
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Mavi Büyü - (Bloodlines, #3)
çok sevdiğim bir serinin çok güzel bir kitabı daha. açıkçası puanı sırf karakterlerine hayranlığımdan veriyorum. yoksa VA'ya göre sönük ve yavaştı. daha sıkıcıydı. altın Zambak'tan daha güzeldi ama VA gibi değildi ya. strigoisiz richelle mead kitabı olmamalı. onların üzerimde yarattığı etki çok korkunç. o yüzden çok seviyorum onları. Dimitri'yi her halinde severdim yani. adrian'ı da o kadar sevmiyorum üstelik. adrian Dimitri kadar kontrollü ve mükemmeliyetçi değil. sydney'in karşısında zayıf duruma düşüyor. tamam Dimitri'nin de zayıf birkaç anını gördük ama adrian'ınkiler çok canımı sıktı. Sydney de acayip sevdiğim bir karakter ama benim iyi dövüşebilen kızlara düşkünlüğüm var. ve sydney dövüşemiyor. ama zekasını takdir etmem lazım. gerçekte çok zeki. çözülecek bir iş varsa Sydney'e bırakın. büyüler cadılar falan iyiydi o kısımlar ama ilk seride takılı kaldım ben.
Baskı: Masumiyetin İçin Savaş
tess gerritsen harikalarından biri daha! kadın ne kadar harika yazıyor ya. cidden insan elinden bırakamıyor. hem sürükleyici, meraklandırıcı, aksiyonlu. yani sanki katil hemen arkandaymış gibi hissediyorsun. ve katili ne kadar bulmaya çalışsam da tutmuyor. ne kadar beklenmeyen kişiyi atsam da kafamdan tutmuyor. tutturanlar var mı diye merak ediyorum. açıkçası okuyanların %90'ının tutmuyordur heralde. öyle şaşırtıcı oluyor yani. sön bölümlere kadar işte katil işte katil diyoruz ve sonra bambaşka biri çıkıyor. üstelik diğer cinayet romanlarının aksine cinayet sahneleriyle insanın içini de sıkmıyor. okuyun yani bu kitabı. tavsiye ederim.
Baskı: Mekanik Prens (Cehennem Makineleri, #2)
birinci kitaptan daha güzeldi bu kitap. sanırım bunun will'le bir ilgisi var çünkü her ne kadar onu çok sevsem de davranışları çok sinirimi bozuyordu ve nedenini öğrenmiş olduk. tabi bu onların tessa'yla mutlu sona erişmesini falan sağlamadı. kapağından da anladığımız üzere tam bir jem kitabı oldu. üçüncü kitapta gerçekten zor bir seçim bekleyecek tessa'yı. her neyse sonuç olarak çok meraklandırıcı bir yerde bitti. acilen mekanik prensesi almam lazım.tavsiye ederim.
Baskı: Mekanik Melek (Cehennem Makineleri, #1)
bir tane daha cassandra clare harikası. yani sayılır. will o kadar kaba ve soğuk biri olmasaydı on vereceğim kesindi. kabul ediyorum o bir puanı sırf Will'in tessa'ya söyledikleri için kırdım. okurken ben bile kızardım resmen. tessa şu ana kadar okuduğum kitap karakterlerinden en kibarı ve en zekilerinden biridir sanırım. gerçekten tessa'yı çok sevdim. bazen gerçekten çok meraklı biri olsa da meraklı olmak iyidir ya. will'in ve jem'in ondan hoşlanmasını sağladığına eminim. ah, evet bir de jem var. kibar, iyi huylu, will'e katlanabilen sayılı insanlardan biri ve de tessa'dan hoşlanan diğer kişi. team will olmama rağmen jem'i de çok seviyorum ya. hasta olması da çok kötü. onun hakkında bu kadar sempati hissetmeme rağmen will'İ daha çok seviyorum. gerçekten will'in esprilerini seven tek kişi olamam heralde. en sevdiğim karakter olma yolunda hızlıca ilerliyor. ayrıca kitabın 1800lü yıllarda olması da çok güzeldi. insanlar daha kibar, daha ahlaklı ve mütevazi. gölge avcılarını saymıyorum bile. en sevdiğim tür de odur herhalde. uzaylılarla yarışır, ya da mitolojik canlıları öldüren kesimle. kesinlikle okuyun bu seriyi.
