uyarlanmasının hayal kırıklığı içindeyim.
Baskı: Elveda SSK
Ön sözdeki,kitabın basım öncesindeki yaşananlarla ilgili bölüm, kitaptan çok daha iyiydi. Kitabı okuyunca da keşke bu kadar mücadeleye değseymiş diye düşündüm. İlk defa bir Ferhan Şensoy kitabında hayal kırıklığına uğradım.
Baskı: Ender'in Oyunu (Ender, #1)
Battlestar Galactica severlerin bayılacağını tahmin ettiğim, siyasi ve psikolojik yönleriyle saran, adaşımın hikayesi. Çevirisiyle ilgili epey eleştiriye rastlamıştım,orijinalinden okumaya niyetliydim ama çevirmenlerinden birinin Kaan Çaydamlı amir olmasından dolayı altıkırkbeşlik baskısına şans verdim. Çeviri, imla, dizgi hataları ne yazık ki gırla gidiyor. Kitabı bu şekilde okumayın derim.
Baskı: Son Kuşlar
Yazarları kronolojik okumayı severim. İlk kitabından sonra son yazdıklarından birine atlayınca gençliğinde ümitli bir insanın buruk bir yaşlılığıyla karşılaştım. Özellikle İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan Bedri Rahmi Eyüpoğlu sonsözüyle biten baskısını tavsiye ederim. "Söz vermiştim kendime: Yazı bile yazmayacaktım......Yazmasam deli olacaktım."
Baskı: Franny ve Zooey
Açıkçası Ömer Madra çevirisi diye atladım, Glass ailesinin fertleri yoruculuğuyla anca 39 günde bitirebilmişim. Aslında zaten bitmeyen, bir döngüde devam eden bir kitap.
Baskı: Kazancı Yokuşu
Ferhan Şensoy'un 1978'de yayımlanan bu ilk kitabını 2012'de yayımladığı "Başkaldıran Kurşunkalem"in 48. bölümünden itibaren okumaya başlarsanız şaşırtıcı bir şekilde en ufak bir üslup farkı veya acemiliğe rastlamıyorsunuz. Romanda Kazancı halkının haklı mücadelesine karşılık olarak 12 Eylül arifesindeki devletin koyduğu tavır, 2013 model demokratik devlet düzenini aratmıyor ne yazık ki. 1977'in ilk aylarını baharı beklemekle geçirirlerken 1 Mayıs sabahına uyanıyorlar, gerisini anlatmayayım. Baskısı zor bulunuyor, bir yerde rastlarsanız kaçırmayın. Hem Yaşar Kemal de beğenmiş kitabı, biz beğenmesek ne yazar...
Baskı: Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir
Sezgin Kaymaz'ın gayet akıcı bir dille yazdığı, bir çırpıda okunabilen bir ilk kitap. Spoiler vermek olmasın ama yayınlandıktan 2 yıl sonra vizyona girip vaktinde büyük sükse yapan bir filmle de benzer hikayeyi anlattığını görmek şaşırtıcı (gerçi aynı temaya yakın bir de 1990'da çekilmiş kült bir film daha var) Denge mevzuları, çay müptelalığı, bir de bu tarz bir kitaptan beklemediğim Aspendos gibi karakteriyle epey sardı.
Baskı: Cehennem Çiçeği (Alper Kamu, #2)
Afili Filintalar'ın son dönemde yarattığı hayal kırıklığından sonra umutsuzluğu yıkan bir kitap olmuş. İçindeki "Karanfil Kız" hikayesive sonu ile Canıgüz'ün önceki kitaplarından daha çok beğendim.
Baskı: Kaldırım Mühendisi
Rant uğruna şehrin dokusunu katledenler kara mizah eşliğinde anlatılmış. Mehmet Artemel gibi bir hocanın öğrencisi olmak isterdim ama sanki Yılmaz Özdil yazısı okuyormuşum gibi yazarlığı beni sarmadı. Yine de Gezi direnişine cuk oturan bir bölümüyle de beni tavladı: "Doğrudur, İstanbul'un şekilsiz bir kente dönüştürülmüş olduğu aşikar. Fakat bu şehirde öyle bir sabır vardır ki asırlar alır küpünden taşırmaya, ama ah bir kızdı mı, o Akdeniz mizacı yok mudur! Ne tencere kapağı kalır, ne bardak, çanak. Yakaladığını fırlatır, atar, alaşağı eder adamı. İstanbul'da sanıldığının aksine insanın kendi nefsine hakim olması gerekiyor. İnsan kendini İstanbul'dan büyük görüp ona tahakküm edebileceğini sandığı anda bu sessiz dilber öyle beklenmedik bir darbe vurur ki neye uğradığınızı anlayamazsınız. Onun gizemini hiç ama hiç kimse çözemez. Birçok kral, birçok sultan onu fethettiğini, sırrını çözdüğünü zanneder, ama ancak iş işten geçtikten sonra anlar ki ruhunu elde edebilmeye bir o kadar uzakmış....."