Baskı: Ejderha Dövmeli Kız (Millenium, #1)
bana biraz ağır gelmiş olsa bile çok güzel bir kitaptı. o cinayetler falan ilgi çekiciydi benim için. tabi mide bulandırıcı ve dehşet verici sıfatları da var ama yine de çok ilgimi çekti. ayrıca harriet'e ne olduğunu gerçekten aşırı merak etmiştim. ve adam gerçekten zekice çözdü olayı.
Baskı: Hayaller ( Kanatlar, 3 )
sıkıcıydı. bu kitabı böyle özetleyebilirim sanırım. karakterlerini severim falan ama çok yavaş ilerliyordu. perileri çok severim kabul ama dünyada yaşamasınlar. peri ülkeleri daha güzeldir. olurolmaz gibi. ben daha çok canavar daha çok peri istiyordum okul hayatı değil. üstelik David'i de severdim yazık oldu.
Baskı: Gölge Öpücük (Vampir Akademisi, #3)
altı kitabını da bitirmiş yan serisinin dört kitabını okumuş biri olarak hala en favori kitabım gölge öpücük! sonu malum herkesin bildiği gibi çok çok şaşırtıcıydı ve üzücüydü. kabul daha önce bol bol araştırma yaptığımdan spoiler yemiştim ve ne olacağını biliyordum ama hiç bir etkisi olmadı. yani ağlayasım gelmişti resmen. yani ağlamadım tabii ama gözlerim falan doldu. dördüncü kitabına atladım hemen ve dimitride bi değişim olmayınca ben baya bütün seri boyunca öyle falan kalacağını zannetmiştim. koyu bir Dimitri fanı olarak yani kötü zamanlardı.Team Adrian olanların çok fazla olduğunu fark etmeme rağmen ben adrian'ı o kadar sevemedim. daha doğrusu Sydney adrian çiftini rose Dimitri çifti kadar çok sevemedim. rosela Dimitrininki daha destansıydı böyle kavgalar dövüşler falan insanın daha fazla okuyası geliyordu. hele o akademiye baskında nasıl korkmuştum. ciddi ciddi kitap okurken ilk defa korkmuştum. rose tek başına koşarken etrafından sesler falan geliyor ama onun durmaması lazım falan böyle çok aksiyonluydu. kanbağı serisinde bulamadığım buydu sanırım. aksiyon. karakterlerinin hepsini tek tek sevsem de VA kadar iyi değildi. christian'sız olmaz tabii. lissa'ya bayılmazdım tabi ama rose'la çok iyi arkadaşlardı. kim istemez ki öyle bir arkadaş? o yüzden VA benim favori serim. Sydney'i çok severim ama üzgünüm rose daha iyi bir karakter. ve bu kitapta da baya strigoi'yi şişlemişti nasıl sevmem?
Baskı: Efsane (Efsane #1)
aslında benim için oldukça akıcı ve güzeldi ama hikayesi biraz basitti. yani hikayede beni rahatsız eden çok şey vardı. on beş yaşındaki iki çocuğun o kadar yetişkin insanı etkisiz hale getirmesi onları kandırabilmeleri biraz komik geldi. tamam onlar çok zekiler ve de en yüksek puanı alan iki kişiler falan ama daha on beş yaşındalar ya. ben de on beş yaşındayım sonuçta limitleri biliyorum. ve o kadar iyi dövüşmeleri için iyi bir eğitim almaları gerekirdi. almış olabilirler tabi ama dayin fakir bir ailesi vardı ve onlara hiç bir şekilde eğitim verilmediğine eminim. bunun gibi bir sürü detay aklıma takıldı ve o konular çok baştan savma geçmişti. cumhuriyet diye şimdiki cumhuriyet yönetimiyle hiç alakası olmayan bir yönetim şekli var ve ben onunla ilgili hiçbir şey oluşturamadım kafamda. sürekli aklıma uyumsuz geldi ve haliyle onunla karşılaştıra karşılaştıra bu kitap basit geldi. ayrıca, o day'le june ne ara aşık oldular ya?? üstelik on beş yaşında olmalarına da çok takıldım. umarım diğer kitaplarda birkaç yaş büyüyebilirler. ne biliyim bir yıl sonra falan desinler. doğru düzgün bir planları olsun. gerçi okuyacağıma emin değilim ama öyle olsa iyi olurdu. neyse o kadar kötü şey söylememe rağmen kitap kötü değildi aslında. dediğim gibi akıcıydı. kız karakteri sevdim. bilmişlik taslayan ve etrafındakilerden daha zeki olan karakterleri seviyorum. özellikle kız olanları. yani bence okuyun bu kitabı ama çok büyük bir şey de beklemeyin ben beklemiştim çünkü.
Baskı: Direniş (Lux, #5)
bu kadar sevdiğim bir seriye dokuz vermeye utanıyorum açıkçası. ama hepsine on vermişken buna dokuz verdiysem Jennifer utansın. ilk melez sözleşmelerinin finalini yapmışken, o kadar muhteşem bir final kitabı okumuşken bu kitaptan beklentim o kadar yüksekti ki. avcıdaki gibi büyük bi savaş ve heyecan beklerken ben katy'le deamon savaşta doğru düzgün savaşmadılar bile. alex savaşın tam ortasındayken katy öööyle kenardan izledi. tamam bazı hareketlerini takdir ettim. malum kişiyi öldürmesi ve başka bir malum kişiyi kötü taraftan iyi tarafa geçirmesi gibi-deamondan bahsetmiyorum bu arada onun iyi olacağı belliydi zaten-. ama yine de biraz basit bi kitap olduğunu düşünüyorum. en büyük umudum yan serisinin çıkması ve luc'un oynaması. o çocuğu çok seviyorum yaa. çok zeki ve köken. köken yani başka bişey dememe gerek var mı? hiç kimseden böyle bir istek ya da ihtimal duymamış olmama rağmen seth'in kitabı çıkıyorsa luc'unkinin de çıkacağını umuyorum. en sevdiğim kökenin şöyle sevdiği biri çıksa fena mı olurdu? Jennifer'a not: o kadar aşk kitabı çıkaracağına lütfen otur da bir tane yan seri yaz. luc olsun içinde.
Baskı: Demir Kız (Demir Periler Serisi, #2)
ilk kitabını ilk okuduğumda idare eder demiştim. ikinci kez okuduğumda hatırladığımdan daha güzelmiş demiştim ve üçüncü kez okuduğumda da çok sevdiğimi fark ettim. bu yüzden de hemen bu kitabına başladım ve iyi ki de başlamışım. perileri nedendir bilmem çok seviyorum. hem vampirler gibi çok fazla kullanılmayan hem de eğlenceli bir konu.yazarın perilerin yaşatma mantığını da sevdim. mesela eskiden bilim o kadar önemli değildi , insanlar teknolojiyle alakalı değildi ve bu yüzden de periler güçlüydü. şimdiyse insanların teknoloji merakı yüzünden hayallerinin bile teknoloji olması yüzünden periler ölüyor ve yerine demir periler geliyor bence oldukça mantıklı. yani doğaüstü için mantıklı. bir de sürekli yeni yaratıklarla -ya da türlerle diyelim- karşılaşıyoruz ki bu en çok sevdğim şeydir. percy Jackson'ı çok sevme nedenlerimden biri. grimalkin diye konuşan bir kedi , onları öldürmeye çalışan küçük boylu adını hatırlayamdığım şeyler falan kitabı çok ilginç yapıyor. başka sevdiğim şeyse böyle vıcık vıcık aşk olmaması. bazı kitaplarda mesela hemen aşık oluyorlar birbirlerine itiraf ediyorlar da küçük sebeplerden ayrılıyorlar. aşk kitaplarında sevmediğim şey. bunlarınsa yasak aşk olduğu için ve bir araya gelmeleri için bir sürü şey feda etmeleri gerektiği için aşkları insanın daha çok hoşuna gidiyor. ilk kitapta ash'ten nefret etmiştim. çok soğuk , konuşma özürlü ve sinir bozucu biriydi. ama açıkçası meghan'ı kış divanına götürdüğü için memnun oldum. çünkü başlarda kitabın son sayfasını okuyup o vıcık aşklardan birisi olduğunu sanmıştım. iyi ki değilmiş. bu kitabın başında da soğuk biriydi.yine de kız da herkesin önünde aşkını itiraf etmişti ve sırf bu yüzden kitabı kapatıp yarım saat ara vermiştim. daha sonra kız daha güçlü biri oluyor ve ash'in bayağı bir hayatını kurtarıyor. bu yüzden bu kitabı daha çok sevdim. iki üç saatimi üçüncü kitabı araştırarak geçirdim ve kesinlikle tavsiye ederim.