Baskı: Kaiken
Grangé genelde iyi bir kitabından sonra kötü bir kitap yayınlıyor. Bu sefer de "Sisle Gelen Yolcu" gibi süfer bir kitap sonrasında az çok aynı durumla karşılaşıyoruz. Yine oryantalist bir bakış açısı kullanmış, suşiden girip katanadan çıkmış. Spoiler vermeden anlatmak zor. İlk yarısı için klişelerden dolayı ancak 4 puan verebilirim, ikinci yarısında biraz toparlıyor, sonu ise klasik bir Grangé hayal kırıklığı. Hikaye içinde yazarın karakter tasvir üslubu sanki okur için değil de bir yönetmenin rolüne adapte olması için oyuncuya verdiği sufleler gibiydi. Yine de bir sonraki romanı için de umut verici.
Baskı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü
5 yıl önce Devlet Tiyatroları'ndaki uyarlamasını izlemiştim, meğer konuya vakıf olmak yetmiyormuş. Tanpınar, yarattığı karakterleri derinlemesine yazmış, resmen kanlı canlı insanları anlatmış. Bir nebze kara-komedi olarak adlandırabileceğimiz metninde dramı ilmek ilmek işlemiş. Sırf bu yüzden Huzur'u okumaya korkuyorum. Tek kelimeyle de özetlemem gerekirse: Psikanaliz!! :)
Baskı: Ruhi Mücerret
Murat Menteş'in ilk iki kitabını çok sevmiştim. Sıfır beklentiyle okumama rağmen hayal kırıklığına uğrattı bu kitap beni. Kendini ziyadesiyle fazla tekrar etmiş, zorlama benzetmelerle kötü bir taklidini yaratmış. Öncekilerini bir solukta okumuşken, Ruhi'yi bir ayda sıkıla mıkıla zor bitirdim.
Baskı: Efrasiyab'ın Hikayeleri
İhsan Oktay Anar yine oldukça gırgır hikayeler yazmış; ilk iki kitabına nazaran daha az cezbediyor. Ama ilk defa bu kitabında günümüze yakın tarihlerde hikayeler yer alıyor; hatta Avrupa'dan ve Amerikan popüler kültüründen gelenleri de göze batmayacak şekilde Anadolululaştırıyor.
Baskı: Troya'da Ölüm Vardı
Bilge Karasu'nun ilk kitabı birbirine bağlı hikayelerden oluşuyor. Yazıldığı yılın ötesinde... Özellikle son iki hikaye için okunmalı.
Baskı: Tante Rosa
Çağdaşları kadınların doğululuktan batılılığa geçiş evresi üzerinde kafa yorarken; Sevgi Soysal, batının içinde halihazırda kimlik sıkıntısı yaşayan Rosa'nın birbirine bağlı özgün hikayecikleriyle bambaşka bir noktada duruyor. "...Çıplaktık, yürüyorduk, utanmayı öğrenmemizle unutmamız bir olmuştu, çıplaktık, yürüyorduk. Kimin sınava girdiği unutulmuştu, çıplaklık unutturucudur. Biz unutmak için, kaçmak için soyunanlardandık, kaçmak için. Oysa hatırlamak için soyunulur, hatırlamak için, yüzyıllardan beri unutulanları hatırlamak için......"
Baskı: Yağmur Kesiği
Dinin, dilin insan içinde birleştiği ve bunu büyük bir doğallıkla yansıtan, dumanlı hikayeler. Yalnız, dili herkese uygun değil.Mesela sayın kültür-turizm bakanımız Ertuğrul Günay'a tavsiye etmem. Yücel'in oynadığı dizilerden ziyade, yaptığı stand-up'ları, yazıp yönettiği filmleri bilenlerin yabancı hissetmeyecekleri bir üslup söz konusu.