Baskı: Buz Öpücük (Vampir Akademisi, #2)
bu kitaba on puan vermemi sağlayan şeylerden biri adrian diğeri de o sonlardaki strigoi sahnesidir heralde. aslında adrian hakkında çok fazla sahne yoktu ama daha önce onun hakkında o kadar şey duymuştum ki tanıştığıma çok sevindim artık. o strigoi sahnesinin sonu her ne kadar mutlu bitmemiş olsa da kitabın en aksiyonlu yeriydi ve aksiyonlu yerlere bayılıyorum. gerçekten, başları biraz sıkıcıydı o yüzden. o, kayak yerleri falan çabuk bitmedi benim için ama on puanı hak ettiğini düşünüyorum. sonuçta bu yorumu yazmadan önce defalarca okumuşluğum var o sahneleri.
Baskı: Safkan (Melez Sözleşmeleri, #2)
birinci kitabına göre daha güzeldi bana kalırsa. her ne kadar aiden'ı daha çok sevsem de seth sahnelerinin fazla olması beni rahatsız etmedi. seth'in yeri de ayrıdır bende.onun dışında catskills sahnelerini çok sevdim. hem çok komik hem de çok harika yerleri vardı. alex'in telly'nin önünde yaptığı çok etkileyiciydi. devam kitaplarının daha iyi olacağına eminim.
Baskı: Beni Bırakma (Bana Dokunma, #2)
Kitap genel olarak güzeldi aslında ama kıza sinir oldum. Bi adam bi warner karar vermedi gitti. O kadar yeteneği var savaşta işine yarayabilecek ama tek yaptığı kendine acımak. Yani kitap iyiydi ama ilki daha iyiydi.
Baskı: Athena'nın İşareti (Olimpos Kahramanları #3)
serinin en güzel kitabıydı. sadece olimpos kahramanlarının değil bütün Percy Jackson ve olimposluların da toplamında en güzeli buydu. Neptün'ün oğlunda yedi melezin birleşeceğini duyduğumda o kadar sevinmiştim ki hemen diğer kitaba başladım. tahmin ettiğim gibi harika bir birleşme oldu ama sevmediğim yerler de vardı. annabetin yalnız kalması , leo'nun baya yalnız biri olması Hazel'in kimi seçeceğinin belli olmaması biraz kötüydü. gerçi tüm kitabın iyi olmasını bekleyemeyiz ya. neyse sonu da çok şaşırtıcı bitti ve sınavlar bittiği an hades'in evine başlayacağım.
Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)
Başları güzel gidiyordu ama sonra deryal affedilemez bir şey yaptı. Kız onu affetti ama ben olsam asla affetmezdim. Kitap karakterleri bir sürü hata yaparlar ama mutlaka affettirirler ama bu asla affedilemez. Ne kadar pişman olursa olsun. Sırf onun yüzünden bu kadar düşük puan verdim.
Baskı: Elit (The Selection, #2)
karakterlerin hepsini teker teker dövmek istedim. özellikle amerikayı. yok aspeni ya da maxonı seçmeden önce zamanı varmış yok hangisini seçeceğini bilemiyormuş. başka kızlar birbirlerini geçmek için ne kadar uğraşsınlar bizimki uyuz uyuz dursun. bütün kitap boyunca amerikaya kızdım erkeklere de kızdım ama amerikayı öldürmek istedim. bu kadar kötü yorumdan sonra 8 puan fazla gibi geldi ama 7 de veremedim nedense. karakterler dışında güzeldi aslında.
Baskı: Altın Zambak - (Bloodlines, #2)
birinciyi bulamayıp direk ikiden başlamak zorunda kaldım. Baya birşeyler kaçırmışım anlaşılan ama karakterleri tanıdığımdan çok zor olmadı. sydneyle adrian gibi farklı iki kişiliğin birbirine nasıl aşık olacağını merak ediyordum ve çok güzel bir şekilde öğrenmiş oldum. bi de sonu öyle bitmeseydi...
Baskı: Beni Seç (The Selection, #1)
kitap sıkıcı değildi aslında. eğlendiğim yerler de vardı ama kitap karakterlerinden hiçbirine ısınamadım. america maxon aspen hiçbiri etkilemedi beni. hatta onlara bol bol sinir oldum. ama yine de kitap akıcıydı bence. kurguyu sevdim yani karakterleri değil.